… suz. Bu gün artık yağlanup güleş etmen, zîrâ içeri {haremde} salavâtsız güleşüp
tamarınız
kırılup kuvvetiniz kalmamışdır. Hattât gibi Melek gibi hasmın vardır" dedim.
"Hünkâr'ım pâk olup nûr olmuşsuz. Bu gün artık yağlanup güleş etmen, zîrâ içeri {haremde} salavâtsız güleşüp tamarınız kırılup kuvvetiniz kalmamışdır. Hattât gibi Melek gibi hasmın vardır" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
hareket edüp bir hişt-nîze ile on aded deve derileri ile müddakıl(?) Felemenk v …
Diğer alâmet-i Murâd Hân: Bir kerre yine şecâ‘ati tamarları hareket edüp bir hişt-nîze ile on aded deve derileri ile müddakıl(?) Felemenk ve Nemse çâsârından gelme kalkanları elçinin önünde zerk edüp bilâ tereddüd güzer edüp Nemse çâsârı gönderdiği kalkanları {yine Nemse'ye} hedâyâ gönderdi. Hâlâ Beçkapusu'nun kemeri altında hişti ile maslûbdur kim hakîrin manzûru olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
… ltânîye gelir. Tâ bu mertebe hâlisü'l-ayâr sirebresi vardır. Zîr-i zemînde yedi
tamardır
. Bi-emri Hudâ günden güne kalın damarlar çıkmadadır.
Der-sitâyiş-i şehr-i Gümüş: Zamân-ı kadîmde kayasıralar binâsıdır. Lâkin Âl-i Dânişmendiyye'den Melik Gâzî fethidir. Andan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân Amasiyye fethine giderken ahâlî-i Gümüş sîm-âvân hedâyâlarıyla kal‘a miftahların Yıldırım Hân'a pîş-keş çekdiler. Anınçün hâlâ Gümüş şehri ahâlîsi cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellem olup gümüşhâne hizmetine me’mûrlardır. Amasiyye sancağı hâkinde mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem (---) yük akçe iltizâm emânet-i azîmdir. Beher sene iltizâmiyçün der-i devlet-masîre yetmiş kantâr sîm-i hâlis ve bin çift gümüşî at çulu ve tobrası verüp muhâsebesine mahsûb olur. Devlet-i Âl-i Osmân'da cümle yetmiş aded gümüş ma‘deni vardır. Ammâ bunun sîm-i hâlisi gibi rub‘-ı meskûnda yokdur. Bir zeber-dest âdem gümüşin elinde ovsa hamîr gibi ezilir. Su gümüşden nerm-râmdır. Kuyumcular bu sîm-i hâlisin yüz dirhemine on dirhem mizbâr nühâss-ı hâs ilkâ edüp yine gümüşü âteşden beyâz süd gibi çıkup tamga-yı sultânîye gelir. Tâ bu mertebe hâlisü'l-ayâr sirebresi vardır. Zîr-i zemînde yedi tamardır. Bi-emri Hudâ günden güne kalın damarlar çıkmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b ·
metinde göster ·
… bu şehrin dağlarında nühâs-ı hâlis ve fizza-ı muhlis var kim yedişer kol kalın
tamar
düzmüş ve fizza-i sâfî çıkar zîr-i zemînden şeb [ü] rûz mücrimler ve mu‘âf u mü …
Hâlâ Üsküb sancağı hâkinde yetmiş yük akçe emânetdir kim iki yüz âdemle emîni hükûmet eder, zîrâ bu şehrin dağlarında nühâs-ı hâlis ve fizza-ı muhlis var kim yedişer kol kalın tamar düzmüş ve fizza-i sâfî çıkar zîr-i zemînden şeb [ü] rûz mücrimler ve mu‘âf u müsellem gümüşhâne re‘âyâları bakır ve gümüşlerin cevherin istihrâc edüp 173a emîne teslîm ederler. Hâlâ derûn-ı şehirde mâ-tekaddem olan darbhânesi durur. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında darbhânesi işleyüp sekizi bir dirhem sîm-i hâlis dirhem ve dinâr kesilüp "Azze nasruhu duribe Kıratova" hattıyla bir gûne meskûk müdevver akçesi var idi. Hakîre görmek müyesser olmuşdur, ammâ hâlâ darbhâne mu‘attaldır, ammâ ma‘deni pey-ender-pey işlemededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 172b–173a ·
metinde göster ·
… kâfir kat öne etmiş kovup gelirken hemân hakîr-i pür-taksîrin gayret-i hamiyyet
tamarları
hareket edüp,
Hemân ellerinde şikâr olan esîrleri ve cümle papasları kılıçdan geçirüp cümle guzât derûn-ı dilden ve cân u gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup küffârların alaylarına hov hov deyü kılıç urarak girdiler, ammâ on bin kadar tüvânâ yiğitler selâmete çıkmadılar. Cümlesi şehd-i şehâdet şerbetin içüp kandılar, zîrâ deryâ-misâl küffâr askeri içre bir katre-misâl az asker idiler ve cümlesi sermest-i elest olup ol vâdîde kaldılar. Ammâ hikmet-i Bârî hakîre yârî kılup Hazret-i Risâlet-penâhın alem-i şerîfi dibinden bir kadem ayrılmayup sâ’ir akrânlarımız ile tilâvet-i Kur’ân ederken gulâmımın birin bir kâfir kat öne etmiş kovup gelirken hemân hakîr-i pür-taksîrin gayret-i hamiyyet tamarları hareket edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20a ·
metinde göster ·
Andan yine asker-i zede-hor ile esb-i rehvârımıza süvâr olup ceyrân pâ-leng ber-seng sendireyerek atlarımız giderek hamd-i Hudâ hevâ germ ü nerm olup şems-i tâbânın şiddet-i harâretinden guzâtın cür’et tamarları harekete gelüp yüzleri güldü. Gûyâ asker-i İslâm içre yevm-i nevrûz-ı Hârzemşâhî oldu. Cüyûş-ı muvahhidîn bîcân iken pür-cân oldu ve ol gün on bir sâ‘at yol alınup selâmetle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
… mân döğüp sağına soluna bakup bî-tâb u bî-mecâl kaldığından bu hakîrin merhamet
tamarları
seğreyüp sehâvetim dutup "İhtiyâr esîrlere birkaç akçe verelim" deyü kîse çıkar …
Der-fasl-ı temâşâgâh-ı ağreb ü garâ’ib: Bu hakîr-i pür-taksîr yine Beç şehri içini seyr-i temâşâ ederken hukemâlar çârsûsuna uğradıkda yüz aded dükkânlardır, ba‘zı dükkânların önlerinde iskemleler üzre beyâz sarıklı ve Boşnak kalpaklı ve Teke Hamîd 59a külâhlı ve Tatar sıfatlı ve Tatar kıyâfetli ve kalpaklı cümle elleri ve ayakları demir zencîrli ümmet-i Muhammed esîrlerinin kimi kara Arab ve kimi cüvân yiğitler ve kimi ak sakallı ihtiyâr pîr-i fânî âdemler mahzûn boyunların büküp iskemleler üzre oturup önlerinde mefret tuçdan havânlar içinde mu‘âlece içün besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve zencebîl ve eğir ve gayri eczâları eyle çalışup döğerler kim gûyâ enselerinde "Tîz döğün" deyü kılıç ile durur âdemler var, ammâ ihtiyâr olan âdemler âheste âheste bî-dermân döğüp sağına soluna bakup bî-tâb u bî-mecâl kaldığından bu hakîrin merhamet tamarları seğreyüp sehâvetim dutup "İhtiyâr esîrlere birkaç akçe verelim" deyü kîse çıkardıkda Üstürgonlu Boşnak Alî Zâ‘im mennâ‘un li'l-hayr olup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b–59a ·
metinde göster ·
… sinirleriyle bir dollâbda pinhân ederler. Ve niçelerin derisini ve sinirleri ve
tamarlarını
giderüp cümle vücûd-ı insânda ne kadar kemikleri var ise demir teller ile birbi …
Biri Yoranda manastırının ve varoşunun hâkimidir. Bu manastırın dahi rub‘-ı meskûnda misli yokdur. Bunda olan etıbbâ ve hukemâ ve cerrâhân-ı fassâdânı ve bunda olan teşrîhât bir kâfiristânın düyûrlarında yokdur. Teşrîhât oldur kim bir emrâz-ı muhtelifeden olan âdemlerin kral izniyle yâhûd mürd olan keferelerin vasiyyetiyle karnın yarup sebeb-i mevti olan marazlarına bakup ba‘zı vücûdu tuzlayup muğlablar ile kadîd edüp bir dollâbda hıfz edüp sebeb-i mevti olan marazın yazarlar ve niçesin derisiz cümle sinirleriyle teşrîh edüp saklarlar ve niçesinin sinirlerin tîzâb ile giderüp cümle sinirleriyle bir dollâbda pinhân ederler. Ve niçelerin derisini ve sinirleri ve tamarlarını giderüp cümle vücûd-ı insânda ne kadar kemikleri var ise demir teller ile birbirlerine bağlayup yine bir dollâbda hıfz ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75a ·
metinde göster ·
… aşda olan bizlerdeki yaradan âdem helâk olur. Husûsan cerâhat âdemin eyle cümle
tamarları
cem‘ olduğu zekeri kesesin, elbette teşeniş olmak mukarrerdir. Ne ân ki bir âde …
"Bu da ne güzel pâk mezheb ve sünnet ferâ’izler ve ne güzel pâk edebdir, ammâ zekerin bir âdem kesmek bu fenâ mezhebdir. Bu bizim memleketlerimizde bir âdem bir âdemden bir katre kan akıtsa biz ol âdemi katl ederiz. Zîrâ vilâyetimiz şiddet-i şitâ kânı olmak ile teşeniş maraz[ı] vardır. Elde kolda ve başda olan bizlerdeki yaradan âdem helâk olur. Husûsan cerâhat âdemin eyle cümle tamarları cem‘ olduğu zekeri kesesin, elbette teşeniş olmak mukarrerdir. Ne ân ki bir âdem yetmiş seksen ve yüz yaşına gire, ‘Yeni mezhebin sünnetidir sikinizin uçlarını kesün’ deyü tenbîh etsen deli olan bu sünneti kabûl etmez. Ve Allâh'ın emr etdiği teklîflerden müşted bir teklîf-i mâlâ-yutâkdır kim zekerin kesmiş âdemler helâk olması mukarrerdir, hele dahi ma‘sûmlarımızı kesüp sünnet ederek halkı kılındıralım. Ve evvel bahârda emir Allâh'ın ibtidâ ben sünnet olayım, yohsa bu vakt-i şitâda bu 131b bizim vilâyetimize bu sünnet teklîfi el vermez" dedikde Mu‘âz ibn Cebel eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a–131b ·
metinde göster ·
… cenûbunda karîb yerde ma‘den-i fıdda-i hâlisa çıkar kim âdem kolu kalınlığı üç
tamardır
kim misli Sirebreniçse [ve] Kıratova'da ve Novaborda şehirlerinde böyle hâlisü' …
Şehrin cânib-i cenûbunda karîb yerde ma‘den-i fıdda-i hâlisa çıkar kim âdem kolu kalınlığı üç tamardır kim misli Sirebreniçse [ve] Kıratova'da ve Novaborda şehirlerinde böyle hâlisü'l-ayâr gümüş olmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 212a ·
metinde göster ·
Ve bunda hâsıl olan gök lop ve ak lop ve kızıl lop ve mor lop ve kara lop bir diyârda olmazdır. Ve Köşk şehrinin gök lopundan bunun ak lopu a‘lâdır. Hudâ âlîmdir kim her biri birer tulum cüllâb-ı hamavîdir. Ve her dânesi yüzer dirhem gelür ve güneşde dururken içinde olan zerre-misâl dâneleri P 46b dâne dâne âşikâre add olunur. Ve cirmi soğan zarı-misâl gâyet rakîkdir. Ve sabâh sabâh aç karnına tâ şehâdet tamarları harekete gelince tenâvül etsen aslâ vücûd-ı âkile zararı yokdur. Ammâ ba‘de't-tenâvül gülerek söyleyerek sehel nemek yemek gerek, zîrâ hulviyyâta mâyil olan ol Mefhar-i Mevcûdat buyururlar kim: Hadîs:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y90b ·
metinde göster ·
… sın" deyü dellâl nidâ edince P 177b bir zeberdest tüvânâ şâhbâz, yüzünden nûr
tamar
, ismine Çerkez Gâzî Kertbay derlermiş.
"Ahd [ü] emân ahd-i âl-i Osmân olsun. Ol gece Ümmü'l-kıyâs'da katlime gelen kimse gelsin, korkmasın" deyü dellâl nidâ edince P 177b bir zeberdest tüvânâ şâhbâz, yüzünden nûr tamar, ismine Çerkez Gâzî Kertbay derlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y54b ·
metinde göster ·
… ] ikrâm ederler. Ammâ ne hikmetdir, her kim ilm-i hadîse mâlikdir, yüzünden nûr
tamar
.
Hâsıl-ı kelâm cümle dârü'l-hadîsleri bir bir takrîr [ü] tahrîr eylesek bir müdevven olur. Hemân hulâsa-i kelâm şehr-i Mısır ilm-i hadîs kânıdır. Elli binden mütecâviz muhaddis kimesneler vardır. Her birinin derûnunda râvîsiyle yigirmişer otuzar bin hadîs-i şerîf vardır. Ve Kur’ân-ı Azîm huffâzı gibi meşhûr hâfız-ı hadîs a‘mâlar vardır kim kırk elli bin hadîs cem‘ eyleyüp Müslim [ü] Buhârî tilâvet ederler. Ve mevzû‘ ve gayr-ı mevzû‘ hadîsleri eyle zabt etmişlerdir kim gayrı ulemâ yanlarında bir hadîs okunmağa kâdir olamazlar. Ve Mısır'da ulemâ-yı muhaddisîn sâyir ulemâdan mu‘teberdir kim i‘zâz [u] ikrâm ederler. Ammâ ne hikmetdir, her kim ilm-i hadîse mâlikdir, yüzünden nûr tamar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y106b ·
metinde göster ·
… akr [u] fâkada riyâzât [ve] mücâhede sâhibi kimseler vardır kim yüzlerinden nûr
tamar
. Ve mecma‘-ı fukarâ ve ulemâ kânı bir âsitâne-i Kâdirîdir. Ve evkâf-ı gâyet kav …
Ve bu âsitânenin sağ köşesinde bir kapudan içeri üstü mestûr bir meydândır. Etrâfı kat-ender-kat fukarâ-yı Kâdirî hücreleridir. Ve ol meydânda Q 199b cümle fukarâ semâ‘, tevhîd, safâ ederler. İki yüzden mütecâviz fukarâları vardır. Fakr [u] fâkada riyâzât [ve] mücâhede sâhibi kimseler vardır kim yüzlerinden nûr tamar. Ve mecma‘-ı fukarâ ve ulemâ kânı bir âsitâne-i Kâdirîdir. Ve evkâf-ı gâyet kavîdir, âyende vü revendeye ni‘met-i mebzûldür. Nâzırı Mısır vâlîlerinin imâmlarıdır. Senevî toksan bin para imâma hulvânı hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y110a ·
metinde göster ·
… er: "Vech-i arzda cümle cereyân eden enhâr-ı sagîr ü kebîrler insânın bedeninde
tamarlar
gibidir, der. Eğer yeryüzünde sular cereyân etmese yerler pâre pâre olup bir ma …
İbn Abbâs'dan Avfî rivâyet eder: "Vech-i arzda cümle cereyân eden enhâr-ı sagîr ü kebîrler insânın bedeninde tamarlar gibidir, der. Eğer yeryüzünde sular cereyân etmese yerler pâre pâre olup bir mahlûk tavattun etmek mümkin olmazdı" deyü nakl eder. Hakkâ ki eyledir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y255b ·
metinde göster ·
tamar zîr-i zemînde yayılmışdır. Bu Tarrâne re‘âyâları cümle bu işe me’mûrdur. …
Evvelâ rûy-ı zemînde natrûn ta‘bîr etdükleri şey bu diyârda hâsıl olur. Çölde bu mahalde yerden çıkar. Kuyu kuyu kazup zemîni birer kulaç ikişer kulaç amîk edüp bi-emrillâhi ta‘âlâ tamar tamar zîr-i zemînde yayılmışdır. Bu Tarrâne re‘âyâları cümle bu işe me’mûrdur. Niçe bin kantâr natrûnu çıkarup natrûn emîni külbesi önüne dağlar gibi yığarlar, gûyâ tuzdur. Bâzergânları cemî‘i dünyâdan ekseriyyâ Frengistân'dan gelüp niçe bin kantâr natrûn alırlar. Senevî yetmiş kîse hâsıl olur iltizâmdır. Ve Mısır ulemâsının ekseriyyâ vazîfeleri bu aklâmdadır, zîrâ sağmaldır. Cümle dünyâda sırçayı bunun ile eridüp su gibi ederler. Seng-i hârâ üstüne kosalar ân-ı vâhidde taşı mahv eder. Bi-emrillâh böyle hâssası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y339b ·
metinde göster ·
zîr-i zemînde yayılmışdır. Bu Tarrâne re‘âyâları cümle bu işe me’mûrdur. Niçe b …
Evvelâ rûy-ı zemînde natrûn ta‘bîr etdükleri şey bu diyârda hâsıl olur. Çölde bu mahalde yerden çıkar. Kuyu kuyu kazup zemîni birer kulaç ikişer kulaç amîk edüp bi-emrillâhi ta‘âlâ tamar tamar zîr-i zemînde yayılmışdır. Bu Tarrâne re‘âyâları cümle bu işe me’mûrdur. Niçe bin kantâr natrûnu çıkarup natrûn emîni külbesi önüne dağlar gibi yığarlar, gûyâ tuzdur. Bâzergânları cemî‘i dünyâdan ekseriyyâ Frengistân'dan gelüp niçe bin kantâr natrûn alırlar. Senevî yetmiş kîse hâsıl olur iltizâmdır. Ve Mısır ulemâsının ekseriyyâ vazîfeleri bu aklâmdadır, zîrâ sağmaldır. Cümle dünyâda sırçayı bunun ile eridüp su gibi ederler. Seng-i hârâ üstüne kosalar ân-ı vâhidde taşı mahv eder. Bi-emrillâh böyle hâssası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y339b ·
metinde göster ·
Bu Zeyla‘ şehrinde safâ edüp kâmil bir ay tekâ‘üd edüp çeşmlerim ayni ayn-ı gazâle dönüp Arab meş‘ali gibi münevver olup şükr-i Yezdân etdim. Ve mezkûr hayvânâtların lahmından tenâvül ederek vücûda bir takviyetcik hâsıl olup sehl mülahham oldukda hakîre bir rücûliyyetcik hâsıl olup Emmâre ve Nevvâme ve Mühmil[e] nâm refîk-ı kadîmlerimiz harekete gelüp cimâ‘ tamarları menî‘i harekete gelüp Zarfa Meçik Beşe nâm silâhımız sehl lu‘bedebâzlığa başlayup gözü ve kellesi kızarup kan etmek murâd edindiğimde Hudâ râzı ola Râzıyye ve Marzıyye ve Mutme’inne nâm yârıgâr amellerimiz râzı olmayup hakîrin epsem emrine itâ‘at edüp öpsem izniyle def‘-i tavakân edüp kanâ‘at etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·