düşüp ale't-tertîb vâkı‘ olmağıla birbirlerine rağmen eyle ma‘mûr dekâkîn-i bak …
Ve cümle aded altı yüz dükkândır ammâ bezzâzistânı yokdur. Lâkin cemî‘i ehl-i hırefden mevcûd olup her hânları birer metîn bezzâzistân gibi olup zî-kıymet eşyâ mevcûddur. Ammâ cümle çârsû-yı hüsni bir şâhrâh-ı azîmin cânibeynine düşüp üzerleri mestûr ve cümle tarîk-i âmları beyâz ahcârâtla mefrûş pâk esvâk-ı sultânîdir. Ammâ Bakkâllar çârsûsu bir semte düşüp ale't-tertîb vâkı‘ olmağıla birbirlerine rağmen eyle ma‘mûr dekâkîn-i bakkallardır kim cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbât ile müzeyyen bâzâr-ı hüsündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107a ·
metinde göster ·
… ir. Bu bâlâda tahrîr olunan (---) aded bâzâr-ı sultânîler cümle esnâfıyla birer
semte
vâki‘ olup şeyhleri ve nakîbleri [ve] yiğitbaşıları ve kethüdâları ve çavuşları …
Ba‘dehû ana karîb Küçük Arasta, böyle kârgîr binâ haffâfhâne değildir, ammâ müzeyyen sûk-ı latîfdir. Bu bâlâda tahrîr olunan (---) aded bâzâr-ı sultânîler cümle esnâfıyla birer semte vâki‘ olup şeyhleri ve nakîbleri [ve] yiğitbaşıları ve kethüdâları ve çavuşlarıyla mazbût ehl-i hıreflerdir. Ekseriyyâ bu mezkûr çârsû-yı bâzârların dekâkînleri selef pâdişâhları asrında tertîb üzre binâ olunup her dükkânın önlerinde taş amûdlar üzre kemerlerdir kim şehre ziynet vermiş hemvâr esvâk-ı sultânîlerdir. Zamân-ı kudemâda cümle sûk-ı sultânî saçakları kârgîr binâ ile mebnî olup kurşum ile mestûr imiş. Niçe kerre ihrâk vâki‘ olup kurşumu kâl olup hâlâ bu hâl üzre hâlî kalmış bâzâr-ı müzeyyenlerdir. Bunlardan gayri kırk bir yerde dahi niçe sûk-ı sultânîler ve niçe bâzârgâhlar vardır kim (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162b ·
metinde göster ·
… ûn kâr [u] kesb-i tüccârân [u] sevdâgerân vardır. Her garîbin selîka-i kârı bir
semte
düşüp ol tarafa zâhib olmuşdur. Ammâ kâr-ı pür-me’âli esnâf-ı debbâğândır ve ha …
Der-alâmet-i kâr [u] kesb-i ricâlât: Niçe yüz bin gûnâ-gûn kâr [u] kesb-i tüccârân [u] sevdâgerân vardır. Her garîbin selîka-i kârı bir semte düşüp ol tarafa zâhib olmuşdur. Ammâ kâr-ı pür-me’âli esnâf-ı debbâğândır ve hayli insândır. Andan pâk berberleri ve ayak dellâlları ve pâk aşbâzları ve üstâd-ı hayyâtları ve gazzâz ve yorgancıları ve ketâncıları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165a ·
metinde göster ·
… asenâtların târîhleriyle zabt [u] kayd edüp bu gûne tahrîr ederiz. Selîkamız bu
semte
düşüp tesellî-i hâtırımız vardır. Beyt:
Eğer su‘âl olunursa "Ey Evliyâ, gerçek seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdemsin, ammâ her şehrin bu mertebe evsâfları neden ma‘lûmundur?" denirse cevâb "Bu abd-i ahkar, âlem-i sabâvetden berü seyâhate tâlib [u] râgıb olup vâkı‘amda Resûl-i Hudâ'nın izn-i şerîfiyle evliyâ ü enbiyâ ziyâretine me’mûr olduğumuz cihetden cemî‘i memâlik-i mahrûseleri kırk bir yıldan berü geşt [u] güzâr ederken ve zâbitleriyle ve müsinn [ü] umûr-dîde ihtiyârlarıyla ülfet edüp ahvâlât-ı şehri su‘âl edüp niçe sicillâta ve evkâfnâmelere mürâca‘at edüp cümle hayrât [u] hasenâtların târîhleriyle zabt [u] kayd edüp bu gûne tahrîr ederiz. Selîkamız bu semte düşüp tesellî-i hâtırımız vardır. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166a ·
metinde göster ·
… ular deyü hâtır-mânde olman. Kanûnumuzdur kim cümle müsâfirîni ve tüccârları ol
semte
kondurup kırk günden sonra halkımızla ihtilât ederler. Belki tâ‘ûnlu âdemleri v …
"Lutf eyleyüp bizi kal‘a içine kondurmayup taşra nazareteye kondurdular deyü hâtır-mânde olman. Kanûnumuzdur kim cümle müsâfirîni ve tüccârları ol semte kondurup kırk günden sonra halkımızla ihtilât ederler. Belki tâ‘ûnlu âdemleri vardır mülâhazasıyla kırk gün meks etdirdiriz, ammâ sizi ertesi gün huzûrumuza getirdik" deyüp bir ziyâfet-i âlîsin, âyîn-i bâtılları üzre tirepaze nâm yüksek iskemlelerinde beyâz çarşaflar üzre gûnâ-gûn kebâblar ve mi‘denüvâz ve nâne ve kerefis kökleriyle muharrâ pişmiş gûnâ-gûn sirkeli ta‘âmlar ve gûnâ-gûn helvâlar yeyüp yine âyîn-i Osmânlı üzre ellerimiz gasl eyleyüp cümlemiz birer kâse mümessek şerbetler nûş edüp andan yine alayımızla taşra konağımıza gidüp kal‘ayı ve varoşun nezâketle seyr [ü] temâşâya başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149a ·
metinde göster ·
… Âdem deryâsı ve kefereler kurâsı yerlerdir kim ân-ı sâ‘atde andan top atıldığı
semte
yüz bin kadar küffâr cem‘ olurlar, ammâ serhad gâzîleri hîleye sâlik olup bir t …
Ez-în-cânib yine sadede rucû‘ edelim. Bu Zirinoğlu hudûdu kırıntısının iç yüzlerinde birbirlerinden birer top menzili ba‘îd püşteler üzre sıra ile dizilmiş varda, ya‘nî haberci kulleleri vardır. Her birinde menhûs ve nüfûs-ı cünûd-ı cünüb mâl-â-mâldır. Kankı tarafdan bir düşman bu kırıntı üzre gele, ol tarafdaki varda kullesinden bir top atılınca bilirler kim Osmânlı tarafından "Düşman geldi" topı atılınca tarfetü'l-ayn nehr-i Morava ve nehr-i Drava [ve] nehr-i Sava kenârında cümle üç yüz altmış yedi pâre vardiya kullelerinden toplar atılup cümle Hırvadistân'ın başına âteş düşüp eyle benî Âdem deryâsı ve kefereler kurâsı yerlerdir kim ân-ı sâ‘atde andan top atıldığı semte yüz bin kadar küffâr cem‘ olurlar, ammâ serhad gâzîleri hîleye sâlik olup bir tarafdan birer asker gösterüp kıyâmet topları atılınca bir gayrı aralıkdan yayan asker girüp biraz kelepür alırlar, ammâ kimi esîr olup kalır. Ve kelepür alanların mâl-ı ganâ’imler ellerin bırakdırırlar. Ancak herkes bir baş ve cân ile halâs olurlar. Tâ bu mertebe ma‘mûr ve mazbût ülke[dir]. Hattâ Süleymân Hân bu kefereler ile mukâ[ve]met edemeyüp müdârâyla geçinmek, Vişegrad kal‘asından tâc-ı İskender ki tâc-ı Enûşirvân-ı Âdil'dir ki ol tâc Menuçehr evlâdlarından Macar kavmine değüp anlar Novgrad kal‘ası kurbunda Vişegrad kal‘asında tâc-ı İskender alınup dest-i Âl-i Osmân'da mezkûr tâc hazîne-i Osmâniyân'da kalup Süleymân semtinden(?) intikâm almak içün şikloş kal‘ası fethinde Zirinoğlu ve Beganoğlu Nadajoğullarına tâc-ı İskender'i verüp anlar da yedi hersek Osmânlı'dan yeşil katîfe kalpak geyüp gitmesinden Budin'i ve Üstürgon'u ve İstolni Belgrad'ı ve'l-hâsıl yetmiş altı pâre kal‘ayı Süleymân Hân Nemse çâsârı elinden aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160b ·
metinde göster ·
… değildir. Ba‘dehu vilâyetimiz dest-i İslâma girdikde ibtidâ Gül Baba, ‘Beni ol
semte
gömün, ser-çeşme-i hâmûşân olayım’ dedikde anda defn ederler. Ba‘dehu cemî‘i şü …
"Evliyâ efendim, hakkâ eyi su’âl etdin. Bizim kıble cânibimiz Kile sahrâsıdır. Zamân-ı kâfirden berü ol taraflar kâfirlerin maşatlığı idi ve her bâr kâfirleri asâkir-i İslâm anda kırup kâfir üstühânlarıyla mâl-â-mâl olup bir karış arz-ı hâliye yokdur. Anıniçün bizim cebbânemiz kıble tarafında değildir. Ba‘dehu vilâyetimiz dest-i İslâma girdikde ibtidâ Gül Baba, ‘Beni ol semte gömün, ser-çeşme-i hâmûşân olayım’ dedikde anda defn ederler. Ba‘dehu cemî‘i şühedâları da anda defn ederler. Hâlâ biz dahi anların şerefiyyetine cümle mevtâlarımız anda defn ederiz" deyü cevâb etdiler. Hakkâ ki yahşı haber verdiler. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 90b ·
metinde göster ·
… olmağile bundan bir şikâr alamayup hemân sağ cânibimiz ki maşrık tarafıdır, ol
semte
kaytup kâmil bir gece mâh-ı tâbda kulağızlarla gidüp vakt-i sabâhda bir sahrâ-y …
Dibine varup gördük, bir kal‘a-i sedd-i İskender'dir kim cemî‘i ebrâcları eflâke ser çekmiş ve limanında yedi pâre Hindistân gemileri ve niçe Filimenk ve İngilis ve Portakal gemileri yatırdı. Bizim askere kırk elli pâre balyemez toplar atup bu kal‘a altındaki varoşu dahi bir rabât-ı hısn-ı hasîn olmağile bundan bir şikâr alamayup hemân sağ cânibimiz ki maşrık tarafıdır, ol semte kaytup kâmil bir gece mâh-ı tâbda kulağızlarla gidüp vakt-i sabâhda bir sahrâ-yı azîme içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 126b ·
metinde göster ·
Bu dahi Kabarti hudûdunda mağrib tarafı nehr-i Kuban'dır. Ol
semte
yakın bir ağaçlı sahrâ içinde beş dâne kûh-ı bülend dağlar birbirlerine yakın h …
Bu dahi Kabarti hudûdunda mağrib tarafı nehr-i Kuban'dır. Ol semte yakın bir ağaçlı sahrâ içinde beş dâne kûh-ı bülend dağlar birbirlerine yakın halk olunmuş, gûyâ her biri bir kâlıbdan çıkmış cebel-i bâlâlardır. Orta yerdeki 158b dağ cümleden sivri ve cümleden âlîdir. Etrâfındaki dört aded dağlar ortadakinden pespâye ve sehel yassı çâr cebellerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a–158b ·
metinde göster ·
… den bâzâr-ı meykede-i erbâb-ı harâb ya‘nî meyhâne ve bozahâne çârsûsu başka bir
semte
vâki‘ olup bir acîb ü garîb temâşâgâh ve bir mest-i müdâmgâh hergâh sehergâh bâ …
Ammâ cümleden bâzâr-ı meykede-i erbâb-ı harâb ya‘nî meyhâne ve bozahâne çârsûsu başka bir semte vâki‘ olup bir acîb ü garîb temâşâgâh ve bir mest-i müdâmgâh hergâh sehergâh bâzıdır kim cümle kefere ve fecere vü fesaka ve tâ’ife-i mezmûm harâbât erenleri bunda mevcûd olup cümle üç yüz kırk aded humhâne meyhâneler vardır kim her birine yüzer ikişer yüz atlı yolcular konup içüp göçerler ve mihmân olurlar, hem hândır ve hem humhânedir. Kârhâne sâhibi kefereler şarâb-ı bî-hicâb satup kâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 227b ·
metinde göster ·
cum‘a günü ve gecesi olunca bu şehrin cemî‘i nisvânları gürûh gürûh bu cânib me …
Ve bu semte cum‘a günü ve gecesi olunca bu şehrin cemî‘i nisvânları gürûh gürûh bu cânib mezâristânına gelüp vâdî-i hâmûşânda hâmûş-bâş yatanları gelüp ziyâret ederler. Ve ba‘zı zenpâre cânlar Y 84b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y84a–Y84b ·
metinde göster ·
… ke ile müşâ bir kazâdır. Yolları sarp ve vâcibü's-seyr bir şehri olmamak ile ol
semte
azîmet etmeyüp şark cânibine altı sâ‘at sarp çengelistân yollar ve beller aşup,
Kazâ-i Eğdir: Finike ile müşâ bir kazâdır. Yolları sarp ve vâcibü's-seyr bir şehri olmamak ile ol semte azîmet etmeyüp şark cânibine altı sâ‘at sarp çengelistân yollar ve beller aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130b ·
metinde göster ·
sâlik olup hâb-ı gafletde iken ba‘zı ârif-i billâh ehl-i bâtınlar ile nısfu'l-l …
Cümle ehl-i zâhir bir semte sâlik olup hâb-ı gafletde iken ba‘zı ârif-i billâh ehl-i bâtınlar ile nısfu'l-leylde Hak katında bâkî olan tevhîd-i sultânî ve temcîd-i Rabbânî ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y293b ·
metinde göster ·