… mleden iskele başı'ndaki câmi‘in iki tarafında leb-i deryâda yüzer ocaklı yüzer
tavla
at alır kârbânsarâylardır kim gûyâ birer kal‘adır. Serâpâ kurşum ile mestûrdur …
Cümleden iskele başı'ndaki câmi‘in iki tarafında leb-i deryâda yüzer ocaklı yüzer tavla at alır kârbânsarâylardır kim gûyâ birer kal‘adır. Serâpâ kurşum ile mestûrdur kim âyende ve revendeye hâne-i bî-minnetdir, Mihrimâh Sultân hayrâtıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143a ·
metinde göster ·
… inde yüzer ikişer üçer yüz bâğbânları ve hünkâr âhûrları olup her birinde birer
tavla
küheylân atlar vardır kim şeb [u] rûz hâzır [u] müheyyâdırlar.
Cümle kırk aded bâğçe-i hâslardır ammâ ma‘lûmumuz olan bu tahrîr olunan efvâh-ı nâsda meşhûr-ı âfâk bu bâğlardır kim cümlesinde yüzer ikişer üçer yüz bâğbânları ve hünkâr âhûrları olup her birinde birer tavla küheylân atlar vardır kim şeb [u] rûz hâzır [u] müheyyâdırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144b ·
metinde göster ·
… ekici ve kimi haddeci ve kimi makkâbcı ve kimi dollâbcı ve kimi furuncu ve kimi
tavlayıcı
ve yüz aded üstâd-ı çarhcı ve kimi sîmci, bir alay cem‘iyyet-i kübrâ kavmdir.
Esnâf-ı sırmakeşân: Kârhâne yüz(?), neferât 400, kimi kalcı ve kimi çekiçci ve kimi çekici ve kimi haddeci ve kimi makkâbcı ve kimi dollâbcı ve kimi furuncu ve kimi tavlayıcı ve yüz aded üstâd-ı çarhcı ve kimi sîmci, bir alay cem‘iyyet-i kübrâ kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175b ·
metinde göster ·
… a bir fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde herkes bir kâr ile güzer eder. Bunlar
tavla
yularlarıyla ubûr ederler.
Esnâf-ı yularciyân: Dükkân 40, neferât 100, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---), bunlar başka bir fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde herkes bir kâr ile güzer eder. Bunlar tavla yularlarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194b ·
metinde göster ·
… dandır. Kûh-ı azîmlerde vahşî sığınlara süvâr olup Orhân Gâzî ile sefer eşüp at
tavlası
gibi bir tavla sığınları var idi, barhanasın bile vahşî gazâllara yükledirdi. B …
Evvelâ Geyikli Baba Sultân: Fukarâ-yı Yesevî'den olup Azerbaycân şehirlerinden Hoy-ı hüsn-hûydandır. Kûh-ı azîmlerde vahşî sığınlara süvâr olup Orhân Gâzî ile sefer eşüp at tavlası gibi bir tavla sığınları var idi, barhanasın bile vahşî gazâllara yükledirdi. Bursa'da iç kal‘a içre Hünkâr Sarâyı kurbunda bir dıraht-ı müntehâ dikmişdir. Hâlâ evce peyveste olmuş bir şecer-i azîmdir. Kabr-i şerîfi Bursa şehri içre (---) mahallesinde bir tekye-i azîmdir kim Orhân Gâzî binâsıdır. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 237b ·
metinde göster ·
… mlerde vahşî sığınlara süvâr olup Orhân Gâzî ile sefer eşüp at tavlası gibi bir
tavla
sığınları var idi, barhanasın bile vahşî gazâllara yükledirdi. Bursa'da iç kal‘ …
Evvelâ Geyikli Baba Sultân: Fukarâ-yı Yesevî'den olup Azerbaycân şehirlerinden Hoy-ı hüsn-hûydandır. Kûh-ı azîmlerde vahşî sığınlara süvâr olup Orhân Gâzî ile sefer eşüp at tavlası gibi bir tavla sığınları var idi, barhanasın bile vahşî gazâllara yükledirdi. Bursa'da iç kal‘a içre Hünkâr Sarâyı kurbunda bir dıraht-ı müntehâ dikmişdir. Hâlâ evce peyveste olmuş bir şecer-i azîmdir. Kabr-i şerîfi Bursa şehri içre (---) mahallesinde bir tekye-i azîmdir kim Orhân Gâzî binâsıdır. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 237b ·
metinde göster ·
… -i Taban Ahmed Ağa Çiftliği: Ahmed Ağa bunda bir ziyâfet-i azîm edüp paşaya bir
tavla
küheylân at ve tevâbi‘lere yigirmi at ve üç bin koyun ve yedi katar katır ve ye …
Menzil-i Taban Ahmed Ağa Çiftliği: Ahmed Ağa bunda bir ziyâfet-i azîm edüp paşaya bir tavla küheylân at ve tevâbi‘lere yigirmi at ve üç bin koyun ve yedi katar katır ve yedi katar maya bevli deve ve on kîse nakid akçe paşaya hedâyâ verüp bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim Âl-i Osmân pâdişâhına lâyık ziyâfet-i uzmâ olmuşdur kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ertesi gün ale's-seher Ahmed Ağa'nın ziyâfetine karşılık Ahmed Ağa'yı, Paşa kethüdâsında haps olunup katl olunacak mahalde kırk kîsesi ve yetmiş devesi alınup hapsden ıtlâk olunup hakîre dahi bir atı müyesser oldu. Andan 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
… şağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve
tavla
tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir old …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… ahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla
tavla
küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ay …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… âyûn önüne konup niçe gün İslâmbol içre} bu ceng-i musîbet-i pür-melâl olup tav
tavlanup
sav savlanup herkes mansûr [u] muzaffer olduk deyü hânelerine gidüp cümle ser-i …
bu ma‘reke mâbeyninde fesâda bâ‘is [ve] bâdî olan Bıyıklı Mahmûd nâm şakî Ahûrkapu'dan bir kayığa binüp Üsküdar'dan Bursa'ya firâr etdi. Mâh-ı mezbûrun on yedinci gün yevm-i selâse idi. Edirne Sarâyı gılmânları gelüp mertebelerince sarây-ı hâssa alınup dâmen-i şehriyârî ile müşerref olup niçeleri taşra çıkdılar. Ba‘dehû Bıyıklı Mahmûd eşkıyânın kellesi Bursa beğinden gelüp Bâb-ı Hümâyûn önüne konup niçe gün İslâmbol içre} bu ceng-i musîbet-i pür-melâl olup tav tavlanup sav savlanup herkes mansûr [u] muzaffer olduk deyü hânelerine gidüp cümle ser-i kârda olanlar sadrıa‘zamdan hil‘at-i fâhireler giyüp niçeler manâsıb-ı âlîye nâil oldular. Beri tarafda Atmeydânı'nda 372a küme küme yığın uryân mahlûk-ı Hudâyı asesbaşı ve subaşı arabalara ve at hamâllarına ve Kumkapu meyhâneci keferelerine ve bozacı çören Arnabud keferelerine yükledüp cümle na‘şe-i Muhammed ümmetin Ahûrkapu'dan deryâya ilkâ edince süd gibi deryâ hikmet-i Hudâ el-azametullah cûş [u] hurûşa gelüp lodos rüzgârı telattumu cümle ibâdullahın vücûdların Üsküdar'a ve Kadıköyü'ne ve Kâsımpaşa'ya ve Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'ye götürüp her birin birer köşede sâhibü'l-hayrâtlar defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371b–372a ·
metinde göster ·
… ıdır. Cümle yüz yetmiş ocakdır. Başka harem odaları ve başka develiği ve üç yüz
tavla
at alır ıstabl-ı anteri ve üç yüz tavla katır alır haremi ortasında havz-ı azîm …
Niğde sancağında ve Karamân eyâletinde Koca Mehemmed Paşa evkâfıdır. Mütevellîsi hâkimdir ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Ber-vech-i adâlet kadıya beş kîse hâsıl olur. Kethüdâyeri ve serdârı vardır. Cümle (---) aded tahtânî ve fevkânî ve kârgîr bâğ u bâğçeli ma‘mûr [u] âbâdân hâk-i pâk örtülü evlerdir ve cümle (---) mihrâbdır. Cümleden mükellef ve müzeyyen câmi‘-i selâtîn-misâl Koca Mehemmed Paşa câmi‘i bir kubbe-i âlî ve bir minâre-i vâlîli ve haremi mermer-i hâmlı etrâf kıbâblı ve haremi içre (---) bir câmi‘-i şîrîndir. Kıble kapusu üzre târîhi ve bir zâviye ve bir hammâm-ı nazîfi var ve bir hân-ı azîmi var, gûyâ bu şehrin kal‘asıdır. Cümle yüz yetmiş ocakdır. Başka harem odaları ve başka develiği ve üç yüz tavla at alır ıstabl-ı anteri ve üç yüz tavla katır alır haremi ortasında havz-ı azîmi ve kilârı ve imâret-i dârü'l-it‘âmı var kim her ahşâm ocak başına birer bakır sini ile beşer tas buğday çobrası ve beşer nân ve birer şem‘-i revgan ve her at başına birer tobra yem verilüp ni‘meti mebzûl bir evkâf-ı kavî hân-ı metîn hayrâtdır ve üç yüz mikdârı dekâkînleri vardır. Bu zikr olunan âsâr-ı binânın cümlesi kârgîr binâ-yı ra‘nâ serâpâ rasâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr olmuş Mehemmed Paşa evkâfıdır. Sâhibü'l-hayrâtı Haleb'de Şeyh Bekrîler cenbinde Öküz Mehemmed Paşa nâmiyle meşhûr olup ol âsitâne-i cihân-nümâda bir kubbe-i âlî içinde medfûndur, rahmetullah.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b ·
metinde göster ·
… rem odaları ve başka develiği ve üç yüz tavla at alır ıstabl-ı anteri ve üç yüz
tavla
katır alır haremi ortasında havz-ı azîmi ve kilârı ve imâret-i dârü'l-it‘âmı va …
Niğde sancağında ve Karamân eyâletinde Koca Mehemmed Paşa evkâfıdır. Mütevellîsi hâkimdir ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Ber-vech-i adâlet kadıya beş kîse hâsıl olur. Kethüdâyeri ve serdârı vardır. Cümle (---) aded tahtânî ve fevkânî ve kârgîr bâğ u bâğçeli ma‘mûr [u] âbâdân hâk-i pâk örtülü evlerdir ve cümle (---) mihrâbdır. Cümleden mükellef ve müzeyyen câmi‘-i selâtîn-misâl Koca Mehemmed Paşa câmi‘i bir kubbe-i âlî ve bir minâre-i vâlîli ve haremi mermer-i hâmlı etrâf kıbâblı ve haremi içre (---) bir câmi‘-i şîrîndir. Kıble kapusu üzre târîhi ve bir zâviye ve bir hammâm-ı nazîfi var ve bir hân-ı azîmi var, gûyâ bu şehrin kal‘asıdır. Cümle yüz yetmiş ocakdır. Başka harem odaları ve başka develiği ve üç yüz tavla at alır ıstabl-ı anteri ve üç yüz tavla katır alır haremi ortasında havz-ı azîmi ve kilârı ve imâret-i dârü'l-it‘âmı var kim her ahşâm ocak başına birer bakır sini ile beşer tas buğday çobrası ve beşer nân ve birer şem‘-i revgan ve her at başına birer tobra yem verilüp ni‘meti mebzûl bir evkâf-ı kavî hân-ı metîn hayrâtdır ve üç yüz mikdârı dekâkînleri vardır. Bu zikr olunan âsâr-ı binânın cümlesi kârgîr binâ-yı ra‘nâ serâpâ rasâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr olmuş Mehemmed Paşa evkâfıdır. Sâhibü'l-hayrâtı Haleb'de Şeyh Bekrîler cenbinde Öküz Mehemmed Paşa nâmiyle meşhûr olup ol âsitâne-i cihân-nümâda bir kubbe-i âlî içinde medfûndur, rahmetullah.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b ·
metinde göster ·
… ed Paşa efendimize mülûkâne bir ziyâfet-i azîm edüp iki bin guruş hedâyâ ve bir
tavla-yı
hussâni'l-ciyâd meseli atlar hedâyâ çekdi. Küçük Köseler ve Hüseyinhânoğulları …
Esmâ-yı â‘yân [u] kibâr-ı Harbît: Evvelâ Büyük Köseler, ikinci Diyârbekir'e gidişimizde Melek Ahmed Paşa efendimize mülûkâne bir ziyâfet-i azîm edüp iki bin guruş hedâyâ ve bir tavla-yı hussâni'l-ciyâd meseli atlar hedâyâ çekdi. Küçük Köseler ve Hüseyinhânoğulları hânedân sâhibleridir, keremlerin görmüşüz. Çavuş-karındaşıoğulları, Münziroğulları,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83a ·
metinde göster ·
… binâ mu‘azzam hânı var. Cümle bu imâretler kiremit ile mestûrdur ve hânına yüz
tavla
at alır bir kârbânsarây-ı mu‘azzamdır ve hânın önündeki şâhrâhın yemîn [u] yesâ …
Bir düz vâdîde Sivas nâhiyesinde bâğsız ve bâğçesiz turâb ile mestûr bin hâneli müselmân ve Ermenîler sâkin nev-binâ bir şehr-i ra‘nâdır. Sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ Bağdâd'a müteveccih oldukda vezîr-i sânî Kara Mustafâ Paşa binâsıdır. Bir câmi‘i ve bir hammâmı ve iki mesâcidi ve bir mekteb-i sıbyânı ve bir kârgîr binâ mu‘azzam hânı var. Cümle bu imâretler kiremit ile mestûrdur ve hânına yüz tavla at alır bir kârbânsarây-ı mu‘azzamdır ve hânın önündeki şâhrâhın yemîn [u] yesârında kırk elli aded esvâk-ı muhtasar vardır. Günden güne imâr olmadadır, zîrâ Sivas'dan Zile'ye ve Tokad'a giderken mâbeyninde elzem-i levâzımından menzilgâh-ı lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 90a ·
metinde göster ·
… mutalla‘ koçi araba hedâyâ gönderüp içinde seksen kîse-i Eflâkî var idi. Ve bir
tavla
çıpgın bârgîr ve bir tavla yorga cıbırtay at pîşkeş geldi. Ve sâ’ir ağavâtlara …
Sene 816 târîhinde ibtidâ bânîsi Çelebi Sultân Mehemmed'dir. Özi eyâleti sancağı hükmünde hâsdır. Ve yüz elli akçe başka kazâdır. Nevâhîleri ve kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘ası Tuna kenarında bir düz çemenzâr yerde şekl-i murabba‘ beyâz ahcâr ile mebnî bir kal‘a-i müdevver-i kavîdir kim dâ’iren-mâdâr cirmi bir adımdır. İçinde Mehemmed Hân câmi‘i ve dizdârı ve üç yüz neferâtı ve mehterânı ve cebehânesi 113a var. Ve sağîr ü kebîr şâhâne elli aded topları var. Ve cânib-i şarka bir demir kapusu var. Etrâfında handakı nehr-i Tuna ile mâl-â-mâl olup kapusu önünde zemberekli asma cisri var. Ve kal‘adan taşra varoşu etrâfında tabur handakı var. Ve kapusu önünde âyende vü revende mihmâna ârâmgâhı içün bir tahta ile mebnî bir kasrı var. Ve Tuna kenarında bir azîm limanı var. Hâlâ neferâtıyla başka kapudanı var. Tuna defterdârından vazîfe-i mu‘ayyeneleri var. Ve bu kal‘anın cânib-i şarkîsinde yine sâhil-i Tuna'da bir ma‘mûr varoşu var. Cümle altı yüz hâne bâğlı ve bâğçeli cümle şındıra tahta seksen aded esvâk-ı muhtasarı var. Lâkin cümle ahâlî-i re‘âyâsı Eflâk'dir ve varoş hüddâmları cümle Eflâkândır. Netîce-i merâm gâyetü'l-gâye intihâ-yı serhaddir. Niçe yüz kerre Eflâk kâfiri isyân edüp ibtidâ bu kal‘ayı muhâsara etdüğü zamânımızda on kerre ma‘lûmumuzdur. Ammâ bu kal‘a gâyet kâr [u] kisb yeridir ve ankâ kimesneler vardır. Cümleden bây Yergöğülü Hüseyin Ağa, bin kiseye mâlik kimesnedir. Paşa anın hânesinde mihmân olup paşaya üç gün ziyâfet-i azîm edüp beher yevm birer at ve üçer kîse verüp ol kadar bal ve yağ verdi kim ta‘bîr olunmaz. Ve Eflâk Beği Mati'den yedi araba akmişe-i fâhire ve yüz araba zahîre ve bir hınto münakkaş ve mutalla‘ koçi araba hedâyâ gönderüp içinde seksen kîse-i Eflâkî var idi. Ve bir tavla çıpgın bârgîr ve bir tavla yorga cıbırtay at pîşkeş geldi. Ve sâ’ir ağavâtlara dahi yüz re’s bârgîr hedâyâ gelüp bir yorga bârgîr dahi bu hakîre değdi. (---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112b–113a ·
metinde göster ·
… gönderüp içinde seksen kîse-i Eflâkî var idi. Ve bir tavla çıpgın bârgîr ve bir
tavla
yorga cıbırtay at pîşkeş geldi. Ve sâ’ir ağavâtlara dahi yüz re’s bârgîr hedâyâ …
Sene 816 târîhinde ibtidâ bânîsi Çelebi Sultân Mehemmed'dir. Özi eyâleti sancağı hükmünde hâsdır. Ve yüz elli akçe başka kazâdır. Nevâhîleri ve kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘ası Tuna kenarında bir düz çemenzâr yerde şekl-i murabba‘ beyâz ahcâr ile mebnî bir kal‘a-i müdevver-i kavîdir kim dâ’iren-mâdâr cirmi bir adımdır. İçinde Mehemmed Hân câmi‘i ve dizdârı ve üç yüz neferâtı ve mehterânı ve cebehânesi 113a var. Ve sağîr ü kebîr şâhâne elli aded topları var. Ve cânib-i şarka bir demir kapusu var. Etrâfında handakı nehr-i Tuna ile mâl-â-mâl olup kapusu önünde zemberekli asma cisri var. Ve kal‘adan taşra varoşu etrâfında tabur handakı var. Ve kapusu önünde âyende vü revende mihmâna ârâmgâhı içün bir tahta ile mebnî bir kasrı var. Ve Tuna kenarında bir azîm limanı var. Hâlâ neferâtıyla başka kapudanı var. Tuna defterdârından vazîfe-i mu‘ayyeneleri var. Ve bu kal‘anın cânib-i şarkîsinde yine sâhil-i Tuna'da bir ma‘mûr varoşu var. Cümle altı yüz hâne bâğlı ve bâğçeli cümle şındıra tahta seksen aded esvâk-ı muhtasarı var. Lâkin cümle ahâlî-i re‘âyâsı Eflâk'dir ve varoş hüddâmları cümle Eflâkândır. Netîce-i merâm gâyetü'l-gâye intihâ-yı serhaddir. Niçe yüz kerre Eflâk kâfiri isyân edüp ibtidâ bu kal‘ayı muhâsara etdüğü zamânımızda on kerre ma‘lûmumuzdur. Ammâ bu kal‘a gâyet kâr [u] kisb yeridir ve ankâ kimesneler vardır. Cümleden bây Yergöğülü Hüseyin Ağa, bin kiseye mâlik kimesnedir. Paşa anın hânesinde mihmân olup paşaya üç gün ziyâfet-i azîm edüp beher yevm birer at ve üçer kîse verüp ol kadar bal ve yağ verdi kim ta‘bîr olunmaz. Ve Eflâk Beği Mati'den yedi araba akmişe-i fâhire ve yüz araba zahîre ve bir hınto münakkaş ve mutalla‘ koçi araba hedâyâ gönderüp içinde seksen kîse-i Eflâkî var idi. Ve bir tavla çıpgın bârgîr ve bir tavla yorga cıbırtay at pîşkeş geldi. Ve sâ’ir ağavâtlara dahi yüz re’s bârgîr hedâyâ gelüp bir yorga bârgîr dahi bu hakîre değdi. (---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112b–113a ·
metinde göster ·
… llim Erganeli Ahmed Ağa bir ziyâfet-i azîm çeküp paşaya dörd aded memlûk ve bir
tavla
küheylân-ı esb-i sabâ-sür‘atler hedâyâ verdi. Ba‘dehû ale's-sabâh alay-ı azîm i …
Karye-i Ormanlı: Sofya sahrâsında müselmân köyüdür. Bir câmi‘i var. Bu mahalde cümle Sofya şehrinin a‘yân [u] eşrâfları paşaya hedâyâlarıyla istikbâle çıkup Müsellim Erganeli Ahmed Ağa bir ziyâfet-i azîm çeküp paşaya dörd aded memlûk ve bir tavla küheylân-ı esb-i sabâ-sür‘atler hedâyâ verdi. Ba‘dehû ale's-sabâh alay-ı azîm ile sene (---) târîhinde mâh-ı (---) gün eyalet-i Rûmeli olan taht-ı vüzerâ şehr-i Sofya-i sedd-i imân olan şehr-i azîme duhûl ederken azamet-i Hudâ pîr u cüvân ve bây [u] gedâ şâhrâh üzre el açup du‘â vü senâ edenin ve kurbânlar kesenin hadd [u] pâyânı yok idi. Zîrâ selefimiz Siyâvuş Paşa mühürden ma‘zul olup mâl [u] erzâkın mîrîye kabz edüp Sofya şehrine uryân geldikde sehel zulm [u] ta‘addî etmiş. Paşa efendimiz Sofya sarâyına dâhil olunca yine Müsellim Ahmed Ağa, dîvânhâne-i âlîde iki bin suhûn ta‘âm-ı mümessek ziyâfet edüp cümle a‘yân-ı vilâyet mu‘tenim olup müsellime bir semmûr ve sâ’ir erbâb-ı dîvâna kânûnları üzre gûnâ-gûn hil‘at-i fâhireler giydirilüp tablhânelere darblar urulup azîm vezni üzre dîvân-ı Âsaf-ı Berhıyâ olup bir kaç da‘vâ dinlenüp du‘â ve senâ ile herkes şâdumân olup "Hamd-i Hudâ Melek vezîri gördük", deyü mesrûr olup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 136b ·
metinde göster ·
… abaşı hânı ve İmâret hânı, Koca Mehemmed Paşa'nın hasbî kârbânsarâyıdır kim yüz
tavla
at alır ve Siyâvuş Paşa hânı, beş bin at alır kârbânsarây-ı azîmdir ve Eski hân …
Ve cümle (---) aded mihmânhâne-i kârbânsarâydır. Evvelâ cümleden Banabaşı hânı ve İmâret hânı, Koca Mehemmed Paşa'nın hasbî kârbânsarâyıdır kim yüz tavla at alır ve Siyâvuş Paşa hânı, beş bin at alır kârbânsarây-ı azîmdir ve Eski hân ve Mahmûd Paşa hânı ve Tahılbâzârı hânı ve sarâya muttasıl Küçük hân ve Bezzâzistân mukâbelesinde Büyük hân ve hân-ı Çukacıyân ve hân-ı Yahûdân, diğer hân-ı Yahûdân. (---)(---). Bunlar cümle kurşumlu hânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 139b ·
metinde göster ·
Netîce-i kelâm, {Paşa} cümle eşyâ-yı mühimmâtın görüp gitmek sadedinde iken hakîri katına kığırup nihânîce eydür "Bak a Evliyâm! Sen benim oğlumsun. Hizmetkârların benim otağım içinde dâ’ireme çadırınla konsunlar ve yesinler ve içsünler ve senin şâkirdlerinden küçük İbrâhîm ve Rûm Alî ve Gürcî Mustafâ kölelerin üzre zâbıt u râbıt olup cümle esbâblarını ve gayri eşyâlarını gözetsinler. Ve atların cümle İmrahor tavlasında dursunlar. Ancak atların eğerlenmiş gulâmlarınla gelüp süvâr olsunlar. Cemî‘i şeyine ben zâmin ü mütekeffil olurum. Sen bir kaç gün İslâmbol'da kalup İpşir'e ve Kara Hasan'a intisâb edüp bizim Kudde Mehemmed Kethüdâ ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'nin ve Moralı Defterdâr Paşa'nın ve gayri a‘yânın ve ta‘allukâtlarımızda olan huddâmlarımızın ahvâllerine ve İpşir-i bî-beşîr ile {halkın} mu‘âmele-i ca‘lîlerine vâkıf olup ne havâdisât zuhûr ederse Kaya Sultân'dan ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi çerâğımızdan mektûblar alup aslâ kimesnenin haberi yok iken ardımız sıra kendü atlarınla ılgar ile ale'l-acele gelüp bana iresin" deyü hakîre beş yüz bundukani sikke-i hasene altun verüp du‘â etdi. 184b Ve Erganeli Ahmed Ağa'ya da du‘â edüp Van'a müsellim gönderdi. Hakîr dahi beş gulâmım hazînedâra ve dörd ızâr esbâbım ve beş atım emîr-i âhûra teslîm edüp üç memlûk-ı zeberdestim ile ve beş re’s atımla Üsküdar'da Kaya Sultân yanında kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a–184b ·
metinde göster ·
… ya seksen kise harcırâh ve on katar-ı katır kumaş ve zırh-ı zireh-külâh ve altı
tavla
mu‘teber at ve on aded bâkire-i nâ-şüküfte ve on aded gılmân-ı cennât misilli m …
Bu takdîrce ordu-yı İslâm'da Diyârbekir ve Van eyâletinden cümle paşa askeriyle seksen yedi bin ma‘dûd müsellah ve mükemmel asker olup paşanın tuğları Bitlîs vilâyeti üzre gitmekle üç bin askeriyle kal‘a-i Mefârikîn üzre gitdikde Bitlîs Hânı Abdâl Hân tarafında Hakkarî Monlâ Muhammed ve Zerikî Monlâ Cebrâ’il ve Mudikî Alî Ağa ve Fettâhdereli Alî Ağa ve'l-hâsıl yetmiş aded benâm mu‘temed-i hümâm kimesneler Bitlîs hânı ile paşa mâbeynin ıslâha gelüp hadîs Arapça deyüp paşaya seksen kise harcırâh ve on katar-ı katır kumaş ve zırh-ı zireh-külâh ve altı tavla mu‘teber at ve on aded bâkire-i nâ-şüküfte ve on aded gılmân-ı cennât misilli meh-tâb çâkerler verdiler kim gûyâ her biri birer mirzâ-yı şehbâzlar idi. Ve gayrı ser-i kârda olan paşa ağavâtlarına ve sâ’ir nüdemâ-yı hâslarına ol kadar hedâyâlar verdiler kim Bitlîs hânı hedâyâları Melek Ahmed Paşa ordusunda olan ağavâtları bây edüp cümle mesrûr olup hamd-i Hudâ seferden halâs olduk derken ol gice paşa konakçısına Bitlîs hânı üzre gitmeden ferâğat haberin gönderüp ol ân on bin asker ile Şemsî Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa'yı serdâr edüp gûşuna mengûş olmak içün Mehemmed Emîn Paşa'nın kulağına yemîn billah ile birkaç kelâmlar söyleyüp, "Yürü Allah mu‘în ve zahîrin ola!", deyü bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ’at edüp Mehemmed Emîn Paşa yine Şatt-ı Diyârbekir cânibine ubûr edüp gâ’ib oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214a ·
metinde göster ·
… cun edâ etmeğiçün otuz yedi kîse hakîre verdi ve hakîrden temessük aldı. Ve iki
tavla
kısrak ve elli katâr urbân devesi ve yedi katâr katır ve on aded mahbûb Gürcî g …
Ertesi gün Gâzî Mustafâ hakîri da‘vet edüp mâl-ı ganâ’imden Melek Ahmed Paşa efendimize borcun edâ etmeğiçün otuz yedi kîse hakîre verdi ve hakîrden temessük aldı. Ve iki tavla kısrak ve elli katâr urbân devesi ve yedi katâr katır ve on aded mahbûb Gürcî gulâmı ve yüz elli aded tengtir çadır ve onbeş aded nohûdî segbân u sarıca ve karakullukçu çergeleri ve on aded münakkaş âğavât çergeleri ve iki bin mikdârı Urbân gönderleri kim her birisi Bağdâd kargılarıdır. Ve hakîre bir kîse guruş ve bir küheylân at dahi verüp cümle eşyâları paşanın develerine tahmîl edüp üç bayrak segbân-ı refîkler ta‘yîn eyleyüp hedâyâları ile ve tahrîr olan mektûb-ı muhabbet-üslûbları ile bu hakîri paşa efendimize yollayup kendisi bile av tarîkile Şat cisrin ubûr edüp ol mahalde paşa ile ve cümle Diyârbekir a‘yâniyle vedâ‘laşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217b ·
metinde göster ·
… gemilerine süvâr olup cânib-i erba‘asında korkuluklarına girdebâlişlere dayanup
tavla
ve sadranc oynayarak yemîn ü yesârı temâşâ ederek ba‘zı imâr kendlere yanaşarak …
Evvelâ Diyârbekir'den nehr-i Şat üzre cisr-i Kelek kim (---) göz kantara-ı musanna‘dır. Hasankeyfâ'ya ve Cezîre ve Musul'a ve Bağdâd'a Şat ile giden tulumdan kelek gemileri bu cisr dibinde binâ olınur tulumdan gemilerdir kim üzerleri tahta döşeli. Atlarınla ve sâ’ir bisâtınla ve niçe bin kantar bâr-ı sakîlinle bu kelek gemilerine süvâr olup cânib-i erba‘asında korkuluklarına girdebâlişlere dayanup tavla ve sadranc oynayarak yemîn ü yesârı temâşâ ederek ba‘zı imâr kendlere yanaşarak ve matbahında ta‘âm tabh olarak tâ Bağdâd'a ve Basra'ya varınca semâ‘ u safâ ederek selâmet gider bir tûrfe binâ tulum gemileridir. Ana mahsus üstâd kelekçi mellahları vardır. Diyârbekir'de bu mezkûr cisr dibinde niçe yüz kelek âmâdedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217b ·
metinde göster ·
… [u] rûz bu kapular mâbeyninde dîdebânlık ve nigehbânlık edüp dakku'l-hanak ile
tavla
ve şatranç oynayup herkes bir işgâlde pâsbânlık ederler. Ve bu kapunun iç yüzün …
Tebrîz kapusudur: Kim beş kat eğri ve büğrü yollu kapulardır. Hisâr eri ve azeb-i hisâr şeb [u] rûz bu kapular mâbeyninde dîdebânlık ve nigehbânlık edüp dakku'l-hanak ile tavla ve şatranç oynayup herkes bir işgâlde pâsbânlık ederler. Ve bu kapunun iç yüzünde Deveboynu ve Kesik kal‘a kayası dibinden değirmânlar döndürür âb-ı hayât kaynak su çıkup şehir içre hân u câmi‘ ü imâret ve hammâmları ve niçe hânedânların bâğçelerin saky edüp kal‘adan taşra gider. Bu kaynak ayn-ı zülâl mahrecinde bir ma‘bedhâne-i kadîm vardır. Anda cümle Tebrîz kapusu dîdebânları ibâdet edüp buz pâresi-misâl âb-ı zülâlinden nûş edüp Tebrîz kapusun beklerler. Ve ikinci,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
ve sav savlandıkdan sonra gelen âsî hânîlerin şimden gerü geldikleri, ne fâ’ide …
Paşa eydür: "Ba‘de harâbi'l-Basra, Öküz öldü, boyunduruk kırıldı, dedikleri darb-ı mesel kelâmı üzre tav tavlanup ve sav savlandıkdan sonra gelen âsî hânîlerin şimden gerü geldikleri, ne fâ’ide. Cehenneme gitsünler." dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 272b ·
metinde göster ·
… ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar ile yüz katar deve ve yüz katar katır ve on
tavla
at ve yigirmi oda kapukulum yeniçerilerinden ve sağ ve sol gurebâların dörd ade …
"Sen ki Melek Ahmed Paşa lalamsın, hatt-ı şerîf-i sa‘âdet makrûnum vusûl buldukda bir ân durmayup Leh memleketine Tatar Hân Mehemmed Giray ile serdâr-ı mu‘azzamım olup cümle eyâletin sancağı askeri ile ve birden bine ve binden yüz bine varınca eli berâtlı olan askerimle mükellef ü mükemmel kapun askeriyle Leh seferine gidüp Leh kralına imdâd edüp Rakofçi nâm la‘înin hakkından gelmek içün fermân-ı hümâyûnum sâdır olup bir semmûr kürk ve bir kılıç ve haftân ve sorguc-ı pâdişâhî ve cebehâne-i âmiremden iki bin tüfeng ve bin aded şemşîr ve bin aded mızrak ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar ile yüz katar deve ve yüz katar katır ve on tavla at ve yigirmi oda kapukulum yeniçerilerinden ve sağ ve sol gurebâların dörd aded aşağı bayrak sipâhîleriyle bir otağ-ı pâdişâhî irsâl etmişim. Gerekdir kim bir ân durmayup Leh kralı imdâdına Tatar Hân ile haberleşüp yetişesin" deyü hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhî ve Köpürlü Paşa mektûbları kırâ’at olunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34a ·
metinde göster ·
… mecma‘u'l-irfân kasr-ı ahşâb var kim cümle a‘yân-ı kibâr bunda zevk u şevk edüp
tavla
ve şatranc oynayup bu bahâne ile kal‘ayı muhâfaza edüp dururlar.
Ve bu kapu üstünde bir kulle-i azîmi var, bu kulle-i ra‘nâ üzre kat-ender-kat bir mecma‘u'l-irfân kasr-ı ahşâb var kim cümle a‘yân-ı kibâr bunda zevk u şevk edüp tavla ve şatranc oynayup bu bahâne ile kal‘ayı muhâfaza edüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
… rken on bin kadar salt atlı ve çatal atlı âdemler henüz bizim münhezim olup tav
tavlanmış
ve sav savlanmış olan cenge henim imdâda giderler.
Hemân ormanlar içre pinhân olmuş âdemlerin cümlesi mecrûh meydân-ı mahabbete çıkup niçe piyâde bîçâre ve âvâreler yanıma gelmek isterler, ammâ aslâ yanıma uğratmadım, zîrâ niçe kerre olmuşdur kim hasta ve mecrûh şekilli âdemler âdemi atından yıkup atına binüp firâr eder, zîrâ atalardan kalmış sözdür, "At binenin, kılıç kuşananın" demişler, ammâ ba‘zı yaralulara "Gayret eylen şehbâzım" deyü tesellî-i hâtır vererek ve sergüzeşt [ü] serencâmımızı birbirlerimize nakl ederek ileri ve gerü bakarak giderken hemân bizim mukaddemâ firâr eden Tatar askerinden iki bin mikdârı çatal atlı Tatar dostlarımız gelüp, Hudâ cümlesin yarlığasın, gerçi Tatar-ı adû-şikâr, tîz-firâr bî-karârlardır, ammâ bize karîb gelüp hakîr cümlesine ricâ edüp asker-i İslâm'ın mecrûh olanların cümle boş atlarına bindirüp cümle koş kol yedekler olup cümle altı yüzden mütecâviz mecrûh ve meksûru'l-bâl ve bî-mecâl yiğitler atlar üzre huzûr ile giderken kâmil iki sâ‘at yer gidüp câ-be-câ şühedâlarımız cümle başsız ve zekerlerinin sünnet yeri nâhunları kesilmiş ve bu taraflarda dahi niçe mecrûhlar gelüp cümle Tatar atlarına bindirüp giderken on bin kadar salt atlı ve çatal atlı âdemler henüz bizim münhezim olup tav tavlanmış ve sav savlanmış olan cenge henim imdâda giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125b ·
metinde göster ·
… der-i heft-ser gibi kemîngâhda durup her biri buheyre içindeki sazlığa ve karşu
tavla
kenârlarındaki sahrâlarda kuş kondur[maz] balyemezler ve kâfire amân vermezler …
Ve bu kal‘a-i Kahkahâ-yı Hırvadistân'ın çâr-kûşe rükn-i a‘zam-misâl Şeddâdî tula binâ dörd aded tabya-i azîmleri var kim her birinde biner âdem ceng etse yerim dar demez ve her birinde onar aded balyemez topları var kim gûyâ her biri birer siper ardında ejder-i heft-ser gibi kemîngâhda durup her biri buheyre içindeki sazlığa ve karşu tavla kenârlarındaki sahrâlarda kuş kondur[maz] balyemezler ve kâfire amân vermezler top-ı serâmedlerdir. Ve bu topların mâ-fevkinde birer kat dahi on aded kolumburna topların her birisi çim ve rıhtım toprak dolma siperlerin ardlarında cemî‘i mühimmâtlarıyla âmâde cümle üstleri tahta örtülü hâzır-bâş ağızlı toplardır kim her topun hüddâmları yaz ve kış yanlarında yatırlar, zîrâ gâyet serhad yerdedir. Ve bu iç kal‘a[nın] kıbleye nâzır bir kapusu var, ammâ üç kat Metîn ve Kavî ismine mazhar olmuş hadîd kapulardır. Metânet üzre olsun içün alçak ve küçük kapulardır kim her birinin arasında niçe bin hiyel ü şeytanat ile âmâde dervezelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 176b ·
metinde göster ·
Ve bu kapuların araları asker ile şeb [ü] rûz pür olup
tavla
ve sadranc ve bir hâyhûdur kim ta‘bîr olunmaz ve gûnâ-gûn âlât-ı silâhlar ile â …
Ve bu kapuların araları asker ile şeb [ü] rûz pür olup tavla ve sadranc ve bir hâyhûdur kim ta‘bîr olunmaz ve gûnâ-gûn âlât-ı silâhlar ile ârâste ve bevvâbân ve nigehbânlar ile pîrâste olmuş tedribe kapularıdır. Ve bu iki aded kapuların önlerinde ikişer yüz adım tûlı kazıklar üzre haşeb cisrler vardır ve her cisr üzre üçer yerden zemberekli makaralar ile her gece kalkar asma cisrleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 14a ·
metinde göster ·
… r. Cümle yigirmi ocakdır, ammâ gâyet vâsi‘ hân-ı azîm olmağile derûn-ı hâna yüz
tavla
at sığar, serâpâ kiremit ile mestûr kârgîr binâlı bir hân-ı ma‘mûrdur kim kapus …
Menzil-i karye-i Azîzler: Bir dereli ve depeli yerde Mehemmed Geray Hân efendimiz bir hân-ı mihmânsarây-ı hasbî binâ etmişdir kim bir pâdişâha müyesser olmamışdır. Cümle yigirmi ocakdır, ammâ gâyet vâsi‘ hân-ı azîm olmağile derûn-ı hâna yüz tavla at sığar, serâpâ kiremit ile mestûr kârgîr binâlı bir hân-ı ma‘mûrdur kim kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 134a ·
metinde göster ·
, ammâ cümleden azîm cebel-i Kâf'dır kim anın hakkında Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı azî …
Ve iklîm-i sâbi‘de 32 tavlardır, ammâ cümleden azîm cebel-i Kâf'dır kim anın hakkında Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı azîminde ve Furkân-ı mecîdinde sûre-i Kâf'da: Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158b ·
metinde göster ·
… rre ka‘bemizin güneş çıkduğu tarafındaki dağlar cümle yalap yalap eder cıldırak
tavlardır
kim kim kimi altundan kimi gümüşden ve kimi bakır ve kalay ve kurşum ve demir v …
"Ammâ bir kerre ka‘bemizin güneş çıkduğu tarafındaki dağlar cümle yalap yalap eder cıldırak tavlardır kim kim kimi altundan kimi gümüşden ve kimi bakır ve kalay ve kurşum ve demir ve polad ve tıhtâb ve kükürd ve tuç ve somâkî ve dehnec ve isfîdâc ve şâb-ı Süleymân ve semm-i fâr ve hacer-i semm-i helâhil ve hacer-i semm-i kâtı‘ ve hacer-i zücâc ve zîbakdan, ya‘nî civadan donmuş ale't-tertîb dizilmiş dağlardır kim cümle yalap yalap etdiklerinden 178b biz bu dağlara cıldırak tav deriz. Bir kerre Özdemiroğlu çağında bu tavların ardındaki kavimden bir sadâ geldikde ka‘bede olan dedelerimizin atlarının ve kendilerinin ol sadâ-yı mühlikden başları çatlayup atlarının ve kendilerinin beynileri cümle kulaklarından akup ol yıldırak tav dibinde dedelerimiz cümle kırılup seksen bin âdemden kırk âdem ve beş kerre yüz bin atlardan beş yüz at halâs olup vilâyetimiz olan Çîn'e ve Hıtâ ve Hoten'e selâmet gelirler. Meğer ol dedelerimiz yıldırak dağ ardına varup anda olan nice kavimdir, görmek içün ol altun ve gümüş dağlarına çıkmışlar. Cümlesi ol sadâdan helâk olmuşlar. Ol zamândan berü yetmiş yıl olmuşdu. Ka‘bemize gitmeğe havf ederdik, ammâ şimdi bu yıl inşâallâh elli bin âdem olsak, elli bin dahi olsun ka‘bemize gideriz" deyü nakiller edüp âh-ı derûn çekerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178a–178b ·
metinde göster ·
… nden 178b biz bu dağlara cıldırak tav deriz. Bir kerre Özdemiroğlu çağında bu
tavların
ardındaki kavimden bir sadâ geldikde ka‘bede olan dedelerimizin atlarının ve ke …
"Ammâ bir kerre ka‘bemizin güneş çıkduğu tarafındaki dağlar cümle yalap yalap eder cıldırak tavlardır kim kim kimi altundan kimi gümüşden ve kimi bakır ve kalay ve kurşum ve demir ve polad ve tıhtâb ve kükürd ve tuç ve somâkî ve dehnec ve isfîdâc ve şâb-ı Süleymân ve semm-i fâr ve hacer-i semm-i helâhil ve hacer-i semm-i kâtı‘ ve hacer-i zücâc ve zîbakdan, ya‘nî civadan donmuş ale't-tertîb dizilmiş dağlardır kim cümle yalap yalap etdiklerinden 178b biz bu dağlara cıldırak tav deriz. Bir kerre Özdemiroğlu çağında bu tavların ardındaki kavimden bir sadâ geldikde ka‘bede olan dedelerimizin atlarının ve kendilerinin ol sadâ-yı mühlikden başları çatlayup atlarının ve kendilerinin beynileri cümle kulaklarından akup ol yıldırak tav dibinde dedelerimiz cümle kırılup seksen bin âdemden kırk âdem ve beş kerre yüz bin atlardan beş yüz at halâs olup vilâyetimiz olan Çîn'e ve Hıtâ ve Hoten'e selâmet gelirler. Meğer ol dedelerimiz yıldırak dağ ardına varup anda olan nice kavimdir, görmek içün ol altun ve gümüş dağlarına çıkmışlar. Cümlesi ol sadâdan helâk olmuşlar. Ol zamândan berü yetmiş yıl olmuşdu. Ka‘bemize gitmeğe havf ederdik, ammâ şimdi bu yıl inşâallâh elli bin âdem olsak, elli bin dahi olsun ka‘bemize gideriz" deyü nakiller edüp âh-ı derûn çekerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178a–178b ·
metinde göster ·
… ve hayvânâtları ol karşuya ubûr etdirüp ancak paşa kendüsi ve iç ağaları ve hâs
tavla
atlarıyla iki gece Kılburun'da kalup cümle evlerin üstlerindeki sazları ve kamı …
Ba‘dehu bu Kılburun'da bu kadar Özü nehri gemileri gelüp cümle mâlı ve hayvânâtları ol karşuya ubûr etdirüp ancak paşa kendüsi ve iç ağaları ve hâs tavla atlarıyla iki gece Kılburun'da kalup cümle evlerin üstlerindeki sazları ve kamışları atlara yedirdik, zîrâ bir derbend-i calender-i bî-emân yerdir. Özü nehri hod ne buz idi ve ne dürüst su idi. Gemiler birkaç günde gidüp gelince Kılburun'da burnumuzun kılları açlıkdan fırıl fırıl ötüp atlar evlerin sazların yedi. Bizler bâzların ölülerin yedik. Bunda dahi bir acâ’ib sunkur kuşum ölüp üç doğan kuşum kaldı. Ve bu Kılburun ka[l‘a]sında bir at yemi bir guruşa oldu. Ve bir etmek bir altuna çıkdı, zîrâ dörd bin kadar âdem böyle kal‘acıkda ne bulsunlar ve ne yesinler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200b ·
metinde göster ·
… arı evc-i âsımâna ve yemîn ü yesâra nihâller salup zıll-ı himâyesinde kırk elli
tavla
at bağlayup kırk elli bin koyun sâyelenir. Ve her haşebesi kâmil ellişer ve alt …
Büyük servi: Bu edîm-i arzın akâlîm-i seb‘asında ve rub‘-ı meskûnunda misli yokdur, zîrâ Cenâb-ı Hallâk-ı Sannâ‘-ı Lem-yezel bâğbân Rabbi'l-izzet'in nazarı ta‘alluk etmiş bir serv-i ahdar-gûn zümürrüd-vâr bir dıraht-ı azîmdir kim bu kevn-i atlâs-ı bûkalemûn-ı felekde nazîri yokdur. Lâkin gayri servler gibi serâmed değildir. Cümle dörd çataldır ve cümle üç yüz altmış aded şâhaları evc-i âsımâna ve yemîn ü yesâra nihâller salup zıll-ı himâyesinde kırk elli tavla at bağlayup kırk elli bin koyun sâyelenir. Ve her haşebesi kâmil ellişer ve altmışar karış ihâta eder. Ve aşağıda büyük vücûdun yedi nefer gulâmla gücile dirâğûş etdik. Bir âdem dahi başından destârın bozup bu serv-i serâmedi dülbendiyle ihâta etdi, bi't-temâm. Ammâ bu serv-i ibret-nümânın tâ zirve-i a‘lâsında bir köhne delik vardır. Andan bal arıları âşiyân edinüp bal yaparlar. Her sene bu serv sâhibi bal mevsiminde bu dırahta çıkup yüz vukıyye bal çıkarup vilâyet vilâyet a‘yân-ı kibârlara hedâyâ gönderir ammâ Hudâ âlimdir bu vech-i arzda eyle bir râyiha-i tayyibeli asel-i musaffâ sun‘-ı Hudâ halk olunmamışdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 261b ·
metinde göster ·
… güneş te’sîr etmeyüp cümle a‘yân-ı şehir dükkânlarda ve kahvehânelerde oturu[p]
tavla
ve satranç ve kûs ve dama ve mankala oynayup eğlenirler, zîrâ gâyet cezîre yerd …
Ekseriyyâ sokakları içre âb-ı hayât sular cereyân edüp taşradan gelir. Her sokak başında çeşme-sârlar ve gûnâ-gûn asma ağaçlarıyla müzeyyen şehirdir kim çârsû-yı hüsnüne aslâ güneş te’sîr etmeyüp cümle a‘yân-ı şehir dükkânlarda ve kahvehânelerde oturu[p] tavla ve satranç ve kûs ve dama ve mankala oynayup eğlenirler, zîrâ gâyet cezîre yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 267b ·
metinde göster ·
… ân [u]271b nigâhbân ve bevvâbânlar pür-silâh olup şeb [ü] rûz mevcûd bulunup
tavla
satranç ve gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp keşik beklerler. Bu dahi bir kârgîr b …
Ve bu kal‘anın ancak cânib-i garba nâzır bir bâb-ı hadîdi var ammâ biri biri içinde eğri büğrü yollu dörd aded sa‘b ve metîn derveze-i âlîlerdir. Her kapu aralarında dîdebân ve pâsbân [u]271b nigâhbân ve bevvâbânlar pür-silâh olup şeb [ü] rûz mevcûd bulunup tavla satranç ve gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp keşik beklerler. Bu dahi bir kârgîr binâ kubbe-i azîm altında bir cem‘iyyet-i kübrâ yeridir kim cemî‘i kal‘a ağaları bu mahalde oturup dîvân ederler. Cümle bu kapu aralarında olan rûy-ı dîvârda niçe bin(?) gûne âlât-ı silâh ile zeyn olmuş dörd aded mehîb kapu aralarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271a–271b ·
metinde göster ·
… efâ ve bir lonca yeridir. Cümle yârân anda pâ-bürehne ve ser-bürehne cülûs edüp
tavla
ve sadrenc ve şatranc lû‘bede-bâzlığı ederler. Ve ekseriyyâ bu şehrin râhları b …
Ve cümle çârsû-yı bâzârları içre azîm çınâr-ı müntehâları hâsıl olmuşdur. Her esvâkı birer gûne sâyedâr mesîregâh çârsûdur. Cümleden Paşa câmi‘i ve hammâmı önünde bir soffa-i vâsi‘ üzre bir çınâr-ı müntehâ vardır. Sâyesinde beş yüz âdem meks edüp kahve nûş ederler. Bu şecerenin sâyesi bu soffayı ve gayri dekâkînleri sâyelemişdir. Altına aslâ güneş te’sîr etmez. Mecma‘-ı zurefâ ve bir lonca yeridir. Cümle yârân anda pâ-bürehne ve ser-bürehne cülûs edüp tavla ve sadrenc ve şatranc lû‘bede-bâzlığı ederler. Ve ekseriyyâ bu şehrin râhları böyle hıyâbân-ı koyahdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y30b ·
metinde göster ·
… i i‘zâz u ikrâm edüp kendülere yakın bir kasr-ı âlî döşeyüp cümle atlarımız hâs
tavlasına
bağlayup zevk [u] safâya ve seyr [ü] temâşâya şurû‘ eyledik. Ve kâmil iki hafta …
Karye-i Kırye Nero: ya‘nî lisân-ı Yûnânda "Sovuk Su" demek olur. Mühürdâr Paşa'nın sarây-ı İremezâtıdır. Meğer Mühürdâr Paşa tâ‘ûndan firâr edüp bu çiftlikde karâr etmiş. Kendüye anda buluşup dest-bûs edüp Ak Mehemmed Paşa'nın mektûb-ı dürerbârını verüp mefhûmu ma‘lûmları olup hakîre hayli i‘zâz u ikrâm edüp kendülere yakın bir kasr-ı âlî döşeyüp cümle atlarımız hâs tavlasına bağlayup zevk [u] safâya ve seyr [ü] temâşâya şurû‘ eyledik. Ve kâmil iki hafta kendüleri ile hem-celîs ve hem-enîs olup gûnâ-gûn sohbet-i hâslar etdik kim ta‘bîr olunmaz. Meğer âlüfte ve âşüfte yârândan sebük-rûh sâhib-i tab‘ Bosnaviyyü'l-asl Sultân Murâd-ı Râbi‘in vezîr-i âzamı Receb Paşa'nın hemşîrezâdesi ve mühürdârlığı hidmetinde iştihâr bulup ibtidâ deryâ sancaklarından niçe menâsıb-ı âlîlere mutasarrıf olup deryâda dörd pâre kadırga ile sefer eşüp altmış târîhinde efendimiz kendüye Tunus eyâletin ihsân edüp mukarrer-nâmesin hakîr götürmüş idim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y53b ·
metinde göster ·
… zn ile verüp vezn ile alırlar. Ve sikke uruldukdan sonra bir dahi âteşe bırağup
tavlarlar
. Eğer akçe âteşden siyâh çıkarsa akçeye sikke uranın darbhâne içinde sâhib-ayâr …
Elli Yahûdî simsârı vardır. Elli furuncu ve elli kuyumcu ve on haddegân ve on mîzândâr ve elli kehledâr. Meselâ telden gümüşü kesüp kıt‘a kıt‘a ederler, ana kehle derler. Andan yigirmi yassıbâz andan yigirmi sikkekâr ve on dollâbcı ve on perdâhcı ve bir veznedâr ve bir sikkezân. Ve yigirmi dîdebân, gayrı işe me’mûr değillerdir, herkes hânesinden geldükde uryan edüp darbhânede gayrı mîrî esbâb geydirirler kim esbâbında bir kalb şey olup sikke urmayalar deyü dîdebânlar dâ’imâ gözedirler. Ve her şeyi vezn ile verüp vezn ile alırlar. Ve sikke uruldukdan sonra bir dahi âteşe bırağup tavlarlar. Eğer akçe âteşden siyâh çıkarsa akçeye sikke uranın darbhâne içinde sâhib-ayâr, beğe paşaya tanışmadan iki ellerin kat‘ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y61b ·
metinde göster ·
… dır. Cümle revzenleri havlıya nâzırdır. Altları paşanın kendüye mahsûs olan hâs
tavlası
ıstablıdır kim küheyl kısraklar iç ağaları içinde durur. Ve cümle yigirmi nefer …
Ammâ iç ağaları içinde bir vâsi‘ meydân vardır. Cümle iç ağaları anda cirid ve at ve mızrak ve kılıc ve tîrkeş ve tüfeng ve kalkan ve matrakbâzlık ta‘lîm ederler. Bu meydânın cânib-i erba‘ası ikişer üçer tabaka iç ağaları odalarıdır. Cümle revzenleri havlıya nâzırdır. Altları paşanın kendüye mahsûs olan hâs tavlası ıstablıdır kim küheyl kısraklar iç ağaları içinde durur. Ve cümle yigirmi nefer merâtib sâhibleri iç ağaları bu mahalde olur. Hazînedâr ve mühürdâr dahi bu mahalde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y81b ·
metinde göster ·
… r-ı şütürgâhların kurup meks ederler. Ve cümle niçe bin develeri Kara Meydân'da
tavla
tavla bağlayup karâr edüp paşaya mahmel-i şerîf Kara Meydân'a geldi, deyü haber …
Cümle asker ve niçe bin fukarâ alem [ve] def [ü] kudümleri ile {(---) nâm mahalden mahmel-i şerîfi donadup tezyîn ile çıkarup} alay ile emîrü'l-haccın ve cemî‘i müsâfirîn huccâcın niçe yüz katır ağırlıkları ve cemî‘i Ka‘be-i şerîfe gidecek sahâbe develeri ya‘nî sebîl develeri niçe bin kırba yükü mâ-i tâhirle ve bâr-ı girân ile asker-i bî-pâyân ve meşâyih-i dervîşân-ı zîşânlar ile emîr-i hac kethudâsı köslerin döğerek alay ile mahmel-i şerîfi Kara Meydân'a getirüp Tâhir Baybars sebîlhânesi soffasında mahmel-i şerîfi devesinden endirüp anda korlar. Ve cenbinde emîrü'l-hac kethudâsı çergesin kurup meks eder. Ve sâ’ir emîrü'l-hac askeri (ve sâ’ir) ve meşâyihân-ı Mısır cümle hayme vü hargâhların ve bâr-ı şütürgâhların kurup meks ederler. Ve cümle niçe bin develeri Kara Meydân'da tavla tavla bağlayup karâr edüp paşaya mahmel-i şerîf Kara Meydân'a geldi, deyü haber olunup derhâl paşanın sâyebânın imrahor soffasına kurarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y199a ·
metinde göster ·
… türgâhların kurup meks ederler. Ve cümle niçe bin develeri Kara Meydân'da tavla
tavla
bağlayup karâr edüp paşaya mahmel-i şerîf Kara Meydân'a geldi, deyü haber olunu …
Cümle asker ve niçe bin fukarâ alem [ve] def [ü] kudümleri ile {(---) nâm mahalden mahmel-i şerîfi donadup tezyîn ile çıkarup} alay ile emîrü'l-haccın ve cemî‘i müsâfirîn huccâcın niçe yüz katır ağırlıkları ve cemî‘i Ka‘be-i şerîfe gidecek sahâbe develeri ya‘nî sebîl develeri niçe bin kırba yükü mâ-i tâhirle ve bâr-ı girân ile asker-i bî-pâyân ve meşâyih-i dervîşân-ı zîşânlar ile emîr-i hac kethudâsı köslerin döğerek alay ile mahmel-i şerîfi Kara Meydân'a getirüp Tâhir Baybars sebîlhânesi soffasında mahmel-i şerîfi devesinden endirüp anda korlar. Ve cenbinde emîrü'l-hac kethudâsı çergesin kurup meks eder. Ve sâ’ir emîrü'l-hac askeri (ve sâ’ir) ve meşâyihân-ı Mısır cümle hayme vü hargâhların ve bâr-ı şütürgâhların kurup meks ederler. Ve cümle niçe bin develeri Kara Meydân'da tavla tavla bağlayup karâr edüp paşaya mahmel-i şerîf Kara Meydân'a geldi, deyü haber olunup derhâl paşanın sâyebânın imrahor soffasına kurarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y199a ·
metinde göster ·
… ârâmgâh olduğundan şehrin cümle a‘yân-ı kibârları bu esvâk içre istirâhat edüp
tavla
ve sadranc ve gûnâ-gûn meşgaleler ile eğlenirler. Bundan gayrı cümle çârsûlar d …
Ve birkaç mecma‘ü'l-irfân berber dükkânları vardır. İki başında kal‘a kapusu gibi metîn demir kapuları vardır, bevvâbları her gece sedd ederler. Gûyâ bu şehrin bezâstenidir. Ve bu sûk küşâde olmak içün tavanlarında câ-be-câ küşâde olacak bâdgîrleri vardır. Bu çârsû içi şiddet-i hârda her bâr sulanup pâk u pâkîze bir serdâb mekân-ı ârâmgâh olduğundan şehrin cümle a‘yân-ı kibârları bu esvâk içre istirâhat edüp tavla ve sadranc ve gûnâ-gûn meşgaleler ile eğlenirler. Bundan gayrı cümle çârsûlar dahi böyle üstleri mazrûfdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y376b ·
metinde göster ·