… içe yüz pâk çeşmelerden su getirüp nûş edüp safâ ederler. El-hâsıl Bursa demek,
sudan
ibâret bir kelâmdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Cümleden âb-ı hayât-ı Bunarbaşı'dır kim Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde niçe yerde kayalardan pâk sâfî ve beyâz ve rakîk âb-ı nâb çıkup şehr-i Bursa'ya müstevlî olur. Ve Sünderlibaşı ve Çatalkaynakbaşı ve Kepizbaşı ve Naşideresibaşı ve Sobranbaşı ve Ardıçlıbaşı ve Harsudbaşı ve Billur Kaynağı ve Samanlı Kaynak, Yıldırım Hân Keşiş Dağı'nda bir ayn vardır, cereyân edüp gâyib olur, andan saman döküp bu mahalden saman zâhir olduğiçün Samanlı Kaynak derler. Andan Şeker Kaynağı ve Selâm Kayası Kaynağı ve Kral Kaynağı ve Murâd Dede Kaynağı, ve'l-hâsıl on yedi aded kaynağ-ı azîmler vardır kim mâh-ı Temmûz'da bunların birine benî Âdem elin sokup üç taş çıkarmağa kâdir değildir, tâ bu mertebe mâ-i bâridlerdir. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup zâlim suyolcuları giceyle su yollarına at fışkısı döküp rahnedâr olan yerleri fışkı ile kapanup su cereyân eder. Ammâ elbette suların lezzeti ve levni müteğayyir olur. Ammâ rûz-ı rûşende fışkı dökmek ihtimâlleri yokdur kim hâkim haklarından gelir. Ammâ sâhib-i tab‘ olan kimesneler mezkûr on yedi kaynaklardan ve niçe yüz pâk çeşmelerden su getirüp nûş edüp safâ ederler. El-hâsıl Bursa demek, sudan ibâret bir kelâmdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 226b ·
metinde göster ·
… hâl ile vücûdın haberdâr edüp muğla (?) içmiş olur. Andan üç gün dahi üç nevbet
sudan
içüp tuzsuz piliç maslûkası suyu içe. Tamâm on beş amel etdikden sonra fevkânî …
Evsâf-ı şurût-ı mâ-i İçme : Evvelâ üç gün aslâ tuzlu ve zîrûh kısmı yimeyüp perhîz ide. Dördüncü gün sabâh ve ahşam birer fincân su içe ama kendüyi ısıcak duta. Üç gün bu hâl ile vücûdın haberdâr edüp muğla (?) içmiş olur. Andan üç gün dahi üç nevbet sudan içüp tuzsuz piliç maslûkası suyu içe. Tamâm on beş amel etdikden sonra fevkânî ve tahtânî fâ’ideleri müşâhede olunup limon sulu ekşi çorba nûş edüp amelin kat‘ eder. Niçe fâ’ideleri ma‘lûm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 242b ·
metinde göster ·
… kara kara yanup söner. Kıza ma‘lûm olur kim ol suda hâssa vardır deyüp her gün
sudan
nûş edüp suya girüp kırk günde vücûdu dürr-i beyza döner. Babası Yanko'dan âdem …
Sebeb-i binâ-yı germ-âb : Yanko kızı Aline nâm zimmiyye maraz-ı cerebe mübtelâ olup kaş ve kirpik dökülüp çâr-darb mutarraş ışığa dönüp cüzzâm ve miskîn olur. Âhir cemî‘î hukemâ-yı kudemâ bu duhtere ilâc etmede âciz olup âhir tebdîl-i hevâ içün ol kızı İslâmbol'dan bu dağlara bırağırlar. Ol kız dahi bu kûh-i bülendler içre serserî gezerken bu ılıca suyuna râst gelüp andan nûş eder. Bir kaç günde cerebleri kara kara yanup söner. Kıza ma‘lûm olur kim ol suda hâssa vardır deyüp her gün sudan nûş edüp suya girüp kırk günde vücûdu dürr-i beyza döner. Babası Yanko'dan âdemler gelüp kızı bu hâlde görünce İslâmbol'da Yanko'ya müjde edüp kızı görmeğe bu cây-ı şifâya gelüp kızını gördükde hamd-i Hudâ edüp bu germ-âb üzre altı aded kubbe-i azîmler binâ edüp niçe âsâr-ı hayrâtlar inşa eder. Hâlâ iki kubbesi zâhirdir. Bir kubbe içre bir havz-ı azîmi vardır. Suyu gâyet ıssıdır. Ammâ mâ-i bârid halt edüp mu‘tedil olur. Gâyet nâfi‘ ılıcadır. Her sene kiraz mevsiminde bu dağlar benî Âdem ile bu ılıcalar hâtırıyçün ma‘mûr olur. Safâgâh mahaldir. 244b Bunda kâmil bir hafta zevk u sefâ edüp yine arabalara süvâr olup 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a–244b ·
metinde göster ·
… veş / Dolup cümle su Harkila Ovası / Su içre kaldı evlerin binâsı / Kaçup halkı
sudan
hep dağa çıkdı / Ki tufân-veş olup dünya su akdı / Kral yanına geldi cümle âdem …
Beni bir kerre nûş eden ricâleŞefâ‘at ile yalvar Zü'l-celâleBu şevk ile tamâm etdi figânıHemân alçaklara oldu revânıOlup cârî fiğânı zârı gûyâOvalar oldu gûyâ misl-i deryâTahassun etmeğe hâk-i gubârıGetürüp yapdılar sedd ile yârıGeçüp yazıyı da deryâ-yı Nîl-veşİdüp cûş [u] hurûşu akdı seyl-veşDolup cümle su Harkila OvasıSu içre kaldı evlerin binâsıKaçup halkı sudan hep dağa çıkdıKi tufân-veş olup dünya su akdıKral yanına geldi cümle âdemDediler nolıser bu hâl-i âlem
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b ·
metinde göster ·
… tâ’ife-i Yahûd'dan İzâ’îl nâm bir Yahûdî bir su dollâbı yapup âmâde eder, ammâ
sudan
bir katre nâm [u] nişân yok idi. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöl …
İbtidâ bu nehrin sebeb-i tulû‘ı bi-kavl-i müverrihîn sâhib-i Tuhfe oldur kim Hazret-i Risâlet-penâh asrında Hamâ şehri gâyet susuz olup tâ’ife-i Yahûd'dan İzâ’îl nâm bir Yahûdî bir su dollâbı yapup âmâde eder, ammâ sudan bir katre nâm [u] nişân yok idi. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöller içre cereyân etdirüp imâr etsem gerek" der idi. Âhir Mısır'a varup şehr-i Mansûre dibinde Nîl'den dörd şişe su alup bir efsûn-ı ibret-füsûn okuyup "Azm-i râh-ı Hamâ deyüp gitdikçe nehr-i Nîl'in bir fırkası hemân bu Yahûdî'nin ardı sıra yeri yarup tâ Menzile şehrine gelüp andan Yafa şehri hâmûnu içre gelürken ol fezâda bilâd-ı Askalân'dan Cezîre-i Kıbrıs'a varılır deryâ içre bir incecik yol var idi, cemî‘i kârbân halkı şehr-i Askalân ve Arz-ı Hâsân ve şehr-i Arîş ve şehr-i Taberistân ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Kefirnâhûn'dan ya‘nî Sıfıt şehrinden cümle tüccâr-ı berr [u] bihâr bu yol ile cezîre-i Kıbrıs'a giderlerdi. Ol mahalde sihr ile nehr-i Nîl bu Menzile şehrinden geçerken {ol sehhâr şîşenin birin yere uruncu bi-emrillah yerden Nîl kaynayup bir buhayre-i azîm olup} Kıbrıs yolun gark edüp Arîş ve Gazze ve Askalân ve Yafa ve Teyme kal‘ası şehirlerine varınca hâlâ başka bir buhayre-i azîmdir. Şâm'dan Mısır'a giderken Arîş tarafların geçerken bu buhayre nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23b ·
metinde göster ·
… etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu
sudan
nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başı …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
Bi-kavli hukemâ: Bu ayn-ı zülâlin ecelden gayriye yetmiş gûne hâsiyyetin tahrîr etmişler. Beher sene niçe bin âdem girüp gasl etdükde vücûdun cemî‘i ilelden halâs olmuş bulup bir gûne ten-perver olur kim vücûdın kelpedân ve cımbıstıra ile çekseler bir pâre lahmı kopmaya. Niçe müverrihler "Hazret-i Hızır her bâr bu sudan nûş eder!" derler. Hattâ bu abd-i hakîr şifâ niyyetine girüp gasl etdükde bilâ-rikâb ata süvâr etmeğe başlayup ol mertebe zinde ve tendürüst oldum ki değme fetâlar pençemi çeviremez oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43b ·
metinde göster ·
… marazına mübtelâ olanlara bu haceru'l-Yahûd gülâb ile bileğiye sürüp ezilir. Ol
sudan
aç karnına bir mesâne zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılu …
Karye-i Mağâr: Sıfet hâkinde yüz hâneli Timâni köyüdür. Bu mahallerde bir kayalı derelerde Benî İsrâ‘îl şehirlerinden şehr-i Hayyân nâm bir şehir var imiş. Lâkin cümle mağârlarda sâkinlermiş kim kat-ender-kat mağâra-i azîmlerdir. Hak Te‘âlâ bu kavme azâb edüp cümle arpa ve buğday ve pirinçleri ve zeytûnları cümle taş olmuşdur. Ol derenin içi mâl-â-mâl hurda taş pirinçdir, hacerü'r-revz derler. Hukemâlar ishâl olmuş kimesne ma‘cûnuna idhâl edüp zahîr marazından bile halâs olur. Ve taş olan zeytûnlarına zeytûnu'l-Yahûd ve haceru'l-Yahûd derler. Aynı zeytûn cirminde ve şeklinde bir sengîn taşdır. Mesâne marazına mübtelâ olanlara bu haceru'l-Yahûd gülâb ile bileğiye sürüp ezilir. Ol sudan aç karnına bir mesâne zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılup râhat ile tebevvül eyleye. Ammâ çok isti‘mâl ederse sidiğin dutamaz olup selisü'l-bevle mübtelâ olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu haceru'l-Yahûd'u Rûm'a, Arab ve Acem'e ve diyâr-i Hindistân'a götürür başka tüccârları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a ·
metinde göster ·
… taşlar döşenmişdir. Bu taşlar içre bir küçük ırmacık dahi vardır. Kenarında bu
sudan
âlî yekpâre taşdan bir hum-ı Husrevânî vardır. İçi leb-ber-leb mâ-i zülâldir. B …
Bu Gazze kurbunda Üpele nâm bir mahalde bir vâdî-i sağîre vardır. Bu sahrâda beş aded uyûn-ı câriyeler vardır. Anlara Ayn-i Seccân derler. Eyyâm-ı şitâda çok mümtedd olup akar bir hafrda gâ’ib olur. Ammâ eyyâm-ı sayfda az mümtedd olur. Bu mahallerde mezkûr uyûnların sâhillerinde yasdık kadar ve tencere ve kazgan kadar müdevver taşlar döşenmişdir. Bu taşlar içre bir küçük ırmacık dahi vardır. Kenarında bu sudan âlî yekpâre taşdan bir hum-ı Husrevânî vardır. İçi leb-ber-leb mâ-i zülâldir. Bu küpden Cemâpur askeri gelüp on gün on gice suyun taşısalar bir katre nâkıs olmak ihtimâli yokdur. Dâ’imü'd-dehr su ile mâl-â-mâl durur. Suyun almasalar yine ke'l-evvel leb-ber-leb durup taşra taşmaz, aslâ aceb hikmetdir. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48b ·
metinde göster ·
… ve zefîr ve sakîl ta‘âm tenâvül {etmeden} perhîz edüp ale's-sabâh bir filcân ol
sudan
nûş edüp üç amel eder bir fincân dahi nûş edene üç amel eder. Bu tertîb üzre on …
Sun‘-ı Hudâ-yı Müte‘âl-i diğer: Bu şehrin sahrâsında bir gûne kaynak su zâhir olur. Her sene kabak mevsimi geldikde cemî‘i ba‘îd u karîb yerlerden bây ve gedâ, garîb u miskinler gelüp bu sahrâda hayme vü hargâhlarıyla gâh gâh meks edüp ibtidâ üç gün tuzlu yemeden ve zefîr ve sakîl ta‘âm tenâvül {etmeden} perhîz edüp ale's-sabâh bir filcân ol sudan nûş edüp üç amel eder bir fincân dahi nûş edene üç amel eder. Bu tertîb üzre on filcân nûş eden kaviyyü'l-bünye âdeme kâmil otuz amel eder. Ba‘zı âdeme istifrâğ etdirüp tahammül edemeyene istiğfâr etdirüp Arapça mazmûnu üzre pâk u tâhir olup gıll [u] gışından ve cemî‘i ilel ü emrâz-ı muhtelifden ârî olur. Anın içün bu Harbût halkı tendürüst ve ahmerü'l-vech hükemâ-yı cihâna muhtâc değillerdir. İllâ Hakîm-i Mutlak'a muhtâclardır kim âyet;:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
… Bismillah ile keşkülü ele alup mâ-i tâhirden 143a bu hakîr-i pür-taksîr tâhir
sudan
nûş etdim. Cümle yârân şâdumân oldular. Andan Sarrâc Mehemmed Çelebi aldı ve şü …
Andan Resmî Çelebi Bismillah ile varup bilâ-tereddüd nûş etdi. Andan Muhzırzâde vardıkda kesilüp yine akdıkda alup nûş etdi. Buna cümle yârân bir netîce-i kelâm veremediler. Andan bizim bir gulâmımız varup bî-bâk u bî-pervâ nûş etdi. Hemân cümle yârân teveccüh-i asâyı hakîre dikdiler. Elbette siz de içersiz, deyü ibrâm [u] ilhâh teklîf-i mâlâ yutâk etdiler. Hakîr eyitdim "Bre âşıkân-ı sâdıkân, biz bu gûne âlüfte ve âşüfte hezâr âşinâ seyyâh-ı âlemiz. Bu hakîre bu teklîfi etmen" deyü ricâ etdikçe cümle yârân gülerek musırr olup "Elbette bizim mâhiyyetimize vâkıf oldun. Bir de seni görelim" deyü cebr-i mübrem-i kesîr etdiler. Hakîr dahi kendi hâlimden haberdârım ammâ yine derûnumda bir havf eseri idi. Hemân ecdâd-ı nâmım Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretlerinin rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp Bismillah ile keşkülü ele alup mâ-i tâhirden 143a bu hakîr-i pür-taksîr tâhir sudan nûş etdim. Cümle yârân şâdumân oldular. Andan Sarrâc Mehemmed Çelebi aldı ve şükr-i Hudâ eyledi. Bu kerre bizi bu çeşmeye getiren Yürük kocasına teklîf etdiklerinde "Oğullar, benim tâli‘im yokdur. Belki su kesile" sevdâsında olup vardıkda alamayup ana dahi gülüşüp "Bre koca sen de mef‘ûl imişsin" deyü vâfir şakalar etdiler. Netîce-i merâm bu yalçın kayadaki çeşmeden yetmiş aded kimesne su içmeğe kasd edüp ancak beş kimesne nûş edüp gayriye müyesser olmadı. Bir garâ’ib ve acâ’ib mutalsam-ı ayn-ı câriyedir. Kimesne bu çeşmenin keyfiyyet-i esrârından vâkıf olamayup ertesi kırk birinci gün Sofya'ya dâhil olduk. Ammâ bu Vitoş yaylasında niçe yüz ibret-nümâ alâmetler ve âsâr-ı binâlar var kim âdemin aklı gider. Hatta bir ibret-nümâ binâ-yı kadîm var, cemî‘i mülûk anı Ferhâdî külünkler ile nakb edüp bir isr-i kâr etdirememişler. "Tûfândan sonra Sofya'da sâkin olan Sırfâyil oğlu Sırfa'nın kenzidir ve kabri kendidir" deyü kavm-i Latin ol zu‘mdadır. Ammâ diyâr-ı Rûm'da ve eyâlet-i Rûm-ı merzbûm-ı edna'l-arzda Hâlık-ı Kevneyn'in halk etdiği yetmiş aded kûh-ı serbülend ve yaylağ-ı dil-pesendler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b–143a ·
metinde göster ·
yere döküp işediği zamân zemîne müstevlî olan su ancak âdem topuğuna çıkardı. A …
İbtidâ Monlâ Muhammed'in nûş etdüği bardakdaki sudan yere döküp işediği zamân zemîne müstevlî olan su ancak âdem topuğuna çıkardı. Ammâ aşağıdaki temâşâcılar gark olayazdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231b ·
metinde göster ·
… r. Bu ayn bir haylice cereyân edüp gâ’ib olur. Eğer âdem eğer gayrı hayvânât bu
sudan
nûş etseler ol ân âdem merhûm olup devâbât makûlesi mürd olurlar. Semm-i helâhi …
Ve mine'l-acâ’ib, ibret-nümâ-yı garîb: Kal‘a-i Erzurûm ve kal‘a-i Ahlat ile bu Sübhân dağı mâbeynehümâlarında bir temâşâgâh-ı mahûf vardır. Allahümme afvenâ, ana Ayn-ı Çemenzâr derler, yalçın kayalardan tulû‘ edüp seng-i hârâlardan aşağı ol uyûn pertâb etdikde sâ‘ikasından âdemin kulağı asamm olup sadâsı iki fersah mesâfe-i ba‘îdeden istimâ‘ olunur. Bu ayn bir haylice cereyân edüp gâ’ib olur. Eğer âdem eğer gayrı hayvânât bu sudan nûş etseler ol ân âdem merhûm olup devâbât makûlesi mürd olurlar. Semm-i helâhilden nişân verir bir sudur, dediler. Bu hakîr yakîn geçdik ammâ görmedik. Hatta Kenzikli Hacı Cârullah nâm bir sâhibü'l-hayrât kendi hikâyet etdi kim "Bu ayn-ı hummenin yemîn ü yesârında gurûbuna varınca ol kadar dağî hayvân üstühânları var kim hadd ü hasrın Hudâ bilür. Âhir-ı kâr Hacdan geldiğim sene mâlımdan üç bin guruş hasbeten-lillah harc edüp bu ayn-ı hummenin tulû‘undan gurûbuna varınca iki tarafında kârgîr kireç cibis ile metîn dîvârlar etdim ki hayvânâtlar nûş edüp helâk olmayalar" deyü sâhibü'l-hayrât el-Hacı Cârullah hikâyet etdi. Ve bu aynın yemîn ü yesârında asla nebâtât u giyâhât ve imârâtdan bir nişân yokdur, dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243b ·
metinde göster ·
… -ı mâlih cereyân eder, ammâ gâyet berrâkdır. Bu aynın tarafeyninde cereyân eden
sudan
taş olup kalmışdır. Niçe binâlara andan taş keserler ve ba‘zı mi‘mâr-ı bennâlar …
Hikmet-i sun‘-ı Hudâ: Bu kal‘a-i Âdilcevâz'ın şimâline karîb yine Sübhân dağı dâmeninden gelir bir ayn-ı mâlih cereyân eder, ammâ gâyet berrâkdır. Bu aynın tarafeyninde cereyân eden sudan taş olup kalmışdır. Niçe binâlara andan taş keserler ve ba‘zı mi‘mâr-ı bennâlar murâdları üzre tahta sandûklar yapup içine mezkûr sudan koyup ol su içre sehelce tuz idhâl etseler bi-emrillah ol su taş olur kim seng-i hârâdan nişân verir, ammâ bi-emri Hudâ hafif taş olur. Hatta kapu kemerleri ve ocak paşmakları ve nerdübân ayakları ve niçe gûne eşyâlara lâzım olduğuna göre tahtadan yahûd çamurdan kalıplar yapup ana göre suyu dondurup taş olur. Garîb temâşâdır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244b ·
metinde göster ·
… er ve ba‘zı mi‘mâr-ı bennâlar murâdları üzre tahta sandûklar yapup içine mezkûr
sudan
koyup ol su içre sehelce tuz idhâl etseler bi-emrillah ol su taş olur kim seng- …
Hikmet-i sun‘-ı Hudâ: Bu kal‘a-i Âdilcevâz'ın şimâline karîb yine Sübhân dağı dâmeninden gelir bir ayn-ı mâlih cereyân eder, ammâ gâyet berrâkdır. Bu aynın tarafeyninde cereyân eden sudan taş olup kalmışdır. Niçe binâlara andan taş keserler ve ba‘zı mi‘mâr-ı bennâlar murâdları üzre tahta sandûklar yapup içine mezkûr sudan koyup ol su içre sehelce tuz idhâl etseler bi-emrillah ol su taş olur kim seng-i hârâdan nişân verir, ammâ bi-emri Hudâ hafif taş olur. Hatta kapu kemerleri ve ocak paşmakları ve nerdübân ayakları ve niçe gûne eşyâlara lâzım olduğuna göre tahtadan yahûd çamurdan kalıplar yapup ana göre suyu dondurup taş olur. Garîb temâşâdır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244b ·
metinde göster ·
… ve bostânları saky edüp deryâya mahlût olur bir âb-ı latîfdir. Hîn-i muhâsarada
sudan
asla müzâyaka çekmek ihtimâlleri yokdur.
Ve bu mahalde aşağı şehre hâ’il kayalar içre oyulmuş su kullesi yolu vardır kim bu su yoluna topları kipri gibi nâzırdır. Bu su yolu yukaru kal‘anın ta zirve-i a‘lâsından aşağı Horhor suyu kayasına inince bin kademe nerdübân ile inilür. Su alanın yolu başkadır, suya gidenin yolu başkadır kim hîn-i muhâsarada izdihâm olmasun içün Sultân Kılıç Arslan Şâh eyle binâ etmiş. Acâ’ib su yoludur, bir acîb ihsân-ı Hudâdır kim değme kal‘aya müyesser değildir. Cümle kal‘alara taşradan içeri su gider ammâ bu kal‘a-i Van'ın kal‘a kayasından Horhor nâm değirmân yürüden âb-ı hayât suları cereyân edüp Tabahâne içinde taşrada olan bâğ u bâğçe ve bostânları saky edüp deryâya mahlût olur bir âb-ı latîfdir. Hîn-i muhâsarada sudan asla müzâyaka çekmek ihtimâlleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b ·
metinde göster ·
… btidâ hattı be-kavl-i Târîh-i Kıbtî hatt-ı siyâkatdir. Hatta bu hakîr Mısır'dan
Sudan
diyârın seyâhat ederken Fonçta vilâyetinde Rümeyleti'l-himâl nâm bir sevâd-ı az …
Ve hatt-ı siyâkat kavm-i kadîm olan Mısır diyârında Kabâbıta kavminden âşikâre olmuşdur kim ibtidâ benî Âdem'den eline kalem alup yazı yazan Hazret-i Cibril-i Emîn'in ta‘lîmiyle Hazret-i İdrîs yazmışdır kim cemî‘i hattâtların pîri ve derzîlerin pîri Hazret-i İdrîs'dir kim setr-i avret içün hırkayı anlar diküp hayyâtlara {ve hattâtlara} pîr olmuşdur. Ammâ Hazret-i İdrîs'in ibtidâ hattı be-kavl-i Târîh-i Kıbtî hatt-ı siyâkatdir. Hatta bu hakîr Mısır'dan Sudan diyârın seyâhat ederken Fonçta vilâyetinde Rümeyleti'l-himâl nâm bir sevâd-ı azîm harâbistânında sâbite duran Atmeydânı'ndaki gibi amûdlarda tahrîr olunan hatlar cümle Hazret-i İdrîs hatlarıdırlar kim cümle hatt-ı siyâkatdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 275b ·
metinde göster ·
… âh-ı mâ vardır kim suyu Kuds-i şerîfin âb-ı Selvânından lezzet verir. Her kim o
sudan
kırk gün nûş etse bi-emrillah şecî‘ ü tüvânâ fetâ olur. Anınçün ekseriyyâ Mahmû …
Menzil-i Rûbâcık Sultân: Murâd Hân Revân'a avdet etdikde bu mahalde meks edüp hâlâ otağı yerinde bir soffa var. 288a Bu mahal yine Pinyaniş hudûdunda Âl-i Osmân hâkidir. {Hikmet-i Hudâ} ammâ bu Rûbâcık'da bir çâh-ı mâ vardır kim suyu Kuds-i şerîfin âb-ı Selvânından lezzet verir. Her kim o sudan kırk gün nûş etse bi-emrillah şecî‘ ü tüvânâ fetâ olur. Anınçün ekseriyyâ Mahmûdî kavmi bahâdırlardır. Ammâ bu Rûbâcık'ın yolları dahi sengistân u çengelistân yerleri vardır ve yalçın kayalarında keçi ve koyun-ı beyâbâni vardır. Ve kaplan, vaşak ve zerdevâsı bî-hisâbdır. Ammâ köyü ol kadar imâr değildir. Üç yüz hâneli ve bir câmi‘li Ekrâd-ı Pinyanişî köyüdür. Her hafta etrâfında olan kurâların halkı cem‘ olup azîm bâzâr durur. Andan şarka 6 sâ‘{atde},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b–288a ·
metinde göster ·
… içre cümle zift döşenmişdir. Aslâ mermer ve ruhâm döşeli değildir. Zift ısıcak
sudan
eriyüp fenâ bulmak ihtimâli yokdur ve eyle suhûniyyet üzre sudur kim yumurta pi …
Hâsıl-ı kelâm her lisânda birer gûne ismi vardır. Ve Rûm u Arab u Acem'de niçe yüz ılıcalara girüp seyr [ü] temâşâ etmişiz ammâ menâfi‘ cihetinde bu mertebe hâsiyetli germâb-ı latîf görmedim. Yetmiş yedi gûne emrâz-ı muhtelifeye dâ-i devâ olduğundan mâ‘adâ Allahümme âfinâ burnu ve dudakları düşmüş fireng zahmetine mübtelâ olmuş kimesneler kırk gün girüp âb-ı germâbında aç karnına nûş etse bi-emrillah vücûdu kırk günde dürr-i beyz-âsâ olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Alî'nin nazargâhı olduğundan ve bir kubbe-i havzını Hazret-i Alî binâ etdiğinden Alî Hammâmı derler. Öbir kıbâblarını Âl-i Abbâsiyân selâtînleri binâ etmişlerdir. Her sene cânib-i etrâfında niçe bin kara çadırlı Kürd ve gûye-i Türkman u Urbân ve Acem-i uryân gelüp meks edüp her bir milel kırk gün meks edüp cümle marîzleri dâ-i devâ bulup giderler ammâ garâbet andadır kim bu germâbların havzları içre cümle zift döşenmişdir. Aslâ mermer ve ruhâm döşeli değildir. Zift ısıcak sudan eriyüp fenâ bulmak ihtimâli yokdur ve eyle suhûniyyet üzre sudur kim yumurta pişer ve koyun paçası ve kellesi ütülenir. Ve bu zemînin şehr-i Şat aşrı karşusu (---) hâkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404b ·
metinde göster ·
… r kerre yüz bin at ayağıyla dolup su bügendi. Alt yanı sığ kalup niçe bin Tatar
sudan
seğirde seğirde geçdiler. Niçe bin Tatar dahi gemiyle ve pot ile ve tulum ile t …
El-azametullâh haşr [u] neşirden bir Kerbelâ günü olup kırk yedi bin Tatar askeri yüz elli bin bârgîrler ile nehr-i Turla'ya kendülerin urduklarında nehr-i Turla bu kadar kerre yüz bin at ayağıyla dolup su bügendi. Alt yanı sığ kalup niçe bin Tatar sudan seğirde seğirde geçdiler. Niçe bin Tatar dahi gemiyle ve pot ile ve tulum ile tarfetü'l-ayn içre geçüp tulumlardan tîrkeş ve kılıçları ve cümle esbâbların çıkarup geyindiler ve tarfetü'l-ayn içre atlandılar. Meğer Leh kralı tarafından on bin Leh askeri imdâda gelüp hâzır imiş. Anlar bizi sol tarafımızda görünen Kamaniçe kal‘asına götürmeyüp yıldız cânibinde Durujunka vilâyetine götürdiler kim Nûreddîn Sultân ol tarafda imiş. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 40a ·
metinde göster ·
… ı Özü'de yatan leşlerin ve nehr-i Özü'ye gark olup batan keferelerin vücûdların
sudan
çıkarup kelleleri kesildi. Ve meterislerde ve meydân-ı ma‘rekede kalan lâşe-i m …
"Bir dahi su yolun küffâr bulmasın" deyüp bir gece kimsenin haberi yok iken su yolun pinhân edüp cümle kal‘ayı beyâz ve münevver edüp kâfirlerden alınan cümle yetmiş altı pâre topları ve cümle cebehâneleri ve cümle mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine koyup toplar kirpi gibi dizilüp Özü kal‘ası pür-âteş oldu ve Rus-ı menhûsdan alınan sağîr ü kebîr yüz altmış altı pâre şayka ve kayıkları ve çırnıklarının niçesin bozup buğday anbârları ve kulleler üzre kubbeler örtüp mâ-bâkîsin Özü limanında hıfz olunup Özü kal‘ası cebehânesindeki cemî‘i zincirleri çıkarup cümle esîrlerin boğazlarına tavk-ı selâsil urup cümlesin pây-beste ve dil-haste ve giriftâr-ı bend-i belâ edüp sahrâ-yı Özü'de yatan leşlerin ve nehr-i Özü'ye gark olup batan keferelerin vücûdların sudan çıkarup kelleleri kesildi. Ve meterislerde ve meydân-ı ma‘rekede kalan lâşe-i murdârın dahi kelleleri ten-i mencûsundan cudâ olup ve bin iki yüz aded işe güce yaramaz mecrûh olan kâfirleri dahi cümle kılıçdan geçirüp baş etdiler. Ve cümle başları Özü meydânında esîr olanlara kendü kavmi başların bıçaklar ile yüzerlerken ağlaşarak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 62a ·
metinde göster ·
çıkmış yaş şeyden âteş zâhir olup tütün yakmağa ve her şey’e istîmâl olunur, am …
İbret-nümâ-yı sırr-ı garîbe vü acîbe: Bir sırr-ı İlahîdir kim bu kâra akıllar çâk âdetullâh eyledir kim su âteşin zıddıdır. Âteş üzre su döksen âteş söner, ammâ hikmet-i Hudâ bu Manyas gölünde hâsıl olur bir gûne pembe kökü-misâl kav biter. Su içinden koparup çakmak taşı üzre koyup çakmak demiriyle ursan bi-emr-i Hayy-ı Kadîr sudan çıkmış yaş şeyden âteş zâhir olup tütün yakmağa ve her şey’e istîmâl olunur, ammâ mezkûr kavı kurudup çaksan âteş dutmaz. Meşhûr-ı âfâk bir gûne kavdır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 88b ·
metinde göster ·
… havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl
sudan
ve bataklardan yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç ka …
Bu Tımış nehrinin batağı çatağı içre gûyâ bir su içinde kaplıbağa yatır gibi durur, dörd ayakların germiş, dörd aded tabya-i azîmleridir ve kaplıbağanın başı gûyâ iç kal‘adır ve kaplıbağanın vücûdu gûyâ kal‘anın cirmidir. Bu hisâb üzre şekl-i muhammesdir, lâkin ne taşdır ve ne tuladır. Cümle kalın meşe ve pelîd ağaçlarından mebnî bir palankadır. Taşra yüzü çit örme bir kat ince beyâz ve mücellâ dîvâr şekilli çitdir. Üstâd-ı kâmil bu çiti yaban asmalarından örüp üzerine alçı ve beyâz kireç sürüp nûr-ı mücellâ kuğu-misâl bir kal‘adır, ammâ iç kat dolma palankası iki kat sütûn-ı bâlâlardır kim mâbeynini üstâd-ı kâmil bennâ horasan ve kireç ve alçı ile eyle rıhtım etmiş kim bin yıl niçe yüz bin top-ı kûp gülleleri ursan palanka direklerinin aralarına gülleler girüp gâ’ib olur. Taş kal‘alar gibi topdan aslâ havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl sudan ve bataklardan yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç kal‘adan ve dörd aded makas tabyalardan şayka toplar âdem gezdirmez, değil ki palankasın âteşe uralar. Bir vech ile kabza-i teshîre almak mümkün değildir, illâ muhâsaradan gayrı ilâc yokdur, zîrâ gâyet metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Eğer denirse "Ağaç kal‘a mürûr-ı eyyâm ile çürümez mi?" denirse, belî çürüyen sütûn-ı müntehâların kırk elli yılda bir çıkarup yerine bir dıraht-ı müntehâ korlar, zîrâ bu kal‘anın ta‘mîr ü termîmine me’mûr yetmiş aded ma‘mûr köyler me’mûrlardır, ammâ her dırahtı bataklık içre dura dura abanos olup polad-ı Nahçivânî olmuşdur. Ve dolma rıhtım dîvârı dahi sedd-i şirvanî olmuşdur kim bu dîvârın enniliği kâmil elli ayak ve ba‘zı yerleri altmış ayak âriz dîvârlardır kim üzerlerinde fârisi'l-hayl olanlar cirid oynasalar yerleri dar değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118a ·
metinde göster ·
… erler bir mel‘ûn sudur, zîrâ gümüş ma‘denlerinden tulû‘ eder. Bu şehir halkı bu
sudan
nûş etmek ile ekseriyyâ bu şehir halkının boğazlarında yumru yumru kuşka ta‘bîr …
Hikmet-i garîbe vü acîbe: Bu şehrin ortasından bir küçük su akup nehr-i Drin'e karışır bir berrâk sudur. İsmine Voda-Sirib derler bir mel‘ûn sudur, zîrâ gümüş ma‘denlerinden tulû‘ eder. Bu şehir halkı bu sudan nûş etmek ile ekseriyyâ bu şehir halkının boğazlarında yumru yumru kuşka ta‘bîr ederler bir marîzdir ol emrâz-ı muhtelife hâsıl olur. Gâyet ma‘yûblu ricâl [ve] nisvânları vardır ve cümle halkı Boşnak poturlarıdır ve re‘âyâları Sırf ve Bulkardır, ammâ garîb-dostlardır. 128a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b–128a ·
metinde göster ·
ibâretdir kim elbette her bay u gedâ hânelerinden birer uyûn cârîdir.
Der-medh-i enhâr-ı âb-ı hayevân: Evvelâ şehr-i Sarây'ın ortasından akan nehr-i Milaçka Ravna yaylalarından (---)(---)(---) ve Maçkosa ve Mokra dağlarından cem‘ olup cereyân ederek şehir içinde Hünkâr cisri altından ubûr edüp iki sâ‘at aşağı nehr-i Sarây'a karışır ve nehr-i Sarây dahi cânib-i kıble ve semt-i cenûbda Foniça ve Lipete ve Biyelemik (---) Hersek dağlarından berü gelüp aşağıda (---) nâm mahalde nehr-i Sava'ya nehr-i Sava dahi Hırvadistân'dan ve Dodoşka dağlarından gelüp Belgrad dibinde nehr-i Tuna'ya katılır. Nehr-i Tuna dahi cânib-i garbda Alman dağlarından gelüp cânib-i şarka akarak kal‘a-i Kili ve kal‘a-i Tulça kurblarında beş yerde Karadeniz'e munsabb olur. Karadeniz dahi İslâmbol'un Yedikulle burnunda bi-emr-i Hudâ bir beyâz râdde deryâ üzre çekilmişdir. Ol mahalde Karadeniz Akdeniz'e mahlût olduğu azharun mine'ş-şemsdir. Akdeniz dahi Sebte boğazında Bahr-i Muhit'e ol dahi Bahr-i Okyunus'da bi-emr-i Hâlik-ı kevneyn girdâb-ı azîme dökülür. El-hâsıl şehr-i Sarây sudan ibâretdir kim elbette her bay u gedâ hânelerinden birer uyûn cârîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b ·
metinde göster ·
nûş etdikde eğer su aşağı akarken aşağı alsa aşağıdan amel eder. Eğer su cereyâ …
Üç yüz hâneli bâğ u bâğçeli kâfir ve müselmânlı ma‘mûr köydür, ammâ hikmet-i Hudâ bu köyün kurbunda birkaç yerde sucuğazlar kaynar. Her birinin birer gûne lezzetleri ve tabî‘atları var, ammâ biri gâyet müshildir kim Mahmûda ve habbü's-selâtîn ve hükemâların müshil şerbetlerinden şedîddir. Hattâ bahâr eyyâmlarında surutka südü içmeyen bu sudan nûş etdikde eğer su aşağı akarken aşağı alsa aşağıdan amel eder. Eğer su cereyân ederken suyu yukarlak alsa yukardan istifrâğlar edüp safra ve sevdâ ve balgam ve solucan ve namâzbûr ta‘bîr etdikleri ahlatdan tabî‘atda bir şey komayup âdemin çehresi verd-i ahmer-gûn olup münevver olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 132b ·
metinde göster ·
… baz'dan baş yukaru nehr-i Pileve ile biri birlerin kovarak yıldırım gibi atılan
sudan
baş yukaru şakıyup çıkarlar. Garîb temâşâdır.
Ve garâ’ib-i ibret-nümâ dahi oldur kim böyle bir nehr-i azîm sâ‘ika-i azîm ile gürleyüp yıldırım gibi aşağı akarken alabalık dedikleri serî‘ ve cerî mâhîler aşağı nehr-i Virbaz'dan baş yukaru nehr-i Pileve ile biri birlerin kovarak yıldırım gibi atılan sudan baş yukaru şakıyup çıkarlar. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151b ·
metinde göster ·
… i‘dir. Ve bu su, ma‘denli gümüş cevherli dağlardan gelmek ile bu şehir halkı ol
sudan
isti‘mâl etdikleriyçün ekseriyyâ sağîr u kebîrlerinin boğazlarında kuşka, ya‘nî …
Ve mezkûr nehr-i Banya Ejder nehr-i Şamos'a mahlût olur, ammâ nehr-i Banya ılıca suyu olmağile ol kadar lezîz ve bârid değildir, ammâ nâfi‘dir. Ve bu su, ma‘denli gümüş cevherli dağlardan gelmek ile bu şehir halkı ol sudan isti‘mâl etdikleriyçün ekseriyyâ sağîr u kebîrlerinin boğazlarında kuşka, ya‘nî ur gibi bir yumru şey hâsıl olur. Ve bu şehir bir derede vâkı‘ olmağile hevâsı sakîldir, ammâ halkı gâyet ankâlardır. Ve ehl-i zevk ve ayş ü nûş sâhibleridir kim herkesin bâğlarında birer kasr-ı bed-âyîn hâneleri var. "Cümle yigirmi sekiz bin bâğdır" deyü şehir birovu nakl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9a ·
metinde göster ·
… ksen yaşında âdem mahbûb-ı cüvân olur. Anıniçün Kaşa şehrinin Macar karıları bu
sudan
ferc-i kabîhaları etrâfına türâb ile çamurlu suyu sürüp cümle kılları dökülüp p …
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı hikmet-i Hudâ: Anı gördüm bir çâh-ı mâ-yi acîbe kenârında gâzîler kuyudan su çeküp demir üzre dökerler. Der-ân hemân ol demir bakır olur. Hakîrin dahi gulâmlarının heybelerinde birer kem at na‘lları var idi. Mezkûr kuyu suyundan at na‘lları üstlerine dökünce bi-emr-i Hayy-ı Kadîr at na‘lları kıpkırmızı nühâs-ı hâs oldu. Hattâ bu na‘lları düstûr-ı mükerremimiz Ali Paşa'ya getirüp seyr etdikte âlem-i hayretde kaldı. Aceb temâşâgâh kuyudur. Suyu bir âdemin eline dokunsa kapkara yakar. Ve benî Âdemin saçına sakalına bu su dokunsa ol âdemin geysû-yı rîş-i şevâribleri dökülüp seksen yaşında âdem mahbûb-ı cüvân olur. Anıniçün Kaşa şehrinin Macar karıları bu sudan ferc-i kabîhaları etrâfına türâb ile çamurlu suyu sürüp cümle kılları dökülüp pâk ve berrâk küsâm-ı fi‘l-i kâm olur. Zenâne tâ’ifesine hırızmadan a‘lâ bir sudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15b ·
metinde göster ·
… ya enilir. Bu su taraflardan mâ‘adâ kara tarafı ki Şeddâdî dîvârdır, ol tarafda
sudan
suya varınca toprakdan kesüp kazılmış bir vâsi‘ ve amîk ve arîz handakı vardır. …
Bu kal‘a Dırava kenârında bir burunda vâkı‘ olmağile üç tara[fı] nehr-i Dırava'dır. Ol taraflar yarlar ve bayırlardır, aslâ handakı yokdur ve lâzım da değildir. Bu yalı tarafları da ancak yalın kat dolama çit palanka dîvârdır. Câ-be-câ suya enecek suluk kapucukları vardır, nerdübân-ı haşeb ile suya enilir. Bu su taraflardan mâ‘adâ kara tarafı ki Şeddâdî dîvârdır, ol tarafda sudan suya varınca toprakdan kesüp kazılmış bir vâsi‘ ve amîk ve arîz handakı vardır. Kefere zamânı içinden Dırava suyu akup handak içinde kefereler balık sayd ederlermiş. Hâlâ mâhîleri sayd edecek bend yerleri handak içinde nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61b ·
metinde göster ·
bir suya varınca bin yüz aded germe adımdır, ammâ su kenârında handaksız tarafı …
Bu kal‘anın bu handaklı tarafı bir sudan bir suya varınca bin yüz aded germe adımdır, ammâ su kenârında handaksız tarafı iki bin adımdır. Bu hisâb üzre kal‘a-i Ösek dâ’iren-mâdâr üç bin yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61b ·
metinde göster ·
… çeşmedir. Ancak bu şehir bir yalçın kaya başında bir kal‘a-i âlî olmağile bunda
sudan
azîz bir hayrât [u] hasenât yokdur kim beher yevm on bin at yükü Tuna suyu kırb …
Der-vasf-ı çeşme-sâr-ı âb-ı revân: Olancası bir aded çeşmedir. Ancak bu şehir bir yalçın kaya başında bir kal‘a-i âlî olmağile bunda sudan azîz bir hayrât [u] hasenât yokdur kim beher yevm on bin at yükü Tuna suyu kırbalar ile taşıyup bu kal‘a ahâlîsi saky olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 83b ·
metinde göster ·
Tâ vakt-i fecr ki oldu, sahrâ-yı Uyvar'da bir katre
sudan
nâm [u] nişân kalmayup cümle guzât hamd ü senâ etdiler. Ammâ hakîkatü'l-hâl suy …
Tâ vakt-i fecr ki oldu, sahrâ-yı Uyvar'da bir katre sudan nâm [u] nişân kalmayup cümle guzât hamd ü senâ etdiler. Ammâ hakîkatü'l-hâl suyu kesmeğe cümle asker âciz-mândeler idi. Eğer su kesilmese kal‘a dibine varmağa kudret olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
… cinden akan Litre nehrinden şinâverlik ederek Kadızâde İbrâhîm Paşa meks etdiği
sudan
geçüp kal‘aya gidüp gelirler imiş. Hattâ Sadrıa‘zam bu ahvâli İbrâhîm Paşa'ya d …
Böyle bir uryân kâfiri kamışları [ile] Kaplan Paşa dil dutup Sadrıa‘zama götürüp bildiler kim bu kâfirler kal‘anın handakı içinden ve handak hâricinden akan Litre nehrinden şinâverlik ederek Kadızâde İbrâhîm Paşa meks etdiği sudan geçüp kal‘aya gidüp gelirler imiş. Hattâ Sadrıa‘zam bu ahvâli İbrâhîm Paşa'ya demiş, paşa-yı gâfil gaflet edüp aslâ mukayyed olmamış, anıniçün sebeb-i katli ol olmuş, deyü niçe yüz bin gûne kîl u kâl olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117b ·
metinde göster ·
… örüp niçe bin yiğitler firâr edüp gitdiler, ammâ beş binden mütecâviz küffârlar
sudan
ve gayri yerden esîr-i bend-i zincîr oldular, lâkin Tatar elinde ve serhadli el …
Ve cümle iki binden mütecâviz yiğitlerimiz mecrûh {yiğitler} nâ-murâd gitdiler. Ve bu hâli görüp niçe bin yiğitler firâr edüp gitdiler, ammâ beş binden mütecâviz küffârlar sudan ve gayri yerden esîr-i bend-i zincîr oldular, lâkin Tatar elinde ve serhadli eliyle elden vilâyetden esîr olanların hisâb-ı kitâbların Cenâb-ı Bârî bilir. Ve ba‘zı üsârâlardan istimâ‘ olundu kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188a ·
metinde göster ·
Ammâ hemân Sadrıa‘zam bu yevm-i Cum‘ada Defterdâr Ahmed Paşa'ya fermân edüp vezîr-i dilîrin otağı önünde beş on bin asker üşüp fi'l-hâl nehr-i Raba üzre dıraht-ı müntehâ kazıklar kakup piyâde asker-i İslâm ubûr etmek içün bir cisr-i haşeb-i müfîd [ü] muhtasar inşâ olunup top tahtaların ipler ile bağlayup fi'l-hâl yeniçeri ocağından Samsoncubaşı Abdî Ağa on oda yeniçeriler âheste âheste cisrden karşu geçüp sâhil-i Raba'da cisir başında fi'l-hâl cümle gâziyân-ı yeniçeriyân mâh-ı mezbûrun evvelki günü meterislere girüp önlerine siperler edüp karâr etdiklerinde hemân niçe bin atlılar sudan karşu geçüp hemân hakîr dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18a ·
metinde göster ·
… ve bî-cân u bî-dermânları ipler ile ve mukaddem kuşaklar ile niçe bin âdemleri
sudan
çıkarırdık.
Cümle asâkir-i İslâm beri tarafda bu cengi seyr-i temâşâ edüp ne imdâd etmeğe kâbil-i imkân, ancak cümlesi engüşt ber-dehân vâlih ü hayrân olup temâşâ ederdik, ammâ ba‘zı cânları ve bî-cân u bî-dermânları ipler ile ve mukaddem kuşaklar ile niçe bin âdemleri sudan çıkarırdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21b ·
metinde göster ·
… arâr olup su içinde kalan atları ve âdemleri çıkarup şühedâları defn etdiler ve
sudan
çıkan mecrûhlara dahi bî-hisâb in‘âmlar etdiler, ammâ cümle küffâr dahi nehr-i …
Derhâl Âsaf-ı dûrbîn-fikr askerin böyle inhizâm olduğun görüp ve firâr edenlerin niçe binin kırup hemân otağı önünde fi'l-hâl bir kerr ü ferli 22b muhteşemâne otak-ı nüh-tâk kurup ceng tablına turreler urup etrâfa karavullar koyup cümle guzâta dil-nüvâzlık ve dildârlıklar edüp cümle askere "Eyle olur" deyü tesellî-i hâtır edüp herkese mertebesine göre ihsân [u] in‘âmlar edüp mecrûh olanlara merhem-bahâlar ve cerrâhlar ta‘yîn edüp amel-mândelere belağan mâ-belağ tekâ‘üd nân-pâreleri ihsân edüp asâkir-i İslâma firâr etme nâmın unutdurup yerinde ber-karâr olup su içinde kalan atları ve âdemleri çıkarup şühedâları defn etdiler ve sudan çıkan mecrûhlara dahi bî-hisâb in‘âmlar etdiler, ammâ cümle küffâr dahi nehr-i Raba'nın karşusunda kat-ender-kat meks edüp top u tüfeng şâdımânı etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22a–22b ·
metinde göster ·
sürüp hemân elindeki ağaç maşa ile dişe yapışup bilâ usret zor etmeden ve kanı …
"İşte ağrıyan dişim odur" dedikde üstâd cerrâh meydâna bir mankal ile âteş getirüp içine sarı pirinçden tanbûra telleri koyup iki şîşe suyu meydâna koyup biri mâvî ve biri kırmızı sular idi. Ve bir ağaçdan küçücük maşa gibi bir cımbıstıra şekilli bisâtı eline alup keferenin ağzın açup ağrıyan dişin etlerine şîşedeki mâvî sudan sürüp hemân elindeki ağaç maşa ile dişe yapışup bilâ usret zor etmeden ve kanı aslâ akmadan bir dâne beyâz üç çatal köklü şâhâne dişi çıkarup hemân mezkûr âteş kenârına gelüp mezkûr tanbûra tellerinin birin âteşden çıkarup dişin köküne kızmış teli sokunca hemân tel dişin iliği içinden cız cız deyerek dişin çürüğü içinden kızmış telin ucu çıkup bir karaca başlı nahîf ü rakîk kurdcığaz taşra çıkup bir tel dahi kızmış {iken} yine bir köke dahi sokup yine dişin çürüğünden bir kurdcığaz eyle çıkup hemân ol ân dişe el yapışmadan yine dişi çıkardığı gibice sünbüle deliğine koyup bu kerre şîşedeki kırmızı sudan su ve tuz sürüp keferenin çıkan dişi üzre bir küçücük tahta pâreciğini dişin üstüne koyup "Isır şu tahtayı" deyüp kefere tahtayı ısırup çıkan diş sünbülesine yerleşüp kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
… dan yine dişi çıkardığı gibice sünbüle deliğine koyup bu kerre şîşedeki kırmızı
sudan
su ve tuz sürüp keferenin çıkan dişi üzre bir küçücük tahta pâreciğini dişin üs …
"İşte ağrıyan dişim odur" dedikde üstâd cerrâh meydâna bir mankal ile âteş getirüp içine sarı pirinçden tanbûra telleri koyup iki şîşe suyu meydâna koyup biri mâvî ve biri kırmızı sular idi. Ve bir ağaçdan küçücük maşa gibi bir cımbıstıra şekilli bisâtı eline alup keferenin ağzın açup ağrıyan dişin etlerine şîşedeki mâvî sudan sürüp hemân elindeki ağaç maşa ile dişe yapışup bilâ usret zor etmeden ve kanı aslâ akmadan bir dâne beyâz üç çatal köklü şâhâne dişi çıkarup hemân mezkûr âteş kenârına gelüp mezkûr tanbûra tellerinin birin âteşden çıkarup dişin köküne kızmış teli sokunca hemân tel dişin iliği içinden cız cız deyerek dişin çürüğü içinden kızmış telin ucu çıkup bir karaca başlı nahîf ü rakîk kurdcığaz taşra çıkup bir tel dahi kızmış {iken} yine bir köke dahi sokup yine dişin çürüğünden bir kurdcığaz eyle çıkup hemân ol ân dişe el yapışmadan yine dişi çıkardığı gibice sünbüle deliğine koyup bu kerre şîşedeki kırmızı sudan su ve tuz sürüp keferenin çıkan dişi üzre bir küçücük tahta pâreciğini dişin üstüne koyup "Isır şu tahtayı" deyüp kefere tahtayı ısırup çıkan diş sünbülesine yerleşüp kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
dişlerimin etlerine sürüp mezkûr gibi bir pâre tahtacığı ısırup sabâha dak dişl …
Hemân cerrâha {dişlerim} gösterüp ol ân kırmızı sudan dişlerimin etlerine sürüp mezkûr gibi bir pâre tahtacığı ısırup sabâha dak dişlerim polad-ı Nahşevânîye dönüp fındık ve ceviz kırmağa liyâkatli dişler olup cihân kadar hazz edüp cerrâha bir Kaya Sultân yağlığı verdim. Safâ edüp bir küçücük şîşecik içinde kırmızı sudan nîm dirhem kadarca su verdi. 63b Ve cerrâh eyitdi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a–63b ·
metinde göster ·
… ha bir Kaya Sultân yağlığı verdim. Safâ edüp bir küçücük şîşecik içinde kırmızı
sudan
nîm dirhem kadarca su verdi. 63b Ve cerrâh eyitdi kim,
Hemân cerrâha {dişlerim} gösterüp ol ân kırmızı sudan dişlerimin etlerine sürüp mezkûr gibi bir pâre tahtacığı ısırup sabâha dak dişlerim polad-ı Nahşevânîye dönüp fındık ve ceviz kırmağa liyâkatli dişler olup cihân kadar hazz edüp cerrâha bir Kaya Sultân yağlığı verdim. Safâ edüp bir küçücük şîşecik içinde kırmızı sudan nîm dirhem kadarca su verdi. 63b Ve cerrâh eyitdi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a–63b ·
metinde göster ·
… ile çıkarup içinde iliğin dâğlayup dişi yine aldığın gibi yerine koyup kırmızı
sudan
sürüp hemân bu dünyâda durma mâl kazan" dedikde hakîr "Elli altun ver[eyim]" de …
"Eğer yüz altun verirsen sana suları tîzâb gibi kaynatmanın yolun öğredeyim. Her kankı diyârda gezersen dişleri ağrıyan âdemin dişin mâvî su ile çıkarup içinde iliğin dâğlayup dişi yine aldığın gibi yerine koyup kırmızı sudan sürüp hemân bu dünyâda durma mâl kazan" dedikde hakîr "Elli altun ver[eyim]" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
Yine bir gün bir keferenin üç kralıçka, ya‘nî üç pare akçasın alup mâvî
sudan
sürüp dişin eline verüp kefere gitdi. Meğer yerine dişi komağa birer altun alır …
Yine bir gün bir keferenin üç kralıçka, ya‘nî üç pare akçasın alup mâvî sudan sürüp dişin eline verüp kefere gitdi. Meğer yerine dişi komağa birer altun alırmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·