… lalarda hâsıl olur bir otdur. Havânlarda döğüp şeker ile yâhûd asel-i hâlis ile
tabh edüp
ubûr ederler. Bu dahi mukavvî ve safrâ ve balgamı ve sevdâyı mahv eder, hoş-hor …
Esnâf-ı mahlebciyân: Bunların dahi dükkânları yokdur. Hemân bunlar dahi ıssı şerbetciler gibi ibrîkler ile reh-i râstlarda "Mahleb nefâyis" deyü feryâd edüp ubûr ederler. Mahleb dahi yaylalarda hâsıl olur bir otdur. Havânlarda döğüp şeker ile yâhûd asel-i hâlis ile tabh edüp ubûr ederler. Bu dahi mukavvî ve safrâ ve balgamı ve sevdâyı mahv eder, hoş-hor nefâyis şerbetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172b ·
metinde göster ·
… balıklar vardır. Ol gün şebekeler ile ol kadar mâhîler sayd edüp tereyağlar ile
tabh edüp
tenâvül etdik. Gûyâ her bir mâhîsi Mâ’ide-i Mûsâ'dır. Osmân Gâzî'nin kırk bin k …
Menzil-i Sobran: Bu dahi bir öz içre kestâne ormanlı yayla-yı azîmdir, bunun göllerinde dolu alabalıklar vardır. Ol gün şebekeler ile ol kadar mâhîler sayd edüp tereyağlar ile tabh edüp tenâvül etdik. Gûyâ her bir mâhîsi Mâ’ide-i Mûsâ'dır. Osmân Gâzî'nin kırk bin koyununun dölünden hâsıl olan niçe yüz bin koyun bunda yaylalanır. Yürük tâyifesi çobanları vardır. Bir kaç erkeç koyunlar hedâyâ getirüp kebâb fasılları edüp bir gice dahi anda mihmân olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… a ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği
tabh edüp
cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı …
Cümle (---) imâretdir. Evvelâ Orta Hisârda İmâret-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Cemî‘î bây u gedâya mâh u sâl ni‘meti mebzûldur. Ve imâret-i it‘âm: Hâtûniyye Câmi‘ine muttasıl bir dârü'z-ziyâfedir kim Tarabefsûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü revendeye ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav, zerde ve yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… su'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı
tabh edüp
bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederle …
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
Ve hüsniyyât-ı çârum: Cemî‘î esvâk-ı şâhîlerinde aşbâzları ta‘âmların
tabh edüp
dükkânçelerinde der-i dîvârlarında olan kâşîleri ve bakır avânîleri ve kâse ve …
Ve hüsniyyât-ı çârum: Cemî‘î esvâk-ı şâhîlerinde aşbâzları ta‘âmların tabh edüp dükkânçelerinde der-i dîvârlarında olan kâşîleri ve bakır avânîleri ve kâse ve fağfûrî ve mertebânîlerin pâk etmeyince dükkânların açmağa kâdir değillerdir. Vakt-i seher olunca dükkânların du‘â vü senâ ile küşâde kılup ba‘dehû herîse pilâv, düzde büryân ve kükü pilâv, çelâv pilâv, muza‘fer pilâv, avşıla pilâv ve'l-hâsıl cümle ta‘âmlarının memdûhu pilâv, herîsedir. Bunları dahi terâzü ile verir huddâm-ı civânânları pâk ve mahbûb-ı sîne-çâk püserleri var. Cümle sîm-misâl kalaylı sahanlarının kenarlarında ta‘lîk hattıyla Arapça âyetleri ve "La şerefe a‘lâ mine'l-islâm" ve dahi "Şerefü'l-mekân bi'l-mekîn" ve "Şerefü'l-beyti bi-ehlihî" ve "Şerefü ehlihi bi-sahâihî" misillü ebyât-ı redîfler suhûnlarında tahrîr olunmuşdur. Ba‘de't-ta‘âm a‘yân-ı kibâra deste hân verüp pâk tast ve ibrik verüp ellerin gasl ederler. Ammâ tülüngi ve nöker makûlesi sağ elin sol koltuğuna ve sol elin sağ koltuğuna ve ba‘zısı sol elin câmesinin sağ peşi altına silüp seg ber-sahrâ gider. Hâl [u] ahvâlleri bu gûnedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b ·
metinde göster ·
… i hâm-misâl râyiha-i tayyibesi olur. Bu şehir halkı ekseriyyâ ol kavundan zerde
tabh edüp
içine darçın ve karanfil koyup bir zerde olur kim Mu‘âviye hazretlerinin ibtidâ …
Memdûhât-ı Beğbâzârı: Evvelâ bâğ u bâğçesi gâyet çokdur. Besâtinlerinde bir gûne kavunu olur kim lezzetinden âdemin dimâğı dü şakka olur ve müsg [ü] amber-i hâm-misâl râyiha-i tayyibesi olur. Bu şehir halkı ekseriyyâ ol kavundan zerde tabh edüp içine darçın ve karanfil koyup bir zerde olur kim Mu‘âviye hazretlerinin ibtidâ te’lîf etdüğü lezîz zerde olur. Bu gûne bir lezîz ve hoş-hor ve serî‘u'l-hazm kavundur. Ve bir gûne sebz-gûn emrûdu olur. Bir müdevver, dördi beşi bir vukıyye gelir âbdâr ve hoş-hor emrûddur. Âsitâneye niçe yüz bin kutu emrûd pembeler içre hedâyâ gider. Bir gûne sükker-i halvâ emrûddur kim Acem diyârında Tesuy şehrinde ve Ordubâr şehrinde Meleçe emrûdu lezzetindedir. Ve siyâh arpası olur. Gâyet yağlıdır. Ata çok vermeden ihtirâz etmek gerek. Ve sahrâsında pirinci olur, gâyet pişkindir. El-hâsıl bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr şehr-i imâr-ı dâr-ı diyâr şehr-i Beğbâzâr'dır. Hafazekallah.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 367b ·
metinde göster ·
âyet-i delîl [ü] bürhândır kim cCebel-i Cûdî'de ba‘de't-tûfân sefîne-i Nûh Necî karâr edüp şehr-i Cûde'yi seksen nefer kimesne imâr edüp tavattun edüp evlâd-ı evlâdları münteşir olup cümle târîhde anınçün Hazret-i Nûh'a "Âdem-i Sânî" ve "Eb-i Sânî" dediler. Ba‘dehû ol şehr-i Cûde bir bender şehr-i azîm olup andan cümle evlâd-ı Nûh ve ümmet-i Nûh bu şehirden murâd edindikleri arz-ı hâliyelere istilâ edüp mahsûldâr yerleri imâr etmeğe 35a başlayup ibtidâ Arz-ı Hâsân'da şehr-i Arîş binâ oldu. Andan şehr-i Balîs, andan Mısr-ı Atîk mukâbelesinde Hazret-i İdrîs'in ta‘lîmiyle Cize hâkinde Sureyd Hakîm'in binâ etdüğü Ehrâm dağların bulup anda Heremin nâm bir şehri Kalimon-ı Kehene binâ etdi. Andan sonra hâlâ Mısr-ı Atîk kim ana ol asrda şehr-i Fustât derlerdi, ol imâr oldu. Bi-kavli müverrihîn Hazret-i Nûh Tûfân'dan halâs olduğu gün yevm-i Aşura idi. Herkesde bulunan ta‘âmları bir kazgana koyup tabh edüp tenâvül edüp nâmına "Aşura" dediler, Hazret-i Nûh sünnetidir. Ve ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûhı'n-Necî üç yüz sene mu‘ammer olup üç oğlu dahi oldu. Bir oğlu Hâm'dır, kara Zengiler ve Fir‘avnîler ve Cebbârîn kavmleri bu Hâm'ın zürriyyetinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Sâm'dır. Arab ve Acem ve cümle peygamberler anın sülâle-i ırk-ı tâhirinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Yâfes'dir. Türk ü Tatar ve Sakâlib Ye’cüc ü Me’cüc bunun neslinden vücûda gelmişlerdir. Bir oğlu Ken‘ân idi. Babası Nûh Nebî ile gemiye girmeyüp peygamber belinden gelüp mürtedd olan ibtidâ bu Ken‘ân'dır. Cümle Mısır Kıptîleri ve Malta kâfiri Arabı ve Cezîre-i Girid'de İsfakiye Arabı Kıptîdendir, zuhûrları Mısır İskenderiyyesi'ndendir kim asılları Kıbtî ve Ken‘ân b. Nûh'a müntehîlerdir. Ken‘ân babasıyla zevrak-ı rahmete girmeyüp bir tuç kumkuma içre me’kûlât meşrûbâtıyla kumkuma içre girüp yeye, içe, sıça devr-i dâ’im gene yeye yeye necâsetinde gark olup Tûfân'da kumkumasıyla bir kenara çıkup hâlâ Mısır'ın sa‘îd-i âlîsi elvâhât evvel-i Nakraveş kurbunda kumkuması bârçeleriyle bir gâr içre yatar. Kabâbıta kavminin ziyâretgâhlarıdır. Hakîr üç kerre uğrayup temâşâ etdik. Deyr-i kadîm-misâl bir gâr-ı yetîmân dâr-ı bî-îmândır kim ol Ken‘ân hakkında sûre-i (---) âyet (---)Arapça nassı bu Ken‘ân hakkında kıbel-i Hak'dan alâ tarîkı'l-kısas Habîb-i Hudâ'ya nâzil olmuşdur. Niçe müverrihler Hâm ve Sâm ve Yâfes Tûfân'da gemi içre bile idi, derler. Ba‘zılar, Tûfân'dan sonra vücûda geldiler, derler. Sahîhi bu ola. Netîce-i merâm Tûfân'dan sonra gemi içre olan seksen nefer kimesneden bu dünyâ benî Âdem ile mâlamâl olduğundan Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî derler. Bir rivâyetde Ferîdûn Hazret-i Nûh ile gemide bile idi. Tatar andan tenâsül buldu, derler. Ferîdûn'un kabri Heyhât sahrâsında medfûn olduğu inşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Ammâ bu Hazret-i Nûh'un ziyâretgâhı olan Kerk-i Nûh karyesi semtinde cebel-i Deyr derler bir kûh-ı bülend vardır. Bir tarafı cânib-i garba, Berût cânibinde Akdeniz'e nâzırdır. O cebel-i müntehâ içre yetmiş iki mezâhib fırak-ı dâlleden Dürüzî Timânî ve Yezîdî ve Mervânî kavmi sâkinlerdir. Ve bu cebelde zikri sebkat eden Ken‘ân b. Nûh aleyhi's-selâmın bir mağarası vardır. Ehl-i Sâm, Ken‘ân babasıyla gemiye girmeyüp kumkuma içre bu mahalde gark olduğuna sûre-i Nûh (---) âyet-i şerîfi delîl ederler. Arapça bu mahal içündür deyü müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve ale'l-ittifâk Tûfân-ı Nûh ibtidâ bu Bukâ‘ sahrâsındaki nehr-i Tennûr'dan zuhûr edüp cihânı cümle gark etdi. Mezheb-i hukemâda olanlar "Tûfân hemân Arz-ı Mukaddese'de oldu" derler. Eyle ise âyet Arapça nassına göre Hazret-i Nûh'un gemisi cebel-i Cûdî üzre ka[râr] etdikde Cûde ve Musul ve Irâk-ı Acem ve Kurna ve Basra cümle arz-ı mukaddes olmuş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34b–35a ·
metinde göster ·
tenâvül etdükde balıklardaki zehir herîfe ve ehl [u] ıyâline te’sîr edüp yedi n …
Hikmet-i diğer: Bu âsitâne-i Halîlullah'da olan mâhîleri sayd etmek memnû‘dur. Bir kerre bir herîf bu mâhîlere semmü's-semek ya‘nî balık otu döküp niçe bin balıklar zehirlenüp helâk oldukda herîf-i zarîf-i bed-fi‘âl semekleri futasına pür eyleyüp hânesinde tabh edüp tenâvül etdükde balıklardaki zehir herîfe ve ehl [u] ıyâline te’sîr edüp yedi nefer âdem mesmûmen merhûm olurlar. Karîbü'l-ahd olmağıla meşhûr-ı afâkdır, ammâ âsitâne-i İbrâhîm Nebî hâricinde mâhîler şikâr olunsa aslâ zarar etmez. Bu dahi bir sırr-ı Hudâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
… üp kebâbı faslın ederdik. Ve her gün göllerde alabalıklar sayd edüp tereyağıyla
tabh edüp
tenâvül ederdük. Altı yedi vakıyye gelir mâhîleri olur kim Bingöl'de ve Göksin' …
Evsâf-ı mesîregâh-ı yaylağ-ı azîm-i Vitoş dağı: İmdi ihvân-ı bâ-safâya ma‘lûm ola kim Anadolu diyârında cemî‘i yayla ve kûh-ı bülendlerin ulusu bahr-i Haraz'a havâle Dağıstân pâdişâhı ve Acem şâhı ve Gürcîstân ve Çerkezistân memleketleri etrâfında olan cibâl-i sun‘-ı Hudâ kûh-ı Elburz'dur. Anda sonra yaylağ-ı azîm bilâd-ı Erzurûm'a havâle Bingöl yaylası olduğu cild-i sânîmizde cemî‘i Anadolu yaylalarının (---) aded eşbehleri tahrîr olunmuşdur. Ammâ hâlâ bu Rûmeli seyâhatinde manzûrumuz olan yaylağ-ı kûh-ı bâlâ bu cebel-i ra‘nâ Vitoş dağıdır kim Sofya şehrinden bir günde yetmiş aded yârân-ı hemdem ile mâh-ı temmûzda âbâdân olduğu mahalde çıkup haymelerimiz kurup zevk u safâya meşgûl olup seyr [u] temâşâsına mukayyed olduk. Evvelâ bunun zirve-i a‘lâsında Selânik ve Kavala ve Serez ve Zehinden ve'l-hâsıl cümle Rûmeli şehirlerinden niçe kerre yüz bin koyun yaylaya çıkup yedi ay safâ ederler. Bu gûsfendlerden bize yüz aded kuzudan mütecâviz gelüp kebâbı faslın ederdik. Ve her gün göllerde alabalıklar sayd edüp tereyağıyla tabh edüp tenâvül ederdük. Altı yedi vakıyye gelir mâhîleri olur kim Bingöl'de ve Göksin'de ve Ramazânoğlu yaylalarında olmaz. La‘l-gûn zer-nişânlı müşk-bûlu alabalığı olur ve sazan balığı ve şıba balığı ve dilçe balığı, bunlar dahi bir kûh-ı bülende mahsûs değildir, illâ bu Vitoş yaylasında olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142a ·
metinde göster ·
… içe yüz kazganı ve tancereleri saç ayakları üzre koyup âteşsiz ni‘met-i firâvân
tabh edüp
cümle Edirne halkına ol tancerelerden üç gün üç gice niçe kerre yüz bin sahun n …
Menâkıb-ı Tütünsüz Sultân : Niçe yüz kerâmâtları ayân u beyân olmuşdur. Ammâ cümleden biri niçe yüz kazganı ve tancereleri saç ayakları üzre koyup âteşsiz ni‘met-i firâvân tabh edüp cümle Edirne halkına ol tancerelerden üç gün üç gice niçe kerre yüz bin sahun ni‘met-i mümessek ile ziyâfet etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167b ·
metinde göster ·
… r. İçine beş ayak nerdübân ile inilir. Ve yevm-i âşûrada içine otuz sığır koyup
tabh edüp
fukarâya bezl ederler. Hakîr bu âsitâne-i makâm-ı Rızâ'ya kendi hüsn-i rızâmla …
Bir âsitâne-i azîm olduğu şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim üç yüz aded pâ-bürehne ve ser-bürehne Zırtıl ve Cavvelâkî ve Kalenderî ve Vâhidî ve Yesevî ve Fahrî ve Bozdoğanî dervîş-i dilrîşânları var kim her biri birer bâğın güli ve hıyâbânın sünbüli hezârfen ve tekmîl-i fünûn etmiş {zû-fünûn} mü’min ü muvahhid cânlardır, ammâ Ehl-i Sünnet değillerdir. Ve içlerinde asla teberrâîleri yokdur. Matbah-ı Keykâvûs'unda seksen fakr-ı pâ-bürehne aşbâzları var kim her biri birer pâdişâha lâyıh aşbâz-ı şehbâzlardır. Rûz-merre merreteyn âyende vü revendegâna pilav ve çobra ve herse ve nân-ı bî-imtinânları mebzûldur. Fakîr hânı bu âsitâneye getirüp ziyâret etdikde "Ahdim olsun bu girdâb-ı berzahdan halâs olursam bir altun kandîl düzdürem." deyü va‘d eyledi. Hakkâ ki ol âsitânede niçe bin aded musanna‘ maslûbât-ı âvîzeler var kim her biri birer şâhın ve birer hânın yâdigârıdır. İmâretinde Tahmas Şâh'ın bir kazganı var. İçine beş ayak nerdübân ile inilir. Ve yevm-i âşûrada içine otuz sığır koyup tabh edüp fukarâya bezl ederler. Hakîr bu âsitâne-i makâm-ı Rızâ'ya kendi hüsn-i rızâmla bu zerd rûyimi sürdükde hâtıra bu ebyât hutûr edüp rûy-ı dîvâra kalem-i sehvimle tahrîr etdim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300a ·
metinde göster ·
Bu gûne berzahları her gün çekerek kâfirler dahi karşu tarafda konup göçerek yigirmi birinci gün yine anâ çekerek menzil-i sâhil-i nehr-i Raba'da meks olunup hamd-i Hudâ ol gün asâkir-i İslâmın başına gün doğup yağmur yağmayup bir rûşen hevâ oldu kim 18a cümle leşker-i İslâm şâdımân olup herkes esbâblarını ve koltuğu altlarını kurudup esbâbların yaykayup ıssı ta‘âmlar tabh edüp safâ etdiklerinde nâdîler nidâ edüp "Üç gün ikâmetdir" deyü çavuşlar feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b–18a ·
metinde göster ·
… r ve her marîzin illetine göre altun ve gümüş ve bakır tancere ta‘âm-ı gûnâ-gûn
tabh edüp
hastalara bezl-i ta‘âm ederler. Kilarlarında kuş südü ve şîr-i hurmâ ve katr-i …
Evvelâ her kim bu tîmârhânelerde şifâ bulursa mukaddemâ nezr etdiği eşyâları getirüp ol kadar altun ve gümüş ve bakır ve kalay suhûn ve tancere ve sînîler ve tebsiler ve şem‘dânlar var kim her tîmârhânede onar Mısır hazînesi değer altun ve gümüş âvânları vardır ve ol kadar altun ve gümüş kebâb şişleri köşe be-köşe dayalı durur ve her marîzin illetine göre altun ve gümüş ve bakır tancere ta‘âm-ı gûnâ-gûn tabh edüp hastalara bezl-i ta‘âm ederler. Kilarlarında kuş südü ve şîr-i hurmâ ve katr-i nebât-ı Hamavî misilli me’kûlât [ü] meşrûbâtılar mevcûddur. Ve eyle üstâd-ı kâmil aşbâzları var kim kaçan kral bir krala ve bir vezîre ve bir elçiye ziyâfet etse bu aşbâzlar tîmârhâneden varup ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
Ve matbah-ı Keykâvus'unda kırk dâne telatin tennûrekeş huddâmları var kim her biri râhatü'l-ervâh ta‘âmlar tabh edüp âyende vü revendeye sofra-i bî-imtinânında hon-ı beyâzı mebzûldür. Subh u şâm Arapça âyetin tilâvet edüp Yâ Rezzâk ismine mazharlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y129b ·
metinde göster ·
Mescid-i matbah-ı Hazret-i Âdem aleyhi's-selâm: Kaçan kim Âdem [ü] Havvâ bu Arafât'da birbirleriyle mülâkat olduklarında be-kavl-i Cerîr-i Taberî Y 319b mâh-ı Muharrem'in on ikinci gün yevm-i Âşûrâ'da buluşduklarında karınları acıkdı. Bu vâdîde serserî gezdiler. Derhâl Cenâb-ı Hak tarafından Cibrîl-i Emîn bir tabak buğday sünbüleleri getirüp bu mescid mahallinde bir sifâl içre tabh edüp Âdem Havvâ'ya ta‘lîm edüp tenâvül etdiler, def‘-i cû‘ edüp Rabbü'l-âlemin'e hamd etdiler. Sâhib-i Tuhfe kavli üzre ibtidâ Hazret-i Âdem edîm-i arzda hâsıl olduğıyçün Âdem dediler ve ba‘de'l-hubût yine edîm-i arza nüzûl edüp ot otlardı. Tâ ki Havvâ ile buluşdukda Hazret-i Cibrîl'in ta‘lîmiyle ibtidâ çorba yediler ve hâlâ elsine-i nâsda bir âdem bir âdemi hânesine da‘vet eylese
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319a–Y319b ·
metinde göster ·
… n her kişide me’kûlât [u] meşrûbât kısmından ne bulundu ise bir tancereye koyup
tabh edüp
âşûr aşı olup cümle gemide olanlar ol aşdan tenâvül edüp şükür etdiler. Yevm-i …
Ol Tûfân'da Hazret-i Nûh Musul kurbunda cebel-i Cûdî'de keştî-i Nûh der-kenâr olup yevm-i âşûrâda halâs olduklarıyçün her kişide me’kûlât [u] meşrûbât kısmından ne bulundu ise bir tancereye koyup tabh edüp âşûr aşı olup cümle gemide olanlar ol aşdan tenâvül edüp şükür etdiler. Yevm-i âşûrede ol aşı pişirmek Âdem-i sânî Hazret-i Nûh sünnetidir, i‘tibâr etmek gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y4b ·
metinde göster ·
"Lâkin oğullar, size mürâca‘atım oldur kim Mısır vâlîsi Defterdâr Ahmed Paşa nüzûlü günü ol vak‘a-i vâkı‘a-i kübrâda Azebler kapusu önünde lahm-ı acîn gibi hezâr-pâre Y 276b olunan üstâdımız Hazret-i şeyh şa‘râvî hazretlerinin akrabâlarından fakîr Abdülfettâh'a bed-du‘â etdimdi ki yine şa‘râvî hazretlerinin kerîmelerinden Sitti Zehra'nın meşrûtası olan nezâretimi almış idi, bed-du‘âm hedef-i icâbetde kabûl olup Azebler bâbı önünde gulû-yı âm ile Abdülfettâh'ı pâre pâre etdiler. Sizlerden ricâ ve temennâm oldur kim anın rûhiyçün câmi‘-i Ezher'de kırk hatm-i şerîf tilâvet edüp savâbın Abdülfettâh'ın rûhuna hibe edin ve leyle-i cum‘ada helvâ tabh edüp fukarâ-ya bezl edün" deyü vasiyyet-âmîz kelimâtlar edüp yine câmehâbı üzre oturup girde-bâliş üzre serbâliş edüp üftâde telâmîzleri nâliş etmeğe başlayup hayli güftügû oldu. Ammâ şeyh hâb-ı râhata varup reng-i rûyı verd-i handâna dönüp arak-âlûd olup ol gün niçe gûne keşf [ü] kerâmâtları zâhir u bâhîr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y276a–Y276b ·
metinde göster ·
… şeyh Mustafâ Rûmî hazretleri onar koyun alır kazganlar ile leb-ber-leb ta‘âmlar
tabh edüp
berde ve bahrde olan cû‘âna bezl-i ta‘âm edüp sofra-i bî-imtinânı mebzûl etdi k …
Ve bu karyede cümle ehl-i züvvâr gemilerden taşra çıkup sâhil-i Nîl'de ta‘âmlar pişirüp zevk [ü] safâlar etmede. şeyh Mustafâ Rûmî hazretleri onar koyun alır kazganlar ile leb-ber-leb ta‘âmlar tabh edüp berde ve bahrde olan cû‘âna bezl-i ta‘âm edüp sofra-i bî-imtinânı mebzûl etdi kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y280a ·
metinde göster ·