… etdiler. Ba‘dehu Ebü'l-me‘âlî {hicret-i nebeviyye'nin} sene 261 târîhinde âb-ı
tâb
verüp altmış cild etdi. Hâlâ mezkûr altmış cildi meddâhân-ı Rûm fihris edüp üç …
Evsâf-ı meddâhân-ı sultân ve vüzerâ ve a‘yân: Neferât 80, bu tâ’ife tahtırevânlar üzre ellerinde çevgânları, bellerinde mecmû‘alar ile fesâhat [u] belâğat üzre kıssahânlık ederek ubûr ederler. Pîrleri Suheyb-i Rûmî'dir kim Hazret-i Risâlet'in meddâhıdır. Bunlar zamân-ı cehâletde Anternâme okurlardı. Hazret bunlara "Ammim Hazret-i Hamza-i bâ-safânın gazavâtın okusan ümmetimi cenge terğîb ederdin" buyurduklarında ibtidâ Hamzanâme'yi bunlar te’lîf etdiler. Ba‘dehu Ebü'l-me‘âlî {hicret-i nebeviyye'nin} sene 261 târîhinde âb-ı tâb verüp altmış cild etdi. Hâlâ mezkûr altmış cildi meddâhân-ı Rûm fihris edüp üç yüz altmış altı cild Hamzanâme olmuşdur. Ammâ Suheyb-i Rûmî, Hazret huzûrunda Mekke ve Uhud ve Bedr-i Huneyn gazâların kırâ’at etdikce Hazret ferah kesb edüp Suheyb'e ihsânlar edüp hakkında hadîs buyurdu:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 156b ·
metinde göster ·
ile evsâfların tahrîr etsek başka bir fütüvvetnâme olup seyâhatimize mâni‘ olup …
Eğer bu tahrîr olunacak cümle esnâfı bu gûne âb-ı tâb ile evsâfların tahrîr etsek başka bir fütüvvetnâme olup seyâhatimize mâni‘ olup kesret-i kitâbet olur. Şimden gerü ihtisâr üzre tahrîr etmek evlâ ve ma‘kûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
… dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü]
tâb
veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karı …
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karındaşı Üsküli Ermenî taklîdde sihirdir, Vasıloğlu Çingâne taklîdinde bî-bedeldir. Ve'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü] tâb verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşlardır. Her taklîdlerinde âdem gülmeden ensi ender. Ve mümtâz [ü] müstesnâ tersâ-pîçe ve muğ-pîçe rakkâs cüvânları var kim gûyâ her biri birer Muğân melikleridir. Cümleden Arslan Şâh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb dostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir Süzebolı nazar etse kirpiği okuyla niçe mübtelâları urup mecrûh etmeden niçe dil-nüvâzlıklar edüp uşşâkı sayd ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
… e'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü]
tâb
verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşl …
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karındaşı Üsküli Ermenî taklîdde sihirdir, Vasıloğlu Çingâne taklîdinde bî-bedeldir. Ve'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü] tâb verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşlardır. Her taklîdlerinde âdem gülmeden ensi ender. Ve mümtâz [ü] müstesnâ tersâ-pîçe ve muğ-pîçe rakkâs cüvânları var kim gûyâ her biri birer Muğân melikleridir. Cümleden Arslan Şâh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb dostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir Süzebolı nazar etse kirpiği okuyla niçe mübtelâları urup mecrûh etmeden niçe dil-nüvâzlıklar edüp uşşâkı sayd ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
[u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı k …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… l‘a-i Revân ve Bağdâd'da olmamışdır. Ammâ ol gazâlar müverrihler lisânıyla âb u
tâb
verüp ta‘rîf ve tavsîf eylemişlerdir. Ba‘dehû serdâr-ı mu‘azzam bu cezîre-i Gir …
Ve bu kal‘a feth olduğunun altıncı günü küffâr-ı hâk-sârın Venedik donanmasıyla altı pâre Malta ve altı pâre Duka ve altı pâre Papa gemileriyle cümle yüz pâre kefere ve fecere gemileri ejder-i heft-ser gibi kal‘aya imdâd geldiler, Gördüler kim kal‘anın limanında Âl-i Osmân donanması mâl-â-mâl olup liman önünde cümle deryâ beğleri ve cümle Cezâyirli âmâde dururlar. Ve kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre alem-i Resûl ile zeyn olup cümle burc [u] bârûlar üzre guzât-ı müslimîn pür olmuş ve nâkûshâneleri minâre olmuş ve her minâre alem-i Muhammedîler ile ârâste ve cümle der-i dîvârları asker-i İslâm ile pîrâste olmuş görünce cümle küffârın zehreleri çâk olup "elvedâ‘ ey Hanya elvedâ‘" deyüp âh [u] enîn ile hâ’ib ü hâsir cânib-i Suda'ya giderken cümle donanma ve Cezâyirli, küffâr üzre avanta ederken küffâr-ı bî-karâr, karâr edemeyüp Suda'ya firâr etdiler. Beri Hanya'da cümle guzât-ı müslimîn bildiler kim henüz kal‘a-i Hanya feth olup muhassılu'l-merâmlarına ve şütür-kâmlarına vâsıl olup İbrâhîm Çelebi kalyonuyla alınan Kızlara ağasının cümle mahbûbe câriyelerini ve cümle zî-kıymet mücevher esbâblarını bulup ve cümle küheylân atları alup ve niçe yüz Mısır hazîneliği mâl ü cebehâne ve milk [u] emlâk alup sâ’ir şühedâların kanları intikâmları alınup cemî‘î düyûrlar ibâdethâne-i müslimîn oldu. Ve böyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn, kal‘a-i İskender-i Yunan feth olup sâ’ir diyâr-ı İslâma zamm olundu. Ve bu gazâda olan ceng [u] cidâl Azak'da ve Sultân Murâd Hân ile kal‘a-i Revân ve Bağdâd'da olmamışdır. Ammâ ol gazâlar müverrihler lisânıyla âb u tâb verüp ta‘rîf ve tavsîf eylemişlerdir. Ba‘dehû serdâr-ı mu‘azzam bu cezîre-i Girid içre tokuz pâre şehr-i mu‘azzam-misâl büleydelere ve (---) pâre kal‘alara ve cezîrenin tâ ortasında Isfakıye dağlarında olan re‘âyâ vü berâyâlara her ocakdan mu‘temedün aleyh bî-tama‘ u bî-garaz ve sâhib-i ırz âdemleri istimâletnâmeler ile her kılâ‘ ve büleydelere gönderüp "Elbette gelüp harâc-güzâr olup kal‘aların miftahların pâdişâha teslîm edüp yine evlâd ü iyâlleriniz ile dâr u diyârlarımzda huzûr edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhîye du‘â idesiz. Ve illâ bu ahde rızâ vermeyenin cümle mâlların nehb u gâret, evlâd [u] iyâllerin esîr ve kendülerin dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirmek mukarrerdir" deyü bu gûne istimâlet ve tenbîhnâmeler cümle cezîre içinde olan kal‘alara gidüp yedi günde Hanya kal‘asının cânib-i erba‘asında üç yüz pâre kurâ bıtrîk ü kıssîsleriyle ve hedâ[yâ] girân-bahâlarıyla gelüp mutî‘ u münkâd oldular. Bunlardan mâ‘adâ küffâr ser-fürû etmeyüp cemî‘î eyâlet vüzerâları ve mîr-i mîrânlara fermânlar sâdır olup "mâlları ve cânları cümle guzât-ı müslimînin olup öşr-i sultânîler versinler", deyü dellâllar nidâ edince el-azametullah yetmiş koldan yetmiş seksen bin guzât-ı müslimîn kol kol bu yedi yüz yetmiş mil cezîre içine müstevlî olup 273a şeb [u] rûz mücâhidîn-i fî-sebîlillah ol kadar mâl-ı ganâ’im ve altun ve gümüş ve bakır avânî metâ‘lar ve niçe âfitâb-ı meh-tâblar ve duhter-i pâkîze-ahter ü bintânlar getirüp ordu-yı İslâmı ganîmet edüp on guruşa bir mahbûb ve mahbûbe kız ve oğlan vermeğe başladılar. El-hâsıl cümle guzât-ı muvahhidîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı Kârûn'a mâlik oldular. Niçe bin garîbü'd-diyâr bu kâr-ı ganâ’imi ve bu sürûr [u] şâdmânı görüp tavattun edüp kaldı. Ve'l-hâsıl bu kal‘a-i Hanya'ya Küçük Hasan Paşa'yı ve on yedi mîr-i mîrânları ve yetmiş aded alaybeğlerin cümle ze‘âmet ve timar sahibleriyle kal‘a-i Hanya'da alıkoyup yigirmi yedi oda ile yeniçeri kethüdâsı ve on oda topcu ve on oda cebeci ve dörd aşağı bölük kalup üç bin Mısır askeri kalup cümle yetmiş yedi bin asker muhafazacı kaldı. Ve derûn-ı kal‘ada yedi bin yedi yüz sağ ve sol ve azeb-i hisâr kaldı. Ve kırk pâre yarar beğ gemileri karşu Menekşe'den asker ve zahîre geçirmeğe kaldı. Ve elli pâre Hanya firkateleri yüzer yiğidiyle kaldı. Mâh-ı mezbûrun (---) günü Serdâr-ı mu‘azzam, Musâhib-i Şehriyârî Yusuf Paşa-yı Hırvâdî cümle kal‘ada kalan vüzerâ ve a‘yân-ı kibâr ile vedâlaşup donanma-yı hümâyûn ile Âsitâne-i sa‘âdete muvâfık-ı eyyâm-ı sa‘d ile rûy-ı deryâda iki yüz pâre bâdbânın küşâde kılup cânib-i garbda Çuka adaları önünden ubûr edüp andan altmış altı mil Mora cezîresi burnunda Manya kâfiri sâkin olduğu mahalli gâret edüp andan yine Manya burnunda Kelli kal‘asını, harâbdır, anı ubûr edüp Kapuspata Burnu'n dahi ubûr edüp ve Menekşe kal‘asın ubûr edüp kal‘a-i Anapoli'de lenger ikâmet edüp anda üç gün meks olunup dördüncü gün müşâvere olunup Venedik'in İstendil cezîresin gâret etmeğe re’y [ü] tedbîr görülüp nefîr-i irtihâller çalınup Anapoli limanından taşra çıkınca Âsitâne tarafından "Gazân mübârek olsun" deyü hatt-ı şerîf ve hil’at-i pâdişâhî ve mücevher şemşîr ve mücevher hançer gelüp "Der-i devlete gelesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olup ol gün eyyâm-ı latîf ile cezîre-i İstendil'i nehb u gâret edüp az şey mâl-ı ganâ’im bulunup kal‘ası evc-i âsumâna berâber ve sa‘b u metîn ve iki aded liman-ı hasîni olup ân-ı sâ‘atde göç topları atılup lodos rûzgâriyle on günde niçe yerlere uğrayup seyr [u] temâşâ edüp kal‘a-i Sakız'a, andan (---) mil kal‘a-i İlimni'ye, andan tekrâr yine (---) mil kal‘a-i Midilli'ye, andan (---) mil yine kal‘a-i Bozca'ya varup bu zikr olunan kılâ‘ları görüp ta‘mîr u termîmine eyâlet paşaları ile biner âdem muhâfazacı koyup ve cümle cebehânelerin mükellef ve mükemmel edüp Bozcaada'dan (---) mil yine kal‘a-i Gelibolu, bunda dahi sulanup dizdârlarına "Basîret üzre olun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp andan yine eyyâm-ı muvâfık ile iki gün iki gicede İslâmbol kurbunda Kızıl Adalar'da lenger-i ikâmet burağup üçüncü gün mâh-ı mezbûrda (---) mansûr u muzaffer Sarâyburnu'na varup huzûr-ı pâdişâhîde eyle şâdmânlar oldu kim ta‘bîr ve temdîh ve tavsîf olunmaz. Ol mahalde Fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp hil‘at-i fâhireler ile şeref-yâb ve hayr-du‘a-yı pâdişâhîyle behre-yâb olup bir Mısır hazinesi mâl-ı firâvân ve bî-hisâb hûr [u] gılmân misilli civân hedâyâlar verdi. Ba‘dehû münâfıkîn ve hasûdîn şerrine uğrayup (---)(---)(---)(---) fakîr Yûsuf Paşa'yı bi-gayr-i hak katl edüp na‘şe-i mübârekin İbrâhîm Hân görüp "Ne güzel beyâz teni vardır" deyü medh ve tavsîf edüp ağladı. "İlâhî Yûsuf! Sana edenler yakın zamânda senin gibi olsun" deyü bed-du‘âlar edüp Cinci Hoca nazar etdi. Ol sâ‘at cümle asker-i İslâm ve cemî‘î mahrûse-i Kostantıniyye ahalisi "vâveylâ ve vâ-veledâ" deyü feryâd [u] figâna âğâze edüp her kafadan bir sadâ-yı güft u gû olup "iyiliğe kemlik" deyü cümle halk bükâ vü nâliş etdiler. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsi’a.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 272b–273a ·
metinde göster ·
ve şân vardır. Evvelâ vilâyet-i Karamân, vilâyet-i Aydın ve vilâyet-i Sarıhan v …
Ammâ Devlet-i Âl-i Osmân'da olan arz-ı mukaddese şehirleri esmâlarında âb [u] tâb ve şân vardır. Evvelâ vilâyet-i Karamân, vilâyet-i Aydın ve vilâyet-i Sarıhan ve vilâyet-i Teke Bây ve vilâyet-i Menteşe Bây ve vilâyet-i Yunan ve vilâyet-i Sivas ve vilâyet-i Tarabuzan ve vilâyet-i Gürcîstân ve vilâyet-i Diyârbekir ve vilâyet-i Halebü'ş-şehbâ ve vilâyet-i Tarabulus-şâm ve vilâyet-i Şâm-ı cennet-meşâm ve vilâyet-i Kuds-i Şerîf ve vilâyet-i Taberistân ve vilâyet-i Askalân ve vilâyet-i Arz-ı Hâsân ve vilâyet-i Ümm-i dünyâ Mısr-ı nâdiretü'l-asr ve vilâyet-i Mağrib-zemîn ve vilâyet-i Habeş-i dehliz ve vilâyet-i Lahsa ve vilâyet-i Basra ve vilâyet-i Bağdâd-ı behişt-âbâd ve vilâyet-i Musul ve vilâyet-i Şehrezul ve vilâyet-i Van-ı sedd-i îmân ve vilâyet-i Çaldırân ve vilâyet-i Adana-i Âl-i Ramazân ve vilâyet-i Mar‘aş-ı Zü'l-kadriyye, bu cümle İslâm diyârlarının kıblegâhı vilâyet-i Beytullah Mekke-i Mükerreme ve vilâyet-i Medîne-i Münevvere şerrefehullahu Te‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296a ·
metinde göster ·
… akîr anlara mu‘âraza etdikçe paşa anların kizbini tasdîk edüp irtibât ve âb [u]
tâb
verirdi. Hatta bir gün merhûm ve mağfûrunleh Tabanıyassı Mehemmed Paşa imâmı Ya …
Bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr sene 1051 târîhinden berü dokuz pâdişâh ve yetmiş vüzerâ-yı âlîşânlar ile müşerref olup kamusunun ahvâllerine vâkıf olup görürdük ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve cümle a‘yân-ı kibâr hoş-âmed kelâma ve rîş-handa ve bedele-gûya ve kizb ü bühtân ü iftirâya ve gammâza ve fassâl âdemlere mâyillerdir. Hattâ bu Haleb'de Murtezâ Paşa efendimizle Hünkâr Bâğçesi havzı kenarında hem-celîs idim. Ve ba‘zı safâ-âver nüdemâlar ile hem-sohbet ü hem-enîs idim. İttifâk bir kaç kerre esnâ-yı kelâmda mübâlağadan kinâye ifrât-ı kelâm üzre kizb-i sarîhi irtikâb edinüp hezârân dürûğ-gûyluk ederlerdi. Söyledikleri kizblerin sıhhati ve dürûğu hakîrin mazbûtu ve ma‘lûmu olduğu mâddelerdir kim ekseriyyâ ol seferlerde bile idim. Hakîr anlara mu‘âraza etdikçe paşa anların kizbini tasdîk edüp irtibât ve âb [u] tâb verirdi. Hatta bir gün merhûm ve mağfûrunleh Tabanıyassı Mehemmed Paşa imâmı Yahyâ Efendi Şâm'dan ma‘zûl şehr-i Haleb'de bulunup Murtezâ Paşa'nın kapu yoldaşı olması takrîbiyle paşanın musâhibi ve nedîm-i hâsı bir molla-yı muhteşem, âlim ü fâzıl kimesne idi. Ammâ bedele-gûy, hezele-gûy, dürûğ-gû idi. Paşa huzûrunda anların sergüzeşt [ü] serencâmı kelimâtlarıdır kim bu mahalle tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b ·
metinde göster ·
… haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr
tâb
u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
125b Bu lugatlar emsâli niçe bin gûne elfâz-ı mühmeleleri vardır, âb-ı
tâb
vererek kendüler söyleyüp yine kendileri anlar ammâ beyne'n-nâs yine meşhûr-ı â …
125b Bu lugatlar emsâli niçe bin gûne elfâz-ı mühmeleleri vardır, âb-ı tâb vererek kendüler söyleyüp yine kendileri anlar ammâ beyne'n-nâs yine meşhûr-ı âfâk olan kelimâtlar ile tekellüm dahi ederler. Dobruca ve Deliorman kavmi birer gûne başka kavmdir. Lâkin şecî‘ ü bahâdır yiğitleri olur. Âkıbetleri hayr ola. Bu Dobruca içinde on gün deverân ü seyerân edüp cümle ahvâllerine vâkıf-ı esrâr olduğumuzdan sonra Güğümlü köyünden kalkup yine cânib-i şimâle ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar aşup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125b ·
metinde göster ·
… lmek ihtimâli yokdur. Gâyet muhavvif ve muhâtara beldir kim ubûr edenin belinde
tâb
u tüvân kalmaz.
Menzil-i karye-i Çalıkkavak: El-ıyazen billah eyle bir çengelistân-ı hıyâbandır kim derbend-i Maşa ve derbend-i Calındır ve derbend-i Felâket. Ve'l-hâsıl Arab ve Acem'de temâşâ etdiğimiz derbendler bu Çalıkkavak derbendi yanında Sahrâ-yı Tîh [ü] vâdî-i Heyhât'dır. Zîrâ bu Çalıkkavak'da olan çınar ve çam ve mişe ve kavak bir diyarda yokdur. Cümle şecere-i ibret-nümâları evc-i âsumâna ser çeküp ol dırahtların sıklığından zemîne bir habbe-i ful kadar âfitâbın şu‘lesi te’sîr etmez, böyle hıyâbân-ı kûyahistân-ı çengelistândır. Hatta Çalıkkavak namıyla şöhre-i şehr olmasının aslı üç aded birâder-i can-beraber bellerinde birer kemer mâllarıyla bu balkana uğrayup ubûr ederken üzerlerine on aded Bulgar kefereleri hamle edüp bu üç fetâ on kefereye emân u zamân vermeyüp katl ederler. Meğer maktûl olan keferelerin otuz aded refîkleri dahi kemîngâhda âmâde imişler. Hemân cümle küffâr bu üç yiğide üşüp harbe ve navorta ve sapan ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç fetâ görürler kim iş işden geçüp Allah deyüp bu otuz kâfire mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Allah'a sığınup girişirler. Küffârın bir kaçı cân havliyle ba‘zı kavak dırahtlarının ardına pinhân olup ol fetâlar kavaklara kılıç urdukça hem kavağı ve hem ardında saklanan küffârları ikişer pâre ederler. Küffâr bu hâlî görüp karârı firâra mübeddel edem zann edüp kırkı da üç yiğidin elinde katl olunup ol fetâlar bu kadar mâl-ı ganâ’imlerin alup sâlimîn ü gânimîn sıla-i rahmlerine giderler. Hâlâ ol yedi aded çalık kavak şâhrâh üzre durur. Ve kırk aded küffâr leşi ol mahalde maşadlıkdır. Ol sebeb ile çalıkkavak deyü elsine-i nâsda meşhûr-ı âfâk bir balkan-ı Çalıkkavak'dır. Hâlâ yüz iki yüz âdem haydûd harâmîleri kesretinden selâmetle geçilmek ihtimâli yokdur. Gâyet muhavvif ve muhâtara beldir kim ubûr edenin belinde tâb u tüvân kalmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a ·
metinde göster ·
[u] tüvânı zemîne te’sîr etmez. Böyle bir hıyâbân-ı sâyedârdır. Anda bir müdevv …
Mesîregâh-ı azîz eş-Şeyh Balı Efendi: Yine bu hıyâbân içre bir savma‘a-i ma‘bedgâhdır. Dıraht-ı azîmlerin kesretinden bir şecerenin berg [ü] bârı vefretinden âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı zemîne te’sîr etmez. Böyle bir hıyâbân-ı sâyedârdır. Anda bir müdevver kaya vardır. Hazret-i azîz-i mükerrem Balı Efendi ol kaya üzre tâ‘at [u] ibâdât etdüğü secde yerinde re’s-i mübârekleri taşa te’sîr etdüğü mahal nümâyândır. Matar-ı rahmet, ol seng-i hârâdaki re’s-i şerîfi çukuruna dolup cümle hûş [u] tuyûr andan bârân-ı rahmeti nûş edüp atşânı ferâmûş ederler. Bu dahi ibret-nümâ bir mesîregâhdır. Ve ana karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141b ·
metinde göster ·
… etdikleri tavhânesi vardır. Âyende vü revende müsâfirîn meks edüp bu tâbhânede
tâb
[u] tüvân hâsıl ederler. Bir küçük câmi‘-i rûşendir. Bir püşte-i âlî üzre inşâ …
Ba‘dehû içinde bir-takrîb eyle kan olup Murâd Hân'a bu ahvâl-i pür-melâl mün‘akis oldukda mi‘mâr u bennâ ve mu‘allimînler gönderüp derûn-ı âsitâneden semâ‘hâne tahtların ref‘ edüp ancak bir minber-i peygamber binâ idip ve bir minâre-i serâmed-i sebzgûn inşâ idip e’imme ü hutebâ ve mü’ezzinân ve sâ’ir huddâmân ta‘yîn eyleyüp sonradan câmi‘ olmuşdur. Tûlen yüz elli ayakdır. 153b Arzı yüz ayakdır. Zîrâ kıble kapusundan mihrâba varınca iki kubbe biri biri önündedir. İçinde aslâ ve kat‘â sütûnlar yokdur. Ancak iki yanında müsâfirhâne ta‘bîr etdikleri tavhânesi vardır. Âyende vü revende müsâfirîn meks edüp bu tâbhânede tâb [u] tüvân hâsıl ederler. Bir küçük câmi‘-i rûşendir. Bir püşte-i âlî üzre inşâ olunmak ile mesîregâh bir câmi‘-i ma‘bedgâhdır. Lâkin cemâ‘at-i kâh kâhdır. Ve minâre-i mevzûnu gâyet musanna‘ sâfî Kâşî çînidir. Şehr-i Edirne içre gûyâ sebz-gûn serv-i mübîndir. Taşra hareminde ba‘dehû Mevlevîhâne bînâ olunmuşdur. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 153a–153b ·
metinde göster ·
verüp kıra’et eder ve Türkî târîhleri Arabî yâhûd Fârisî lûgatlar ile selâset ü …
Ve eyle bahr-i me‘ânî-i lûgatdır kim bir Arabî kitâbı destine alup cümle terkîblerin Fârisî tilâvet edüp fesâhat u belâğat üzre âb-ı tâb verüp kıra’et eder ve Türkî târîhleri Arabî yâhûd Fârisî lûgatlar ile selâset üzre kıra’et eder. Böyle bir ummân-ı ma‘ârif ve musannif ü mü’ellifdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… udâ ol kadar şiddet-i harâret olup paşaya te’sîr etdi kim tâb-ı teb ile paşanın
tâb
[u] tüvânı kalmayup mizâc-ı nâzik-zücâcları âteş-pâre olup fevka'l-had şikeste- …
Meğer fakîr meddâhın medh-i âharı hânda tamâm olmuş, şâtır Alî'ye paşa bir işâret edüp dahi fakîr herîf hân şöyle der, derken ayağ üzre kellesi ibrişim haliçeler üzre rîzân oldu. Gerçi paşa bir dil şeklinde çaşıtlığa gelüp hânı medh etdiğinden paşa-yı âkıbet-endîş hânın ne mertebe askeri var idiğin bilirdi, ammâ hânın askeri çokluğundan asla mütegayyır u muğber-i hâtır u melâl tarafın göstermedi ve bir ferd-i âferîdeye keşf-i râz etmedi. Ve müteveccih-i savb-ı merâm olup elzem-i levâzımından eşyalara mukayyed olurdu. Zîrâ Koca Melek Paşa Bağdâd sulhunda Derne ve Derteng hudûdlarında ve Sincâr'ın Saçlı dağında ve Bozcaada'yı küffâr donanması muhâsara etdikde ve Varna kal‘asın ve Özü kal‘asın Kazak-ı Âk basduğu cenglerde Koca Melek çok kişver-küşlük edüp adüv-keşlik etmiş bir vezîr-i dilîr olduğundan değme düşmanın kesret-i vefretinden bâk [ü] pervâsı yok idi. Lâkin ol günde hikmet-i Hudâ ol kadar şiddet-i harâret olup paşaya te’sîr etdi kim tâb-ı teb ile paşanın tâb [u] tüvânı kalmayup mizâc-ı nâzik-zücâcları âteş-pâre olup fevka'l-had şikeste-hâtır idi kim nutka mecâli yok idi. Ammâ yine böyle iken cümle asâkir-i İslâma kuvvet-i kalb olmağiçün iki yerden gayret kuşağın kuşanup uluvvü'l-himme mine'l-îmân deyüp bu ebyâtı terennüm ederdi. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265a ·
metinde göster ·
… isilli musanna‘ okların hisâbın Hudâ bilir kim anların demrenleri merîhden âb u
tâb
almış peykânlı nâveklerdir kim her biri pür hışımlı düşmana değer sihâm-ı kazâ …
Ve niçe yüz bin aded hadeng ü tîr ve sihem ü nâvek ve ok ve paşak u pojaklar kim her biri Mısır hadengi ve İslâmbol ve Gelibolu ve Bursa ve Babadağı okları kim peykânları Nahşevân ve Kırım paşakları idi. Ve her birinin yelekleri perr-i tâvûsdan ve cenâh-ı hümâdan ve cenâh-ı gücüğen ve murg-ı kuğudan ve tayr-ı miskî kartaldan ve kamış okların yünleri murg-ı kebûter-i zeyrekden ve hezârpâre kalem ok yelekleri ve şahin cığasından ve zağanos yeleği okların her biri kalemden ve kamışdan ve kargıdan ve peleng nâm çamdan ve hezârpâre okların her birinin gezlerinden demrenine varınca içerisi boş olup paşakları müzehheb ü mutallâ, demrenleri Kılmağî ve Nogayî ve Kabartayî ve Evengî ve Horasânî ve Acemânî ve Moğolî ve Boğolî ve Kırımî ve Osmânî tarzı demrenli oklar idi kim her birinin peykânları zehr ile sıvarılmış hadenglerdir ve nice kerre yüz bin deste deste pota ve hekkî ve azmâyiş ve peşrev ve yeleksiz gez u zizan (---)(---)(---)(---)(---) misilli musanna‘ okların hisâbın Hudâ bilir kim anların demrenleri merîhden âb u tâb almış peykânlı nâveklerdir kim her biri pür hışımlı düşmana değer sihâm-ı kazâ pujenmiş kadalardır kim her biri bî-bahâ bir bahâne ile bey‘ olundu, hayfâ ve dirîğ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277a ·
metinde göster ·
… ı turâba basar. Hemân Çomar atına süvâr olup hasmına sunar, ammâ görse kim atta
tâb
u tüvân kalmamış, ammâ kazâ vü kader yine hasmları gitdikce çoğalup dörd yanınd …
Ve niçe yüz âdemler atlarıyla ve piyâdeleriyle Çomar'ın kendüyi deryâya atduğu yerden deryânın karşu tarafına üç sâ‘atde dolaşup Çomar'ın önün almağa at bırağırlar. Zîrâ Çomar kendüyi deryâya atduğu yer ile karşuda çıkacağı yere varınca üç sâ‘atde ancak dolaşılır Vastân kal‘ası boğazıdır kim ol boğaz kurbünde Hoşaf nehri deryâya karışır. Cümle Hakkarî askerleri Çomar'ı karşılamağa gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ Çomar-ı yarar karşu tarafa yüz bin renc [ü] anâ çekerek at bürâderiyle çıkar. Ammâ bi-emri Hudâ bir bataklı ve çataklı kenâra çıkar, kendi yorgun ve atı durgun. Atdan inüp kâh atı kaldırır kendi batar ve kendi çıkar atı batar. Âhir çizmesi ve çakşırı bırağup pâbürehne atıyla bir sâ‘at kâmil ol bataklıkdan çıkmağa çalışırken Hakkarî'nin yüğrük atlılarının evvelleri gelüp yetişir. Çomar görür kim ne tüfengden ve ne de gedelecdeki yeleksiz okdan asla fâ’ide yok ve atında dahi dermân yok. Hemân bu ileri gelenlere dal satur olup yigirmi nefer Hakkarî'yi kaçırup yine kaya altından aziz atının yanına gelüp bir kerre "Yâ Hayy!" deyüp atı kaldırır. At dahi bir süheyl urup ayağı turâba basar. Hemân Çomar atına süvâr olup hasmına sunar, ammâ görse kim atta tâb u tüvân kalmamış, ammâ kazâ vü kader yine hasmları gitdikce çoğalup dörd yanından üşerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282b ·
metinde göster ·
"Budin serhadleri boşdur, andan muhâfız olan asker bize mukâvemete kâdir değildir" deyü anların serhadlerine müşâ olan kal‘alarımız üzre Nemse ve Donkarkız ve Danimarka ve Çeh ve Leh ve İsfaç ve Korol ve İslovin ve Hırvat keferelerinden kâmil elli bin cünûd-ı cünüb asker-i küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr cem‘ edüp Budin kurbu serhadlerinden kal‘a-i Hamza Beğ, Erçin, Penteli, Cânkurtaran, Cânbeğ, Val, Kızılhisâr, Polta, Çavka, Began, Nadaj nâm palanka ve kılâ‘-ı metînelere ve sâ’ir kurâ vü kasabât-ı İslâmiyyenin tedmîrlerine ve Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu ve Kettanoğlu nâm hersek kâfirlerin başbuğ edüp mezkûr kal‘aları meymene ve meysere alâ mehil bî-bâk ü bî-pervâ döğe döğe kal‘alara istîlâ edüp bu kadar mâl-ı hazâ’in ve defâin ve üsârâ-yı ümmet-i Muhammed'i alup koyun sürüsü gibi bu kadar mahlûk-ı Hudâ'yı sürü sürü sürüp kal‘a-i Belgrad ve kal‘a-i Çakatornalarına gönderüp cümle kılâ‘-ı mezbûrelerimizin cümle cebehâne ve topların alup hamu kal‘aları âteş-i Nemrûd ile ihrâk bi'n-nâr edüp karâr-dâde olamayup karârlari firâra mübeddel olup diyâr-i menhûslarına gitdikleri haberi Serdâr Ali Paşa-yi gayyûra bu haber-i mûhiş gelince hemân ol ânda kendüde tâb [u] tüvân kalmayup gayretinden gûyâ bî-cân olup "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp ol demde dem çekmeyüp dâmen der-miyân edüp dîvân-i pâdişâhîye Budin vezîri İsmâ‘îl Paşa'yi katina kiğirdup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26a ·
metinde göster ·
… miş bin küffârı Kassâb-ı Cömerd köçekleri gibi şemşîr-i âteş-tâbdan geçirüp bir
tâb
[u] tüvânlı küffâr ber-zemîn kalmayup cümle ser ber-zemîn kelleleri galtân olup …
Hemân ki küffâr kal‘adan çıkdılar birkaç guzât-ı müslimîni dâğ-ı derûnlarından şehîd etdiler. Meğer hikmet-i Hudâ var imiş. "Bire küffâr âdem şehîd etmiş" deyince cümle guzât-ı kerrâr hemân dal sâtûr-ı hûnkâr olup bir ânda yetmiş bin küffârı Kassâb-ı Cömerd köçekleri gibi şemşîr-i âteş-tâbdan geçirüp bir tâb [u] tüvânlı küffâr ber-zemîn kalmayup cümle ser ber-zemîn kelleleri galtân olup kal‘a-i Budin tekrâr üçüncü kerre yine feth olup kal‘a muhâfazasına yigirmi oda yeniçeri ile Elbasan beği Hasan Beğ ta‘yîn olunup yine krallığı mukaddemâ çerâğ-ı efrûhte ola[n] Yanoş Kral'a sadaka ve ihsân olundukda cümle hayırhâh-ı devlet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76a ·
metinde göster ·
… î olup küffâr-ı murdârı ortaya alup eyle kılıç-ı Süleymânî ururlar kim küffârda
tâb
u tüvân ve eli dutar bir bî-îmân kalmayup meterislerine firâr ederler.
Hikmet-i Cenâb-ı Bârî yârî kılup bu bezm [ü] rezm esnâsında Hazret-i Hilâfet-me’âb âfitâb-ı âlem-tâb-misâl şitâb ederek elli bin aded "Benem, diğer nîst!" diyen asâkir-i İslâm'ın salt ve sebükbâr güzîdesiyle bu ceng-âşûb üzre gelüp cümle dal sâtûr-ı Muhammedî olup küffâr-ı murdârı ortaya alup eyle kılıç-ı Süleymânî ururlar kim küffârda tâb u tüvân ve eli dutar bir bî-îmân kalmayup meterislerine firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77a ·
metinde göster ·
[u] tüvân yok ve bir cânibden bizlere gelir imdâd yok. Küffâr ise kırmak ile tü …
Ammâ cümle gâzîlerimiz bütün gece uykusuz ve ac u zâc ve bir nân-pâreye muhtâc bî-tâb u bî-mecâl şems-i hâr dahi cümlemize harâret verüp 103b bu sahrâ-yı ma‘rekede bir katre âb-ı nâbdan nâm [u] nişân yok. Cümle atlarımızda hod evlâ bi't-tarîk tâb [u] tüvân yok ve bir cânibden bizlere gelir imdâd yok. Küffâr ise kırmak ile tükenmeyüp gâyet çok. Küffâr-ı hâksâr ise bize göz açdırmayup toplar ile bizi kırmadan amân vermeyüp zarabât-ı topdan yanlarına varamaz olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 103a–103b ·
metinde göster ·
… bedgâh-ı pür-me’âldir. Ve billûr u necef ve moran câmlarına âfitâb-ı âlem-tâbın
tâb
[u] tüvânı bu câmlara te’sîr etdikde câmi‘i nûr iken nûr-ender-nûr olur.
Evvelâ cümleden çârsû içre mükellef ü müzeyyen ve mükemmel Sokollu Mehemmed Paşa dâmâdı Sinân Paşa câmi‘i, gerçi bir kubbeli câmi‘dir, ammâ gâyet vâsi‘ ve musanna‘ ve mihrâb u minberi ve mahfil-i münîfi murakka‘-misâl bir ma‘bedgâh-ı pür-me’âldir. Ve billûr u necef ve moran câmlarına âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı bu câmlara te’sîr etdikde câmi‘i nûr iken nûr-ender-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 145a ·
metinde göster ·
[u] tüvânı yokdur. Ve bu dırahtların iki tarafları yoldur kim her dıraht-ı bâlâ …
Ammâ bu kral vâlidesi bâğı bir bâğ-ı hıyâbân-ı İremdir kim bizim konaklarımızdan ol bâğ-ı Merâm'a varınca kâmil üç bin adımdır kim bu râhun yemîn ü yesârı evc-i semâya ser çekmiş dıraht-ı müntehâların sâyesinden aslâ âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı yokdur. Ve bu dırahtların iki tarafları yoldur kim her dıraht-ı bâlâlar tertîb üzre dikilmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69a ·
metinde göster ·
… p hergiz tek ü tenhâlarında nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem
tâb
ve âdem harâb olmadan bilâ fısık velâ nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara so …
Hânendeleri hüsn-âvâz hoş-elhân ile kâr ve nakş ve savt ve zecel ve amel ve tasnîfâtları kânûn üzre dâ’ireden çıkmayup sâz dil-nüvâz sözler ile nevâ-sâzlık edüp rakkâs-ı mehtâb gulâmlar meydân-ı mahabbetde bedr-i mübîn gibi deverân u seyerân etdiklerinde gûyâ zühre raks eder. Hattâ bu hakîr meclis-i hâslarından bir ân münfek 129b olmayup hergiz tek ü tenhâlarında nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem harâb olmadan bilâ fısık velâ nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara sohbetleri ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a–129b ·
metinde göster ·
… tıdır. Gerçi tûl-ı nehârı vardır, âfitâb-ı âlem-tâbın sâ’ir vilâyetlerdeki gibi
tâb
u tüvânı yokdur. Hamd-i Hudâ bu Kazan-ı gâziyân şehrine gelmek ile yedi iklîme …
Bu şehr-i gâz[iy]ân dahi iklîm-i sâbi‘den olup vakt-i gurûb 171b atlara yem asup ahşam namâzın kıldık. Atlar bir sâ‘atde yemi yediler. Biz dahi ta‘âm yeyince vakt-i şâfi‘î olup sabâh oldu. Ve bir sâ‘at olmadan gün doğdu. Ve'l-hâsıl cemî‘i gecesi dörd sâ‘at ve bir çeyrek oldu, zîrâ iklîm-i sâbi‘in vasatıdır. Gerçi tûl-ı nehârı vardır, âfitâb-ı âlem-tâbın sâ’ir vilâyetlerdeki gibi tâb u tüvânı yokdur. Hamd-i Hudâ bu Kazan-ı gâziyân şehrine gelmek ile yedi iklîme kadem basup seyâhatde hissemiz olmuş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171a–171b ·
metinde göster ·
… ndir kim her dıraht-ı sâyedârın zıll-ı himâyelerinden zemîne âfitâb-ı âlemtâbın
tâb
[u] tüvânı rûy-ı arza te’sîr etmez. Bir mecma‘-ı fuzalâ ve kân-ı sulehâ müstecâ …
Ve bir minâre-i mevzûnu dahi sâde rûy-misâl bir serâmed minâre-i bânghânedir. Haremi eyle dıraht-ı meyvedârlar ile müzeyyendir kim her dıraht-ı sâyedârın zıll-ı himâyelerinden zemîne âfitâb-ı âlemtâbın tâb [u] tüvânı rûy-ı arza te’sîr etmez. Bir mecma‘-ı fuzalâ ve kân-ı sulehâ müstecâbü'd-da‘ve câmi‘-i pür-envârdır kim inkırâzu'd-devrân mü’ebbed ola. 226a Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 225b–226a ·
metinde göster ·
… ş maymûna dönüp harbende ve seyisler ve nâ-bâliğ gulâmlar bile küffârı kırmadan
tâb
[u] tüvânları kalmadı.
Ammâ mel‘ûn küffârı mübârizân-ı dilâverân kıra kıra bî-tâb u bî-mecâl olup ta‘âm yeyüp yine kırmağa başladılar, zîrâ küffârın gidecek yeri olmayup orta yerde topa tutulmuş maymûna dönüp harbende ve seyisler ve nâ-bâliğ gulâmlar bile küffârı kırmadan tâb [u] tüvânları kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 295b ·
metinde göster ·
… i zıll-ı himâyelerinde onar bin koyun sâyelenüp âslâ zemîne âfitâb-ı âlem-tâbın
tâb
[u] tüvânı düşmeyüp hemân koyah-ı hıyâbân-ı Acem gibi bir mesîregâh yerdir kim …
Der-fasl-ı mesîregâh-ı müferrehât: Cümle kırk yerde teferrücgâh ferahfezâları vardır, ammâ Salona kapusundan taşra leb-i deryâda bir vâsi‘ fezâda niçe yüz aded çınâr bîd-i ser-nigûn dıraht-ı müntehâlar tertîb üzre selef kralları asrında dikilüp ilâ hâze'l-ân her biri ecv-i âsımâna kad keşân olup her bir dırahtın berk-i zıll-ı himâyelerinde onar bin koyun sâyelenüp âslâ zemîne âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı düşmeyüp hemân koyah-ı hıyâbân-ı Acem gibi bir mesîregâh yerdir kim Rûm ve Arab u Acem seyâhâti içre İnebahtı'nın Subaşı ârâmgâhı meşhûr-ı âfâkdır. Bu mahalde cümle üç yüz adım karîb su değirmenleri var kim bu dahi bir teferrücgâh-ı ferahfezâ yerdir. Cümle şehrin âb-ı hayât suları bu mahalde kayalardan çıkup niçe yüz değirmenlere taksîm olup cümle şehrin imâretlerine gider, gâyet serî‘u'l-hazm âb-ı zülâllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339a ·
metinde göster ·
… ânî ururlar kim küffârın bir cânibi rehâ bulmayup cümlesi tîg-ı âteştâbdan âb-ı
tâb
alup tâb [ü] tüvânları ve zâl [ü] cüvânları ber-türâb kalırlar. Ve cümle gemile …
"Bire gâzîler, şu kâfiri söke söke şehirden çıkarın" deyince el-azametü li-llâhi küffâra eyle sâtûr-ı Orhânî ururlar kim küffârın bir cânibi rehâ bulmayup cümlesi tîg-ı âteştâbdan âb-ı tâb alup tâb [ü] tüvânları ve zâl [ü] cüvânları ber-türâb kalırlar. Ve cümle gemileri Balat kal‘asında yalnız kalup guzât-ı müslimîne ganîmet olur. Anıniçün bu şehre Söke derler kim Orhân Gâzî'nin nutk-ı dürerbârlarının te’sîridir. Ol gazâ mâlıyla bu Söke şehri ma‘mûr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y73b ·
metinde göster ·
… ar kim küffârın bir cânibi rehâ bulmayup cümlesi tîg-ı âteştâbdan âb-ı tâb alup
tâb
[ü] tüvânları ve zâl [ü] cüvânları ber-türâb kalırlar. Ve cümle gemileri Balat …
"Bire gâzîler, şu kâfiri söke söke şehirden çıkarın" deyince el-azametü li-llâhi küffâra eyle sâtûr-ı Orhânî ururlar kim küffârın bir cânibi rehâ bulmayup cümlesi tîg-ı âteştâbdan âb-ı tâb alup tâb [ü] tüvânları ve zâl [ü] cüvânları ber-türâb kalırlar. Ve cümle gemileri Balat kal‘asında yalnız kalup guzât-ı müslimîne ganîmet olur. Anıniçün bu şehre Söke derler kim Orhân Gâzî'nin nutk-ı dürerbârlarının te’sîridir. Ol gazâ mâlıyla bu Söke şehri ma‘mûr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y73b ·
metinde göster ·
… ahrîri tatvîl-i kelâm olup seyâhatden ârâm bulamam kim sâ’ir müverrih gibi âb ü
tâb
verüp tavsîf edem. Ancak alâ kadri'l-imkân bu mertebe iktidârımız oldu. Afvile …
Ve bunlardan mâ‘adâ ziyâret etdiklerimiz bâlâda mahallinde terkîm olunmuşdur. Ammâ meşhûr-ı âfâk olan ziyâretgâhlar bu sultânlardır. Bunların herbirin ziyâret etdükde rûh-ı şerîfleriyçün birer Yâsîn yâhûd bir Fâtiha-i şerîf tilâvet edüp hâklerine yüzüm sürüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdim. Hamd-i Hudâ hâzâ min fazlı Rabbî ve Hudâ hakkıyçün şehr-i Haleb'e on bir kerre uğramak müyesser olmuşdur. Ve niçe bin âsitâneye yüzüm sürüp birer Fâtiha-i şerîfile âşinâlık kesb etmişimdir. Ammâ tahrîri tatvîl-i kelâm olup seyâhatden ârâm bulamam kim sâ’ir müverrih gibi âb ü tâb verüp tavsîf edem. Ancak alâ kadri'l-imkân bu mertebe iktidârımız oldu. Afvile mestûr buyurula.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174b ·
metinde göster ·
Ve ba‘zı cevher-fürûş dükkânlarında elmâs ve la‘l yâkût ve zümürrüd ve pîrûze ve akîk u Yemenî ve Seylân cebellokum ve aynü'l-hur ve aynü'l-hir ve aynü's-semek ve zeberced ve şebçerâğ makûlesi girân-bahâ cevâhirleri rûy-ı dükkânçelere çıkarup arz-ı kâlây edüp şehr-i Mekke'ye şems-i âteş-tâb tâb verdikde şems-i cihângîr mezkûr cevâhirlere te’sîr etdükde şa‘şa‘asından merdüm-i çeşm-i nergis hîrelenirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y331b ·
metinde göster ·
Bu zikr olunan esb-i sabâ-reftârlar üzre on iki tavâşî Habeşî şîrîn-güftârlar ki sübhânel'l-Hallâk her biri merâlî ve gazâlî Hoten âhûsu gözlü esmerü'l-levn pâk libâslar ile melbûs pençe-i âfitâb meh-i tâb tavâşe idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y365a ·
metinde göster ·
‘ olan vüzerâ ve küberâ nehr-i Nîl çamur cereyân etdikde ol Matariyye kuyusundan …
Ve anda Hazret-i Îsâ bir kuyu kazmışdır. Sâhib-i tâb‘ olan vüzerâ ve küberâ nehr-i Nîl çamur cereyân etdikde ol Matariyye kuyusundan içerler. Hâlâ ziyâretgâh-ı millet-i Mesîhiyye'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y11b ·
metinde göster ·
Ammâ Koca Selîm Dede hayli tabankeş çâr-darb bir mutarraş tüvânâ
tâb
bülend nevcüvân mehîb yiğit idi. Hakîr Halîmî ve Kara Nedîm'i dahi yigirmişer y …
Ammâ Koca Selîm Dede hayli tabankeş çâr-darb bir mutarraş tüvânâ tâb bülend nevcüvân mehîb yiğit idi. Hakîr Halîmî ve Kara Nedîm'i dahi yigirmişer yaşında zırtıl balaban köçekleriz, yola revâne olup bir dahi devlet kelâmın zebâna getirmeyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y42b ·
metinde göster ·
… me olur, ammâ her kademesi nısf mi‘mâr arşınıdır. Hakîr çıkup üç gün dizlerimde
tâb
[u] mecâl yoğidi. Böyle bir minâre-i âlîdir kim ilm-i hendese üzre minâre-i mez …
Câmi‘ içinde câmi‘in sütûhuna çıkınca toksan kademe ile minâre kapusuna çıkılır. Andan minâre içre tâ zirve-i âlâsına dahi toksan kademe ile çıkılup cümle yüz seksen kademe olur, ammâ her kademesi nısf mi‘mâr arşınıdır. Hakîr çıkup üç gün dizlerimde tâb [u] mecâl yoğidi. Böyle bir minâre-i âlîdir kim ilm-i hendese üzre minâre-i mezbûrun orta tabakası iç kal‘a kapusunun eşiği ile berâberdir. Ana göre kıyâs oluna kim iç kal‘a dahi ne kadar âlî hevâdâr yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y95b ·
metinde göster ·
… a hil‘at-ı fâhireyi geyüp şemşîr-i âteş-tâbı miyânına bend kılup paşa bir hayli
tâb
u tuvân sâhibi olur, ve's-selâm.
"Hazînen gelüp bi't-tamâm vâsıl oldu, berhordâr ol. Sana hil‘at-ı fâhirem ile bir şemşîrim irsâl etmişim. Re‘âyâ vü berâyâ ve Mekke Medîne hizmetiyle mukayyed olasın" deyüp paşa hil‘at-ı fâhireyi geyüp şemşîr-i âteş-tâbı miyânına bend kılup paşa bir hayli tâb u tuvân sâhibi olur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y197a ·
metinde göster ·
… le evsâf-ı hüsn-i ta‘bîr ile ve fesâhat u belâgatlı elfâz-ı tumturâk ile âb [ü]
tâb
vererek tahrîr eylesek bir şütür-ner-bârî kitâb olur. Ammâ şimdi bu hâl üzre mü …
Eğer bu seyâhat etdiğimiz diyârlarda manzûrumuz olan kurâ ve kasabât ve bender şehirleri ve ziyâret olunan kibâr-ı evliyâları cümle böyle evsâf-ı hüsn-i ta‘bîr ile ve fesâhat u belâgatlı elfâz-ı tumturâk ile âb [ü] tâb vererek tahrîr eylesek bir şütür-ner-bârî kitâb olur. Ammâ şimdi bu hâl üzre müsevvede edüp Cenâb-ı İzzet müyesser edüp tâs[h]îhe geçdükde Y 363a olmaya illâ hayr, hemân Keşşâfü'l-kürûb Allâh bu tahrîrâtımızın hayr ile itmâmın müyesser ede, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y362b–Y363a ·
metinde göster ·