… ek harâb [ü] yebâb edüp asker-i İslâm ganîmet ederlerdi. Altı ay bu minvâl üzre
subh
[u] şâm Şâm-ı cennet-meşâm askeri küffâr-ı bed-girdâr [u] murdâr ile ceng-i kav …
Muhâsara-i sânî: Kal‘a-i Kostantıniyye Hicret-i Fahr-i âlem'in elli ikinci senesinde alemdâr-ı Resûlullâh olan Ebâ Eyyûb-ı Ensârî aleyhi rahmeti'l-Bârî hazretleri ve Hazret-i Abdullâh ibn Abbâs ve Abdullâh bin Zeyd hazretleri ve niçe bin Sahâbe-i kirâm ile elli bin şecî‘ ü dilîr asker-i İslâm iki yüz pâre zevraka süvâr olup Mesleme hazretleri dahi akîb-i askerden imdâdâ gelüp cümle asker eyyâm-ı muvâfık ile yine Rodos'a varup anda muhâfazada olan asâkir-i İslâm'a zahîre ve imdâd koyup İslâmbol'un Yedikulle tarafında keştîleri limana koyup cânib-i berden kal‘ayı muhâsaraya meşgûl olup yine keştîler cânib-i erba‘ayı nehb ü gâret ederek harâb [ü] yebâb edüp asker-i İslâm ganîmet ederlerdi. Altı ay bu minvâl üzre subh [u] şâm Şâm-ı cennet-meşâm askeri küffâr-ı bed-girdâr [u] murdâr ile ceng-i kavî eyleyüp hikmet-i Hudâ cümle cüyûş-ı muvahhidîn gülbâng-i Muhammedî'ye rehâ buldurup yürüyüş ederken serdâr-ı zafer-şi‘âr olan Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri zemberek sehm-i kazâsına uğrayup şehîd oldu. Ammâ kavl-i sahîh maraz-ı ishâlden merhûm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 20a ·
metinde göster ·
… ğu mertebe sarıca arı gibi kal‘a dîvârına sarılup bism-i İlâh ile metrise girüp
subh
[u] mesâ cenge sa‘y-i belîğ ve ihtimâm-ı tâm etdiler.
Beri tarafdan asker-i İslâm--gayyûr gayrete gelüp ceng [ü] cidâle âheng edüp kal‘a üzre hücûm edüp her tarafdan mümkün olduğu mertebe sarıca arı gibi kal‘a dîvârına sarılup bism-i İlâh ile metrise girüp subh [u] mesâ cenge sa‘y-i belîğ ve ihtimâm-ı tâm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
… lar endâht olunup yedi koldan balyemez toplar ile kal‘a-i Rûm'a rahneler açılup
subh
u mesâ hücûmlar olup içeriden taşra, taşradan içre yürüyüşler ve şebhûnlar olup …
Mâh-ı Safer'de gerüden asker-i İslâm hayme ve hargâh ve bâr [u] büngâhları ve cebehâne ve balyemez topları ile deryâ-misâl asker gelüp tarfetü'l-ayn içre hâzır metrislere girilüp şeb [u] rûz amân vermeyüp lağımlar endâht olunup yedi koldan balyemez toplar ile kal‘a-i Rûm'a rahneler açılup subh u mesâ hücûmlar olup içeriden taşra, taşradan içre yürüyüşler ve şebhûnlar olup husrevâne ceng [ü] cidâller olunup içeriden tâ’ife-i sekbân-ı sek-pây birer ikişer taşra firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 64b ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb [u] câvidân: Bu diyârda bâd-ı nesîm-i
subh
esüp cümle halkına hayât-ı câvidân verir. Anınçün bu diyârda aslâ ısıtma olmaz …
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb [u] câvidân: Bu diyârda bâd-ı nesîm-i subh esüp cümle halkına hayât-ı câvidân verir. Anınçün bu diyârda aslâ ısıtma olmaz ve ricâl makûlesi ol kadar müsinn [ü] şeyh-ışâbb olur kim kuvvet ve kudreti gitmiş ve hey‘eti yitmiş ve ömr-i girân-mâyesi yüz yetmişe yetmiş mu‘ammer olup yine akl-ı Aristo efkâr-ı mâ‘ânî ve tîz-fehm olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300a ·
metinde göster ·
… hazz etmeyüp taşra otâkda imâmet edüp hakîr iç imâmeti ve iç mü’ezzinliği edüp
subh
[u] mesâ hakîri cenbinden bir ân münfek etmeyüp bir Gürcî kölesi ve bir raht [u …
Evvelâ sahrâ-yı Üsküdar'da hayme ve hargâhımız ve on bir huddâmımızla meks edüp mühimmât [u] levâzımât görürken şeb [u] rûz Murtazâ Paşa efendimizle sohbet-i hâs edüp ekseriyyâ bu hakîr imâmetin ederdik. Zîrâ imâmı Şâm Arabı olmağıla andan hazz etmeyüp taşra otâkda imâmet edüp hakîr iç imâmeti ve iç mü’ezzinliği edüp subh [u] mesâ hakîri cenbinden bir ân münfek etmeyüp bir Gürcî kölesi ve bir raht [u] bahtıyla sîm zeynli küheylân at ve iki katır ve yüz altun ve kırk ekmek ve kendü ta‘âmlarından beher yevm merreteyn ta‘âm-ı nefîs etdi. Bir sahiyyü'l-vücûd, sâhib-i hısâli'l-mahmûd kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b ·
metinde göster ·
… ste ve haremin vasatında bir havz-ı azîm ile müzeyyen bî-kusûr hân-ı azîmdir ve
subh
[u] mesâ cemî‘i müsâfirîne her ocak başına birer bakır sini ile beşer tas lahm …
Şâm hâkinde sene (---) târîhinde Mehemmed Hân vezîrlerinden Fâtih-i Yemen Sinân Paşa evkâfıdır. Bir çöl [ü] çölistân içre kal‘a-misâl toplu ve tüfenkli bir hân-ı azîmdir. Üç yüz asker ile mütevellîsi hâkimdir. Yetmiş pâre kasaba-misâl evkâf kurâları vardır. Bu hâna on bin âdem atiyle deve katar-ı mehâriyle gelüp meks etseler yine bir cânibi hâlî kalır, tâ bu mertebe hâyrât-ı azîmdir. Gûnâ-gûn kâ‘alar ve müte‘addid hücreler ve mastabalar ve beş bin at alır ıstablı ve başka develiği ve başka harem odaları ve imâreti ve kilârı ve furûnu ve müferrâh hammâmı ve kırk aded dükkânları ve başka mütevellî sarâyı ve paşalar içün başka sarâylı bir hân-ı azîmdir kim cümle âsâr-ı binâsı kârgîr kıbâblar ile inşâ olunmuştur. Cümle rûy-ı dîvâr silâh asacak demir çengeller ile ârâste ve cümle atları kayd-bend edecek hadîd halkalar ile pîrâste ve haremin vasatında bir havz-ı azîm ile müzeyyen bî-kusûr hân-ı azîmdir ve subh [u] mesâ cemî‘i müsâfirîne her ocak başına birer bakır sini ile beşer tas lahm pâreleriyle buğday çorbası ve âdem başına birer nân ve her ocağa birer şem‘-i revgan ma‘a şem‘dân hüddâmlar getirirler ve her gice cemî‘i müsafirînin atlarına ve deve ve katırlarına birer alîk yem mukarrerdir. Murtezâ Paşa efendimize mütevellî Kâsım Ağazâde Mustafâ Çelebi bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim ta‘bîr olunmaz tâ bu mertebe bir hân-ı kadîm ve hayrât-ı azîmdir kim Arab u Acem'de Katîfe Hânı meşhûr-ı âfâkdır. Andan yine cânib-i kıbleye 6 sâ‘atde, 28b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28a–28b ·
metinde göster ·
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Hızır aleyhi's-selâm: Muhakkak Sâm b. Nûh Nebî evlâdındandır. İskender-i Zülkarneyn'in askerî tâ’ifesinden olup zulümâta bile gidüp âb-ı hayât ana müyesser olup hâlâ hayâtdadır. Ammâ bir rivâyetde Hazret-i Risâlet-penâh buyurmuşlar kim "Eğer Hızır sağ olsa bize buluşurdu" demiş deyü efvâh-ı nâsda şâyi‘-i lisândır. Amâ hayâtda olduğu ve Hazret-i Mûsâ ile Mısır'dan İskenderiyye ve Reşîd ve Dimyât'da Merece'l-bahreyn nâm mahallerde refîk olduğuna sûre-i (---) âyet-i şerîf ile delîl-i kat‘îler vardır. Âyet, Sûre-i Rahmân Arapça ve sûre-i (---) âyet: Arapça(---)(---)(---) ve niçe âyetler dahi vardır. Ba‘zılar peygamber-i mürseldir demişler. Ba‘zılar İskender ve Lokmân ve Habîb-i Neccâr'ın (---)(---) nübüvvetinde ihtilâf edüp ilm-i akâyide müte‘allık Yekûlü'l-abdü fî yedi'l-emâlî, bi-tevhîd ve nazmı dâllâlî" risâlesi 36a manzûmunda (---) oldukların mufassal tahrîr etmişdir. Ammâ bi-emrillah hayâtda olduklarına şübhe yokdur. Zîrâ seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve gâziyân [u] mücâhidîn-i kerrâr olan kimesnelerin niçesi râst gelmişlerdir. Hâlâ Hazret-i Hızır ile İlyâs Nebî haydırlar ve birbirleriyle refîklerdir. Lâkin Hazret-i Hızır deryâ hizmetine me’mûrdur. Hazret-i İlyâs kara hizmetine me’murlardır. Lâkin yine şeb [u] rûz her ân zâhiren ve bâtınen birbirleriyle müşerref olurlar. Ve ricâlü'l-gayb ve nücebâ ve nukebâ ve evtâd ve nukebâ ve büdelâ ve (---)(---)(---) Hızır-İlyâs'ın emrine me’mûrlardır. Subh [u] mesâ birbirlerinden müfârakatları yokdur. Hazret-i Hızır, Hazret-i Nûh ile gemide bile idi kim Hazret-i Nûh du‘âsı berekâtiyle zinde olup ol zamandan berü deryâda gezer ve Hızır ismiyle müsemmâ olduğunun vech-i tesmiyyesi oldur kim Birberistân'da basduğu yerde yeşil ot bitdiğiyçün lisân-ı Arab'da Hızır dediler. Ahzar, yeşil demekdir. Tahfîf-i kelâm edüp elifin hazf edüp Hızır derler. Himmeti hâzır ola. Bir acâyib ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35b–36a ·
metinde göster ·
… fzûnî Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa bu şehre hâkim idi. Sarâyında mihmân olup
subh
u mesâ kendüsiyle hüsn-i ülfet ederdik. Bir gün Hazret-i Halîlü'r-rahmân evkâfı …
Ve mine'l-bedâyi‘-i âsâr-ı te’sîrü'z-zulm: Menâkıb-ı azîmdir kim vâkıf-ı esrârız, bu hakîr elli altı târîhinde âlem-i seyâhâtde bu şehr-i himâye-i Halîlü'r-rahmân Urfa'ya geldiğimizde Tarabefzûnî Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa bu şehre hâkim idi. Sarâyında mihmân olup subh u mesâ kendüsiyle hüsn-i ülfet ederdik. Bir gün Hazret-i Halîlü'r-rahmân evkâfın teftîş ve tefahhus etmek cür’et edüp halka sûret-i hâkdan görünüp niçe yerlerin ta‘mîr u termîm eder şeklinde celb-i mâl tahsîline düşdü. Ol gice vâkı‘asına bir pîr girüp gâyet kaddi âlî elinde bir asâsı var, dilinde "yâ Kahhâr" ismiyle zikrullah ederek gelüp paşanın pîş-tahtası üzre pençe buyurdusunu alup elindeki asâ ile paşayı döğe döğe tamâm edüp "Benim evkâfıma niçün vaz‘-ı yed etmek istersin?" derken hemân Bâkî Paşa cân havliyle hâbdan bîdâr olup evkâf-ı Halîlullâh'ı yoklamadan fârig olup ale's-sabâh aklı başından gitmiş. Bu vâkı‘ayı imâmına ve hakîre ta‘bîr etdirdikde "Hayr ola sultânım. Fukarâ-yı Halîl'e sadaka ve kurbânlar gönderüp rûhlar içün hatm-ı şerîfler tilâvet etdirin" dedim. Hakîkatü'l-hâl paşa eylece edüp âsitânesine yüz sürüp her şeyden tâ’ib u tâhir oldu. İmdi şehr-i Urfa himâye-i Halîlullâh'da böyle bir nazargâh-ı Halîl'dir. Cümle şehir halkı Halîl-sıfat mahbûbü'l-kulûb mü’min u muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at müttakî âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57a ·
metinde göster ·
… e ve her ocağa birer şem‘-i revgan ve her esb-i hüssân başına birer yem verilüp
subh
u mesâ ni‘meti mebzûldur. Eğer müslim ve eğer gayr-ı müslim ve leyle-i cum‘ada …
Bunlardan mâ‘adâ mahalle mesâcidleridir. Bir medrese ve bir imâreti var, mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl ganî vü fakîre, cüvân u pîre merreteyn cemî‘i âyende vü revendegâna birer sahan çobra ve birer nân-pâre ve her ocağa birer şem‘-i revgan ve her esb-i hüssân başına birer yem verilüp subh u mesâ ni‘meti mebzûldur. Eğer müslim ve eğer gayr-ı müslim ve leyle-i cum‘ada birer sini pilav ve yahni ve zerde ve çobrası dâ’imdir. İnkırâzu'd-devrân dâyim ola, âmîn yâ Mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
u mesâ ni‘metleri mebzûldur. El-kıssa ulu âsitâne-i Âl-i Abâdır. Andan yine cân …
Der-sitâyiş-i tekye-i Mustafâ Baba Sultân: Tekye-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâk tekye-i gınâdır. Bir yirden aslâ avâ’id [ü] fevâ’idleri ve çift ve çubukları yokdur. Yüz elli kadar pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden fakr [u] fâka erenleri, dervîş-i dil-rîşânları vardır. Tahtânî bir vâsi‘ meydânı vardır. Şiddet-i şitâda araba ile meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp alev ber alev yakup cümle âşıkân cânib-i erba‘asında cân sohbeti edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘ıyesine müdâvemet ederler. Hikmet-i Hudâ bu cânların bir yirden cihet-i ma‘îşetleri yok iken her tarafdan nezerâtları gelüp kût edinirler. Pîr-i pîşvâ azîzin kabr-i şerîfi etrâfında ol kadar musanna‘ şeb-çerâğ u kanâdiller ve şem‘dânlar ve alem ü tabl [u] kudûmler ile müzeyyen bir âsitânedir. Şeb [u] rûz matbahında ni‘meti tabh olup âyende vü revende müsâfirîne subh u mesâ ni‘metleri mebzûldur. El-kıssa ulu âsitâne-i Âl-i Abâdır. Andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
… ârsû içinde bir türbe-i mahsûsda medfûndur. Bu hakîm konağı civârında {olmağıla
subh
u mesâ ubûr ederken birer Fâtiha tilâvet edüp her leyle-i cum‘ada birer şem‘-i …
Ve Dersiâm Göncüzâde Ahmed Efendi, eş-Şeyh Muhammed Buhârî, tarîk-i Nakşîbendî'de ulu sultândır. Bu Silistre şehrinde tarh-ı ikâmet ederken bin senesinde merhûm olup çârsû içinde bir türbe-i mahsûsda medfûndur. Bu hakîm konağı civârında {olmağıla subh u mesâ ubûr ederken birer Fâtiha tilâvet edüp her leyle-i cum‘ada birer şem‘-i asel ile türbesin rûşen ederdim. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Hatta Dersiâm Göncüzâde bunlardan irşâd olup ulemâ-yı mütebahhirînden serçeşme-i ulemâ olmuşdur}. 122a Bin altmış iki Rebîülevvelinde Vezîria‘zam Siyâvuş Paşa sadâretden gazab ile ma‘zûl olup sadâret-i uzmâ Koca Gürcî Mehemmed Paşa'ya sadaka olunup üçüncü gün efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya Silistre'de dergâh-ı âlî kapucubaşılarından Berberbaşı Bayrâm Ağa ile emr-i pâdişâhîler ve hatt-ı şerîf-i sa‘âdet-makrûn gelüp dîvânda kırâ’at olunca Melek Ahmed Paşa efendimiz sem‘an ve tâ‘a deyüp tuğların ve otak-ı nüh-takların Çayır mahallesinde namâzgâha çıkardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b–122a ·
metinde göster ·
… ayne'l-fi‘li olmağıla kavm-i eşirrâ Çıtakları olur. Ammâ müsâfirîne ni‘metleri
subh
u mesâ mebzûldür. Bir hâneden müsâfirîn gidince ale'l-akîb kırk elli atlı dahi …
Menzil-i karye-i Güğümlü: Hakkâ ki erik kadar güğümü olur. Yüz hâneli ve câmi‘li Müselmân köyüdür ve ze‘âmetdir. Ammâ Dobruca içi olmağıla gâyet susuz yerdir. Seksener kulaç çâh-ı mâlardan atlar ile su çıkarırlar. Bu dahi garîb temâşâdır. Bu mahaller Dobruca diyârının tâ ayne'l-fi‘li olmağıla kavm-i eşirrâ Çıtakları olur. Ammâ müsâfirîne ni‘metleri subh u mesâ mebzûldür. Bir hâneden müsâfirîn gidince ale'l-akîb kırk elli atlı dahi gelir bâbları meftûhdur. Müsâfire aslâ yok yokdur. Zîrâ gâyet ganîmet dâr-ı diyârdır. Müsâfire ri‘âyetleri sebebiyle Cenâb-ı Bârî berekât-ı Halîl verüp bir kile tohumları elli altmış ve yetmiş kile verir. Zîrâ zü‘amâya öşr-i sultânî vermede aslâ inâd ve muhâlefet etmezler. Ammâ Dobrucalı deyü sehl mezmûm ü müttehemlerdir kim şâhseven deyü iftirâ ederler. Hâşâ sümme hâşâ şehi sevmezler ammâ pâdişâhlar pâdişâhı ve Habîb Muhammedü'l-Mustafâ'yı dürüst severler bir alay pâk-i‘tikâd sulehâ-yı ümmetden müsâfire katlanan âlüfte ü âşüfte, hoş-sohbet âdemlerdir kim bu gûne elfâz-ı ıstılâhât [u] ibâretleri vardır kim mahalle münâsib olmağıla ba‘zı kelimâtları bu mahalle tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
… mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl cemî‘i züvvâra ve cümle âyende vü revendegâna
subh
u şâm çobrası mebzûldür. Hakkâ ki sâhibü'l-hayrât Çelebi ibn Çelebi Sultân Mehe …
Ziyâret-i Meyyitoğlu Mehemmed Beğ: Ulu âsitânedir. Cümle binâsı Çelebi Sultân Mehemmed hayrâtıdır kim merkad-i pür-envârı üzre bir kubbe-i âlî ve câmi‘i ve bir dârü'l-it‘âm-ı imâreti pür-me‘âli var kim mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl cemî‘i züvvâra ve cümle âyende vü revendegâna subh u şâm çobrası mebzûldür. Hakkâ ki sâhibü'l-hayrât Çelebi ibn Çelebi Sultân Mehemmed Hân imiş. Hâlâ evkâfnâmesinde tahrîr olunan üzre bu Çelebi Mehemmed Hân'ın feth-i fütûh etdüğü memâlik-i mahrûselerde beş yüz altmış hayrât [u] hasenât hutbesi tilâvet olunur. Sâ’ir hayrâtları ana göre kıyâs oluna. Ammâ pederleri Yıldırım Bâyezîd Hân'ın bir kırk aded hutbesi kırâ’at olunur. Zîrâ fütûhâtı hadden birûn u kıyâsdan efzûndur. Ammâ ibtidâ Mekke, Medine fukarâsına oğlu Çelebi Mehemmed Hân on iki bin altun surre ve atıyye gazâ mâlından göndermişdir. Gayri selâtîn gönderme 132a miş idi. Bu Zağra Yenicesi'nde dahi bir hayrâtı su arkıdır kim Filibe sahrâsına doğru cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 131b–132a ·
metinde göster ·
Monla Efendi câmi‘i: Banabaşı nâm mahall-i izdihâmda olmak ile
subh
u mesâ cemâ‘atdan hâlî değildir. Çâr-kûşe divâr üzre bir kubbe-i âlîdir, ammâ h …
Monla Efendi câmi‘i: Banabaşı nâm mahall-i izdihâmda olmak ile subh u mesâ cemâ‘atdan hâlî değildir. Çâr-kûşe divâr üzre bir kubbe-i âlîdir, ammâ hayli büyük câmi‘dir, ve cümle kurşum örtülüdür. Kibâr-ı evliyâullahdan bir vâ‘izi var. Bunun dahi minâresi gâyet musanna‘dır kim Sofya şehri içre bî-bedeldir. 139b Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 139a–139b ·
metinde göster ·
Menâkıb-ı münâsib: Dahi Edirne şehri dest-i küffâr-ı hâksârda iken Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî Bursa şehrinde bir alay kibâr-ı evliyâullah ile müşâvere ederken esnâ-yı kelâmda buyururlar kim "İdrivne şehrin üç ejdehâ-yı nehr-i azîm derâğûş edüp belde-i İdrivne'yi helâk etmek isterler. Âhir gark-ı âb ederler. Ammâ seyecî sene 762 târîhînde dest-i Âl-i Osmân'a girüp zamîme-i dâr-ı İslâm olacakdır. Ayâ bizden Edirne'ye kim gider kim onda âmâde olup üç su bir olup tuğyân ile geldiklerinde du‘â edüp ol du‘â sebebiyle sular teskin ola?. Ba‘de'l-feth İdrivne şehrinde âsitâne-i azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer nutk-ı dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Bektâş-ı Velî Sultân "Hak mübârek eyleye!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zil ve nefîr ü sadem ve seccâde ve hırka ve peşmine-i adem [ü] sofra ve gülbank ü bî‘at-ı perem ve kırk halîfe-i sâhib-kerem verüp Sefer Şâh Sultân'ı Rûm ereni olmağa lâyık erzânî görüp huzzâr-ı meclisde gülbang-ı Muhammedî çekilüp Hazret-i Pîr'den Sefer Şâh me’zûn olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i erre ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar engüşt ber-dehan edüp âlem-i hayretde kalırlar. Sefer Şâh Sultân bu hâl ile tevhîd-i sultânî ederek Hıdırlık nâm mevzi‘de karâr edüp subh [u] mesâ tevhîd [u] tezkîr edüp bâb-ı tevekkülde Kâf-ı kanâ‘at ile fakr [u] fâka çille-i merdânın çekmeğe müdâvemet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… ağıla haremi yokdur. Ve çârsû-yı bâzâr içinde vâkı‘ olmağıla cemâ‘at-ı kesîresi
subh
ve mesâ firâvândır. (---)(---) Bir minâresi Üçşerîfelidir. Ve şehr-i Edirne'de …
Andan taşra tarîk-i âm olmağıla haremi yokdur. Ve çârsû-yı bâzâr içinde vâkı‘ olmağıla cemâ‘at-ı kesîresi subh ve mesâ firâvândır. (---)(---) Bir minâresi Üçşerîfelidir. Ve şehr-i Edirne'de bundan ulu rûhâniyyetli câmi‘-i kadîm yokdur. Gerçi bundan evvel Mihal cisri başında Yıldırım Hân câmi‘i vardır ammâ Timur-i bî-nûr hâdisesinde Yıldırım Hân merhûm olup bu Edirne'deki câmi‘i nâ-tamâm kaldıkda onu da bu Çelebi Sultân Mehemmed itmâm edüp savâbın babası Yıldırım Hân rûhuna hîbe etmişdir. Anınçün bu Ulucâmi‘ mukaddem yazıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151b ·
metinde göster ·
… rü'l-it‘âm-ı dârü'z-ziyâfe imâreti vardır, hâlâ ilâ hâze'l-ân cemî‘i müsafirîne
subh
u mesâ ol matbah-ı Keykâvûs'dan her ocak başına birer bakır sini ile birer sahu …
Bu târîh câmi‘in şâhrâh üzre harem kapusunun atebesi üzre vâki‘ olmuşdur}. Ve bu câmi‘ hâricinde yüz yigirmi ocaklı, enderûn [u] bîrûnlu ve sahrâ-misâl vâsi‘ haremli ve müte‘addid harem kâ‘alı ve ıstabl-ı anterli bir hân-ı azîmdir kim beş bin at ve katır ve deve alır kârbânsarây âyende vü revendeye mihmânsarây-ı hâne-i bî-minnetdir. Ve bu şâhrâhın yemîn ü yesârında kâmil üç yüz aded kârgîr kemer binâ dekâkînlerdir kim cümle zî-kıymet eşyâlar anda mevcûddur. Ve bu sûk-ı sultânî içre bir hammâm-ı ibret-nümâsı vardır. Kapusundan câmekânına altı kademe taş nerdübân ile urûc olunur, câmekân-ı kebîrli ve müte‘addid halvetli âb u hevâsı ü binâsı hûb ve dellâkları mahbûb bir hammâm-ı mergûbdur. Ve tekyesi ve medresesi ma‘mûrdur. Ve bir dârü'l-it‘âm-ı dârü'z-ziyâfe imâreti vardır, hâlâ ilâ hâze'l-ân cemî‘i müsafirîne subh u mesâ ol matbah-ı Keykâvûs'dan her ocak başına birer bakır sini ile birer sahun pilav yahni mahlût ve bir tas çobra ve beş nân ve şem‘-i revgan ve bir şem‘dân verüp cemî‘i Müslim ü gebr ü tersâya mâh [u] sâl nimetleri mebzûldür. Ve her hayvân başına birer tobra yem dâ’imdir. Bu hizmetlere cânib-i vakfdan nâzırı dâ’imdir.Bu hânın muslukları ve câmi‘in âbdest muslukları dahi vakt-i şitâda ıssı sudur. Ve'l-hâsıl eyle hayrât-ı kavîdir kim ebniye-i ulyâları serâpâ rasâs-ı hâs-ı nilgûn ile mestûr bir hayrât-ı ma‘mûrdur. Şehrin Burgaz tarafı râhında şehrin hâric-i nehr-i (---) deresi üzre olan cisr-i musanna‘ bu hayrâtdandır. Ve niçe kahhâvî ve sâ’ir hâne ve hânedânlar dahi bu hayrâtdandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169b ·
metinde göster ·
… âğın mu‘attar eder. Ammâ kurşumlu değildir. Lâkin cemâ‘at-i kesîresi vardır kim
subh
u mesâ cemâ‘atden hâlî değildir.
Ve İpariyye câmi‘i: Bir ankâ Çîn bâzergânı binâ edüp der-i dîvârı kirecine yetmiş yük misk-i Hoten mahlût edüp bu câmi‘i binâ etdiğiyçün İparî ya‘nî miskli câmi‘i demek olur. Hakkâ ki bir nemnâk havâda dîvârların şemm etsen müşg râyihası âdemün dimâğın mu‘attar eder. Ammâ kurşumlu değildir. Lâkin cemâ‘at-i kesîresi vardır kim subh u mesâ cemâ‘atden hâlî değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
u mesâ Hüseyin-i Baykara meclisleri ederdik. Bir gün hân esnâ-yı kelâmda eydür: …
Biz Hân ile Bitlîs'e avdet edüp hakîre gılmân-ı hâssa içre kendü hücrelerinde bir savma‘a düzüp şeb [u] rûz kendüleriyle cân sohbetleri edüp subh u mesâ Hüseyin-i Baykara meclisleri ederdik. Bir gün hân esnâ-yı kelâmda eydür: "Evliyâ'm görürsün, sizin paşa bize deve kinli olduğun bildirüp Rahova'da hayme içinde sûret-i Hak'dan görünüp nasîhat yüzünden bize otuz yıllık mâddeleri yüzümüze urdu. Bu sizin paşadan ihtirâz üzre olmalıdır. Ammâ olmaya, illâ hayr!" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236a ·
metinde göster ·
… kim Cenâb-ı Allah sizin üzerinize ve şehriniz üzre cennetden bir kapu açdı kim
subh
u mesâ size ve hayvânlarınıza ve türâb-ı pâkinize ve cümle mevtânıza ol rahmet …
Ba‘dehû Bağdâd'da Tâk-i Kisrâ münhedim olup Urfa'da âteşgede-i Nemrûd sönüp niçe bin alâmetler zuhûr edüp Hazret-i Resûl vücûda geldiği gice cümle kavm-i Ubbâdân tecdîd-i îmân etdiler. Anınıçün bu kavme kavm-i Ubbâdân deyü tesmiye olunmuşdur. Ba‘dehû Hazret-i Resûl'e kırk yaşında nübüvvet geldikde bu kavim cümle Hazret'e varup tecdîd-i İslâm etdiklerinde Hazret buyurdular kim "Yâ kavm-i ibâdullah-i âbidân-ı Ubbâdân! Size müjde olsun kim Cenâb-ı Allah sizin üzerinize ve şehriniz üzre cennetden bir kapu açdı kim subh u mesâ size ve hayvânlarınıza ve türâb-ı pâkinize ve cümle mevtânıza ol rahmet kapusundan rahmet saçılup yetmiş aded âfât-ı semâvî ve âfât-ı arızîden halâs oldunuz." deyü bu kavm-i Ubbâdân'a tebşîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363b ·
metinde göster ·
… şağı atdılar. Pâre pâre olup kimisi bî-cân oldular, ammâ kal‘anın her tarafında
subh
[u] mesâ böyle ceng-i azîm olurdu.
"Bire kâfir, neylersin" deyü bedenler üzre seğirdüp Yûsuf Kethüdâ elindeki bayrağın harbesiyle Cebeci Alî nâm mürtedin böğrüne bir harbe nice sokduysa harbe öbür tarafından güzer edüp Cebeci Alî'ye cümle guzât kılıç üşürüp pâre pâre edüp beyâz bayrağile lâşe-i murdârın aşağıdaki kâfirler üstüne endâht etdiler. Ve aşağı küffâr üzre iki yüz kumbara atdılar ve cümle küffârı târumâr etdiler. Andan cümle guzât Allâh Allâh deyüp su kullesin alan kâfirler üzre gitdiler. Ol ân anda bir ceng-i azîm olup tarfetü'l-ayn içre beş yüz aded kâfirler katl olup cânları nîrâna gitdiler. Niçe yüz aded kâfirler dahi şemşîr-i Âl-i Osmân şa‘şa‘asından kulle üzre karârları kalmayup kendülerin kullelerden aşağı atdılar. Pâre pâre olup kimisi bî-cân oldular, ammâ kal‘anın her tarafında subh [u] mesâ böyle ceng-i azîm olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b ·
metinde göster ·
… ehîd mücâhid fî sebîlillâhdır kim ikisi de hâlâ erbâb-ı hâcâta ziyâretgâhdır ve
subh
u mesâ âyende vü revendegâna matbah-ı Keykâvûslarında bay u gedâya ni‘metleri f …
Ve bu gâzînin yanında ziyâret-i (---)(---)(---) ser-i sa‘âdetinde Bektaşî külâhı üzre turna telleri ile müzeyyen bir sa‘îd ü şehîd mücâhid fî sebîlillâhdır kim ikisi de hâlâ erbâb-ı hâcâta ziyâretgâhdır ve subh u mesâ âyende vü revendegâna matbah-ı Keykâvûslarında bay u gedâya ni‘metleri firâvân bir imâret-i müsâfirândır. Andan yine cânib-i garba (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 97b ·
metinde göster ·
Sene 958 târîhinde asr-ı Süleymân Hân'da Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa fethidir. Ba‘dehû küffâr istîlâ edüp Sokollu Mehemmed Paşa fethidir. Ba‘dehû mürûr-ı eyyâm ile harâb u yebâb olup sene (---) târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşa Yanova kal‘asın feth etdikde müceddeden bu kal‘ayı amâr edüp dizdâr ve elli aded nefer ve cebehâne koyup bir câmi‘ ve bir hân-ı azîm ve tevhâne ve mütevellîhâneler ve mekteb ve tekye ve bir imâret-i dârü'z-ziyâfe inşâ edüp cemî‘i âyende vü revendeye ni‘met-i nefîse-i bî-imtinânı subh u mesâ bay u gedâya mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120a ·
metinde göster ·
… lı yorgan ve paçavralar ile çırâğânlar edüp şeb-i muzlimi gûyâ rûz-ı rûşen edüp
subh
u mesâ bâtıl dînlerinin gayretine ol kadar cür’et edüp savaş-ı perhâş ederdi ki …
Yine ol gece küffâr münhedim olan yerleri şarampav ve direkler ile ıskara çatup rıhtım dolma ile amâr ederdi ve her şeb küffâr-ı dûzah-karâr-ı muhîl [ü] şeytanatkâr kal‘anın beş aded tabyaları üzre neft ve katrânlı yorgan ve paçavralar ile çırâğânlar edüp şeb-i muzlimi gûyâ rûz-ı rûşen edüp subh u mesâ bâtıl dînlerinin gayretine ol kadar cür’et edüp savaş-ı perhâş ederdi kim bir kal‘ada böyle ceng-âşûb olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b ·
metinde göster ·
… üzeyyen içre yatup bu kadar ruhbân huddâmları var ve bu kadar evkâfları var kim
subh
u mesâ bu kadar yüz kefere ve müslimler gelüp mihmân olur giderler, ammâ bu biz …
Hakîr eyitdim: "Sultânım bu pâdişâhı şehîd eden menkûs kâfir ise karşu dağda bir manastır içinde cevâhir kandiller ile misk ü amber-i hâm râyihalarıyla mu‘attar bir kubbe-i müzeyyen içre yatup bu kadar ruhbân huddâmları var ve bu kadar evkâfları var kim subh u mesâ bu kadar yüz kefere ve müslimler gelüp mihmân olur giderler, ammâ bu bizim gâzî pâdişâhımızın ne türbedârı ve ne evkâfı olmadığından cemî‘i küffâr gelüp ihâneten tağavvut ederler. Gerekdir kim cemî‘i etrâf kurâlar kefereleri gelüp yine anlar bu kubbeyi tathîr edüp amâr edesiz. Ve İzevçan hâssından bir yük akçe ile amâr edüp etrâfın kal‘a-misâl dîvâr çeküp bir türbedâr ehl [ü] ıyâliyle ta‘[y]în edesiz" dediğimde, âhâlî-yi vilâyete iki kîse guruş verüp cümle kurâ keferelerine kubbeyi tathîr edüp bir haftada etrâf-ı kubbeye bir yüksek dîvâr çeküp bir âlî kapu etdi kim atlılar girmeye ve beş yüz meyve dırahtı diküp bir âb-ı hayât kuyu hafr edüp ehl [ü] ıyâliyle bir türbedâr ta‘[y]în eyledi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 168b ·
metinde göster ·
… ve mücâvirînlerdir kim cemî‘i âyende vü revende ve ulemâ ve fukarâ-yı mesâkîne
subh
u şâm ale'd-devâm sofra-i bî-imtinânları bay u gedâya mebzûllerdir. Cümleden Ya …
Alâmet-i me’kel-i dâr-ı it‘âm-ı imârât: Cümle dokuz aded me’kel-i dârü'z-ziyâfe-i müsâfirîn ve mücâvirînlerdir kim cemî‘i âyende vü revende ve ulemâ ve fukarâ-yı mesâkîne subh u şâm ale'd-devâm sofra-i bî-imtinânları bay u gedâya mebzûllerdir. Cümleden Yahyâ Paşa imâreti ve Hünkâr imâreti ve Koca Mustafâ Paşa imâreti ve İshâk Beğ imâreti ve oğlu İsâ Beğ imâretleri dâ’imâ cârî ni‘met-i firâvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 171b ·
metinde göster ·
Ve cümle bir aded imâret-i dâ[r]ü'z-ziyâfe-i dârü'l-it‘âmı var kim
subh
u mesâ cemî‘i âyende vü revendegân müsâfirîn ve pîr [ü] cüvâna birer tas çobra …
Ve cümle bir aded imâret-i dâ[r]ü'z-ziyâfe-i dârü'l-it‘âmı var kim subh u mesâ cemî‘i âyende vü revendegân müsâfirîn ve pîr [ü] cüvâna birer tas çobra ve bir nân-pâre mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl bay u gedâya ve fukarâ-yı mesâkîne her bâr gendüm çorbası ve leyle-i Cum‘ada pirinç pilâvı ve zerdesi ve yahnisi mebzûldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 56b ·
metinde göster ·
… drese-i Murâd Paşa, bunlar meşhûr dârü't-tedrîs-i âlimânlardır kim cevâmi‘lerde
subh
u mesâ ilm-i hadîs ve ilm-i fıkıh ve ferâiz görülür, ammâ mahsûs binâ-yı azîm d …
Ve cümle 60a beş aded med[re]se-i müfessirândır. Medrese-i Gâzî Bâyezîd Beğ, medrese-i Bayram Beğ, medrese-i Murâd Paşa, bunlar meşhûr dârü't-tedrîs-i âlimânlardır kim cevâmi‘lerde subh u mesâ ilm-i hadîs ve ilm-i fıkıh ve ferâiz görülür, ammâ mahsûs binâ-yı azîm dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59b–60a ·
metinde göster ·
… lerimizde bir merd-i âferîde baş gösterüp kâfirden bir baş almağa kâdir olmayup
subh
u mesâ mesâfe-i ba‘îdeden tüfengleşirlerdi, zîrâ ıhrâk olan varoşlardan içeri k …
Ammâ ceng-i azîmin kesret ü vefreti ve şiddeti vezîria‘zam kolunda handakın yeri yüzünde Yassı Tabya nâm bir mel‘ûn-ı benâmda beş bin kadar küffâr-ı dûzah-karâr kapanup neberd-i azîm ol tabyada idi, zîrâ bu tabya-i mel‘ûn handak hâricinde bir alçak yerde olup sarp Macar tüfenglileri olmağile bizim meterislerimizde bir merd-i âferîde baş gösterüp kâfirden bir baş almağa kâdir olmayup subh u mesâ mesâfe-i ba‘îdeden tüfengleşirlerdi, zîrâ ıhrâk olan varoşlardan içeri kal‘anın handak ve kenârları ve bu mezkûr Yassı Tabya başka kal‘a-misâl handakları etrâfı çet-a-çet beşer ve altışar kat kalın direklerden parmaklık sık ormanlık gibi kat-ender-kat şarampavlar edüp bu kadar bin küffâr bu parmaklıkların ardlarında meterislenüp leyle'l-işâ ceng [ü] cidâl olup dahi bir şarampav dîvârı alınmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110a ·
metinde göster ·
… ed dârü'z-ziyâfe-i pîr [u] cüvândır. Evvelâ yukaru Şeyh Hasan Efendi tekyesinin
subh
u mesâ bay u gedâya ni‘meti mebzûldur. Ve aşağıda Koca Mûsâ Paşa hânı yanında i …
Der-imâret-i dârü'l-it‘âm-ı fakîrân-ı garîbân: Cümle iki aded dârü'z-ziyâfe-i pîr [u] cüvândır. Evvelâ yukaru Şeyh Hasan Efendi tekyesinin subh u mesâ bay u gedâya ni‘meti mebzûldur. Ve aşağıda Koca Mûsâ Paşa hânı yanında imâretinin ni‘meti mâh u sâl bi'l-guduvvi [ve]'l-âsâl ni‘meti dâ'imdir. 141b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 141a–141b ·
metinde göster ·
… larıyla âğâze-i dâstân ederek ve hoş-elhânlar ile âğâze-i ilm-i mûsikârî ederek
subh
u mesâ taraf taraf Hüseyn Baykara meclisleri olur.
Ve niçe bin murgân-ı hoş-âvâz tuyûrun asvât-ı hazînleri ehl-i teferrücün rûhlarına cân bağışlar. Ve niçe yerde uyûn-ı câriyeler üzre kebâb dollâbları deverân ederek âdem yapışmadan kebâblar Mevlevî-vâr semâ‘ ederek pişüp tenâvül olunur. Ve her köşesinde niçe bin âşıkân-ı sâdıkân muhibbân [u] dostânlarıyla âğâze-i dâstân ederek ve hoş-elhânlar ile âğâze-i ilm-i mûsikârî ederek subh u mesâ taraf taraf Hüseyn Baykara meclisleri olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 145b ·
metinde göster ·
… îrâ kal‘a-i Kanije kâfire kâfir dahi yedi kraldan Kanije'ye toplar urulduğundan
subh
u mesâ tarafından topların sadâsı kesilmezdi.
Ve yine Kanije tarafından küt-â-küt topların sadâsı ale't-tevâlî gelirdi. Şeb [ü] rûz arası kesilmezdi, zîrâ kal‘a-i Kanije kâfire kâfir dahi yedi kraldan Kanije'ye toplar urulduğundan subh u mesâ tarafından topların sadâsı kesilmezdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 178a ·
metinde göster ·
… çengâller ile handaka çekerlerdi ve kellelerin tîğ-ı âteş-tâb ile keserlerdi ve
subh
u mesâ gûnâ-gûn (gûnâ-gûn) ceng-i azîmler olurdu.
Âhirü'l-emr cebehâneden cümle guzâta uçları çengâlli harbalar tevzî‘ edüp küffârları tabyalardan ve sâ’ir yerlerden çengâller ile handaka çekerlerdi ve kellelerin tîğ-ı âteş-tâb ile keserlerdi ve subh u mesâ gûnâ-gûn (gûnâ-gûn) ceng-i azîmler olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187b ·
metinde göster ·
… p yeniçeri ağası olan Yahyâ Ağa şeb [ü] rûz mest-i müdâm olup cemî‘i asker dahi
subh
u mesâ mest evgâr-ı bîkâr olduklarından kal‘a gözedilmez olup ba‘dehu bu esnâda …
Ba‘dehu 3 sene kal‘a-i Yanık dest-i İslâmda durup Yanık vâlîsi Mahmûd Paşa halîm ü selîm ve hümec âdem olup yeniçeri ağası olan Yahyâ Ağa şeb [ü] rûz mest-i müdâm olup cemî‘i asker dahi subh u mesâ mest evgâr-ı bîkâr olduklarından kal‘a gözedilmez olup ba‘dehu bu esnâda Hâdım Hasan Paşa Der-i devletde sadrıa‘zam olup birkaç günden zorbalar Hasan Paşa'yı katl e[t]dirüp Cerrâh Mehemmed Paşa sadrıa‘zam olup Devlet-i Âl-i Osmân helc [ü] melc olduğundan kal‘a-i Yanığ'a ne hazîne ve ne zahîre gönderilmediğinden Yanık'da asker az kalup bir kaht [u] galâ dahi müstevlî olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47a ·
metinde göster ·
… mâd Efendi tekyesi: Bu dahi bir ulu âsitâne-i dervîş-i dil-rîşândır. Bunun dahi
subh
u mesâ imâret-i dâru'z-ziyâfesinden bay u gedâ-yı pîr [ü] cüvâna ni‘meti mebzûl …
Andan Dâmâd Efendi tekyesi: Bu dahi bir ulu âsitâne-i dervîş-i dil-rîşândır. Bunun dahi subh u mesâ imâret-i dâru'z-ziyâfesinden bay u gedâ-yı pîr [ü] cüvâna ni‘meti mebzûldur. Ammâ bunda olan zikrullâh tevhîd-i erre bir tekyede olmaz, zîrâ Dâmâd Efendi hazretler[i] bir pîşvâ-yı reh-nümâ-yı Âl-i Abâ'dır kim rûhâniyyetlerinden cemî‘i âşıkân-ı sâdıkânlar sermest olup aşk-ı İlâhî ile kendülerden geçerler, bir gûne tekye-i mehîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 140b ·
metinde göster ·
… an'a sihhat ü selâmetle dâhil olup meşakkat-i râh mihnetleri cümle ferâmûş edüp
subh
u mesâ hâne be-hâne sohbet-i hâslar edüp Hakk'a ibâdet ederdik.
Hulâsa-i kelâm bu seyâhatimizde Bahr-i Harez sâhilinde Maskov'un Terek kal‘asından tâ bu Balu Hân'a, Ejderhân'a, Alatır'a, Kazan'a, Sarây'a, Mujikkirmân'a ve nehr-i Edil kenârında ve nehr-i Cayık sâhilinde ve Türk Or'u kenârında ve'l-hâsıl gayri yerlerde Maskov'un yüz otuz altı pâre kal‘a-i azîmlerin seyr [ü] temâşâ edüp nehr-i Ten kenârına gelüp tâ kal‘a-i Azağ'a gelince nehr-i Ten'in yemîn [ü] yesârında olan cümle (---) aded nâmdâr kal‘aları hasırdan yelkenli kızak gemileriyle buz deryâsı üzre tâ Azağ'a gelüp andan Heyhât sahrâsı içre erba‘în ve zemherîr geçirüp şeb [ü] rûz niçe bin âlâm-ı şedâ’idi ve niçe yüz bin meşakkat-i râh-ı hemrâhı ol şiddet-i şitâda çeküp vilâyet-i Çerkezistân'a düşüp niçe bin derd-i serencâm çeküp hamd-i Hudâ bir gün Cenâb-ı Allâh bu abd-i ez‘afı'l-ibâda bir âh-ı ciğer-sûz çekdirmeyüp ve bir ân müşevveşü'l-hâl etmeyüp ten-dürüstî diyâr-ı İslâm'a bu kal‘a-i Taman'a sihhat ü selâmetle dâhil olup meşakkat-i râh mihnetleri cümle ferâmûş edüp subh u mesâ hâne be-hâne sohbet-i hâslar edüp Hakk'a ibâdet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194a ·
metinde göster ·
[u] mesâ gûnâ-gûn ni‘met-i nefîsesi hâss u âmma mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâ …
Der-imâret-i dâru'l-ıt‘âm-ı garîbân: Cümle iki aded me’kel-i imâret-i fukarâdır. Cümleden Gâzi Evrenos imâretinin subh [u] mesâ gûnâ-gûn ni‘met-i nefîsesi hâss u âmma mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl üç âdeme ve beş âdeme birer sini ta‘âm dâ’imdir. Ve her müsâfirînin atlarının başlarına birer alîf cânib-i vakfdan mütevellî verir, gâyet ma‘mûr evkâf-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 209a ·
metinde göster ·
… îbân: Cem‘ası on altı aded yerde kurşum örtülü imâretleri var kim yedi adedinin
subh
[u] mesâ matbah-ı Keykâvus'unda ni‘met-i uzmâsı tabh olup cemî‘i bay u gedâ-yı …
Der-imârât-i dâru'z-ziyâfe-i me’kel-hâne-i fakîrân [u] garîbân: Cem‘ası on altı aded yerde kurşum örtülü imâretleri var kim yedi adedinin subh [u] mesâ matbah-ı Keykâvus'unda ni‘met-i uzmâsı tabh olup cemî‘i bay u gedâ-yı pîr [ü] muğâna ve Kıptî vü fakîrâna birer tâs çobra ve birer nân ile bezl-i ıt‘âm ederler. Cümleden (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)228b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 228a–228b ·
metinde göster ·
… ne'l-fi‘linde olmak ile İslâmbol'un Rüstem Paşası ve Sultân Bâyezîd câmi‘i gibi
subh
u mesâ cemâ‘at-i kesîreden hâlî değil bir müferrih ve dilküşâ kurşum örtülü câm …
Andan Bayrak câmi‘i: Her vakitde muvakkıtı sâ‘at gözedüp ezân mahalli oldukda minârenin tâ zirve-i a‘lâ-yı alemine bir çam sırığı üzre bayrakını ipler ile çeküp cümle mü’ezzinânlar ol alem bayrağı görüp her cevâmi‘ ve mesâcidlerde ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunur. Anıniçün bu câmi‘e Bayrak câmi‘i derler. Hakkâ ki bu bayrak alâmeti ve muvakkıtı aceb hayrât-ı azîmdir. Ve bu câmi‘ tâ çârsû-yı bâzârın ayne'l-fi‘linde olmak ile İslâmbol'un Rüstem Paşası ve Sultân Bâyezîd câmi‘i gibi subh u mesâ cemâ‘at-i kesîreden hâlî değil bir müferrih ve dilküşâ kurşum örtülü câmi‘-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 236a ·
metinde göster ·
… ti ve Velî Paşa câmi‘i imâretlerinin ni‘metleri bay u gedâ-yı pîr [ü] cüvânlara
subh
[u] mesâ birer tâs çobraları mebzûldür.
Der-imâret-i dâru'l-ıt‘âm-ı âyende vü revendegân: Barısı üç adeç me’kelhâne-i imâretdir. Evvelâ Deli Hüseyin Paşa câmi‘i imâreti ve Tekye kapusunda Vâlide câmi‘i imâreti ve Velî Paşa câmi‘i imâretlerinin ni‘metleri bay u gedâ-yı pîr [ü] cüvânlara subh [u] mesâ birer tâs çobraları mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286b ·
metinde göster ·
… lmeğe başlanup üç bin aded ser-rîhtegân dergâh-ı âlî hüddâmları olup Ferhâd-vâr
subh
[u] mesâ çalışırlar.
Bu inâdiyye kal‘asından şimâl cânibine bin adım yokuş aşağı gidüp bâ-fermân-ı Sadrıa‘zam Köpürlüzâde Fâzıl Ahmed Paşa bâ-müsâ‘ade-i Ankebût Ahmed Paşa bir tophâne kârhânesi binâ etmişlerdir kim vasfında zebânlar kâsır ve kilk-i cevâhir-nisârlar kâsirdir. Kırkar vukıyye gülle atar seksener ve yüzer kantâr toplar dökülmeğe başlanup üç bin aded ser-rîhtegân dergâh-ı âlî hüddâmları olup Ferhâd-vâr subh [u] mesâ çalışırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287b ·
metinde göster ·
… gül-i gülistân ve âb-ı revânlı bâğ-ı Merâm-misâl bir mesîregâh etmişler. Hemîşe
subh
u şâm bay [u] gedâya it‘âm-ı 288a âm edüp erenlere hidmet ederler.
Tekye-i Horasânoğlu: Gâzî sa‘îd ü şehîd Deli Hüseyin Paşa'nın hayrâtı olup âsitâne-i Hacı Bektaş-ı Velî olup seksen aded pâ-bürehne ve ser-bürehne abdâlân-ı fakr [u] fâka sâhibi kerem kânları olup cümlesinin tek [ü] pûy-ı himmetleriyle bu cây-ı hurrem-âbâdı bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân ve âb-ı revânlı bâğ-ı Merâm-misâl bir mesîregâh etmişler. Hemîşe subh u şâm bay [u] gedâya it‘âm-ı 288a âm edüp erenlere hidmet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287b–288a ·
metinde göster ·
… Paşa sekiz bin askeriyle meterise girmiş idi, ammâ gâyet muhâlif ve muhâtaralı
subh
u mesâ ceng-âşûb yeri bir berzahdır.
Der-eyâlet-i Şâm kolu: Mezkûr Rûmeli askerinin alt yanında şimâl tarafında tâ kal‘anın Panıgrad kapusu önü tarafında Çufud tabyası önünde Şâm vezîri Defterdâr İbrâhîm Paşa sekiz bin askeriyle meterise girmiş idi, ammâ gâyet muhâlif ve muhâtaralı subh u mesâ ceng-âşûb yeri bir berzahdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290b ·
metinde göster ·
… kanı değil âdem cânı ırmak gibi akdı. Hakkâ ki Kandiye imiş kim Kanlı tabyadan
subh
[u] mesâ tarafeynden benî âdem kanları revâne olurdu.
Hâsıl-ı kelâm kal‘a-i Kandiye hâki kan ile tahmîr olup âdem kanı değil âdem cânı ırmak gibi akdı. Hakkâ ki Kandiye imiş kim Kanlı tabyadan subh [u] mesâ tarafeynden benî âdem kanları revâne olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292a ·
metinde göster ·