… verir zülâli vardır. Bu havuz üzre dahi Murâd Hân-ı Râbi‘ sekiz sütûn üzre bir
sivri
kubbe-i levha inşâ etmişdir. Ve havuz etrâfında çâr servi dırahtı vardır.
Ve haremin tâ ortasında bir âbdest havzı ve fevvâreleri dâ’imâ pertâb edüp cemâ‘at-i müslimîn tecdîd-i vuzû’ ederler âb-ı hayâtdan nişân verir zülâli vardır. Bu havuz üzre dahi Murâd Hân-ı Râbi‘ sekiz sütûn üzre bir sivri kubbe-i levha inşâ etmişdir. Ve havuz etrâfında çâr servi dırahtı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43a ·
metinde göster ·
… ir. Bir sene mukaddem bu çam odunların niçe yüz üstâd kesüp iki ucun mekik gibi
sivri
birer kulaç ince odun edüp kurudurlar. Ba‘dehu top dökecekleri günde cümle halî …
Ve tuç kubbelerinin cânib-i erba‘asında dağlar gibi çam katrân odunları âmâdedir. Bir sene mukaddem bu çam odunların niçe yüz üstâd kesüp iki ucun mekik gibi sivri birer kulaç ince odun edüp kurudurlar. Ba‘dehu top dökecekleri günde cümle halîfe ve üstâdlar ve dökücübaşı ve topcubaşı ve vardiyanbaşı ve muvakkıt eline kum sâ‘atin alup ve kârhâne imâmı ve mü’ezzinânı ve du‘âcıları cümle cem‘ olup du‘â ve senâ ile sadâ-yı "Allâh Allâh" ile iki furuna dahi âteş edince muvakkıt sâ‘at dutup mezkûr mekik çam odunların ale'l-ittisâl tuç kubbesinin iki taraf deliklerinden bırakmadadırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a ·
metinde göster ·
… lâs palâs esbâblar geyüp başlarında mahûf ucbe-likâ kurd derilerinden tâclar ve
sivri
gûnâ-gûn külâhlar geyüp birbirlerine sopa urarak gûyâ hırsız kaçarmış şeklinde …
Bu esnâf subaşıya tâbi‘ olmağile ordu alayında rûz-ı rûşende ellerinde gûnâ-gûn musanna‘ fânûsları yakup şem‘-i asel kâfûr-ı ihşidîler ve şem‘-i rîhleri yakup ellerinde ucu demirli sopalar ile bellerinde kılıçlar ve teber-kemânlar ile ve palâs palâs esbâblar geyüp başlarında mahûf ucbe-likâ kurd derilerinden tâclar ve sivri gûnâ-gûn külâhlar geyüp birbirlerine sopa urarak gûyâ hırsız kaçarmış şeklinde "Bire koma, kaşdı ha vardı ha, bire koma, gitdi gidi, vardı gidi, işte gidi" deyü ba‘zı temâşâcıları gösterirler ve seyirciler mâbeynine ol ucbe-likâ ile girüp halkı korkudurlar ve hem halkı iki tarafa açarlar ve gûnâ-gûn şaka ederler. Bunların pîri Dîvâne Hurûm'dur, Selmân, Alî huzûrunda belin bağladı. Bahr-i Ummân'ın Lahsa tarafında medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a ·
metinde göster ·
Bunlar bir hây-hû ile ubûr edüp terekecibaşı beş yüz sarı ve
sivri
külâhlı hünkâr bostâncıları ile anlar piyâde ve tüfeng-endâz, terekecibaşı esb- …
Bunlar bir hây-hû ile ubûr edüp terekecibaşı beş yüz sarı ve sivri külâhlı hünkâr bostâncıları ile anlar piyâde ve tüfeng-endâz, terekecibaşı esb-süvâr, yanı sıra çiftcibaşı at başı berâber olup ardları sıra sekizer kat mehterhâne çalarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159a ·
metinde göster ·
… a-pûşlar üzre götürdüp iki tarafda olan seyrâncılara ekmekler bezl ederek cümle
sivri
külâhlı acemî oğlanları ile pür-silâh saf saf olup ekmekcibaşı ve fodula kâtibi …
Bir çorbacı ve bir fotula kâtibi ve yedi aded meremmâtcı ve yedi aded mu‘temedleri ve bir ekmekcibaşısı ve bir kethudâsı ve bölükbaşıları vardır. Bunlar dahi arabalar üzre dükkânlarında ekmek yaparak ve un eleyerek azîm ekmekleri sırık hammâllarına tahta-pûşlar üzre götürdüp iki tarafda olan seyrâncılara ekmekler bezl ederek cümle sivri külâhlı acemî oğlanları ile pür-silâh saf saf olup ekmekcibaşı ve fodula kâtibi ve çorbacısı rikâb rikâba muhteşemâne ubûr ederler, sivri külâhlı aceb askerdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… kmekcibaşı ve fodula kâtibi ve çorbacısı rikâb rikâba muhteşemâne ubûr ederler,
sivri
külâhlı aceb askerdir}.
Bir çorbacı ve bir fotula kâtibi ve yedi aded meremmâtcı ve yedi aded mu‘temedleri ve bir ekmekcibaşısı ve bir kethudâsı ve bölükbaşıları vardır. Bunlar dahi arabalar üzre dükkânlarında ekmek yaparak ve un eleyerek azîm ekmekleri sırık hammâllarına tahta-pûşlar üzre götürdüp iki tarafda olan seyrâncılara ekmekler bezl ederek cümle sivri külâhlı acemî oğlanları ile pür-silâh saf saf olup ekmekcibaşı ve fodula kâtibi ve çorbacısı rikâb rikâba muhteşemâne ubûr ederler, sivri külâhlı aceb askerdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… emînlerinde durur. Siyâh Ka‘be örtüsü üzre zer-ender-zerdûz işleme çâr-kûşe ve
sivri
çâr-kûşe kubbe üzre sürâhî altun yaldızlı top alemli ve çâr-kûşesinde yine muta …
Evsâf-ı mahmil-i şerîf hevdec-i Resûlullâh: Hazret'in bârhânesidir kim, surre emînlerinde durur. Siyâh Ka‘be örtüsü üzre zer-ender-zerdûz işleme çâr-kûşe ve sivri çâr-kûşe kubbe üzre sürâhî altun yaldızlı top alemli ve çâr-kûşesinde yine mutallâ toplu mahmildir, anı götüren şütürü kınalayup zer-ender-zere gark edüp şütürün serinde teller ve gümüş zencîrli licâmı ve zerdûz sağrı poşu ve gûnâ-gûn zîl [ü] bemler ile deveyi zeyn edüp mahmil-i şerîf içinde bir ma‘sûm Feth-i Şerîf tilâvet edüp hoş-elhân segâh makâmı üzre kırâ’at eder. Ve mahmil-i şerîfin cânib-i erba‘asında çâr-yâr-ı güzînin ve sâ’ir Ashâb-ı kirâmın seyf-i müczemleri ile zeyn edüp ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161a ·
metinde göster ·
Bunlardan sonra Hünkâr helvâcıbaşısı ve şehir şekercibaşısı askeri beyâz
sivri
külâhlar ile pür-silâh mü’eddebâne alay-ı azîm ile sekiz kat mehterhâne çalarak …
Bunlardan sonra Hünkâr helvâcıbaşısı ve şehir şekercibaşısı askeri beyâz sivri külâhlar ile pür-silâh mü’eddebâne alay-ı azîm ile sekiz kat mehterhâne çalarak kerr ü fer, dârât [u] azametle muhteşemâne tevâbi‘ [u] levâhıklarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ sebeb-i hilkat-i dil: Bir gün bir seyyâh-ı âlem, Orhân Gâzî asrında bu mahalle gelüp keştîbânlara eydür "Oğullar beni karşu tarafa geçirin" der. Gemiciler dervişi karşu geçirmeyüp giderler. Hemân dervîş-i dilrîş-i âlim u âmil u ârif-i billah eteğine toprak doldurup "Biz karşuya bi-emrillahi Te‘âlâ böyle geçeriz" deyü eteğinden türâbı deryâya dökdükçe deryâ kara olup yürüyerek geminin ardı sıra yürür. Gemiciler bu hâli görüp "Meded Sultânım boğazı doldurup ekmeğimize mâni‘ olup İslâmbol'dan İzmit'e gemiler geçmez olur. Lütf edüp gemimize girin" deyü ricâ ederler. Anlar dahi on iki bin adım kadar deryâyı dil gibi doldurdukdan sonra gemiye girerler. Hâlâ anınçün dil derler, bir sivri kumsal burundur. Ve dervîş hazretleri karşu cânibe geçüp keşf [ü] kerâmet etdikleriyçün derhâl rûh-ı pâklerin cânib-i Hakka teslîm edüp Gekbiziye dili iskelesi hânı kurbunda Dil Baba Dede medfûndur. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
burundur. Dağlarında ma‘mûr ve âbâdân Urum köyleri vardır. Bu dahi Canik sancağ …
İstefani Burnu : Deryâya on mil çıkmış bir sivri burundur. Dağlarında ma‘mûr ve âbâdân Urum köyleri vardır. Bu dahi Canik sancağı hükmünde mahsûldâr köylerdir. Bu burnu ubûr edüp (---) mil cânib-i şimâle (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 247b ·
metinde göster ·
… rının karşu cânib-i şarkında cisr-i azîm ile ubûr olunur. Nehre karîb bir alçak
sivri
yalçın kaya üzre bir küçük Şeddâdî binâ-yı metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Dâire …
Evsâf-ı kal‘a-i musanna Osmâncık: Bir tevârîhde Osmâncık bunda doğdu ve kal‘a-i Osmâncık hilâfetinde binâ etdi, derler. Ba‘dehû Etrâk-i nâ-pâk elinden sene 795 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethi olduğu muhakkakdır. Çorum sancağı hâkinde ve voyvodalıkdır ve yüz elli akçe kazâdır. Ma‘mûr nevâhîleri vardır. Serdârı ve kethüdâyeri vardır, nakîbi ve müftîsi yokdur, a‘yânı azdır, bâğ u bâğçesi çokdur. Kal‘ası Kızılırmak kenarının karşu cânib-i şarkında cisr-i azîm ile ubûr olunur. Nehre karîb bir alçak sivri yalçın kaya üzre bir küçük Şeddâdî binâ-yı metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Dâiren-mâdâr cirmi sekiz yüz adım şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i yekpâredir (---) nâzır ancak bir demir kapusu var. Gâyet bâlâ olmağıla içine girüp manzûrumuz olmamışdır, ammâ taşra varoşu bin mikdârı bâğ u bâğçeli tarz-ı kâr-ı kadîm Etrâk evleridir. Cümle tahta ve toprak örtülü imâr olmuş evlerdir. Yedi mahalle ve yedi mihrâbdır. Ve dükkânları azdır, ammâ yine her eşyâ mevcûddur. Üç hânı ve ırmak kenarında bir küçük hammâmı var, suyu dollâb ile Kızılırmakdan çekilir. Ve şehrin üç tarafı kumsaldır, aslâ çamur olmaz. Ve hevâsı şiddet-i hâr üzre olduğundan leziz âbdâr üzüm olur. Ve kumsallığında kebere nâmında bir gûne meyve hâsıl olup sirke ile turşu ederler, gâyet nâfi‘dir ve bu şehirde ol turşu meşhûr-ı âfâk olmuşdur. Ve cümle evleri fukarâyânedir. Ve halkı dahi fukarâ-yı Bektâşiyândır. Zîrâ bu şehrin cânib-i garbında bir mürtefi‘ yerde Sultân-ı Bektâşiyân medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
se-renk ve dîbâ ve gümüş ve altun takye giyüp beyâz nâzük câr-ı ızar bürünüp ay …
Varoş-ı Erzincân kapusu: Kal‘anın cânib-i şarkîsinde Deveçeşmesi'nden tâ Alîdeğirmeni'ne varınca varoş-ı azîmdir. Bu varoşlarda ekseriyyâ Ermeni re‘âyâlar sâkin olduğundan cümle on üç aded kenîse-i kefereler vardır. Cümle kefereleri alaca destâr peşkîr sararlar ve âyînlerine londura mâvî çuka ve ednâ re‘âyâları şal kebe ve ayaklarına nâzük çarık giyerler. Gâyet rencber re‘âyâsı vardır. Kefere avretleri yassı başlı ve beyâz ızâr çarşaf bürünürler, ammâ müselmân havâtînleri sivri se-renk ve dîbâ ve gümüş ve altun takye giyüp beyâz nâzük câr-ı ızar bürünüp ayaklarına katife çakşır ve sarı çizme giyüp mü’eddebâne reftâr ederler. Gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları lehçelerine göre mevzûn ve dişleri hemvâre dürr-i meknûn ve giysû-yı müşg-bârların sarkıdırlar ve uşşâkı bin cân ile kendülerine akıdırlar. Ve hevâsının letâfetinden ricâl makûlesi ol kadar müsinn ü mu‘ammer olur kim kuvveti gitmiş, hey’eti bitmiş, ömrü yetmişe, yüze yetmiş, kuvveti kudreti gitmiş [ve] musâhabetden kalmış olurlar ve kelimâtları bu edâ ile tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288a ·
metinde göster ·
… fendi ve yine Câmi‘-i Kebîr İmâmı Zeynî Efendi ve Paşa sarâyı mukâbelesinde bir
sivri
künbet içinde Sultân Kâsım ibn Sultân Mahmûd Gaznevî ve cenbinde hemşîresi Fîrû …
Ve ziyâret-i Ulu Câmi‘ İmâmı Azîz Efendi ve yine Câmi‘-i Kebîr İmâmı Zeynî Efendi ve Paşa sarâyı mukâbelesinde bir sivri künbet içinde Sultân Kâsım ibn Sultân Mahmûd Gaznevî ve cenbinde hemşîresi Fîrûze Hânım ve ana karîb La‘lî Paşa ve dahi Külhanî Ahmed Dede ve Erzincan Kapusundan taşra Deveçeşmesi üstünde merhûm u sa‘îd u şehîd Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa, feth-i Revân'dan sonra Tabanıyassı Vezîria‘zâm Mehemmed Paşa bi-gayr-i hakkın şehîd etdi, rahmetullah. Pederimiz ve bu hakîr ihsân-dîdesi ve nazar-kerdesi idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289b ·
metinde göster ·
Ebyâtı mazmûnunca hemîşe hâl-i dünyâ gâh imâr ve gâh harâb olmadadır kim Arapça nassına mazhar olmuşdur. Ammâ Murâd-ı Râbi‘ harâbından sonra imârı cümle on bin iki yüz toprak örtülü hânedân-ı azîmler ile ârâste ve yetmiş aded cevâmi‘ ibâdethâne ile pîrâste ve kırk mesâcid ve yigirmi hân-ı sarây-ı mihmân ve yedi hammâm-ı dilsitân ve bin mikdâr esvâk-ı dükkân ile tezyîn olmada bir şehr-i müzeyyendir. İmârâtının ekseri hayr ve ecr ile mebnîdir. Dördüncü iklîm-i hakîkîde ve on sekizinci iklîm-i örfiyye vasatında olmak ile âb [u] hevâsı sehl şiddet üzre halk olunup bâğı ve bâğçesi azacık olmağıla eşcâr-ı müsmirrâtı dahi kalîldir. Ammâ mahsûlât [u] menbûtâtının memdûhâtından yedi elvân pembesi olur. Meselâ pembe-i zâgî ve monlâyî ve za‘afrânî ve la‘lî ve hâs ve beyâz pembesi ve galle ve hıntası memdûh-ı âlemdir. Ve ehl-i sanâyi‘den her esnâfı mevcûddur, ammâ kalemkârî Behrâmpûrı ve destehân çitleri meşhûr-ı cihân-ı nakş-vândır. Ve cümle sahrâsı vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-iş‘ârdır kim dörd vukıyye kara arpasın bir at yise kifâyet eder. Ol mertebe yağlı arpası ve besâtînlerinde mahzen-i mâ kavunu ve karpuzu olur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin reng-i rûyları ebyazu'l-levndir. Merdânesi zurzuvileli tâc üzre serbend sarup kalemkârî peşk-püş câme giyerler. Ve ayaklarına elvân keçe çakşır ve yeşil ve kırmızı ve nârencî ve turuncî pây-pûş giyerler. Zenâneleri sivri takye giyüp üzerlerine beyâz [câr-ı] ızâr bürünüp pâylarına elvân çizme giyerler. Mahbûbları gûnâ-gûn kebûtî kürkden börk-i Isfahânî giyüp Mirzâ-yı dilâr-emsâl hırâmânî-reftar ve zerafet ve nezaket üzre güftâr edüp halka hüsn-i ülfet ederler. Lâkin mahbûblarına rağbetleri yokdur. İbtizâle düşmüş bir alay zen-dost arasında kalmış mahbûbânlar ve civânânlardır. Ve cümle halkı Şâfi‘îlerdir, ammâ kızıl kızılbaşlardır. "Şâfi‘î mezhebindeniz" deyü da‘vâ-yı merd ederler. Ammâ kizb edüp mezheb-i Ca‘feriyye'de bir alay Hâmisîlerdir. Ammâ ezân kırâ’at olanda evkât-ı hamselerine müdâvemetleri var, ammâ cemâ‘atle aslâ namâz kılmazlar. Cemâ‘at-i kesîrden garîb câmi‘ler vardır kim gûyâ her biri birer cennet-i firdevs-i huld-ı berrîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a ·
metinde göster ·
… -misâl âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları
sivri
sivri binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve c …
Evsâf-ı şehr-i Karabağ-ı Küçük: Azerbaycân şehirlerinden ibtidâ bânisi (---) şâhdır. Kal‘asın sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed vezîrlerinden serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa münhedim etmişdir. Hâlâ câ-be-câ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ol asrdan sonra imâr olup sene (---) târihinde Murâd Hân-ı Râbi‘ Van'ı feth edüp bu diyâra geldikde yine bu şehri hârâb u yebâb edüp hâlâ henüz imâr olmadadır. Tebrîz hudûdında başka sultânlıkdır. Bin askere mâlikdir. Kelenteri ve darûgası ve münşîsi ve binbaşısı ve dizçöken ağası vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğ-ı İrem-misâl üç bin hâneli ve yedi câmi‘li ve yedi hammâmlı ve üç hânlı ve altı yüz sûk-ı sultânîli şehr-i şîrîndir kim vilâyet-i vâsi‘-i ma‘mûrdur. Buk‘aları hûb u mergûbdur. Zenâne ve gılmânları mahbûb u matlûbdur. Mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtı mütekâsir bir büleyde-i ma‘mûredir. Âb [u] hevâsı latîf ve enhâr-ı firâvânı nazîf ve bâb-ı rakîk-i uyûn-ı câriyeleri vardır. Ve bâğ u besâtînleri, deşt [u] sahrâ-yı bî-pâyânı zeyn etmiş. Ve bu şehrin dahi me‘kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından duvâzde-elvân, âbdâr [u] la‘l-gûn engûrları olur. Ve şarâb-ı nâbı ve vişnâbı ve âb-ı şüllesi ve on sekiz gûne alûsı ve abdâr şehribân narı-misâl rummanı olur. Bâ-husûs âdem kellesi kadar ayvası meşhûrdır. Ve câ-be-câ suları zîr-i zemînden kehrîzler ile cereyân edüp mâh-ı temmûzda yah-pâre-misâl âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları sivri sivri binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve cümle on bir minâre nümâyân idi. Ammâ sâkinân-ı bilâdı "Yetmiş mihrâbdır" deyü cevâb etdiler. Bu şehr ahâlîsi bu şehri imar etmeleri şartıyla cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellemlerdir. Ancak İrân-zemîn şâhına beher sene yüz deve bârı ordubârı ve melçe ve Abbâsî armudu kurusu ve aluncara ve zerdâlü ve kaysâlu ve encâlu ve huşk-ı engür ve niçe müsmirrât makûlesi hedâyâ getirirlermiş. El-hâsıl Azerbaycân vilâyetinde üç aded Karabâğlar var kim her biri hadîka-i ravza-i rıdvân-ı cinândan nişân verir. Bu şehrden dahi kalkup cânib-i kıbleye bir sâ‘at gidüp nehr-i Aras ile nehr-i Jan birbirine mahlût olduğu mahalde bu nehreyni niçe bin belâ ile ubûr etdik. Bu nehreynler dahi Van'ın Penyanişi ve Biredus ve Abağay dağlarından gelüp cem‘ olup bu mahalden güzer edüp sahrâ-yı Nahçivân'dan üç merhale aşağı nehr-i Zengî'ye, Zengî nehr-i Araz'a, Araz nehr-i Kür’e, Kür nehr-i Türk'e, Türk Bahr-i Haraz ki bahr-i Gîlân dahi derler, ana munsab olur. Ez-în-cânib bu nehr-i Aras'ı ve nehr-i Jan'ı geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b ·
metinde göster ·
… âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları sivri
sivri
binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve cümle o …
Evsâf-ı şehr-i Karabağ-ı Küçük: Azerbaycân şehirlerinden ibtidâ bânisi (---) şâhdır. Kal‘asın sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed vezîrlerinden serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa münhedim etmişdir. Hâlâ câ-be-câ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ol asrdan sonra imâr olup sene (---) târihinde Murâd Hân-ı Râbi‘ Van'ı feth edüp bu diyâra geldikde yine bu şehri hârâb u yebâb edüp hâlâ henüz imâr olmadadır. Tebrîz hudûdında başka sultânlıkdır. Bin askere mâlikdir. Kelenteri ve darûgası ve münşîsi ve binbaşısı ve dizçöken ağası vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğ-ı İrem-misâl üç bin hâneli ve yedi câmi‘li ve yedi hammâmlı ve üç hânlı ve altı yüz sûk-ı sultânîli şehr-i şîrîndir kim vilâyet-i vâsi‘-i ma‘mûrdur. Buk‘aları hûb u mergûbdur. Zenâne ve gılmânları mahbûb u matlûbdur. Mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtı mütekâsir bir büleyde-i ma‘mûredir. Âb [u] hevâsı latîf ve enhâr-ı firâvânı nazîf ve bâb-ı rakîk-i uyûn-ı câriyeleri vardır. Ve bâğ u besâtînleri, deşt [u] sahrâ-yı bî-pâyânı zeyn etmiş. Ve bu şehrin dahi me‘kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından duvâzde-elvân, âbdâr [u] la‘l-gûn engûrları olur. Ve şarâb-ı nâbı ve vişnâbı ve âb-ı şüllesi ve on sekiz gûne alûsı ve abdâr şehribân narı-misâl rummanı olur. Bâ-husûs âdem kellesi kadar ayvası meşhûrdır. Ve câ-be-câ suları zîr-i zemînden kehrîzler ile cereyân edüp mâh-ı temmûzda yah-pâre-misâl âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları sivri sivri binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve cümle on bir minâre nümâyân idi. Ammâ sâkinân-ı bilâdı "Yetmiş mihrâbdır" deyü cevâb etdiler. Bu şehr ahâlîsi bu şehri imar etmeleri şartıyla cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellemlerdir. Ancak İrân-zemîn şâhına beher sene yüz deve bârı ordubârı ve melçe ve Abbâsî armudu kurusu ve aluncara ve zerdâlü ve kaysâlu ve encâlu ve huşk-ı engür ve niçe müsmirrât makûlesi hedâyâ getirirlermiş. El-hâsıl Azerbaycân vilâyetinde üç aded Karabâğlar var kim her biri hadîka-i ravza-i rıdvân-ı cinândan nişân verir. Bu şehrden dahi kalkup cânib-i kıbleye bir sâ‘at gidüp nehr-i Aras ile nehr-i Jan birbirine mahlût olduğu mahalde bu nehreyni niçe bin belâ ile ubûr etdik. Bu nehreynler dahi Van'ın Penyanişi ve Biredus ve Abağay dağlarından gelüp cem‘ olup bu mahalden güzer edüp sahrâ-yı Nahçivân'dan üç merhale aşağı nehr-i Zengî'ye, Zengî nehr-i Araz'a, Araz nehr-i Kür’e, Kür nehr-i Türk'e, Türk Bahr-i Haraz ki bahr-i Gîlân dahi derler, ana munsab olur. Ez-în-cânib bu nehr-i Aras'ı ve nehr-i Jan'ı geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b ·
metinde göster ·
… ki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi
sivri
, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzın …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… mahsûs ürd-i behişt-âsâ bir bâğçe-i dilküşâ edüp hâlâ bâğçe üstâdı ve kırk aded
sivri
külâhlı bostâncı huddâmları ve korucuları ve taylakçıları vardır. Çayırı büyük …
Hâlâ ol hayr du‘â sebebiyle cümle ünâsı mu‘ammer ve mu‘ammere ve ehl-i zevk ve ehl-i şevk sulehâ-yı ümmetden garîb-dost âdemleri vardır. Ba‘dehû Bâyezîd-i Velî şehzâdeliği âleminde Amasiyye hâkimiyken her sene yaylağa gelüp altı ay bu şehr-i Lâdik'de yaylalanup zevk u safâ etmeğiçün pâdişâhlara mahsûs ürd-i behişt-âsâ bir bâğçe-i dilküşâ edüp hâlâ bâğçe üstâdı ve kırk aded sivri külâhlı bostâncı huddâmları ve korucuları ve taylakçıları vardır. Çayırı büyük emîr-i ahûr tarafından zabt olunur. Bir hâkim-i aslîsi dahi Dârü's-sa‘âde ağası tarafından bir ağa gelüp maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olmak üzre cemî‘î tekâlif-i örfîden mu‘âf [u] müsellem şehr-i sâlimdir. Zîrâ merhûm ve mağfûrun leh Sultân Ahmed Hân vâlidesi Bülbül Hâtûn evkâfıdır. Eyâlet sâhibi Sivas valisi tarafından bir avân şehre girüp müdâhale etmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344b ·
metinde göster ·
… îfe çakşır üzre sarı çizme ve çuka ferâce ve beyâz ızâr ve nikâb burka‘ dutunup
sivri
dîbâ arakçîn zîbâ giyüp mü’eddebâne reftâr ederek hammâmdan ve ziyâretlerden ga …
Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesi memdûh-ı cihân-ârâdır. A‘yânı akmişe-i fâhire ve semmûr kürk giyer. Beğleri ve paşaları ve iki yüzden mütecâviz menâsıb-ı âlî zabt etmiş kudât efendileri ve meşâyih-i izâmları ve sulehâ-yı ümmetden halûk ve halîm ü selîm âdemleri vardır. Gerçi Türkistân şehirlerindendir ammâ fârisü'l-hayl sipâhîleri ve erbâb-ı ma‘ârif yârânları çokdur. Vasatu'l-hâl olanları tüccâr ve ehl-i hirefdir. Çuka ferâce ve kontuş giyüp gûnâ-gûn akça ve gökçe ve pâkça esbâb giyerler. Zenâneleri katîfe çakşır üzre sarı çizme ve çuka ferâce ve beyâz ızâr ve nikâb burka‘ dutunup sivri dîbâ arakçîn zîbâ giyüp mü’eddebâne reftâr ederek hammâmdan ve ziyâretlerden gayrı bir cânibe gitmek ihtimâlleri yokdur. Gâyet mü’eddebe ve sâliha [ve] afîfe havâtînleri vardır kim giysû-yı müşk-bârların târ kıldıklarında uşşâk-ı dilfikârı bir vechile mu’âheze edüp akl-ı uşşâkı târumâr ederler. Zîrâ gâyet hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dür dişleri dürr-i meknûn ve her evzâ‘-ı cünbüşleri gûnâ-gûn işve ile söze gelseler bedî‘u'l-beyân ve fasîhu'l-lisân kelimât etdiklerinde âdem hayrân kalur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a ·
metinde göster ·
Ve bu buhayre içre bir gûne pullu balık olur gâyet lezîzdir ammâ tepesinde iki
sivri
kemiği olup anı kırıp ba‘dehû balığı pişirüp yerler, gâyet mukavvîdir ve cimâ‘a …
Ve bu buhayre içre bir gûne pullu balık olur gâyet lezîzdir ammâ tepesinde iki sivri kemiği olup anı kırıp ba‘dehû balığı pişirüp yerler, gâyet mukavvîdir ve cimâ‘a gâyet takviyet verir. Eğer ol kemikleri çıkarmadan pişirseler balığın eti sebz-gûn olup balığı acı eder. Ol kemiği bir gayri diri balığa sancalar ol ân diri balığın vücûdu mahv olur. Anınçün bu buhayre balıkları bu kemik sâhibi olan balıkdan havf ederler ammâ gâyet lezîz balıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6a ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
… eb-i sıbyânı vardır. Cümle halk Tatar kavmidir. Câmi‘inin minâresi tahta örtülü
sivri
kubbenin alemi yerinde evc-i semâya münkalib olmuş binâ bir tahta minâreli câmi …
Babadağı hükmü nâhiyesinde bir vâsi‘ vâdîde bin aded hâneli müselmân rabtasıdır. Şındıra tahta örtülü bir câmi‘i ve iki hânı var, gayri imâreti yokdur. Ancak on aded dükkânı ve üç mekteb-i sıbyânı vardır. Cümle halk Tatar kavmidir. Câmi‘inin minâresi tahta örtülü sivri kubbenin alemi yerinde evc-i semâya münkalib olmuş binâ bir tahta minâreli câmi‘-i ibret-nümâdır kim bu gûne minâre-i musanna‘ bir diyârda görülmüş değildir. Ve minâre şerîfesi ve külâhı bir gûne şîrîn kârlı vâcibü's-seyr şerîfe-i bang-ı Muhammedî mahallidir. Andan yine cânib-i cenûba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 129b ·
metinde göster ·
Cümlesi beyâz çârşefe bürünüp yüzlerinde kıl nikâb ve başlarında
sivri
altun ve gümüş tâkiye giyüp pâlarında elbette çizme giyerler. Diyâr-ı bikr olma …
Cümlesi beyâz çârşefe bürünüp yüzlerinde kıl nikâb ve başlarında sivri altun ve gümüş tâkiye giyüp pâlarında elbette çizme giyerler. Diyâr-ı bikr olmağile pâkîze bâkireleri dahi câr [u] îzâr ile zer ü zîvere müstağraklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203b ·
metinde göster ·
… semâya ser çekmiş yed-i kurdet ile mebnî beş Süleymâniyye minâresi kaddinde bir
sivri
kaya üzre bir küçük kal‘adır. Allah'a ma‘lûm urûc edüp bu kal‘ayı temâşâ etmeğe …
Evsâf-ı misâl-i seng-i akîk, ya‘nî kal‘a-i Amîk: Be-kavl-i müverrihîn bunu kavm-i Âd binâ etmişdir. Zîrâ akîk-i Yemenî gibi sürh-gûn kayaları içre Âd kavmi gârları vardır kim midhatinde lisân kâsırdır. Kal‘ası Van deryâsı kenârında evc-i semâya ser çekmiş yed-i kurdet ile mebnî beş Süleymâniyye minâresi kaddinde bir sivri kaya üzre bir küçük kal‘adır. Allah'a ma‘lûm urûc edüp bu kal‘ayı temâşâ etmeğe cür’et edemedim. Zîrâ niçe bin kademe taş nerdübân ile bâlâsına çıkarken bir yalçın dîvâr gibi kal‘aya dayanmış ağaç nerdübân ile çıkılır. Andan yukaru ta kal‘anın zirve-i a‘lâsına yine taş nerdüban ile urûc olunur. Hîn-i muhâsarada mezkûr ağaç nerdübanı kemendler ile yukaru kal‘aya çeküp asla bir tarafdan urûc olunması muhâl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 246a ·
metinde göster ·
… svân: Cümle havâtînleri ayağı sarı çizmeli ve başlarında altun ve gümüş ve dîbâ
sivri
tâc giyüp yüzlerine kıl nikâb ve beyâz burka‘ dutak koyup üzerlerinde cümle bey …
Der-ayân-ı kaba-yı nisvân: Cümle havâtînleri ayağı sarı çizmeli ve başlarında altun ve gümüş ve dîbâ sivri tâc giyüp yüzlerine kıl nikâb ve beyâz burka‘ dutak koyup üzerlerinde cümle beyâz miskâli boğası câr bürünür mestûrelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258a ·
metinde göster ·
… sâfî bâğ u bâğçeli kurâlarla müzeyyendir. Ve kıble tarafında mezâristânı acâ’ib
sivri
sivri uzun taşlar ile alâmetleri var ve halkı cümle musallî ve ehl-i sünnet ve' …
Ve cümle evleri kiremitlidir. şehri bir bayır dibine vâki‘ olmuş, kıble tarafı sâfî bâğ u bâğçeli kurâlarla müzeyyendir. Ve kıble tarafında mezâristânı acâ’ib sivri sivri uzun taşlar ile alâmetleri var ve halkı cümle musallî ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at ehl-i zevk âdemlerdir. Câ-be-câ mahbûb u mahbûbeleri de olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 28a ·
metinde göster ·
… âğ u bâğçeli kurâlarla müzeyyendir. Ve kıble tarafında mezâristânı acâ’ib sivri
sivri
uzun taşlar ile alâmetleri var ve halkı cümle musallî ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ …
Ve cümle evleri kiremitlidir. şehri bir bayır dibine vâki‘ olmuş, kıble tarafı sâfî bâğ u bâğçeli kurâlarla müzeyyendir. Ve kıble tarafında mezâristânı acâ’ib sivri sivri uzun taşlar ile alâmetleri var ve halkı cümle musallî ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at ehl-i zevk âdemlerdir. Câ-be-câ mahbûb u mahbûbeleri de olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 28a ·
metinde göster ·
… zırdır. Ve cümle kulleleri biri biri içinde gömlekli serâmed kullelerin cümlesi
sivri
sivri tahta örtülü külâh kubbe-i serâmedli kullelerdir kim cümlesin efendimiz M …
Ve Tuna kenârında Melek Ahmed Paşa kullesi, müceddeden nev-binâ bir kulle-i ra‘nâ-yı azîmdir kim Özü kâfirlerinden alınan topların yigirmi aded topları ve cebehâneleri kulleye konup gûyâ semender kullesi olup topları Karadeniz'e ve Tuna'ya nâzırdır. Ve cümle kulleleri biri biri içinde gömlekli serâmed kullelerin cümlesi sivri sivri tahta örtülü külâh kubbe-i serâmedli kullelerdir kim cümlesin efendimiz Melek Ahmed Paşa şindire tahtalar ile örtüp amâr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a ·
metinde göster ·
… . Ve cümle kulleleri biri biri içinde gömlekli serâmed kullelerin cümlesi sivri
sivri
tahta örtülü külâh kubbe-i serâmedli kullelerdir kim cümlesin efendimiz Melek A …
Ve Tuna kenârında Melek Ahmed Paşa kullesi, müceddeden nev-binâ bir kulle-i ra‘nâ-yı azîmdir kim Özü kâfirlerinden alınan topların yigirmi aded topları ve cebehâneleri kulleye konup gûyâ semender kullesi olup topları Karadeniz'e ve Tuna'ya nâzırdır. Ve cümle kulleleri biri biri içinde gömlekli serâmed kullelerin cümlesi sivri sivri tahta örtülü külâh kubbe-i serâmedli kullelerdir kim cümlesin efendimiz Melek Ahmed Paşa şindire tahtalar ile örtüp amâr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a ·
metinde göster ·
… kalmışdır. Nehr-i Tuna'dan azmış bir bataklı ve sazlı ve göllü bir mahalde bir
sivri
yalçın kaya üzre şekl-i muhammes bir şeddadî taş binâ bir kal‘a-i hâlîdir, ammâ …
Bu kal‘aya anlardan sonra Bulgar ve Sırf ve Boğdan istîlâ edüp ba‘dehû sene 889 târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî feth edüp eyle virân kalmışdır. Nehr-i Tuna'dan azmış bir bataklı ve sazlı ve göllü bir mahalde bir sivri yalçın kaya üzre şekl-i muhammes bir şeddadî taş binâ bir kal‘a-i hâlîdir, ammâ sehel şey ile amâr olsa Babadağı şehri emn [u] emân olurdu, zîrâ zamânımızda bir iki kerre Kazak kâfiri Baba şehrin nehb u gâret etmişdir, ammâ bu kal‘a-i ibret-nümâ zemînîdir. İçinde âdem ve âdemî-zâd yokdur. Kış günü içinde çobanlar ile keçiler ve koyunlar kışlar. Hisâbın Hudâ bilür. Kekliği ve çili ve gayrı {kuşları çokdur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67b ·
metinde göster ·
… de âb-ı zülâl dedikleri kar kurdu bulunur. Bu Kulle-i cihân dedikleri mahal bir
sivri
püşte kayadır. İçinde papasların mağârâları olduğundan Keşiş dağı derler. Evc-i …
Menzil-i Kulle-i cihân-nümâ: Tâ zirve-i a‘lâsında aslâ kar duramaz. Belki âdem bile rîh-i sarsarın şiddetinden duramaz, ammâ bu kulleden aşağı niçe bin yıllık kar-ı rahmet içinde âb-ı zülâl dedikleri kar kurdu bulunur. Bu Kulle-i cihân dedikleri mahal bir sivri püşte kayadır. İçinde papasların mağârâları olduğundan Keşiş dağı derler. Evc-i âsumâna kad çekmiş bu cebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsıdır kim altında sevâd-ı azîm Bursa aslâ ve kat‘â görünmeyüp Hudâ âlimdir İslâmbol'un Yeni câmi‘'in altun yaldızlı minâreleri ve Yedikulle kulleleri ve Tekirdağı şehri ve Gelibolu şehri ve cânib-i şarkda Kütâhiyye şehri ve Tavşanlı kasabası ve niçe kasaba ve kurâlar beşer altışar konak ba‘îd olan yerler cümle bu cebel-i Ruhbân'dan görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85a ·
metinde göster ·
… 19a⟧ evlerdir kim cümle tahta avlulu ve serâpâ şindire tahta örtülü ve ocakları
sivri
sivri bir gayrı gûne binâ olunmuş bâğsız ve bâğçesiz daracık havlısız hânelerdi …
Ve cümle bin iki yüz aded tahtânî ve fevkânî kat-ender-kat 119a evlerdir kim cümle tahta avlulu ve serâpâ şindire tahta örtülü ve ocakları sivri sivri bir gayrı gûne binâ olunmuş bâğsız ve bâğçesiz daracık havlısız hânelerdir. Bu şehirde ocaklarından gayrı kârgîr binâlar yokdur ve cümle büyûtları sobalıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b–119a ·
metinde göster ·
… vlerdir kim cümle tahta avlulu ve serâpâ şindire tahta örtülü ve ocakları sivri
sivri
bir gayrı gûne binâ olunmuş bâğsız ve bâğçesiz daracık havlısız hânelerdir. Bu …
Ve cümle bin iki yüz aded tahtânî ve fevkânî kat-ender-kat 119a evlerdir kim cümle tahta avlulu ve serâpâ şindire tahta örtülü ve ocakları sivri sivri bir gayrı gûne binâ olunmuş bâğsız ve bâğçesiz daracık havlısız hânelerdir. Bu şehirde ocaklarından gayrı kârgîr binâlar yokdur ve cümle büyûtları sobalıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b–119a ·
metinde göster ·
… lardır. Bu iç kal‘anın etrâfında beş aded tula kârgîr binâ kulle-i ra‘nâlarının
sivri
sivri tahta örtülü ve alemli kulleleri var ve bu kal‘ada bir vâsi‘ sarây meydân …
Evsâf-ı iç kal‘a-i Tımışvâr: Bu iç kal‘a taşra kal‘anın cânib-i cenûbu köşesinde şekl-i murabba‘ bir kârgîr binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim cânib [u] etrâfından nehr-i Tımış cereyân etmek ile bu kal‘a gûyâ bir pek topraklı cezîrede vâki‘ olmağile sehel kârgîr, hafîf şekilli binâ-yı zîbâdır ve handakından dahi nehr-i Tımış akar. şehre açılır üç kat kârgîr kemerler ile mebnî demir kapulardır ve her kapuların mâbeynlerinde yine makaralı asma köprüler vardır kim kemerleri tula binâlardır. Bu iç kal‘anın etrâfında beş aded tula kârgîr binâ kulle-i ra‘nâlarının sivri sivri tahta örtülü ve alemli kulleleri var ve bu kal‘ada bir vâsi‘ sarây meydânı var. Tahta döşeli değildir. Dolma rıhtım horasan döşelidir. Bunda dizdâr ve kethüdâ ve imâm ve mü’ezzinlerden gayrı bir merd-i âferîde olmayup kullelerde ve cebehânelerde cümle hazâ’in ve mühimmât ve levâzımâtlar ile memlû olup gayrı şey yokdur kim bir gayrı âdem temâşâsına bile giremez. Eğer ricâ ile girmek murâd edinirse silâhların kapuda pâsbânlara emânet koyup girir. Gâyet mazbût nârin kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 119a ·
metinde göster ·
… . Bu iç kal‘anın etrâfında beş aded tula kârgîr binâ kulle-i ra‘nâlarının sivri
sivri
tahta örtülü ve alemli kulleleri var ve bu kal‘ada bir vâsi‘ sarây meydânı var. …
Evsâf-ı iç kal‘a-i Tımışvâr: Bu iç kal‘a taşra kal‘anın cânib-i cenûbu köşesinde şekl-i murabba‘ bir kârgîr binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim cânib [u] etrâfından nehr-i Tımış cereyân etmek ile bu kal‘a gûyâ bir pek topraklı cezîrede vâki‘ olmağile sehel kârgîr, hafîf şekilli binâ-yı zîbâdır ve handakından dahi nehr-i Tımış akar. şehre açılır üç kat kârgîr kemerler ile mebnî demir kapulardır ve her kapuların mâbeynlerinde yine makaralı asma köprüler vardır kim kemerleri tula binâlardır. Bu iç kal‘anın etrâfında beş aded tula kârgîr binâ kulle-i ra‘nâlarının sivri sivri tahta örtülü ve alemli kulleleri var ve bu kal‘ada bir vâsi‘ sarây meydânı var. Tahta döşeli değildir. Dolma rıhtım horasan döşelidir. Bunda dizdâr ve kethüdâ ve imâm ve mü’ezzinlerden gayrı bir merd-i âferîde olmayup kullelerde ve cebehânelerde cümle hazâ’in ve mühimmât ve levâzımâtlar ile memlû olup gayrı şey yokdur kim bir gayrı âdem temâşâsına bile giremez. Eğer ricâ ile girmek murâd edinirse silâhların kapuda pâsbânlara emânet koyup girir. Gâyet mazbût nârin kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 119a ·
metinde göster ·
… Etrâfları kâse kenârları havâlesi yerleridir. Kal‘anın kendisi kâse içinde bir
sivri
pilav depesidir. Ancak bir yolu ve bir kapusu var. İçinde küffâr mâl-â-mâl olup …
Bu kal‘anın cânib-i erba‘ası çep çevre birer top menzili ba‘îd havâleli dağlardır, ammâ Gırıblan dağı pek yakın havâledir kim Melek Ahmed Paşa'nın bir gulâmı bu kayadan derûn-ı hisârda olan küffârın birisinin başına bir ok urup kâfiri depeledi. Tâ bu mertebe karîb bir ok menzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna ser çekmiş gûnâ-gûn yalçın kayalar üzre şekl-i müseddes bir şeddadî seng-i tırâş ahcârât-ı mücellâlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Gerçi havâleleri çokdur, ammâ aşağı kal‘a dibine varıldıkda kal‘anın zirve-i a‘lâsı semâda kalır. Bir vecih ile bu kal‘aya yürüyüş olmayup zafer mümkün değildir. İllâ muhâsara ile yâhûd havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân ile vere edüp feth ola, ammâ bu kal‘a gûyâ bir kâse içindedir. Etrâfları kâse kenârları havâlesi yerleridir. Kal‘anın kendisi kâse içinde bir sivri pilav depesidir. Ancak bir yolu ve bir kapusu var. İçinde küffâr mâl-â-mâl olup hamd-i Hudâ asker-i İslâma bir top atmayup etrâf [u] eknâfların guzât-ı müslimîn nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular, ammâ kal‘a döğülmedi ve bu Kilis'in cânib-i garbındaki dağ başlarından leb-i deryâda kâfirin İspilet kal‘ası nümâyân idi. Andan kalkup bir azîm dereler içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138a ·
metinde göster ·
Kavm-i Bundukanî, ya‘nî milel-i Fireng-i bed-reng-i seng-i pür-ceng-i Venedik vilâyetin keferelerinin târîhlerinde bu kal‘ayı ibtidâ kavm-i Venedik'e pirinc-pirim, ya‘nî ban ve hersek olan Pirinç Pirnik nâm bir keferenin binâsıdır. Bu Venedik cümle milel-i Nasârâ kralları mâbeyninde ne kral ve ne hersek ve ne ban ve ne çarna ve ne çâsâr ve ne iğranduka ve ne irşek (---)(---)(---) Ancak bunların zâbitlerine pirinc-pirim derler kim yaldız altununda bir bodurca Hacivad külâhlı sûret ibtidâ pirinc-pirim olan keferenin suver-i menhûsudur, ammâ başdaki sivri şekilli tâcları kendü zu‘m-ı fâsidlerince Hazret-i İsâ'nın kadem-i şerîfi çorabı ola kim diyâr-ı Kürdistân'da şehr-i Rıkka'da, ya‘nî Urfa şehrinde ellerine girmiş ola ve sahîhdir. İşte bu şibenik kal‘asın evvelki pirinc-pirim binâ etmişdir, ammâ lisân-ı Latin'de şibenik (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144b ·
metinde göster ·
… : Nehr-i Virbaz kenârında cânib-i erba‘ası yaylak havâleli dağlar ortasında bir
sivri
kayalı alçacık depe üzre bir küçük sa‘b kal‘adır kim bir kapucuğu kıbleye nâzır …
Eşkâl-i kal‘ası: Nehr-i Virbaz kenârında cânib-i erba‘ası yaylak havâleli dağlar ortasında bir sivri kayalı alçacık depe üzre bir küçük sa‘b kal‘adır kim bir kapucuğu kıbleye nâzırdır. Derûn-ı hisârda dizdâr evi ve birkaç neferât evleri ve Süleymân Hân câmi‘i var, gayrı şey yokdur. Aşağıda varoş şekilli mahalde mükellef hâneleri ve bir hânı ve birkaç hurde dükkânı var, lâkin bâğları çokdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151a ·
metinde göster ·
… be oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi
sivri
sivri çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâll …
Ammâ mudhike-i garîbe oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi sivri sivri çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâlli(?) mashara heybet avratlardır ve cümlesi şayak gibi beyâz abâ sıkma dolama geyüp çiftde ve çubukda Ferhâd gibi çalışır kağan arslan zenânelerdir. Ba‘dehû bu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
… ur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi sivri
sivri
çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâlli(?) m …
Ammâ mudhike-i garîbe oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi sivri sivri çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâlli(?) mashara heybet avratlardır ve cümlesi şayak gibi beyâz abâ sıkma dolama geyüp çiftde ve çubukda Ferhâd gibi çalışır kağan arslan zenânelerdir. Ba‘dehû bu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
küçük püşte üzre vâki‘ olmuş şekl-i müselles bir şeddadî kârgîr seng binâ ve bi …
Zemîn-i kal‘a-i Serfice: Topraklı bir sivri küçük püşte üzre vâki‘ olmuş şekl-i müselles bir şeddadî kârgîr seng binâ ve bir sûr-ı ra‘nâ küçük kal‘adır, ammâ iki cânibi yüksek havâleli dağlar ve dağlar üzre sâfî bâğlar ve havâsı letâfetinden halkı sağlardır, lâkin kal‘ası iç elde olmak ile elzem ve levâzımdan olmamağile ol kadar ma‘mûr değildir, ammâ sehel şey ile imârı mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 181a ·
metinde göster ·
Bu kal‘a bir dereli ve depeli özler arasında vâkı‘ zemînde bir
sivri
depe üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn Şeddâdî seng-tırâş bir kal‘a-i savaş …
Bu kal‘a bir dereli ve depeli özler arasında vâkı‘ zemînde bir sivri depe üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn Şeddâdî seng-tırâş bir kal‘a-i savaş-ı latîfdir. Lâkin havâlesi çokdur ve içinde çârsû-yı bâzârı yokdur, ammâ kenîse ve ma‘mûr şindire tahta örtülü hâneleri çokdur. Ve kıble cânibine nâzır ancak bir demir kapusu var, pâsbânlar ile âmâde iki kat metîn kapudur, ammâ handakı yokdur, zîrâ bir püşte-i âlî üzre olduğundan handak yeri yokdur. Cümle bin aded soltat-ı neferâtlara mâlikdir. Kapudanı krala hedâyâlarıyla gelüp on kîse imdâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18b ·
metinde göster ·