… -i pâkine rû-mâlîde edüp yüz bin tazarru [u] nâliş ile Cenâb-ı İzzet'e hamd [u]
senâ edüp
şehr[i] temâşâya mübâşeret etdik. Leb-i deryâda bir bender iskele-i Bursa'dır. …
Kostantin Tekürün kızı 221b Mudına binâsıdır. Mudına'dan galat-ı meşhûr Mudanya derler. Hamd-i Hudâ selâmetle bu şehre dâhil olup ibtidâ diyâr-ı gurbetde cum‘a namâzı kılmak bu şehirde müyesser olup hâk-i pâkine rû-mâlîde edüp yüz bin tazarru [u] nâliş ile Cenâb-ı İzzet'e hamd [u] senâ edüp şehr[i] temâşâya mübâşeret etdik. Leb-i deryâda bir bender iskele-i Bursa'dır. Âyende vü revende keştîler içün emîn-i emân bir limân-ı kudretdir. Zîrâ bu Mudanya, İslâmbol halîcinin cânib-i kıblesinde bir köşe-bucağa vâkı‘ olmağıla yedi rûzgâr-ı zûrkârdan emîn [u] mahfûzdur. Ammâ yıldız rîhından sehl mahfûz değildir. Ammâ a‘lâ demir tutar yatak limândır. İskele başında gümrükhânesi vardır. Âyende vü revende keştîleri ve kara tarafından gelen tüccârlardan öşr-i sultânî alur, on yük akçe iltizâm emânetdir. Şehri, kenar-ı bahrde bir vâsi‘-fezâda vâkı‘ olup kal‘ası bir alçak kayalı yerde şeddâdî taş binâ bir rıbât-ı kavîdir. Sene 721 târîhinde Orhân Gâzî şehzâdeliği asrında pederi Osmân Gâzî'nin izniyle ve Sultân Hacı Bektâş-ı Velî'nin du‘âsıyla ibtidâ Orhân Bey bu kal‘ayı feth edüp bir dahi küffâra cây-i menâs ol[ma]ması içün câ-be-câ kal‘âyı münhedim etdi. Ammâ sehl şey ile ta‘mîri ve termîmi mümkindür. Ve bu şehr, Anadolu eyâletinde Gâzî Hudâvendigâr sancağı ki, taht-ı evvel Bursa'dır, anın voyvadalığıdır ve yüz elli akçe kazâdır. Kadıya senevî iki bin guruş hâsıl olur. Ba‘zı zamân Bursa müvellâsına paşmaklık-bahâ ihsân olunur, latîf kazâdır. Şehri cümle (---) hânesi serâpâ kiremit örtülüdür. Üç câmi‘i var (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yedi mihrâb mesâcidleri ve üç hânı ve bir hammâmı ve iki mekteb-i sıbyânı ve iki yüz aded esvâk-ı muhtasarı var. Ammâ medrese ve dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsleri yokdur. Zirâ ekseriyyâ cümle halkı Urum'lardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a–221b ·
metinde göster ·
… akîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve
senâ edüp
hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
… su şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretleri huzûrunda hayr du‘â ve
senâlar edüp
yedi yüz fukarâsıyla Hacı Bektâş-ı Velî'yi Devlet-i Âl-i Osmân'a mu‘în ü zahîr …
Zamân-ı Selçuk'da on iki derveze idi. Âl-i Osmân'da dördü kalup gayrileri sedd etdiler. Ammâ iç kal‘asının cirmi ma‘lûmum değildir ve cümle çâr-kûşe seng-i ebyaz ile gûnâ-gûn tasarruf-ı hendese-i mi‘mârî ile fürûşlu ve zîhli ve mukarnaslı ve gûyâ Alâ’iyye kulleli üstâdâne binâ olunmuş şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘dır. {Bu kal‘a-i Konya Sultân Alâ’eddîn Keykubâd b. Gıyâseddîn müceddeden binâ etdükden sonra şâhin âşiyânından süzülür gibi cânib-i erba‘asında olan düşman diyârlarına süzülüp şikârlar alup niçe yüz feth-i fütûhlar etdi. Âhir Erzurûm kurbunda niçe havâricîler zuhûr edüp diyâr-ı İslâm'ı nehb [u] gâret etdiklerinde anların üzerine sefere gidüp intikâm almak sadedinde iken Erzurûm kurbunda Kubâdiyye nâm bir mahalde oğlu Gıyâseddîn devlet-i dünyâ içün pederi Alâ’eddîn'e zehir verüp sene 600 târîhinde merhûm olup cümle müddet-i hilâfeti 26 sene olmuşdur. Ba‘dehû askeri kâtil oğlunu katl edüp oğluyla pederi na‘şını Konya'ya getürüp defn etdiler. Âl-i Selçukıyân-ı Rûm'un âhiri bu Alâ’eddîn'dir. Cümle on dört nefer Selçukiyân'dır}. Sene 600 târîhinde Sultân Alâ’eddîn inkırâz-ı nesl bulup cümle a‘yân [u] eşrâf [u] ulemâ ü sulehâ izniyle Ertuğrul Beğ doğrulup geldüğiyçün anı diyâr-ı Yunan'a beğ ta‘yîn etdiler ammâ müstakil pâdişâh olup sikke ve hutbe sâhibi olmadan Söğüdcük nâm kal‘a cenginde şehîd olup yerine oğlu müstakil pâdişâh olup Osmân Beğ derlerdi. Hurûcuna târîh "Evvelâ Osmân" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Âl-i Osmâniyân'ın ibtidâ neşv [u] nemâsı bu şehirden zuhûr etmişdir ve Sultânu'l-ulemâ hazretlerinin du‘â-i hayrı berekâtıyla behremend-i berhordâr olup ınkırâzu'd-devrân devletleri müebbed ola deyü yetmiş aded kibâr-ı evliyâullah Horâsân'da Yesu şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretleri huzûrunda hayr du‘â ve senâlar edüp yedi yüz fukarâsıyla Hacı Bektâş-ı Velî'yi Devlet-i Âl-i Osmân'a mu‘în ü zahîr ola deyü gönderüp Osmân Beğ merhûm olup Orhân Gâzî ile Hacı Bektâş-ı Velî Bursa fethinde bulunup Bursa'nın fethine ve Osmâncığun mevtine târîh "feth-i Bursa" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Zîrâ Osmân Hân deryâ-misâl asker ile Bursa'[y]ı muhâsara edüp nikrîz zahmetine mübtelâ olup gitdikçe illeti müştedd olduğunda ciğer-kûşesi Orhân Şehzâdeyi serdâr-ı mu‘azzam edüp Orhân Bursa'yı feth edüp ılgâr ile müjdesin pederine götürmeye gitdükde Bursa feth olduğu mahal Osmân Gâzî rûh teslîm edüp Orhân müstakil pâdişâh olup Hacı Bektâş-ı Velî Orhân hilâfetinde yeniçeri tâ’ifesin peydâ edüp "Âl-i Osmân oğulları üzerine nâzır olalar!" deyü du‘â-yi hayr [u] senâ etdiklerinden ilâ hâze'l-ân Âl-i Osmân'ın her işi yeniçeri tâ’ifesiyle âsân olur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr Rûmeli'nde Priştine şehri ile Vuçütirin kal‘ası sahrâsı ki Kosova nâmıyla mevsûf sahrâda Miloş Koblaki nâm kral-ı dâllin üç kerre yüz bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp mansûr u muzaffer olmuşken Gâzî Hudâvendigâr ya‘nî Koca Murâd Hân-ı Evvel lâşe-i küffârları seyr [u] temâşâ ederken iki kellesiz küffâr ayağ üzre durduğun görüp "Sübhânallah! Bu ne sırdır?" dedikde Baba Ni‘metullah eydür kim "Her bir küffâr yüz bin küffârın katl olduğuna nişândır kim iki küffâr başsız ayak üzre dururlar" derken hemân lâşe-i küffârların içinden cebe ve cevşene müstağrak olmuş küffar dal-bıçak olup Gâzî Murâd Hân'ı ol mahal şehîd edüp Miloş Koblaki kâfiri dahi pâre pâre ederler. Bir rivâyetde Miloş-i la‘în tebdîl-i câme elçilik bahânesiyle gelüp dest-bûs ederken Murâd Hân'ı şehîd eder. Anınçün Devlet-i Âl-i Osmân'da her kankı elçi olursa pâdişâh yanına getirmeyüp iki yanından kapucular kethüdâsı ve çavuşbaşı dutup 11b taht-ı pâdişâhîden bir uzun hil‘at yeni uzanmışdır anı öper. Hâlâ âyîn-i Osmânî budur. Anda Murâd Gâzî'nin kalbini ve derûnunda olanları Kosova sahrâsında defn edüp hâlâ üzerinde bir kubbe-i âlî binâ olunmuşdur. Sene 1071 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz Bosna'dan ma‘zûlen Rûmeli eyâletine mutasarrıf olup gelirken bu kubbe-i Murâd Hân'a gelüp harâb binâsın ta‘mîr ü termîm edüp cânib-i erba‘asına havlı dîvârı gibi bir metîn dîvâr çeküp içini bâğ-ı İrem edüp kubbe-i kadîmi beyâz [beyz-i] münevver edüp eczâ-hânlar ve türbedârlar ta‘yîn eyledi. Ezîn-cânib ol asrda cesedini, Murâd Hân-ı sa‘îd-i şehîdin, Bursa'ya getürüp Eski Kaplıca nâm mahalde câmi‘-i kebîri cenbinde defn etdiler. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ol asrda Konya ümerâlarından Karamânoğulları Gâzî Hudâvendigâr'ın Kosova'da şehîd oldukların istimâ‘ edüp cümle kavm-i Yunaniyân isyân [u] tuğyân edüp Konya'da Karamânoğlu hâkim oldu. Ba‘dehû sene 792 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân deryâ-misâl asker ile yıldırım gibi yetişüp Konya kal‘asın yıldırım urur gibi urup kal‘aya emân u zamân vermeyüp feth edüp müstakıllen henüz dârü'l-mülk-i Selçukıyân olan dâr-ı emân-ı bilâd-ı Karamân-ı Konya'ya mâlik oldu. Kânûn-ı Süleymân Hân tahrîri üzre hâlâ başka eyâlet-i Karamân-ı dâr-ı îmândır kim hâlâ paşa tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden paşasının hâss-ı hümâyûnu altı yüz altmış bin yetmiş bir akçedir. İki bin asker ile bu eyâleti zabt edüp elli bin guruş tahsîl edüp sefer eşer. Bu eyâlet-i Karamân'da hazîne defterdârı ve defter kethüdâsı ve defter emîni ve çavuşlar kethüdâsı ve çavuşlar emîni vardır. Ve eyâletinde yedi sancakdır. Evvelâ Konya şehri paşa tahtı sancağıdır. Andan livâ-yı Kayseriyye ve livâ-yı Niğde ve livâ-yı Beğşehri ve livâ-yı Kırşehri ve livâ-yı Akşehri ve livâ-yı Aksarây cümle bu livâlardır. Ve eyâlet-i Karamân'da kılıc-ı ze‘âmet 68 ve kılıc timar 2111 ve hâss-ı defterdâr-ı hazîne-i Karamân 65.000 ve hâss-ı kethüdâ-yı defter-i Karamân 65.000 ve hâss-ı defterdâr-ı timar-ı Karamân 65.000. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşıları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 11a–11b ·
metinde göster ·
tâze cân bulunca yedi yerden cenk tablına tarralar urulup tabl u nefîr u sûrnâ …
Tâ ki vakt-i çâşt çastî ki oldu, Bulgurlu ve Çamlıca dağından ve Âl-i Bahâdır bâğından ve'l-hâsıl yedi yerden Celâlî askeri görünüp çitâ-çit top top olup yanar âteş gelir gibi gelüp cümle piyadesin ileri döküp geldüğü zâhir olunca hemân sadrıa‘zam tarafındaki Hazret-i Risâlet sancağın açınca bi-emri Hudâ bir rîh-ı tayyib zâhir olup Alem-i Resûl Celâlîler üzre efil efil esüp cümle guzât-ı müslimîn bu hâli gördükde İzid-i Müte‘âl'e hamd [u] senâ edüp tâze cân bulunca yedi yerden cenk tablına tarralar urulup tabl u nefîr u sûrnâ ve nakkâre sît u sadâsı ve at süheylîvâr süheyli evce peyveste olup sâdâ-yı Allah Allah sahrâ-yı Üsküdar'ı teng ü dar edüp velvele-nâk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
… ğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü
senâ edüp
"İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd et …
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---)Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 92a–92b ·
metinde göster ·
… eyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve
senâlar edüp
derûnî muhabbet etdiler.
Ve bostâncıbaşıyla gemime bir Frenk hekîm girdüğü Kaya Sultân'ım 145a tarafından bir hekîm ile baltacı gelüp vücûduma hekîm-i hâzık timar etmesidir. Ve sıhhat buldukça hekîme derûn-ı dilimden muhabbet edüp ihsânlar etsem gerekdir, ammâ Allahu a‘lem alâmet-i kebîr oldur kim vücûdum gemisi direği kesilüp ten gemisinden ayrılup benim yoluma revâne olup ben marazdan halâs olurum inşâallah" deyüp bir Fâtiha deyüp ba‘de'l-Fâtiha eydür: "Evliyâm işe sen bizim sâdıkâne muhibb-i yâr-ı kadîmimiz olmağıla sen bizim içün bu vâkı‘ayı görüp ol gice bize de işâret olup Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayı kendüden su’âl edün, deyü bize tebşîr etdiklerinden bu gün bu vâkı‘anın vâkı‘-ı hâlin senden su’âl etdiğimin aslı ol idi. İmdi bu hakîr ilhâm-ı Rabbânî ile böyle ta‘bîr etdim, hayr ola" deyüp kesret-i kelâmdan bî-tâb u bî-mecâl kalup girde-bâlişe nâliş ederek söylenüp hâb-ı râhata vardı. Cümle enderûn [u] bîrûn ağaları ve gayri huzzâr-ı meclis kimesneler paşanın bu vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdüğüne engüşt ber-dehen ederek "Âferîn, sad hezârân âferîn yâ Melek Ahmed Paşa sad-lek tahsîn ola. Hakkâ ki hâl sâhibisin. Hudâ sıhhat vere" deyü cümle hayr du‘âlar edüp hakîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin ve hakkâ ki pâk seyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve senâlar edüp derûnî muhabbet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b–145a ·
metinde göster ·
… cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü
senâ edüp
el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâme …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… seccâden altında biner altun bulup fukarâya tasadduk eyle!" 157b deyü du‘â ü
senâ edüp
yine evlâdıyla divara girüp gâ’ib olur.
Vakt-i Şâfi‘î oldukda yine dîvârdan ol pîr zâhir olup eydür "Ey oğul, Allah senden râzî olup sa‘âdet-i dâreyne nâ’il olasın. Ben ecinne meliklerinden Asfâ’il nâm melikim. Her çend ki bu hücreye gelüp meks edenlere bu evlâdım emânet verüp giderim. Anlar Allah emânetine hıyânet edüp evlâdıma destdırâzlık ederler. Ben dahi onları katl ederim. Şimden gerü var sana cemî‘i ulûm-ı garîbe ü acîb keşf olup müfti's-sakaleyn olup bu Bâyezîd oğlu Selîm nâm bir hümâm Mısır fâtihi olacakdır. Anınla Mısır'a gidüp anda benim birâderim melikdir. Anda dahi ecinneye sol tarafından, benî Âdem'e sağ tarafından fetvâ verüp şeyhülislâm-ı sakaleyn ol ve dünyâ çirkâbına tama‘ etme. Her sabah seccâden altında biner altun bulup fukarâya tasadduk eyle!" 157b deyü du‘â ü senâ edüp yine evlâdıyla divara girüp gâ’ib olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 157a–157b ·
metinde göster ·
… n ve hâssaten efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın sıhhat u ifâkati içün hayr du‘â ve
senâlar edüp
cümle ehibbâ ve dostân u yârân-ı bâ-safâlar ile yigirmi gün sohbet-i hâs ve tem …
Hamd-i Hudâ bu âsitânelerde niçe kerre hukûk-ı vâlideyn içün ve zerre ve şemme ihsân [u] in‘âmın görüp hukukun kesb etdiğimiz efendilerimiz içün ve hâssaten efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın sıhhat u ifâkati içün hayr du‘â ve senâlar edüp cümle ehibbâ ve dostân u yârân-ı bâ-safâlar ile yigirmi gün sohbet-i hâs ve temâşâlar ve teferrücler edüp ba‘de'l-vedâ‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169a ·
metinde göster ·
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
… up ol pehlivânın yârdakları def [u] kudüme el urup pehlivân dam üstünde du‘â ve
senâ edüp
"Ey âşıkân bu arz-ı ma‘rifet değildir. Buna cânbâzlık derler. Bizi hayır du‘âda …
Ma‘rifet-i sihr-i‘câz-ı nev‘-i diğer: Bâlâda tavsîf olunan Hân'ın bâğ sarâyının cânib-i şarkîsinde hânelerinin damı ve bâmları cümle sarây dîvârından âlîdir. Bâ-husûs andan aşağı yalçın kayalardır. Âdem aşağı bakmağa cür’et idemez kim iki Süleymâniyye minâresi kaddi vardır. Bir iki gün mukaddem ol gayyâ deresi kayalarında niçe yüz Ferhâd-ı kûhkenler kayaları Ferhâdî külünkler ile kırup bir vâsi‘ meydân edüp kum dökmüşlerdi. Meğer Pehlivân Zengüzer arz-ı mahâret ideceğin bilüp ol kayaları kırdırup Hân'ın sarâyı üstüne bir çuval fışkı ile memlû türâb komuş idi. Pehlivân eydür: "Ey sultânım, Melek Paşa-yı vezîr-i dilîr! Eğer bu kemter abd-i dâ‘înin bir temâşâsın dahi idesin. Sarâyın kayalar tarafına nâzır şâhnişînlere varasın. Ta ki ibret göresin." dedikde paşa ol tarafa ve cemî‘i ehl-i teferrüc dahi ol cânibe varup ol pehlivânın yârdakları def [u] kudüme el urup pehlivân dam üstünde du‘â ve senâ edüp "Ey âşıkân bu arz-ı ma‘rifet değildir. Buna cânbâzlık derler. Bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmeniz. Sizi Allah'a ısmarlamışım. Siz dahi meni Perverdigâr'a ısmarlan. Her kim Muhammedî'dir, Muhammed'in gül cemâline salavât deyüp İllah onara" dedikde niçe bin âdem İllah onara, deyince hemân zâlim pehlivân götü altına mezkûr fışkı ve topraklı harârı alup berk yapışup kendüyi sarây damından aşağı iki minâre kaddi yere inince ukâb kuşu gibi tayerân ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek zemîne bir âdem kaddi kaldıkda hemân götü altındaki harâr üzre bir perende-i tavûsî atup bi-emri Hudâ sihhatle sâlimîn zemîne ber-pâ karâr etdi ve yine hakîr du‘â edüp anda bir at hâzır imiş, süvâr olup tarfetü'l-ayn içre ata mahmîz edüp huzûr-ı paşada zemîn bûs idince paşa kendüye bir kise guruş ihsân etdi. Ve yine paşa temâşâsına sarây meydânı köşküne geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b ·
metinde göster ·
… hayı bir bir takrîr etdikde Ebussu‘ûd Efendi ve gayrı huzzâr-ı meclisler hamd ü
senâ edüp
Van kulları inkırâzu'd-deverân tenâsül bulmalarıyçün du‘â edüp cânib-i dârü's-s …
{Hikâye-i garîbe [vü] acîbe}: Hatta Süleymân Hân bu kal‘a-i Van'ı feth etdükde derûn-ı kal‘a-i Van'a asla Ekrâd kavmi komayup la‘netnâme tahrîr edüp cümle kavm-i Ervâm'dan Arnavud ve Boşnak ve Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Tatar ve gayrı benî Âdem-i mütenevvi‘den "Benem diğer nîst" diyen zor-âver fetâlardan on iki bin güzîde asker koyup bunlara beleğan-mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar edüp âhir ulûfeler ve me’kûlât [u] meşrûbâtların müstevfâ ta‘yîn edüp "Bu kal‘a-i vakfullahı size emânet kodum. Dîn-i mübîn uğuruna bu sedd-i üstüvârı ale'l-ittifâk gözedesiz!" deyüp çetr-i mülammâ‘ında hâb-âlûd oldukda hemân Hazret-i Ebâbekrini's-Sıddîk radıyallahu anh Süleymân Hân'ın vâkı‘asına girüp eydür: "Ey Süleymân! Ne hoş bu kal‘ayı Van kuluna emânet verdin. Bu kal‘aya Hazret-i Risâlet-penâh efendim ibtidâ nübüvvetinde ben İslâm ile müşerref olduğumda yarlığ-ı belîğle beni bu kal‘a-i Van'a elçiliğ ile gönderüp ibtidâ Van halkını ben İslâm ile müşerref edüp Câlût Melik deyrini câmi‘ etdim. Ol zamândan berü bu kal‘a-i Van benim himâyemdedir. Yürü {rumûz} "Gam yeme!" sene (---) târîhine dek evlâd-ı evlâdların mansûr [u] muzafferdir. Hemân sen diyâr-ı Alman'da Belgrad ve Malta ve Kızılelma ve Bağdâd ve gayrı diyâr deyrlerin feth [ü] fütûhâtına me’mûrsun. Yürü cenâb-ı Bârî sana yârî ola. Ben Van'ı bi-emrillah feth ederim." deyüp Süleymân Hân ol ân hâbdan bîdâr olup Ebussu‘ûd Efendi'ye nakl bi'l-mastar menâm-ı sâlihayı bir bir takrîr etdikde Ebussu‘ûd Efendi ve gayrı huzzâr-ı meclisler hamd ü senâ edüp Van kulları inkırâzu'd-deverân tenâsül bulmalarıyçün du‘â edüp cânib-i dârü's-saltanati'l-aliyye tarafına atf-ı ınân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
… cümle ordu halkı aleyhi mâyestahıkka deyü herîfi maymûna döndürdüler. Ardı sıra
seng-sâr edüp
Diyârbekir'e gönderdiler. Bir garîb temâşâ idi.
Fakîr herîf, "Tasvîr harâmdır" diyen şeyhimize "Allah belâ versin", deyü şeyhine 277a beddu‘â ederek Diyârbekir'e gitdi. Ve cümle ordu halkı aleyhi mâyestahıkka deyü herîfi maymûna döndürdüler. Ardı sıra seng-sâr edüp Diyârbekir'e gönderdiler. Bir garîb temâşâ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b–277a ·
metinde göster ·
… bir sâ‘at sonra geliyor. Cümle mahsûr olan bay u gedâ ve pîr [u] cüvân hamd [u]
senâ edüp
hakîr yine minâreye çıkdım. Gördüm ki kal‘aya karîb cümle Tatar ve Paşalılar at …
Hemân hakîr minâreden ezân perdesinde, "Bire ümmet-i Muhammed, size müjde olsun. Deryâ-misâl Akkirmân askeriyle Melek Ahmed Paşa askeri geliyor" deyü haykırarak aşağı inüp cümle guzâta boğazım boğulunca çağıra çağıra muştulayup niçe âdemler dahi minâreye çıkup gördüler kim bir kara dağ gibi âdem deryâsı kara toz içre kuş gibi {uçup} vakt-i zuhurdan bir sâ‘at sonra geliyor. Cümle mahsûr olan bay u gedâ ve pîr [u] cüvân hamd [u] senâ edüp hakîr yine minâreye çıkdım. Gördüm ki kal‘aya karîb cümle Tatar ve Paşalılar atlarından enüp at tartıların tartup çatal atların bırağup yarar koşkol kazaklanmış atlarına binüp çapul çiverdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60b ·
metinde göster ·
… ânlar ve ümerâların kelleleri huzûr-ı pâdişâhîye gelüp cemî‘i hâs u âm hamd [u]
senâ edüp
mesrûr [u] handân olup Köpürlü vezîr buyurdular kim,
Onuncu günde Der-i Devlet'e sene (---) mâh (---) gününde Celâlî Hasan Paşa ve Tayyaroğlu ve Sarı Ken‘ân Paşa (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) mîr-i mîrânlar ve ümerâların kelleleri huzûr-ı pâdişâhîye gelüp cemî‘i hâs u âm hamd [u] senâ edüp mesrûr [u] handân olup Köpürlü vezîr buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 75a ·
metinde göster ·
… misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve
senâ edüp
,
Ammâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olduğumuzda nefs-i Sofya-i sâfiye şehri ahâlîsinden yüz otuz yaşında Mahmûd Paşa câmi‘i imâmı Koca İmâm ve Leysîzâde Çelebi ve Koca Ya‘kûb Çavuş ve Koca Mü’ezzin Mahmûd Çelebi'ler ile şeb [ü] rûz ihtilât edüp mu‘tâdımız üzre cümle ehl-i kubûru ziyâret ederken şehr-i Sofya-i sâfiyenin cenûbu tarafına cebel-i Vitoş nâmıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ol İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve senâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
… rı seyr [ü] temâşâ edüp böyle bir gazâ-yı ekberde bulunduğumuza bu hakîr hamd ü
senâ edüp
efendimiz Gâzî Seydî Ahmed Paşa rûhuna Fâtiha tilâvet etdik. Hakkâ ki gazâ-yı a …
Ve sahrâ-yı Kolojvar'ın beşer altışar sâ‘atlik yerlerinde üstühân-ı küffâr hâr u hâşâk-i haşeb kırıntısı gibi ber-hâk-âlûd yatırdı. Cümle guzât-ı müslimîn ile bu cîfe-i murdârları seyr [ü] temâşâ edüp böyle bir gazâ-yı ekberde bulunduğumuza bu hakîr hamd ü senâ edüp efendimiz Gâzî Seydî Ahmed Paşa rûhuna Fâtiha tilâvet etdik. Hakkâ ki gazâ-yı azîmimizdir kim Arapça . Andan 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 7b ·
metinde göster ·
… nde usret çekdiğin Süleymân Hân'a bildirdiğinde Süleymân Hân ol kal‘a-i bâlâyı "
Sengsâr edüp
feth etsinler" buyurduğunda hakîkatü'l-hâl havâlesi olan yerden kal‘ayı toplar …
Vech-i tesmiyesi oldur kim sene 936 Süleymân Hân Budin gazâsına giderken Serdâr Sarı Rüstem Paşa bu kal‘ayı muhâsara edüp fethinde usret çekdiğin Süleymân Hân'a bildirdiğinde Süleymân Hân ol kal‘a-i bâlâyı "Sengsâr edüp feth etsinler" buyurduğunda hakîkatü'l-hâl havâlesi olan yerden kal‘ayı toplar taşlarıyla sengsâr edüp feth oldukda bu kal‘anın ismi Sengsâr olup galat-ı meşhûr evlâ olmağile tahfîf-i kelâm ile hâlâ Segsârdır. Budin zurefâları ve Peçoy ârifleri Seg hisârı, ya‘nî Köpek kal‘ası derler. Bu nâma Segsârlı gâyet müte’ellim olurlar, ammâ kefere zamânı ismi (---)(---) idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70a ·
metinde göster ·
… ler" buyurduğunda hakîkatü'l-hâl havâlesi olan yerden kal‘ayı toplar taşlarıyla
sengsâr edüp
feth oldukda bu kal‘anın ismi Sengsâr olup galat-ı meşhûr evlâ olmağile tahfîf- …
Vech-i tesmiyesi oldur kim sene 936 Süleymân Hân Budin gazâsına giderken Serdâr Sarı Rüstem Paşa bu kal‘ayı muhâsara edüp fethinde usret çekdiğin Süleymân Hân'a bildirdiğinde Süleymân Hân ol kal‘a-i bâlâyı "Sengsâr edüp feth etsinler" buyurduğunda hakîkatü'l-hâl havâlesi olan yerden kal‘ayı toplar taşlarıyla sengsâr edüp feth oldukda bu kal‘anın ismi Sengsâr olup galat-ı meşhûr evlâ olmağile tahfîf-i kelâm ile hâlâ Segsârdır. Budin zurefâları ve Peçoy ârifleri Seg hisârı, ya‘nî Köpek kal‘ası derler. Bu nâma Segsârlı gâyet müte’ellim olurlar, ammâ kefere zamânı ismi (---)(---) idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70a ·
metinde göster ·
… ar üzre fılandıra ve alem ve bayraklar dikilüp her birinin nevbetçileri du‘â vü
senâlar edüp
gülbâng-ı Muhammedî çekilir. Ve her tabyaların ka‘r-ı zemînde olan esâsı kayala …
Her yevm-i Cum‘ada bu tabyalar üzre fılandıra ve alem ve bayraklar dikilüp her birinin nevbetçileri du‘â vü senâlar edüp gülbâng-ı Muhammedî çekilir. Ve her tabyaların ka‘r-ı zemînde olan esâsı kayalar üzre olup cümle temelleri altı boşdur. Hattâ "Muhâsarada lağım gelmesin" deyü bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr temelleri serâpâ sokak sokak boşdur ve niçe sokaklarda saçma toplar vardır. Ve bu orta kal‘a cümle tabya ve ebrâclarıyla gûyâ inci gibi beyâz ve mücellâ bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80a ·
metinde göster ·
… intikâm aldılar. Ve ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenem oldular ve cümlesi hamd ü
senâ edüp
tâze cân buldular. Ammâ münhezim olan küffârı dinç atlı olan gâzîlerimiz kova k …
Azametullâh bu ânda cümle cünûd-ı müslimîn ü mü’minîn elleri ve kolları ve cümle esvâbları la‘l-gûn kan revân olup her bir gâziyân-ı dilâverân serbâzânlar Kassâb-ı Cömerd köçeklerine döndüler, ammâ küffâr kırmadan dahi bî-tâb u bî-mecâl kaldılar. Ammâ henüz bizim yayan gâzîlerimiz yayan küffârları kırmadan intikâm aldılar. Ve ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenem oldular ve cümlesi hamd ü senâ edüp tâze cân buldular. Ammâ münhezim olan küffârı dinç atlı olan gâzîlerimiz kova kıra Uyvar'a karîb tâ Patka gölü batağı ve hanâzîr ve Mujik yatağı nâm mahalle dek yüz dutup firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 105a ·
metinde göster ·
… İslâm'a konaklar verilüp herkes hakkâ ki cennete girmişe dönüp bin bin hamd [ü]
senâlar edüp
bunda üç gün tekâ‘üd fermân olundu, ammâ niçe âdemler bu şehrin hânelerinde ale …
Cümle asâkir-i İslâm'a konaklar verilüp herkes hakkâ ki cennete girmişe dönüp bin bin hamd [ü] senâlar edüp bunda üç gün tekâ‘üd fermân olundu, ammâ niçe âdemler bu şehrin hânelerinde alev-ber-alev âteşler yakup âteşler başında niçe yüz âdemlerin gözleri karığup a‘mâ oldu. Ve niçe âdemler sovuğu çekmişken hemân âteşler başında buğup öle kaldı. Hudâ bu şehr halkının âbâ vü ecdâdlarına rahmet edüp kendülere sa‘âdet-i dâreyn müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… etdiler. İşte asker-i İslâma bugün kavuşursunuz" dediklerinde cümlemiz hamd [ü]
senâ edüp
bir orman içinde ber-karâr olup yatdık.
"Biz İsmâ‘îl Paşa ile çarkacı ta‘yîn olup tuğlar ile giderken bu kovduğumuz küffârlar tuğlar üzre enüp bizi basdılar. Hayli ceng edüp dayanmayup firâr etdiler. İşte asker-i İslâma bugün kavuşursunuz" dediklerinde cümlemiz hamd [ü] senâ edüp bir orman içinde ber-karâr olup yatdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 6a ·
metinde göster ·
… gelüp kendini(?) ve birisi karadan Azağa gider, dediler. Hakîr bin bin hamd [ü]
senâ edüp
"Ey refîk-i yâr-ı muvâfıklar bulduk" deyüp hamd etdim.
Bu kal‘a-i Terek'de niçe bin temâşâlar etdik, ammâ fakîr Evliyâ kankı birin tahrîr eylesin. El-hâsıl biz bunda iken hikmet-i Bârî Maskov kralından gemiler ile bir küçük elçi Dağıstân pâdişâhına gelüp kendini(?) ve birisi karadan Azağa gider, dediler. Hakîr bin bin hamd [ü] senâ edüp "Ey refîk-i yâr-ı muvâfıklar bulduk" deyüp hamd etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
… hu Te‘âlâ hatâlardan saklayup ocağı dâ’im ola" deyü hân huzûrunda böyle du‘â vü
senâlar edüp
bu gece sohbetimiz cümle ulemâ ile tevârîh zevki olup Kırım pâdişâhların Tevârî …
Andan Selâmet Geray Hân ve Bahâdır Geray Hân ve İslâm Geray Hân ve Mehemmed Geray Hân iki kerre hân olup şimdi Dağıstân'da kalup hâlâ hânımız Çoban Geray Hân'dır. Allâhu Te‘âlâ hatâlardan saklayup ocağı dâ’im ola" deyü hân huzûrunda böyle du‘â vü senâlar edüp bu gece sohbetimiz cümle ulemâ ile tevârîh zevki olup Kırım pâdişâhların Tevârîh-i Tohta Bay'da böyle tilâvet edüp hakîr dahi bu kadarca tahrîr ile iktifâ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 199b ·
metinde göster ·
… a namâzında böyle d[u‘â-yı] hayr hırmeninde bulunduk, deyü cümle guzât hamd [ü]
senâ edüp
yüzlerin gözlerin yere sürüp sürûr [u] şâdımânîler edüp du‘âları kabûl-i dergâh …
Ba‘dehu cemî‘i guzât-ı İslâm kal‘a içine taşra ordudan taşınup gürûh gürûh kal‘aya girüp bir haftada Hunkâr câmi‘i olan kenîse-i azîmi pâdişâh-ı âlem-penâh içün bir câmi‘-i beytullâh-ı mu‘azzam edüp bu hakîr yine beyâz buyurdu-i şerîf ile ibtidâ bu câmi‘de Cum‘a ezânın tilâvet [edüp] cemî‘i mü’ezzinânlara re’îs-i Bilâlî olup du‘â-i hayr ile cemî‘i şehîd [ü] şühedâları ve hukûkun kesb etdiğimiz efendilerimizi ve cümle huccâc-ı müslimîn ve guzât-ı müslimîni ve pâdişâh-ı dîn-i İslâmı ve Serdâr-ı mu‘azzam Fâzıl Ahmed Paşa ibn Köpürlü Mehemmed Paşa'yı ve sâ’ir hâzırûn-ı cemâ‘at-i gâziyân-ı mücâhidânları du‘â-i hayr ile yâd edüp cemî‘i yetmiş seksen bin aded huzzâr sığâr u kibâr guzât-ı müslimîn âmîn deyüp bir rûhânîce du‘â hırmeni etdim ki Hudâ âlimdir girye vü nâliş ü feza‘ u çeza‘ ile âmîn deyüp feryâd etmedik âdem kalmayup elhamdü lillâh sümme elhamdü lillâh ki yigirmi yedi yıldan berü bu hasretü'l-mülûk olan Kandiye fethinde sağ bulunup ibtidâ Cum‘a namâzında böyle d[u‘â-yı] hayr hırmeninde bulunduk, deyü cümle guzât hamd [ü] senâ edüp yüzlerin gözlerin yere sürüp sürûr [u] şâdımânîler edüp du‘âları kabûl-i dergâh-ı Hayy [u] Vedûd ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304b ·
metinde göster ·
… eri ile teslîm edüp bir köşede karâr eder. Bu hâli ahâlî-i şehir görüp hamd [ü]
senâ edüp
dervîşe niçe bin guruş ihsân ederler.
Ba‘dehu ol harâmîleri katleden garîb dervîş-i dilrîş on harâmînin esbâb [ü] eskâlleri ile ve âlât-ı silâhları Q 13aP 13a ile yine kendi atlarına tahmîl edüp lâşelerin destârlar ile atlar üzre berk kayd-bend edüp ve on aded atları bir birinin dümmüne licâmlarından akd edüp yine dervîş piyâdece atları leşler ile yedeğe alup Demirci şehrinde hâkime getirüp esbâb [u] eskâlleri ile teslîm edüp bir köşede karâr eder. Bu hâli ahâlî-i şehir görüp hamd [ü] senâ edüp dervîşe niçe bin guruş ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y23b ·
metinde göster ·
… gülmeden aklı gider, bir mudhik eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler
seng-sâr edüp
bu kadar bin yıldan berü taş yiye yiye bir gözün dahi çıkarmışlar. Allâhu a‘lem …
Hakîkat bir uzun mezâr üzre bir beyâz mermerden bir mehîb cüssedâr âdem sûreti edüp iki ketiflerinde birer ejderhâ kelleleri edüp Dahhâk'ın nâ-mübârek başını ısırır şekilli tasvîr olunmuşdur. Ve "Dahhâk-i Mârî'nin omuzlarında bu ejderhâların hâsıl olmasına sebeb şeytândır" deyü anın dahi eşkâlin bir siyâh kara yüzlü ve kör gözlü kanatlı melek sûretinde kara kayadan bir İblîs-i pür-telbîs sûreti etmişler kim görenin gülmeden aklı gider, bir mudhik eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler seng-sâr edüp bu kadar bin yıldan berü taş yiye yiye bir gözün dahi çıkarmışlar. Allâhu a‘lem, ol gözin dahi çıkaran İsmâ‘îl nâm ola. Bu kadar zamândan berü hacerâta siper-i lâ‘net olmağile perr ü bâlinden ve pâyleri ve kolundan bir vücûdu kalmamış. Allâhu a‘lem Mekke'de Mîne bâzârında yetmiş bin huccâcın recemât hacerlerinin darbı bu İblîs tasvîrine dahi isâbet etmiş gibi. Ve bu eşkâl-i İblîs Ayasuluk'da Dahhâk mezârı önünde pâymâl-i rimâl olup yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a ·
metinde göster ·
… skelede bir gece mihmân olup küffârdan Y 110b halâs olduğumuza bin bin hamd ü
senâlar edüp
ve atları firkateden çıkarup süvâr olup refîklerimiz ile Marmaris'e revâne oldu …
Ve bu limanda bir küçük hândan gayri bir şey yokdur. Cümle âyende vü revendeler dıraht-ı müntehâlar sayesinde meks ederler. Q 55bP 55b Hakîr dahi bu iskelede bir gece mihmân olup küffârdan Y 110b halâs olduğumuza bin bin hamd ü senâlar edüp ve atları firkateden çıkarup süvâr olup refîklerimiz ile Marmaris'e revâne olduğumuz yol üzre Süleymân Hân "Sakar beli" deyü nefes etdüği yolu solumuza alup Süleymân Hân'ın taş döşeme kaldırımı üzre ubûr edüp ve dörd yerden taş binâ cisirleri güzer edüp Müşklü bel demek ile ma‘rûf bir çamlı beldir ve cümle kûh-ı bâlâsı gûnâ-gûn dırahtların râyiha-i tayyibesinden âyende vü revendenin demâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y110a–Y110b ·
metinde göster ·
bu mahalde Sahra hareminin ziyâretleri tamâm olup yine Sahra haremi içre Bâb-ı …
Anda dahi du‘â ve senâ edüp bu mahalde Sahra hareminin ziyâretleri tamâm olup yine Sahra haremi içre Bâb-ı Mîzân'a vardıkda bir seng-i kebîr üzre Fisagores-i Tevhidî'nin sihr-i i‘câz güneş mîkâtı rub‘-ı meskûnda nazîri [yokdur]. Sahra ve mescid-i Aksâ mü’ezzinleri bununla amel edüp medreseler minârelerinde ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunur. Mescid-i Sahra'da minâre yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y215b ·
metinde göster ·
… -i muhterem olmak ile gârından içeri girmeyüp taşrada zâviye olan gârda du‘â ve
senâ edüp
avdet ederler.
Mağâra-i Râbi‘a-i Adeviyye: Bir karanlık gâr içinde medfûndurlar. Ekseriyyâ havâtîn tâ’ifesi çok ziyâret ederler. Harem-i muhterem olmak ile gârından içeri girmeyüp taşrada zâviye olan gârda du‘â ve senâ edüp avdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y218b ·
metinde göster ·
… ) huccâc bu hâli gördüler kim bir zerre çamur kalmamış Allâh'a sad lek hamd [ü]
senâ edüp
nefîrler çalındı. Hikmet-i Hudâ dünki gün Balka sahrâsı çamuru içinde kalan dev …
Ertesi ale's-sabâh huddâmlar (---)(---)(---) huccâc bu hâli gördüler kim bir zerre çamur kalmamış Allâh'a sad lek hamd [ü] senâ edüp nefîrler çalındı. Hikmet-i Hudâ dünki gün Balka sahrâsı çamuru içinde kalan develer çamur don olunca pâydâr olup (---)(---)(---) yedi sekiz yüz mikdârı develer ordu-yı İslâm başında otlayup gezerler. Hemân sâhibleri (---)(---)(---) varup deveciklerin alup hafîf yükcüğezler tahmîl Q 110b olup herkes katârında yola revâne olup giderken Cenâb-ı izzet bir hûrşîd-i dırahşân ihsân eyledi kim cümle âdem u hayvânât mesrûr [u] şâdumân olup çöl [ü] çölistân ve sahra-yı rimâlistân içre garîb develer seke seke giderken bir ulu boğaza girdik. 14 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264b ·
metinde göster ·
… huddâmının birin atdan endirüp hakîri bindirüp Cenâb-ı İzzet'e bin bin hamd [ü]
senâlar edüp
bükâlar eyledim. İki sâ‘atde Gılamuc kal‘asına alay ile girüp dizdârın hânesind …
Netîce-i kelâm bunlar ile refîk olup âheste reviş Gılamuc kal‘asına giderken yolda Gılamuc kal‘asının dizdârına râst gelüp ahvâl-i pür-melâli bir bir takrîr edüp ol sâ‘at huddâmının birin atdan endirüp hakîri bindirüp Cenâb-ı İzzet'e bin bin hamd [ü] senâlar edüp bükâlar eyledim. İki sâ‘atde Gılamuc kal‘asına alay ile girüp dizdârın hânesinde ol gece mihmân olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y124a ·
metinde göster ·
… üp bir beyâz sof geyüp yetmiş seksen altun ihsân dahi alup cümle ulemâ hamd [u]
senâ edüp
herkes hânesine giderler.
Hikmet-i Hudâ ya ol gün ya ol gece Nîl'e nokta düşer. Nokta ta‘bîri oldur kim Ümmü'l-kıyâs havuzu içre tathîr olundukdan sonra âb-ı rakîk su dururken kıpkırmızı kan gibi çamur gibi su zâhir oladüşer. Cümle ulemâ hamd edüp iki gün iki gecede hâfız-ı Kur’ânların tilâvet etdikleri iki yüz hatm-i şerîfi nokta nümâyân olunca Mikyâs havuzunun cânib-i erba‘asına oturup cümle hatm-i şerîfleri tamâm edüp sâdât hazretleri anda bir du‘â ve senâ eder kim gûyâ âdem mebhût olup paşa vekîlharcı yüz kurbân edüp cümle ulemâya bezl ederler. Ve ba‘zı meşâyihlere ve sâdâtlara ve şeyh Bekrîlere birer beyâz sof geydirüp mahkeme tarafından nokta düştüğü mahalli sicill-i şerîfe kayd Y 146a edüp Nîl nâdîlerinin bir ihtiyârı paşaya müjde edüp bir beyâz sof geyüp yetmiş seksen altun ihsân dahi alup cümle ulemâ hamd [u] senâ edüp herkes hânesine giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y145b–Y146a ·
metinde göster ·
… ⟧ anda hâzır olan cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyih [ve] hutebâ ganîmete du‘â ve
senâlar edüp
çavuşlar kethudâsı paşanın sol tarafına, paşa kethudâsı sağ tarafında koltuğuna …
Andan bizzât paşa Kalavân dîvânhânesinden azamet-i dârât ile semmûr kürk üzre cevâhir çârkâb tîrkeş kuşanup ve katîfe kırmızı şalvâr geyüp Selîmî üzre iki sorguc-ı mücevher takup reftâr ederek Kayıtbay dîvânhânesi nerdübânından enüp altun zencîrli ve mücevher eğerli ata süvâr olup sarây meydânında Selîm Şâh makâmına nüzûl edüp iki rek‘at namâz kılup Y 152b anda hâzır olan cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyih [ve] hutebâ ganîmete du‘â ve senâlar edüp çavuşlar kethudâsı paşanın sol tarafına, paşa kethudâsı sağ tarafında koltuğuna girüp ihtiyâr dîvân çavuşları hayır du‘â ile alkışlayup paşayı ata bindirirler. Sekiz aded altun tâsları üzre ablaklı şâtırlar, dîbâ ve şîb ü zerbâf kantûralar ile ve ellerinde teber-i Müslimîleri ile paşanın önü sıra (güzer) giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y152a–Y152b ·
metinde göster ·
… derler kim gûyâ sûr-ı hümâyûndur. Câmi‘-i Mahmûdiyye'de muhtesib beğ(in) hamd ü
senâ edüp
esb-i sabâ-reftârına süvâr olunca askerî tâ’ifesinden bir yaylım tüfeng şâdumân …
Zîrâ bu zikr olunacak erbâb-ı sûk cümle muhtesib beğin zîr-i hükmünde olmağın ta‘zîmen ve kânûnen bir alay-ı şâdumânî ederler kim gûyâ sûr-ı hümâyûndur. Câmi‘-i Mahmûdiyye'de muhtesib beğ(in) hamd ü senâ edüp esb-i sabâ-reftârına süvâr olunca askerî tâ’ifesinden bir yaylım tüfeng şâdumânîsi olup ve bir nevbet gülbâng-i Muhammedî çekilüp Mısır içi sadâ-yı Allâh Allâh ile pür olup ibtidâ yine alay-ı subaşı yedi yüz elli nobutlu kavvâsları ve bin mikdârı hayyâl Urbânıyla ve üç yüz meş‘ali ile ve Mısır'ın cemî‘i mutrıbân ve çengileri zîr-i hükmünde olmağile niçe yüz sâzendeler ve rakkâs ve çağanabâz ve gûnâ-gûn sâz u söz ile ubûr ederler kim gûyâ ter-i(?) Deccâl'dır kim hây hûydan gûyâ kıyâmet kopar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y166a ·
metinde göster ·