… üstakil pâdişâh oldu. Ammâ Îsâ Çelebi ve Mûsâ Çelebi nâmân karındaşları hilâfet
sevdâsında
olup (---) Çelebi Edirne'de halîfe olup Rûm halkı andan bî‘at edüp pederi Yıldı …
Çelebi Sultân Mehemmed babasının intikâmın Timur'dan alup kıra kıra tâ Tokat kal‘a[sına]24b varınca Timur'u kırup Timur Tokat kal‘asına girüp mahsûr olur, Çelebi Sultân Mehemmed mansûr {u muzaffer} avdet edüp pederinin na‘ş-ı şerifîn Bursa'ya getirüp câmi‘i sâhasındaki kubbe-i azîm içre defn edüp müstakil pâdişâh oldu. Ammâ Îsâ Çelebi ve Mûsâ Çelebi nâmân karındaşları hilâfet sevdâsında olup (---) Çelebi Edirne'de halîfe olup Rûm halkı andan bî‘at edüp pederi Yıldırım Hân'ın nâ-tamâm kalan Edirne'de Ulu câmi‘'i tamâm etdi ve (---) Çelebi dahi Eflak u Boğdan i‘ânetiyle azîm asker cem‘ edüp hilâfet ârzûsunda oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24a–24b ·
metinde göster ·
olmayıp Sultân Ebû Sa‘îd'in vezîri nâmıyla Gürcîstân ve Ahıska ve Kars'a ve neh …
Bu şehr-i kadîmin ibtidâ bânisi Yunaniyân'dan Târîh-i Yanvan sâhibi kavli üzre Hazret-i Yahyâ salavâtullahi aleyhi ve selâmihi asrında kayâsıralardan Rişân veled-i Aleksandıran veled-i Harkilan bînâsıdır. Hazret-i Ömer Medîne'den balçıklı eliyle Kayserin gözün çıkarırım" deyü Rûm'a doğru dest-dırâzlık edince bi-emrillâhi Te‘âlâ Konya'da ol ân bir çamurlu dest-i şerîf gelüp kayser taht-nişîn iken gözü çıkar. Ba‘de zamân Hazret-i Ömer'den kayser elçisi gelüp kayserin gözün çıkmış görünce kral ahvâl-i pür-melâlin elçiye nakl edüp "Elçiyi bilüren kim Hazret-i Ömer'in ol gün çamurlu eliyle işâret edüp kralın gözü çıkdığıdır". Hemân elçi bir takrîb ile kat‘-ı menâzil ederek Hazret-i Ömer'i Kuds-i Şerîf gazâsında bulup huzûr-ı Ömer'de Kayser elçisi imân ile müşrref olup Hazret-i Ömer ismine Hüseyin deyüp iki kerre varup geldiğiyçün Hüseyn-i zü'l-cenâheyn deyü künye buyururlar. Hazret-i Ömer Kuds'ü ve Kamâme'yi feth edüp diyâr-ı Mısır'a serdâlığıla Amr ibnü'l-Âs'ı gönderüp feth etdükde beri tarafda kör kayser havfinden Konya'yı müceddeden binâ edüp bânî-i sânî kör Kayser-i Rûm olur. Ammâ seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve cihân-bân-ı devr-i rûzgâr ve müverrihân-ı Rûm ve nükte-perdâzân-ı zevi'l-mefhûm ki ferden ferdâ ve "Mâ minnâ illâ lehu makâmun ma‘lûm" nass-ı şerîfi mûcebince rûy-ı arzda ibtidâ menzil-geh edinen Ebü'l-beşer Hazret-i Âdem Safiyy aleyhi's-selâmdır. Evlâd-ı evlâdları münteşir olup edîm-i arz benî Âdem ile müzeyyen oldu, ammâ esnâf-ı ümem içün ihtilâfât-ı vefret tahrîr etmişlerdir, ammâ sükkân-ı Rûm ve ecnâs-ı mütenevvi‘a-i ân-ı merzbûm bi-takdîr-i Hayyu'l-Kayyûm fermânıyla ibtidâ bu Yunaniyân Konya'ya ve diyâr-ı Rûm ki Sivas'dır, bu diyârlara ibtidâ ümmet-i Muhammed'den gelüp sâkin olan Âl-i Selçukıyân'dan sene 476 târîhinde Sultân Alâ’eddîn-i Keyâniyân'dır. Anlara kavm-i Rûm derler. Ays b. İshâk evlâdlarından olup Yâfes'e, andan Hazret-i Nûh aleyhi's-selâma müntehî olur bir kavm-i şecî‘ ü dilîr ü pâk-i‘tikâd erler idi kim evvel İslâm ile Rûm'a kadem basan bu Selçukiyân'dan sene 476 târîhinde ümerâ-yı Dânişmendiyye ki anlara Âl-i Dânişmendiyân derler. Bu Selçukıyân anlar ile Mâverâü'n-nehr'de Mâhân diyârında yek-dil [ü] yek-cihet olup Âzerbaycân memleketlerinden kılıç urarak ol diyârı feth edüp ammîzâdeleri Çoban-bây'ı Revân ve Gence ve Tiflis ve Araz câniblerine hâkim nasb edüp Çoban-bây (---) olup evlâd-ı evlâdları çok olup Âl-i Selçukıyân oldular ammâ İrân-zemîn'de Sultân Ebû Sa‘îd cihângîr pâdişâh-ı zîşân zî-kudret olmağıla bu Çoban-bây hilâfet sevdâsında olmayıp Sultân Ebû Sa‘îd'in vezîri nâmıyla Gürcîstân ve Ahıska ve Kars'a ve nehr-i Araz'ın kıblesi tarafından Avnik kal‘ası ve Şuşek kal‘ası ve Ziyâ’eddîn kal‘ası ve Mekü kal‘ası ve Bâyezîd kal‘ası ve Malazcird kal‘ası, Van kal‘ası ve niçe yüz kal‘alara 10b hâkim olup Âl-i Çobaniyân deyü nâm verdi. Niçe bin hayrât [u] hasenâtları vardır. Hattâ Pasin sahrâsında nehr-i Araz üzre Çoban köprüsü bu mezkûr Çoban-bây'ındır. Mekke-i Mükerreme'de zamîme-i Harem-i Şerîf ve mahfil-i münîf niçe şeyler dahi âsâr-ı hayrât-ı mütekâsiresi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 10a–10b ·
metinde göster ·
… fn edüp kendüsü mukaddemâ mutasarrıf olduğu Erzincân şehrine gelüp yine hilâfet
sevdâsında
olup asker cem‘ etmeğiçün Zağpa Deresi nâm mahalde mutalsam olan defîneye kenz- …
Bu mahalde Moğol hânlarından Ebû Sa‘îd Hân'ın ve Âl-i Selçukıyân'ın devletleri inkırâz bulup devlet Âl-i Akçakoyunlu'da karâr edüp Ahlat şehrini dârü'l-mülk edindiler. Bunlar dahi Mâverâu'n-nehr'den Âl-i Selçukıyân ve Âl-i Dânişmendiyân ile gelüp ammîzâdelerdir ve Âl-i Osmâniyân bunlardandır. Ammâ mukaddemâ Âl-i Selçukıyân ile Mâhân'dan hurûc eden Âl-i Çoban-bây'ın bir oğlu {Sultân Çobân Kurdumân} hurûc edüp Akçakoyunlu ile ceng-i azîm edüp pederi memleketine mâlik olup niçe zamân mutasarrıf oldu. Âhir terk-i dünyâ edüp pederinin na‘şını şehr-i Şureger'den çıkarıp Mekke-i Mükerreme'ye götürüp andan Medîne-i Münevvere'de Hazret-i Abbâs cenbinde defn edüp kendüsü mukaddemâ mutasarrıf olduğu Erzincân şehrine gelüp yine hilâfet sevdâsında olup asker cem‘ etmeğiçün Zağpa Deresi nâm mahalde mutalsam olan defîneye kenz-küşâlık edem derken derûn-ı gencîden bir âteş zâhir olup cümle tevâbi‘iyle Melik Çobân Kurdumân helâk olup niçesi ol âteşde hâkister Melik Çobân'ın na‘şını Erzincân kurbunda Baru köyünde Behlûl-i Semerkandî hazretleri cenbinde medfûn olduğu bâlâda mestûr, Âl-i Çobâniyân da bunda inkırâz buldu. Ammâ ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 10b ·
metinde göster ·
Medrese ve dârü'l-kurrâsı yokdur. Lâkin üç aded mekteb-i sıbyânı ve bir hânı ve yedi aded hân-ı tüccârânı vardır. Ve bir hammâmı vardır. İsmihân Sultân evkâfıdır. Tarfetü'l-ayn içre Kazak hammâmın bakır kazganın çıkarup 124b götürmek sevdâsında olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a–124b ·
metinde göster ·
… k kocasına teklîf etdiklerinde "Oğullar, benim tâli‘im yokdur. Belki su kesile"
sevdâsında
olup vardıkda alamayup ana dahi gülüşüp "Bre koca sen de mef‘ûl imişsin" deyü v …
Andan Resmî Çelebi Bismillah ile varup bilâ-tereddüd nûş etdi. Andan Muhzırzâde vardıkda kesilüp yine akdıkda alup nûş etdi. Buna cümle yârân bir netîce-i kelâm veremediler. Andan bizim bir gulâmımız varup bî-bâk u bî-pervâ nûş etdi. Hemân cümle yârân teveccüh-i asâyı hakîre dikdiler. Elbette siz de içersiz, deyü ibrâm [u] ilhâh teklîf-i mâlâ yutâk etdiler. Hakîr eyitdim "Bre âşıkân-ı sâdıkân, biz bu gûne âlüfte ve âşüfte hezâr âşinâ seyyâh-ı âlemiz. Bu hakîre bu teklîfi etmen" deyü ricâ etdikçe cümle yârân gülerek musırr olup "Elbette bizim mâhiyyetimize vâkıf oldun. Bir de seni görelim" deyü cebr-i mübrem-i kesîr etdiler. Hakîr dahi kendi hâlimden haberdârım ammâ yine derûnumda bir havf eseri idi. Hemân ecdâd-ı nâmım Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretlerinin rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp Bismillah ile keşkülü ele alup mâ-i tâhirden 143a bu hakîr-i pür-taksîr tâhir sudan nûş etdim. Cümle yârân şâdumân oldular. Andan Sarrâc Mehemmed Çelebi aldı ve şükr-i Hudâ eyledi. Bu kerre bizi bu çeşmeye getiren Yürük kocasına teklîf etdiklerinde "Oğullar, benim tâli‘im yokdur. Belki su kesile" sevdâsında olup vardıkda alamayup ana dahi gülüşüp "Bre koca sen de mef‘ûl imişsin" deyü vâfir şakalar etdiler. Netîce-i merâm bu yalçın kayadaki çeşmeden yetmiş aded kimesne su içmeğe kasd edüp ancak beş kimesne nûş edüp gayriye müyesser olmadı. Bir garâ’ib ve acâ’ib mutalsam-ı ayn-ı câriyedir. Kimesne bu çeşmenin keyfiyyet-i esrârından vâkıf olamayup ertesi kırk birinci gün Sofya'ya dâhil olduk. Ammâ bu Vitoş yaylasında niçe yüz ibret-nümâ alâmetler ve âsâr-ı binâlar var kim âdemin aklı gider. Hatta bir ibret-nümâ binâ-yı kadîm var, cemî‘i mülûk anı Ferhâdî külünkler ile nakb edüp bir isr-i kâr etdirememişler. "Tûfândan sonra Sofya'da sâkin olan Sırfâyil oğlu Sırfa'nın kenzidir ve kabri kendidir" deyü kavm-i Latin ol zu‘mdadır. Ammâ diyâr-ı Rûm'da ve eyâlet-i Rûm-ı merzbûm-ı edna'l-arzda Hâlık-ı Kevneyn'in halk etdiği yetmiş aded kûh-ı serbülend ve yaylağ-ı dil-pesendler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b–143a ·
metinde göster ·
… eyle." deyü ricâ etdiklerinde bu halka ihsân-ı firâvânlar edüp kal‘a binâ etme
sevdâsında
olmayup Kızılbaş-ı nâtıraşa imdâd eden Mısır sultânının boybeği olan Mar‘aş hâk …
Uzun Hasan Şâh bu inhizâm derdinden merhûm olmağile şehr-i Ahlad yine imâr olmayup harâb kaldı. Âhir İrân-zemîn şâhları destine girüp Şâh İsmâ‘îl mutasarrıf iken sene 920 târîhinde Selîm Şâh-ı Evvel'[ün] Çıldır gazâsı ki, meşhûr-ı âfâkdır, Selîm Hân'ın dest-i kahriyle hâh nâ-hâh İsmâ‘îl Şâh münhezim olup firâr etdükde ahâlî-i Ahlad'ın bir cây-ı menâsları olmaduğu ecilden Erzurûm altında Selîm Hân-ı Evvel'in pây-ı semendlerine yüz sürüp "Pâdişâhım, ecdâd-ı ızâmının medfûn oldukları Ahlad şehrinde bize bir kal‘a bünyâd eyle." deyü ricâ etdiklerinde bu halka ihsân-ı firâvânlar edüp kal‘a binâ etme sevdâsında olmayup Kızılbaş-ı nâtıraşa imdâd eden Mısır sultânının boybeği olan Mar‘aş hâkimi Âl-i Zülkadir Sultân Alâüddevle üzre (---) paşayı serdâr eyleyüp Göksun sahrâsında Alâüddevle'yi dahi münhezim edüp yetmiş bin kadar Türkman-ı bî-girân-ı bed-gümân askerin dendân-ı şemşîr-i âteş-tâbdan geçirüp Alâüddevle'nin kelle-i bî-devletiyle yetmiş aded boy beğlerinin kellelerin Mısır'da Sultân Gavrî'ye gönderüp "Hâzırbâş ol kim Mekke ve Medîne pâdişâhı olasın ve Kızılbaşa kırk bin kırmızı şalvarlı Çerkes-i nâkes askeri gönderesin, hâzır-bâş ol!..." deyüp sene 921 târîhinde Gavrî üzre varup Haleb kurbünde Mercidâbık nâm sahrâda Sultân Gavrî'nin yüz bin askerin bi-emri Hudâ kırup Gavrî Haleb'e ve Şâm'a ve Gazze'ye ve Mısır'a firâr edüp sene-i âtîde yine Selîm Hân ile Arz-ı Hasan'da ya‘nî şehr-i Belbîs sahrâsında ceng-i azîm edüp bi-iznillah yine Gavrî askeri cümle seyf-i Selîm'den geçüp Sultân Gavrî dahi ol cengde bir seccâde üzre başsız şehîd bulunduğu müsbetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 239a ·
metinde göster ·
… yâk [u] sibâk üzre idi. Köpürlü bu mektûblardan şâd [ü] handân olup sefer açmak
sevdâsında
olup hakîre eydir:
Ve bir büyük kapudanları kırk nefer kefereleriyle esîr düşüp inşâ’allâh anı da huzûr-ı şerîfe gönderirim. Ol esîr kapudanın cevâbı üzre Nemse çâsâr-ı nâçâr hâlâ cümle ümerâ-yı küffârlara ve cemî‘i goroflara ve cümle kapudanlar ve banlara papinteler, ya‘nî hatlar gönderüp kal‘a-i Yanova ve Göle kal‘aları üzre hareketleri var. Husûsan Rim Papa dedikleri nâ-pâk melâ‘în-i bî-mu‘în ki re'îs-i kıssîsân kallâş bu sanki millet-i Mesîhiyyenin küfr âyînini icrâ edüp riyâzet ile kadîd olan bî-dîn yedi kral ki Donkarkız ve Danimarka, Filimenk, İsfaç, Çeh, Leh banlarının kral-ı menhûslarına la‘netnâme-i Marya kot kapurhandlar yazup cümle melâ‘înler müttefik ve müttehid {olup} niçe turrehât-ı bed-nesâyih küfr-âmîz ve gûnâ-gûn dalâlet-engîz bed-vasiyyetler yazup Türk üzre sefer edelim deyü cenge tergîb edüp hâlâ papa mel‘ûnun fitne ve fesâda terğîbi sebebiyle Erdel vilâyetinde Rakofçi kral ve Kemen Yanoş la‘înler nehr-i Tisa kenârında Huşvâr kal‘ası altında yüz bin kâfir fecereler cem‘ olduğu giriftâr olan keferelerden istimâ‘ olunup ve Budin Vezîri Seydî Ahmed Paşa karındaşımızdan hakîre mektûblar gelüp esîrlerin cevâblarına mutâbık olduğundan Seydî Ahmed Paşa'nın mektûbların dahi sultânıma göndermişdir. Manzûr-ı sa‘âdet-me’âbları olup Erdel'e ve Vârat câniblerine ve şarbatak ve Segelhît câniblerine asker-i deryâ-misâl ile azîmet etmeğe bezl-i himmet buyurasız, ve's-selâm" deyü mektûb hatm-i kelâm olup, Zirinoğlu mektûbu dahi bu bu siyâk [u] sibâk üzre idi. Köpürlü bu mektûblardan şâd [ü] handân olup sefer açmak sevdâsında olup hakîre eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 164b ·
metinde göster ·
… ı füccâr-ı Macar-ı nâçâr kâfirler cem‘ olup Sadrıa‘zamı Üstürgon altında basmak
sevdâsında
idiler.
Meğer Uyvar etrâfında olan yüz elli yedi pâre kal‘alardan Uyvar imdâdına elli bin aded muhâfazacı küffâr âmâde idi. Ve karşu tarafda Sadrıa‘zamı basmağa Nemse çâsârının fermânıyla Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Kepanoğlu ve Nadajoğlu ve Vaşvaroğlu ve çâsârın vezîrleri makâmında olan Zoze ve Mantikukule ve Rudolfos nâmân kâfirler cümle seksen bin leşker-i küffâr-ı füccâr-ı Macar-ı nâçâr kâfirler cem‘ olup Sadrıa‘zamı Üstürgon altında basmak sevdâsında idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100a ·
metinde göster ·
… ma‘mûr ve müzeyyen şehr-i kadîm yokdur, ammâ, sakının bundan bir ganîmet almak
sevdâsında
olman" deyü esîrlerimiz tenbîh etdiler. "Zîrâ bu şehirde çâsârın oğulları ve yâ …
"Hâlâ Alman memleketinden Beç'den ve Prak'dan ve İsizinye 5b şehirlerinden büyük bu Graviçe şehridir ve bundan ma‘mûr ve müzeyyen şehr-i kadîm yokdur, ammâ, sakının bundan bir ganîmet almak sevdâsında olman" deyü esîrlerimiz tenbîh etdiler. "Zîrâ bu şehirde çâsârın oğulları ve yâhûd akrabâları bunda hükûmet ederler. Krallar mürd olsa bundakiler kral olmak kânûn-ı Alman'dır" deyü bu şehri gâyet medh etdiklerinde hemân hakîr kırk elli kadar nâmdâr pür-silâh serhadli gâzîleriyle bu şehrün bir top menzili ba‘îde yerinde bir hıyâbânlık mürtefi‘ yerden bu şehri temâşâ etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a–5b ·
metinde göster ·
… tsin" deyü feryâd etdikde herkes cânı başı kaydına düşüp çadırların bozup kaçma
sevdâsında
olup ne imdâd kayısı, hemân karşu tarafdaki kâfir içinde kalan sipâh ve Budim v …
"Bire gâzîler hâl nice olur, işte küffâr karıncaya binmiş gibi yap yap geliyor. Bire şu karşudaki askere imdâd gitsin" deyü feryâd etdikde herkes cânı başı kaydına düşüp çadırların bozup kaçma sevdâsında olup ne imdâd kayısı, hemân karşu tarafdaki kâfir içinde kalan sipâh ve Budim ve Bosna ve Kanije askerleri gördüler kim köprü kırıldı ve niçe bin asâkir-i İslâm gark oldu ve kendülere imdâd gelmesi işi tamâm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21b ·
metinde göster ·