Bânî-i râbi‘: İskender-i Kübrâ'dır kim Makdonya'yı
taht
edinüp bâğ-ı İrem etmişdi. Ba‘dehu yine emr-i Hudâ ile Akdeniz'in Sebte Boğazı …
Bânî-i râbi‘: İskender-i Kübrâ'dır kim Makdonya'yı taht edinüp bâğ-ı İrem etmişdi. Ba‘dehu yine emr-i Hudâ ile Akdeniz'in Sebte Boğazı olan mahalli dahi kat‘ edüp Akdeniz'i Bahr-i Okyûnûs'a munsab 10a etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 9b–10a ·
metinde göster ·
… babamın binâsı ve tahtıdır deyü şehr-i Makdon'ı müceddeden ta‘mîr ü termîm edüp
taht
edindi. Yüz sene mu‘ammer olup İslâmbol'u eyle amâr etdi kim hemân bıtrîk ve ru …
Bânî-i hâmis: Yanko ibn Mâdyân oğlu Puzantin nâm kıral Ungurus diyârından cüyûş-ı müşrikîn ile İslâmbol'a gelüp babamın binâsı ve tahtıdır deyü şehr-i Makdon'ı müceddeden ta‘mîr ü termîm edüp taht edindi. Yüz sene mu‘ammer olup İslâmbol'u eyle amâr etdi kim hemân bıtrîk ve ruhbândan altı kerre yüz bin kıssîs var idi. {Anıniçün İslâmbol'un bir ismi dahi Puzanta'dır.} Puzantin dahi Tuna nehri buzu üzre at ile ubûr ederken buz meksûr olup Puzantin'in ömrü buz gibi şikeste olup vücûdu buz gibi eridi. Ol sene yine bir zelzele-i kübrâ olup İslâmbol münhedim olup ancak Hazret-i Süleymân'ın binâ etdüği kasır ve Ayasofya câmi‘i yerindeki ma‘bedgâh-ı Hazret-i Süleymân kalup yetmiş sene harâb [ü] yebâb kalup yılan ve çıyan ve bûm ve masasa kânı oldu. Ba‘dehu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
Kostantîn İşpanya'da Rim Papa iken yüz sene mu‘ammer kıral olup İslâmbol'a istîlâ etdükden sonra zuhûr-ı tantana-i Kostantîn otuz seneye müntehî olup ba‘dehu taht [u] raht [u] bahtı vücûd-ı bî-bahtından tehî olup (---) mahalde gûristânına gömdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19a ·
metinde göster ·
… ırım'a ve kal‘a-i Azağ'a varınca bin yedi yüz pâre kal‘aya mâlik olup Galata'yı
taht
edindi.
Ba‘dehu şehr-i Kostantîn yedi sene mu‘attal yatup âhir salb olunan Yağfûr kıralın bir küçük veled-i nâ-pâki tâ’ife-i Freng-i pür-reng ile iştirâk-i sevî üzre şehr-i Kostantîn'i zabt edüp ismine Kanator Kıral derlerdi, kendüsi İslâmbol'a müstevlî oldu. Ciniviz Frengi Galata'nın nısfına mâlik oldu. Ve İşpanya nısfına kıral olup devletleri günden güne nizâm [u] intizâm bulup Ciniviz küffârı Karadeniz sâhilinden tâ cezîre-i Kırım'a ve kal‘a-i Azağ'a varınca bin yedi yüz pâre kal‘aya mâlik olup Galata'yı taht edindi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 23a ·
metinde göster ·
… en vezîr-i a‘zam olan Sokullu Mehemmed Paşa'nın re’yiyle Süleymân Hân'ın na‘şın
taht
üzre koyup bol hil‘atın ardından ellerini hareket etdiren Silâhdâr Kuzu Alî Ağa …
Ol pîr, yeniçeriyân dergâh-ı âlîsinin baş kâtibi idi. İsmine Sukemerli Koca Mustafâ Çelebi derlerdi. Anlar mezkûr Fransa kıralı kızının akrabâlarından olduğu muhakkak idi kim her bâr anlara Fransa kıralından hedâyâ gelüp âlem-i sabâvetimizde hakîre ba‘zı eşkâl-i garîbe tasâvîrler bağışlardı. Anlar bir pîr-i fânî olmuşlar 28b idi. Hattâ bir müşâvere olsa huzûr-ı pâdişâha cümle vüzerâ ve vükelâ vardıkda "kocalar gelsin" deyü ibtidâ Seğitvar altında Süleymân Hân merhûm olup asâkir-i İslâmın haberi yok iken vezîr-i a‘zam olan Sokullu Mehemmed Paşa'nın re’yiyle Süleymân Hân'ın na‘şın taht üzre koyup bol hil‘atın ardından ellerini hareket etdiren Silâhdâr Kuzu Alî Ağa'yı müşâvereye da‘vet ederlerdi. Andan Rikâbdâr Gülâbî Ağa'yı, andan Zeyrekbaşı'nda sâkin Matbah Emîni Abdî Efendi'yi, andan hakîrin pederini, andan mezkû[r] Sukemerli Koca Mustafâ Çelebi'yi getirdüp müşâvere-i tâm ederlerdi. Ve ne cânibe sefer olsa bunlar tahtırevânlar ile gazâya giderlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 28a–28b ·
metinde göster ·
… est-i Köpürlü Mehemmed Paşa Yanova kal‘ası feth olup Tımışvar paşasına sancak-ı
taht
oldu.
Altı sancakdır. Hazîne defterdârı ve defter kethudâsı ve tîmâr defterdârı ve mâl-ı pâdişâhî defterdârı ve çavuşlar kethudâsı ve çavuşlar emîni ve yigirmi iki tuğ sâhibi kal‘a ağaları ve dizdârı ve çeribaşıları ve alaybeğisi vardır. Hâlâ Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ asrında sene 1069 târîhinde be-dest-i Köpürlü Mehemmed Paşa Yanova kal‘ası feth olup Tımışvar paşasına sancak-ı taht oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 51a ·
metinde göster ·
… Râbi‘'de cümle itâ‘at edüp vezâret ile Sefer Paşa hâkim olup kal‘a-i Ahıçka'yı
taht
edinmişdi. İlâ hâze'l-ân her sene hedâyâları gelmededir.
Açıkbaş ve Şavşad ve Dâdyân ve Küril ve Migrilistân beğleri cümle keferelerdir ammâ Murâd-ı Râbi‘'de cümle itâ‘at edüp vezâret ile Sefer Paşa hâkim olup kal‘a-i Ahıçka'yı taht edinmişdi. İlâ hâze'l-ân her sene hedâyâları gelmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 52a ·
metinde göster ·
… gitmek murâd edinse kırlankıç kayığının kıçında cevâhir kubbe altında mücevher
taht
üzre sâde cura zurna ve nakare faslı ederek Halîc'in tarafeyninde olan kat-ende …
Bu bâğın bâğçe üstâdı ve üç yüz halîfesi var, hizmet ederler. Böyle bir nazargâh-ı Mehemmed Hân-ı Gâzî'dir. Anda hünkârlara mahsûs kayıkhâneler vardır. Kaçan pâdişâh Yeni Sarây'a ve gayrı yere gitmek murâd edinse kırlankıç kayığının kıçında cevâhir kubbe altında mücevher taht üzre sâde cura zurna ve nakare faslı ederek Halîc'in tarafeyninde olan kat-ender-kat yalıları ve bâğ u bâğçe ve tershâneleri seyr [ü] temâşâ ederek murâd [ü] merâmları olduğu yere giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Karadeniz'in tarafeyninde tâ Azak kal‘asına varınca bin altmış pâre kal‘a binâ etdi. Hattâ cezîre-i Kırım'da kal‘a-i Kefe ve Sudak ve Tateli ve Balıklağa ve İnkirmân ve Menkub ve Sarkirmân ve Kerç ve karşu tarafda Taman ve Azak kal‘aların binâ edüp Karadeniz'in cânib-i erba‘asın zabt [u] rabt edüp Ciniviz kıralı büyük oğlu Arondo'yu Galata kal‘asına kıral nasb edüp babası Sakız cezîresinde karâr edinüp taht edindi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 128a ·
metinde göster ·
… bir cevâhir taht-ı murassa‘ etmişdir kim on sekiz pâdişâh elçileri geldükde bu
taht
üzre Gâzî Murâd Hân iclâs edüp azamet [u] dârâtın bu taht ile ızhâr eder, böyle …
Cümleden üstâd cevher-fürûş Küpeli Yahûdî ve Semmûrkaş Urum ve Galata'da dörd yol ağzında Benli Urum. Ve oyunbâz olan cevâhir kulu ta‘bîr etdikleri Laskaraki Urum, ilm-i cevâhircilikde ve rakkâs-ı pehlivân pîşekârlıkda yegâne-i asr bir Urumdur. Ve Ermenî Bedros. Ve Unkapanı'nda bizim peder merhûmun şâkirdi Laz Alî, Sultân Murâd Hân'ın cevâhir tahtında tasnî‘âtlar eyleyüp bir cevâhir taht-ı murassa‘ etmişdir kim on sekiz pâdişâh elçileri geldükde bu taht üzre Gâzî Murâd Hân iclâs edüp azamet [u] dârâtın bu taht ile ızhâr eder, böyle bir taht-ı ibret-nümûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186b ·
metinde göster ·
… elçileri geldükde bu taht üzre Gâzî Murâd Hân iclâs edüp azamet [u] dârâtın bu
taht
ile ızhâr eder, böyle bir taht-ı ibret-nümûndur.
Cümleden üstâd cevher-fürûş Küpeli Yahûdî ve Semmûrkaş Urum ve Galata'da dörd yol ağzında Benli Urum. Ve oyunbâz olan cevâhir kulu ta‘bîr etdikleri Laskaraki Urum, ilm-i cevâhircilikde ve rakkâs-ı pehlivân pîşekârlıkda yegâne-i asr bir Urumdur. Ve Ermenî Bedros. Ve Unkapanı'nda bizim peder merhûmun şâkirdi Laz Alî, Sultân Murâd Hân'ın cevâhir tahtında tasnî‘âtlar eyleyüp bir cevâhir taht-ı murassa‘ etmişdir kim on sekiz pâdişâh elçileri geldükde bu taht üzre Gâzî Murâd Hân iclâs edüp azamet [u] dârâtın bu taht ile ızhâr eder, böyle bir taht-ı ibret-nümûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186b ·
metinde göster ·
… nib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a
taht
edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. …
Andan Tevârîh-i Hind, andan Tevârîh-i Hâkân-ı Çin, andan Tevârîh-i Acem, andan Tevârîh-i Arab, andan Tevârîh-i Efrenc, andan Tevârîh-i Latin, andan Tevârîh-i Rûmdır. Bu tevârîhlerin cümlesin tetebbu‘ etmiş müverrih âlimler ile ihtılât edüp Bursa'nın bânîsinden aslâ bir müverrih tahrîr edüp ayân u beyân etmemişler. Ammâ 222a Tevârîh-i Süleymânnâme'de ve Târîh-i Evveliyyât-ı Tuhfe'de tahrîr eder kim bir kerre Hazret-i Süleymân kerr u ferr u dârât ile taht-ı Süleymânîsi üzre ber-hevâ tayarân ederken Bursa hâyilinde sâbite olan ebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsı üzre meks edüp cânib-i erba‘aya nigerân edüp esnâ-yı kelâmda Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhayâ'ya der kim, "Ne olaydı şu ferah-fezâ yerde bir şehr-i azîm olaydı" buyurduklarında hemân ecinne ve dîv [ü] perîlerden ba‘zı musâhib-i mukarrebînler eyitdiler: "Yâ Emînallah! Bir kerre Tûfân-ı Nûh'dan evvel bu mahalle bir Süleymân ile leşker-keş olup geldiğimizde bu kûh-ı bülendin dâmeninde bir kal‘a-i azîm ve bir şehr-i kadîm var idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp gitdik. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cümle ins ü cinne, vuhûş u tuyûra emr edüp derhâl taş u toprağın tathîr ederken kal‘anın burc [u] bârûları nümâyân olur, ammâ tathîrinde usret çekerler. Hemân Emîn-i Mübîn rîha emr edince bir kerre Lodos rûzgârı Âd kavmine esdiği gibi bir rîh-ı akîm esüp cümle taşı ve toprağı hevâya perrân edüp tarfetü'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i sefîd eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. Anı bulsanız dünyâ halkına inkırâzu'd-devrân kifâyet ederdi" der. Bir div dahi mu‘âraza edüp "Bulunmaz" der. Biri dahi "Eğer ol dahme bulunursa ol defîne ile Emînullah bu şehri imâr ede" der. Kimi bulunursa, kimi bulunmazsa derler. Derhâl dîvlere emr edüp ol dahmeyi bulup şehri ta‘mir [u] termîm edüp ismini Bulursa korlar. Bursa, Bulursa'dan galatdır. Ba‘dehû Süleymân-ı Emîn Bursa'nın cânib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a taht edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. Ekseriyyâ Ayasofya amûdları bu Edincik şehrinden gitmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221b–222a ·
metinde göster ·
… ankâ bâzargânları ve ulemâları vardır. Bir fırkası zümre-i avândır, at u raht u
taht
u hânedân sahibleridir kim ehl-i hizmetlerdir. Bir fırkası tüccâr-ı berr [u] bi …
Niçe bin semmûr kürklü muhteşem ankâ bâzargânları ve ulemâları vardır. Bir fırkası zümre-i avândır, at u raht u taht u hânedân sahibleridir kim ehl-i hizmetlerdir. Bir fırkası tüccâr-ı berr [u] bihâr, ankâ-sâhib-i kâr kimesnelerdir. Bir fırkası çârsû-yı bâzârda ehl-i sanâyi‘dir, alâ kadri'l-istitâ‘a gûnâ-gûn libâs-ı fâhire giyerler. Lisânları Anadolu hâki olmağla lehçe-i mahsûsaları Etrâk lehcesine karîb elfâzları vardır. Meselâ "Ahmed Çelebi" yerine "Ehmet Çebü" "Mehemmed Çelebi" yerine "Memet Çebü", "İsmâ‘îl" yerine "İsmîl Çebü", "Ca‘fer" yerine "Câfâr Çebü" derler. Niçe nâ-ma‘lûm elfâzları vardır, ammâ nebtîz (?) şehr oğlanları vardır kim ümmü'l-kelâm, rind-i cihân, ârif, nüktedân çelebîleri vardır. Ve cümle halkı garîb-dost, ehl-i zevk ve ehl-i teferrüc, hoş-sohbet âdemlerdir. Ekseriyyâ kâr [u] kesbleri harîr peydâ etmekdir ve katîfe ve sereng ve Bursa çatma yasdıkları dokumakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231a ·
metinde göster ·
edinüp sikke kesüp hutbe tilâvet edüp üç sene bu şehrde sâkin olup cânib-i şimâ …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Azerbaycân sâhibi Sultân Hasan, dest-i Ceneviz'den feth edüp ismine Tarab-zen dediler. Zirâ içinde hâkimi, ehl-i zevk bir krala avret olmağıla Tarab-zen dediler. Ba‘dehu Timur hâdisesinde Sultân Hasan, Mâverâu‘n-nehr'e Timur Hân istikbâline müteveccih oldukda küffâr hâksâr-ı dûzah-karâr olıcak İslâmbol Tek[f]uru Rûm Kostantin fırsat bulup istîlâ etdiler. Ba‘dehu sene 878 târîhinde Ebü'l-Feth Sultân Mehemmed {İbtidâ deryâdan Tarabefzûn'u feth etdi kim (...)(...)(6 sene sonra Uzun Hasan)(...)} Mehemmed {Hân İslâmbol'dan donanma-yı hümâyûn ile kal‘a-i Tarabefzûn'a gelüp andan deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile Canha yollarından} Uzun Hasan ile Tercan sahrâsında ceng-i azîm edüp Sultân Hasan'ın kırk bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp Sultân Hasan münhezimen kal‘a-i Azerbaycân'a firâr edüp ol feth-i fütûha "Butlânu keydü'l-hâyinîn" târîh olmuşdur sene 878. Diğer târîh Arapça{âyet-i şerîfi târîhdir} sene 878. Sultân Murâd-ı Evvel'in Kosova cenginden sonra Ebü'l-Feth'in bu gazâsı gibi Âl-i Osmân'da bir gazâ-yı ekber olmamışdır. Bu gazâdan on üç {sene mukaddem Sultan} Ebü'l-Feth Mehemmed Hân deryâ-misâl asker ile berren ve bahren Tarabzen üzre çöküp hâh [u] nâ-hâh yetmiş günde Rûm keferesi destinden sene 865 târîhinde feth edüp âb [u] hevâsının letâfetinden hazz edüp bu şehrin ismine Tarabefzûn dediler. Hakkâ ki ayş u ışret yeridir. Bir ismi dahı şehr-i Bâtum'dur ve bir ismi şehr-i Lezgi'dir ve bir ismi Tarabzen'dir. Galat-ı meşhûru Tırabzen'dir. Ba‘zılar Tarab-efsûn derler ve niçeler Tarabozan derler ammâ lüğat-i sahîhi Tarabefzûn'dur. Ba‘de'l-feth Mehemmed Hân taht edinüp sikke kesüp hutbe tilâvet edüp üç sene bu şehrde sâkin olup cânib-i şimâlinde olan Gürcîstân Mikrilistân ve Abazistân'ı bi'l-cümle mutî‘ [ve] münkâd edüp Şehzâde Bâyezîd Hân'ı hâkim edüp bi'z-zât kendüleri taht-ı sâlisi olan İslâmbol'a gitdiler. Ba‘dehu Bâyezîd-i Velî müstakil pâdişâh olup oğlu Selîm'i bu Tarabefzûn'a hâkim edüp Selîm Hân iki kerre bu şehirden karşu Kırım'a geçüp Tatar askeriyle babası üzre hurûc edüp bir kerre Varna altında ceng edüp münhezim oldu. Bir kerre yine Edirne kurbunda cidâl edüp münhezim olup Varna'dan gemiyle Tarabefzûn'a geçüp oğlu Süleymânı kâ’im-makâm edüp kendüsi tebdîl-i câme diyâr-ı Acem'e varup Şâh İsmâ‘îl ile şatranç oynayup andan me’zun olup Bağdâd'a, andan İmâm-ı Alî'ye, andan huccâc-ı Acem ile Mekke'ye, andan Medîne'ye, andan Mısır'a gelüp Ebu's-su‘ûd Cârihî ve Hazret-i Merzûk Kifâfî ile müşerref olup "Yâ Selîm, rûh 249a ile'r-Rûm, ile'l-Acem tecî ale'l-Mısr" buyurduklarında du‘â-yı hayrlarıyla şeref-yâb olup tebdîl-i câme Mısır'ın cümle ahvâlinin Gavri ile gavrine irüp andan yine üçüncü senede Tarabefzûn'a gelüp Âsitâne-i sa‘âdet yeniçerisiyle yek-dil [ve] yek-cihet olup yine Tarab-efzûn'dan deryâ-misâl Tatar askeriyle Menkli Girây Hân bile gelüp Çorlu sahrâsında pederi Bâyezîd Hân ile ceng edüp hâh u hâh cümle asker bî‘at edüp babasını Dimedoka'ya nefy edüp Havsa nâm kasabada babası Bâyezîd Hân merhûm olup Selîm-i Evvel müstakil pâdişâh olup ibtidâ Acem'de Şâh İsmâ‘îl ile gazâ-yı Çaldır meşhûr-ı âfâkdır. Andan gazâ-yı Mısır fethi başka tevârîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248b–249a ·
metinde göster ·
… râhîm seğirderek babası tahtına geçüp oturup "Murâd'a iyi top urmadım mı" deyüp
taht
üzre kalkup zekerine ve hayâsına yapışarak oynayup şakalar eder.
Hemân Şehzâde Murâd "Al İbrâhîm kardaş!" deyü İbrâhîm'e bir top niçe atdıysa İbrâhîm topu bî-bâk u bî-pervâca zabt u rabt edüp İbrâhîm elindeki topu Bâyezîd'e urur şeklinde nazar edüp tarfetü'l-ayn içre gerü dönüp Şehzâde Murâd'a İbrâhîm bir top eyle urdu kim Murâd iki kerre tekerlenüp bir hayli zîr-i zemîn üzre oturup hemân Şehzâde İbrâhîm seğirderek babası tahtına geçüp oturup "Murâd'a iyi top urmadım mı" deyüp taht üzre kalkup zekerine ve hayâsına yapışarak oynayup şakalar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275a ·
metinde göster ·
… 'in dahi Murâd'a bir top urup Murâd zîr-i zeber olup İbrâhîm, Ahmed Hân yanında
taht
üzre oturup âhir Murâd fevt olup İbrâhîm taht-nişîn pâdişâh olmak işâreti imiş.
Esrâr-ı râbi‘; İbrâhîm'in dahi Murâd'a bir top urup Murâd zîr-i zeber olup İbrâhîm, Ahmed Hân yanında taht üzre oturup âhir Murâd fevt olup İbrâhîm taht-nişîn pâdişâh olmak işâreti imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275b ·
metinde göster ·
üzre zekerin eline alması ve oynaması ol alâmet idi kim taht-nişîn pâdişâh oldu …
Rumûz-i hâmis; İbrâhîm taht üzre zekerin eline alması ve oynaması ol alâmet idi kim taht-nişîn pâdişâh oldukda Devlet-i Âl-i Osmân'da sürûr [u] şâdmânlar ve sûr-ı hümâyûnlar olup İbrâhîm cimâ‘iyle me’lûf olması alâmeti idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275b ·
metinde göster ·
… âkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ
taht
ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldi …
"Benim oğlum! İbrâhîm Hân vezîri Hezârpâre Ahmed Paşa on bir vezîri katl etmişdir. Bizi dahi eyâlet-i Sivas'dan ma‘zûl edüp İpşir Paşa'nın hâtûnu, Gürcîstân Hâkimi Mavrol Hân kızı Perî Hân'ı İbrâhîm Hân'a göndermediğim içün üç kerre başıma kapucubaşılar ve hasekîler gelüp hamd-i Hudâ başım vermeyüp Âsitâne-i sa‘âdetde cümle vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârdan ve yedi ocak halkından mektûblar ve Vâlide Sultân'dan tezkireler gelüp ayak sürüyerek deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a gelüp şer‘ile da‘vâm vardır deyüp Vezîr'i ve Cinci'yi ve Müfti'yi ve Mülakkab kadı‘asker'i ve Bektâş Ağa'yı ve Çelebi Kethüdâ'yı ve Muslihiddîn Ağa'yı ve Kara Çavuş'u isteyesin, demişler. İşte benim oğlum! Ben azîm asker ile Sivas'dan ma‘zûl olup der-i devlete Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve halâlin İbrâhîm Hân'a vermediğim İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâr oğlu Gâzî Paşa oğlum ve Kütahiyye Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsıl-ı kelâm üç vezîr ve yedi mîr-i mîrân ve on bir mîr-i livâ ordu-yı İslâmıma cem‘ olup Âsitâne tarafına müteveccih olmak üzreyiz. Eğer sen de Ahmed Paşa'dan başın kurtarmak murâdın ise Tokat kal‘ası altında senin ile mülâkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ taht ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldikde kırâ’at edüp mefhûm-ı ma‘lûm-ı şerîfleri oldukda cümle ağavâtlarıyla meşveret edüp cümle levendât makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı ve matbah emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî Paşa'ya mektûblar tahrîr olunup "İnşâallahu'r-Rahmân senin ile Âsitâne tarafına gitmek üzreyiz" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur" deyü teşvîşe düşüp "Ayâ! Bâr-ı sakîli bu erba‘în ve zemherîr günlerinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahal …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup
taht
üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u
taht
sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp al …
Şehzâde Bâyezîd'i taleb içün der-i devletden elçiler gitdiğidir: Ezîn-cânib Âsitâne-i sa‘âdet'de Süleymân Hân'ın şâh ile Şehzâde Bâyezîd'in hüsn-i ülfet ittihâdın istimâ‘ edüp serbevvâbândan Sinân Beğ nâm bir vecih-i Ebü'l-Me’âlî-misâl hoş-gûy-ı nüktedân [ü] nükte-şinâsı nâme ile şâha gönderüp Bâyezîd'i taleb etdiler. Konya'da Şehzâde Selîm dahi "Elbette benim adüvv-i cânım olan karındaşım Bâyezîd'i gönder, yohsa İrân-zemîn'de ve diyâr-ı Âzerbâycân-ı Ucân'da taşı taş üzre komam" deyü nâmesiyle mîrâhûru Turak Ağa'yı gönderdi. Şâh Tahmâs'a elçiler varup nâmeler kırâ’at olundukça mazmûnu ma‘lûmları olup bir nâme ile Tabut nâm bir ağayı Süleymân Hân'a gönderüp Bâyezîd Hân'ı ricâ eyledi. Ve Şehzâde Selîm'e Seyfeddîn Ağa'sın gönderüp afv olunmasın ricâ eyledi. İki tarafda dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî Paşa'yı ve kapucubaşı Hasan Ağa'yı şâha gönderdiler ve yine Şehzâde Selîm tarafından Kara Mahmûd Ağa elçi gidüp bî-kıyâs tuhaf hedâyâ ile şâha 78a üç aded elçi kazâ-yı âsumânî gibi varınca şâh-ı gümrâh bildi kim fakîr Bâyezîd'in halâsı mümkin değildir, ammâ câ’iz ki Bâyezîd askeri cânı acımış kavimdir mebâdâ bir el kaldıralar ve İrân-zemînde bir bed-nâmlık edeler deyü Bâyezîd Hân'a sûret-i hakkdan görünüp sizin Rûm bahâdurlarınızdan üç bin yiğit bizim sipah-sâlârımızla Asterâbâd ülkesin urmağa gidüp mâl-i ganâ’imiyle bay olsunlar deyü ricâ etdükde sâde-dil Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri İsterâbâd urgunculuğuna gönderüp Bâyezîd yedi yüz kadar askerle kaldı ve bir gün Bâyezîd'in nedîmlerinden Kara Mehemmed nâm bir bî-dîn şâhı tenhâ bulup eydür: "Şâhım! Sakın bu Bâyezîd bir hod-bîn ve hûn-hâr sefîhdir. Babasına ve birâder-i mihterine âsî oldu. İrân-zemîne mâlik olmağıçün birkaç nökerine mâl verüp sizi zahmdâr edüp İrân tahtına iclâs etse gerek" deyince şâhın aklı başından gidüp gayri tedârike şurû‘ etdi ve şehzâde Arab Mehemmed'in şâha gamz etdüğüne vâkıf-ı esrâr olup aslâ söyletmeden boynun urdı. Hemân Aksak Seyfeddîn-i bî-dîn ve mîr-i alay-ı Amasiyye dedikleri mestâne-i divâne şehzâdenin Kara Mehemmed'i katl etdüğün görüp bî-huzûr ve kendülere şehzâde rencûr idiklerine vâkıf-ı esrâr olup üç münâfık-ı huddâm doğru şâha varup Bâyezîd'i murâd [u] merâmları üzre geçdiler. Şâh dibelik âteşpâre olup şehzâde-i âzâdeyi alâ tarîki'z-ziyâfe sarâyına da‘vet edüp bir muzlim küncde Şehzâde Bâyezîd'i ve elli aded bahâdır-ı kafâdârlarına cellâd-ı bî-amânlar üşüp şehzâdeyi kayd-bend edüp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkın katl ederler ve şehr-i Kazvîn'de binden mütecâviz Bâyezîdîleri şehid ederler. Kuduz Ferhâd nâm bu şecî‘ ve dilîr yetmiş aded kızılbaşa hançer ve kılıç yetiştirdiği müsbitdir. Niçe tevârîhde "Şehzâde Bâyezîd'i şâh huzûrunda sakalın tırâş edüp eynine bir kirli esvâb giydirüp işkence ve îzâ ederek katl etdiler" deyü yazmışlar, ammâ galat tahrîr etmişler. Bu Bâyezîd mâddesiçün âsitâneden altı kerre şâh-ı Acem'e elçiler gidüp cümle elçiler anda mevcûd iken kayd-bend ile Şehzâde Bâyezîd'i ve dörd nefer evlâdlarıyla cümle elçilere teslîm etdiklerin ol asırda Acem diyârında bulunan Vefâlı İsâ Ağa ve Sultân Süleymân rikâbdârı Koz Alî Ağa ve emmimiz Kara Mustafâ alaybeği Elkâs Mirzâ mâddesiyçün Tahmâs Şâh'a gidüp Bâyezîd Hân şehzâde menâkıbın anlardan istimâ‘ etdiğimiz kimesnelerden tahrîr eylemişizdir. Anların nakli üzre Şehzâde Bâyezîd evlâdlarıyla der-i devlete gelirken Şehzâde Selîm ve Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u taht sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp ale'l-acele bir elçi dahi gidüp Bâyezîd'e nerede râst gelirsen anda katl eyleyüp kabrini ma‘lûm eyle deyü hatt-ı şerîfler verüp elçi ılgar ile gidüp şehr-i Sivas'da râst gelüp Sivas Paşası Temerrüd Alî Paşa huzûrunda Şehzâde Bâyezîd'i ve büyük oğlu Şehzâde Orhân ile üç oğlun ma‘nûken şehîd edüp bu şehr-i Sivas'ın Paşa kal‘ası şimâlî kapusu önünde defn etdiklerini bilir müsinn âdemler ile kelimât edüp bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup bir müfîd ü muhtasır kubbesi vardır. Şâhrâh üzre olmağ-ile ziyâretgâh-ı hâs [u] âmmdır. Her sabâh üzerlerinde eczâ-yı şerîfe tilâvet olunur. Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b–78a ·
metinde göster ·
… erre dahi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden hücûm edelim. Olmaya illâ hayr; ya
taht
ola, ya baht!" deyüp bu meşveretde iken Celâlîler şîrînleyüp ormandan taşra cüm …
El-hâsıl bu hâl üzre münhezimen girü dönmek sadedinde iken serdârımız Abdullah Paşa "Bre gâzîler! Biz üç bin askeriz, anlar bin mikdârı âdemlerdir. Eğer atınız gerçi yorulmuşdur ammâ hele bir kerre gayret eyleyelim" deyü Yeniçeri Kethüdâsı Çelebi Ağa'nın dahi zedelenmemiş ve girüden âheste âheste gelmiş askerine varup "Bre gâzîler, efendilerimize ne yüzden varalım. Bre şu Celâlîlere bir kerre dahi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden hücûm edelim. Olmaya illâ hayr; ya taht ola, ya baht!" deyüp bu meşveretde iken Celâlîler şîrînleyüp ormandan taşra cümle nümâyân oldular. Hemân Bektâşlı ve Kara Çavuşlu dağların ardına doğru gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
… rıldıkda sen dahi kavm-i Yezîdî Rûjikiyân asker-i Çamapurunla karşu çıkasın. Ya
taht
ola, ya baht ola, ve's-selâm.
emrine imtisâlen üzerine varmak farz-ı ayn olup fenkerû(?) mâl u menâl-i ganâ’iminüz helâl-i zülâl olduğuna mezâhib-i erba‘adan mükerrer fetvâlar alınup memâlik-i İslâmı sencileyin yağî ve bâğî ve dağî ve âsî haşerâtlar elinden şâh-râh-ı Müslimîni pâk edüp üstüne varmağa azîmet olunmuşdur. Gerekdir kim mektûb-ı pend-üslûbum vüsûl buldukda bir ân durmayup Van derneği altında sâ’ir ümerâ karındaşların ile hizmet-i pâdişâhîde bulunup gâret etdiğin koyunları ve mâl-ı sevdâgerânları ve gayrı nehb etdiğin mâl-ı bî-girânları cümle ashâblarına redd etmeğe Taht-ı Van'a gelüp mürâfa‘a-i şer‘-i Resûl-i mübîn olasın. Vallahi ve billahi ve tallahi sana ve gayrı tevâbi‘lerine ve mâl-ı hânene zerre kadar halel gelmez. Elbette gelesin ve illâ bu kadar mâl [u] menâl hasâre etdiğin mukâbelesinde senin dahi ilin vilâyetin nehb ü gâret olup hemîn cümle erzâkın gâret olup vücûd-ı bî-sûd-ı pür mazarratın sahîfe-i rûzgâr-ı zûrkârda hakk olunmağa azîmet olunup iki yerden gayret kılıcın kemerime bend edüp "Bismillah niyyetü'l-gazâ demişiz!", ümiddir kim seninle Rahova nâm sahrâda asâkir-i İslâm-ı Van ile varıldıkda sen dahi kavm-i Yezîdî Rûjikiyân asker-i Çamapurunla karşu çıkasın. Ya taht ola, ya baht ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a ·
metinde göster ·
… zimle} me’nûs olmadan bir gün mukaddem hân ile mukâbele idelim. Ya baht ola, ya
taht
." deyüp cümle huzzâr-ı meclis el-emrü emruküm, dediler ammâ yine Diyârbekir tar …
Ve mâh-ı Ramazân'ın (---) gününde cümle ümerâ-yı a‘yân u kibâr ile meşveret edüp bi'l-ittifâk yevm-i Ramazânı tenâvül etmeğe azîmet eyleyüp cümle guzâta bir ziyâfet-i âlîden sonra {buyurdular kim}: "Ey ümerâ-yı Âl-i Osmân ve ey a‘yân-ı kal‘a-i Van-ı sedd-i imân! {İşte} bu mahalle geldik ve birkaç gündür kim meks edüp Kürdistân beğleri gele dedik, mümkin olup gelmediler. İmdi anların gelmesinden me’yûs olup hemân hân askeri şîrînleyüp {bizimle} me’nûs olmadan bir gün mukaddem hân ile mukâbele idelim. Ya baht ola, ya taht." deyüp cümle huzzâr-ı meclis el-emrü emruküm, dediler ammâ yine Diyârbekir tarafına giden çaşıtların gelmesine muntazır oldular. Bu meşveretden sonra paşa efendimiz zırhın eynine giyüp güzîde iç ağaları ile Malazgird Beği Mehemmed Beğ'in çadırına dilnüvâzlık ve çâresâzlık edüp meşveret etmeğe gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265a ·
metinde göster ·
… eldikden berü tırış kelb gibi açız. Ha bu gün ceng olur, ha yarın ceng olur, ya
taht
u ya baht olup halâs olur, deyü bu derece-i sa‘îrde ayda birer guruş içün bekle …
Herîf-i zarîf eyitdi: "Bizim hâlimiz ve hânın hâl-i pür-melâli köpek hâlidir kim siz Taht-ı Van'a geldikden berü tırış kelb gibi açız. Ha bu gün ceng olur, ha yarın ceng olur, ya taht u ya baht olup halâs olur, deyü bu derece-i sa‘îrde ayda birer guruş içün beklemeden bîzâr olup firâr edenlerden çok âdemi hân katl etdi 266a ve sizin böyle gelişünüz hânı ve bizi helâk etdi. Hatta dünki gün hânın bâğın cümle asker basup cemî‘i zahîresin alup hânda bir dane habta kalmadı ve re‘âyâ ise ûlâ bi't-tarîk aç u zâc ve bir daneye muhtâc, hâli harâb re‘âyâlardır. Girüden de Diyârbekir askeri gürleyüp gelmede. Cümle hân askeri vâveyletân-ı Kapân arasında kapandılar" deyü niçe müferrihne haberler söyleyüp Paşa herîfe on altun verüp âzâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b–266a ·
metinde göster ·
… rü ben bu kadar deryâ-misâl askerle renc [ü] anâ çekerek geldik. Bugünkü gün ya
taht
ola ya baht, varın söylen vaktine hâzır olsun." deyü cümle ahâlî-i Bitlîs'i teh …
Hikmet-i İlâh-ı Lemyezel Bitlîs şehrinin niçe yüz aded ulemâ vü sulehâ vü a‘yân [u] kibârından âdemler {gelüp} Paşanın hâk-i pâyine yüzler sürüp niçe yüz kîse va‘deler edüp hânı ricâ etdiler. Mümkin olup ricâları bir vech ile kabûl olmayup paşa eyitdi: "Efendiler, bu tedârik, evvel Van'dan kendüye nâme gönderüp şerî‘ate da‘vet etdiğim mahalde gerek idi. Şimden gerü ben bu kadar deryâ-misâl askerle renc [ü] anâ çekerek geldik. Bugünkü gün ya taht ola ya baht, varın söylen vaktine hâzır olsun." deyü cümle ahâlî-i Bitlîs'i tehî-şuğl giru döndürdü. Zirâ cenge âmâde olmağiçün cümle asker-i İslâm'a tenbîh [ü] te’kîdler olunup herkes gusl edüp vasiyyetler edüp hâzır-bâş olmuşlardı. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267b ·
metinde göster ·
… ı harâb ederdi. Ammâ bu Kâşân'a yazığı gelüp oğlu Ya‘kûb Şâh'a ihsân edüp pây-ı
taht
oldu. Ammâ sene 954 târîhinde Süleymân Hân fermânıyla Şâh İsmâ‘îlzâde Elkas Mir …
Ba‘dehû sene 791 târîhinde Timur Hân-ı pür-zûr melik-i Irâk oldukda de’b-i Timur Hân ol idi kim her diyârı harâb ederdi. Ammâ bu Kâşân'a yazığı gelüp oğlu Ya‘kûb Şâh'a ihsân edüp pây-ı taht oldu. Ammâ sene 954 târîhinde Süleymân Hân fermânıyla Şâh İsmâ‘îlzâde Elkas Mirzâ-yı eşhâs bu şehr-i Kâşân'ı ve Kum-ı Hemedân'ı harâb edüp ol asırdan berü hâlâ ol kadar ma‘mûr olmuşdur kim 322a deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr idelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 321b–322a ·
metinde göster ·
Andan yine Hille şehri kurbünde Cimcime nâm bir şerîf makâm vardır ki pâdişâh iken tâc u tahtı ve raht u bahtı bezl edüp bu mahalde sâkin iken Hazret-i Alî bu pâdişâhı ziyârete gelüp ilm-i ledünden yedi gün yedi gice ekl [ü] şürb etmeden cân sohbeti edüp kelimât ederler. Ba‘dehû vedâ‘ mahallinde Hazret-i Alî nehr-i (---) taht su‘âl edüp taht gösterirler. Hikmet-i Hudâ Düldül'ün pây-i semendine bir katre âb dokunmadan ubûr eder. Hâlâ Cimcime Sultân ol mahalde medfûndur, azîm ziyâretdir. Kuddise sırruhu'l-azîz. Andan Hille ile râbi‘u'l-hulefâ Hazret-i Alî mâbeyninde Hazret-i Zülkülf aleyhi's-selâm medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 347a ·
metinde göster ·
Andan yine Hille şehri kurbünde Cimcime nâm bir şerîf makâm vardır ki pâdişâh iken tâc u tahtı ve raht u bahtı bezl edüp bu mahalde sâkin iken Hazret-i Alî bu pâdişâhı ziyârete gelüp ilm-i ledünden yedi gün yedi gice ekl [ü] şürb etmeden cân sohbeti edüp kelimât ederler. Ba‘dehû vedâ‘ mahallinde Hazret-i Alî nehr-i (---) taht su‘âl edüp taht gösterirler. Hikmet-i Hudâ Düldül'ün pây-i semendine bir katre âb dokunmadan ubûr eder. Hâlâ Cimcime Sultân ol mahalde medfûndur, azîm ziyâretdir. Kuddise sırruhu'l-azîz. Andan Hille ile râbi‘u'l-hulefâ Hazret-i Alî mâbeyninde Hazret-i Zülkülf aleyhi's-selâm medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 347a ·
metinde göster ·
… m edüp Hazret-i Alî Mu‘âviye'den dilgîr olup Kûfe şehri ve Medâyin şehrin pây-i
taht
edinüp ol sene-i mübârekede bizzât Hazret-i Alî kerremallahu veche asâkir-i Urb …
Âhirü'l-emr ba‘dehû hicreti'n-Nebeviyye Hazret-i Alî nehr-i Furât kenârında Mu‘âviye ibn Ebî Süfyân ile ceng-i azîm edüp Hazret-i Alî Mu‘âviye'den dilgîr olup Kûfe şehri ve Medâyin şehrin pây-i taht edinüp ol sene-i mübârekede bizzât Hazret-i Alî kerremallahu veche asâkir-i Urbân ile bu İmâdiyye kal‘asın muhâsara edüp yedi ayda cebren ve kahren Enûşirvân oğlu Amedân destinden dest-i kahr ile feth etdiğini müverrihân-ı Arab u Acem tahrîr etmişler. Amedân Kral ibn Enûşirvân bir amûd-ı müntehâya sarılup mürd olmuş bulunduğu müverrih Mıkdısî-i Yarmenî hûb tahrîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
… inşâ eden Âl-i Çobaniyân'dan bu dahi bir pâdişâh-ı Çobaniyân idi. Terk-i tâc u
taht
u baht edüp bu mahall-i fezâda bir bâğ-ı İrem içre bir mesîregâh kubbede medfûn …
Ziyâret-i eş-Şeyh Hazret-i Çoban Sultân: Erzurûm eyâletinde Hasan kal‘ası kurbünde nehr-i Araz üzre bâlâda merkûm olan cisr-i Çoban'ı inşâ eden Âl-i Çobaniyân'dan bu dahi bir pâdişâh-ı Çobaniyân idi. Terk-i tâc u taht u baht edüp bu mahall-i fezâda bir bâğ-ı İrem içre bir mesîregâh kubbede medfûn olup ziyâretgâh-ı avâm-ı ünâs-ı hâs [u] âmdır. Ve bu 390a mahalde nehr-i Batmân Hasankeyf'e gelmezden üç sâ‘at mukaddem Şatt-ı Dicle'ye rîzân olur ve nehr-i Batmân'ın Miyâfârikîn ve Zirkî ve Bitlîs dağlarından tulû‘ edüp kal‘a-i Hazzo altında cisr-i Batmân altından ubûr etdiği, Van'a Melek Ahmed Paşa ile revâne olurken mufassal tahrîr olunmuşdur. Ve Şeyh Çoban ziyâretinde bir gece zevk u safâ edüp andan ale's-sabâh yine cânib-i şimâle 5 sâ‘atde yine sayd [u] şikâr-ı erneb ve ceyran ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 389b–390a ·
metinde göster ·
Acem şâhlarında Dârâ Şâh gibi bir pâdişâh yok idi. Ne tâc u
taht
u raht u bahtı kalmayup Arapça nassı üzre ne vücûd-ı Dârâ ve ne şehr-i Nasîbî …
Acem şâhlarında Dârâ Şâh gibi bir pâdişâh yok idi. Ne tâc u taht u raht u bahtı kalmayup Arapça nassı üzre ne vücûd-ı Dârâ ve ne şehr-i Nasîbîn-i seng-i hârâ kalup hâlâ cemî‘i imâristân-ı Nasîbîn rimâl-i türâb olup yatır. Müverrihân-ı sâhib-i hey’et üzre bu şehr-i Nasîbîn'e beyne'l-Irâkeyn derler. Zîrâ Bağdâd'a ve Haleb'e ve Diyârbekir'e ve Erdebil'in cümle mâbeynlerine 391b vâki‘ olmağile Nasîbîn-i Irâkeyn derler. Ve cümle müverrihler buna Nasîbîn dedikleri Hazret-i Yûnus aleyhi's-selâmın nutk-ı dürer-bârları te’sîriyle Nasîbîn derler. Zîrâ Hazret-i Yûnus'a kavm-i Nasîbîn îmân getirdiklerinden Yûnus Nebî du‘â edüp "Yâ kavm-i hâmiyet, sizin her mahsûlünüz Nasîbîn ola!" deyü du‘â edüp bir kerre ekdikleri mahsûl iki kerre hubûb verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 391a–391b ·
metinde göster ·
idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda …
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… a gelince bir kerre taşra çıkup Leh ile ve Tatar ile bir ceng-i azîm ederiz. Ya
taht
ola, ya baht" deyü bunlara tesellî-i hâtır verüp ol gece mel‘ûn Rakofçi taburun …
Rakofçi la‘în eydir: "İşte bana Leh cânibinden mektûblar geldi. Altmış bin Erdel askeri ve kırk bin Seykel askeri ve yigirmi bin Hayduşak kavmi askeri ve on bin Saz Macarı askeri sabâhın geliyorlar. İsâ'nın emriyle anlar imdâda gelince bir kerre taşra çıkup Leh ile ve Tatar ile bir ceng-i azîm ederiz. Ya taht ola, ya baht" deyü bunlara tesellî-i hâtır verüp ol gece mel‘ûn Rakofçi taburun bir cânibin hâlî bulup gemiler ile âdemlerin hâzırlayup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 43b ·
metinde göster ·
… hasmı gâyet çokdur. Hattâ Rakofçi Kral bu şehre tama‘ edüp bu kal‘ayı feth edüp
taht
edinmek içün bu cengde cümle askeri kırılup kendisi cânın gücile halâs etdi, am …
Eşkâl-i kal‘a-i İlvov: Bu kal‘a İlvov dağları dibinden ba‘îd bir sahrâ-yı çemenzâr-ı lâle-izârda nehr-i (---)(---) bir sevâd-ı mu‘azzam Arabistân'ının Mısır'ına mânend bir şehr-i derbenddir, ammâ kal‘ası şehrinin cânib-i (---) bir püşte-i âlî üzre bir sa‘b hisâr-ı üstüvâr-ı şeddadîdir, lâkin küçükdür. İçinde ancak beş yüz hânesi cümle tahta örtülü kulleleri ve (---) aded çanlı kenîseleri vardır, ammâ cebehânesi ve azîm mefret topları vardır, zîrâ bu şehrin hasmı gâyet çokdur. Hattâ Rakofçi Kral bu şehre tama‘ edüp bu kal‘ayı feth edüp taht edinmek içün bu cengde cümle askeri kırılup kendisi cânın gücile halâs etdi, ammâ bu kal‘a-i İlvov cümle kırk beş aded tabya kullelerdir, lâkin iç kal‘ası dâ’iren-mâdâr kaç adım idiği ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Özü kal‘alarına ve Akkirmân'a ve Yanık'a ve İsmâ‘îl ve İbrâ’il ve İshâkcı ve Hırsova ve Tulça kal‘alarının kullarına cümle bu balık dalyanı mahsûlünden ulûfe verüp mukata‘a-i azîmdir. Eğer tâli‘-i menhûsuna Tuna'dan balık çıkmazsa mezkûr kılâ‘ların neferâtları emîn ağayı haps etdirüp bir hasır üzre ağayı koyup bi-eyyi vechin kân mevâciblerin alırlar. Eğer ağa-yı mûmâ-ileyhin tâli‘-i meymûnu olursa balık vefret üzre çıkup cümle kal‘a neferâtlarına mevâcib-i mu‘ayyenelerin verüp eline neferâtlardan temessükâtlar alup hîn-i ihtiyâcdan zahriyyelerin defterdâr paşaya ibrâz edüp muhâsebesi görülüp bâkî mahsûlü kendüye kalır. Hâsıl-ı kelâm taht mansıbı bir musibet hükûmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… ş şehri altında cem‘ olup küffâr ile bir iki kerre tokuşalım, Hudâ kerîmdir, ya
taht
ola ya baht" deyü Tatar Hân ve Kalga Sultân'dan mahabbetnâmeler gelince hemân o …
"İnşâ’allâh bin yetmiş Rebî‘ulevvel'in yigirminci günü sizinle Boğdan vilâyeti tahtı olan Yaş şehri altında cem‘ olup küffâr ile bir iki kerre tokuşalım, Hudâ kerîmdir, ya taht ola ya baht" deyü Tatar Hân ve Kalga Sultân'dan mahabbetnâmeler gelince hemân ol gün İsmâ‘îl şehrinde kös ve nefîr-i rıhletler çalınup yigirmi bin kefere ve müslim askeriyle cânib-i yıldıza gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101a ·
metinde göster ·
… â ol gece bir şiddet-i şitâ kopup bi-emr-i Hayy-i Kadîr nehr-i Tuna donup pây-ı
taht
olunca azamet-i Hudâ bu kadar zamândan berü Tuna'nın karşu tarafında muhâfazaya …
Niçe bini dahi piyâde ve atlı dağlara düşüp ardları sıra bizim Tatar askeri düşüp anları kova kıra gitmede. Beri cânibde Yergöğü kal‘asında bu kadar zamândan berü mahsûr olan paşalar ve asker-i İslâmlar kal‘adan taşra çıkup secde-i şükürler edüp Kalga Sultân'a ve yalı ağasına semmûr kürkler geydirilüp hakîre dahi bir semmûr kafâsı kürk ihsân olunup Paşa askerleri dahi firâr eden küffârların akîblerine düşüp gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ ol gece bir şiddet-i şitâ kopup bi-emr-i Hayy-i Kadîr nehr-i Tuna donup pây-ı taht olunca azamet-i Hudâ bu kadar zamândan berü Tuna'nın karşu tarafında muhâfazaya duran deryâ-misâl asker fursat bulup "Bire küffâr bozulmuş" deyince ümmet-i Muhammed buz üzre Tuna'yı 103b ubûr edüp beri Yergöğü'den geçüp üç gün üç gece dağlarda ve bellerde ve köy kendlerde biter ot ve öter horos komayup hadd [ü] hasrın cenâb-ı Kibriyâ bilir ol kadar hayvânât ve mâl-ı ganâ’im üsârâlar ile asâkir-i nusret-me’ser muğtenim oldular kim bir dahi böyle olmamışdır. Hemân ol sâ‘at bu feth-i meserreti Fazlî Paşa ve Kalga Sultân âdemleriyle sa‘âdetlü pâdişâha arz eyleyüp Kalga Sultân efendimiz ile kırk bin asker olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 103a–103b ·
metinde göster ·
u raht u baht-ı Âl-i Osmânî'yi verirse ahdim olsun kim ibtidâ gazâm Tuna Belgra …
"Eğer Allâh 111b bana tâc ü taht u raht u baht-ı Âl-i Osmânî'yi verirse ahdim olsun kim ibtidâ gazâm Tuna Belgradı ve Yayiçse kal‘ası ve Malta Rodos'u üzre sefer edeyim" deyü ahd-i emân edüp, hikmet-i Hudâ kendüye taht-ı Âl-i Osmân nasîb oldukda ibtidâ sefer-i Sultân Süleymân-ı âlîşân bâ-asâkir-i nusret-nişân ile sene 927 târîhinin mâh-ı Cemâziy-i âhirde deryâ-misâl asker ile bilâd-ı Ungurus-ı menhûs olan Belgrad'ın cânib-i erba‘asında olan kılâ‘ları feth [ü] teshîre sa‘y [ü] ihtimâm edüp ibtidâ feth-i kal‘a-i Böğürdelen fî gurre-i şa‘bân sene 927.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 111a–111b ·
metinde göster ·
… lup Bosna'dan ma‘zûl Semendire sancağına mutasarrıf olan Küçük Balı Beğ'e pây-ı
taht
Semendire olmak içün bu kal‘a sadaka olunup taraf-ı pâdişâhîden bu kal‘anın ta‘ …
olup Bosna'dan ma‘zûl Semendire sancağına mutasarrıf olan Küçük Balı Beğ'e pây-ı taht Semendire olmak içün bu kal‘a sadaka olunup taraf-ı pâdişâhîden bu kal‘anın ta‘mîr [ü] termîmi içün otuz bin mümessek sikke-i hasene verildikde cümle guzât-ı müslimîn kol kol meci ile üşüp zamân-ı kalîlde metânet üzre binâ olunup muhâfazasına kırk bin asker ile Vezîr Mustafâ Paşa kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 111b ·
metinde göster ·
… i kal‘a-i Belgrad niçe lisân üzre Belkırad, ma‘mûr u müzeyyen ve metîn ve pây-ı
taht
olan kal‘aya ve şehre derler. Bu şehir bender-i azîm ve bâğ-ı İrem olduğundan B …
Evvelâ sebeb-i tesmiye-i kal‘a-i Belgrad niçe lisân üzre Belkırad, ma‘mûr u müzeyyen ve metîn ve pây-ı taht olan kal‘aya ve şehre derler. Bu şehir bender-i azîm ve bâğ-ı İrem olduğundan Belkırad derler, ammâ kavm-i Fireng-i bed-reng-i pür-ceng bu kal‘aya Kaminkırad derler. Ba‘zılar Belkırad derler, ammâ diyâr-ı Rûm serhadlerinde üç Belgrad şehri vardır. Biri diyâr-ı Arnavudluk'da Arnavud Belgradı hâlâ bizimdir kim Avlonya beği tahtıdır. Biri diyâr-ı Erdel'de Erdel Belgradı'dır. Gerçi kâfiristândadır, ammâ ol dahi Mekke ve Medîne vakfı olup Âl-i Osmân'a tâbi‘ Erdel krallarının tahtıdır. {Biri dahi Budin kurbunda iki merhale taht-ı Alman olan Ustolni Belgrad'ımızdır.} Biri dahi bu Belgrad'dır kim cemî‘i büldânlar içre bunun ismine Tuna Belgradı derler kim Semendire sancağı beğinin tahtıdır. Hattâ eyle bir şehr-i mu‘azzamdır kim cemî‘i İslâm pâdişâhı ve kefere kralları mâbeyninde hasretü'l-mülûk bir şehr-i İremezâtü'l-imâddır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112a ·
metinde göster ·