Ammâ Yıldırım Hân bir gazûb pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağıla Timur'u aslâ seng-i mezâr yerine komayup niçe kerre "Behey Timur-i bî-nûr, leng-i meks-i bî-kes!" derdi. Âhir esnâ-yı kelâmda Timur eydür: "Ey Yıldırım Hân? Sen beni böyle münhedim edüp beni huzûruna piyâde getirseler beni neylerdin?" der. Hemân Yıldırım Hân, "Seni bir demir kafes içre koyup Bursa şehrine götürüp andan Amasiyye gibi Kahkahâ kal‘asında seni habs ederdim" deyince Timur tez bir demir kafes düzdürüp "Yıldırım Hân'ı demir kafese koyun. İrân'a götürem" derken Yıldırım Hân hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olup kafesde iken mürg-ı rûhu tayerân edüp evc-i Illiyyinde karâr etdüğü gün ale'l-akîb Çelebi Sultân Mehemmed yetmiş bin "Benem, diger nîst!" diyen bahâdır ve şecî‘ dilâver niçe server ü hünerver erler ile Timur askerine urup (---)(---) nâm mahal sahrâsında Timur'a bir kılıç çalup pederi Yıldırım Hân'ın âhın alup Timur ol mahalden yedi yüz atlı ile ancak firâr edüp Âzerbâycân'a cân atup anda dahi karâr edemeyüp şehr-i (---) vefât edüp hâlâ anda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 74a ·
metinde göster ·
… ’yâ-yı sâlihayı Evliyâ'dan sorun" deyü hakîre vâkı‘amda tenbîh etdiler. Bu gice
sen beni
vâkı‘anda görüp bu vâkı‘ayı bana söyle dediğim bu vâkı‘a idi" 144b
Ve mine'l-acâ’ib, rüyâ-yı sâliha-i hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ: Paşaya hakîr eyitdim: "Sultânım bu gice menâmımda cümlemiz İslâmbol'da imişiz. Cenâb-ı şerîfiniz Bâğçekapusunda bir kalyon inşâ etmişsiz. Ammâ karada durduğu yerde kıçı ve başı evc-i âsumâne ser çekmiş, cümle halk bu kalyonun başına üşmüş, ayâ bu kalyon bu karadan selâmetle deryâya niçe iner, deyü ta‘accüb ederlerken tarîk-i hâcegân-ı Nakşîbendiyye'den bir fukarâ gelüp eydür: İnşâallah bu kalyon karadan dünyâ deryâsına selâmetle iner yine çıkar, deyü cümle halk mâbeyninde bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb tilâvet edüp gitdi. Ba‘dehû sizin geminin cânib-i etrâfına niçe bin âdem cem‘ olup Allah diyerek geminizi karadan selâmetle deryâya indirüp şâdumân topları atılup geminizi karşu Kurşumlu Mahzen önüne yedek ile götürüp anda yedi yerde demir bırağup yatdı. Cümle halk-ı âlem bu geminin temâşâsına gelüp bu geminin şurası şöyle burası böyle gerek, deyü sizin geminin hakkına gûnâ-gûn müşâvere ederlerdi. Ol mahalde bir saçlı Frenk hakîm gelüp eyitdi: Biz bu deryâda çok gemi gördüm. Ammâ böyle yeraklı ve yasaklı, kerastesi metin ve içi dışı sağ gemi görmedim. Ammâ başında havâlesi çokdur ve içinde safra yokdur. Bu deryâ fırtınasına dayanmaz. Altını bu geminin elbette yağ sürüp kalafat etmek gerek ve dümen evinden kurbânlar edüp kan akıtmak gerek. Ve direği bu kalyona gâyet havâledir, kesmek gerek kim bu gemi dünyâ fırtınasından halâs ola, deyüp hakîm Frenk bu gûne kelimât-ı nasâyihleri söyleyüp gidicek hikmet-i Hudâ bir fırtına-i azîm olup sizin geminiz yedi demir üzre yatamayup beş demiri kırılıp demirler deryâda kalup sizin gemi iki demir üzre serserî talattum-ı deryâda deverân ederken sehel kaldı kim gemi gark olacak mahalde gemi içinden gemiciler feryâd u figân edüp 'Bre meded hay, imdâd vay' dediler. Derhâl Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı, sa‘âdetlü pâdişâhın fermânıyla on pâre kayığa askerile süvâr olup sizin kalyonun cânib-i erba‘asına üşüp gemiler içine girdiler. Anı gördüm, mukaddemâ gelen Frenk hakîm bostâncıbaşıya eydür: Sultânım bu geminin halâsın isterseniz elbette bu geminin direğin kesesiz. Zîrâ bu gemiye bu direk çok havâledir, deyince cümle bostâncı ve baltacılar direğe balta urup deryâya uçurdukları ân deryâ fırtınası teskîn olup geminiz halâs olup Kurşumlu Mahzen önünde karâr etdi" deyü bu vâkı‘ayı paşaya mâ-vaka‘ı üzre bir bir takrîr etdiğimde paşa bu vâkı‘ayı cân kulağıyla istimâ‘ etdikde iç ağalarına "Beni bu döşekten kaldırın" deyince kaldırup bir gayri köşede girde-bâlişe dayanup nâliş ederek sadâ-yı zenbûr gibi söyleyerek eydür: "Bu rü’yâ-yı sâlihayı Evliyâ'dan sorun" deyü hakîre vâkı‘amda tenbîh etdiler. Bu gice sen beni vâkı‘anda görüp bu vâkı‘ayı bana söyle dediğim bu vâkı‘a idi" 144b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144a–144b ·
metinde göster ·
bu kadar dîvân halkı içre rusvây-ı âmm etdin. Dilerim ol Pâdişâh-ı Perverdigârd …
"Bak a çavuşbaşı sen beni bu kadar dîvân halkı içre rusvây-ı âmm etdin. Dilerim ol Pâdişâh-ı Perverdigârdan kim bir gulû-i âmda senin bana uzatdığın ayağını kıralar ve ayağına ip takup sürüyeler" deyüp âh-ı derûn ederek paşaya bulaşmadan kalkup gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 7a ·
metinde göster ·
… nşâ’allâh biz ol kadıyı bir hâl ile öldüreyim ki ibret-i âlem ola. Bak a yiğit,
sen beni
bilir misin?" "Yok" dedim.
Yano eydir: "Senin suçun yokdur. Hep sizin kadı kâfirlerinin suçudur. Anlar defter verüp vilâyet mü’zîleri ile kadılar re‘âyâlara zulm ederler, ammâ inşâ’allâh biz ol kadıyı bir hâl ile öldüreyim ki ibret-i âlem ola. Bak a yiğit, sen beni bilir misin?" "Yok" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
… İlâhî sen bilirsin, bu hakîr ‘İslâmbol'a giderim’ deyü mesrûr [u] handân oldum.
Sen beni
kankı diyâra gitmeği nasîb etdin, havl [u] kuvvet ve kudret ve takdîr senindir" …
"İlâhî sen bilirsin, bu hakîr ‘İslâmbol'a giderim’ deyü mesrûr [u] handân oldum. Sen beni kankı diyâra gitmeği nasîb etdin, havl [u] kuvvet ve kudret ve takdîr senindir" deyüp teveccüh-i tâm ile Melek Ahmed Paşa'nın dest-i şerîfin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 32b ·
metinde göster ·
… seni almakdan haberim yokdur. Ben Erdel seferinde haberim yok iken İslâmbol'da
sen beni
almışsın. Bana nikâh haberi Erdel'de geldi. Ben Kaya Sultân masrûfından kurtuld …
Ben dahi eyitdim: "Hâşâ ve kellâ ben seni almakdan haberim yokdur. Ben Erdel seferinde haberim yok iken İslâmbol'da sen beni almışsın. Bana nikâh haberi Erdel'de geldi. Ben Kaya Sultân masrûfından kurtuldum deyü hamd ederken Köpürlü merhûm seni bana vermiş. ‘Melek'e bir fîl verdim, beslesin’ demiş, andan gebermiş. İşte şimdi sana duş geldim, emir Allâh'ın" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44a ·
metinde göster ·
… âlarla eder rîş-hand, / Maskat-ı re’sim budur bunda beni, / Almış idin Tatarile
sen beni
, / Bu gece gördüm Habîbullâh'ı ben, / Dedi yâ Husrev 183a gelesin bana sen, / …
Sana sem verirler âhır sonra kand,Niçe ferdâlarla eder rîş-hand,Maskat-ı re’sim budur bunda beni,Almış idin Tatarile sen beni,Bu gece gördüm Habîbullâh'ı ben,Dedi yâ Husrev 183a gelesin bana sen,Ben de bildim kulum olıser revân,Ola mes‘â(?) yeri ana bir mekân,Ol gece de leyle-i Mi‘râc idi,Rûhu Firdevse azîmet eyledi,Hak Te‘âlâ rahmet eyleye ana,Kim anı bir Fâtiha ile ana.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 182b–183a ·
metinde göster ·
"Karındaşım Y 252b asrında Q 106b sen beni şâm'dan niçün ma‘zûl eyledin" deyü el-Melikü'l-Cevâd Yûnus'u şâm'da katl etdirdi. Melik Cevâd üzre nûr yağdığın istimâ‘ edüp Mısır'dan ılgar ile şâm'a gelüp Melik Cevâd'ın kabrine yüz sürüp üstüne azîm kubbeler binâ etdi. Hâlâ şâm ile Sâlihiyye beyninde ziyâretgâh-ı hâs u âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y252a–Y252b ·
metinde göster ·
… enderiyye şehrinde sâkin Hâce Şemmâs'ım kim Kudüs'e ziyâret geldim. Hamd-i Hudâ
sen beni
bu yılan belâsından halâs etdin. Sana nice ihsânlar edem kim benim halâsıma iva …
"Ben Mısır diyârında İskenderiyye şehrinde sâkin Hâce Şemmâs'ım kim Kudüs'e ziyâret geldim. Hamd-i Hudâ sen beni bu yılan belâsından halâs etdin. Sana nice ihsânlar edem kim benim halâsıma ivaz ola? Gel benimle İskenderiyye şehrine gidelim, sana iki bin sikke-i Kabâbıta altun ve niçe mâl [u] menâl ve hayme vü hargâh, kul ve karavaş verüp seni mâl-ı ganâyimle Mısır'a andan Mekke'ye gönderem" deyü va‘deler eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y315a ·
metinde göster ·