istihrâc etmişlerdir. Ve esâs-ı binâsın mühendisîn-i halef istihkâm etmişlerdir …
Hulâsa-i kelâm vaz‘-ı binâsın hukemâ-yı selef istihrâc etmişlerdir. Ve esâs-ı binâsın mühendisîn-i halef istihkâm etmişlerdir kim misl-i kablehâ ve ba‘dehâ nazîri binâ olunmamışdır. Ve ol kadar vâsi‘ kal‘a-i azîmdir kim Kostantîn binâ etdükde üç yüz altmış altı kapu etdi. Ebü'l-feth-i Meğâzî feth edüp yigirmi yedi bâbın alıkoyup mâ‘adâsın mesdûd eyledi. Hâlâ sedd olan kapu yerleri cânib-i selâsında aşikâredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… ‘ tûlu ve arzı hatâyî kâğız üzre bir levhalı tuğra-yı garrâ tahrîr etmişdir kim
selef
hattâtları etmeyüp bu dahi levha-i azîm üzre müzehheb ve lâciverdî ile hâlâ Mıs …
Ve hüsn-i hatda ferîdü'd-dehr olduğundan beş zirâ‘ tûlu ve arzı hatâyî kâğız üzre bir levhalı tuğra-yı garrâ tahrîr etmişdir kim selef hattâtları etmeyüp bu dahi levha-i azîm üzre müzehheb ve lâciverdî ile hâlâ Mısır'ın Gavrî dîvânhânesinde durur. Bu hakîr dahi bu tuğra-yı Murâd Hân'ın zîrinde bir levha üzre ism-i çâr-yârı Karahisârî tarzı üzre tuğra-yı garrâ-misâl tahrîr edüp bir Fâtiha ricâ eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı âhar: Pehlivân Hacı Süleymân'dan ve Sarı Solak'dan ta‘lîm edüp kemânkeşliği kemâline ergürdükde Okmeydânı'nda yıldız rûzgârı ayağından lodos üzre atdığı ok menzili ki Tekye-i tîr-endâz kurbünde bir mermer amûd üzre müzehhebli târîhi var. Alimallâh Okmeydânı'nda selef pehlivânlarının alâmetinden geçgin menzildir. Allâhu a‘lem Tozkoparan menzilinden sonra Murâd Hân menzilidir. Kara Lenduhâ ve Bâyezîd Hân ve Hattât Şeyh ve Şücâ‘ ve Demir Delisi ve Mısırlı Düveydâr menzillerinden yetmiş gez ileri yetmiş menzildir ve sâhib-i şasta yetişmişdir. Zeber-desti bir kerre Tokat Bâğçesi'nde bir hımârın cıdav yerinden bir tîğ-ı âteş-tâb nice çaldıysa hımârın döşünden şemşîr sâf u perrân çıkdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72b ·
metinde göster ·
… mâ‘adâ niçe yüz tekyelerde matbah-ı Keykâvûslar vardır. Ammâ imâret-i selâtîn-i
selef
bunlardır kim beher yevm ilâ-hâze'l-ân merreteyn fukarâ ve mesâkîne ve pîr [u] …
Bunlardan mâ‘adâ niçe yüz tekyelerde matbah-ı Keykâvûslar vardır. Ammâ imâret-i selâtîn-i selef bunlardır kim beher yevm ilâ-hâze'l-ân merreteyn fukarâ ve mesâkîne ve pîr [u] cüvâne ve âyende vü revendeye birer nân-pâresiyle birer tâs şûrbâsı ale'd-devâm mebzûldür. Bu hakîr elli bir senede on sekiz pâdişâhlığ u kırallık yer seyâhat etdim, bu mertebe manzûrumuz olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
[iki] yüz on sekizinci fasıl / Şehr-i Makdonya-yı kadîmde ne kadar selâtîn-i
selef
ve gayrı vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân [u] eşrâf, hayrât [u] hasenâtlarından mussan …
[iki] yüz on sekizinci fasılŞehr-i Makdonya-yı kadîmde ne kadar selâtîn-i selef ve gayrı vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân [u] eşrâf, hayrât [u] hasenâtlarından mussanna‘ târîhli çeşme-i aynü'l-hayâtlar var ise anı bildirir
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 95a ·
metinde göster ·
… n rûşenâ hammâmlar kim İslâmbol'da ve Eyyûb [ve] Galata ve Üsküdar'da selâtîn-i
selef
hammâmlarının cümlesin âb [u] hevâsıyla ve musanna‘ târîhleri ile beyân eder
İki yüz yigirminci fasılŞehr-i Tayyibe'nin âb-ı rûyı olan rûşenâ hammâmlar kim İslâmbol'da ve Eyyûb [ve] Galata ve Üsküdar'da selâtîn-i selef hammâmlarının cümlesin âb [u] hevâsıyla ve musanna‘ târîhleri ile beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 96b ·
metinde göster ·
gelmişler ise teberrüken birer âsâr-ı binâ zamîme ederek cennet-âsâ bir makâm-ı …
Ammâ Ebü'l-feth'den 121a berü ne kadar selâtîn-i selef gelmişler ise teberrüken birer âsâr-ı binâ zamîme ederek cennet-âsâ bir makâm-ı ılliyyîn olmuşdur kim kubbe-i pür-envârı bir ravza-i Rıdvân içinde kalmışdır. Kabr-i şerîfi dehlîzinin revzenleri câmi‘in haremine nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120b–121a ·
metinde göster ·
… âşâ ederler kim ibret-nümâ makdûr-ı beşer olmayan temâşâ-yı garîbeler vardır.Ve
selef
pehlivânlarının okun atup yayın yasanların cümlesi bu tekye önünde medfûnlardır …
Ve pâdişâhlar bu meydânda çetr-i mullamma‘ların kurup cümle pehlivânların âsârların seyr [ü] temâşâ ederler kim ibret-nümâ makdûr-ı beşer olmayan temâşâ-yı garîbeler vardır.Ve selef pehlivânlarının okun atup yayın yasanların cümlesi bu tekye önünde medfûnlardır kim mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
üstâdlarından gördüğü böyledir ve Fütüvvetnâme-i Resûlullâh dahi böyledir. Böyl …
İşte uslûb-ı bî‘at bu hakîrin selef üstâdlarından gördüğü böyledir ve Fütüvvetnâme-i Resûlullâh dahi böyledir. Böylece irşâd olan cân, cihânda selâmet bulup vâsıl-ı rahmet olup âkıbeti hayr olup sa‘âdet-i dâreynde yüzü ak olup alem-i Resûlullâh zeylinde haşr olur. Allâhümme yessîr bi'l-hayr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
Bu bâlâda tahrîr olunan kârhâneler ve cümle emânetler mîrîdir. Anıniçün bir yerde tahrîr olunmuşdur. Ammâ Sultân Murâd Hân tahrîrinde her kârhâne ve âsitâneler ne cânibde ve şâhrâh üzre vâkı‘ olup selef pâdişâhlarından kimin binâsıdır ve kimin ihdâsıdır, cümle kânûn [u] kâ‘ideleri ile tahrîr olunmuşdur. Ammâ hakîr kesret-i kitâbetden kaçup bu gûne müfîd [ü] muhtasar tahrîr etdik. Zîrâ bu kârhâne imâretler cümle ahâlî-i İslâmbol'a ma‘lûmdur. Ammâ inşâ’allâh bu müsevvedâtımız tas[h]îha geçdikde her kârhâne ve hayrâtları mahalliyle tahrîr ederiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153a ·
metinde göster ·
… bir kaç lisâna mâliklerdir, cümleden lisân-ı Latin-i Eflâtîn'e mâliklerdir kim
selef
hukemâlarına ilm-i hey’et üzre te’lîfâtlarında Kitâb-ı Atlas ve Minor ve Coğrâf …
Esnâf-ı hartacıyân: Nefer 15 ve dekâkîn sekiz, bu tâ’ife cemî‘i ulûm-ı garîbe ve acîbeye mâliklerdir ve bir kaç lisâna mâliklerdir, cümleden lisân-ı Latin-i Eflâtîn'e mâliklerdir kim selef hukemâlarına ilm-i hey’et üzre te’lîfâtlarında Kitâb-ı Atlas ve Minor ve Coğrâfiyye ve Papamonta misilli kitâbları okuyup cemî‘i rû-yı zemînde olan Karadeniz'i ve Akdeniz'i ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Okyûnûs'u ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Süveys'i ve Bahr-i Harez'i ya‘nî Gîlân Denizi ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Hürmüz'ü ve Halîc-i Bundukân'ı ve Bahr-i Van'ı ve'l-hâsıl cümle ebhurları ve halîcleri ve tur‘aları ve bu deryâlara mahlût olan nehr-i azîmleri ve rû-yı arzda olan dağ ve taşları cümle tasvîre getirüp hey’etle yazup gemicilere fürûht ederler kim cemî‘i keştîbânların bu ilm-i harta cânlarıdır. Zîrâ sekiz rûzgâr ve yetmiş kerte üzre ne diyâra gideceğin ve ne cezîreye uğrayup ol limana karîb sığ mıdır ve dökündülü taşlık mı ve kumsal mı ve amîk mi ve a‘lâ yatak liman mıdır? Cümle bu hartalarda mastûr olup re’îsler bu hartılar ile amel edüp Bahr-i Ummân'da mellâhlık ederler, ilm-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163a ·
metinde göster ·
pehlivânlardan Şâhnâme'de yazduğı üzre Sâm ü Nerîmân'ı ve Zâl ü Köstehem'i ve R …
Ve selef pehlivânlardan Şâhnâme'de yazduğı üzre Sâm ü Nerîmân'ı ve Zâl ü Köstehem'i ve Rüstem [ü] Efrâsiyâb'ı ve Şagât'ı ve Pîjen-i Menûçehr'i ve Ferîdûn'u ve Demirci Kâve ve Dahhâk'ı bu pehlivânları dahi eyle tasvîr edüp yazarlar kim her biri gûyâ birbirlerine hamle etmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
pâdişâhlarının ve niçe mürsel peygamberlerin ve bî-hisâb kal‘aların ceng [ü] ci …
Bâlâda tahrîr olunan cümle pehlivânların ve selef pâdişâhlarının ve niçe mürsel peygamberlerin ve bî-hisâb kal‘aların ceng [ü] cidâllerin ve deryâda keştîlerin agreb ü garâyibden harb [ü] kıtâllerin evâyil-i eyyâm üstâdlarının sihr-i i‘câz ve pesendîde ketebeli kalemleriyle iri İslâmbol tabakı kâğız cermleri üzre yazılmış tasvîrleri cild cild rû-yı dükkânına dizüp âyende ve revende gelüp tâli‘ dutup bir akçe verüp bu tasvîrlerden fâl açup, ceng [ü] cidâl mi gelir yâhûd Yûsuf ü Züleyhâ mı gelir ya Leylâ vü Mecnûn ve Ferhâd ü Şîrîn ve Varka [ü] Gülşâh mı veyâ selef sâhib-kırânlarının birbiriyle muhâsemeti ve ayş [u] işretleri gelüp ana göre;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… leyhâ mı gelir ya Leylâ vü Mecnûn ve Ferhâd ü Şîrîn ve Varka [ü] Gülşâh mı veyâ
selef
sâhib-kırânlarının birbiriyle muhâsemeti ve ayş [u] işretleri gelüp ana göre;
Bâlâda tahrîr olunan cümle pehlivânların ve selef pâdişâhlarının ve niçe mürsel peygamberlerin ve bî-hisâb kal‘aların ceng [ü] cidâllerin ve deryâda keştîlerin agreb ü garâyibden harb [ü] kıtâllerin evâyil-i eyyâm üstâdlarının sihr-i i‘câz ve pesendîde ketebeli kalemleriyle iri İslâmbol tabakı kâğız cermleri üzre yazılmış tasvîrleri cild cild rû-yı dükkânına dizüp âyende ve revende gelüp tâli‘ dutup bir akçe verüp bu tasvîrlerden fâl açup, ceng [ü] cidâl mi gelir yâhûd Yûsuf ü Züleyhâ mı gelir ya Leylâ vü Mecnûn ve Ferhâd ü Şîrîn ve Varka [ü] Gülşâh mı veyâ selef sâhib-kırânlarının birbiriyle muhâsemeti ve ayş [u] işretleri gelüp ana göre;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… esnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi
selef
pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim v …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… e câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır.
Selef
pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… suhûniyyet üzredir. Ammâ sermâb halt edüp mu‘tedil olur. Cerebe gâyet nâfi‘dir.
Selef
pâdişâhlarından üzerine bir kubbe-i azîm ve câmekân ve bir havz-ı kebîr inşâ et …
Menzil-i karye-i Ilıca-i germâb-ı nâfi‘: Erzurûm kazâsının cânib-i garbîsi tarafında bir ılıca-i ibret-nümâdır. Lâkin her sene elbette birer âdem gark olur, ammâ gâyet nâfi‘dir. Âbı gâyet suhûniyyet üzredir. Ammâ sermâb halt edüp mu‘tedil olur. Cerebe gâyet nâfi‘dir. Selef pâdişâhlarından üzerine bir kubbe-i azîm ve câmekân ve bir havz-ı kebîr inşâ etmişler. Âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bunda Müsellem Mustafâ Ağa, paşaya bir mücevher eğerli bir küheylân at ve bir semmûr kabaniçse ve bir cevâhir tîrkeş ve bir mücevher kılıç ve cevâhirli hançer ve mücevher ve murassa‘ kuşak ve on aded müsellah küheylan atlar üzre kâkülleri perîşân Gürcî mahbûbları ve elli aded kerûke (?) zireh ve kolçağ ve serpenâh getirüp paşaya hedâyâ verdi. Ve cümle üç yüz yetmiş aded gılmân-ı hassâlara birer kat sâye çuka ve akmişe-i fâhire yıllıklar getirüp cümle gulâmlar giyinüp ürdibehişt gılmânına döndüler. Hakîre dahi bir semmûr paçası kürk ile bir kat esbâb ve yüz guruş in‘âm etdi. Zîrâ niçe zamân mahdûm-ı mükerreminin hocası olmış idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a ·
metinde göster ·
… h-ı müdevver vardır. Tahmînen üç kantar gelir bir seng-i musaykal u mücellâdır.
Selef
köhneleri ve hukemâ-yı kudemâları bu seng-i siyâh üzre bir gûne hatt-ı Iberî hu …
Zikr-i seng-i sebeb-i bârân-ı rahmet Erdebîl cây-ı sebîlin bîrûnunda demirden katı bir seng-i siyâh-ı müdevver vardır. Tahmînen üç kantar gelir bir seng-i musaykal u mücellâdır. Selef köhneleri ve hukemâ-yı kudemâları bu seng-i siyâh üzre bir gûne hatt-ı Iberî hurûfları yazmışlar. Hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmışlar ve bir âdem sûreti tahrîr etmişler kim iki ellerin ebr-i semâya kaldırup küşâde etmişdir. Kaçan kim belde-i Erdebîl'de bârân-ı rahmet nâzil olmasa a‘yân-ı kibâr u sığâr bu taşı gelüp galtân ederek şehre götürürken azamet-i Hudâ şehr-i Erdebîl üzre üç gün üç gice bârân-ı rahmet nâzil olup âb-ı rahmet ile cemî‘î mezâri‘leri ve kurâ ve kasabâtları reyy olup bârândan müstağnî olurlar. Ba‘dehû ol taşı çinçhıyr (?) ederek ol sengi yine cây-ı ma‘hûduna vaz‘ edince bârân yine teskîn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
Sultân Murâd Câmi‘i, kurşum kubbeli câmi‘-i rûşendir. Lâkin bir minârelidir. An …
Kavm-i İslâm binâsıdır, ammâ Allahu a‘lem Selçûkiyân'dan Kılıç Arslan Şâh binâsıdır. Âb [u] hevâsı latîf olduğundan Kılıç Arslan oğlu Ya‘kûb Mirza'yı ve niçe yüz hasta çorluları bu şehre gönderüp ifâkat bulduklarından Çorum nâmıyla müsemmâ bir şehr-i ma‘mûrdur. Ammâ a‘yân-ı ulemâ-yı vilâyet hüsn-i tevcîh edüp "Cûr-ı Rûm"dan galat "Çorum" derler deyü hüsn-i ta‘bîr ederler. Âl-i Dânişmendiyye destine girmişdir. Anlardan sene (---) târîhinde Yıldırım Hân istîlâ eylemişdir. Sivas eyâletinde sancak beği tahtıdır. Beğinin taraf-ı pâdişâhîden hâss-ı hümâyûnı 300.000, ze‘âmet 19 ve timar 310 ve alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüz elli akçe kazâdır. Ve (---) nâhiyedir. Senevî kazâsından beş kîse hâsıl olur. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve kal‘a dizdârı ve neferâtları ve kapan emîni ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı vardır. Ve sipâh kethüdâyeri beğine mu‘âdil kerr u fer sâhibi hâkimdir. Ve kapukulu serdârı dahi müte‘azzım âdemler olur. Zîrâ bu Çorum sancâğında askerî tâ’ifesi gâyet çokdur ve eşkıyâ ve zorba yeridir. Hattâ bizim paşayı bu şehre kondurmak istemediler. Mâbeyne muslihîn girüp mahkeme-i şer‘de yâfteler verüp cümle şehr hânelerinde üç gün meks etmek fermân olundu. Bu şehr cümle kırk iki mahalle ve kırk iki mihrâbdır. Ve cümle dörd bin üç yüz bâğlı ve bâğçeli kiremitli ve hâk-i amber-i pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. Ve cümle tokuz hutbedir. Cümleden ma‘mûr selâtîn-i selef Sultân Murâd Câmi‘i, kurşum kubbeli câmi‘-i rûşendir. Lâkin bir minârelidir. Anı dahi yıldırım urup münhedim etmişdir. {Ammâ Sultân Alâeddîn Câmi‘in Süleymân Hân ta‘mîr etmişdir. Be-dest-i Mi‘mâr Sinân Ağa} Ammâ bu câmi‘ çârsû içinde vâkı‘ olmağıla cemâ‘ati çokdur. Ve Tahılbâzârı Câmi‘i ve Beğ Câmi‘i ve Defterdâr Câmi‘i ve Medrese Câmi‘i ve Ağa Câmi‘i. Ammâ Murâd Hân Câmi‘i'nden mükellef kurşumlu câmi‘ yokdur. Mâ‘adâ mesâcidlerdir. Yeni hammâm gâyet latîfdir. 350b(---)(---)(---) câmi‘ine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350a–350b ·
metinde göster ·
… Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre
selef
pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar mas …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
… Bâğ u bâğçeleri yokdur. Câ-be-câ hadîkaları nehr-i Âsî kenarındadır ve bu şehre
selef
hulefâları nehr-i Âsî'den bir ark kesüp Horâsânî kârgîr binâ ile âb-ı sâfı şehr …
Eşkâl-i kal‘a-i Hımıs : Nehr-i Âsî'den kâmil beşbin adım cânib-i şarka ba‘îd bir çölde bir amelî yığma püşte üzre seng-trâş ile mebnî bir kal‘a-i savaş-ı perhâşdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cânib-i garba mekşûf bir bâb-ı meftûhu var, demir kanatları vardır. Cânib-i erba‘asında handakı yokdur. Vech-i dîvârında münakkaş taşlar ile derûn-ı hisârda cümle (---) aded hâk-i amber-i pâk ile mestûr hânelerdir. Kal‘a dizdârı ve neferâtları vardır. Kifâyet mikdârı topları vardır. Paşa bu şehre dâhil olunca acâyip top şâdımânları etdiler. Hayli yüksek kal‘a-i bâlâdır. Bu Arabistân'da böyle amelî yığma depe üzre bu Hımıs ve Hamâ ve Haleb kal‘asıdır (---)(---). Ammâ aşağı varoşda cümle (---) aded hâne-i zîbâlardır. Bâğ u bâğçeleri yokdur. Câ-be-câ hadîkaları nehr-i Âsî kenarındadır ve bu şehre selef hulefâları nehr-i Âsî'den bir ark kesüp Horâsânî kârgîr binâ ile âb-ı sâfı şehre gelüp reyy eder. Gerçi suyu Âsî'den gelir ammâ gûyâ hammâm suyu gibi germâ olur ve aşağı varoşu etrâfında rıbât olmamağla Urbândan gâyet havf ederler. Ve cümle (---) mihrâbdır. Evvelâ yukaru iç kal‘ada câmi‘-i Sultân (---) ol kadar vâsi‘ câmi‘ değildir Ammâ nazargâh-ı kadîm olmağıla rûhâniyyet vardır ve Hazret-i Osmân'ın kûfî hatt ile Kelâm-ı İzzet'i bu câmi‘dedir kim Hazret-i Osmân Medîne-i Münevvere'de bu Kelâ[m]-ı İzzet'de tilâvet-i Kur’ân ederken yevm-i Ramazân'da şehîd edüp bu Kelâm-ı İzzet'de sûre-i (---)Arapça âyet-i şerîfi üzre hâlâ kan bulaşmış âsârı vardır. Ve câmi‘-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27a ·
metinde göster ·
… r bir düz vâsi‘ zemînde şekl-i murabba‘ ahcâr-ı mutarraş ile mebnî niçe mülûk-i
selef
binâsı bir köhne kal‘a-i varoş-ı mu‘azzamdır ve şehir altında Koyun köprüsü neh …
Sitâyiş-ı şehr-i Kayseriyye: Aşağı şehir bir düz vâsi‘ zemînde şekl-i murabba‘ ahcâr-ı mutarraş ile mebnî niçe mülûk-i selef binâsı bir köhne kal‘a-i varoş-ı mu‘azzamdır ve şehir altında Koyun köprüsü nehrine Gerizler suyu derler. Bu varoş-ı âzim cümle (---) bin kiremitli ve toprak ile mestûr sarây-ı azîmler ve kâr-ı kadîm fevkânî ve tahtânî hâne-i ma‘mûrlardır ve dâ’iren-mâdâr bu varoşun etrâfı sûr-ı atîkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 64a ·
metinde göster ·
… e cemâ‘at-ı kesîreye mâlik bir minâreli câmi‘dir. Ve Âhund Hânım câmi‘i mülûk-i
selef
hanîlerinin Âhund nâm bir melike hatunun câmi‘idir kim medrese ve imâreti vardı …
Ve Çiğdelizâde câmi‘i Sivas kapusunun iç yüzündedir ve cemâ‘at-ı kesîreye mâlik bir minâreli câmi‘dir. Ve Âhund Hânım câmi‘i mülûk-i selef hanîlerinin Âhund nâm bir melike hatunun câmi‘idir kim medrese ve imâreti vardır ve cemâ‘ati vefret üzredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 64a ·
metinde göster ·
… r iltifât-ı ta‘mîrden bî-nûr olmuşdur. Bu sûr-ı üstüvârın esâs binâsın bennâ-yı
selef
bir düz musattah yerde pest kaya üzre şekl-i muhammes seng-tırâş ile mebnî bir …
Der-vasf-ı kal‘a-i Bor: Kâr-ı kadîm bir kal‘a-i atîkdir. İç ilde vâki‘ olmağıla kal‘aya ihtiyâc olmaduğından gözden dûr iltifât-ı ta‘mîrden bî-nûr olmuşdur. Bu sûr-ı üstüvârın esâs binâsın bennâ-yı selef bir düz musattah yerde pest kaya üzre şekl-i muhammes seng-tırâş ile mebnî bir hisâr-ı kavî etmiş, ammâ mürûr-ı eyyâm ile câ-be-câ rahnedâr olmuş. Ammâ hâlâ derûn-ı hisârda bir mahelle ve elli aded fukarâ hâneleri ve İlyâslı câmi‘i nâmiyle bir câmi‘-i atîki var ve bir aded köhne kal‘a kapusu var (---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 69a ·
metinde göster ·
ve gayri ma‘bedgâhlardır. Evvelâ cümleden (---) semtinde Karamânoğlu İbrâhîm Be …
Cümle (---) aded câmi‘-i mülûk-i selef ve gayri ma‘bedgâhlardır. Evvelâ cümleden (---) semtinde Karamânoğlu İbrâhîm Beğ câmi‘i secdegâh-ı kadîmdir. Derûn-ı câmi‘ cümle dörd aded tâk-i Kisrâ'dan nişân verir kemer-i kavs-i kuzahlar üzre cümle kârgir kubbe ve toloz rıhtım kemer-i sağîrlerdir ve derûn-ı câmi‘de on iki aded amelî amûd-ı ser-âmedlerdir ve iki aded musanna kapuları vardır ve mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mahâfili tarz-ı kadîm sâde-güzelidir ve âvîze-i maslûbât-ı şöhretler ile ol kadar müzeyyen değildir. Lâkin ma‘bedgâh-ı atîk olmağın bu câmi‘de gâyet rûhâniyyet vardır ve bu şehr içre bundan ulu câmi‘ yokdur. Lâkin tûlen ve arzen ne kadar adım olduğu ve ne kadar âdem aldığı ma‘lûmum değildir. Ammâ bir minâre-i mevzûnu câmi‘den ba‘îd olup câmi‘in kıbâbları kireç ile mestûr olduğu mefhûmumdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 70a ·
metinde göster ·
… irinin âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim diller ile ta‘bîr olmaz ve mülûk [u]
selef
selâtînlerin âsâr-ı binâları var kim her biri tâk-i Kisrâdan nişân verir.
Bundan gayri göller âb-ı hayâtdan nişân verir. Esvâb gasl ederken aslâ sâbûn isti‘mâl olunmaz. Ve hikmet-i Hudâ bu kadar bin sagîr u kebîr halîc u buhayreler vardır. Bir gölde olan mâhî bir gölde yokdur. Cümleden kırgı balığı ve ala balığının gûnâ-gûnu ve hârûn balığı ve sıka balığı ve sarık balığı alcık balığı ve çüngüs balığı ve acarlı balık ve pullu balık ve yassı balık niçe bin envâ‘ mâhîleri vardır. Aslâ birinde balık râyihası yokdur. Ve cümlesi mukavvî ve müferrihdir ve her birinin âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim diller ile ta‘bîr olmaz ve mülûk [u] selef selâtînlerin âsâr-ı binâları var kim her biri tâk-i Kisrâdan nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 89a ·
metinde göster ·
… irler içre niçe yüz bâğ gaytanları seyl olup harâb eder. Bi-kavl-i mu‘allimîn-i
selef
eyle tahrîr ederler kim âhiru'l-emr bu üç nehr-i azîm Edirne şehrinin helâkine …
Andan nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i cenûbîsinde (---)(---)(---)(---) dağlarından gelüp Mihal cisrinde nehr-i Tunca'ya mahlût olur. Ve nehr-i Meriç şehr-i Edirne'nin cânib-i garbîsinde dörd konak yerde Samakov dağlarından ve Köstence ve İhtiman dağlarından gelüp bu dahı cisr-i Mihal altında nehr-i Tunca'ya ve nehr-i Arda'ya mahlût olup deryâ olur. Nehr-i Meriç'in şehr-i Edirne'ye fâ’idesi azdır. Ammâ nehr-i Tunca ve nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i erba‘asında olan yetmiş pâre cezîreler içindeki bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i müşebbek bostânları ve bizzât ravza-i cinân olan Hünkârbâğçesi'n nehr-i Tunca reyy edüp nahlistân-ı gülistânı şebboy, benefşe bostânı aynu'l-hayât-ı Tunca cümle eşcârât [u] müsmirrât tâze cân bulup gûyâ her bâğ-ı İrem'i Merâm-ı Konya olur. Tâ bu mertebe nehr-i Tunca âb-ı hayâtdır. Nehr-i Arda kezâlik arı bir âb-ı sâfîdir. Bu gülistân-ı bostânlara nâfi‘dir. Şehre nâfi‘ değildir. Kaçan kim bu üç nehr-i azim Mihal cisri altında deryâ-misâl olduklarında şehir etrâfında olan cezâyirler içre niçe yüz bâğ gaytanları seyl olup harâb eder. Bi-kavl-i mu‘allimîn-i selef eyle tahrîr ederler kim âhiru'l-emr bu üç nehr-i azîm Edirne şehrinin helâkine bâ’is olalar, deyü kafesli kapu üzre lisân-ı Latin ile tahrir etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… kadar tasarruflar etmişdir kim atlas-ı felekde eyle bir kârgerlik bir mi‘mâr-ı
selef
etmemişdir.
Ve bu haremin cânib-i erba‘asında çâr-rükn-misâl dörd aded minâre-i serâmedi var kim her biri eflâke ser çekmişdir. Ammâ sağ tarafında olan minâre-i zîbâ Üçşerîfeli olduğundan bu câmi‘e Üçşerîfeli derler. Aşağıdaki bir kapudan üç dâne 153a mü’ezzinân-ı hânendegân girüp minâreye urûc etdükde birbirlerin görmeyüp ve sadâların istimâ‘ etmeyüp her biri birer tabakaya çıkup bâng-i Muhammedî ururlar. Kerâmet mertebesi bir gûne musanna‘ ibret-nümâ vâcibü's-seyr bir minâre-i ra‘nâdır kim ilm-i mi‘mârîsine akl-ı Aristo ermez. Ve sol taraftaki minâre iki şerîfelidir. Ve haremin iki köşesinde minârelerin ikisi de birer tabaka burma burma ve şeşhâne mevzûn minâre-i ibret-nümûnlardır. Ve gûyâ cümlesi yek-pâre bâğhânelerdir. Ve bu câmi‘-i bî-bedelin cemî‘i kıbâbları rasâs-ı hâs-ı nîl-gûn ile bir gûne mestûrdur kim görenin aklı gider. Makdûr-ı beşer değil bir gûne kâr-ı acîb u garîbdir. El-hâsıl bu câmi‘in letâfet [ü] zarâfet [ü] nezâfet-i ilm-i mi‘mârîsinde misli yokdur. Üstâd-ı bennâ var makdûrun sarf edüp ol binâ-yı bânî bu câmi‘in enderûn [u] bîrûnunda ol kadar tasarruflar etmişdir kim atlas-ı felekde eyle bir kârgerlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152b–153a ·
metinde göster ·
… ‘mûrdur. Müte‘addid hücreleri ve matbahı ve sehel bâğçesi vardır. Ve meydânında
selef
pehlivânlarının demirden yayları ve hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn pesendîd …
Bu Edirne tekyesinde sayf [u] şitâda yüz çift dervîşân-ı küştegîrân hâzır olup âyîn-i Püryâr-ı Velî üzre idmân ederler. Ve bu tekye gerçi kârgîr kıbâblar ile mebnî değildir ammâ ma‘mûrdur. Müte‘addid hücreleri ve matbahı ve sehel bâğçesi vardır. Ve meydânında selef pehlivânlarının demirden yayları ve hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn pesendîde kemânkeş darbları ve salıkları ve zerdeste ve matrakları ve kırkar ellişer vakıyye gelir câmûs derilerinden yağlı kısbetleri ve nice elvân âlât-ı pehlivânları meydân-ı muhabbetleri üzre maslûbdur. Ve bu dergâh-ı küştegirân Alî Paşa çârsûsu kurbunda Balıkbâzârı kapusunun iç yüzünde vâkı‘ olmuş Güleşçiler tekyesidir. Bundan sonra binâ olunan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
… a mazbût ehl-i hıreflerdir. Ekseriyyâ bu mezkûr çârsû-yı bâzârların dekâkînleri
selef
pâdişâhları asrında tertîb üzre binâ olunup her dükkânın önlerinde taş amûdlar …
Ba‘dehû ana karîb Küçük Arasta, böyle kârgîr binâ haffâfhâne değildir, ammâ müzeyyen sûk-ı latîfdir. Bu bâlâda tahrîr olunan (---) aded bâzâr-ı sultânîler cümle esnâfıyla birer semte vâki‘ olup şeyhleri ve nakîbleri [ve] yiğitbaşıları ve kethüdâları ve çavuşlarıyla mazbût ehl-i hıreflerdir. Ekseriyyâ bu mezkûr çârsû-yı bâzârların dekâkînleri selef pâdişâhları asrında tertîb üzre binâ olunup her dükkânın önlerinde taş amûdlar üzre kemerlerdir kim şehre ziynet vermiş hemvâr esvâk-ı sultânîlerdir. Zamân-ı kudemâda cümle sûk-ı sultânî saçakları kârgîr binâ ile mebnî olup kurşum ile mestûr imiş. Niçe kerre ihrâk vâki‘ olup kurşumu kâl olup hâlâ bu hâl üzre hâlî kalmış bâzâr-ı müzeyyenlerdir. Bunlardan gayri kırk bir yerde dahi niçe sûk-ı sultânîler ve niçe bâzârgâhlar vardır kim (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162b ·
metinde göster ·
… r gûne kasr-ı İremleri var kim atlas-ı felekde eyle bir kârgîrliği bir mi‘mâr-ı
selef
etmemişdir. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimiz bunda mihmân olup Kaya Sultân ile …
Cümleden sarây-ı selâtin-i Âl-i Osmân, hayrât-ı Sultân (---)(---) Hân, şehrin cânib-i şarkîsinde bir çemenzâr sahrâya nâzır bir mürtefi‘ zemînde dıraht-ı servî ve çınar ve kavak ve bîd-i ser-nigûn ve sâ’ir eşcâr-ı müsmirrât-ı gûnâ-gûn ile kuyâğ-ı hıyâbân olmuş bir bâğ-ı İrem'dir kim gûyâ erd-i behiştdir. Bunda olan tuyûr-ı hoş-elhânın evsâfında lisân kâsırdır. Bâ-husûs mürg-ı karatavuk ve mürg-ı ishakın hoş-nevâlığı vakt-i Şâfi‘îde âdeme hayât verir. Ve hezâr hezârânın ve bülbül-i hoş-nevânın nevâ-hânlığı bir bâğ-ı selâtînde yokdur. Zîrâ kûhî semtlerdir. Bu sarây-ı azîmin cânib-i erba‘ası kal‘a-misâl divârlıdır. İçinde bostâncıbaşısı ve üç yüz aded bâğbânı vardır. Ve müte‘addid hücreleri ve niçe kasr-ı havernâkları ve niçe kâh-ı kâ‘aları var ve Çatal dağın su terazûlarıyla uçar âb-ı revânlar fıskiyye ve havz u şadırvanlardan ve selsebillere rîzân olur. Her pâdişâhın birer gûne kasr-ı İremleri var kim atlas-ı felekde eyle bir kârgîrliği bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimiz bunda mihmân olup Kaya Sultân ile bunda mülâkât olup kâmil bir hafta bu bâğ-ı cinânda Hüseyn-i Bâkara fasıllarıyla zevk u safâ edüp felekden kâm alır şekilli olduk. Ammâ ne mümkin, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171b ·
metinde göster ·
… huzûruma gelsinler ve Melek lalam gidince divânıma gelsinler ve kânûn-ı kadîm-i
selef
üzre gayri serdârlara niçe mühimmât u levâzımâtlar verilirse Melek lalama dahi …
"Sen ki Melek Ahmed Paşa lalamsın, Anadolu memleketinde Mısır ve Bağdâd'dan gayri cemî‘i menâsıb-ı âlîlerin azl [u] nasbı senin re’y-i fermânında eyleyüp serdâr-ı mu‘azzamım olup ber-vech-i arpalık Van eyâletin sadaka etmişim" deyüp Melek Ahmed Paşa'nın destine hatt-ı şerîf verüp başına bir mücevher serdâr otağası sokup beş kîse altun ve bir serâperde-i Süleymânî ve bir direkli leylek çadırı ve yüz katar üştür ve yüz katar ester ihsân edüp sa‘âdetlü Melek Ahmed Paşa'ya hayr du‘a edüp "Yürü mu‘în u zahîrin Allah ola!" deyüp İpşir Paşa'ya hitâb etdi kim "Melek lalam ve Kapudan Kara Murâd Paşa lalam arz günleri huzûruma gelsinler ve Melek lalam gidince divânıma gelsinler ve kânûn-ı kadîm-i selef üzre gayri serdârlara niçe mühimmât u levâzımâtlar verilirse Melek lalama dahi veresiz. İnşâllahu Te‘âlâ âsitâne-i sa‘âdetimden evvel-bahârda deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile diyâr-ı Acem üzre müteveccih olup ân-ı karîb ammin Sultân Murâd Hân'ın fethi olan kal‘a-i Revân üzre revân oluruz" deyü serdârlık hatt-ı şerîfin Melek Ahmed Paşa'ya sa‘âdetlü pâdişâh verince İpşir Paşa'nın reng-i rûyı hâkister-misâl olup üçüncü sâ‘atde bu kadar müşâvere ve mübâhase-i dırâzdan sonra Melek Paşa ser-ber-zemîn edüp pâdişâh-ı Cem-cenâbın hayr du‘âsıyla vedâlaşup hemân Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı kayığına süvâr olup Bismillah ile ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183b ·
metinde göster ·
sâhib-i hayrâtları gûnâ-gûn çemenzâr mastabalar ve müte‘addid soffalar ve matba …
Ve bu çemenistânda selef sâhib-i hayrâtları gûnâ-gûn çemenzâr mastabalar ve müte‘addid soffalar ve matbah-ı Keykâvûslarında mâ-i cârîler ile kebâb âsiyâbları etmişler kim niçe yüz şişlere koyunları sancup çarhlara koyup dollâbların mâ-i câriyeler deverân etdirerek a‘lâ latîf ter ü tâze kebâbları olur ve her köşe-i mesîregâhda gûnâ-gûn sohbetler olup kimi mübâhase-i ilm ve kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidân-ı mudhikân ve kimi sâz u kimi söz ile taraf taraf Hüseyin Baykara fasılları ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196b ·
metinde göster ·
… edüp hâlâ derûn-ı kal‘ada kefereler vardır kim merkûm yedi şart üzre ellerinde
selef
selâtînlerinün yarlığ-ı belîğ ahidnâmeleri vardır.
Şart-ı sâbi‘, alaca destârlarına bir kimse mâni‘ olmaya deyü bu yedi şartları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup kal‘ayı teslîm 199a edüp hâlâ derûn-ı kal‘ada kefereler vardır kim merkûm yedi şart üzre ellerinde selef selâtînlerinün yarlığ-ı belîğ ahidnâmeleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 198b–199a ·
metinde göster ·
Ve bu bâlâda tahrîr olunan on bir aded nehirleri Âl-i Abbâsiyân'dan ve gayrı mülûkdan selef pâdişâhları nehr-i Furât'dan ayırup "Memâlik-i Irâk'ın çöl-i çölistânın bu enhârlar ile reyy eyleyüp imâristân olsun" deyü bu nehirleri ihdâs eden mülûk-ı evvel el-Melik İsâ b. Alî b. Abdullah b. Abbâs'dır ki amm-i Mansûr'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205b ·
metinde göster ·
Bu cisr-i bî-hemetânın Hazzo tarafındaki hânda Hazzo beği âdemleri ubûr eden tüccârdan bâc alurlar. Mefârikîn tarafındaki hânda (---) beği âdemleri bâc alırlar, ammâ bu hân dediğimiz binâdan taşralarda bir âsâr-ı binâ yokdur. Cümle cisrin iki tarafı altında hân-ı azîmlerdir. Gerçi eyâlet-i Erzurûm'da 220a Hasan kal‘ası sahrâsında nehr-i Araz üzre Sultân Çoban cisri dahi bir azîm muvassatdır ammâ bu cisr-i Batmân'a mânend değildir. Hatta Bursa şehri içre cebel-i Ruhbân'dan gelen nehr-i Irgandı üzre cisr-i Irgandı'yı bu Batmân cisri gibi murâd edinmişler ammâ ne münâsebet, anın yanında bu cisr-i Batmân kehkeşân-âsâ semâya kad çeküp zirve-i evce kemend-i bî-mânend atmışdır. Hakkâ ki üstâd-ı mühendis var makdûrun sarf edüp ol binâ-yı bânî bu cisrde tasarruflar etmişdir kim atlas-ı gerdûnda eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Zîr u bâlâsından zirve-i a‘lâsına varınca Diyârbekir kal‘ası taşından taş döşenmişdir kim çakmak taşı anın yanında rahmetdir. Yedi yüz seneden berü bu cisr üzre bu kaldırım asla fenâ bulmayup gûyâ bennâ elinden henüz çıkmışdır. Bu hakîr at ile ubûr etmeğe havf edüp piyâdece ubûr edüp selâmetle karşu tarafa vâsıl olduk. Hülâsa-i kelâm bu cisrin midhatinde lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Cenâb-ı Kayyûm ınkırâzu'd-deverân metîn ü müstahkem eyleye, âmîn ve yâ Mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b–220a ·
metinde göster ·
… d ü İskender ü Keykâvûs'dan berü eyle ta‘âm-ı firâvân-ı mümesseki bir selâtîn-i
selef
çekmemişdir.
Bu mahalde ol sarp teng mahallerde Bitlîs hânı Abdâl Hân askeri nümâyân olup anı gördük, Abdâl Hân atından nüzûl edüp pertâb ederek paşaya gelüp rikâbın bûs idecek mahalde paşa dahi esb-i sabâ-sür‘atinden nüzûl edüp birbirlerin der-âğûş ederek öpüşerek görüşerek hayli musâhabetden sonra hân eydür: "Sultânım! Sehel ata süvâr olup ileride bir fütûr tenâvül idesiz." dedikde paşa atına süvâr olup yine alây-ı azîm ile sekizer kat mehterhânesin döğerek anı gördük, bir çemenzâr dere içre tarz-ı Acemâne ve Türkmane ve Kürdâne derim obaları ve Acem tengtirleri ve Osmânlı sâyebânları ile ol çemenzâr hayme vü hargâh serâperdeler ile lâle-zâr olmuş. Paşa ol cây-ı müferriha varup serâperde-i hânda karâr edüp ân-ı vâhidde cümle altun ve gümüş lengerîler ile ve fağfûrî ve balğamî ve mertebânî kâseler ile bir sımât-ı Muhammedî çekilmişdir. Cemşîd ü İskender ü Keykâvûs'dan berü eyle ta‘âm-ı firâvân-ı mümesseki bir selâtîn-i selef çekmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a ·
metinde göster ·
… yle san‘atlar icrâ etmişdir kim felek-i atlasda eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı
selef
etmemişdir. Ammâ bu hânedân-ı ibret-nümâya dahi giden mesârifi Hudâ bilür. Hatt …
El-hâsıl bu hammâmın ve sarây-ı azîmin ve bâğ-ı İreminin vasfında lisân kâsırdır. Zîrâ bu merkûm ebniyye-i ibret-nümâların hurde-kârlık tasarruflarında ve letâfet ü zarâfet ve nezâfetinde asla misilleri yok vâcibü's-seyr bir hammâm-ı tarz-ı âhardır kim bu hakîr kırk bir sene seyâhatinde nazîrin görmemişdir. Üstâd-ı mühendis her kârında var kuvvetin bâzûya getirüp eyle san‘atlar icrâ etmişdir kim felek-i atlasda eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Ammâ bu hânedân-ı ibret-nümâya dahi giden mesârifi Hudâ bilür. Hatta Fâtih-i Revân Murâd Hân bu hammâma girüp sovuk suları gülâb ve ıssı mâları âb-ı buhûr cereyân etmiş ve bir halvetde beş aded çeşm-i siyâh geysûdâr pençe-i âfitâb dellâk gulâmları ve bir halvetde beş aded perî peyker ve melek manzar hüsn-i cemâlde bî-misâl bikr-i nâşüküfte duhter-i pâkîze-ahter dellâkeler Sultân Murâd Hân'a hizmet ederler. Murâd Hân mahzûz olup buyurmuşlar kim "Nolaydı bu hammâm benim dârü's-sa‘âdemde olaydı" demişler!. Hakkâ ki vâcibü's-seyr ibret-nümâ bir hammâm-ı dilküşâdır. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu hammâma girüp "Böyle hammâm rub‘-ı meskûnda görülmemişdir" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 230a ·
metinde göster ·
üstâdları arslan gibi tasvîr edüp ol esedin ağzından ol âb gürleyüp bir havz-ı …
Ayn-ı arslan: Bir kayayı selef üstâdları arslan gibi tasvîr edüp ol esedin ağzından ol âb gürleyüp bir havz-ı azîme rîzân olur. Ammâ el-ıyâzen-billah ol kadar ıssıdır kim havz içinde kazganda aş niçe kaynarsa bu ayn-ı humme eyle kaynar. Hatta bu hummelere gelen ehl-i teferrüc bu aynda koyun ve sığır kellesi ve paçaları haşlarlar, tâ bu mertebe ıssıdır. Ammâ hikmet-i Hudâ-yı azîm bu mezkûr ıssı suya muttasıl mâbeyni üç adım kadar ba‘îd bir kaya deliğinden bir sovuk su çıkar kim rûz-ı nevrûzda bir âdem ol suya el sokmağa iktidârı olmaz. Ta bu mertebe şiddet-i bürûdet üzredir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245b ·
metinde göster ·
Ulucâmi‘: Âzerbaycân şâhlarından Akçakoyunlu Şâh Cihân'ın binâsıdır ve bundan büyük câmi‘ yokdur. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen orta ayak ile (---) ayakdır. Ve derûn-ı câmi‘de cümle amelî amûdlar üzre mebnî bir kubbe-i âlîsi eflâke kad çekmişdir. Üstâd-ı bennâ-yı mühendis-i selef var makdûrun bezl edüp envâ-ı fusûs-ı mukavvim-i mahkûk gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk ile ma‘kûd kılınmışdır ve kubbe-i âlîsi ve cümle der-i dîvârı rûyunu ol mi‘mâr-ı selef kırmızı ve siyâh tulalar ile câmi‘in cânib-i erba‘ası dîvârı yüzüne yazılar yazmış ve tuladan gûnâ-gûn hatlar dizmiş kim âyetün min âyâtillahdır. Bu hatların misli Hama ve Hımıs kal‘asının rûy-ı dîvârında dahi vardır. Ve bu Ulucâmi‘ ma‘bedgâh-ı kadîm olup helâl ü zülâl gazâ mâlıyla binâ olduğundan başka bir gûne rûhâniyyetli câmi‘dir. Ve bir tarz-ı kadîm mihrâb u minberi var kim umk-ı mücevvefler ile ve beyâz u siyah ahmergûn u gayrı gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile sadefkârî olmuş mihrâbdır. Ve bir minâre-i musanna‘ı var kim vâcibü's-seyrdir. Ve'l-hâsıl bu câmi‘in misli seb‘ada yokdur. Bunda olan zîbâ san‘atlar ve bu savma‘ada olan zîbâ tasarruflar bir câmi‘-i ma‘bedhânede yokdur kim ehl-i vasf anın midhatinde kâsırdır. Hulâsa-i kelâm hüsn-i letâfeti ve kân-ı zerâfeti vasfdan hâric ü beyândan âric bir câmi‘-i rûşendir. Taşra haremi etrâfı kân-ı ulemâ ve sulehâ dârü't-tedrîslerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256b ·
metinde göster ·
… le ma‘kûd kılınmışdır ve kubbe-i âlîsi ve cümle der-i dîvârı rûyunu ol mi‘mâr-ı
selef
kırmızı ve siyâh tulalar ile câmi‘in cânib-i erba‘ası dîvârı yüzüne yazılar yaz …
Ulucâmi‘: Âzerbaycân şâhlarından Akçakoyunlu Şâh Cihân'ın binâsıdır ve bundan büyük câmi‘ yokdur. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen orta ayak ile (---) ayakdır. Ve derûn-ı câmi‘de cümle amelî amûdlar üzre mebnî bir kubbe-i âlîsi eflâke kad çekmişdir. Üstâd-ı bennâ-yı mühendis-i selef var makdûrun bezl edüp envâ-ı fusûs-ı mukavvim-i mahkûk gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk ile ma‘kûd kılınmışdır ve kubbe-i âlîsi ve cümle der-i dîvârı rûyunu ol mi‘mâr-ı selef kırmızı ve siyâh tulalar ile câmi‘in cânib-i erba‘ası dîvârı yüzüne yazılar yazmış ve tuladan gûnâ-gûn hatlar dizmiş kim âyetün min âyâtillahdır. Bu hatların misli Hama ve Hımıs kal‘asının rûy-ı dîvârında dahi vardır. Ve bu Ulucâmi‘ ma‘bedgâh-ı kadîm olup helâl ü zülâl gazâ mâlıyla binâ olduğundan başka bir gûne rûhâniyyetli câmi‘dir. Ve bir tarz-ı kadîm mihrâb u minberi var kim umk-ı mücevvefler ile ve beyâz u siyah ahmergûn u gayrı gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile sadefkârî olmuş mihrâbdır. Ve bir minâre-i musanna‘ı var kim vâcibü's-seyrdir. Ve'l-hâsıl bu câmi‘in misli seb‘ada yokdur. Bunda olan zîbâ san‘atlar ve bu savma‘ada olan zîbâ tasarruflar bir câmi‘-i ma‘bedhânede yokdur kim ehl-i vasf anın midhatinde kâsırdır. Hulâsa-i kelâm hüsn-i letâfeti ve kân-ı zerâfeti vasfdan hâric ü beyândan âric bir câmi‘-i rûşendir. Taşra haremi etrâfı kân-ı ulemâ ve sulehâ dârü't-tedrîslerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256b ·
metinde göster ·