Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
… âğçeli ve âb-ı hayât sulu hânelerdir. Ekseriyyâ şındıra tahta ve kiremit örtülü
seyrek
seyrek hânelerdir. Ve cümle on yedi mihrâbdır. Cümleden, makbûl iken maktûl ola …
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---) kadîm-i evvelde ol kadar imâr değil imiş. Lâkin sene (---) târîhinde Süleymân Hân asrında makbûl iken maktûl Şehîd İbrâhîm Paşa bu şehir hâkinden olmağıla imâr edüp beher yevm imâristân ve bâğ [u] bostân, gül-i gülistân olmadadır. Özi eyâleti hâkînde Nigebolu sancağı hükmünde voyvadalıkdır. Ve üç yüz pâyesiyle kazâdır. Ve nâhiyesi (---) kurâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve müftîsi ve nakîbi ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethüdâsı vardır. Cümle on mahalle ve bin yedi yüz aded bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayât sulu hânelerdir. Ekseriyyâ şındıra tahta ve kiremit örtülü seyrek seyrek hânelerdir. Ve cümle on yedi mihrâbdır. Cümleden, makbûl iken maktûl olan İbrâhîm Paşa câmî‘idir kim diyâr-ı Rûmeli'nde böyle câmi‘-i selâtîn-misâl ma‘bedhâne-i musanna‘ yokdur. Kubbe-i nüh-tâkı tâk-i eflâke ser çekmiş gûyâ bir kubbe-i felekdir. Derûn-ı câmi‘ gâyet musanna‘ tasarruflar ile müzeyyendir kim misli meğer İslâmbol'da Rüstem Paşa câmi‘i ola. Ve bir minâre-i mevzûnu var. Ve haremi ve şadırvanı ve imâreti ve bir aded müderrisli dârü't-tedrîsi ve dârü'l-kurrâsı ve mekteb-i sıbyânı ve bir aded hammâmı 112a cümle makbûl İbrâhîm Paşa hayrâtıdır kim cümle imârâtları ve câmi‘ kıbâbları kurşum ile mestûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Ve tabahânda Sofu Mehemmed Paşa câmi‘i kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111b–112a ·
metinde göster ·
… ve âb-ı hayât sulu hânelerdir. Ekseriyyâ şındıra tahta ve kiremit örtülü seyrek
seyrek
hânelerdir. Ve cümle on yedi mihrâbdır. Cümleden, makbûl iken maktûl olan İbrâh …
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---) kadîm-i evvelde ol kadar imâr değil imiş. Lâkin sene (---) târîhinde Süleymân Hân asrında makbûl iken maktûl Şehîd İbrâhîm Paşa bu şehir hâkinden olmağıla imâr edüp beher yevm imâristân ve bâğ [u] bostân, gül-i gülistân olmadadır. Özi eyâleti hâkînde Nigebolu sancağı hükmünde voyvadalıkdır. Ve üç yüz pâyesiyle kazâdır. Ve nâhiyesi (---) kurâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve müftîsi ve nakîbi ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethüdâsı vardır. Cümle on mahalle ve bin yedi yüz aded bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayât sulu hânelerdir. Ekseriyyâ şındıra tahta ve kiremit örtülü seyrek seyrek hânelerdir. Ve cümle on yedi mihrâbdır. Cümleden, makbûl iken maktûl olan İbrâhîm Paşa câmî‘idir kim diyâr-ı Rûmeli'nde böyle câmi‘-i selâtîn-misâl ma‘bedhâne-i musanna‘ yokdur. Kubbe-i nüh-tâkı tâk-i eflâke ser çekmiş gûyâ bir kubbe-i felekdir. Derûn-ı câmi‘ gâyet musanna‘ tasarruflar ile müzeyyendir kim misli meğer İslâmbol'da Rüstem Paşa câmi‘i ola. Ve bir minâre-i mevzûnu var. Ve haremi ve şadırvanı ve imâreti ve bir aded müderrisli dârü't-tedrîsi ve dârü'l-kurrâsı ve mekteb-i sıbyânı ve bir aded hammâmı 112a cümle makbûl İbrâhîm Paşa hayrâtıdır kim cümle imârâtları ve câmi‘ kıbâbları kurşum ile mestûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Ve tabahânda Sofu Mehemmed Paşa câmi‘i kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111b–112a ·
metinde göster ·
… n Özü tarafında küffâr kumsal yer olmağile meterise giremeyüp ol tarafda küffâr
seyrek
ve sermest evkâr yatırlarken bir gece hemân kal‘adan dörd nâmdâr fetâları ipler …
"Hân'dan ve Paşa'dan imdâd isteyelim. Bize imdâd gelmez. Kâfirin kapu komşusu olmağile berren u bahren imdâdı gelmede" deyüp dörd aded şahbâz yiğitlere mâl-ı firâvânlar ile Paşa'ya ve Hân'a feryâdnâme bitileri verüp kal‘anın Özü tarafında küffâr kumsal yer olmağile meterise giremeyüp ol tarafda küffâr seyrek ve sermest evkâr yatırlarken bir gece hemân kal‘adan dörd nâmdâr fetâları ipler ile aşağı sarkıdup ol {yiğitler} esbâbları ve silâhların cümle tulumlar içre koyup bu dörd aded Amr-ı Ayyâr çâlâk cân fetâlar nehr-i Özü'ye girüp ellerine birer {delikli} kamış alup {kamışın} uçların ağızlarına alup kendü vücûdların nehr-i Özü içre saklayup kamış ile soluk alarak nehr-i Özü ile cereyân ederek küffâr içinden ubûr edüp nehr-i Özü Karadeniz'e mahlût olduğu yerdeki burunda Küçük Hasan Paşa kal‘asına dörd kişi sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup andan atlanup iki yiğit Akkirmân'da Melek Ahmed Paşa'ya ve iki yiğit Kırım'a Mehemmed Giray Hân'a {figân u} feryâda revâne olmada, ammâ beri bizim kal‘ada bir merd-i nâ-murâd-ı sâhib-cihâd Kara Alî nâmında bir fetâ-yı sâhib-i ciyâd yiğit seğirderek Yûsuf Kethüdâ ile Özü beğine gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b ·
metinde göster ·
balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp b …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
… z dağlar içre iki bin aded şehbâz gâzîlerle koyup bu kal‘anın şimâl cânibindeki
seyrek
ağaçlı koru içinden ale'l-gafle şehir içine girüp tarfetü'l-ayn içre kal‘a kefe …
Bir ulu şehirdir kim Nemse çâsârının anası hükmündedir. Cümle esîr ve mâl-ı firâvânlarımız dağlar içre iki bin aded şehbâz gâzîlerle koyup bu kal‘anın şimâl cânibindeki seyrek ağaçlı koru içinden ale'l-gafle şehir içine girüp tarfetü'l-ayn içre kal‘a keferelerine bir kılıç urup çârsû-yı bâzârında ve kenîselerinde ve dâr-ı menhûshânelerinde ol kadar mâl-ı bî-kıyâs bulunup ve ol kadar pençe-i âfitâb ve mahbûb u kamertâb duhter-i gılmânlar alındı kim dâmenlerine aslâ hâr ilişmemiş ve yüzleri açılmamış bir gül-i nâ-şüküftelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 4a ·
metinde göster ·
Ammâ hamd-i Hudâ bizim asker ve anların leşkeri bir
seyrek
ağaçlık ve düzlük içindeyiz, "Atlarımız işler" deyü havf ü haşyet çekmedik, amm …
Ammâ hamd-i Hudâ bizim asker ve anların leşkeri bir seyrek ağaçlık ve düzlük içindeyiz, "Atlarımız işler" deyü havf ü haşyet çekmedik, ammâ "Pusuları vardır, gâzîler kâfiri komayalım" deyü haberleşdik. Çünki bu hâlde iken bizim çarha ve anların çarkacılarının yayanları bir yaylım kurşum atınca küffârın atlıları dal sırık olup çarha çarhaya girişüp bizim çarha cengi dayayup bize gelmeğe yüz dutdular. Derhâl hemân cümle küffâr domuz topu olup bize çatdılar. Hemân hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 8a ·
metinde göster ·
evlerdir kim hîn-i muhâsarada top güllesi havfinden seyrek ve alçak evlerdir ki …
Ve bu kal‘a içinde iki bin aded tahta şindire örtülü bâğçesiz menhûs hânelerdir, ammâ birbirlerinden ba‘îd seyrek evlerdir kim hîn-i muhâsarada top güllesi havfinden seyrek ve alçak evlerdir kim taşradan aslâ bir hâne görünmez. Ancak beş aded manastır çanlığı kulleleri görünüp ba‘zı şâhnişînler ve niçe evler kalaylı ve pirinç teneke örtülü ve niçe yüz hâneleri gûnâ-gûn kiremit örtülü fecere hânelerdir, ammâ günden güne dahi ziyâde ma‘mûr olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48a ·
metinde göster ·
… birbirlerinden ba‘îd seyrek evlerdir kim hîn-i muhâsarada top güllesi havfinden
seyrek
ve alçak evlerdir kim taşradan aslâ bir hâne görünmez. Ancak beş aded manastır …
Ve bu kal‘a içinde iki bin aded tahta şindire örtülü bâğçesiz menhûs hânelerdir, ammâ birbirlerinden ba‘îd seyrek evlerdir kim hîn-i muhâsarada top güllesi havfinden seyrek ve alçak evlerdir kim taşradan aslâ bir hâne görünmez. Ancak beş aded manastır çanlığı kulleleri görünüp ba‘zı şâhnişînler ve niçe evler kalaylı ve pirinç teneke örtülü ve niçe yüz hâneleri gûnâ-gûn kiremit örtülü fecere hânelerdir, ammâ günden güne dahi ziyâde ma‘mûr olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48a ·
metinde göster ·
Ve cümle beş yüz aded yine câ-be-câ tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ ve kiremit örtülü ma‘mûr evleri var, ammâ birbirlerinden seyrek hânedânlardır kim hemcivârları gidüp ba‘zı evler meydânda kalmışdır. Mâ‘adâ şehr-i kadîm içi bâğ u bâğçeler ve çayır ve tarlalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 137b ·
metinde göster ·
seyrek dağlar ve ormanlar içre beşer ve onar hâne bir yerde kıran kıran vâki‘ o …
Mâ‘adâ ma‘mûr mesâcidlerdir. Ammâ evleri seyrek seyrek dağlar ve ormanlar içre beşer ve onar hâne bir yerde kıran kıran vâki‘ olmuşdur. Bu Dağıstân'ın ekseriyyâ evleri böyle olup cümle toprak örtülü sahâbe hâneleridir. Aslâ kiremitli ve kurşum örtülü imâretler görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 164b ·
metinde göster ·
dağlar ve ormanlar içre beşer ve onar hâne bir yerde kıran kıran vâki‘ olmuşdur …
Mâ‘adâ ma‘mûr mesâcidlerdir. Ammâ evleri seyrek seyrek dağlar ve ormanlar içre beşer ve onar hâne bir yerde kıran kıran vâki‘ olmuşdur. Bu Dağıstân'ın ekseriyyâ evleri böyle olup cümle toprak örtülü sahâbe hâneleridir. Aslâ kiremitli ve kurşum örtülü imâretler görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 164b ·
metinde göster ·
… erik ağası gelir. Bu kasaba halkı cümle bâğbânlardır. Ve evleri birbirlerinden
seyrek
olup bâğçeler içinde sâkin olurlar, ammâ ne kadar hâne olduğu ma‘lûmum değildir …
Hattâ memdûhâtından, Bereketli eriği rub‘-ı meskûnda yokdur. Diyâr-ı Acem'de âlû-yı Buhârâ'dan Mardin encâsından ve mezkûr Derende âlûsundan latîf ve hoşhor ve serî‘u'l-hazmdır. Bir gûne küçük hurde sarı elvân eriğinin hoşâbı olur kim âdemin ciğerin tâzeler. Hattâ Âl-i Osmân'ın içkilârcıbaşıları tarafından bir ağa bu Bereketli'ye gelüp niçe yük erik kurudup her sene pâdişâh-ı âlem-penâha erik götürürler. Mahsûsan her sene bir erik ağası gelir. Bu kasaba halkı cümle bâğbânlardır. Ve evleri birbirlerinden seyrek olup bâğçeler içinde sâkin olurlar, ammâ ne kadar hâne olduğu ma‘lûmum değildir, zîrâ büyûtları tertîb üzre binâ olunmamışdır. Hemân karye-misâl evlerdir. Lâkin câmi‘i ve mesâcidleri ve küçücük hânları ve bir hammâmı ve birkaç dükkânları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217a ·
metinde göster ·
… ir firâr etdiler. Zîrâ bu şehrin hânedânlarının ikisi üçü bir yerde değillerdir
seyrek
seyrek binâ olunmuş kal‘a-misâl hânedânlardır, ammâ yine birbirini gözedirler. …
Der-kayd-ı taşr[a] varoş-ı müzeyyen: Bir sarplık ve kayalık zemîn içre cümle 400 aded serâpâ kârgîr binâ ve cümle taş dîvârlı kal‘a-misâl metîn ve tahtânî ve fevkânî kiremitli ve (---) örtülü ma‘mûr u müzeyyen hânedânlardır kim her evde tüfeng mazgalı delikleri var kim cânib-i etrâfında olan sokaklarda aslâ düşman girüp gezemez, zîrâ bu şehir halkının havfi Freng'dendir. Bir kerre bu şehre Venedik Frengi girüp cümle kırılup bakıyyesi hâ’ib ü hâsir firâr etdiler. Zîrâ bu şehrin hânedânlarının ikisi üçü bir yerde değillerdir seyrek seyrek binâ olunmuş kal‘a-misâl hânedânlardır, ammâ yine birbirini gözedirler. Cümleden (---) Ağanın hânesi ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) meşhûr sarâylardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266a ·
metinde göster ·
… r etdiler. Zîrâ bu şehrin hânedânlarının ikisi üçü bir yerde değillerdir seyrek
seyrek
binâ olunmuş kal‘a-misâl hânedânlardır, ammâ yine birbirini gözedirler. Cümlede …
Der-kayd-ı taşr[a] varoş-ı müzeyyen: Bir sarplık ve kayalık zemîn içre cümle 400 aded serâpâ kârgîr binâ ve cümle taş dîvârlı kal‘a-misâl metîn ve tahtânî ve fevkânî kiremitli ve (---) örtülü ma‘mûr u müzeyyen hânedânlardır kim her evde tüfeng mazgalı delikleri var kim cânib-i etrâfında olan sokaklarda aslâ düşman girüp gezemez, zîrâ bu şehir halkının havfi Freng'dendir. Bir kerre bu şehre Venedik Frengi girüp cümle kırılup bakıyyesi hâ’ib ü hâsir firâr etdiler. Zîrâ bu şehrin hânedânlarının ikisi üçü bir yerde değillerdir seyrek seyrek binâ olunmuş kal‘a-misâl hânedânlardır, ammâ yine birbirini gözedirler. Cümleden (---) Ağanın hânesi ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) meşhûr sarâylardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266a ·
metinde göster ·
seyrek dükkândır kim tertîb üzre binâ olunmamışdır. Ve cümle beş yüz aded âb-ı …
Ve cümle yigirmi aded seyrek seyrek dükkândır kim tertîb üzre binâ olunmamışdır. Ve cümle beş yüz aded âb-ı hayât kuyuları vardır. Ve mahkeme sarâyı (---)(---)(---) ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 279a ·
metinde göster ·
dükkândır kim tertîb üzre binâ olunmamışdır. Ve cümle beş yüz aded âb-ı hayât k …
Ve cümle yigirmi aded seyrek seyrek dükkândır kim tertîb üzre binâ olunmamışdır. Ve cümle beş yüz aded âb-ı hayât kuyuları vardır. Ve mahkeme sarâyı (---)(---)(---) ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 279a ·
metinde göster ·
… et latîfdir. Ve halkı dahi garîb-dostdur. Ve bu şehrin cümle evleri birbirinden
seyrek
bâğçeli hânelerdir. Ammâ çârsû-yı bâzârı azdır. Ancak yigirmi dükkândır. Ammâ h …
Ve bu Sivrihisâr'ın âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ve halkı dahi garîb-dostdur. Ve bu şehrin cümle evleri birbirinden seyrek bâğçeli hânelerdir. Ammâ çârsû-yı bâzârı azdır. Ancak yigirmi dükkândır. Ammâ haftada bir kerre etrâf nevâhî kurâlarından niçe bin âdem cem‘ olup azîm bâzâr durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y65a ·
metinde göster ·
… ynuna düşüp hamd-i Hudâ dinç atlarımız ile seğirdüp Alman Boğazı'ndan taşra bir
seyrek
armudlu sahrâda bunlara çatdık. Meğer atları bî-mecâl kalmış. Hemân bizi görünc …
Hele cür’et edüp bunlar ile mahlût olup bildik kim bunlar cümle tüccârlardır. Hemân bunların dinç atları olanları ile bir yere gelüp yigirmi atlı tüfeng-endâz yeniçeri refîklerimiz ile gerüden at boynuna düşüp hamd-i Hudâ dinç atlarımız ile seğirdüp Alman Boğazı'ndan taşra bir seyrek armudlu sahrâda bunlara çatdık. Meğer atları bî-mecâl kalmış. Hemân bizi görünce atlarından enüp cenge âheng edüp bunlara bir uğurdan göz açdırmayup at koyup anı anda anı bunda diyerek bir hayli ceng edüp ardların ve önlerin çevirüp bunlara kurşum urup hırhırî ceng ederken bir gulâmım mecrûh olup ve bir atım şehîd olup anlardan dördün katl edüp ve altısın diri kayd [u] bend edüp at ve yarakların cümle hakîr alup huddâmlarıma verdim. Mâ‘adâsı "Çamlı dağlar budur" deyü cân atdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y66a ·
metinde göster ·
… di kral hisse alırlar. İslâmbol kadar Lonçat şehridir, ammâ tahtânî bâğları ile
seyrek
hânelerdir, anıniçün büyük şehir görünür, ne ân ki İslâmbol gibi kat-ender-kat …
Krallarına "Donkarka" derler. Bu elkâb hemân krallara mahsûsdur, sultân yerinedir. Yohsa her kralın yine gayrı isimleri vardır. Hakîr yetmiş dörd Ramazânında bunda geldikde kralları iki kız karındaş iştirâk-i sevî üzre donkarkalık ederlerdi. Tahtları Lonçat'dır, ammâ yedi kralın vezîrleri oturur bir şehirdir. Zîrâ karşusu İngilis'in büyük cezîresidir. Ve Yeni Dünyâ iskelesidir. Yeni Dünyâ âdemleri bunda çokdur. Tibir ve palasanta ve Yeni Dünyâ ağacı ve kavs-i kuzah misâli balık kemikleri getürürler. Cümleden gümrük alınup yedi kral hisse alırlar. İslâmbol kadar Lonçat şehridir, ammâ tahtânî bâğları ile seyrek hânelerdir, anıniçün büyük şehir görünür, ne ân ki İslâmbol gibi kat-ender-kat ola. Ammâ âb [u] havâsına aşk olun. Bâlâda evsâfı tafsîl üzre tahrîr olunmuşdur, nazar oluna. Sikkelerinde iki kız tasvîrin yanyana yazarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y35a ·
metinde göster ·