… e sohbetlerimizde olan kelimâtları tahrîr eylesek bir müdevven 71b kitâb olup
tatvîl-i
kelâma bâ‘is olur.
Niçe bin kerre şeref-i sohbetleri ile müşerref olup eyle bir azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâb'ın hayr du‘âların almışız, eğer cümle sohbetlerimizde olan kelimâtları tahrîr eylesek bir müdevven 71b kitâb olup tatvîl-i kelâma bâ‘is olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71a–71b ·
metinde göster ·
kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim kü …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… run zikrinde fâ’ide ve beyânında i‘tibârı olmayan şeylerin kitâbet-i midhatinde
tatvîl-i
kelâm olup melâlet vardır. Anınçün bu mertebe ile iktifâ olundu. Hamd-i Hudâ kâ …
Bunun emsâli niçe âsâr-ı binâ ve niçe ibret-nümâlar var ammâ gayrı meşhûrun zikrinde fâ’ide ve beyânında i‘tibârı olmayan şeylerin kitâbet-i midhatinde tatvîl-i kelâm olup melâlet vardır. Anınçün bu mertebe ile iktifâ olundu. Hamd-i Hudâ kâmil iki ay zevk [u] safâlar edüp seyr [u] temâşâ-yı civân-ı Azerbaycân-ı nısf-ı cihân etdik. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301a ·
metinde göster ·
… Tebrîz'in enderûn [u] bîrûnunda niçe yüz kibâr-ı kümmelînler vardır, ammâ îrâdı
tatvîl-i
kelâm ve kesret-i kitâbet verdiğiyçün bu kadar ile iktifâ etdik. Temmet bi's-se …
Nefs-i Tebrîz'in enderûn [u] bîrûnunda niçe yüz kibâr-ı kümmelînler vardır, ammâ îrâdı tatvîl-i kelâm ve kesret-i kitâbet verdiğiyçün bu kadar ile iktifâ etdik. Temmet bi's-selâm (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 303b ·
metinde göster ·
… -âşûbu ve evsâf-ı metânet-i kılâ‘ları mâ-vaka‘ı üzre birer birer temdîh eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. Ancak Mikrilistân'da iki yüz yetmiş pâre kurâ ve büleydeler nehb u …
Bu bâlâda tahrîr olunan sekiz aded nevâhîler ve kılâ‘larda olan ceng-âşûbu ve evsâf-ı metânet-i kılâ‘ları mâ-vaka‘ı üzre birer birer temdîh eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ancak Mikrilistân'da iki yüz yetmiş pâre kurâ ve büleydeler nehb u gâret olunup cümle-i cümele guzât-ı müslimîn destine giren tokuz bin üsârâ ve bu kadar mâ[l]-ı ganâ’im ahz olunduğundan mâ‘adâ Gürcîstân hâkimi Sefer Paşa askerinde olan mâl-ı ganâ’im bi-lâ-hâdd ü lâ-gâyet mâl-ı firâvân ve üsârâ-yı gılmân-ı şebâblar idi. Hattâ Çarkacı Ketağaç Paşa kolunda iki aded nûr-ı mübîn, melîhu'l-vech duhter-i pâkîze-ahterler alındı kim vech-i arzda misilleri diyâr-ı Şâm'ın Havran'ında bile eyle hûrân çehre görülmemişdir. Seydî Ahmed Paşa bu iki aded kerîmeleri Ketağaç Paşa'dan biner guruşa alup yigirmi re’s duhterler ile Sultân İbrâhîm Hân'a hedâyâ gönderdi. Tâ bu mertebe âyet-i min-âyâtillah kızlardı kim onların hakkında Arapça nâzil olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332a ·
metinde göster ·
… n lezzeti ve hâssa ve haysiyyetiyle ve eşkâl-i reng-i gûnâ-gûniyle medh eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. Ammâ cümle mâhîlerinden turna balığı Mâ’ide-i Mûsâ'dan lezîz bir mâ …
Der-vasf-ı buhayre-i Lâdik: Şehr-i Lâdik'in cânib-i şarkîsinde nümâyân bir buhayre-i azîmdir. Bir günde devr olunur buhayre-i âb-ı hayâtdır. On bir gûne mâhîleri var kim her birin lezzeti ve hâssa ve haysiyyetiyle ve eşkâl-i reng-i gûnâ-gûniyle medh eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ammâ cümle mâhîlerinden turna balığı Mâ’ide-i Mûsâ'dan lezîz bir mâhî-i lezîz ü mukavvîdir. Bu halîcin kenarında ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar ile müzeyyen bir buhayre-i zülâldir. Cânib-i erba‘asında Zuday ve Sonisa ve kazâ-yı Kavza ve kazâ-yı Zeytun dağlarından yigirmi altı aded uyûn-ı câriyeler bu nehre munsab olup yine leb-ber-leb bir buhayredir. Bir cânibe ayağı yokdur. Evvelâ kenarında Boğazköy, gâyet latîf ve ma‘mûr ü müzeyyen köydür. Ve karye-i Otuz, bu buhayre kenarındadır. Bi-emrillah bu karyede olan kaymak bir diyârda yokdur. Küleğinin içinde iken keçi oğlağı, kaymağı üzerine 346a bassa teyesün nâhunları kışata-yı beyâza te’sîr etmez ve kaymağın bıçağile keserler, sakız gibi çiğnenir bir gûne lezîz ve kudretden mümessek râyiha-i tayyibesi vardır. Bu kaymağın misli meğer Erzurûm hâkinde Bingöl yaylası kaymağı ola (---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b–346a ·
metinde göster ·
… ûr kılâ‘ları ve harâb belde-i azîmeleri mecrûf tur‘aları bir bir tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. Ammâ meşhûr ve ma‘mûr olan kılâ‘ ve büleydeler bunlardır: Evvelâ ka …
oğlu nâmân eblehânlar konup göçüp mahsûlünün öşrün verirler. Bu sahrâ-yı Suruc'un ol kadar âb [u] hevâsı latîfdir kim şeb [u] rûz âdem hâyâtı câvidân bulur. Ekseriyyâ halkı gâyet tendürüstdür. Ve niçe bin yerde âb-ı hayât turna gözü uyûn-ı câriyeler var kim misli meğer Bingöl yaylağında ola. Ve hevâsı gâyetü'l-gâye i‘tidâl üzre olduğundan niçe kabâ’il [ü] aşâ’ir sevâhile göçmeyüp sahrâ-yı Suruç'da sâkin olur. Zirâ bu vâdî-i Suruç, Dicle ve Furât mâbeyninde olan cezîre-i azîmde vâki olmuşdur. Hudâyî meyvesi hıyâbânı içre cihânı dutmuşdur. Bu Suruç, Birecik'in şarkî cânibine meyyâldir. Birecik ile mabeyni ancak bir menzildir, ammâ Urfa kadısı hükmünde yüz elli akçe şerîf kazâdır. Yine âbâdân nâhiye kurâları vardır. Ve bu Suruç sancağı olan zemîn ki Dicle ve nehr-i Furât mâbeyninde bunda gördüğümüz ma‘mûr ve gayr-i ma‘mûr kılâ‘ları ve harâb belde-i azîmeleri mecrûf tur‘aları bir bir tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ammâ meşhûr ve ma‘mûr olan kılâ‘ ve büleydeler bunlardır: Evvelâ kal‘a-i Musul ve Sincâr ve Harrân ve Ruhâ ve Re’s-i Ayn ve Âmid ve Meyyâfârikîn ve niçe yüz kılâ‘lar bu cezîre içredir kim tûlu yigirmi menzildir ve arzı altı ve yedi sekiz on merhale yerleri vardır. Hulefâ-yı Abbâsiyân'da dört yüz kal‘a ve altı yüz kasaba ve şehir olduğu tevârîhlerde mastûrdur ve alâmetler ma‘lûmdur. Bu Suruç'dan cânib-i garba 2 sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 54b ·
metinde göster ·
… u hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır.
Tatvîl-i
kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan …
Sitâyiş-i tekyegâh-ı Urfa: Cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı zî-şândır, ammâ cümleden âsitâne-i Hazret-i İbrâhîm Halîl derûnı kal‘ada, zeyl-i iç hisârda binâ-yı Me’mûn Halîfe Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi Rûm u Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyye'de meşhûr-ı âfâkdır ki Nemrûd-ı la‘în rübûbiyyet da‘vâsında olup kartal kuşlarıyla göğe urûc edüp hâşâ sümme hâşâ "Gök tanrısı ile ceng ederim", deyü semâya ok atup bi-emri Hudâ oku kanlı yine kartal kuşlarına bağlı sandûkasına yine kanlı ok düşüp hâşâ ve kellâ "İşte gök tanrısın öldürdüm, müstakil yer ve gök tanrısı benim" deyü da‘vâ-yı ulûhiyyet etdikde Cenâb-ı Bârî Hazret-i İbrâhîm'i gönderüp îmâna da‘vet etdükde bu şehr içre Hazret-i İbrâhîm'i kayd-bend ile bir gâr-ı azîmde haps edüp dağlar kadar odunlar yığup bir azîm âteş-i Nemrûd edüp hâlâ âteş-gede-i Nemrûd-ı merdûd meşhûrdur kim Urfa şehri içre Hazret-i İbrâhîm tekyesi zemîninde idi. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştakk oldukları mâh-ı mevlûdün on ikinci gice isneyn gicesi olduğu leyle-i mübârekede Medâyin'de tâk-i Kisrâ ve İsvân şehrinde aynü'l-leben kuruyup Mekke şehrinde Safâ ve Merve mâbeyninde sanemler ser-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı semek amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı tılsımât cümle münhedim olup ve Ayasofya kubbesi ve Roma papa kubbesi ve bunun emsâli niçe mutalsamâtlar münhedim olup ol leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu Urfa şehri içre âteş-i Nemrûd söndü. Ol âteşe Nemrûd-ı la‘în Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşe atup tâ derûn-ı âteşe hevâdan tayerân ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle nâra ferman-ı Hudâ olunca ol ân İbrâhîm'e nâr gülzâr-ı gül‘izâr olup âteş içinden bir aynü'l-hayât tulû‘ edüp Rabbü'l-izzet kudret-i hikmetin ızhâr içün ol ayn-ı zülâlin cânib-i erba‘asında gül-i gülistân ve sünbül ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. Tatvîl-i kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan âb-ı hayât tekye-i Halîlü'r-rahmân içre bir kaynak-ı azîmdir kim cümle şehrin cevâmi‘leri ve hân u hammâmları cemî‘i hânedânları ve sarrâchâne ve debbâğhâneyi reyy eden ol âb-ı hayvân-ı uyûn-ı Halîlü'r-rahmân'dır kim içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimiz Bağdâd fethine giderken bu âsitâne ziyâretine gelüp temâşâ ederken iki aded mâhî sayd etdirüp gûşlarına birer altun mengûş geçirmişlerdir. Hulâsa-yı kelâm acîb u garîb âsitâne-i teferrücgâhdır kim medhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr ve matbah ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. Şeyhi Hazret-i eş-Şeyh Alî Efendi yârândan ârif-i billâh sofra sâhibi garîbü'd-diyâr muhibbi bir er, server-i hünerver sâhib-i nefes, pîşvâ-yı tarîk, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
… sırma ile mebrûm Lahîcân ibrişimi idi. Eğer sâ’ir kâlây-ı metâ‘ı tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur.
El-hâsıl cümle zer-ender-zere müstağrak olmuş sâfî Firengî atlas üzre incü ile dal dal işleme bir cibinlik idi. Ve cümle tınabları sâfî sırma ile mebrûm Lahîcân ibrişimi idi. Eğer sâ’ir kâlây-ı metâ‘ı tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 284b ·
metinde göster ·
… up bu lisân-ı fasîh bu kadar ile iktifâ olundu. Eğer her mısra‘ın tercüme etsek
tatvîl-i
kelâm olur.
Bir hoş-âyende nevâ olduğundan lisân-ı Ekrâd-ı Cizre üzre bu mahalle Cizre kelek gemilerinin ve nehr-i Habur'un evsâfları bu gûne murabba‘ ile tahrîr olunup bu lisân-ı fasîh bu kadar ile iktifâ olundu. Eğer her mısra‘ın tercüme etsek tatvîl-i kelâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 387a ·
metinde göster ·
Ammâ kitâb-ı Tevrât'da İblîs'in yetmiş ismi vardır. Her birin tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. Evvelâ kitâb-ı Tevrât'da bir ismi Yeserherağdır ve bir ismi Harisom …
Ammâ kitâb-ı Tevrât'da İblîs'in yetmiş ismi vardır. Her birin tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Evvelâ kitâb-ı Tevrât'da bir ismi Yeserherağdır ve bir ismi Harisom'dur. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395a ·
metinde göster ·
… c-i âdem ile genc-i Kârûnları görmedik. Bâlâda cild-i (---)(---) mastûrdur kim
tatvîl-i
kelâma hâcet yokdur.
Andan diyâr-ı Yunan'a ve diyâr-ı Acem'e ve diyâr-ı Rûm'a ve niçe bin gûne tevârîh münteşir olmuşdur. Meğer bu kitâb-ı mu‘tebereler zâyi‘ olmasın içün Hazret-i İdrîs aleyhi's-selâm emr-i Hak ile Tûfân-ı Nûh olacağın bilüp Surîd Hâkim-i Mekik'e emr edüp bu Heremeyn cebellerin inşâ etdirüp cümle kitâbları anda pinhân edüp gûnâ-gûn mutalsamât-ı ibret-nümûnlar ile niçe bin künûzlar defn etmişlerdi ve niçe bin mülûkların na‘şların anda defn etmişlerdi. Hâlâ üstühân-ı benî Âdem mâl-â-mâldır. Hatta 1081 târîhinde Kethudâ İbrâhîm Paşa vâlî-i Mısır iken bu abd-i kemter niçe yüz kimesneler ile fânûs ve şem‘a ve meş‘aller çerâğân edüp künc künc benî Âdem üstühânları gördük ammâ genc-i âdem ile genc-i Kârûnları görmedik. Bâlâda cild-i (---)(---) mastûrdur kim tatvîl-i kelâma hâcet yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400a ·
metinde göster ·
… lindendir. Bu gûne mûhiş havâdisâtları yazmakdan ise yazmamanın lutfü çokdur ve
tatvîl-i
kelâmın hüsnü yokdur, zîrâ âdeme kelâl verir. Hemân ol merhûm hânın kabri pür n …
El-hâsıl bin kadar ebyât-ı hüsniyât ile mersiyesin tahrîr etsem güneşde zerre ve deryâda katre kadar hüsniyât ve mersiyesin tahrîr edemem ve sebeb-i şehâdeti niçe cild-i kürrâs-ı tafsîle muhtâcdır, lâkin biz bu seyâhatnâmemizde muhtasar kıldık ve bu makûle mersiyeler iltizâm mâ-lâ-yelzem kabîlindendir. Bu gûne mûhiş havâdisâtları yazmakdan ise yazmamanın lutfü çokdur ve tatvîl-i kelâmın hüsnü yokdur, zîrâ âdeme kelâl verir. Hemân ol merhûm hânın kabri pür nûr olup meskeni dâr-ı huld-i berîn ola. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 15a ·
metinde göster ·
Evvelâ bu Özü kal‘ası istihlâsı cengini tahrîr etmeğe cür’et etsek
tatvîl-i
kesret-i kitâbet olup sâ’ir seyâhat etdiğimiz mahallerin tahrîrine mâni‘ olur, …
Evvelâ bu Özü kal‘ası istihlâsı cengini tahrîr etmeğe cür’et etsek tatvîl-i kesret-i kitâbet olup sâ’ir seyâhat etdiğimiz mahallerin tahrîrine mâni‘ olur, lâkin ba‘zı ahvâlleri alâ kadri'l-istitâ‘a tahrîr olunup belki icmâlen ayân u beyân olunsa birkaç varak dahi tatayyür olunmak iktizâ eder, ammâ çünki kendü sergüzeşt [ü] serencâmımızdır mümkün olduğu mertebe tahrîr edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56b ·
metinde göster ·
… ât-ı gûnâ-gûnlarıyla tahrîr ü tavsîf olunmuşdur. şimdi terkîme hâcet yokdur kim
tatvîl-i
kitâbet olur.
Netîce-i kelâm bu Keşişdağı'nın mufassalan evsâfı seyâhatnâmemizin cild-i evvelinde acâ’ib ü garâ’ibât ve alâ’imât ve âsârât-ı gûnâ-gûnlarıyla tahrîr ü tavsîf olunmuşdur. şimdi terkîme hâcet yokdur kim tatvîl-i kitâbet olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85a ·
metinde göster ·
nass-ı şerîfi tefsîrinde Belkıs hikâyeti ve Sebe’ şehri harâbında gördüğümüz üzre hâlâ pire ve kehle ve tahta biti ve yılan ve çıyan ve akreb olmaduğu mezkûr âyet-i şerîf tefsîrinde musarrahdır. Tatvîl-i kelâma ihtiyâc yokdur. Andan Hazret-i Süleymân'a Belkıs geldikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 87b ·
metinde göster ·
… mecrûhan firâr edüp gitmişdir. Eğer bu Seydî gazâsın mufassalan tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur, ammâ hâlâ asker-i İslâm ile bu sahrâda otururken elli bin Tatar-ı s …
Zîrâ Seydî cenginde seksen yedi bin Nemse ve Macar ve İslavin ve Korol ve Leh ve Çeh kâfirlerin ol şiddet-i şitâ[d]a bu sahrâ içre beyâz kar üzre küffârın kızıl kanların on iki bin yiğit ile dökmüşüzdür. Ve kral-ı la‘în Rakofçi üç yüz aded küffâr ile mecrûhan firâr edüp gitmişdir. Eğer bu Seydî gazâsın mufassalan tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur, ammâ hâlâ asker-i İslâm ile bu sahrâda otururken elli bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikâr altı kerre yüz bin güzîde ağırmak kazaklanmış ve kazılanmış atları [ile] yalı ağası olan Şâh Polad Ağa gelüp serdâr-ı mu‘azzamdan hil‘at-i fâhireler geyüp Çarkacı İsmâ‘îl Paşa'dan bir sâ‘at ileri meks edüp ol gün ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ve ol ân yalı ağasına fermân gidüp Kemen Yanoş kral taburundan haber alup diller getirmeğe me’mûr olup kırk bin askerle ol ân ılgar edüp tabura gitdiler. Ve yine ol gün Cerrâh Kâsım Paşa Kemen Yanoş kralın taburu keferelerinden on aded dil kâfirler gelüp huzûr-ı serdârda söyledüp ba‘de'l-haber serâperde önünde cellâd-ı felek kellelerin galtân eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2b ·
metinde göster ·
… ve Arabistân'da eyle gûnâ-gûn işkenceler görmedim. Eğer her birin takrîr etsek
tatvîl-i
kitâbet olur.
Ve bu şehrin ortasında bir meydân-ı vâsi‘ vardır anda bir siyâsetgâh ve dârağaçları var kim el-iyâzu billâh bu dâr-ı menhûsda kaçan keferelere işkence taleb-i siyâset etdiklerinde gören âdemin zehresi çâk olur. Hattâ asâkir-i İslâmdan bir Rûmeli gâzîsinin bir atı bir kefere evinde bulunup atı asker izdihâmı içre serîka ederken yaralandığından ma‘lûm olup ol kâfir-i bedkâra ol kadar işkenceler etdiler kim diyâr-ı Acem'de ve Dağıstân'da ve Arabistân'da eyle gûnâ-gûn işkenceler görmedim. Eğer her birin takrîr etsek tatvîl-i kitâbet olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
Ve bu şehrin cümle evsâfın mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. Andan elli bin guruş mîrî mâlı hınto (hınto) arabalara tahmîl edüp …
Ve bu şehrin cümle evsâfın mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Andan elli bin guruş mîrî mâlı hınto (hınto) arabalara tahmîl edüp ba‘zı alay beğlerine ve ağavât makûlelerine birer çuka ve birer kumaş verüp hakîr dahi iki çuka ve iki kumaş ve bir mînâlı sâ‘at verüp yüz elli aded birov ve şaglar ve jodoşlar hazîne ile ma‘an kal‘a-i Praşo'dan kalkup bu kerre cânib-i garba 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 28b ·
metinde göster ·
kelâma ne hâcet cemî‘i küffâr-ı dûzah-kâr ol gün bî‘at edüp el öpmeden ve vaz‘ …
El-hâsıl tatvîl-i kelâma ne hâcet cemî‘i küffâr-ı dûzah-kâr ol gün bî‘at edüp el öpmeden ve vaz‘ [u] nasîhat dinlemeden ve müşâvere-i turvin etmeden fâriğ olamayup ba‘de'l-bî‘at niçe kerre yüz bin küffâra kral bir ziyâfet tertîb etmişdir kim bu da dillerde dâstândır, ammâ ekseriyyâ ziyâfetdeki ta‘âmın kesreti ekmek ve kebâb ve şarâb idi. Hemân "İstenamasa nacramasa" deyüp niçe bin araba şarâb gelüp içildi. Tâ sabâha dak şeb-i yeldâmız atlar üzre böyle geçildi. Sabâh olunca cümle küffâr târumâr olup bu sahrâdan göçüldü. Ve henüz kral kral-ı müstakil olup dolusu içildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30b ·
metinde göster ·
İmdi azîz-i men, men hakîr u fakîr bu Budin hakkında bu kadar tatvîl-i {kelâm} edüp dörd kerre muhâsarasıyla tahrîr etdiğimiz cümle peder-i azîzimizden istimâ‘ etdiğimiz üzre ale'l-ihtisâr tahrîr etdik, zîrâ elbette gayri tevârîhlerde cemî‘i ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl ve muhâsara ve feth [ü] fütûhların yazmışlardır. Ancak bu hakîr ü pür-taksîr pederimizi ve Fâtih-i Budin Süleymân Hân'ı hayr ile yâd eylemek içün fütûhât-ı Budin'i bu kalîlü'l-bizâ‘a bu yüzden tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 78a ·
metinde göster ·
Bu Beç kapusu mâbeyninde niçe yüz temâşâgâhlar var, ammâ tahrîrinden âciz olup
tatvîl-i
kelâm olur. Ve yine bu orta kal‘anın Tuna'ya nâzır şimâlîsi tarafında, Kafesli …
Bu Beç kapusu mâbeyninde niçe yüz temâşâgâhlar var, ammâ tahrîrinden âciz olup tatvîl-i kelâm olur. Ve yine bu orta kal‘anın Tuna'ya nâzır şimâlîsi tarafında, Kafesli kapu, bir küçücük dar kapucukdur. At ve araba girüp çıkamaz. Bu kapudan aşağı büyük varoş kal‘asına taş nerdübân ile enilir, ammâ kaç kad[em]e nerdübân endiği hâtır-nişânım değildir, ammâ gâyet sa‘b kapudur. Buna Kafesli kapu ve Uğrun kapu dahi derler, piyâde âdemlerin tarîkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80b ·
metinde göster ·
Eğer bu sarây-ı hurrem-âbâdı mâ vaka‘ı üzre tavsîf eylesek
tatvîl-i
kelâm olup seyâhatimize mâni‘ olur. Gerçi musanna‘ sarâydır, ammâ şehrine göre …
Eğer bu sarây-ı hurrem-âbâdı mâ vaka‘ı üzre tavsîf eylesek tatvîl-i kelâm olup seyâhatimize mâni‘ olur. Gerçi musanna‘ sarâydır, ammâ şehrine göre dar sarâydır. Ancak beş kat-ender-kat cümle kârgîr binâ-yı Şeddâdî bir sarâydır kim zerre kadar bir tarafında rahnedâr yeri yokdur. Ve üç yüzden ziyâde hücreleri ve kâ‘aları ve sâ’ir kilar ve matbahları vardır, ammâ dîvânhâne şekillisinde rûy-ı dîvâr üzre selef beğlerinin tasvîrleri ve Âl-i Osmân'ın gelecek pâdişâhların ve kendülerinin gelecek banlarının eşkâlleri ve esbâblarıyla cümle ilm-i nücûm üzre gelüp gelecek selâtîn-i Âl-i Osmân'ı ve beğlerinin tasvîrlerin tahrîr eylemişler kim bunlar sihr-i i‘câz mertebesi sûretlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 152b ·
metinde göster ·
kelâmdan me’âl-i muhassal-ı kelâm oldur kim hemân bir kul kulluğunda bir hoş sâ …
Ey bürâder-i cân-berâberim bu kadar tatvîl-i kelâmdan me’âl-i muhassal-ı kelâm oldur kim hemân bir kul kulluğunda bir hoş sâbit kadem durup cemî‘-i umûrun dergâh-ı İzzet'e tefvîz edüp sıdk ile Allâhu Azîmü'ş-şân'a tevekkül oldu mu anın rızkın Râzık Allâh sezmediği yerden verir ki âye[t], sûre-i (---)Arapça dir deyüp bu şikârları alup âlem ağyârdan bî-haber âteş kenârında safâ edüp asâkir-i İslâm ise öte tarafımızda renc-i anâ çekerek ubûr etmede, ammâ bu âteş kenârında gulâmlarımla müşâvere edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… e bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Eğer mâ-vaka‘ı üzre bu şehrin evsâfın tahrîr etsek
tatvîl-i
kelâm olur. Lâkin bunda paşaya azîm hedâyâlar verüp ve ziyâfetler edüp andan,
Ya‘nî çâsâr şehri demekdir. Bu şehr-i müzeyyen Kinah dağlarının dâmeninde bir düz vâsi‘ mahsûllü sahrâ içre bir sevâd-ı mu‘azzam gibi kiliseleri ve manastırları ve kat-ender-kat kalay tenekeli ve pirinç teneke ve gûnâ-gûn sırça kiremitli bir şehirdir kim âfitâb-ı âlemtâbın şu‘lesi bu şehre urup şa‘şa‘asından merdüm-i dîdeler hîrelenir. El-hâsıl cümle on bin evdir ve iki bin dükkândır ve cümle kırk manastırdır ve bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Eğer mâ-vaka‘ı üzre bu şehrin evsâfın tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Lâkin bunda paşaya azîm hedâyâlar verüp ve ziyâfetler edüp andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50a ·
metinde göster ·
… â yine bu kal‘aların mâbeynlerinde dahi ufak kirmenler çok gezüp ubûr etmişdik.
Tatvîl-i
kelâm ve kesret-i kitâbet olur deyü ol küçük kirmenleri terkîm eylemedik.
Bu nehr-i Ten'in iki tarafında irili ve ufaklı yüz yedi aded kirmânları iki ayda seyr ü temâşâ edüp niçe âlâm-ı şedâyidler çeküp gelirdik, ammâ bu tahrîr olunan (---) aded kılâ‘-ı mu‘azzamalar Azak tarafı hâkinde olan kirmânlardır kim tahrîr olundu, ammâ yine bu kal‘aların mâbeynlerinde dahi ufak kirmenler çok gezüp ubûr etmişdik. Tatvîl-i kelâm ve kesret-i kitâbet olur deyü ol küçük kirmenleri terkîm eylemedik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 183a ·
metinde göster ·
… eşâyihi birer birer menâkıbıyla ve âsâr-ı binâlarıyla evsâfların tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evvelâ Sofîler câmi‘i cenbinde ol kadar kibâr-ı kümmelînden kibâr-ı evliyâullâh medfûnlardır kim her bir meşâyihi birer birer menâkıbıyla ve âsâr-ı binâlarıyla evsâfların tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 202b ·
metinde göster ·
… ve kıble kapusundaki hendese-i ilm-i mi‘mârî evsâfların ta‘bîr ü tavsîf edersek
tatvîl-i
kelâm olur. Ancak diyâr-ı Rûm'da bu câmi‘-i rûşen-binânın nazîri şehr-i Üsküb'd …
Mesîregâh câmi‘-i Ahmed Paşa: Cümle kubâbları ve imâreti ve medrese ve mektebi serâpâ kurşum örtülü câmi‘-i pür-nûrdur kim vasfında lisân kâsırdır. Eğer mihrâb ve minberi ve mü’ezzinân mahâfili ve kıble kapusundaki hendese-i ilm-i mi‘mârî evsâfların ta‘bîr ü tavsîf edersek tatvîl-i kelâm olur. Ancak diyâr-ı Rûm'da bu câmi‘-i rûşen-binânın nazîri şehr-i Üsküb'de Yahyâ Paşa câmi‘i ola. Ammâ bu ma‘bedgâh-ı behiştin haremi bir diyârda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 219b ·
metinde göster ·
… an ibret-nümâ cevâmi‘ler bu merkûmlardır. Dahi ziyâde tahrîre tâkatımız olmayup
tatvîl-i
kelâm olur deyü bu kadar ile iktifâ etdik. Bu cevâmi‘lerden mâ‘adâ,
Hulâsa-i kelâm bu şehr-i azîm içre otuz iki aded cevâmi‘lere varınca cümle kurşum örtülü musanna‘ câmi‘-i selâtîn ve vüzerâlar çokdur, ammâ içinde ibâdet edüp manzûrûmuz olup meşhûr-ı âfâk olan musanna‘ ve müzeyyen ve ma‘mûr olan ibret-nümâ cevâmi‘ler bu merkûmlardır. Dahi ziyâde tahrîre tâkatımız olmayup tatvîl-i kelâm olur deyü bu kadar ile iktifâ etdik. Bu cevâmi‘lerden mâ‘adâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 226b ·
metinde göster ·
… er bu şehirde mevcûddur. Her birinin kâr-ı memdûhâtından birer şemme vasf etsek
tatvîl-i
kelâm olup tahrîri seyâhatimize mâni‘ olur. Ammâ bu şehir kal‘a-misâl bir kârgî …
Der-alâmet-i çârsû-yı bezzâzistân: Hamusu dörd bin dörd yüz aded dükkânçe-i ehl-i hıref ehl-i sanâyi‘âtdir. Cemî‘i erbâb-ı kâr-ı hezârfen Cemşîd-veş zû-fünûn kimesneler bu şehirde mevcûddur. Her birinin kâr-ı memdûhâtından birer şemme vasf etsek tatvîl-i kelâm olup tahrîri seyâhatimize mâni‘ olur. Ammâ bu şehir kal‘a-misâl bir kârgîr binâ-yı pür-meâl mükellef ü mükemmel kurşum kubâblı ve demir kapulu bezzâzistânı var kim bu kârhâneye duhûl eden kimesnelerin demâğları misk [ü] amber-i hâm ve sâ’ir ıtr-i nâkların râyiha-i tayyibelerinden âdemin demâğı mu‘attar olur bir bezzâzistândır kim niçe Mısır hazînesine mâlik hâcegîlerinin altun ve guruş sayması gıjıştısından âdeme dehşet hâsıl olup bir iz[di]hâm-ı bey‘ [ü] şirâ yeridir kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 227b ·
metinde göster ·
… üzre ta‘rîf ü tavsîf eylesek midhatinde lisânlar kâsır ve kalemler kâsirdir. Ve
tatvîl-i
kelâm olur deyü ale'l-ihtisâr tahrîr etdik.
El-hâsıl bu germâ-germ cem‘iyyet-i kübrânın kırk gün kırk gecede olan sürûr, şâdımân-ı hây hûyu evsâfların mâ-vaka‘ı üzre ta‘rîf ü tavsîf eylesek midhatinde lisânlar kâsır ve kalemler kâsirdir. Ve tatvîl-i kelâm olur deyü ale'l-ihtisâr tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 242b ·
metinde göster ·
… r. Her biri manzûrûmuz oldu, ammâ esmâları ve harâb-âbâd evsâfları tahrîr etsek
tatvîl-i
kelâm olur.
Ve bu Eloz sahrâsı kenârından Benefşe kal‘ası burnuna varınca yigirmi aded vîrânca olmuş kal‘alar vardır. Her biri manzûrûmuz oldu, ammâ esmâları ve harâb-âbâd evsâfları tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276a ·
metinde göster ·
… esem Hudâ hakkıyçün bir Kâmûs-u Ahterî lügati kadar kitâb-ı müdevven olur, ammâ
tatvîl-i
kelâma ne hâcet. Ancak hemân müfîd [ü] muhtasar tahrîre şürû‘ edelim.
Ve eğer bu kal‘a-i ibret-nümâ altında rûz-merre manzûrûmuz olduğu üzre cemî‘i vekâyi‘ât, tebdîlât, tağyîrâtı ve ahvâlât-ı a‘yân, eşrâf, vüzerâ ve vükelâ ve mîr-i mîrânların şühedâların ve mükerrer mükerrer azl [u] nasbların birer birer tahrîr eylesem Hudâ hakkıyçün bir Kâmûs-u Ahterî lügati kadar kitâb-ı müdevven olur, ammâ tatvîl-i kelâma ne hâcet. Ancak hemân müfîd [ü] muhtasar tahrîre şürû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292a ·
metinde göster ·
kelâm edelim. Cezîre-i Girid'in bu mahaller Şâm-ı cennet-meşâmıdır. Hattâ bir r …
El-hâsıl ne tatvîl-i kelâm edelim. Cezîre-i Girid'in bu mahaller Şâm-ı cennet-meşâmıdır. Hattâ bir ruhbân Sadrıa‘zama on iki çanak bal hedâyâ getirdi. Bir çanağı gâyet beyâz olup hattâ tezkireci efendi ki İshak Çelebi'dir, anın destârının ucun çıkarup bal ile rûbâr etdiler, bi-rabbi Ka‘be destâr ol balın yanında şeker reng idi, ya‘nî bu mertebe beyâz asel-i musaffâsı olup bu asellerin râyiha-i tayyibeleri misk [ü] amber-i hâm-misâl idi kim tenâvül edenlerin demâğları mu‘attar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321b ·
metinde göster ·
… n Mansûr vîrân etmişdir, ammâ eğer bu kal‘a evsâfın mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsek
tatvîl-i
kelâm olur. El-hâsıl bu kal‘anın cirmi altı bin adımdır. İçinde dörd aded dağı( …
Ikrît nâm kralın binâsıdır. Ba‘zı yerlerin Sultân Mansûr vîrân etmişdir, ammâ eğer bu kal‘a evsâfın mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. El-hâsıl bu kal‘anın cirmi altı bin adımdır. İçinde dörd aded dağı(?) vardır ve niçe kenîseleri ve sarâyları ve hânları nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 322a ·
metinde göster ·
kelâma ne hâcet, bu bâğ-ı Merâmın tarh tarz u tavrı şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola …
Hulâsa-i kelâm tatvîl-i kelâma ne hâcet, bu bâğ-ı Merâmın tarh tarz u tavrı şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim Cenâb-ı Kibriyâ bu bâğda olan eşcârâta eyle hüsn verüp san‘atını ızhâr etmişdir kim gûyâ her dıraht-ı şâhdâr gûyâ cümle zî-rûh gibi kıyâm edüp henüz dest-i kudretden çıkmış gibi ale't-tertîb dizilüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323b ·
metinde göster ·
… nî âdem cem‘ olup bir hengâme çârsû-yı bâzârdır kim eğer evsâfın tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur. Ancak şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim on günde kırk bin kantâr harî …
Menzil-i kal‘a-i Mizistre: Bu şehir mukaddemâ mevsûfdur, ammâ şimdi avustos eyyâmında bir panayır-ı azîmine râst gelüp temâşâ etdik. Yetmiş seksen bin benî âdem cem‘ olup bir hengâme çârsû-yı bâzârdır kim eğer evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ancak şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim on günde kırk bin kantâr harîr-i gûnâ-gûn bey‘ [u] şirâ olunur. Sâ’ir eşyâların bey‘ [u] şirâları buna göre kıyâs olup on gün on gece âdem deryâsı cem‘iyyet-i kübrâsı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 337b ·
metinde göster ·
… anda mevcûdlardır. Eğer bu kahâvîlerin her birin mâ-vaka‘ları üzre tahrîr etsek
tatvîl-i
kelâm olur.
Ve yedi aded kahvehâneleri var kim gûyâ her biri birer gûne münakkaş nigârhâne-i Çîndir kim cemî‘i erbâb-ı ma‘ârif ehl-i dil şu‘arâlar anda mevcûdlardır. Eğer bu kahâvîlerin her birin mâ-vaka‘ları üzre tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 365b ·
metinde göster ·
… de manzûrûmuz olmuşdur, ammâ tahrîrinde aczimiz olup seyâhatimize mâni‘ olur ve
tatvîl-i
kelâm olmasın içün bu kadar ile iktifâ etdik.
Ve niçe bin böyle musanna‘ târîhler cemî‘i hân u câmi‘ ve mesâcid [ve] medreselerde manzûrûmuz olmuşdur, ammâ tahrîrinde aczimiz olup seyâhatimize mâni‘ olur ve tatvîl-i kelâm olmasın içün bu kadar ile iktifâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367b ·
metinde göster ·
… hevâsı şiddet üzredir. Ve eğer bu şehrin evsâfın murâdımız üzre tahrîr eylesek
tatvîl-i
kelâm olur, ammâ inşâallâh bu müsevvedât tas[h]îha geçdikde mufassal tahrîr olu …
Ve bu eyâlet iklîm-i râbi‘dedir. Arz-ı beledi (---)(---) ve tûl-i nehârı (---)(---)(---)(---) anıniçün âb [u] hevâsı şiddet üzredir. Ve eğer bu şehrin evsâfın murâdımız üzre tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur, ammâ inşâallâh bu müsevvedât tas[h]îha geçdikde mufassal tahrîr olunur. Zîra "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" dir. Ve hamd-i Hudâ ser-rişte dahi elde ve dilde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y13b ·
metinde göster ·