/// yérinke tükelligin [arıġ] semekke yul yuulaq [-qa] tükellig arıġ körkle [arıġ]lıq semeklikig anı körüp ol [er]niŋ montaġ saqınçı bolsar kim inçip [élig begke] men barıp monı élig [begke] eşidtüreyin tép : ötrü ol [er élig] begke barıp eşidtürser ötrü ol er élig begke barıp eşidtürser kim inçip élig beg inçe bilzün
anı körüp ol [er]niŋ montaġ saqınçı bolsar kim inçip [élig begke] men barıp mon …
/// yérinke tükelligin [arıġ] semekke yul yuulaq [-qa] tükellig arıġ körkle [arıġ]lıq semeklikig anı körüp ol [er]niŋ montaġ saqınçı bolsar kim inçip [élig begke] men barıp monı élig [begke] eşidtüreyin tép : ötrü ol [er élig] begke barıp eşidtürser ötrü ol er élig begke barıp eşidtürser kim inçip élig beg inçe bilzün
… erçi bir bed-çehre ve siyâh levn bir turfe balıkdır ammâ gâyet lezîz ve mukavvî
semekdir
. Bâ-husûs aslâ balık râyihası yokdur. Ne kadar tenâvül olunsa sıkleti ve harâre …
Mesîregâh-ı Kalamış: Her bâr niçe yüz yârân-ı bâ-safâ kayıklara süvâr olup bu cezîrelerde kaya balıkları sayd ederler kim bu mâhîler bir diyâra mahsûs değildir. Gerçi bir bed-çehre ve siyâh levn bir turfe balıkdır ammâ gâyet lezîz ve mukavvî semekdir. Bâ-husûs aslâ balık râyihası yokdur. Ne kadar tenâvül olunsa sıkleti ve harâreti yokdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120a ·
metinde göster ·
… î ve kepşî ve surhâbî ve cunûnî ve kestâne ve şâzrevânî ve ra‘dî ve kelebekî ve
semekî
deryâya yedi kerre ve sekiz kerre gavvâs-vâr dalup bir gayrı yerden çıkup deryâ …
Ve'l-hâsıl ol sûr geceleri sabâha dek pâdişâh-ı Cem-cenâb huzûrunda niçe yüz bin fişek ve tarakı ve badaluçka ve âsumânîler ve hevâyî ve semâyî ve evcî ve perîşânî ve bahrî ve tâvûsî ve horosî ve kepşî ve surhâbî ve cunûnî ve kestâne ve şâzrevânî ve ra‘dî ve kelebekî ve semekî deryâya yedi kerre ve sekiz kerre gavvâs-vâr dalup bir gayrı yerden çıkup deryâyı kaynadup temevvüc-i deryâ etdirerek yine dalup Bahr-i Siyâh ka‘rında şinâverlik edüp âteşlerin saçdıkca gûyâ deryânın dibi dutuşup ka‘r-ı deryâda bir sûzen olsa nümâyândır, bu deryâ içre olan âteşlere niçe kerre yüz bin mâhîler üşerler, zîrâ balıklar deryâda âteşe gâyetü'l-gâye cem‘ olurlar, bu hâl üzre bu mâhî fişekler deryâ içre âteşlerin saçup yine rû-yı deryâya çıkup yine dalar. Bu dahi garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
… taksîm olup reyy eder. Mezkûr demir kafesden, nehirden 291b gayrı bir vukıyye
semek
bile ubûr edemez. Kal‘anın kapusu bu ayn-ı câriyenin mahrecine karîbdir. Bu kal …
Eşkâl-i kal‘a-i Hınıs: Erzurûm'dan sür‘at ile cânib-i cenûba üç konak yerdir. Ammâ Altun Halkalı cisrinden dahi reh-râst-ı müstakîmdir. Bu sûr-ı Hınıs bir püşte-i âlî yalçın kaya üzre şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî kal‘a-i Âdi-misâl bir metin sûr-ı üstüvârdır. Ve bir sahrâ-yı bî-nihâyenin tâ vasatında havâleli çukur yerde vâki‘ olmuşdur. Ve her cânib evce ser çekmiş yalçın suhûrlardır ve kal‘anın dîvârı kaddi onar zirâ‘dır. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adımdır. Ve cânib-i şimâle bir kapusu var. Bu mahalle bir yalçın kaya havâlîsi var. Ve bu Hınıs kal‘asının cânib-i şarkîsi tarafında kal‘a içre bir ayn-ı zülâl cereyân eder, ismine (---) derler. Kal‘anın aşağı tarafında kal‘a dîvârı dibinde üstâd bir demir kafes inşâ etmiş, mezkûr nehr anda dâhil olup andan taşra nehir niçe besâtînlere taksîm olup reyy eder. Mezkûr demir kafesden, nehirden 291b gayrı bir vukıyye semek bile ubûr edemez. Kal‘anın kapusu bu ayn-ı câriyenin mahrecine karîbdir. Bu kal‘a içre cümle bin iki yüz hâne-i ekrâddır. Ve cümle yedi mihrâbdır. (---) Câmi‘i (---)(---)(---) mâ‘adâ mesâcidlerdir. Bir hânı ve hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Cümle âsâr-ı binâları serâpâ toprak örtülüdür, aslâ kiremitli binâ yokdur. Ve halkı cümle Mahmûdî Ekrâdıdır. Mâl-ı ganâ’imlerinde koyunları ve keçileri bî-hisâbdır. Cümle hayvânâtlarıyla ahâlî-i bilâdları dahi bu Hınıs'ın cânib-i garbîsinde Bingöl yaylağına çıkup kesb-i tarâvet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291a–291b ·
metinde göster ·
… bir semmûr kürk ve on çift Gîlân yayı ve altı Gürcî gulâmı ve on çift dendân-ı
semek
ve üç aded semâme-i amber hedâyâlar verüp muhabbetnâmesinde cümle tahrîr edüp h …
Bu Bakü şehrinin niçe gün seyr [u] temâşâsın ederken bir tarafdan Acem diyârının sûrların ve a‘yân-ı kibârının zevk u şevklerin görüp seyr [u] temâşâ ederdik. Eğer bu Revân Hân'ı Takî Alî Hân'ın hemşîresinin Bakü hânına verildiği sûr-ı zifâfı tahrîr ve takrîr eylesek bir müdevven kitâb olur. Ancak bu şehrde on beş gün zevk [u] safâlar edüp hândan ve gayrı hânândan pençe, parçe ve akmişe-i fâhire ve yedi at ve üç re’s çâker Gürcî ve bir semmûr Acemâne kürk ve dâmâd-ı Revân hânı olan Bakü Hânı Eşref Hân bir çapar yorğa ve bir şemâme amber ve iki tâvûsî şütür ve niçe ihsân [u] in‘âmlar alup Revân hânı bin baş kârbân Erzurûm'a göndermeğe ta‘ahhüd edüp Paşa efendimize bir semmûr kürk ve on çift Gîlân yayı ve altı Gürcî gulâmı ve on çift dendân-ı semek ve üç aded semâme-i amber hedâyâlar verüp muhabbetnâmesinde cümle tahrîr edüp hakîre harc-ı râh on tümen bisitî ve kırk beş âdemlerimize dahi on tümen Abbâsî ihsân edüp cümle a‘yân-ı Bakü ve hânlar ile vedâlaşup hân dahi muhabbeten bizimle kal‘a-i Bakü'den cânib-i kıbleye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314b ·
metinde göster ·
… hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda
semekden
bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir
semekedir
. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başla …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr
semekeyi
âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… er-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı
semek
amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı t …
Sitâyiş-i tekyegâh-ı Urfa: Cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı zî-şândır, ammâ cümleden âsitâne-i Hazret-i İbrâhîm Halîl derûnı kal‘ada, zeyl-i iç hisârda binâ-yı Me’mûn Halîfe Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi Rûm u Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyye'de meşhûr-ı âfâkdır ki Nemrûd-ı la‘în rübûbiyyet da‘vâsında olup kartal kuşlarıyla göğe urûc edüp hâşâ sümme hâşâ "Gök tanrısı ile ceng ederim", deyü semâya ok atup bi-emri Hudâ oku kanlı yine kartal kuşlarına bağlı sandûkasına yine kanlı ok düşüp hâşâ ve kellâ "İşte gök tanrısın öldürdüm, müstakil yer ve gök tanrısı benim" deyü da‘vâ-yı ulûhiyyet etdikde Cenâb-ı Bârî Hazret-i İbrâhîm'i gönderüp îmâna da‘vet etdükde bu şehr içre Hazret-i İbrâhîm'i kayd-bend ile bir gâr-ı azîmde haps edüp dağlar kadar odunlar yığup bir azîm âteş-i Nemrûd edüp hâlâ âteş-gede-i Nemrûd-ı merdûd meşhûrdur kim Urfa şehri içre Hazret-i İbrâhîm tekyesi zemîninde idi. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştakk oldukları mâh-ı mevlûdün on ikinci gice isneyn gicesi olduğu leyle-i mübârekede Medâyin'de tâk-i Kisrâ ve İsvân şehrinde aynü'l-leben kuruyup Mekke şehrinde Safâ ve Merve mâbeyninde sanemler ser-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı semek amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı tılsımât cümle münhedim olup ve Ayasofya kubbesi ve Roma papa kubbesi ve bunun emsâli niçe mutalsamâtlar münhedim olup ol leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu Urfa şehri içre âteş-i Nemrûd söndü. Ol âteşe Nemrûd-ı la‘în Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşe atup tâ derûn-ı âteşe hevâdan tayerân ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle nâra ferman-ı Hudâ olunca ol ân İbrâhîm'e nâr gülzâr-ı gül‘izâr olup âteş içinden bir aynü'l-hayât tulû‘ edüp Rabbü'l-izzet kudret-i hikmetin ızhâr içün ol ayn-ı zülâlin cânib-i erba‘asında gül-i gülistân ve sünbül ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. Tatvîl-i kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan âb-ı hayât tekye-i Halîlü'r-rahmân içre bir kaynak-ı azîmdir kim cümle şehrin cevâmi‘leri ve hân u hammâmları cemî‘i hânedânları ve sarrâchâne ve debbâğhâneyi reyy eden ol âb-ı hayvân-ı uyûn-ı Halîlü'r-rahmân'dır kim içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimiz Bağdâd fethine giderken bu âsitâne ziyâretine gelüp temâşâ ederken iki aded mâhî sayd etdirüp gûşlarına birer altun mengûş geçirmişlerdir. Hulâsa-yı kelâm acîb u garîb âsitâne-i teferrücgâhdır kim medhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr ve matbah ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. Şeyhi Hazret-i eş-Şeyh Alî Efendi yârândan ârif-i billâh sofra sâhibi garîbü'd-diyâr muhibbi bir er, server-i hünerver sâhib-i nefes, pîşvâ-yı tarîk, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
… pâdişâh birbirile ceng-i azîm edecekleri mahalde bu uyûn-ı câriye içre bir dâne
semek
kalmayıp gâ’ib olur. Niçe zamândan sonra cümle mâhîler nümâyân olup kanları aka …
Alâmet-i hikmet-i Hudâ: Âsitâne-i Halîlu'r-Rahmân'ın içinden cereyân eden Ayn-i İbrâhîm'de olan mâhîler bir diyârda iki pâdişâh birbirile ceng-i azîm edecekleri mahalde bu uyûn-ı câriye içre bir dâne semek kalmayıp gâ’ib olur. Niçe zamândan sonra cümle mâhîler nümâyân olup kanları akarak ve ciğerleri çıkarak gelüp kimi ölür kimi solur kimi eski eşin bulur ve kimi ölmeden halâs olup za‘îf ve nahîf gezerler. Aceb hikmet-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
Hikmet-i diğer: Bu âsitâne-i Halîlullah'da olan mâhîleri sayd etmek memnû‘dur. Bir kerre bir herîf bu mâhîlere semmü's-semek ya‘nî balık otu döküp niçe bin balıklar zehirlenüp helâk oldukda herîf-i zarîf-i bed-fi‘âl semekleri futasına pür eyleyüp hânesinde tabh edüp tenâvül etdükde balıklardaki zehir herîfe ve ehl [u] ıyâline te’sîr edüp yedi nefer âdem mesmûmen merhûm olurlar. Karîbü'l-ahd olmağıla meşhûr-ı afâkdır, ammâ âsitâne-i İbrâhîm Nebî hâricinde mâhîler şikâr olunsa aslâ zarar etmez. Bu dahi bir sırr-ı Hudâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
Nehr-i Pilîç tuğyân ile geldikde bir buhayre-i azîm olur. Etrâfı hıyâbân u ormanlı ve cümle dud bâğlı gül-i gülistânlı mahsûldâr bir cây-ı safâdır. Lâkin içinde âsî çöl Urbânı sâkin olur. Semek Urbânı derler bir mel‘ûn kavimdir. {Ve Şâvî Urbânı İtrisoğlu hükmündedir} Harrân ve Rakka ve Ca‘ber ve Bâlîs ve Ane ve Selme ve Hadîse kal‘alarını berbâd etmişdir. Bu mezkûr Bük içinde sâkin olup harîr-i zibâ hâsıl edüp Urfa paşasına harbe ucuyla sehel öşür verirler. Ve Rakka'dan cânib-i şarka 10 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 59a ·
metinde göster ·
… ne hoşâbı içine koyup hayât-ı câvidân bulurlar. Ammâ hikmet-i Hudâ Cenâb-ı Bârî
semekelerine
su içre hayât vermek içün Tuna nehrinin ba‘zı yerinde niçe bin delikler halk ed …
Ve niçe bin sayyâd-ı mâhîler buzu delüp beş yüz altı yüz vakıyye gelir morina balığı ve mersin balığı çıkarup kâr ederler. Sâ’ir elvân mâhîlerin hisâbın Hudâ bilür. Ve cümle Silisre ahâlîsi bu yahpâreden hıfz edüp mâh-ı temmuzda billur ve necef ve moran-misâl vişne hoşâbı içine koyup hayât-ı câvidân bulurlar. Ammâ hikmet-i Hudâ Cenâb-ı Bârî semekelerine su içre hayât vermek içün Tuna nehrinin ba‘zı yerinde niçe bin delikler halk eder kim ol mahallerde asla Tuna buzu olmaz. Mezkûr deliklere niçe kerre yüz bin azîm mâhîler gelüp başların buzdan taşra çıkarup teneffüs edüp insân su içdiği gibi cümle mâhîlerin rüzgâr içdiklerin gördüm, aceb hikmetdir. Mısrâ‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 118b ·
metinde göster ·
… urup ol boğazı ol çit sedd eder. Eyle çitler örerler kim bir karış mikdârı bir
semek
çitlerden geçmek ihtimâli yokdur. Garîb u acîb bir san‘at-ı sihr-i i‘câzdır. Tâ …
Yüz iki yüz âdemiyle Tuna üzre bu sarâyda sâkin olur. Emînin kendüye mahsûs bir kasr-ı müfîdi balık dalyanı olan mezkûr darboğazda vaz‘ edüp şeb [u] rûz emîn anda oturup ol boğaza bir san‘at ile yine çitden bir zemberekli şey urup ol boğazı ol çit sedd eder. Eyle çitler örerler kim bir karış mikdârı bir semek çitlerden geçmek ihtimâli yokdur. Garîb u acîb bir san‘at-ı sihr-i i‘câzdır. Tâ ki bahâr mevsimi gelüp temevvüc-i Tuna nehri kalmayup diyâr-ı Alaman'dan berü Tuna balıkları ve nehr-i Dırava ve nehr-i Tise ve nehr-i Sava ve nehr-i Morava ve bâlâda tahrîr olunan nehr-i azîmlerin mâhîleri nehr-i Tuna ile cereyân edüp Karadeniz'de Ölüdenizi'nde ve nehr-i Özi'de ve Azak denizinde ve Çekişge ve Arpat buhayrelerinde ve Azak dibinde ve nehr-i Ölü Ten'de ve nehr-i Diri Ten'de Tuna balıkları, tohum döküp yavru hâsıl etmeğiçün ve Ten suyunda eğir kökü yemek içün Tuna ile akup Karadeniz'e çıkayım derken bu Silisre önünde bu dalyana gelüp görse kim Tuna sedd olmuş. Âhir kâr deverân ederek mezkûr boğaz ağzındaki çit üzre geldikde mezkûr boğazda kısılup bir dahi gerü dönem derken zemberekli çiti iplerle kaldırup eğer büyük ve eğer ki küçük balığı alup yine zembereği Tuna içre bırağırlar. Bu bir temâşâdır kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" kabilesindendir. Tâ ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince ta‘bîr ü tavsîfi mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120b ·
metinde göster ·
… ve harb [ü] kıtâli olsa bu havzda mâhîlerden bir eser kalmayup ba‘de'l-gavgâ bu
semekeler
gelüp kimi mecrûh ve kimi maktûl rûy-ı havza çıkar. Garîb temâşâdır.
Ve ayn-ı Balıklı: Derûn-ı şehirde bir kaynak-ı azîmdir. Bir havz-ı kebîre rîzân olup içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Ammâ kimse sayd [u] şikâr edüp tenâvül etmeğe kâdir değillerdir, zîrâ sayyâdlarının bir kaçı meflûc olup ağızları ve burunları eğilmişdir. Âl-i Osmân'ın ve şâh-ı İrân'ın bir tarafda ceng [ü] cidâlları ve harb [ü] kıtâli olsa bu havzda mâhîlerden bir eser kalmayup ba‘de'l-gavgâ bu semekeler gelüp kimi mecrûh ve kimi maktûl rûy-ı havza çıkar. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 202a ·
metinde göster ·
… gûn mâhîler geçüp andan Bend-i Mâhî Sultân derler, bir ziyâretgâh vardır. Cümle
semekeler
ol ziyârete varup ol tarafın {su} otlarından ve eğir köklerinden otlayup ve ol …
Nehr-i Bend-i Mâhî: Bârgîrî kal‘ası kurbünde Van deryâsı girer bir boğaz içre cereyân eder. Aşağıda şorcadır, ammâ yukaruda âb-ı zülâldir. İbtidâ hurûcu yine Bârgîrî dağlarından gelüp Bârgîrî altında Bend-i Mâhî mahallinde Van deryâsına mahlût olur. Bend-i Mâhî ol mahaldir kim yılda bir kerre mâh-ı (---)(---) Van deryâsında bir şîrînkârlık nâbûd-nâpeydâ iken ol gün bi-emrillahi Ta‘âlâ Van deryâsının balıkları râygân olup bu Bend-i Mâhî deresinden yukaruya kâmil bir ay niçe kerre yüz bin sağîr ü kebîr gûnâ-gûn mâhîler geçüp andan Bend-i Mâhî Sultân derler, bir ziyâretgâh vardır. Cümle semekeler ol ziyârete varup ol tarafın {su} otlarından ve eğir köklerinden otlayup ve ol sultânı ziyâret edüp bir ândan sonra cümle balıklar gerüye dönecek mahalde Bend-i Mâhî nâm mahalli Van defterdârı tarafından bir ağa bend edüp cümle balıklar yukaru derelerde mahpus kalup aşağı Van deryâsına geçmediklerinden Bend-i Mâhî derler. Ba‘dehû defterdâr ağası bâlâda mahpus kalan mâhîleri niçe yüz re‘âyâ vü berâyâ huddâmlarıyla balıkları sayd edüp tuzlar. Anda niçe bin Acem bâzergânları ve Gökdolak Ermenîleri bu mâhîleri mîrîden alup niçe yüz bin deve yükü tuzlu balığı diyâr-ı Acem'e ve Lahîcân ve Bakü ve Âzerbaycân'a götürürler. Gâyet lezîz ve semîn mâhîleri vardır. Bu semekelerden mîrîye dokuz yük akçe hâsıl olup Van kuluna ve Van deryâsı etrâfında olan kılâ‘ kullarına bu balık mâlından ulûfe verilir. Ammâ bu Bend-i Mâhî mahalli yılda bir ay bir temâşâgâhdır kim bir kimesne geçen balıkları sayd [u] şikâr etmeğe kâdir değillerdir. Emn olmağile cümle mâhîlere ma‘lûm olup rûy-ı mâda şinâverlik edüp reftâr ederek kadd [ü] kâmet gösterek asla âdemden kaçmayup gûnâ-gûn şîvekârlık ederek ubûr etdiklerinde el-azametullah ol günlerde niçe kerre yüz bin elvân mâhîlerin eşkâlleri ve elvânları temâşâ olunur. Sübhânu'l-Hallâku'l-Bâkî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237b ·
metinde göster ·
… ân ve Bakü ve Âzerbaycân'a götürürler. Gâyet lezîz ve semîn mâhîleri vardır. Bu
semekelerden
mîrîye dokuz yük akçe hâsıl olup Van kuluna ve Van deryâsı etrâfında olan kılâ‘ …
Nehr-i Bend-i Mâhî: Bârgîrî kal‘ası kurbünde Van deryâsı girer bir boğaz içre cereyân eder. Aşağıda şorcadır, ammâ yukaruda âb-ı zülâldir. İbtidâ hurûcu yine Bârgîrî dağlarından gelüp Bârgîrî altında Bend-i Mâhî mahallinde Van deryâsına mahlût olur. Bend-i Mâhî ol mahaldir kim yılda bir kerre mâh-ı (---)(---) Van deryâsında bir şîrînkârlık nâbûd-nâpeydâ iken ol gün bi-emrillahi Ta‘âlâ Van deryâsının balıkları râygân olup bu Bend-i Mâhî deresinden yukaruya kâmil bir ay niçe kerre yüz bin sağîr ü kebîr gûnâ-gûn mâhîler geçüp andan Bend-i Mâhî Sultân derler, bir ziyâretgâh vardır. Cümle semekeler ol ziyârete varup ol tarafın {su} otlarından ve eğir köklerinden otlayup ve ol sultânı ziyâret edüp bir ândan sonra cümle balıklar gerüye dönecek mahalde Bend-i Mâhî nâm mahalli Van defterdârı tarafından bir ağa bend edüp cümle balıklar yukaru derelerde mahpus kalup aşağı Van deryâsına geçmediklerinden Bend-i Mâhî derler. Ba‘dehû defterdâr ağası bâlâda mahpus kalan mâhîleri niçe yüz re‘âyâ vü berâyâ huddâmlarıyla balıkları sayd edüp tuzlar. Anda niçe bin Acem bâzergânları ve Gökdolak Ermenîleri bu mâhîleri mîrîden alup niçe yüz bin deve yükü tuzlu balığı diyâr-ı Acem'e ve Lahîcân ve Bakü ve Âzerbaycân'a götürürler. Gâyet lezîz ve semîn mâhîleri vardır. Bu semekelerden mîrîye dokuz yük akçe hâsıl olup Van kuluna ve Van deryâsı etrâfında olan kılâ‘ kullarına bu balık mâlından ulûfe verilir. Ammâ bu Bend-i Mâhî mahalli yılda bir ay bir temâşâgâhdır kim bir kimesne geçen balıkları sayd [u] şikâr etmeğe kâdir değillerdir. Emn olmağile cümle mâhîlere ma‘lûm olup rûy-ı mâda şinâverlik edüp reftâr ederek kadd [ü] kâmet gösterek asla âdemden kaçmayup gûnâ-gûn şîvekârlık ederek ubûr etdiklerinde el-azametullah ol günlerde niçe kerre yüz bin elvân mâhîlerin eşkâlleri ve elvânları temâşâ olunur. Sübhânu'l-Hallâku'l-Bâkî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237b ·
metinde göster ·
Sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'ın kadre ermişlerinden bir kimesne "Er gerçek"den galat Erçek derlermiş. Kadr mâlıyla binâ olunmuş bir yalçın püşte başında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘adır, ammâ zirve-i a‘lâya kad-keşân olmağile çıkup temâşâ etmedim. Hâlâ Mahmûdî hükmündedir ve mâ-tekaddem taht-ı Mahmûdî bu kal‘a imiş. Şimdi ol kadar imâr değildir, ammâ yine Van eyâletinde sancak beği hükmündedir. İki bin askere mâlikdir. Mahmûdî atlarının güzîdesi bu Erçek'de olur. Hükûmetinde timâr u ze‘âmet tahrîr olmayup ebvâb-ı mahsûlâtı beğine hâs kayd olunmuşdur. Beği kal‘ada olur Aşağı Rabâtı bir dere küncinde beş yüz hâneli câ-be-câ bâğ u bâğçeli ve kavak ağaçlı rabâtdır. Bir câmi‘i ve bir hânı ve bir kesîf hammâmı ve on mikdârı dükkânı var ammâ buhayre-i Erçek kal‘anın kurbünde bir halîc-i sağîresi var, on vukiyye gelir yahşı alabalığı olur kim Kürdistân'da Ereçek balığı meşhûrdur. Bu semek-i mümessekden sayyâdlar sayd edüp a‘yân [u] kibâra hedâyâ götürürler. Aslâ balık râyihası yokdur. Bu halîcin kenârında Fâtih-i Revân Sultân Murâd Hân meks edüp mâhîlerinden tenâvül edüp "Hakkâ ki mâ’ide-i Erçek idiği gerçek imiş." demişdir. Ve bu buhayrenin yine cânib-i garbîsinde bir yol vardır. Ol râh-ı câdde ile Van'a beş sâ‘atde varır tarîk-ı seheldir. Murâd Hân Van'a ol râhdan revâne olmuşdur. Bu Ereçek beğinin ziyâfetin tenâvül edüp ve hedâyâsın ve kulağuzların alup andan yolumuza hilâfcadır ammâ "Da‘vete icâbet" deyü cânib-i şimâle meyyâlce dağlar ve dereler aşup kâmil sekiz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286b ·
metinde göster ·
… e mezkûr cezîreler Tebrîz hâkimi hükmündedir. Bunun da nökerleri cümle sayyâd-ı
semekdir
.
Cezîre-i Harsek: derler. Bunda dahi bir püşte-i âlî üzre Harsek kal‘ası vardır. Neferâtları ve topları ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır. Bu kal‘a buhayrenin Tebrîz hâki tarafına sehel muttasıl olmağile mezkûr cezîreler Tebrîz hâkimi hükmündedir. Bunun da nökerleri cümle sayyâd-ı semekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
… ine nehri kenârında bir amûd üzre beyâz mermer-i berrâkdan hukemâ-yı kudemâ bir
semek
timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin ni …
Def‘an mutalsam-ı vâcibü's-seyr: Bu şehr-i Nihâvend'in yine nehri kenârında bir amûd üzre beyâz mermer-i berrâkdan hukemâ-yı kudemâ bir semek timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol semek sûreti suya düşüp suya müte‘allık mutalsam olmağile ameli bâtıl olmayup her sene hamâsînde elli gün balıklar ol mahalde kenâra düşer meşhûrdur. Ve yine amûdu hâlâ râygândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… errâkdan hukemâ-yı kudemâ bir semek timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol
semek
gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i N …
Def‘an mutalsam-ı vâcibü's-seyr: Bu şehr-i Nihâvend'in yine nehri kenârında bir amûd üzre beyâz mermer-i berrâkdan hukemâ-yı kudemâ bir semek timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol semek sûreti suya düşüp suya müte‘allık mutalsam olmağile ameli bâtıl olmayup her sene hamâsînde elli gün balıklar ol mahalde kenâra düşer meşhûrdur. Ve yine amûdu hâlâ râygândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… akt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin
semekleri
cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. …
Def‘an mutalsam-ı vâcibü's-seyr: Bu şehr-i Nihâvend'in yine nehri kenârında bir amûd üzre beyâz mermer-i berrâkdan hukemâ-yı kudemâ bir semek timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol semek sûreti suya düşüp suya müte‘allık mutalsam olmağile ameli bâtıl olmayup her sene hamâsînde elli gün balıklar ol mahalde kenâra düşer meşhûrdur. Ve yine amûdu hâlâ râygândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… ihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol
semekleri
sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol semek sûreti suya düşüp suya müte‘a …
Def‘an mutalsam-ı vâcibü's-seyr: Bu şehr-i Nihâvend'in yine nehri kenârında bir amûd üzre beyâz mermer-i berrâkdan hukemâ-yı kudemâ bir semek timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol semek sûreti suya düşüp suya müte‘allık mutalsam olmağile ameli bâtıl olmayup her sene hamâsînde elli gün balıklar ol mahalde kenâra düşer meşhûrdur. Ve yine amûdu hâlâ râygândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… p cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol
semek
sûreti suya düşüp suya müte‘allık mutalsam olmağile ameli bâtıl olmayup her sen …
Def‘an mutalsam-ı vâcibü's-seyr: Bu şehr-i Nihâvend'in yine nehri kenârında bir amûd üzre beyâz mermer-i berrâkdan hukemâ-yı kudemâ bir semek timsâli etmiş. Vakt-i hamâsînde elli gün ol semek gıjgırup Nihâvend şehrinin niçe kerre yüz bin semekleri cem‘ olup cümle ehl-i Nihâvend ol semekleri sayd edüp kifâf-ı kût idinirlermiş. Hâlâ ol semek sûreti suya düşüp suya müte‘allık mutalsam olmağile ameli bâtıl olmayup her sene hamâsînde elli gün balıklar ol mahalde kenâra düşer meşhûrdur. Ve yine amûdu hâlâ râygândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… yâdları getirüp ol kadar gûnâ-gûn balıklar sayd olunup Şehribân'ın lüffân narın
semekeler
üzre sıkup tenâvül olunup ol gice cihânda bir zevk u safâ etdik ve nehr-i Diyâl …
Mukaddemâ diyâr-ı Acem'de vilâyet-i Erdebil ve Kum ve Kâşân ve Hemedân ve Dergezîn ve Şehribân diyârlarından Bağdâd'a gelirken bu nehr-i Diyâle'nin tulû‘ [u] gurûbuyla evsâfı tahrîr olunmuşdur ammâ şimdi bu mahalde sâhil-i nehirde haymelerimizle meks edüp kend-i Havlinden mâhî sayyâdları getirüp ol kadar gûnâ-gûn balıklar sayd olunup Şehribân'ın lüffân narın semekeler üzre sıkup tenâvül olunup ol gice cihânda bir zevk u safâ etdik ve nehr-i Diyâle'ye çıkup tarâvet kisb etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 368b ·
metinde göster ·
… işâh-ı cihângîr idi ve Lokmân bir hâkim-i hâzık idi ve Zünnûn dahi bir sayyâd-ı
semek
idi." demişler ammâ niçe müverrih ve müfessirler Hızır ile Mûsâ Kelîm hakkında …
Ba‘dehû İskender-i Zülkarneyn iki aded boynuzlarının derdine dermân arayup âb-ı hayât bulmağa gitdikde Hazret-i Hızır İskender ile bile idi. İskender cümle hukemâlarıyla âb-ı hayât bulmadan el yuyup avdet ederken Cenâb-ı Bârî yârî kılup Hazret-i Hızır'a âb-ı hayâtı müyesser edüp ilâ hâze'l-ân emr-i Hakk ile zinde olup deryâ hizmetine me’mûrdur. Ve bu rûy-ı zemînde Hazret-i Hızır'ın basup durup yatduğu yerler yeşil çemenzâr olduğiyçün Hızır Nebî derler. Ammâ niçe müfessirîn ve müverrihîn Hazret-i Hızır ve İskender ve Lokmân (---)(---) Nûn haklarında "Nebî değillerdir. Ancak Hızır bir recül-i sâlih idi ve İskender bir pâdişâh-ı cihângîr idi ve Lokmân bir hâkim-i hâzık idi ve Zünnûn dahi bir sayyâd-ı semek idi." demişler ammâ niçe müverrih ve müfessirler Hızır ile Mûsâ Kelîm hakkında âyet sâbık olmağile ve İskender hakkında sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
… tdılar kim zemîn u âsumânı dûd-ı bârûd-ı siyâh kesîf edüp zemînde felek deryâda
semek
dir dir ditredi.
Sa‘âdetlü pâdişâh cümle musâhibleriyle bu kal‘a kurbunda çetr-i mülemma‘ sahâbesin kurup sa‘âdetle karâr-dâde oldukda el-azametullâh bu Anadolu ve karşı Rûmeli kal‘alarından birbirleriyle ceng eder şeklinde kal‘anın zîr [ü] bâlâsı ve burc-ı ra‘nâsından ol kadar toplar atdılar kim zemîn u âsumânı dûd-ı bârûd-ı siyâh kesîf edüp zemînde felek deryâda semek dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90b ·
metinde göster ·
… murassa‘ yed-i kudret ile zer-nişân olunmuş mâhîlerdir ve gayrı niçe yüz elvân
semekleri
seleler ile dâma düşürüp lezîz tereyağıyla pişirüp tenâvül edüp ayş [u] işret e …
Andan teferrücgâh-ı nehr-i Sarây, bu nehir kenârına cümle şehr-i Sarây'ın erbâb-ı merâmı hayme vü hargâhlarıyla bu nehir kenârında meks edüp beşer onar vukıyye gelir alabalıkları olur kim her biri murassa‘ yed-i kudret ile zer-nişân olunmuş mâhîlerdir ve gayrı niçe yüz elvân semekleri seleler ile dâma düşürüp lezîz tereyağıyla pişirüp tenâvül edüp ayş [u] işret edüp ibâdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131b ·
metinde göster ·
… de olan mâhî-i gûnâ-gûnu ve mâ’ide-i Sübhânî'yi seyr [ü] temâşâ ederler kim her
semek
onar ve on beşer ve yigirmişer vukiyye gelir, gûyâ murassa‘ sun‘-ı Hudâ balıkla …
Ve bu mezkûr havz-ı amîkun kenârındaki kayalara muttasıl Mostar müftîsi (---) Efendi bir tekye-i Halvetî inşâ edüp bir kasr-ı âlîsi Buna nehrine nâzır olup cümle uşşâkân [u] erbâb-ı ma‘ârif ehl-i dilân bu kasırda ve bu tekyenin kameriyyelerinde meks edüp gûy gûy sohbet-i hâslar ve mubâhase-i ilmiyyeler edüp niçe yârân-ı ârifân-ı zarîfân havz içinde olan mâhî-i gûnâ-gûnu ve mâ’ide-i Sübhânî'yi seyr [ü] temâşâ ederler kim her semek onar ve on beşer ve yigirmişer vukiyye gelir, gûyâ murassa‘ sun‘-ı Hudâ balıklar var kim âdem bakdıkça hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
Hattâ Celâlî Abaza Paşa bu şehre geldikde bu havz-ı azîm içre şinâverlik eden mâhîlerden iki dâne semek dutdurup kulaklarına altun halhallar geçirüp ol zamândan berü bircüğezi hayâtda bir mefret koca nehengdir, ammâ her bâr taşra havuza çıkmayup içeri gârda durur, ammâ bu mâhîleri Abaza Paşa dutdurup yemek kasdında olmayup ibret-nümâ-yı nîk-nâm içün halhal korken Abaza Paşa semmûr kürkiyle bu havza düşüp gark olayazdı deyü ihtiyâr kimesneler nakl etdiler. {Bundan anlanan me’âl-i kelâm oldur kim bu âsitânede olan mâhîlere aslâ vaz‘-ı yed etmemek gerek}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
Ve gûnâ-gûn mâhîleri olur, ammâ Kanije'nin buhayresi
semekleri
gibi memdûh değildir, zîrâ Kanije mâhîleri egir kökü yeyüp eti müşk [ü] amber-i …
Ve gûnâ-gûn mâhîleri olur, ammâ Kanije'nin buhayresi semekleri gibi memdûh değildir, zîrâ Kanije mâhîleri egir kökü yeyüp eti müşk [ü] amber-i hâm gibi bûy verüp lezîz ve mukavvîdir, ammâ bunun balığı bed râyihalıdır. Lâkin re‘âyâ ve fukarâlar "Ekeltü's-semeke hattâ ra’sehâ" kelâmı üzre başın ve kılçığın bile yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 14a ·
metinde göster ·
… n-mâdâr on bir mîldir(?). Ammâ gûnâ-gûn lezîz mâhîleri çıkar. Sayyâdları sayd-ı
semek
edüp öşrünü emîne verirler. Bir âdem bir balık avlamağa kâdir değildir, zîrâ mî …
Dâ’iren-mâdâr on bir mîldir(?). Ammâ gûnâ-gûn lezîz mâhîleri çıkar. Sayyâdları sayd-ı semek edüp öşrünü emîne verirler. Bir âdem bir balık avlamağa kâdir değildir, zîrâ mîrî mâl tahsîl olur. Bu gölü bir sâ‘atde ubûr edüp bir sâ‘atde maşrık tarafına atlar ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 80b ·
metinde göster ·
Nehr-i Bahsan: Gürcistân'ın Dâdyân vilâyeti dağlarından gelüp nehr-i Terek'e gider. Bu şehir içre nehr-i Bahsan'da ırgı balığı derler bir balık çıkar, aslâ bir diyâr balığına benzemez. Bir müdevverü'ş-şekil mâhîdir kim gûyâ zer-nişânlı bir murassa‘ mâ’idedir, ammâ lezzeti meğer İngilis cezîresi vilâyetinin serdelye balığı lezzeti ola. Ortasında elif gibi bir kılçığı olup gayri vücûdunda aslâ kılçığı yokdur. Ve misk gibi bir gûne râyiha-i tayyibesi vardır, ammâ Allâhümme âfinâ garîbü'd-diyâr bekâr âdem bu mâ’idenin birini yese ol gece dörd beş kerre düşü azar. Yâhûd çok tenâvül edenin nefsi burnundan akar. Gâyet mukavvî ve serî‘u'l-hazm semek-i nehr-i Bahsan'dır. Takviyetinde gûyâ sakankûr-ı mâhîdir, ammâ beşer altışar yüz dirhemden irisi nâdirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 160b ·
metinde göster ·
Bu mâhîleri emîninin izni olmadan bir enliyi 211b bir şibr kaddi bir
semek
sayd etse tecrîm ederler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) …
Bu mâhîleri emîninin izni olmadan bir enliyi 211b bir şibr kaddi bir semek sayd etse tecrîm ederler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 211a–211b ·
metinde göster ·
sayd etdik. Gâyet lezîz mâ’ideleri olur. Husûsan turna balığı ve sazan balığı v …
Bu gölde gûnâ-gûn semekler sayd etdik. Gâyet lezîz mâ’ideleri olur. Husûsan turna balığı ve sazan balığı ve niçe bin elvân mâhîleri olur. Ve bu buhayrenin dâ’iren-mâdâr cirmi on üç mîldir. Ve âb-ı bâridi gâyet lezîzdir. Ve bu kasaba-i ma‘mûre bu buhayrenin sâhilinde vâki‘ olup cümle isti‘mâl etdikleri âb-ı rahmet bu göldendir. Cümle re‘âyâsı Rûm ve Bulgar kefereleridir, ammâ müselmânları azdır nasârâsı gâlibdir, zîrâ serbest vüzerâ hâssıdır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 213b ·
metinde göster ·
… tulû‘ edüp zirâ‘at olmuş mahsûlâtların gark edüp ol kadar bî-hadd [ü] bî-kıyâs
semekeleriyle
gelüp buhayre içi mâl-â-mâl mâhî olur, deyü ahâlî-i vilâyet nakl etdiler, ammâ …
Lâkin bu buhayre yigirmi otuz yılda bir kerre suyundan bir katre kalmayup zirâ‘at edüp çemenzârlarında at bağlarlar imiş, bir gün yine hikmet-i Hudâ her cânibinden taraf taraf âb-ı hayâtlar tulû‘ edüp zirâ‘at olmuş mahsûlâtların gark edüp ol kadar bî-hadd [ü] bî-kıyâs semekeleriyle gelüp buhayre içi mâl-â-mâl mâhî olur, deyü ahâlî-i vilâyet nakl etdiler, ammâ hakîrin manzûru olduğu mahalde buhayresi leb-ber-leb idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 231a ·
metinde göster ·
… ş-i Nemrûd ile büryân olup kimi karaya ve kimi deryâya düşüp mâ’idelere gıdâ-yı
semek
300b oldular.
Ve sokak sokak olup gemilerde kapular gibi delikler pençere pençereler-misâl açılup içinde olan küffârlar dâr-ı cahîme giderlerdi. Küffâr gemilerle deryâdan asâkir-i İslâm karadan kâmil ale't-tevâlî dörd sâ‘at-i nücûmî ceng [u] cidâl-i mütemâdî olup hikmet-i kudret sâhibi Allâh ihsân ilhâm edüp Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa topçubaşıyla müşâvere edüp mukaddemâ Söylemez Dervîş Alî'nin gönderdiği gülleli karakatır nâm topa Zülfikâr Kethudâ bir kerre niçe bism-i İlâh ile âteş edince cemî‘i küffâr kalyonlarının serdârı olan patur[una] nâm kapudan kalyonuna Alî Dede gönderdiği gülle isâbet edüp bi-emrillâhi te‘âlâ çak bârûd hazînesine gülle değüp el-azametullâh Deryâ-yı Sefîd bir kerre cûş [u] hurûşa gelüp tâ beri kara tarafında bir [zel]zele-i azîm olup derhâl deryâda olan dağ pâresi gibi kapudana kalyon ol isâbet eden Alî Baba güllesinden bir âteş-i sûzân zâhir olup gemi içinde olan cemî‘i küffâr tayr-ı ebâbîl gibi hevâya perrân münkalib olup doğancı pefteresi gibi ber-hevâ uçup kiminin kıçı ve başı ve kayalığı ve içinde olan iki bin aded kâmil cümle soltat mortatları ender hevâ mu‘allakast olup âteş-i Nemrûd ile büryân olup kimi karaya ve kimi deryâya düşüp mâ’idelere gıdâ-yı semek 300b oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300a–300b ·
metinde göster ·
… z bin guruşluk mâhîler sayd edüp fürûht ederler. Gayri kimesneler bir karış bir
semeke
sayd etseler hâkime götürüp tecrîm etdirirler.
Kayık ile beş on aded yârânlar varup temâşâlar etdik. Dörd mîl ihâta eder bir ma‘mûr atadır. İçinde aslâ müselmân olmadığından Kâfir adası derler. Gâyet mükellef kefere evleri var. Cümle kefereleri sayyâd-ı mâhîlerdir. Ellerinde Ebü'l-feth'den berü hatt-ı şerîfleri olup niçe kerre yüz bin guruşluk mâhîler sayd edüp fürûht ederler. Gayri kimesneler bir karış bir semeke sayd etseler hâkime götürüp tecrîm etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 349b ·
metinde göster ·
, / Hiç umma emânî / Kim arz [u] semâvâta gelen ins ü melekden, / Hep olmada fân …
Ger evc-i semâye eresin ka‘r-ı semekden,Hiç umma emânîKim arz [u] semâvâta gelen ins ü melekden,Hep olmada fânîGûş eyleyecek dedi Hilâlî bu beyti,Hem ola bu târîhCâm-ı eceli içdi Hasan dest-i felekden,Sûy-i du cihânı.Sene 1072.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367b ·
metinde göster ·
… st olup taşra kenâra gelüp cümle kurâ halkı sayd edüp kifâflanırlar, ammâ lezîz
semekleri
olur.
Bu derede şeb ma‘d[en]i olduğundan cümle nebâtları ahmer-gûn olup cümle suları da bâde-i hamrâ gibi kırmızı-gûn cereyân eder, andan bir mahlûk-ı Hudâ nûş etmez. Âdem sehel nûş etse ağzın buruşdurur. Anıniçün gayri sular ile cereyân edüp gelen balıklar bu şeb suyuna dâhil olunca cümle sermest olup taşra kenâra gelüp cümle kurâ halkı sayd edüp kifâflanırlar, ammâ lezîz semekleri olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378a ·
metinde göster ·
… kdârı teberrüken ve teyemmünen Kur’ân-ı azîm tilâvet ederken o mâhîleri gördüm.
Semeke-i
İbrâhîm derler kulaklarında ve ağızlarında iğne-misâl püskülleri vardır bir mâ’ …
Hâlâ hakîr ol mağârada üç sâ‘at mikdârı teberrüken ve teyemmünen Kur’ân-ı azîm tilâvet ederken o mâhîleri gördüm. Semeke-i İbrâhîm derler kulaklarında ve ağızlarında iğne-misâl püskülleri vardır bir mâ’ide-i Hudâ'dır. Bir sayyâd anı sayd etmeğe kasd etmez. Eğer hatâ’en şebekeye giriftâr olur, yine âzâd ederler. Hâlâ bu şehrin halkı bu semekden havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y181a ·
metinde göster ·
… Eğer hatâ’en şebekeye giriftâr olur, yine âzâd ederler. Hâlâ bu şehrin halkı bu
semekden
havf ederler.
Hâlâ hakîr ol mağârada üç sâ‘at mikdârı teberrüken ve teyemmünen Kur’ân-ı azîm tilâvet ederken o mâhîleri gördüm. Semeke-i İbrâhîm derler kulaklarında ve ağızlarında iğne-misâl püskülleri vardır bir mâ’ide-i Hudâ'dır. Bir sayyâd anı sayd etmeğe kasd etmez. Eğer hatâ’en şebekeye giriftâr olur, yine âzâd ederler. Hâlâ bu şehrin halkı bu semekden havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y181a ·
metinde göster ·