oldu revân / Mu‘cizât-ı Mustafâ'dan her zemân / Ol fezâ kim yoğidi anda bınar / …
Mâhasal ol su akup oldu revânMu‘cizât-ı Mustafâ'dan her zemânOl fezâ kim yoğidi anda bınarOlmamışdı bâğ u bostân sebzezârHer kuyudan içilirdi sularıHem su içün var idi kaygularıGördüler kim akdı nehr -ibî-girânDediler cümle olalım müslümân 17bEhl-i İslâm oldular cümle temâmMu‘cizât-ı Mustafâ'dan hâs u âmGördüler bu nehr-i cârî bâ sebâtBir sudur kim mislidir Nîl ü Furât
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a–17b ·
metinde göster ·
Hikmet-i garîbe vü acîbe: Bu şehrin ortasından bir küçük
su akup
nehr-i Drin'e karışır bir berrâk sudur. İsmine Voda-Sirib derler bir mel‘ûn sud …
Hikmet-i garîbe vü acîbe: Bu şehrin ortasından bir küçük su akup nehr-i Drin'e karışır bir berrâk sudur. İsmine Voda-Sirib derler bir mel‘ûn sudur, zîrâ gümüş ma‘denlerinden tulû‘ eder. Bu şehir halkı bu sudan nûş etmek ile ekseriyyâ bu şehir halkının boğazlarında yumru yumru kuşka ta‘bîr ederler bir marîzdir ol emrâz-ı muhtelife hâsıl olur. Gâyet ma‘yûblu ricâl [ve] nisvânları vardır ve cümle halkı Boşnak poturlarıdır ve re‘âyâları Sırf ve Bulkardır, ammâ garîb-dostlardır. 128a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b–128a ·
metinde göster ·
… mâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı
su akup
sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ …
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı sun‘-ı Hudâ: Bu köyde bir şekl-i acîbe vü garîbe mûhiş bir çehre-i acûbe kefere gördüm. Cümle a‘zâsı yerinde, ammâ başı tahta gibi yassı, ammâ burnundan ensesine doğru yassı. Ve bir kulağı ve bir gözü ve bir kaşı tahtanın bir tarafında ve öbür kulağı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları iki tarafda fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı su akup sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ ol kadar latîf ve mükehhal kirpikli nergis gözleri var kim gören hayrân kalır. Ve kaşları ağzındaki bıyıklarına karışmış, gûyâ kaşı bir bıyık gibi dahi halk olmuş. Lâkin sakalı yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk elli kadar kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp giden kefereler buna me’kûlât [ü] meşrûbâtıdan her şey getirirler, ammâ ekseriyyâ buğday ve arpa ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp arı gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne yatamaz. Aceb hikmetdir. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·