… mmâ emr-i hâkim ile ve izn-i şer‘ile salb [u] siyâset hâkimleri değildir. Ancak
tarîkat
hâkimleridir. Seyecî’ü bunlar dahi mufassalen tahrîr olunur, ve's-selâm.
Netîce-i kelâm eyâlet-i İslâmbol'un dörd mevleviyyetinde kadı ve subaşılar cümlesi hatt-ı şerîf ile bin iki yüz hâkimdir kim kânûn-ı Ebü'l-feth'dir. Anlardan gayrı dörd mevleviyyet yerde yüz elli esnâfın dahi zâbit ü hâkimleri vardır ammâ emr-i hâkim ile ve izn-i şer‘ile salb [u] siyâset hâkimleri değildir. Ancak tarîkat hâkimleridir. Seyecî’ü bunlar dahi mufassalen tahrîr olunur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33b ·
metinde göster ·
… üç gündür ziyâde olsa iyâl sâhibidir, kâr [u] kesbinden kalır. Ammâ şerî‘at ve
tarîkat
ve hakîkat ve ma‘rifetden hâric söz söylemeyeler. Eğer şeyh ve nakîb mâlâya‘nî …
Ammâ bilmek gerekdir kim sâhib-i tarîkler mâbeyninde bir halîfe ve bir ihtiyâr kazâ ve kader birle andan bir zelle sâdır olsa gerekdir kim anı cümle ihtiyârların re’yiyle anı peymenhâneye götürüp boynuna sekel asup haps ederler. Eşedd-i haps üç gündür ziyâde olsa iyâl sâhibidir, kâr [u] kesbinden kalır. Ammâ şerî‘at ve tarîkat ve hakîkat ve ma‘rifetden hâric söz söylemeyeler. Eğer şeyh ve nakîb mâlâya‘nî söylerse yolundan düşerler. Sâhib-i tarîk ol mücrimin zellesin âdilliğile sorup zulm etmeyeler ve belki iftirâ ola, eğer zellesi müsbet olduysa cemî‘i ihtiyârlar huzûrunda cürmüne göre seksen üç asâ uralar, ammâ asâyı sâhib-i seccâde kulağından yukaru kaldırup urmaya. Gadr-ı hayf olup şeyh adâvet edüp yoldan çıkmış olur. Ammâ sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı ehl-i tarîkat, temrenciyâ[n]: Dükkân 100, neferât 115, pîrleri Ca‘fer-i Hâşimî'dir. Hazret-i Alî akrabâsıdır, yine Alî kemer-bestesidir. Lâkin çeber olmağile elinden bir kâr halâs olmayup mücâhidîne hadeng peykânları düzerdi kim pûlâd-ı Nahşivânîden güzer ederdi. Kabri Acem Erdebîli'nde Şeyh Safî kurbünde başka bir kubbede medfûndur, Hazret-i Alî akrabâsıdır deyü Şeyh Safî'den ziyâde ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 184b ·
metinde göster ·
… kimse yollarda arzımız pâymâl [u] ber-rimâl etmeye. Biz mücrimlerimizin şer‘ile
tarîkat
erkânımızla haklarından gelelim.
Üçüncü ricâmız, hâkim tarafından bizi kimse yollarda arzımız pâymâl [u] ber-rimâl etmeye. Biz mücrimlerimizin şer‘ile tarîkat erkânımızla haklarından gelelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195a ·
metinde göster ·
Evvelâ bedreka-i makâmât, âyine-i kerâmât, hâtır-ı esrâr-ı tarîkat, nâzır-ı envâr-ı hakîkat, âfitâb-ı nihânî, kamer-i zindegânî eş-şeyh Hazret-i Ebû İshâk-ı Kazvînî, aleyhi rahmeti'l-Bârî: İsm-i şerîfleri İbrâhîmdir. Künyeleri Ebû İshâk'dır kim (---) kurbunda Kâzvin şehrinde rahm-i mâderden müştâk olmuşdur. Atası Şehriyâr idi. İslâm ile müşerref oldukda Ebû İshâk'ın vâlidesi hâmile kalup Hicret-i Nebevî'nin üç yüz elli iki Ramazân'ında Ebû İshâk vücûda gelüp günden güne kutbu'l-aktâb oldu. (---) Asrında seyâhate çıkup Bursa'da ve Edirne'de makâm edinüp andan yine Erzurûm'a gelüp Tebrîz kapusunun iç yüzünde bir kulle-i azîm içinde dârü'l-karâr-ı bâkî edinüp anda medfûndur kim bir ak sakallı hâtûn türbedârı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289b ·
metinde göster ·
… r olup hakîri bâb-ı selâma durgurup "Es-selâmü aleyke yâ ehl-i şerî‘at ve ehl-i
tarîkat
ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma‘rifet!" deyüp huzzâr-ı meclise dörd kapu selâmın v …
Andan yine mü’eddebâne taşra çıkup fukarâ meydânında yüz elli mikdârı pîr ü cüvân cân-ı cânânları ile öpüşüp görüşüp hakîri posta geçirdiler. Bu dahi tahtânî meydân-ı dervîşândır kim cânib-i erba‘ası kurbân postlarıyla döşelidir ammâ acâ’ib ü garâ’ib pâk musallî sâhib-i vera‘ ârif-i billah cânları var. Ve niçe âfitâb-ı mehtâb pâ-bürehne ve ser-bürehne köçekleri var. Meydâncı Dede fermânıyla cümle köçekler meydân-ı muhabbete gelüp kimi müfredât ve kimi dü-beyt ve kimi müselles ü murabba‘ ve muhammes ü müseddes u müsebba‘ ve müsemmen ve mu‘aşşer ü müstezâd ve çâr-ender-çâr u tercî‘-i bend ve mersiye ü kasâyid ve reddü'l-acz ale's-sadr misilli eş‘âr ve bahr-i tavîl ü mukatta‘ât (---)(---)(---)(---) Ve letâ’ife müte‘allık tekerlemeleri tilâvet edüp birbirlerine nazîreler ile bu köçek {köçek} abdallar fasıllar eylemişlerdir kim ol demimiz gûyâ Hüseyin-i Baykara demi olup andan meydân-ı muhabbete deste hân gelüp bir sommât-ı Muhammedî çekildi kim ta‘bîr olunmaz. 129a Ba‘de't-ta‘âm cümle fukarâ-yı Bektâşiyân iki yüzden mütecâviz hâzır olup hakîri bâb-ı selâma durgurup "Es-selâmü aleyke yâ ehl-i şerî‘at ve ehl-i tarîkat ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma‘rifet!" deyüp huzzâr-ı meclise dörd kapu selâmın verüp cümle huzzâr-ı meclis "Ve aleykümü's-selâm ey âşık-ı billah!" deyüp bir bir selâmımız aldıklarında hakîr eyitdik "Ey sâhib-i nazar olan, hamd-i Hudâ bu âsitâne-i sultâna yüz sürüp siz erenlerin mübârek cemâllerin görüp nân u nemek hakkı müyesser oldu. Sizlerden temennâmız oldur kim bu hakîre bir gülbang-ı Muhammedî çekesiz kim cenâb-ı Bârî yarı kılup dünyâda sıhhat-i beden, seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân müyesser ede" deyü gülbang-ı Nebî ricâ etdiğimizde cümle âşıkân-ı sâdıkân-ı dervîş-i dil-rîşân ve fukarâ-yı zî-şân-ı pür-nişân ve gayri huzzâr-ı meclis-i pîr u cüvân el açup Allah deyüp cemî‘i hayr murâdâtımız hâsılıyçün gülbâng-ı Muhammedî çekilüp cümlesiyle dest-bûs edüp vedâlaşup meydâncı dede ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b–129a ·
metinde göster ·
… üzre bir teslîm dâğı var kim guruş kadar var. Anı göstermeden murâdı şerî‘at ü
tarîkat
ve hakîkat ü ma‘rifetde kâmil ve sâhib-ayâr olup "Tarîk-i hakka teslîmiz!" deyü …
Ba‘dehû bu cân aşk ile mest olmuş. Yine nefîrin ele alup dem urup Esmâ’ü'l-hüsnâ âğâzesiyle nefîrde savt urup Hayyu'l-Kayyum, el-Vâcidü'l-Mâcid, el-Ahad ve'l-Ferdü's-Samed, el-Kâdirü'l-Muktedir esmâların gösterüp er "Hak Allah dost dost!.." deyü hâmûş-bâş oldu. Hakîr yine vücûdına bakdım, bî-pîrehen sîne-çak bir pâk-abdâl. Sîne-i bî-kînesinde Maktelü'l-Hüseyn âşûresinde Tebrîz-i dilâvîzde sinesine şerhalar çekdirmiş kim her sırımı nîm dival kadar kadar şerhaları var. Ve serinden âfitâbesin çıkarup ser-bürehne olup tâ beynisi üzre bir teslîm dâğı var kim guruş kadar var. Anı göstermeden murâdı şerî‘at ü tarîkat ve hakîkat ü ma‘rifetde kâmil ve sâhib-ayâr olup "Tarîk-i hakka teslîmiz!" deyü teslîm dâğın ayân eyledi. Ve iki bâzûlarında çâryâr-ı güzîn dâğları ve şerhaları ve sol bâzûsunda Deşt-i Kerbelâ dâğları ve sırımları ile müzeyyen bir zırtıl pâk torlak ve parlak ammâ zarrak ve şallak değil ve çârdarb bir mutarraş abdâllığı cümle menâhiyyâtdan müberrâlık alâmetin göstermiş. Zîrâ bıyıkda ve saç u sakalda kaş ü kirpikde aslâ alâkası yok idi, ammâ nûr gibi yüzü berk ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175a ·
metinde göster ·
… edâ idesin. Ve illâ bu Melek karındaşın söz[i] doğrudur, zerre kadar şerî‘at u
tarîkat
ve hakîkat u ma‘rifetden taşra taş koparırsan senden baş kopar. Lûtf eyle ben V …
Andan sonra Murâd Hân efendim merhûmun fermânı üzre senin üzerine asker cem‘ edüp Diyârbekir'den Mifârıkîn kal‘asına dek gelüp tarafeynimize maslahatın görüp senden yetmiş kîse mâl ve bu kadar metâ‘ [u] menâl alup "Menem; Diyârbekir eyâletinde değil Van eyâletindedir." deyü ığmâz-ı ayn edüp senin üstüne sefer etmeden ferâğat edüp bu kadar üsârâlar alınup bu kadar mâl-ı Firâvân ile asâkir-i Âl-i Osmân muğtenim olup sâlimîn ü gânimîn iken yine sen epsem duymayup tâzeliğin hasebiyle Erzurûm eyâletinde Bingöl yaylağına çıkan Ekrâd tâ’ifesinden bâc-ı öşr alırım deyü yetmiş bin koyun nehb ü gâret etdiğinde koyun sâhibleri Erzurûm'da bana gelüp tazallum etdiklerinde sana bir muhabbetnâmem ile koyuncular kethudâmı gönderdiğimde, "Ben anın eyâletinde vekîlim ve ben bir hân-ı âlîşânım, bende ne alâkası var Melek Ahmed Paşa'nın deyüp muhabbetnâmemi pâre pâre edüp "Koyuncular kethudâsını katl idem!..." dedin. Mudikî Alî Ağa ricâ edüp koyuncular kethudâm halâs olup Erzurûm'a geldikde üstüne asker çeküp gelmek sadedinde iken Sultân İbrâhîm Hân beni Erzurûm'dan ma‘zûl edüp yine sen ol zamân elimden halâs oldun. Mezâ mâ mezâ, ol zamânlar sen de biz de tâze idik. Ammâ sana nasîhatim oldur kim hamd-i Hudâ yine görüşmek müyesser olup bu kadar ni‘metin tenâvül edüp bu kadar ihsânların gördüm. Ammâ, ey hân karındaşım senden ricâm oldur kim biz Âl-i Osmân pâdişâhlarının vezîrleriyiz. Husûsan dâmâd-ı Sultân Murâd Hân'ım. Nitekim ben Van eyâletine mutasarrıfım. Sen benim taht-ı eyâletimde serbes hâkimsin ve mü’ebbed ocaklık olmak üzre bu eyâletine mutasarrıfsın. Ammâ paşayı hâneme kondurup bu kadar i‘zâz u ikrâm etdim, deyüp yanında olan hokkabâz ve sürâhîbâz ve ol sihirbâz maymuncuların sözlerine uyup Kürd damarları depreşüp bir nâ-şer‘ ü nâ-hemvâr işde bulunmayasın ve her tarafında meştâ olan mîr-i aşâ’irler ile hüsn-i zindegâne edüp memûr olduğun pâdişâh hizmetlerini edâ idesin. Ve illâ bu Melek karındaşın söz[i] doğrudur, zerre kadar şerî‘at u tarîkat ve hakîkat u ma‘rifetden taşra taş koparırsan senden baş kopar. Lûtf eyle ben Van'da iken cümle halk ile yahşı geçin ve illâ eğer dersen İpşir Paşa bu Melek Ahmed Paşa'yı Van'a sürdü, ne vaka‘ u vakârı olsa gerek dersen, ben hâlâ hatt-ı şerîf ile serdâr-ı mu‘azzam ve tuğrâ-yı garrâ-keş düstûr-ı mükerremim, hemân epsem olup tarîk-ı Hak'dan ayrılma. Sana nasîhatim budur." deyince hân eydür: "Hakkâ ki ata ve dede nasîhatidir, el-emrü emrüküm, sultânım" deyüp hân ile Paşa yine öpüşüp vedâlaşup giderken hân paşaya eyitdi: "Sultânım, Evliyâ Çelebi kulunuz bunda birkaç gün dursun. Akîbinizce Van'a ulaşdırırım." dedikde paşa: "Evliyâ'm, hân fermânıyla birkaç gün kalup yine tiz gel" deyüp me’zûn olup paşa Van'a revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236a ·
metinde göster ·
… ceng-i azîm edüp andan dördüncü günde derûn-ı hisârda olan bir alay şerî‘at ve
tarîkat
u hakîkat ve ma‘rifetullâh bilmez ve hâkimlerine itâ‘at etmez bir alay azgın ka …
Ba‘dehu Bundukanî Venedik'i elinden sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân feth edüp ba‘dehu yine küffâr donanması gelüp Venedik kâfiri bu kal‘aya istîlâ edüp germâ-germ kâmil üç gün ceng-i azîm edüp andan dördüncü günde derûn-ı hisârda olan bir alay şerî‘at ve tarîkat u hakîkat ve ma‘rifetullâh bilmez ve hâkimlerine itâ‘at etmez bir alay azgın kavimler kal‘ayı Bundukanî kâfirine amân ile verüp küffâr kal‘aya duhûl edince derûn-ı hisârda mahsûr olan ümmet-i Muhammed'in amânlarına bakmayup cümle ibâdullâhı bi-esrihim katl eyleyüp kal‘a-i Nova'yı kabza-i teshîre alup ba‘dehu sene 946 târîhinde Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân hazretlerinin mesmû‘-ı şerîfleri olunca hemân ol ân Rûmeli eyâletine mutasarrıf olan Dîvâne Husrev Paşa'yı cümle Rûmeli eyâleti askeriyle kal‘a-i Nova üzre serdâr edüp on balyemez ve kırk oda yeniçeri ve on oda cebeci ve on oda topçu ve cümle elli bin asker ile Nova üzre gidüp deryâdan dahi donanma-yı hümâyûn ile Koca Hayreddîn Paşa kal‘a-i Nova limanına lenger endâht olup berren ve bahren Nova kal‘asını dâ’iren-mâdâr çevirüp bi-avnillâh üçüncü günde küffâr amân ile kal‘ayı Dîvâne Husrev Paşa'ya verince mukaddemâ küffâr bu kal‘ayı aldıkda ümmet-i Muhammed'in amânına bakmayup kırdığı gibi bunlar dahi men dakka dukka deyüp küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim ilâ hâze'l-ân tevârîh-i Latin'de,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 154a ·
metinde göster ·
… müftîyyü's-sakaleyn ya‘nî ins [ü] cinne fetvâ verir Şeyh Şehâbeddîn ve pîşvâ-yı
tarîkat
Hazret-i Şeyh Cemâleddîn.
Ve Dellâllar mahallesi tedribesinden taşra Şeyh İbrâhîm ve civârında Şeyh Arabî ve Kırklar makâmı ve Şeyh Ebûbekir'den aşağı Şeyh Yaprak ve civârında Şeyh Memi ve Şeyh Bayram civârında Köse Şeyh Mehemmed ve Nesîmî hazretlerinin şer‘ile derisin yüzdüren müftîyyü's-sakaleyn ya‘nî ins [ü] cinne fetvâ verir Şeyh Şehâbeddîn ve pîşvâ-yı tarîkat Hazret-i Şeyh Cemâleddîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174b ·
metinde göster ·
ve haşre neşre münkirîn kavimdirler. Ammâ libâsları alaca abâ ve kemer kuşak ve …
Hulâsa-i kelâm şerî‘at ve tarîkat ve haşre neşre münkirîn kavimdirler. Ammâ libâsları alaca abâ ve kemer kuşak ve serlerinde Kızıllı kavminin kırmızı mukaddem ve Aklı kavminin beyâz destâr ve beyâz serbend sararlar. Dağda ve bâğda bellerinde kılıcı, ketiflerinde kalkanı ve ellerinde tüfengi elbette mukarrerdir. Zîrâ Hâbil ve Kâbil zamânından berü mâbeynlerinde ihtilâl olmağile bir kurâdan bir belîdeye silâhsız gidemeyüp şeb [u] rûz birbirleri ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâlden hâlî değillerdir, zîrâ bir alay dağî ve bâğî melâ‘înlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y184b ·
metinde göster ·
… ır, cümle tarîklerin ser-tâcı tarîk-ı ulemâ ve sulehâ-yı ehl-i şerî‘at ve ehl-i
tarîkat
ve ehl-i ma‘rifet ve ehl-i hakîkat Muhammedîdir. Andan tarîk-ı sânî Hazret-i Eb …
Evvelâ şehr-i Mısır içre üç yüz altmış tarîk meşâyihleri kim vardır, cümle tarîklerin ser-tâcı tarîk-ı ulemâ ve sulehâ-yı ehl-i şerî‘at ve ehl-i tarîkat ve ehl-i ma‘rifet ve ehl-i hakîkat Muhammedîdir. Andan tarîk-ı sânî Hazret-i Ebâbekrü's-Sıddîk ve ol gâru'r-refîkdir kim ibtidâ Hazret-i Risâlet'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp Hazret'den bî‘at edüp tarîk-ı Nakşibendiyye olmuşdur kim anlara tarîk-ı Hâcegân derler. Velveleleri Belh [u] Buhârâ ve Horâsân'a ve Rûm'a ve Kürdistân'a düşmüşdür. Bu tarîkden on iki tarîk müteferrik olmuşlardır, cümlesi Nakşibend'e müntehîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y108a ·
metinde göster ·
… ir, havâssu'l-hâs içündür. Cümle Ervâm ve askerî tâ’ifesi ve erbâb-ı ma‘rifet ü
tarîkat
ve nazîf ü zarîf ve şâ‘ir ve erbâb-ı tasnîf kimesneler gelirler. Gayrı enâyî ve …
Yine mâh-ı Rebî‘ü'l-evvel'in on ikinci gece isneyn gecesi olur, ba‘zı âşıkân Şeyh Bekrî mevlûduna giderler, ba‘zı cânlar İbrâhîm-i Gülşenî'ye gelirler, ba‘zı yârân Şeyh Bekrî'ye, andan Y 221a İbrâhîm-i Gülşenî'ye gelir. Ammâ bu Gülşenî mevlûdu cahcahunlu fellâhîn ve avâm-ı nâs içün değildir, havâssu'l-hâs içündür. Cümle Ervâm ve askerî tâ’ifesi ve erbâb-ı ma‘rifet ü tarîkat ve nazîf ü zarîf ve şâ‘ir ve erbâb-ı tasnîf kimesneler gelirler. Gayrı enâyî ve ecnebî Q 240b ve cühmel ü mühmel âdemler P 237b gelemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y219b–Y221a ·
metinde göster ·
Evvelâ şehirden yedi yüz adım kıble cânibine beled-i Hazret-i Ebürrîş kâmil iki yüz hânedir. Ekseriyyâ Hazret-i Ebürrîş'in evlâdları sâkin olur. Sâdât-ı kirâmdan çelebilerdir. Bir câmi‘i var, bir tabaka alçacık minâreli ve iki kapulu ve hareminde bir azîm nâbıka dırahtı var. Zemîninde ahâlî-i karyeden ba‘zı a‘yân-ı kibâr şurefâlar medfûndur. Ve hareminin bir kapusu kıbleye ve bir kapusu cânib-i şarka mekşûfdur. Ve câmi‘i ol kadar müzeyyen ve kebîr câmi‘ değildir, lâkin cemî‘i evkâtda ehl-i züvvârdan hâlî olmamağile cemâ‘at-i kesîresi çokdur. Ve bu câmi‘in sağ tarafında câmi‘e muttasıl bir sutûh altında bir kubbe-i münevver içinde ve sülâle-i âl-i abâ ve kutb-ı âfâk ve gavs-ı a‘zam-ı ale'l-ıtlâk pişvâ-yı tarîkat ve ser-çeşme-i şerî‘at Ebürrîş Hazret-i es-Seyyid Atâullâh Ebürrîş kuddise sırruhu'l-azîz hazretleri ol âsitâne-i mehbıtın içinde Q 277aP 274a gencîne-i râz gibi pinhândır, ve cemî‘i ta‘allukâtları dahi fıskıyyesinde bile medfûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y307b ·
metinde göster ·
… dir, anlara nâ’ib Y 438a kor, senevî bin guruş olur. Ve halkı aslâ şerî‘at ve
tarîkat
ve hakîkat ve ma‘rifet nedir bilmezler, bir alay dağî ve bâğî ve yağı ve zâğî v …
Ve bu Habeş mâ-tekaddem mevleviyyet idi; hâlâ üç yüz pâyesiyle ihsân olunur. Ammâ râh-ı dırâz olmak ile harcı hâsılından ziyâde olması sebebiyle bir kimesne tâlib olmayup paşa imâmları pâye ile alırlar, kurâ ve kasabâtları kal‘alar ve şehirlerdir, anlara nâ’ib Y 438a kor, senevî bin guruş olur. Ve halkı aslâ şerî‘at ve tarîkat ve hakîkat ve ma‘rifet nedir bilmezler, bir alay dağî ve bâğî ve yağı ve zâğî ve cild-i siyâh mâğî ve nâr-ı cahîm olacak durağı râğî ve âkî kavm-i Zengîlerdir kim dîn îmân ve mezheb i‘tikâd nedir bilmezler, bir alay ecnâs-ı mahlûkât bu iklîm-i Habeş'dedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y437b–Y438a ·
metinde göster ·