{Der-sitâyiş-i teferrüc-i zergerân:} Ve bu Kâğızhâne çemenzârında kırk
senede bir
esnâf-ı zergerân bu fezâya cem‘ olup kânûn-ı kuyumcu Süleymân Hân üzre yigirmi …
{Der-sitâyiş-i teferrüc-i zergerân:} Ve bu Kâğızhâne çemenzârında kırk senede bir esnâf-ı zergerân bu fezâya cem‘ olup kânûn-ı kuyumcu Süleymân Hân üzre yigirmi gün yigirmi gece sohbet edüp cemî‘i diyâr-ı Âl-i Osmân kuyumcularından bu teferrüce imdâd edüp üç yüz kîse masrûf olup on iki bin halîfe mezâhib-i gûnâ-gûn sâhib-i post olup revâne olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145b ·
metinde göster ·
esnâf-ı sarrâcân dahi bunda teferrüc edüp bu dahi teferrüc-i ibret-nümâ olur. A …
Ve yigirmi senede bir esnâf-ı sarrâcân dahi bunda teferrüc edüp bu dahi teferrüc-i ibret-nümâ olur. Ammâ her sene mâh-ı Şa‘bân'ın gurresinden âhirine dek İslâmbol kavmi Ramazân'a istikbâl 146a takrîbiyle bu Kâğızhâne fezâsına haymeler kurup kâmil bir ay şeb-bük nâmıyla zevk u safâ ederler. İşte bu Kâğızhâne böyle bir câ-yı sürûrdur. Ve bu teferrücgâhdan şimâle bin adım,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145b–146a ·
metinde göster ·
yeniçeri ocağından yayabaşı cemâ‘atlerinden bir çorbacı Rûmeli diyârına beş alt …
Evsâf-ı tâ’ife-i değşirme-i gulâmân: Yedi senede bir yeniçeri ocağından yayabaşı cemâ‘atlerinden bir çorbacı Rûmeli diyârına beş altı yüz neferâtlarıyla çıkup her kurâ ve kasabâtlarda mahbûb ve yarar ve tüvânâ Bulkar ve Arnavud ve Sırf ve Urum muğ-pîçeleri ve araya yedi sekiz bin değşirme oğlanı, kânûn-ı Orhân Gâzî ve ta‘lîm-i Hacı Bektaş-ı Velî ile bu kadar bin gulâmları cem‘ edüp Üsküb şehrinde cümlesine kırmızı abâdan omuzu yırtmaçlı muvahhidî abâ ve başına kırmızı keçeden hayâl-i zıl Karagöz'ü şep-külâhı gibi külâhlar ile İslâmbol'a gelüp cümlesin birer ocağa defter ile tevzî‘ edüp her ocakda ve hânedânlarda ilm-i kemâl [u] ma‘rifet tahsîl edüp ba‘dehu Türk üstüne yarımşar akçe ve yarım çuka yıllık ile acemî oğlanları yazup güzîdesin tophâne ve cebehâne ve bostâncı ocağına verirler, zîrâ ağır pâdişâh hidmetleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195b ·
metinde göster ·
Eğer bu hânedânların cümlesin tarz-ı tarhıla ilmimiz lâhık olduğu mertebe tahrîr etsek başka bir sa‘âdetnâme olur. Ammâ bu şehr cümle yüz yetmiş altı mahalle-i müslimîndir ve yedi mahalle Ermeni'dir ve tokuz mahalle Rûm keferesidir ve altı cemâ‘at Yahûdîlerdir ve bir mahalle Kıptîlerdir ve bir mahalle miskînler başka semtdir, Murâdiyye râhı üzredir. Bu aşağı şehr bir düz yerde vâkı‘ olup kal‘a-i bâlâ dâmenine vâkı‘ olan hâneler ve imâretler ve Ulu Câmi‘ semtleri mürtefi‘ yere vâkı‘ olmağıla bir sâ‘at ba‘îd şimâl tarafında Filedâr sahrâsından bu şehre nazar olunsa dâmen-i Cebel-i Ruhbân'da rasâs-ı nîl-gûn ile zeyn olmuş şems-i âteş-tâbın şu‘lesi bu şehre pertev urdukda hân ve hammâm ve mesâcid ve câmi‘-i selâtînlerin ve gayrı hayrat [u] hasenâtların ve yine kurşum örtülü sûk-ı sultânîlerin kat-ender-kat zeyn olduğun âdem görünce hayrân kalır. Zirâ bu şehr, Filedâr sahrâsından acâ’ib mehâbet üzre nümâyândır kim temâşâ etdiğimiz belde-i azîmlerin birine müşâbeheti yokdur ve üzerinde nûr şa‘şa‘a verir bir rûhâniyyetli şehr-i kadîmdir. Zirâ bunda olan kibâr-ı evliyâullah, müfessirîn ve muhaddisîn ve musannifîn gayrı diyâ[r]larda yokdur, illâ meğer Bağdâd-ı behişt-âbâd ola. Ve bu şehrin cânib-i cenûbunda cebel-i Ruhbân[da] kân-ı ma‘den-i âb-ı hayvân vâkı‘ olmağıla ol cebel-i âlîden bin altmış aded ism [u] resmiyle ma‘lûm âb-ı hayât, uyûn-ı câriyeler cereyân ederek bâlâda tahrîr olunan sarây-ı âlîlere kehrîz ve kana (?) ve kanavâtlar ile hâneden hâneye cereyân edüp cemî‘î imâretleri saky edüp uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehrdir. Vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûre ve hadâyık [u] bostânı meşhûre nümûne-i behişt-i câvidânîdir. Ve eşcâr-ı müsmirrâtı ve gayrı müsmirresi ve ezhâr-ı bî-pâyânı, bâ-husus dıraht-ı şükûfe-i erguvânı firâvân olur kim senede bir kerre Emîr Sultân hazretlerinin "Erguvan Cem‘iyyeti" faslı olup cemî‘î diyârdan deryâ-misâl âdem cem‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâ olur kim meşhûr-ı âfâkdır, ta‘rîf ve tavsîfi mümkün değildir. Ancak ol cem‘iyyet-i azîm, rûhâniyyet-i Emîr Sultan ile olur. Böyle bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr, buk‘aları hûb ve halkı mahbûb u merğûb mezra‘aları vâfir ve berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve mâ-i nâbları revân olmuş, hâneden hâneye suları cereyân etmiş şehr-i müzeyyendir kim Anadolu arzında bilâd-ı seb‘anın biri dahi bu Bursa şehridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b ·
metinde göster ·
… İnşâallahu Te‘alâ ol semtin seyâhati müyesser oldukda tahrîr olunur. Kırk elli
senede bir
kerre Kalmuklar yetmiş seksen 230a bini bir yere cem‘ olup Kûh-ı Kâf ziyâreti …
Ammâ Moskov tarafında buz deryâsı tokuz ay şitâdan müncemid olup Kalmuk küffârları ol buz deryâsı üzre yetmiş günlük buzu beş gün beş gice geçüp Kûh-ı Kâf dibinde bilâ teşbîh ka‘belerine varırlar, anların lisânı üzre Kûh-ı Kâf‘a Kalmuk kavmi "Yıldırak Tav" derler. İnşâallahu Te‘alâ ol semtin seyâhati müyesser oldukda tahrîr olunur. Kırk elli senede bir kerre Kalmuklar yetmiş seksen 230a bini bir yere cem‘ olup Kûh-ı Kâf ziyâretin edüp yine buz deryâsının donu çözülmeden girü vatanlarına avdet ederler. Kûh-ı Kâfı İskender'den sonra Kalmuk tâ’ifesinden gayri görmüş benî Âdem yokdur, {illâ Kalmuklar görür}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b–230a ·
metinde göster ·
Garîbe ve acîbe-i Üçkilise: Bu deyrin büyüğü Enûşirvân binâsıdır. Anda
senede bir
kerre kırk elli bin kefere vü fecere dîb-i Firengistân'dan cem‘ olup bu Üçkilis …
Garîbe ve acîbe-i Üçkilise: Bu deyrin büyüğü Enûşirvân binâsıdır. Anda senede bir kerre kırk elli bin kefere vü fecere dîb-i Firengistân'dan cem‘ olup bu Üçkilise dağının zirve-i a‘lâsında, pür-çemenzâr sahrâda bir halıça-i atîkleri vardır, anı döşerler ve ol dağlarda ne kadar nebâtât u giyâhât makûlesi nâfi‘ edviye-i ahşâbâtlar var ise cümle nebâtâtı bir azîm kazan içine koyup mezkûr halıça üzre saçayak koyup kazanı ana tahmîl edüp mezkûr halı üzre germâ-germ âteş edüp kâmil bir sâ‘atde kazgan içre cümle nebâtât ve kerefis ve mi‘denüvâz pişüp bir sâ‘at yanan âteşden aslâ halıça yanmayup niçe bin âdem temâşâsına hayrân olur, vâcibü's-seyr bir halıçadır. Ba‘dehû ta‘âm-ı nebâtâtı cümle keferelere bezl edüp teberrüken hokkalar ile dib-i Firengistâna götürüp ba‘zılar ol mahalde yiyüp hamd ü zevk u safâ ederler. 294a Hakîr bu ahvâli râhiblerden su‘âl etdim: "Vallahi bu halıça oldur kim Hazret-i İsâ bu halıça üstünde rahm-ı mâderden müştakk olmuşdur ve İsrâ‘ilî havfinden bir gâra kapanup on iki halîfeleriyle dağdan otluk cem‘ edüp bu halıça üzre pişirirdi. Ve Benî İsrâ‘îlî İsâ Nebî'den mu‘cize isteyüp bu halıça üzre bir melik ölüsün ihyâ etdi. Ve cümle İsrâ‘îlîye mu‘cize içün bu halıça üzre ta‘âm pişirüp bezl-i it‘âm etdi. Ba‘dehû bu halıça Buhtunnasr eline girdi. Andan Enûşirvân'ın eline girüp bu deyri bînâ etdikde yılda bir kerre üzerinde ta‘âm pişirüp yine pâk u pâkîze edüp boğçalar içre başımıza berâber hıfz ederiz. Hattâ "Süleymân Hân Nahçevân seferine geldikde bu seccâde üzre iki rek‘at namâz kıldı" deyü rivâyet etdiler. Ammâ halıça-yı ibret-nümâ ne harîrdir, ne pembedir ve ne sûfdur. Bir gûne zincâbî elvân bir seccâde-i kebîrdir. Lâkin gâyet sakîldir. Ammâ bu hakîrin akl-ı kâsıriyle eyle mülâhaza etdim ki cezîre-i Kıbrıs'da (---) nâm mahalde bir kûh-ı azîm vardır. Hikmet-i Hudâ ol kûhun taşını tokmak ile döğüp kettân gibi olur. Ba‘dehû hayyâl iplik eğirüp âbdest makramaları ve latîf ve zîbâ donlar ve gömlekler edüp a‘yân-ı İslâmbol'a ve pâdişâha hedâyâ getirirler. Hatta Kaya Sultân efendimize Sultân Murâd Hân latîfe edüp "Kayam, sana kayadan hâsıl olma bir taş gömlek vereyim" deyü bir don gömlek ihsân etmişdi. Birkaç eyyâm Kaya Sultân kayadan kamîsı giyüp kirlendikde âteşde yakup pâk ve beyâz olup ibret içün yine giyerdi. Hayâl ü rakîk bir gömlek idi. Ekseriyyâ a‘yân-ı kibârda çokdur. Hattâ Kapudan Hüsâmzâde hakîre bir makramasın bağışlayup mülevves oldukda Melek Ahmed Paşa huzûrunda âteşe yakup gül-i pembe-misâl oldu. Allahu a‘lem mezkûr halıça dahi Kıbrıs taşından dokunmış ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b–294a ·
metinde göster ·
… ovaları cümle ayak altında nümâyândır. Ve bu âsitânenin evkâfı gâyet çokdur. Ve
senede bir
kerre azîm mevlûdü olup kırk elli bin adem cem‘ olur. Zîrâ bu Hüseyin Gâzî, İmâ …
Yaz meydânı ve kış meydânları vardır. Cümle Çubukovası ve Yabanovası ve Murtatovaları cümle ayak altında nümâyândır. Ve bu âsitânenin evkâfı gâyet çokdur. Ve senede bir kerre azîm mevlûdü olup kırk elli bin adem cem‘ olur. Zîrâ bu Hüseyin Gâzî, İmâm Hüseyn evlâdından sâdât-ı kirâmdan olup İmâm Hüseyn gibi bu Hüseyin Gâzî dahi dest-i küffârda dîn-i mübîn uğuruna sene 244 târîhinde Hârûnü'r-Reşîd hılâfetinde şehîd olmuşdur. Bu tekyede olan fukarâya Balıkhisâr'da elimize giren âmedân-ı ihsân-ı Hüdâ'dan on guruş tasadduk ve üç aded kurbân zebh eyleyüp Şeyh Memi Cân Dede'nin hayr du‘âsın alup cümle fukarâ gülbâng-ı Muhammedî çekdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 355b ·
metinde göster ·
cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmek …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… mâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli
senede bir
sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasınd …
Van eyâleti hükmünde Van deryâsı sâhilinde Taht-ı Van subaşılığına iki menzildir. Bitlis'e bir menzil-i dırâz-ı azîmdir. Tevârîh-i Şerefnâme kavli üzre bu medîne-i Muş Âzerbâycân-ı Ermen şehirlerinden bir şehr-i azîm idi. Âd ibn Şeddâd Van deryâsı zemîninde evc-i âsumâna beraber bir sedd-i âlî binâ edüp, hâşâ sümme hâşâ Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet ile ceng etmeğe kasden ol seddi Şeddâd itmâm etdikde Cibrîl-i emîn emr-i İlâh ile ol seddin zîrinden kanât urup evc-i asmâna ol kadar çıkardı kim cümle bennâların feza‘ [u] ceza‘ların cemî‘i kerrûbiyân istimâ‘ edüp Allah'ın azabından isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle urdu kim bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir oldu ve bir pâresinden Tebrîz deryâsı âşikâre oldu ve bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri ve ester ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ Van deryâsı garbî sâhilinde Râhova nâm mahalde taş olan mahlûklar kimi berpâ durur kimi çöküp yüklenmiş durur, kimi münhedim olmuş durur temâşâ-yı ibret-nümâdır. Ba‘dehû Van deryâsının şimâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda rehâ bulup cemî‘i Nemrûdîleri tenâvül edüp bi-emr-i Hayy-ı Kadîr yine mezkûr ejder Sübhân dağındaki gârına girüp mahbûs olur. İnşâ’allah bu ejder dahi Van-ı sedd-i îmân seyâhatinde manzûrumuz olduğu minvâl üzre tahrîr olunur. Ba‘dehû yine Nemrûd-i la‘în kavmine Cenâb-ı Hayy-i Kadîr Muş sahrâsından bir fâre-i azîm hâsıl edüp cümle Nemrûdîleri tenâvül edüp şehr-i Muş ahâlîsin helâk etdüğüyçün şehr-i Mûş derler. Zirâ bu şehir kurbunda mûşun tulû‘ etdüğü gâr-ı azîm nümâyândır. Bu gâr içinde olan gûnâ-gûn fâre ve sıçan ve pündika ve mûş bir diyârda yokdur. Ammâ bi-emri Hudâ İskender Filikos'u tılsımı sebebiyle Muş sahrâsına aslâ sıçan olmaz. Ammâ kadîm zamânda mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre Timur-ı bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâb ü hânelerin turâb edüp hâlâ âsâr-ı azîmleri zâhir ü bâhirdir. Ancak bir kasaba-misâl bir ma‘mûr büleydedir kim Muş sahrâsında ağzında bir cebelin zeylindedir. Bu şehr-i harâbın seyr [u] temâşâ edüp ertesi cânib-i şimâle yine sahrâ-yı Muş içre (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
… ında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen
senede bir
kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda reh …
Van eyâleti hükmünde Van deryâsı sâhilinde Taht-ı Van subaşılığına iki menzildir. Bitlis'e bir menzil-i dırâz-ı azîmdir. Tevârîh-i Şerefnâme kavli üzre bu medîne-i Muş Âzerbâycân-ı Ermen şehirlerinden bir şehr-i azîm idi. Âd ibn Şeddâd Van deryâsı zemîninde evc-i âsumâna beraber bir sedd-i âlî binâ edüp, hâşâ sümme hâşâ Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet ile ceng etmeğe kasden ol seddi Şeddâd itmâm etdikde Cibrîl-i emîn emr-i İlâh ile ol seddin zîrinden kanât urup evc-i asmâna ol kadar çıkardı kim cümle bennâların feza‘ [u] ceza‘ların cemî‘i kerrûbiyân istimâ‘ edüp Allah'ın azabından isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle urdu kim bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir oldu ve bir pâresinden Tebrîz deryâsı âşikâre oldu ve bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri ve ester ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ Van deryâsı garbî sâhilinde Râhova nâm mahalde taş olan mahlûklar kimi berpâ durur kimi çöküp yüklenmiş durur, kimi münhedim olmuş durur temâşâ-yı ibret-nümâdır. Ba‘dehû Van deryâsının şimâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda rehâ bulup cemî‘i Nemrûdîleri tenâvül edüp bi-emr-i Hayy-ı Kadîr yine mezkûr ejder Sübhân dağındaki gârına girüp mahbûs olur. İnşâ’allah bu ejder dahi Van-ı sedd-i îmân seyâhatinde manzûrumuz olduğu minvâl üzre tahrîr olunur. Ba‘dehû yine Nemrûd-i la‘în kavmine Cenâb-ı Hayy-i Kadîr Muş sahrâsından bir fâre-i azîm hâsıl edüp cümle Nemrûdîleri tenâvül edüp şehr-i Muş ahâlîsin helâk etdüğüyçün şehr-i Mûş derler. Zirâ bu şehir kurbunda mûşun tulû‘ etdüğü gâr-ı azîm nümâyândır. Bu gâr içinde olan gûnâ-gûn fâre ve sıçan ve pündika ve mûş bir diyârda yokdur. Ammâ bi-emri Hudâ İskender Filikos'u tılsımı sebebiyle Muş sahrâsına aslâ sıçan olmaz. Ammâ kadîm zamânda mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre Timur-ı bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâb ü hânelerin turâb edüp hâlâ âsâr-ı azîmleri zâhir ü bâhirdir. Ancak bir kasaba-misâl bir ma‘mûr büleydedir kim Muş sahrâsında ağzında bir cebelin zeylindedir. Bu şehr-i harâbın seyr [u] temâşâ edüp ertesi cânib-i şimâle yine sahrâ-yı Muş içre (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
… zil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer
senede bir
kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… am kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer
senede bir
kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… ı kadîmde üç bin gulâm-ı hâs tâ‘at u ibâdâta meşgûl olup tekmîl-i fünûn edüp üç
senede bir
yollarıyla Âsitâne-i sa‘âdete gelüp mertebelerince Yeni Sarây'a girüp hizmet-i …
Eski sarây: Fâtih-i Edirne Gâzî Hudâvendigâr'ın ibtidâ-i fethde binâsıdır. Kefere kralı Manyas Kapusu kurbunda sâkinlerimiş. Ba‘dehû bu Eski Sarây, Çelebi Sultân Mûsâ b. Yıldırım Hân tevsî‘ edüp kal‘a-misâl burc [u] bârûsun bir sûr-ı azîm seng-binâ bir sarâyı ra‘nâ etdi. Dâ’iren-mâdâr cirmi beş bin adım ihâta eder. Şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir mihmânsarây-ı sultândır. Dîvârlarının kaddi yigirmi zirâ‘dır. Cânib-i şimâle bir aded hadîd bâb-ı hümâyûnu vardır. Ba‘dehû Süleymân Hân Engürüs seferlerine rağbet etmeğile bu sarây ve yeniçeri odalarını imâr edüp kırk bin yeniçeri âmâde ve altı bin gılmân-ı hâssa bu sarâyda karâr-dâde olmağıçün bu sarây-ı atîkde dîvânhâne-i âlîler ve hâsoda ve büyük ve küçük ve hazîne ve kilâr ve doğancılar ve seferliler odalarıyla âbâdan etdi. Ammâ bâğ u bâğçesi yokdur. Lâkin âb [u] hevâsı bir mürtefî‘ zemînde olmağıla latîf ü mu‘tedil hevâdır. Târîh-i binâsı sene 767. Âsitâne-i kadîm olmağın bunda neşv ü nemâ bulup perveriş olan gılmân-ı hâssa ve sâ’ir huddâmân-ı enderûn [u] bîrûnlar elbette ve elbette berhûrdâr-ı ömr olup sa‘âdet-i dâreyne nâ’il olurlar. Ve kânûn-ı Süleymân Hân üzre bu sarây-ı kadîmde üç bin gulâm-ı hâs tâ‘at u ibâdâta meşgûl olup tekmîl-i fünûn edüp üç senede bir yollarıyla Âsitâne-i sa‘âdete gelüp mertebelerince Yeni Sarây'a girüp hizmet-i şehriyârîde olurlar. Sarây-ı Atîk-i Edirne böyle bir nazargâh-ı selâtîndir. İnkırâzu'd-deverân dest-i Âl-i Osmân'da âbâdân ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160b ·
metinde göster ·
… karakuş ve atmaca ve karagöz nâm tuyûrları kendüye râm edüp Bitlîs derelerinde
senede bir
kerre keklik göçgünü mahallinde bir günde yetmiş bin keklik alduğu sicillâtda m …
Ve eyle sayyâddır kim tülekhânesinde sayf [u] şitâda niçe yüz doğan ve çakır ve balaban ve zağanos ve şahin ve sayağı ve sunkur ve toygun ve kırgıl ve karcığa ve kücügez ve devlengeç ve karakuş ve atmaca ve karagöz nâm tuyûrları kendüye râm edüp Bitlîs derelerinde senede bir kerre keklik göçgünü mahallinde bir günde yetmiş bin keklik alduğu sicillâtda müsbetdir, ammâ bu şikâr hânın fermânıyla yılda bir kerre cümle aşîreti Kürdleri üç gün dağları süzerek 228a Bitlîs deresi hûş u tuyûr ve gûnâ-gûn vahşî canavarlar ile dere ve depeler ile mâl-â-mâl hayvânâtlar olup lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ niçe yüz bin keklik şikâr olunup üç ay bu mahallerde şehr-i Bitlîs içre keklik fürûht olunup ol mahalde cümle ahâlî-i Bitlîs koyun ve kuzu etlerinden müstağnî olurlar. Bu şikâra beyne'l-Ekrâd helû derler. Niçe yüz bin Ekrâdın hâyuhûları ile dağlar içre velvele-nâk olur
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b–228a ·
metinde göster ·
… re eyâlet-i Basra'ya mutasarrıfdır. Ammâ her üç ayda bir vâlî-i Bağdâd'a ve her
senede bir
kerre Âsitâne'de sadrıa‘zama ve sa‘âdetlü pâdişâha hedâyâları gitmek kânûndur.
Azîm eyâlet-i hükûmetdir. Paşasının hâssı kânûn-ı Süleymân Hân üzre altı yüz seksen bir bin elli yedi akçedir kim Musul mîr-i mîrânından bir akçe ziyâde olmak kânûndur. Ammâ eyâletinde timâr u ze‘âmet yokdur. Ve çeribaşı ve alâybeği dahi yokdur. Yedi yüz pâre kurâları iltizâm ile zabt olduğundan kânûn üzre müverrih-i âlem Ayn-ı Alî Efendi Basra defterdârı ve Lahsa ve Bağdâd defterdârı olmuşdur. Ammâ çavuşlar kethudâsı ve defter emîni ve çavuşlar emîni ve çavuşlar kâtibi ve timâr defterdârı vardır. Hâlâ Efrâsiyâbzâde Hüseyin Paşa-yı Cem-cenâb mülkiyyet üzre eyâlet-i Basra'ya mutasarrıfdır. Ammâ her üç ayda bir vâlî-i Bağdâd'a ve her senede bir kerre Âsitâne'de sadrıa‘zama ve sa‘âdetlü pâdişâha hedâyâları gitmek kânûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360a ·
metinde göster ·
… elindi, ammâ sene (---) târîhinde feth olunup Mekke ve Medîne'ye vakf olunup on
senede bir
vilâyetlerin Tatar nehb u gâret etmek ve beğlerinin azl [u] nasbı Âl-i Osmân el …
Ba‘dehû niçe kerre isyân edüp haklarından gelindi, ammâ sene (---) târîhinde feth olunup Mekke ve Medîne'ye vakf olunup on senede bir vilâyetlerin Tatar nehb u gâret etmek ve beğlerinin azl [u] nasbı Âl-i Osmân elinde olmak ve tuğ ve sancağ u bayrağ ve tabl [u] alem sâhibi olup sancaklarında sığır başı tasvîri yazup sancağı taşımak ve hîn-i seferlerde Âl-i Osmân ile yigirmi bin cürd atlı ve üç bin tüfengli tarabans askerleriyle sefer eşmek ve beğleri yeni mansıb olsa pâdişâha bin beş yüz kîse ve yüz elli kîse her sene kul mevâcibine ve matbah-ı pâdişâhîye ve yeniçeriler meydânına senede kırkar bin koyun vermek ve Tershâne-i Âmire'ye kadırgalar yağlamak içün beher sene biner fıçı don yağı ve ve yüz fıçı asel-i musaffâ ve yüz kantar şem‘-i asel ve bin aded {sığır gönü} ve her sene Özü paşasına kırk kîse vermeği cümle Sultân Süleymân kanûn edüp ahd-i şart edelden berü yine gâhice mâl-ı firâvân kuvvetiyle isyân ederler, ammâ der-akab haklarından gelüp elleri ve vilâyetleri böyle harâb ü yebâb ve kefereleri esîr-i kebâb olurlar, aleyhi mâyestahik, ammâ Kanûn-ı Süleymân Hân üzre beğlerinin kerr u fer ü dâratları bayağı mîr-i mîrânlar gibi müselmân mataracılar ve tüfengciler ve 105b altun taslı elleri teberli müselmân şâtırları ve Âl-i Osmân tarzı altışar kat mehterhânesi ve dîvân efendisi ve on iki müslim kapucubaşılar ve on iki ağa dahi Tatar Hân tarafından Tatar ağaları var. Hâna müte‘allık olan maslahatı anlar görüp her sene hânlara elli fıçı bal ve elli fıçı yağı ve yüz re’s bârgîr hânlara hedâyâ gitmeğe cümle Süleymân Hân kanûn edüp hâlâ kanûn-ı Süleymân Hân cârîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 105a–105b ·
metinde göster ·
… ın fermânıyla bizler dahi kılıç urup gazâlar ederiz", dedikde kral yigirmi dörd
senede bir
tecdîd-i sulha rızâ verüp bizim elçi paşa yigirmi seneden ziyâde sulha kâ’il ol …
"Yok bu söze pâdişâhımızın rızâsı yokdur. Fermân-ı pâdişâhî yigirmi yılda bir tecdîd-i sulh ola, zîrâ bizim pâdişâhımız ve cümle asâkir-i İslâmımız ceng-i cidâlsiz ve harb-i kıtâlsiz olamazlar, zîrâ bizim Hazret-i Muhammedimiz Allâh emriyle kâfire kılıç urmağile ba‘s olup anların fermânıyla bizler dahi kılıç urup gazâlar ederiz", dedikde kral yigirmi dörd senede bir tecdîd-i sulha rızâ verüp bizim elçi paşa yigirmi seneden ziyâde sulha kâ’il olmayup niçe gûne güft u gûy kîl u kâller olup kralın rızâsı üzre âhır-ı kâr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65b ·
metinde göster ·
devlet-i Âl-i Osmân'a küçük elçi çıka ve yigirmi yılda bir büyük hazîne ve büyü …
"Kral tarafından yedi senede bir devlet-i Âl-i Osmân'a küçük elçi çıka ve yigirmi yılda bir büyük hazîne ve büyük hedâyâlarıyla büyük elçileri rikâb-ı hümâyûna gelüp tecdîd-i sulh ede. Eğer yigirmi yılda bir büyük elçi gelmezse Ungurus vilâyeti üzre sefer edile.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65b ·
metinde göster ·
… h üzre tarafeynden yigirmi mâdde anlardan ve yigirmi mâdde bizlerden ve yigirmi
senede bir
büyük elçi büyük hazîne ile çıkması cümle yazılup akd-i sulh olup Fâtiha okunup …
"İnşâallâh ba‘de'l-yevm biz Tatarı pâdişâhımızın fermânıyla zabt ederiz. Eğer memleketlerinizde bir Tatar bulunursa sulha muğâyir iş olmuş olur. Şimden sonra nizâm-ı emn-i emândır" dedikde cümle dîvân-ı çâsârda olan küffâr başların açup pâdişâhımıza ve elçi paşaya ve çâsâra hayr du‘âlar edüp bu minvâl-i meşrûh üzre tarafeynden yigirmi mâdde anlardan ve yigirmi mâdde bizlerden ve yigirmi senede bir büyük elçi büyük hazîne ile çıkması cümle yazılup akd-i sulh olup Fâtiha okunup pâdişâha arz-ı telhîsler yazılmağa fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66a ·
metinde göster ·
… âyâsına fermân olunup Hazret-i Ömer radıyallâhu anh tahrîri üzre kovan hakkı ve
senede bir
buğday öşrü ve bâğ dölüm hakkı ve bostân hakkı ve re’s-i harâc-ı bâliğ mâ’adâ t …
Ve cümle re‘âyâ vü berâyâya Âl-i Osmân'ın kırk dörd aded tekâlîfinden ancak dördü Girid re‘âyâsına fermân olunup Hazret-i Ömer radıyallâhu anh tahrîri üzre kovan hakkı ve senede bir buğday öşrü ve bâğ dölüm hakkı ve bostân hakkı ve re’s-i harâc-ı bâliğ mâ’adâ tekâlîflerden re’âyâ-yı Girid mu’âf olalar deyü sa’âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâhdan hatt-ı şerîfler gelüp sicillât-ı şer‘-i Resûl-i mübîne makyûd u terkîm olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
… nıniçün Haleb'in suyu humret üzredir. Selef pâdişâhları getirmişlerdir. Bir kaç
senede bir
Furâd'dan berü cereyân eden yolların tathîr etmeğe me’mûr kurâlar vardır.
Ve bu Haleb şehri içre cereyân edüp def‘-i atşân olunan âb-ı hayâtlara kastal ta‘bîr ederler. Üç konak yerden nehr-i Murâd ve zülâl-i Furât'dan gelüp Ayntâb kurbunda karye-i (---) kurbundan ubûr [edüp] Sarıgana'nın Kırkbınar'ına mahlût olup Haleb'e revâne olur. Ve dâ’imâ nehr-i Furât humret üzre cereyân eder. Anıniçün Haleb'in suyu humret üzredir. Selef pâdişâhları getirmişlerdir. Bir kaç senede bir Furâd'dan berü cereyân eden yolların tathîr etmeğe me’mûr kurâlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y172b ·
metinde göster ·
Evvelâ, Celeb Muslihüddîn Efendi ism-i şerîfleri Mustafâ'dır. Kânûn-ı Osmânî'de beş on senede bir Rûmeli'nden devşirme ta‘bîr ederler niçe bin sıbyânı cem‘ edüp Âsitâne'ye geldiklerinde her birin birer a‘yâna ve birer ocağa koyup terbiye ederler. Mezkûr Muslihüddîn ol sıbyânlardan olup Harem-i Hâssa düşüp anda neşv [ü] nemâ bularak halîfe olup Hâsoda'ya andan şeyhü'l-harem olup sene 1025 târîhinde merhûm olup Bakî‘de karâfe-i Ervâm'da medfûndur. Bu hakîrin pederine, peder derler idi. Bir kaç kerre ihsânlarıyla behremend olduk. İlim [ve] salâh ile meşhûr pâk i‘tikâd ve hüsn-i hulk ile mevsûf dervîş-nihâd kimesne idi. Ve âsâr-ı ilmiyyesinden ilm-i fıkıhda Eşbâh ve Nazâ'ir'i anlar şerh etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y299b ·
metinde göster ·
… vardır. Evkâfları metîn olduğundan âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür. Ve
senede bir
kerre Seyyid Ahmed el-Bedevî gemileri avm edeceği Y 115a günlerde Mısır'ın ne …
Sâhil-i Nîl'de fevkânî ve tahtânî bir şâhâne tekyedir, ammâ ol kadar vâsi‘ değildir. Erbâb-ı ma‘ârifden otuz mikdârı pâk ü pâkîze sâhib-i sülûk dervîşleri vardır. Evkâfları metîn olduğundan âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür. Ve senede bir kerre Seyyid Ahmed el-Bedevî gemileri avm edeceği Y 115a günlerde Mısır'ın ne kadar ulemâ ve sulehâ ve eşrâfı var ise bu tekyeye gelüp azîm mevlûd olur. Andan yine şehr-i Bulak'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b–Y115a ·
metinde göster ·
… rı evkâflarındandır. Kal‘a-misâl bir tekyedir, cümle fukarâ anda sâkin olur. Ve
senede bir
kerre azîm mevlûdu olup üç gün üç gece sohbet-i hâssu'l-hâs olur. Bu dergâhın k …
Ve mihrâbında olan san‘at-ı sadefkârî ve çâr dîvârında kaplı olan yeşm-i harekânî taşlar üzre müzehheb Mısır bağlamaları bir âsâr-ı binâda yokdur. Tarîk-ı Ahmedî içün binâ olunmuşdur. Üç yüzden mütecâviz fukarâları vardır. Ni‘metleri kifâyet mikdârı evkâflarındandır. Kal‘a-misâl bir tekyedir, cümle fukarâ anda sâkin olur. Ve senede bir kerre azîm mevlûdu olup üç gün üç gece sohbet-i hâssu'l-hâs olur. Bu dergâhın kıble tarafı bir hıyâbân bâr-ı nahlistân gül [ü] gülistândır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y115b ·
metinde göster ·
kerre ma‘zûl olup Mısır'a karîb Hânke nâm mahalle geldükde vekîlharcı matbahın …
Elbette Mısır mollâları senede bir kerre ma‘zûl olup Mısır'a karîb Hânke nâm mahalle geldükde vekîlharcı matbahın Âdiliyye'ye gönderir. Ertesi gün paşa kethudâsı ve çavuşlar kethudâsı ve müteferrikabaşı ve tercümânbaşı ve paşanın cümle askeri ve Mısır'ın kâle yekûlü der ulemâ ve sulehâsı ve eşrâfı ve e’imme ve hutebâsı ve cümle meşâyih-i kübrâsı mülebbes olup cümle Âdiliyye'ye istikbâle çıkarlar. Bu alayda iki yüz yeniçeri mülâzımlarından ve mollâ kapusunda bekler iki yüz yeniçeri gediklilerinden gayrı askerî tâ’ifesi yokdur, cümle ulemâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y211b ·
metinde göster ·
… mollâları emr-i pâdişâhîyle bu evkâfullahların teftîş ü tefahhusuna me’mûrdur.
Senede bir
kerre yoklayup en ednâ vakıfdan bir altun ve kırk elli ve yüz, iki yüz, beş yüz …
Sultân Selîm Mısır'ı feth etdükde Hayra Beğ Mısır vezîri olup Kemâl Paşazâde Ahmed Efendi Mısır'a kadıaskeri olup Gazâlî kalemiyle hakkânı(?)[evkâf-ı(?)] Mısır'ı tahrîr etdiklerinde nefs-i Mısır içre yetmiş yedi bin evkâfullâh imiş. Hâlâ on iki bini ma‘mûr [u] âbâdândır. Her gelen Mısır mollâları emr-i pâdişâhîyle bu evkâfullahların teftîş ü tefahhusuna me’mûrdur. Senede bir kerre yoklayup en ednâ vakıfdan bir altun ve kırk elli ve yüz, iki yüz, beş yüz ve bin altun alduğı evkâflar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y215a ·
metinde göster ·
… âm-ı nâsdan bir merd ile ve gayrı bir derd-i merd ile aslâ ihtilât etmez. Ancak
senede bir
gece mevlûdü'n-nebîye çıkar. Dâ’imâ güft ü gûdan perhîz üzre gece kâ’im, gündüz …
Ve bu Çelebi Efendi aslâ hânesinden taşra çıkup avâm-ı nâsdan bir merd ile ve gayrı bir derd-i merd ile aslâ ihtilât etmez. Ancak senede bir gece mevlûdü'n-nebîye çıkar. Dâ’imâ güft ü gûdan perhîz üzre gece kâ’im, gündüz sâ’imdir. Dâ’imâ tâ‘at u ibâdât edüp tilâvet-i Kur’ân ile mukayyeddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y221b ·
metinde göster ·
… ile Yeni Mısır mâbeyninde bir belîdedir. Her çehârşenbe günü mevlûdu olur. Ammâ
senede bir
kerre bir azîm ordu-yı bâzâr kurulup niçe kerre yüz bin kanâdîller ile tezyîn o …
Eski Mısır ile Yeni Mısır mâbeyninde bir belîdedir. Her çehârşenbe günü mevlûdu olur. Ammâ senede bir kerre bir azîm ordu-yı bâzâr kurulup niçe kerre yüz bin kanâdîller ile tezyîn olup üç gün üç gece sabâhlara dak tevhîd [ü] tezkîr sadâsından zemîn ü âsumân dir dir ditrer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y222b ·
metinde göster ·
… iskîn recül-i sâlihdir. Ve halkdan munkatı‘ köşe-i vahdetde âlem-i vahdet eder.
Senede bir
gece âsitânelerine varup mevlûd-ı şerîfe çıkar. Andan gayrı hânesinden bir kade …
eş-şeyh Seyyid İbrâhîm Çelebi Efendi: Bizzât hazret-i şeyh İbrâhîm-i Gülşenî hazretlerinin evlâd-ı zevî'l-ihtirâmı Hayâlî Çelebi anın oğlu Seyyid Hasan anın oğlu eş-şeyh Alî Safvetî (---)(---) Seyyid Alî anın oğlu bu Çelebi Efendi'dir kim hasîbü'n-nesîb olduğuna bir alâmet bu yeter kim bir kerre vech-i şerîfin gören âşıkı olup bin cân [u] dil ile kendüye bende olup anlardan cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukarâ-yı Gülşenî olur. Zîrâ vech-i şerîfleri tarîkleri gibi gülşen-i nûr-ı münevverdir. Ammâ dâ’imâ uzlet-nişîn ve meşâyih-i pîşîn gibi bir bezemiskîn recül-i sâlihdir. Ve halkdan munkatı‘ köşe-i vahdetde âlem-i vahdet eder. Senede bir gece âsitânelerine varup mevlûd-ı şerîfe çıkar. Andan gayrı hânesinden bir kadem taşra çıkmayup halk ihtilât etmeden berî olmuş sâhib-i câzibe bir çelebidir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y248a ·
metinde göster ·
… hbe ve hasenü'l-muhâvere, bir azîz-i nâdirü'l-mevcûd bir ehl-i cûddur. Hattâ üç
senede bir
ziyâret-i Beytüllâhi'l-harâm ederdi, ekseriyyâ Mekke'ye piyâde giderdi ve dâ’im …
şeyh Mehemmed-i Geysûdâr: Mukaddemâ tarîk-ı Kâdirî'de Saçlı Mehemmed Efendi demeğile ma‘rûf bir kimesne idi. Bir şeb-i mevlûdda şeyh Gülşenî Çelebi Efendi bunlara bir nazar edince Geysûdâr Mehemmed Efendi derhâl Çelebi Efendi'nin câzibesine tâkat getiremeyüp geysûların târumâr kılup Kâdirî Y 248b tarîkından ferâgat edüp Çelebi'den Gülşenî tarîkına inâbet etdi. Ba‘dehu Çelebi Efendi'nin bir kerîme-i afîfesin tezevvüc edüp dâmâd-ı şeyh Gülşenî oldu. Bir lâübâlî ve bir yârân-ı âlî ve bir şûh [u] şengül-meşreb bir gül-i Gülşenî çelebidir. Ulûm-ı kesîrede mâhir, ve tevârîh [ü] muhâzarâtda muhâkemâta kâdir, ve Türkî ve A‘rabî eş‘ârı vâfir, ve te’lîfât-ı kesîresi mütekâsir, ve bir hayli mütefennin, ve hüsn-i hatt-ı kesret ile müte‘ayyin, lezîzü's-sohbe ve hasenü'l-muhâvere, bir azîz-i nâdirü'l-mevcûd bir ehl-i cûddur. Hattâ üç senede bir ziyâret-i Beytüllâhi'l-harâm ederdi, ekseriyyâ Mekke'ye piyâde giderdi ve dâ’imâ böyle hac ederdi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y248a–Y248b ·
metinde göster ·
hacc-ı şerîfe onar on beşer cemel bârhâne ile gidüp ba‘de't-tavâf Q 251b ⟦P 2 …
İki üç senede bir hacc-ı şerîfe onar on beşer cemel bârhâne ile gidüp ba‘de't-tavâf Q 251bP 248b Medîne-i münevverede Hazret-i Risâlet'e gelüp muvâcehe-i Resûlullâh'da makâm-ı uzzâl ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y249a ·
metinde göster ·
kerre mâh-ı [(---)] bir mevlûd-ı azîm olup İmâm şâfi‘î mezâristânı ve kömistânı …
Ve senede bir kerre mâh-ı [(---)] bir mevlûd-ı azîm olup İmâm şâfi‘î mezâristânı ve kömistânı ve amâristânı içre niçe kerre yüz bin âdem cem‘ olup cümle minâreleri ve kıbâbları ve revzenleri kanâdîller ile çerâğân edüp çârsû-yı bâzâr peydâ edüp iki gün iki gece cem‘iyyet-i uzmâ olup mevlûdü'n-nebî olur kim ibret-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y264a ·
metinde göster ·
… içinde mahfûzdur. "Yâ Selîm ta‘al ile'l-Mısır" diyenlerin biri dahi bunlardır.
Senede bir
kerre azîm âdem deryâsı cem‘ olup mevlûdü'n-nebî olur. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âm- …
Ziyâret-i hazret-i eş-şeyh Ebüssu‘ûd-ı Cârihî: Altı yüz mikdârı hâneli ve câmi‘ ve zâviyeli ve tekyeli ve sebîlli bir kasabadır. Bu mahallenin tâ vasatında Y 269a bir kubbe-i âlî içinde Ebussu‘ûd-ı Cârihî çâr-gûşe yeşil çuka ile pûşîde bir sandûka içinde mahfûzdur. "Yâ Selîm ta‘al ile'l-Mısır" diyenlerin biri dahi bunlardır. Senede bir kerre azîm âdem deryâsı cem‘ olup mevlûdü'n-nebî olur. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âm-ı ünâs u nisvândır, âsitânesine yüz süren ârif insândır. Ve Hân-ı Halîl kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y268b–Y269a ·
metinde göster ·
kerre mâh-ı Temmûz'da mevlûdü'n-nebî olup cemî‘i a‘yân [u] ulemâ ve sulehâ ve k …
Bu âsitâne-i Ebû Hüreyre'de senede bir kerre mâh-ı Temmûz'da mevlûdü'n-nebî olup cemî‘i a‘yân [u] ulemâ ve sulehâ ve kibâr-ı eşrâf haymeleri ile varup ol Cîze sahrâsın çetr-i mülemma‘lar ile lâlezâr edüp üç gün üç gece tevhîd-i sultânî ile sohbet-i hâs ederler. Ve niçe kerre yüz bin kanâdîl ve fânûs ve meş‘aleler ile çerâğân edüp taraf taraf zevk olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y271a ·
metinde göster ·
… Meşâyihân-ı Mısır mâbeyninde şeyh Kürdî, deyü i‘tibâr edüp ziyâret ederler. Ve
senede bir
kerre mevlûd olup cem‘iyyet-i uzmâ olur. Ve,
Kabr-i eş-şeyh Sinân Efendi: Ulemâ-yı Ekrâd-ı Sûrân'dandır. Ömr-i nâzenînlerinde tasadduk ve nezerât vazâyifât kabûl etmemişdir, hemân alâ bâbullâh olup cümleden ziyâde ganîmet üzre geçinirdi. Mısır'da Kürdî mahallesi mescidin ta‘mîr ü termîm edüp anda sâkin olup anda medfûndur. Meşâyihân-ı Mısır mâbeyninde şeyh Kürdî, deyü i‘tibâr edüp ziyâret ederler. Ve senede bir kerre mevlûd olup cem‘iyyet-i uzmâ olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y274b ·
metinde göster ·
… Melik Mukavkıs dahi bu Tûh-ı Nasârâ'da doğmuşdur, deyü i‘tibâr edüp cümle Kıbtî
senede bir
kerre bu beledi ziyâret ederler.
Kefere-i Kabâbıta mâbeyninde bu belede hayli i‘tibâr ederler. Zîrâ Kıbtî meliklerinden Melik Tavtîs'in maskat-ı re’si budur ve bunda bir deyrde medfûndur. Hazret-i İbrâhîm'e îmân getürüp Kıbtî kızı Hâcer Ana'yı bu Melik Tavtîs hedâyâ gönderüp Hazret-i İsmâ‘îl andan tevellüd etmişdir. Ve Hazret-i Amr ibnü'l-Âs Mısır'ı Kıbtî tasarrufundan alduğı Melik Mukavkıs dahi bu Tûh-ı Nasârâ'da doğmuşdur, deyü i‘tibâr edüp cümle Kıbtî senede bir kerre bu beledi ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y284a ·
metinde göster ·
… â cem‘iyyetinde ve Tebrîz'in yevm-i Âşûrâ'da maktelü'l-Hüseyn'inde ve Bağdâd'ın
senede bir
kerre Selmân-ı Pâk'inde ve İmâm Hüseyn'de ve İmâm Alî'de.
Bu Bedevî şâdumânı Mısır'ın Nîl-i mübârek kesiminde ve İslâmbol'da sûr-ı hümâyûnda ve deryâ üzre Sarâyburnu'nda kapudan paşa donanması şâdumânında ve kılâ‘lar fethi donanmalarında ve şehzâdegân vücûda gelmesi donanmalarında ve pâdişâh-ı heft-kişver gazâdan geldüği donanmalarda ve mâh-ı Receb ve mâh-ı şa‘bân'da İslâmbol'un Kâğızhâne şeb-bükü şâdumânında ve Göksu Y 294a erguvânı faslında ve Hisâr kirazı faslında ve Akbaba Sultân faslında ve Budin eyâletinde Peçuy-ı Sirem mânend-i bâğ-ı İrem'in bârûdhânesi faslında ve Konya'nın Merâm'ı faslında ve Malatıyye'nin Aspuzu'su mevsiminde ve Adalya diyârının yaylağı Istanaz behiştinde ve Rûmeli'nde Ârnâbûdıstân'ın Elbasan şehri içre mesîregâh-ı Büzürg Seng'inde ve Dolyan panayırında ve Maşkolor panayırında ve Alasonya panayırında ve Ösek panayırında ve vilâyet-i Alaman'da Lonçat fûlunda(?) ve Kefe'nin Sudak bâğında ve Dağıstân'ın Irâk-ı Dâdyân kurbunda Penç Hasan'da ve Acem'de Gîlân bâzârında ve Meşhed'de İmâm Rızâ cem‘iyyetinde ve Tebrîz'in yevm-i Âşûrâ'da maktelü'l-Hüseyn'inde ve Bağdâd'ın senede bir kerre Selmân-ı Pâk'inde ve İmâm Hüseyn'de ve İmâm Alî'de.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y293b–Y294a ·
metinde göster ·
kerre on gün on gece mevlûd olup bî-hisâb âdem deryâsı olup gece ve gündüz bey‘ …
Bu şehrin etrâfında yedi bin feddân yer balçığı vardır. Zirâ’at eder âdemleri hicret etmeğin iki bin feddân ya‘nî dölüm yerin kâşif zirâ‘at edüp elli kîse-i Mısrî mahsûl alır. Mâ‘adâ feddânları mu‘attaldır. Ammâ senede bir kerre on gün on gece mevlûd olup bî-hisâb âdem deryâsı olup gece ve gündüz bey‘ [ü] şirâlar olup her kûşe-i vîrânı amâristân olup cümle mahallât tarîklerinde ale't-tertîb dükkânlar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y298b ·
metinde göster ·
… e duşaklar ve niçe neybe ve pranka esîr zencîrleri vardır. İlâ hâze'l-ân birkaç
senede bir
ba‘zı âdem bu sultânın rûhâniyyeti sebebiyle halâs olup esîr olan kimesne demir …
Ve Re’sü't-tîn kurbunda eş-Şeyh Hazret-i Seyyid Abdullâh-ı Berkî. Âsitânesi Mustafâ Paşa kullesi ardında İncîr burnunda medfûndur. Y 327b Niçe bin menâkıbı vardır. Cümleden biri bir müselmân esîr olur, meğer bu Abdullâh el-Berkî'nin âşinâsı imiş, hemân bâtın göziyle Abdullâh el-Berkî görür kim ol dostu esîr oldu, der-akab himmet edüp ol kimesneyi pâ-bendi ile berg-i hâtif gibi İskenderiyye'ye getirdiğiyçün cümle Mısır vâlîleri ana Abdullâh el-Berkî deyü künye dediler. Hâlâ âsitânesinde niçe duşaklar ve niçe neybe ve pranka esîr zencîrleri vardır. İlâ hâze'l-ân birkaç senede bir ba‘zı âdem bu sultânın rûhâniyyeti sebebiyle halâs olup esîr olan kimesne demirlerin bu sultânın âsitânesine salb eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y327a–Y327b ·
metinde göster ·
kerre Bedevî mevlûdundan cemî‘i ehl-i züvvâr gemilerle bu şehre gelüp kırk elli …
Ve senede bir kerre Bedevî mevlûdundan cemî‘i ehl-i züvvâr gemilerle bu şehre gelüp kırk elli bin âdem üç gün üç gece cem‘iyyet-i kübrâ edüp bir mevlûd-ı azîm olur kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Zîrâ bu şehir Mısır mukâbelesinde olmak ile âdem deryâsı olup hayme ve hargâhlarda tevhîd [ü] tezkîr edüp İnbaba hazretlerin ziyâret ederler. Bizzât kendüler sâhil-i Nîl'de bir câmi‘-i kebîr içinde medfûnlardır, kaddesenallâhu bi-sırrıhi'l-azîz. Âsitânesinin cânib-i erba‘ası ravza-misâl bir mesîregâh hûrmâlıkdır. Tekyesinde fukarâları bî-kıyâsdır. Bunlara İnbâbî derler. Hazret-i Seyyid Ahmed el-Bedevî'ye silsileleri müntehîdir. Halûk beze-miskîn sâmit fukarâları vardır. Bir ferd-i âferîdeye arz-ı hâcât etmeyüp kûşe-i kanâ‘atda münzevîlerdir. Yine Cenâb-ı İzzet nafakaların şeb ü rûz ihsân etmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y341a ·
metinde göster ·
… elî olmuşlardır. Ser-tâcları kutbü'l-aktâb pişvâ-yı tarîk Kenânî hazretleridir.
Senede bir
kerre mevlûd-ı azîmi olup kırk elli bin âdem cem‘ olup haymelerinde on gün on g …
eş-şeyh Hazret-i Kenâniyye es-Sâdât: Bir kubbe-i âlîde medfûnlardır. Cümle kırk bir kibâr-ı evliyâlar bir yerde medfûnlardır. Zamân-ı kadîmde kırk biri de harâmîler imiş, hidâyetullâh erüp cümlesi velî olmuşlardır. Ser-tâcları kutbü'l-aktâb pişvâ-yı tarîk Kenânî hazretleridir. Senede bir kerre mevlûd-ı azîmi olup kırk elli bin âdem cem‘ olup haymelerinde on gün on gece tevhîd-i sultânî olur. Mâ-tekaddem Malaka meydânında bu mevlûdu Urbân-ı uryân aşkıyâsı basup ordu-yı bâzârı nehb [ü] gâret edüp hayli âdem şehîd ederler. Derhâl şehr içinden kırk bir yeşil imâmeli ve eşheb atlı eli mızraklı âdemler zuhûr edüp cümle harâmîleri katl edüp yine şehre girüp gâyib olurlar. Bu menâkıb karîbü'l-ahd olup yetmiş senedir. Ol asırdan berü mevlûda ehl-i züvvâr gelmeyüp cem‘iyyet olmaz imiş. Hakîr bu ahvâli istimâ‘ eyleyüp Mansûre kâşifi Turna Mustafâ Beğ'e hitâben mü’ekkid buyurdular, Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa efendimizden alup eyâlet-i Mansûre'de dellâllar nidâ edüp bin seksen dördde kırk elli bin âdem gelüp cem‘iyyet-i kübrâ oldu. Hamd-i Hudâ hakîr dahi birkaç sene hâzır idim. Her sene terakkîli âdem deryâsı olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y354a ·
metinde göster ·
Ve cümle iklîm-i Circe P 303b otuz bir kazâdır. Ale'l-umûm cümle nevâhî kurâları altı bin yüz yetmiş pâre âbâdân kurâlardır. Lâkin vakfullâh kurâları ile hisâb olunmuşdur. Bu mezkûr kurâlarda cümle şeyhü'l-Arab-ı Urbân altı yüz şeyh kabâ’il sâhibleri senede bir kerre dîvân-ı Circe'ye gelüp hâkim-i Circe'den tecdîd-i bî‘at edüp hil‘at-ı fâhireler ve alaca abâlar geyüp mâl-i pâdişâhî ve gılâl-i askerî tahsîl ederler. Ve bu şeyhlerin ittifâkıyla Circe hâkimine Y 373b mezkûr kurâlardan külfe içün senevî on bir bin koyun ve yüz bin erdeb şa‘îr ve elli bin erdeb hınta ve kırk bin erdeb bakla hâkime zahîre içün hedâyâ getirirler. Hâkim dahi yigirmi bin erdeb gılâli ve kırk bin erdeb şa‘îri başına cem‘ olan iki bin askerî tâ’ifesine ta‘yînât verir, masârıf-ı azîmedir. Mâ-bâkî gılâli fürûht eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y373a–Y373b ·
metinde göster ·
… erba‘ada yenilmesi helâldir. Ve gâyet cüst [ü] çâpükdür, gûyâ ceyrândır. Ve iki
senede bir
vaz‘-ı haml edermiş, garîb temâşâdır.
Lisân-ı Arab'da bagal-i berrî derler. Katırdan aslâ farkı yokdur, illâ kulakları dibinde boğum boğum iki siyâh ince boynuzları var, ucları nîşterden nişân verir, ve tırnakları çataldır. Mezâhib-i erba‘ada yenilmesi helâldir. Ve gâyet cüst [ü] çâpükdür, gûyâ ceyrândır. Ve iki senede bir vaz‘-ı haml edermiş, garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411b ·
metinde göster ·