… Kudde Mehemmed Kethudâ ve Arslanhâne ve Sarây Meydânı ve Cebehâne-i Enderûn ve
Sovuk
Çeşmelere varınca merkûm sarâyların altı serâpâ boş olup âb-ı rakîk ile mâl-â-m …
Ve sahrîcin kırk çeşmenin serdâbiyle serdâbı memlû etdiler. Ve sahrîcin câ-be-câ yerlerin ta‘mîr ü termîm içün kayıklar peydâ etdiler. Hâlâ mezkûr kayıklar durup tâ Â’işe Sultân sarâyına ve Hasan Paşazâdeler ve Kudde Mehemmed Kethudâ ve Arslanhâne ve Sarây Meydânı ve Cebehâne-i Enderûn ve Sovuk Çeşmelere varınca merkûm sarâyların altı serâpâ boş olup âb-ı rakîk ile mâl-â-mâldır. Ve Ayasofya'nın tâ vasatında bir bakır kapaklı kuyu ağzı vardır, andan delveler ile su çekilüp cemâ‘at nûş edüp def‘-i atşân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34a ·
metinde göster ·
… eleri ve tâsları altun ve gümüşdendir. Ve ba‘zı kurnaya bir lüleden hem ıssı ve
sovuk
mâ’-i sâfî cereyân eder.
Ve ba‘zı köşelerde müte‘addid havz u fıskıyye ve fevvâreler revân olup Selsebîl-i gûnâ-gûnlar cereyân etmede. Ve âb-ı tâhiri içre pençe-i âfitâb gılmânlar mâlik-i bahr gibi şinâverlik etmede. Ve cemî‘i şâzrevânları ve cümle kurnaların lûleleri ve tâsları altun ve gümüşdendir. Ve ba‘zı kurnaya bir lüleden hem ıssı ve sovuk mâ’-i sâfî cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 97a ·
metinde göster ·
… ının nâfi‘i bu Hudâvendigâr ılıcasıdır. Ve taşra câmekânı tarz-ı kadîm olmağıla
sovuk
değildir.
Ammâ Eski Kaplıca: Gâzî Hudâvendigâr'ın binâsıdır kim bir kubbe-i azîmin ortasında kavl-i İmâm-ı Züfer bir havz-ı kebîri var kim aşren fe-aşrendir. Cânib-i erba‘asında Hanefî kurnaları vardır ve iki aded halvetleri var. Âdem girdikde hayât-ı câvidân bulup vücûd-ı benî Âdem kulak şahmesi gibi yumuşak olup âdemin teninden dest-i insân sabunda kayar gibi kayar. Ammâ suyu gâyet suhûniyyet üzre halk olunmuşdur, lâkin mâ-i bârid halt ederler, gâyet nâfi‘ germ-âbdır. Nûş edenin hafakanın ve zahîr marazın ve yürek oynamasın def‘ eder. Ammâ bu ılıcaya girmenin ibtidâ hâssa-i şartın bilüp giren şifâ bulup, bilmeyüp girene zâtü'l-cenb marazına mübtelâ olup bir gün füc’eten Allah müsâfiri deyüp mûristâna ve vâdî-i hâmûşâna korlar. Şart-ı nâfi‘ oldur kim ibtidâ havz kenarına varup pâk âbdest alup ba‘de'l-vuzû‘ bir hayli başın ıssı suyla yıkayup ba‘dehû vücûduna döküp vücûdun haberdâr edüp andan ayakların havz içine sokup cümle vücûduyla havza girüp safâ ede, ammâ çok durmayup taşra câmekâne çıkup uryân durmaya. Zîrâ havzda eprimiş vücûd taşra sovukda emraz-ı muhtelifeler hâsıl eder. Hemân aceleyle örtünüp sehl-ârâm edüp nâfi‘ olan terler taşrada çıkup peştemâl ve havlı silecekleri arak-âlûd olup anları çıkara. Ba‘dehû esbâbın giyüp hayât-ı câvidân bulur. Böylece etmeyen cân cânından bîzâr olup halka dil-âzâr olur. Gâyet ihtırâz lâzımdır. Ne kadar nâfi‘ ise pes o kadar muzırdır. Ve Bursa kaplıcalarının nâfi‘i bu Hudâvendigâr ılıcasıdır. Ve taşra câmekânı tarz-ı kadîm olmağıla sovuk değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227a ·
metinde göster ·
… zda zîr-i zemînler içre bozaların buzlar üstüne koyup bozaları göğreyüp bozarup
sovuk
olur, cüllâb-misâl pâk bozası olur. Cümle a‘yân-ı kibârı bozahâneye girmek ayb …
İslâmbol kahvehâneleri, Murâd Hân-ı Râbi‘de kadâga-i (?) şâhî ile men‘ olaldan berü Bursa kahveleri iştihâr bulup tiryâkîlerinin yüzleri gülmüşdür. Ve meşhûr-ı âfâk olan doksan yedi yerde bozahâneleri var kim bir diyâra mahsûs değildir. Pâk kâşîli ve münakkaş tavanlı ve kârgîr soffalı biner âdem alır bozahâne ve buzhâneler vardır kim temmûzda zîr-i zemînler içre bozaların buzlar üstüne koyup bozaları göğreyüp bozarup sovuk olur, cüllâb-misâl pâk bozası olur. Cümle a‘yân-ı kibârı bozahâneye girmek ayb değildir. Zirâ kahvehâneler gibi bunlarda dahi hânende ve sâzendeler vardır. Ve mahbûb boza sâkîleri var kim her biri birer pençe-i âfitâb meh-pânlardır. Bellerinde Bursa'nın kırk kalem münakkaş peştemâlları ve pâk libâslarıyla reftâr eder, elindeki ayağına âşıklar ayak bağlayup bozaya büzilüp bozadır derd-i seri olur. Ve niçe yüz yerde bu gûne cilvegâh yerleri vardır, ammâ biz ihtisâr etdik. Ve iki yerde tahte'l-kal‘ası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b ·
metinde göster ·
… ere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hudâ âsitâneye ulaklar gitdiği gice bir kuru
sovuk
oldu kim cümle asker-i İslâm ka‘r-ı zemîne gireyazdılar. Andan müşâhade eyledil …
Anlar kal‘a içine girüp "Türk der kim bizim murâdımız kal‘a olaydı bir ayda alırdık. Ancak Moskov kralına haddin bildirüp bu kadar ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esîr almak murâdımız idi" deyü firâr eden küffârlar kal‘ada olan fecerelere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hudâ âsitâneye ulaklar gitdiği gice bir kuru sovuk oldu kim cümle asker-i İslâm ka‘r-ı zemîne gireyazdılar. Andan müşâhade eylediler kim Deşt-i Kıpçak-ı bî-emân ve Karadeniz-i bî-îmânda emn [u] emân yokdur. Âhir cümle asker kal‘a fethinden me’yûs olup mâh-ı (---) günü cümle hâs u âvâmın re’yiyle kal‘adan ferâgat edüp meymene ve meysere cümle mühimmâtları keştîlere koyup ve cemî’î mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine yerleşdirüp nefîr-i irtihâller çalınup "Emr Hudâ'nındır; takdîr-i İlâh böyle imiş" deyü taht-ı kal‘adan bî-feth avdet edüp Balısıra nâm mahalde donanma-yı hümâyûna vâsıl olup cümle eyâlet askerlerine izn-i serdâr olup kimi berren ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i Kuban'a, andan Vilâyet-i Çerkez'e, andan Cezîre-i {Taman'a, andan Cezîre-i} Kırım'a dâhil oldular. Kimisi Heyhât sahrâsının şimâl tarafından Çerkes vatanına revâne oldular. Donanma-yı hümâyûn dahi Âsitâne-i sa‘âdet tarafına revâne olmağa lengerlerin deryâdan alacak mahalde Serdâr Hüseyin Paşa'dan bu hakîr me‘zûn olup Kırım Hânıyla diyâr-ı Kırım'a müteveccih olup donanma-yı İslâm mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânlar açup Azak deryâsına gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
Bunlardan mâ‘ada mesâcidlerdir. Ve üç tekye ve bir hammâm ve üç hân ve iki yüz dükkân ve yedi kahve hânesi vardır. Cümle esnâfından ziyâde Gerede bıçakcısı ve debbâğı gâyet çokdur kim Gerede gönü ve sahtiyânı meşhûrdur. Zîrâ âb [u] hevâsı gâyet yayla ve latîfdir. Ve halkı gâyet ten-dürüstdür. Ve câ-be-câ mahbûbları vardır. Halkı ekseriyyâ suhte talebeleridir. Levendâtı meşhûr olmağıla Gerede hırsızı ve debbâğı ve sovuğu, Erzurûm'a mânend olmağıla meşhûrdur. Efvâh-ı nâsda sovuk yâd olunsa "Erzurûm sovuğu beni Gerede'de bulun, demiş" deyü darb-ı mesel olmuş derler. Ammâ halkı gâyet zinde ve mücessem ve şecî‘ Türk tâ’ifesidir. Cânib-i erba‘asında ve cenûb tarafında Kankırı şehrine varınca ma‘mûr nâhiyeleri var kim kırk elli bin Etrâk tâ’ifesi vardır. Nâhiye-i Kızılöz ve nâhiye-i Alacaöz ve nâhiye-i Eledîvân ve Birdîvân ve İkidîvân ve Üçdîvân ve Dörddîvân ve'l-hâsıl yedi dîvâna varınca nâhiye isimleridir kim cümlesi dağlar içre sâkin olur dağlardır kim halkının başka ıstılâh [u] elkâbları ve gayrı lehce-i mahsûsaları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 278a ·
metinde göster ·
… de dağlardan ve Ferhâd getirdiği yerlerden gelir, âb-ı hayâtdır {ibtidâ baş(l)ı
Sovuk
Pınar'dır. Bu su cümle hâneden hâneye taksîm olup deverân eder}.
Der-beyân-ı letâfet-i âb u hevâ: Bu şehr-i azîm dere ve depeli nehr-i azîm kenarına vâki‘ olmağıla hevâsı ol kadar mu‘tedildir kim iki cânibdeki dağları serâpâ bâğlardır ve mahsûlâtlı yerlerdir. Cümle evlerinin revzenleri cânib-i garba ve şimâle nâzırdır. Kışı katı olmayup sevâhile karîbdir. Ve suları ensesinde dağlardan ve Ferhâd getirdiği yerlerden gelir, âb-ı hayâtdır {ibtidâ baş(l)ı Sovuk Pınar'dır. Bu su cümle hâneden hâneye taksîm olup deverân eder}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282a ·
metinde göster ·
… . Hikmet-i Hudâ bu kim yah-pâre su ile mâ’-i germâbın mâbeyni bir kulaç yerdir.
Sovuk
ve ıssı su birbirine karîb acîb sun‘-ı azîmdir.
Germâb-ı diğer: Şehr-i Lâdik'in cânib-i garbında üç sâ‘at ba‘îd kaza-i Kavza'da hummâ-i Kavza, Arabistân'da hummâ derler, diyâr-ı Acem'de germâb derler, Türkistân'da ılıca derler, Rûm'da kaynarca derler, Bosna'da ve Rûmelinde bânâ derler, bu Lâdik ve Amasiyye'de kavza derler. Tataristân'da ılısı derler, lisân-ı Moğolî'de kerende derler. Amma bu Lâdik kavzası kadar nâfi‘ humma, germâb görmedim. Çifte kubbe-i azîmlerdir. Avretlerin ve erlerin başka kıbâb-ı âliyeleri vardır. Merdânelerin ılıcasında aşren fe‘aşr halîc-misâl bir havz-ı şâfi‘î var kim mürde dil girse hayât-ı câvidân bulur. Suyu ol kadar suhûniyyet üzre değildir. Cânib-i erba‘asında beyâz mermerden arslan ağızlarından âb-ı suhn cereyân edüp havz-ı azîme dâhil olur. Ammâ bir küçük havz vardır. Suyu kemâl mertebe meshûndur kim âdem girmeğe tahammül edemez. Ve büyük havzın cânib-i erba‘asındaki tâkler altında sekiz aded Hanefî kurnaları vardır. Kiraz mevsiminde bunda dahi niçe bin âdem gelüp çimerler. İstirâhat edüp şifâ bulurlar. Ve bu germâbda Kız Gözü nâmıyla meşhûr bir beyâz mermerden bir âb-ı hayât-ı yah-pâre ayn-ı zülâl cereyân eder kim nûş eden cânlar hayât-ı câvidân bulur. Hikmet-i Hudâ bu kim yah-pâre su ile mâ’-i germâbın mâbeyni bir kulaç yerdir. Sovuk ve ıssı su birbirine karîb acîb sun‘-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b ·
metinde göster ·
… ha arz ederiz. Siz dahi telhîs edüp azîz başın içün bu ibâdullahı Erzurûm'un bu
sovuk
cehenneminden halâs eylen, hemân dönelim!" deyü cümle asker vâveylâ vü feryâd e …
Hikâye-i udhiketü'l-acîbe, güfte-i Molla Yahyâ-yı Şâmî: Sene 1045 târîhinde Revân kal‘asında mahsûr olan Murtezâ Paşa'yı muhâfaza içün Tabanıyassı Mehemmed Paşa efendimizle kal‘a-i Erzurûm'da kırk bin asker ile meştâda iken kal‘a-i Revân'ı Şâh muhâsara etdüğü haberi gelince Erzurûm'dan elli bin asker ile Revân'da Murtezâ Paşa'nın istihlâsına gitdikde bir mızrak boyu karı sökerek yüz bin renc-i anâ çekerek Erzurûm'dan iki merhale olan Deveboynu nâm mahalle yedi günde gücile varup kar üzre hayme ü hargâhlarımız kurup ol gice anda dipi ve boran ve kızıl kıyâmet çekerek andan yatup ale's-sabâh cümle çadırları kar bürümüş ve cemî‘i ümmet-i Muhammed üşümüş ve üç bin gurebânın elleri ve pâları donmuş, çürümüş ve niçe yüz at ve deve donmuş. Çadırları bozmağa ve ne atları kardan taşra çıkarmağa imkân olmayup Tabanıyassı ba‘zı piyâde ağaların Hasankal‘ası'na ve gayri kurâ ve kasabâtlara âdemler gönderüp on binden mütecâviz eli kürekli ve çapalı ve kazmalı re‘âyâ vü berâyâlar Deveboynu mahallinde yol açdılar. Ol gice yine azîm vezni üzre berf-i rahmet hazînesi yağup dere ve depe beyâz şepe ile leb-ber-leb olmuş. Ale's-sabâh yine cemî‘i yolları re‘âyâ vü berâyâlar tathîr etdükçe dipi ve borandan yine "Ne reh ne râh pür-peydâ. mazmûnunca on iki gün bu mihnet-i şedâ’idi çekmeden cümle ibâdullah ve sâ’ir mahlûk-ı Hudâ bîzâr olup cümle asâkir-i mihnet-zede Tabanıyassı Mehemmed Paşa üzre guluvv-i âm edüp "Behey Paşa bizi kırır mısın? Revân kal‘asın şâh alırsa bahâr eyyâmında 52a yine hâh nâ-hâh şâh-ı bî-penâh-ı gümrâhdan alırız. Hemân kalk Erzurûm'a gidelim" dediklerinde âkıbet-endîş paşa eydür: "Yâ pâdişâha sonra ne cevâb verelim?" dedikde cümle asker: "Biz cümlemiz pâdişâha arz ederiz. Siz dahi telhîs edüp azîz başın içün bu ibâdullahı Erzurûm'un bu sovuk cehenneminden halâs eylen, hemân dönelim!" deyü cümle asker vâveylâ vü feryâd etdiler. Âhiru'l-emr Deveboynun aşamayup Revân imdâdına gidemeyüp cümle asker-i İslâma avdet fermân olunup bu kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh Deveboynu nâm mahalde kar içinde kalup Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa nâmında bir ağamız cânından bîzâr olup kemerinden iki bin sikke-i hasene altunu ol beyâbânı kar bürümüş çadırı mahallinde gökyüzüne nazar edüp bir gök bulut pâresin nişân edüp zemîni hançer ile kazup ol hafircik içre mezkûr kemeri iki bin altun ile zemîne defn edüp "İşte bu semâdaki bulut, altındaki altunuma nişândır" deyüp cümle deve ve katarın çeküp düşe kalka Erzurûm'a gelüp yedi ay meştâda iken Avnik kal‘ası ve Ziyâeddîn kal‘ası câniblerinden Ekrâd beğleri ayağı likanlı ve pâları paçılalı birkaç Kürd âdemleri gelüp "Revân kal‘asın Murâd Hân yedi günde aldı. Hâlâ şâh yedi ayda döğe döğe alalı yedi gündür ve Revân kal‘asında olan ümmet-i Muhammedi kılıçdan geçirdi ve kal‘a milk-i mevrûsumdur, deyü Revân'da karâr edüp derûn-ı Revân'a yetmiş bin asker muhâfazacı kodu" deyü bu gûne muvahhaş haberi getirdikde Tabanıyassı efendimiz eydür "Kal‘a-i Revân gitdiyse cehenneme ammâ ol serdar kara dînli Kara Murtezâ niçe oldu?" dedi. Haber getiren Kürd eydür "Murtezâ Paşa gördü kim kal‘a içindeki asker amân ile kal‘ayı şâha verdiler. Ol dahi haste-hâl idi. Hemân parmağındaki elmas mührini yudup ciğeri pâre pâre olup merhûm oldu" deyince Tabanıyassı eydür: "Bre mürd oldu ve hortladı desene" deyü Kürde hitâb edüp yanında olan nedîmlerine eydür: "Efendiler! Revân kal‘asının elden gitmesi bir Kara Murtezâ dünyâdan gitmesine değmez mi?" deyüp safâ ve sürûr edüp Kürde bî-hisâb mâl ihsân edüp şâh-ı Acem'in Revân'a istîlâ etdüğün Murâd Hân'a telhîs edüp ulaklar ile gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b–52a ·
metinde göster ·
… ndan o demirkazık yıldızı ber-karârdır. Eyle olunca Erzurûm vilâyeti dahi gâyet
sovuk
yerdir. Anınçün ol asırda Erzurûm üzre bulutlar ber-karâr olup Yavaşça Mehemmed …
Güfte-i Murtezâ Paşa: Yahyâ Efendi'nin kizbini oranlamak içün eydür: "Ya bilmez misiz kim bu vech-i arz üzre demirkazık yıldızı niçe sâbitedir. Yıldız rûzgârı cânibleri gâyet şiddet-i şitâ olduğundan o demirkazık yıldızı ber-karârdır. Eyle olunca Erzurûm vilâyeti dahi gâyet sovuk yerdir. Anınçün ol asırda Erzurûm üzre bulutlar ber-karâr olup Yavaşça Mehemmed Ağa âsumândaki ebr-i kebûdu nişân koyup kemeriyle altunu buldu" deyü gûnâ-gûn mu‘arazalar etdi. Hemân hakîr gördüm, olmaz, musâhebete bir vesîle olsun içün Elibat suyu gibi ve Basra ve Mısır Süveysi'nin medd [ü] cezri gibi iki cânibe akup paşayı ve Yahyâ Efendi'yi tasdîk etmek içün hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b ·
metinde göster ·
… esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek,
sovuk
cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at …
Hikâye-i hakîr: "Benim efendim! Sene (---) târîhinde Kırım hânlarından İslâm Girây Hân ile cezîre-i Kırım'dan diyâr-ı Moskov'a gidüp bilâ-hisâb mâl-ı ganâyim alup avdet mahalline kalınca erba‘în ve zemherîr oldu. Bu kadar mâl-ı hazâyin ile geldiğimiz yoldan dönmeğe havf edüp bi'z-zarûrî Heyhât sahrâsına ol şiddet-i şitâda on yedi gün ve on yedi gice aşup yortup hikmet-i Hudâ bir gice bir berd-i cahîm oldu kim yedi yüz esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek, sovuk cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at kâmil taban-keşlik edüp bî-tâb u bî-me‘âl kaldıkda esb-i sabâ-sür‘atime süvâr 53a oldum. Hikmet-i Hudâ dördüncü sâ‘atde altı yerden şems-i âteş-tâb zâhir oldu. Cümle Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i şarkdan tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin biri Heyhât'ın kıble cânibi, Çerâkise vilâyetidir, andan nümâyûn oldu. Bir güneş Heyhât'ın cenûb tarafıdır kim cezîre-i Kırım'da Kefe kal‘asıdır, ol cânibden tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri Leh cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tulû‘ etdi. Altıncısı yine Heyhât'ın yıldız tarafında Moskov'un Görlef kal‘ası câniblerinden zuhûr edüp bu altı güneşin her biri asıl güneşin pertevinden ziyâde nümâyân idi ve altısı da semâdan zemîne balık ağzı gibi yâhûd Tûbâ şeceri gibi baş aşağı zemîne nüzûl etmişdi. Zîrâ asıl güneşin cânib-i şarkı gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ olmağıla pertevi donup ba‘zı sevâhil olan ekâlîm-i seb‘alardan pertev urup nümâyân olurdu" deyü bu hikâyeyi nakl etdiğimizde cümlesi Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihi, deyü cümle tahkîkdır, dediler. Ve cümle müdâhaneciler ve orancıların hâtırları mütesellî oldu. Ammâ Hudâ âlimdir, böyle olmuşdur. Müdâhaneciler bu hikâyeden fürce bulup "İşte ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet huzûrında müdâhane ve hoş-âmed kelâm lâzım imiş. Ammâ bizim efendimiz Melek Ahmed Paşa huzûrunda bir kimesnenin cânı yok idi kim zemm u nemm u gıybet ve mesâvî ve sû’-i zan ve müdâhane ve hoş-âmed söyleyeler idi. Anı meclisinden reddederdi ve derhâl "Çık taşra bre hannâs!" deyü ana hannâs lakab kordu. Ve bir kimesne anın yanıda bir kizb kelâm söylese ol âdemden gayri nefret ederdi. Ammâ ne kadar latîfe-âmiz kelimâtlar söylense şakadan hazz ederdi. Ammâ hâlâ zamânımızın a‘yân [u] kibârı ve vüzerâ ve mülûkları böyle hoş-âmede ve müdâhaneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları ecilden Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân'ı ilâ inkırâzı'd-devrân mü’ebbed ede, âmîn, yâ Mu‘în. Ammâ devlet [ü] dîn-i mübîni sıyânet eden kimesnelerden ba‘zı şu‘arâlar Sultân Ahmed Hân'a verdikleri kasîde-i belîğu'l-beyândır kim bu mahalle tahrîr olundu. Güfte-i Şeyhî Efendi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b–53a ·
metinde göster ·
… m Halil nehri kenarında vâki‘ olmağıla pâk u pâkîze serdâb-ı Bağdâd şekilli bir
sovuk
sulanmış şâhrâhın tarafeyninde ma’mûr u müzeyyen, mevsim-i gülde ve mevsim-i za …
Der-beyân-ı dekâkîn-i esvâk-ı sultânî : Cümle dört yüz dükkândır. Şehrine göre çârsû-yı bâzârı ma‘mûr u müzeyyen ü şirîn değildür. Lâkin yine cemî‘i zî-kıymet esbâbı bî-kıymet ü bî-minnet bulunur. Ammâ sarrâchânesi İbrâhîm Halil nehri kenarında vâki‘ olmağıla pâk u pâkîze serdâb-ı Bağdâd şekilli bir sovuk sulanmış şâhrâhın tarafeyninde ma’mûr u müzeyyen, mevsim-i gülde ve mevsim-i zanbak u gûnâ-gûn şükûfeler mevsiminde bu sûk-ı müferreci zeyn edüp âyende vü revendelerin dimâğları mu‘attar olur. Cemî‘i erbâb-ı ma‘ârifin ve nice bin âşıkânın mecmau'l-irfânı ve ârâmgâhları sarrâchâne-i üstâdândır. Ammâ bu şehrin iki bezzâzistânı var. Biri kâr-ı kadîm kârgîr kubbeli binâ-yı kavîdir. Ve biri, Tayyâroğlu Ahmed Paşa binâ etmişdir, serâpâ kârgîr toloz binâdır ve tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Üç aded demir kapuları var. Cemî‘i zî-kıymet la‘l u yâ‘kût ve zümürrüd ü elmas-ı bî-kıyas mevcuddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b ·
metinde göster ·
… dahi giden mesârifi Hudâ bilür. Hatta Fâtih-i Revân Murâd Hân bu hammâma girüp
sovuk
suları gülâb ve ıssı mâları âb-ı buhûr cereyân etmiş ve bir halvetde beş aded ç …
El-hâsıl bu hammâmın ve sarây-ı azîmin ve bâğ-ı İreminin vasfında lisân kâsırdır. Zîrâ bu merkûm ebniyye-i ibret-nümâların hurde-kârlık tasarruflarında ve letâfet ü zarâfet ve nezâfetinde asla misilleri yok vâcibü's-seyr bir hammâm-ı tarz-ı âhardır kim bu hakîr kırk bir sene seyâhatinde nazîrin görmemişdir. Üstâd-ı mühendis her kârında var kuvvetin bâzûya getirüp eyle san‘atlar icrâ etmişdir kim felek-i atlasda eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Ammâ bu hânedân-ı ibret-nümâya dahi giden mesârifi Hudâ bilür. Hatta Fâtih-i Revân Murâd Hân bu hammâma girüp sovuk suları gülâb ve ıssı mâları âb-ı buhûr cereyân etmiş ve bir halvetde beş aded çeşm-i siyâh geysûdâr pençe-i âfitâb dellâk gulâmları ve bir halvetde beş aded perî peyker ve melek manzar hüsn-i cemâlde bî-misâl bikr-i nâşüküfte duhter-i pâkîze-ahter dellâkeler Sultân Murâd Hân'a hizmet ederler. Murâd Hân mahzûz olup buyurmuşlar kim "Nolaydı bu hammâm benim dârü's-sa‘âdemde olaydı" demişler!. Hakkâ ki vâcibü's-seyr ibret-nümâ bir hammâm-ı dilküşâdır. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu hammâma girüp "Böyle hammâm rub‘-ı meskûnda görülmemişdir" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 230a ·
metinde göster ·
… u mezkûr ıssı suya muttasıl mâbeyni üç adım kadar ba‘îd bir kaya deliğinden bir
sovuk
su çıkar kim rûz-ı nevrûzda bir âdem ol suya el sokmağa iktidârı olmaz. Ta bu m …
Ayn-ı arslan: Bir kayayı selef üstâdları arslan gibi tasvîr edüp ol esedin ağzından ol âb gürleyüp bir havz-ı azîme rîzân olur. Ammâ el-ıyâzen-billah ol kadar ıssıdır kim havz içinde kazganda aş niçe kaynarsa bu ayn-ı humme eyle kaynar. Hatta bu hummelere gelen ehl-i teferrüc bu aynda koyun ve sığır kellesi ve paçaları haşlarlar, tâ bu mertebe ıssıdır. Ammâ hikmet-i Hudâ-yı azîm bu mezkûr ıssı suya muttasıl mâbeyni üç adım kadar ba‘îd bir kaya deliğinden bir sovuk su çıkar kim rûz-ı nevrûzda bir âdem ol suya el sokmağa iktidârı olmaz. Ta bu mertebe şiddet-i bürûdet üzredir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245b ·
metinde göster ·
… fırancıla çöreği ve yabluka derler elması ve emrûdu ve eriği gâyet çokdur, zîrâ
sovuk
vilâyet olmağile üzümü memdûh değildir. Limonu ve turuncu ve nârı ve zeytûnu as …
Memdûhâtından evvelâ beyâz ekmeği ve fırancıla çöreği ve yabluka derler elması ve emrûdu ve eriği gâyet çokdur, zîrâ sovuk vilâyet olmağile üzümü memdûh değildir. Limonu ve turuncu ve nârı ve zeytûnu aslâ olmaz ve yedi bin yerde çuka dezgâhlarında gûnâ-gûn Leh çukası ve şayak ve dimi çukası işlenir kim işleyenler cümle Yahûdîlerdir, zîrâ bu şehirde cufûddan çok bir kavm yokdur ve Ermeni 46a dahi yokdur, ammâ Cingâne ve Hırvat kavimleri yokdur, lâkin bâzergânlardan Laz kavmi ve Acem ve Fireng ve Macar ve gayrı milel-i kesîre çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45b–46a ·
metinde göster ·
… mâr bostânlardır. Kavunu ve karpuzu çok olup bâğları ve bâğçeleri yokdur, zîrâ "
Sovuk
cehennem bu diyârdadır" derler. Anıniçün bu çölistânlarda bir dikili ağaç olmad …
Ve bu kal‘anın maşrık tarafı bayırdır. Mağrib tarafı cümle sahrâdır. Handak kenârından taşrası bir top menzili ol sahrâ cümle amâr bostânlardır. Kavunu ve karpuzu çok olup bâğları ve bâğçeleri yokdur, zîrâ "Sovuk cehennem bu diyârdadır" derler. Anıniçün bu çölistânlarda bir dikili ağaç olmaduğundan efvâh-ı nâsda darb-ı mesel olup "Seni Özü kırında yitireyim" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55a ·
metinde göster ·
… 'da bir âdem bu bınarın içinden üç taş çıkarmağa tahammül edemez. Tâ bu mertebe
sovuk
sudur. Andan 6 sâ‘atde atlar ile kestaneli dağlar içre evc-i âsumâna urûc edere …
Menzil-i Süleymân Hân bınarı: Eyle yeh pâre bir kaynak-ı âb-ı hayâtdır kim mâh-ı Temmuz'da bir âdem bu bınarın içinden üç taş çıkarmağa tahammül edemez. Tâ bu mertebe sovuk sudur. Andan 6 sâ‘atde atlar ile kestaneli dağlar içre evc-i âsumâna urûc ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85a ·
metinde göster ·
Hakîr eyitdim: "Yuram ban hersek, bizim atlarımız bu
sovuk
yerde yaşamayup helâk olur ve bizim atlar ça(?) Hersek ve Taşlıca atlarıdır. Ey …
Hakîr eyitdim: "Yuram ban hersek, bizim atlarımız bu sovuk yerde yaşamayup helâk olur ve bizim atlar ça(?) Hersek ve Taşlıca atlarıdır. Eyle atlardan a‘lâ sizde çok iyi atlar gördüm. İşte ol atların yerine beş semmûr kürk defterinizden ziyâde gönderildi" dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b ·
metinde göster ·
… 'da bu uyûn-ı zülâllerden üç yudum huzûr ile mük. 137a içilmez. Tâ bu mertebe
sovuk
suları var kim iki âdem bir toklu kuzuyu yemeğe kâdir olur, bu serî‘u'l-hazm âb …
El-hâsıl derk-i esfel-vâr bir dâr-ı diyârdır. Ve havâsı dahi gâyet sakîldir. Ancak bu rabtanın şarkîsi tarafındaki kal‘a kayası dibinde niçe yüz yerden âb-ı hayât buz pâresi gibi suları cereyân edüp âsiyâb-ı mâları deverân etdirir mâ-i kevserlerdir kim mâh-ı Temmûz'da bu uyûn-ı zülâllerden üç yudum huzûr ile mük. 137a içilmez. Tâ bu mertebe sovuk suları var kim iki âdem bir toklu kuzuyu yemeğe kâdir olur, bu serî‘u'l-hazm âb-ı sâfî suları nûş etmeğile bu kasaba halkı ten-dürüstlerdir. Yohsa havâsı sakîldir, ammâ halkı gâyet halîm ve selîm ve oğuz ve garîb-dost ve sofra sâhibi âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 137b–137a ·
metinde göster ·
azâb-ı elîmi bir târîhinde çekilmemiş ve görülmemişdir. İnşâallâh dâr-ı âhiretd …
Bu menzilde ol gece çekilen sovuk azâb-ı elîmi bir târîhinde çekilmemiş ve görülmemişdir. İnşâallâh dâr-ı âhiretde ehl-i nîrâna böyle dipi boran azâbı olmaya, ammâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın hikmeti var, hikmet-i ezelîsinden su’âl olmayup Arapça dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138a ·
metinde göster ·
… uları kırmızı ardıç ağacı gerdeller ile suları taşıyup kurnalara korlar ve yine
sovuk
su dahi hâzır ederler.
Cümle beş aded hammâm-ı dil-sitândır. Lâkin hammâmları Rûm u Arab u Acem tarzı gibi değildir. Çâr köşe bir dîvâr içre cümle kubbeleri câmlardır. Ve bu kubbelere varınca hammâmın dörd yanından taş nerdübân ile kademe kademe kubbeye çıkarsın. Her kademe nerdübânları enlidir. Tab‘atine göre ne kadar ısıcak istersen ol kadar kubbeye çıkarsın. Gerçi kurnaları vardır, ammâ Rûm'un gibi muslukları yokdur. Hemân soba kazanlarının lüleli çeşmelerinden hammâmcılar ısıcak suları kırmızı ardıç ağacı gerdeller ile suları taşıyup kurnalara korlar ve yine sovuk su dahi hâzır ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
… birezin hammâmcılar demir kürekler ile kaldırup bir köşeye korlar, hemân hammâm
sovuk
olur. Eğer yine demir küreklerle ol taşları sobalar üzre korsa hammâm yine ıssı …
Ammâ germiyyet-i harâretini üstâd-ı selef eyle eylemiş kim bu hammâmların içinde dörd köşesinde dörd aded kubbe gibi câmlardan mebnî sobalar vardır, içinde alev ber-alev yanan âteşleri hammâm içinde yaykananlar görürler, anların altlarında menfezleri var, hammâmın altına sobalardan alev gidüp hamma ıssı olur. Ve mezkûr câm sobalar üzre iri iri kırmızı akîk-misâl taşlar vardır. Kaçan kim hammâm pek ıssı olsa bu kırmızı taşların birezin hammâmcılar demir kürekler ile kaldırup bir köşeye korlar, hemân hammâm sovuk olur. Eğer yine demir küreklerle ol taşları sobalar üzre korsa hammâm yine ıssı olur. Ve soba kazanları hammâm içinde mefret bakır kazganlardır kim çeşmeleri vardır. Hemân kuyulardan suyu çeküp kazganlara dökerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
… içinde giden 112b atların ve benî âdemlerin buhârlarında kan tere batup aslâ
sovuk
te’sîr etmez.
Ve eğer yay faslı ise askerden taşrası râhatdır, ammâ kış günlerinde ise bu asker içinde giden 112b atların ve benî âdemlerin buhârlarında kan tere batup aslâ sovuk te’sîr etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112a–112b ·
metinde göster ·
… kim mâh-ı Temmûz'da bir âdem üç yudum safâ-yı hâtırla nûş edemez. Tâ bu mertebe
sovuk
turna gözü-misâl berrâk ve rakîk mâ-i tâhirdir. Ve bunun emsâli niçe çeşmesârla …
Der-vasf-ı çeşmesâr-ı âb-ı revân: Cümle yetmiş aded uyûn-ı câriyeler var kim her biri birer gûne âb-ı nâb-ı âb-ı hayât mâ-i zülâlden nişân cûy-ı berrâklardır. Cümleden Sefer Gâzî sarâyı kurbunda Hân cenâb aynıdır kim mâh-ı Temmûz'da bir âdem üç yudum safâ-yı hâtırla nûş edemez. Tâ bu mertebe sovuk turna gözü-misâl berrâk ve rakîk mâ-i tâhirdir. Ve bunun emsâli niçe çeşmesârlar kayalardan tulû‘ etdiği bâhirdir. Ammâ şehr içre Ahmed Ağa çeşmesinin târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 126b ·
metinde göster ·
… Küçübek: Ubûr edüp karşu kenârında bir çemenzâr yerde meks etdik, ammâ ol gece
sovuk
azâb-ı elîmin çekdik, ammâ âteşler kenârında kebâblar çevirüp yine sehel zevk e …
Nehr-i Küçübek: Ubûr edüp karşu kenârında bir çemenzâr yerde meks etdik, ammâ ol gece sovuk azâb-ı elîmin çekdik, ammâ âteşler kenârında kebâblar çevirüp yine sehel zevk etdik. Bu nehir dahi kûh-ı Elburz'dan gelüp gider. Bu mahal dahi Tavustân hudûdudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 160a ·
metinde göster ·
… n lâşesin hâk-i mezellete atup geçdik, zîrâ bugünkü gün Çerkez'den perîşân olup
sovuk
cehennem azâbın çekerek giderken bir kimesnenin seyishânesi yıkılsa hüddâmları …
Öbür toykun ve iki sunkur kuşlarım sağ kalsın deyü ölen kuşun kündeleri ve cılkısın ayakları ve boğazından alup lâşeden (...) ve cığaların yolup gevdesin bırakdım, zîrâ bu hûş [u] tuyûr ve kedi ve köpek makûlelerine mezârsız derler, ya‘nî yere gömmezler. Anıniçün hakîr de bu toykunun lâşesin hâk-i mezellete atup geçdik, zîrâ bugünkü gün Çerkez'den perîşân olup sovuk cehennem azâbın çekerek giderken bir kimesnenin seyishânesi yıkılsa hüddâmları yükletmek ihtimâli olmayup geçüp giderlerdi. Netîce-i kelâm bu derd-i belâları niçe gün çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192a ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Eşkiloz: Bir ma‘mûr bâğlı ve bâğçeli ve bir âb-ı hayât kaynak
sovuk
sulu Urûm köyüdür. Andan şimâle bir sâ‘atde ma‘mûr limon turunçlu yerleri geçüp …
Menzil-i karye-i Eşkiloz: Bir ma‘mûr bâğlı ve bâğçeli ve bir âb-ı hayât kaynak sovuk sulu Urûm köyüdür. Andan şimâle bir sâ‘atde ma‘mûr limon turunçlu yerleri geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286a ·
metinde göster ·
… âmed topları Kandiye'yi şıpır şıpır döğer ve Kandiye'nin de topları erişir ammâ
sovuk
gelir, zîrâ bâlâya atılan top bî-fer gelir.
Bu inâdiyye'den Kasro kal‘ası bir sâ‘at yer olup ayak altında görünür. Tâ ol kadar kal‘a-i şâhîdir. Hattâ inâdiyye'nin serâmed topları Kandiye'yi şıpır şıpır döğer ve Kandiye'nin de topları erişir ammâ sovuk gelir, zîrâ bâlâya atılan top bî-fer gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287b ·
metinde göster ·
… halden bir âb-ı hayât dere akar. İsmine Rûm kefereleri Kıryo Nero derler, ya‘nî
sovuk
su demekdir tâ isfakiye dağlarından gelir.
Yüz pâre gemi alır ağzı garb tarafına nâzır limandır. Lâkin içinde tatlı suları yokdur. Taşrasında bir manastırı olup içinde iki yüz aded ruhbânları var. Deli Hüseyin Paşa evkâfı idi. Ref‘ olup Kisoma beğine hâss-ı hümâyûn tahrîr olunup Kisoma hudûdu bu mahalde tamâm oldu. Ve ol mahalden bir âb-ı hayât dere akar. İsmine Rûm kefereleri Kıryo Nero derler, ya‘nî sovuk su demekdir tâ isfakiye dağlarından gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 322a ·
metinde göster ·
su demekdir. Hakîkatü'l-hâl sularının sovukluğundan mâh-ı Temmûz'da huzûr ile b …
Lisân-ı 335b Rûm'da sovuk su demekdir. Hakîkatü'l-hâl sularının sovukluğundan mâh-ı Temmûz'da huzûr ile bir yudum içmek ve bir ân âdem elin su içinde tutmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 335a–335b ·
metinde göster ·
Kırya deresi: Vitiloz ile Kelefa köyleri arasında cereyân eder bir
sovuk
sudur ve gâyet sarp deredir. Yakın görünür ammâ aşağı nihâyetine bir sâ‘atde en …
Kırya deresi: Vitiloz ile Kelefa köyleri arasında cereyân eder bir sovuk sudur ve gâyet sarp deredir. Yakın görünür ammâ aşağı nihâyetine bir sâ‘atde enilir gâyet mahûf derk-i esfeldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 336a ·
metinde göster ·
Bınar nâm âb-ı nâbdan cereyân ederek azîm kehrîzler ile şehir içinde her cânibe …
Bu şehir içre yedi medrese ve bir dârü'l-hadîs ve bir dâr-ı kurrâ ve yigirmi üç mekteb-i sıbyân-ı ebcedhân ve niçe yüz uyûn-ı âb-ı hayvân vardır. Ve bu uyûn-ı câriyelerin menba‘ı şehrin cânib-i şarkîsinde Gördük hisâr nâm kal‘a dibinden Sovuk Bınar nâm âb-ı nâbdan cereyân ederek azîm kehrîzler ile şehir içinde her cânibe müstevlî olduğundan mâ‘adâ ba‘zı hânelerden tarîk-ı âmlar üzre ikişer üçer çeşmesârlar selsebîl-âsâ cereyân eder iki bin çeşme-i cân-fezâ vardır, deyü şehir halkı tefâhür kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y30b ·
metinde göster ·
Su" demek olur. Mühürdâr Paşa'nın sarây-ı İremezâtıdır. Meğer Mühürdâr Paşa tâ‘ …
Karye-i Kırye Nero: ya‘nî lisân-ı Yûnânda "Sovuk Su" demek olur. Mühürdâr Paşa'nın sarây-ı İremezâtıdır. Meğer Mühürdâr Paşa tâ‘ûndan firâr edüp bu çiftlikde karâr etmiş. Kendüye anda buluşup dest-bûs edüp Ak Mehemmed Paşa'nın mektûb-ı dürerbârını verüp mefhûmu ma‘lûmları olup hakîre hayli i‘zâz u ikrâm edüp kendülere yakın bir kasr-ı âlî döşeyüp cümle atlarımız hâs tavlasına bağlayup zevk [u] safâya ve seyr [ü] temâşâya şurû‘ eyledik. Ve kâmil iki hafta kendüleri ile hem-celîs ve hem-enîs olup gûnâ-gûn sohbet-i hâslar etdik kim ta‘bîr olunmaz. Meğer âlüfte ve âşüfte yârândan sebük-rûh sâhib-i tab‘ Bosnaviyyü'l-asl Sultân Murâd-ı Râbi‘in vezîr-i âzamı Receb Paşa'nın hemşîrezâdesi ve mühürdârlığı hidmetinde iştihâr bulup ibtidâ deryâ sancaklarından niçe menâsıb-ı âlîlere mutasarrıf olup deryâda dörd pâre kadırga ile sefer eşüp altmış târîhinde efendimiz kendüye Tunus eyâletin ihsân edüp mukarrer-nâmesin hakîr götürmüş idim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y53b ·
metinde göster ·
… ve biri dahi Aya Luna İşfalisko ve biri dahi dağda Aya Kıryo Nero derler ya‘nî
Sovuk
Su manastırı demekdir. Bu zikr olunan puthânelerin cemî‘i kâfiristândan nezerât …
Ve üç yerde kefere tîmârhâneleri var kim cemî‘i marîze ni‘metleri mebzûldür. Ve hukemâları hidmet ederler. Ve Urumların meşhûr deyrlerinden Aya Sidro ve biri dahi Aya Nagiri ve kızlar kilisesi Saya Fomo ve biri dahi Aya Luna İşfalisko ve biri dahi dağda Aya Kıryo Nero derler ya‘nî Sovuk Su manastırı demekdir. Bu zikr olunan puthânelerin cemî‘i kâfiristândan nezerâtları gelüp her deyr ve yerde niçe kerre yüz bin guruş mâlları vardır. Ve zu‘m-ı bâtıllarınca imâretleri ve dârü'ş-şifâları gâyet ma‘mûr ve cemî‘i milele ni‘metleri mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y60a ·
metinde göster ·
… rka nâzır Seki Çeşmesi kapusu ve yine şarka nâzır Şâm kapusu ve garba nâzır Kör
Sovuk
kapusu ve Hazret-i Mevlânâ vâlidesi türbesi dibinde Parmak kapu ve cenûba Topla …
Ve bu şehr-i azîmi ihâta eden taşra bârû kal‘ası üçüncü katıdır. Çepçevirme yedi bin adım kal‘a-i kebîrdir. Ve cümle yüz kırk kulledir. Ve cümle tokuz kapudur. Evvelâ Paşa câmi‘i kurbunda kıbleye nâzır Emildenli(?) kapusu ve şarka nâzır Seki Çeşmesi kapusu ve yine şarka nâzır Şâm kapusu ve garba nâzır Kör Sovuk kapusu ve Hazret-i Mevlânâ vâlidesi türbesi dibinde Parmak kapu ve cenûba Toplar kapusu ve kıbleye İmâret kapusu ve cenûba Emîr Ahmed kapusu ve kıbleye Tekye kapusu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y145a ·
metinde göster ·
… halde Akdeniz'e mahlût olur. Bu nehri atlar ile geçüp yaz u kış buz pâresi gibi
sovuk
olduğundan (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Andan yine refîkler alup cânib-i (---)(---) gezerler (---)(---)(---)(---) bu mahalde Akdeniz'e mahlût olur. Bu nehri atlar ile geçüp yaz u kış buz pâresi gibi sovuk olduğundan (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y151b ·
metinde göster ·
… rk iki mahalledir. Ve cümle dere ve depeler üzre bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı revân
sovuk
mâ-i zülâlli dîvânhâne-i âlîli sarây-ı âlîli on bir bin hânedir. Ve cümle topra …
Ve şehr-i Mar‘aş cümle kırk iki mahalledir. Ve cümle dere ve depeler üzre bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı revân sovuk mâ-i zülâlli dîvânhâne-i âlîli sarây-ı âlîli on bir bin hânedir. Ve cümle toprak ve kireç örtülü ve kâ[r]gîr dîvârlı ve câ-be-câ kerpiç dîvârlı evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y160a ·
metinde göster ·
… bunda Bahr-i Ebyaz'a munsabb olur. Ve başı yakın olmağile mâh-ı Temmûz'da gâyet
sovuk
bir âb-ı rakîk ve âb-ı nâbdır. Ammâ şitâda mülâyim olup safâ ile içilir.
Ve bu şehir içre cereyân eden nehir üzre iki kantara vardır. İkişer ayn cisr-i kavîlerdir. Altından cereyân eden nehre nehr-i Gumiyyaza ve nehr-i Isyân derler. Şehrin şimâlinden nîm sâ‘at ba‘îd Cebel-i Lübnân içinde cem‘ olup liman kurbunda Bahr-i Ebyaz'a munsabb olur. Ve başı yakın olmağile mâh-ı Temmûz'da gâyet sovuk bir âb-ı rakîk ve âb-ı nâbdır. Ammâ şitâda mülâyim olup safâ ile içilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y186b ·
metinde göster ·
… kt-i gurûba dek tilâvet olundukda hamd-i Hudâ bârân sâkin olup ol gece bir kuru
sovuk
oldu kim on bir âdem ve iki yüz deve ve katır ve at ve hımâr dondu. Ve cemî‘i t …
Ve bu mahalde yine bir rîh-i sarsar kopdu kim cümle hayme [vü] hargâhları Y 264b yerinden koparup pâre pâre etdi. Ne hâl ise paşaya bir gayri cerge kurdular. Hemân paşa cümle iç ağalarına ve huccâca En‘âm-ı şerîf ve ihlâs-ı şerîf ve salavât-ı şerîfe fermân edüp tâ vakt-i gurûba dek tilâvet olundukda hamd-i Hudâ bârân sâkin olup ol gece bir kuru sovuk oldu kim on bir âdem ve iki yüz deve ve katır ve at ve hımâr dondu. Ve cemî‘i tulumlarda sular yahpâre oldu. Ve Balka ve Mafrak gölleri ve Ka‘be çölleri dondu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a–Y264b ·
metinde göster ·
… up Erdel gazâsında küffâr bizi münhezim edüp piyâde firâr ederek arak-âlûd iken
sovuk
su içüp hafakân derdine mübtelâ olmuş idim. Hamd-i Hudâ bir kaç gün bu mâdan nû …
Bi’r-i Erîş: Bizzât Hazret-i Risâlet-penâh dest-i şerîfleri ile hafrine mübâşeret edüp cümle Sahâbe-i kirâmların i‘âneti ile bir çâh-ı mâ olmuşdur kim gûyâ âb-ı Zemzemdir. Ve her kimin bir emrâz-ı muhtelifesi olsa bu bi’r-i zülâlden kırk gün nûş eylese bi-emrillâh dürr-i beyz-âsâ olup ol zahmetden halâs olur. Hamd-i Hudâ girmek müyesser olup Erdel gazâsında küffâr bizi münhezim edüp piyâde firâr ederek arak-âlûd iken sovuk su içüp hafakân derdine mübtelâ olmuş idim. Hamd-i Hudâ bir kaç gün bu mâdan nûş edüp ve bir kaç kerre gusl edüp ol derdden halâs oldum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y301a ·
metinde göster ·
… iğinde hâlâ cümle benî âdem ıssı ta‘âmdan hazz ederler. Ammâ Nogay Tatarı kavmi
sovuk
lahşa şorbâsı yerler ve hâlâ bir gûne ta‘âm yerler, anıniçün ten tendürüstlerdi …
"Aş-ı baba çorbası yiyelim" der ve âdem çorbayı bişirüp sovuyunca karârı kalmayup ısıcak tenâvül etdiğinde hâlâ cümle benî âdem ıssı ta‘âmdan hazz ederler. Ammâ Nogay Tatarı kavmi sovuk lahşa şorbâsı yerler ve hâlâ bir gûne ta‘âm yerler, anıniçün ten tendürüstlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319b ·
metinde göster ·
… t verir, zîrâ yaylakdır ve gâyet şedîd rûzgârlar eser ve suları hamâsînde gâyet
sovuk
olur. Hattâ ba‘zı hasta ifâkat bulsun içün tebdîl-i mekân etdirüp yukaru kal‘ay …
Âb [u] havâ cihetinden yukaru iç kal‘anın havâsı âdeme hayât verir, zîrâ yaylakdır ve gâyet şedîd rûzgârlar eser ve suları hamâsînde gâyet sovuk olur. Hattâ ba‘zı hasta ifâkat bulsun içün tebdîl-i mekân etdirüp yukaru kal‘aya götürürler, bi-emrillâh birkaç günde sıhhat bulup halâs olur. Havâsının letâfetinden evlâdlarının gözleri mükehhal merâlî ve gazâlî gözlü olur. Ammâ aşağı Mısırlı gözleri cimloz ve koncoloz gözlü olur. Aceb hikmetullâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y86a ·
metinde göster ·