"Cebrâ’îl aleyhi's-selâm Hazret-i Âdem'e cennetde musâhabet eden melâ’ike-i mukarrebînlerden hedâyâ getirdi. Evvel ol helvâ ve cefne ve tike ve şed idi. Ammâ Cibrîl-i Emîn'in hedâyâsı yufka levaşe ekmeği ve buğday idi. Ve cennetden Hazret-i Âdem'e musâhabet etmesiyçün tûtî ve kumru kuşları getirdi. Ve Hazret-i Havvâ'ya kırlangıç ve güvercin ve tavuk kuşları getirdi ana sened derler. Ve kırlangıç kuşları Havvâ'nın yanından tayerân edüp âlemi geşt [ü] güzâr ederek Hindistân'da cezîre-i Serendîl'de Hazret-i Âdem'i bulup Âdem'in sakalı telinden bir kaç kıl alup Cidde'de Havvâ'ya getirdi. Havva'nın geysûları telinden Serendîl'de Âdem'e götürüp Havvâ ve Âdem birbirleriyle buluşmağa kırlankıç vâsıta olup Havvâ ve Âdem şehr-i Zilhicce'nin onuncu gününde Cebel-i Arafât'da görüşüp öpüşüp mücâma‘at etdikleriyçün Cebel-i Arafa derler. Anıniçün hâlâ kırlankıç Âdem ile hem-civârdır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a ·
metinde göster ·
… n ehl-i tüccâr sadâ-yı Allah rehâ buldurup cümlesi rûy-ı deryâda her biri birer
sened
ile şinâverlik edüp kimi gark-ı deryâ, kimi mellâh-ı bî-pervâ kimi bir levha pâ …
âyetiyle kelime-i şehâdete meşgûl oldum, anı gördüm bir kaç kefereler geminin sandalını ipinden çeküp sandala atılınca sâ’ir keştîbânlar dahi geminin öte tarafından deryâya kendülerin birer tahta pâreleri ve gayrı eşyâlar ile deryâya döküldüler. Hemân hakîr dahi yedi cân refîklerimizle dal-kılıç olup sandala atladığımız gibi sandal içre olan kefereler sandalın ipin kesüp iki kefere bizim üzerimize dal-bıçak olup Ayntâblı Şerîf Ramazân Çelebi'yi memesi üstünden urunca hemân yedi kişi dal-kılıç olup sandal içre el kaldıran sekiz kâfire kılıç urup dördün katl edüp dördü havfinden kendülerin deryâya atdılar. Sandal ancak bizim refîklerimiz yedi kişiye münhasır olup sandal içre olan bâr-ı sakîlleri deryâya atup sandal sehl hiffet bulup temevvüc-i deryâda giderken ânî gördük; büyük gemi başdan kıça varınca iki pâre olup üç yüz elli nefer yolcu ve tüccâr ve dörd yüz mikdârı memâlik keştîbân ehl-i tüccâr sadâ-yı Allah rehâ buldurup cümlesi rûy-ı deryâda her biri birer sened ile şinâverlik edüp kimi gark-ı deryâ, kimi mellâh-ı bî-pervâ kimi bir levha pâresi üzre rehâ bulup çârsû-yı cân bâzârında bî-zer ü pürzâr-ı bâzâr etmede. Ba‘zısı cân u başı ile şinâverlik ederek bizim sandalımız üzre gelirken Kıssahân Emîr Çelebi gelüp anı kolundan yapışup sandala alınca dahi gayrılar birer takrîb ile bizim sandala geliyorlar, anı bildik kim bizim sandal dahi kesret-i âdemden gark olması mukarrerdir. Hemân yedi kişi dal-kılıç olup gelen âdemlere kılıç havâle edüp pârelenen gemiden sehl alarka olup gemiden nâm [u] nişâ[n] ve benî Âdemden bir cân nümâyân olmaz oldu. Cân başımıza düşüp kâh evc-i âsumâna [urûc u] kâh ka‘r-ı amîka nüzûl edüp sandal içinden kavuklarımızla su dökmeden ve şiddet-i şitâdan bî-tâb ve bî-mecâl kaldık. Ânî gördük Menkub Kadısı Alî Efendi, deniz mâliki gibi gavvâslık ederek bizim sandalımıza yakın gelüp gûyâ Cenâb-ı Bârî yârı kılup kudret eliyle Alî Efendi'yi bizim sandala koyup on kişi olduk. Yine Yâsin-i şerîf tilâvet ederek deryâya su dökerek gideriz ammâ cümlemiz hayât emniyyesinden me‘yûs olmuşuz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265a ·
metinde göster ·
… âlâ Tebrîz hânıdır, andan mana bir kâğız alasız kim Güzelce Şâh su’âl edende bu
sened
ile hapisden ıtlâk eylemişim demeğe destimde bir sened-i müsned lâzım." dedikde …
Mefhûmu ma‘lûmları olunca "Ey gözüm biz bu Murtezâ Paşa karındaşıdır bilmezdik. Ancak Gürcîstân beğleriyle bizim Acem serhadlerinde müşâ olan Tiflis hânı çapar ılgarup bir varak yazup eytmiş kim "Ol taraflara kayser-zemîn şâhı içün ve İrân-zemîn şâhı içün mâbeynde rehin olan Gürcîstân'ın Açıkbaş beğlerinden bir beğ Bağdâd'a kaçıpdır. Kankınızın ülkesine varırsa kayd [ü] bend idesiz. Belki Osmânlı tarafından taleb oluna." deyü bize Tiflis hânı tarafından böyle haber geldi. Bunlar dahi "Biz Bağdâd'a gideriz. Bağdâd hânı Kara Murtezâ Hân menim karındaşımdır. Meni koyuver, sana karındaşımdan çok mâl-ı cîve virem" diyedir. Çünkü sizler Van Hânı Vezîr Melek Paşa'dan gelmişsiz, Hüsem Mir[z]â'yı hapisden ıtlâk ederim ammâ Rûmiyye hânından işte varak geldi. Mu bana temessükdür, ammâ mana bir varak dahi bizim Ülgen hânımız hâlâ Tebrîz hânıdır, andan mana bir kâğız alasız kim Güzelce Şâh su’âl edende bu sened ile hapisden ıtlâk eylemişim demeğe destimde bir sened-i müsned lâzım." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 298a ·
metinde göster ·
Bu ulemâların izn-i şerîfleriyle cümle kavm-i Tatar at eti yerler. Hattâ Ebû Hanîfe ki Nu‘mân bin Sâbit'dir kim İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdemdir, anların kavl-i şerîfi üzre at eti yemek mekrûhdur, zîrâ [at] âlet-ı gazâdır, at yemeğe ruhsat verilse ihtimâldir atlar inkırâz bula. Ammâ İmâm Mâlik katında kerâhet tahrîmîdir. Lâkin İmâm Şâfi‘î ve İmâm Hanbel kavlleri üzre helâldir, zîrâ anlar Hazret-i Risâlet'den bu hadîs-i şerîfi sened edinmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108a ·
metinde göster ·
… y ile gitmez. Ancak evkâfât nâzırları emîrü'l-hacca teslîm etdiklerine ellerine
sened
olmak içün birer temessük alırlar. Eğer bu emîrü'l-hac ahvâlin ma‘lûmumuz olduğ …
Evvelâ cemî‘i selâtîn evkâflarından ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibâr evkâflarından ve hayâtda olan hâs u âm sâhibü'l-hayrât ve'l-hasenât surrelerinden niçe kerre yüz bin altun olur. Ve niçe bin esvâb u eskâl ve serâvîl ü kamîs gider kim hadd [ü] hasrın Cenâb-ı İzzet bilür. Mısır'dan Mekke'ye giden iki hazîne dahi bu olur derler. Ammâ bu alay ile gitmez. Ancak evkâfât nâzırları emîrü'l-hacca teslîm etdiklerine ellerine sened olmak içün birer temessük alırlar. Eğer bu emîrü'l-hac ahvâlin ma‘lûmumuz olduğu mertebe tahrîr eylesek bir mücelled dîvân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y205a ·
metinde göster ·
… düp bize her gün bin gûne su’âller ederler. Ne ol diyâra bir takrîb ile gitmeğe
sened
yok. Ve gidilmek mümkin değildir. Kanı Fes ü Merânkûş, bu Mısır cezîresinin nih …
Biz sizi Fes ü Merânkûş vilâyetlerinin çöl çölistânı ve berr [ü] beyâbânına sizi koyvermeziz. Ve ol taraflara hükmümüz nâfiz değildir. Ve gâyetü'l-gâye bî-emân susuz ve mahûf u muhâtara yerlerdir. Ve sizcileyin beyâz âdemleri esîr edüp pişirüp yerler. Ve her giz bu bizim diyârımıza sizin gibi âdemler gelmemişdir. Görmez misiz, bizim diyârın halkı sizi gördükce ta‘accüb edüp bize her gün bin gûne su’âller ederler. Ne ol diyâra bir takrîb ile gitmeğe sened yok. Ve gidilmek mümkin değildir. Kanı Fes ü Merânkûş, bu Mısır cezîresinin nihâyetidir ve yolları mesdûddur. Ol diyâr ile mâbeynimiz cânib-i garba beş aylık yol çölistândır. Vallâhi biz sizi koyveremeziz" dedükde cümle musâhibleri ve kan vezîrleri ale'l-ittifâk rızâ vermediler. Ve cümle refîk ü huddâmlarımız,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y431a ·
metinde göster ·