… al‘ası amârıyla âhir olup murg-ı dili, bâz-ı ecelden kurtulmayup kafes-i tenden
tayerân
edüp bir hâkim-i âdil ve dîn-i Îsâ'da kâmil olduğundan ehl-i cennetdir, derler. …
{Netîce-i kelâm Kostantîn'in ömrü bu İslâmbol kal‘ası amârıyla âhir olup murg-ı dili, bâz-ı ecelden kurtulmayup kafes-i tenden tayerân edüp bir hâkim-i âdil ve dîn-i Îsâ'da kâmil olduğundan ehl-i cennetdir, derler. Cümle saltanatı (---) sene olup yerine oğlu Mikra Kostantîn kıral olup ol dahi dîn-i Îsâ üzre şân u şöhret ve şevket verüp Ayasofya anın zamânında binâ olunup hamd-i Hudâ ma‘bedgâh-ı müslimîn olup bâng-i Muhammedî verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… e ne kadar kâr-ı kadîm binâ-yı azîmler var ise evc-i âsumâna tayr-ı ebâbîl gibi
tayerân
edüp İslâmbol'dan binâ pâreleri Üsküdar tarafında Salacak Burnu'na ve Kadıköyün …
Bir rivâyetde Ebü'l-feth'in feth edeceği günler vâkı‘ oldu derler. Hulâsa-ı kelâm bu gâr-ı bârûd üzre ne kadar kâr-ı kadîm binâ-yı azîmler var ise evc-i âsumâna tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp İslâmbol'dan binâ pâreleri Üsküdar tarafında Salacak Burnu'na ve Kadıköyüne düşdüğü pâreler hâlâ zâhirdir.Ve bir pâre-i azîm dahi Tophâne tarafında Fındıklı nâm kasabanın şimâlinde Çizmeciler tekyesi önünde Kabataş nâm bir şeddâdî binâ pâresi deryâ içre yatır. İslâmbol'dan tayerân edüp anda düşdüğü muhakkakdır. Böyle bir mağâra-i azîm idi. Hâlâ yine mülûk murâd edinse zuhûra gelir. Ammâ şehir harâb olup hâsılı harcını ihâta etmez derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
… kyesi önünde Kabataş nâm bir şeddâdî binâ pâresi deryâ içre yatır. İslâmbol'dan
tayerân
edüp anda düşdüğü muhakkakdır. Böyle bir mağâra-i azîm idi. Hâlâ yine mülûk mur …
Bir rivâyetde Ebü'l-feth'in feth edeceği günler vâkı‘ oldu derler. Hulâsa-ı kelâm bu gâr-ı bârûd üzre ne kadar kâr-ı kadîm binâ-yı azîmler var ise evc-i âsumâna tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp İslâmbol'dan binâ pâreleri Üsküdar tarafında Salacak Burnu'na ve Kadıköyüne düşdüğü pâreler hâlâ zâhirdir.Ve bir pâre-i azîm dahi Tophâne tarafında Fındıklı nâm kasabanın şimâlinde Çizmeciler tekyesi önünde Kabataş nâm bir şeddâdî binâ pâresi deryâ içre yatır. İslâmbol'dan tayerân edüp anda düşdüğü muhakkakdır. Böyle bir mağâra-i azîm idi. Hâlâ yine mülûk murâd edinse zuhûra gelir. Ammâ şehir harâb olup hâsılı harcını ihâta etmez derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
… b-i erba‘ası eyle çemenzâr ve hıyâbân-ı koyah etd[i] kim Cenâb-ı izzet ber-hevâ
tayerân
eden ve ber-zemîn seyrân eden hûş-ı tuyûrun ve hayvânât-ı gûnâ-gûnun envâ‘ı ol …
Yine Sultân Mehemmed Hân Gâzî harem-i muhterem olmak içün İslâmbol'un Karadeniz tarafına ve Galata halîcine nâzır bir mürtefi‘ arz-ı hevâdâr üzre Pozantin Kıral binâsı bir deyr-i kadîm var idi kim cânib-i erba‘ası sûr-misâl beden beden bir dîvâr-ı üstüvâr idi. Bu deyrin cânib-i erba‘ası eyle çemenzâr ve hıyâbân-ı koyah etd[i] kim Cenâb-ı izzet ber-hevâ tayerân eden ve ber-zemîn seyrân eden hûş-ı tuyûrun ve hayvânât-ı gûnâ-gûnun envâ‘ı ol dırahtistân içre mevcûd idi. Ol deyr içre Pozantin ve Kostantîn asrında on iki bin kıssîs râhib ü râhibe sâhib-i riyâzet kefere-i dalâlet-âyîn var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32a ·
metinde göster ·
"Cebrâ’îl aleyhi's-selâm Hazret-i Âdem'e cennetde musâhabet eden melâ’ike-i mukarrebînlerden hedâyâ getirdi. Evvel ol helvâ ve cefne ve tike ve şed idi. Ammâ Cibrîl-i Emîn'in hedâyâsı yufka levaşe ekmeği ve buğday idi. Ve cennetden Hazret-i Âdem'e musâhabet etmesiyçün tûtî ve kumru kuşları getirdi. Ve Hazret-i Havvâ'ya kırlangıç ve güvercin ve tavuk kuşları getirdi ana sened derler. Ve kırlangıç kuşları Havvâ'nın yanından tayerân edüp âlemi geşt [ü] güzâr ederek Hindistân'da cezîre-i Serendîl'de Hazret-i Âdem'i bulup Âdem'in sakalı telinden bir kaç kıl alup Cidde'de Havvâ'ya getirdi. Havva'nın geysûları telinden Serendîl'de Âdem'e götürüp Havvâ ve Âdem birbirleriyle buluşmağa kırlankıç vâsıta olup Havvâ ve Âdem şehr-i Zilhicce'nin onuncu gününde Cebel-i Arafât'da görüşüp öpüşüp mücâma‘at etdikleriyçün Cebel-i Arafa derler. Anıniçün hâlâ kırlankıç Âdem ile hem-civârdır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a ·
metinde göster ·
… tin bu kapu üzre tasvîr etmeden rumûz oldur kim kâr [u] kesb dedükleri ber-hevâ
tayerân
eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd edebilirsen bu bezâstende k …
Ve çâr-kûşesinde kal‘a kapuları gibi metîn ve kavî demir kapuları vardır, şimâle nâzır Sahhâflarkapusu, garba mekşûf Takyacılarkapusu, cenûba meftûh Gazzâzlarkapusu. Ve şarka küşâde Kuyumcularkapusu üzre kanatların açmış bir mehîb kuş sûreti vardır. Bu kuş sûretin bu kapu üzre tasvîr etmeden rumûz oldur kim kâr [u] kesb dedükleri ber-hevâ tayerân eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd edebilirsen bu bezâstende kâr edebilirsin demek işâretidir. Ammâ hakkâ ki acâyib rumûz vasiyyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
… ayakdır. Ve (---) müntehâlar ile mebnîdir ve câmi‘ içre Murâd Hân'ın bir doğanı
tayerân
edüp bir tâk üzre meks eder. Murâd Hân bu doğanı peftere ile ol kadar okuya da‘ …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Gâzî Hüdâvendigâr : Ya‘nî Şehîd Murâd Hân-ı Evvel Câmi‘i Bursa şehrinin cânib-i garbında nısf sâ‘at ba‘îd başka kasabadadır kim Eski Kaplıca derler ma‘mûr mahalle-i iremde vâkı‘ olmuş ibret-nümâ bir câmi‘-i zîbâdır. Bir câmi‘ tarzında değil bir şekl-i âhar musanna‘ bir câmi'dir. Mi‘mârı Frenk âdemîsi olmağıla Frenk pesend bir câmi'dir kim aşağısı ibâdethâne, fevkânîsi dâiren-mâdâr medrese hücreleridir. Herkes savma‘asından imâma iktidâ edüp ibâdet ederler. Görmeğe muhtaç bir vâcibü's-seyr câmi‘-i pür-envâr ve câmi‘-i pür-esrâr rûhâniyyetli bir ma‘bed-i kadîmdir. Kıbleden mihrâba tûlu (---) ayakdır, arzı yetmiş ayakdır. Ve (---) müntehâlar ile mebnîdir ve câmi‘ içre Murâd Hân'ın bir doğanı tayerân edüp bir tâk üzre meks eder. Murâd Hân bu doğanı peftere ile ol kadar okuya da‘vet edüp bek gösterüp gelmek ihtimâli olmayup Gâzî Murâd Hân gazâb-âlûd olup "Kaskatı kal" deyince bi-emrillah ol doğan kuşu ol tâk üzre cılkısı ve kündesi ve üzüniyle hâlâ taş olup kalmışdır kim alâ melei'n-nâs zâhir ü bâhirdir. Bu câmi‘in bir kapusu ve bir tabakalı minâresi vardır, lâkin haremi yokdur. 224b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224a–224b ·
metinde göster ·
… müsemmâ olmasının sebebi oldur kim Ayasofya'dan bıtrîk ve râhibler riyâzat ile
tayerân
edüp bu cebelde meks edüp sâkin olurlardı. Anınçün Keşiş Dağı derler. Bursa şeh …
Bu nâm ile müsemmâ olmasının sebebi oldur kim Ayasofya'dan bıtrîk ve râhibler riyâzat ile tayerân edüp bu cebelde meks edüp sâkin olurlardı. Anınçün Keşiş Dağı derler. Bursa şehrinin cânib-i kıblesinde şehre hâ’il, eflâke ser çekmiş bir kûh-ı bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b ·
metinde göster ·
Leb-i Bahr-i sefîd'de evc-i âsumâna çıkmış peyâz sa‘b kayalardır kim berhevâ
tayerân
eden mürğ-i zeyrek bu cebel-i bülendin üzerinden pervâz urup geçmede âcizdir. H …
Leb-i Bahr-i sefîd'de evc-i âsumâna çıkmış peyâz sa‘b kayalardır kim berhevâ tayerân eden mürğ-i zeyrek bu cebel-i bülendin üzerinden pervâz urup geçmede âcizdir. Hattâ cemî‘i müfessirîn sûre-i (---)Arapça âyeti bu Nakura Boğazı hakkına nâzil olmuşdur, derler" Akka kal‘asında medfûn Hazret-i Sâlih'in du‘âsı berekâtıyla bu kûh-ı bâlâ üzre teng ü zıyk yol açılmış ammâ yine deve ve katır ve yüklü hımâr geçmek ihtimâli yokdur, ancak piyâde âdem geçer. Ba‘dehû Melikü't-Tâhir Akka kal‘ası fethine gitdikde sehel yolların tathîr etmiş. Niçe mülûkler dahi bu Nakura Boğazı'n açmışlar, ammâ yine sa‘bdır. Leb-i deryâ tarafına âdem bakmağa cür’et edemez. Zîrâ çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden ve "veylün" deresinden nişân verir kûh-ı bâlâdır. Hattâ deryâ tarafı evc-i semâyâ ser çekmiş kayalarının altları kûh-ı bî-sütûn gibi boşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle n …
Sitâyiş-i tekyegâh-ı Urfa: Cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı zî-şândır, ammâ cümleden âsitâne-i Hazret-i İbrâhîm Halîl derûnı kal‘ada, zeyl-i iç hisârda binâ-yı Me’mûn Halîfe Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi Rûm u Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyye'de meşhûr-ı âfâkdır ki Nemrûd-ı la‘în rübûbiyyet da‘vâsında olup kartal kuşlarıyla göğe urûc edüp hâşâ sümme hâşâ "Gök tanrısı ile ceng ederim", deyü semâya ok atup bi-emri Hudâ oku kanlı yine kartal kuşlarına bağlı sandûkasına yine kanlı ok düşüp hâşâ ve kellâ "İşte gök tanrısın öldürdüm, müstakil yer ve gök tanrısı benim" deyü da‘vâ-yı ulûhiyyet etdikde Cenâb-ı Bârî Hazret-i İbrâhîm'i gönderüp îmâna da‘vet etdükde bu şehr içre Hazret-i İbrâhîm'i kayd-bend ile bir gâr-ı azîmde haps edüp dağlar kadar odunlar yığup bir azîm âteş-i Nemrûd edüp hâlâ âteş-gede-i Nemrûd-ı merdûd meşhûrdur kim Urfa şehri içre Hazret-i İbrâhîm tekyesi zemîninde idi. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştakk oldukları mâh-ı mevlûdün on ikinci gice isneyn gicesi olduğu leyle-i mübârekede Medâyin'de tâk-i Kisrâ ve İsvân şehrinde aynü'l-leben kuruyup Mekke şehrinde Safâ ve Merve mâbeyninde sanemler ser-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı semek amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı tılsımât cümle münhedim olup ve Ayasofya kubbesi ve Roma papa kubbesi ve bunun emsâli niçe mutalsamâtlar münhedim olup ol leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu Urfa şehri içre âteş-i Nemrûd söndü. Ol âteşe Nemrûd-ı la‘în Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşe atup tâ derûn-ı âteşe hevâdan tayerân ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle nâra ferman-ı Hudâ olunca ol ân İbrâhîm'e nâr gülzâr-ı gül‘izâr olup âteş içinden bir aynü'l-hayât tulû‘ edüp Rabbü'l-izzet kudret-i hikmetin ızhâr içün ol ayn-ı zülâlin cânib-i erba‘asında gül-i gülistân ve sünbül ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. Tatvîl-i kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan âb-ı hayât tekye-i Halîlü'r-rahmân içre bir kaynak-ı azîmdir kim cümle şehrin cevâmi‘leri ve hân u hammâmları cemî‘i hânedânları ve sarrâchâne ve debbâğhâneyi reyy eden ol âb-ı hayvân-ı uyûn-ı Halîlü'r-rahmân'dır kim içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimiz Bağdâd fethine giderken bu âsitâne ziyâretine gelüp temâşâ ederken iki aded mâhî sayd etdirüp gûşlarına birer altun mengûş geçirmişlerdir. Hulâsa-yı kelâm acîb u garîb âsitâne-i teferrücgâhdır kim medhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr ve matbah ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. Şeyhi Hazret-i eş-Şeyh Alî Efendi yârândan ârif-i billâh sofra sâhibi garîbü'd-diyâr muhibbi bir er, server-i hünerver sâhib-i nefes, pîşvâ-yı tarîk, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
… ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u
tayerân
etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri …
Sitâyiş-i tekyegâh-ı Urfa: Cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı zî-şândır, ammâ cümleden âsitâne-i Hazret-i İbrâhîm Halîl derûnı kal‘ada, zeyl-i iç hisârda binâ-yı Me’mûn Halîfe Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi Rûm u Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyye'de meşhûr-ı âfâkdır ki Nemrûd-ı la‘în rübûbiyyet da‘vâsında olup kartal kuşlarıyla göğe urûc edüp hâşâ sümme hâşâ "Gök tanrısı ile ceng ederim", deyü semâya ok atup bi-emri Hudâ oku kanlı yine kartal kuşlarına bağlı sandûkasına yine kanlı ok düşüp hâşâ ve kellâ "İşte gök tanrısın öldürdüm, müstakil yer ve gök tanrısı benim" deyü da‘vâ-yı ulûhiyyet etdikde Cenâb-ı Bârî Hazret-i İbrâhîm'i gönderüp îmâna da‘vet etdükde bu şehr içre Hazret-i İbrâhîm'i kayd-bend ile bir gâr-ı azîmde haps edüp dağlar kadar odunlar yığup bir azîm âteş-i Nemrûd edüp hâlâ âteş-gede-i Nemrûd-ı merdûd meşhûrdur kim Urfa şehri içre Hazret-i İbrâhîm tekyesi zemîninde idi. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştakk oldukları mâh-ı mevlûdün on ikinci gice isneyn gicesi olduğu leyle-i mübârekede Medâyin'de tâk-i Kisrâ ve İsvân şehrinde aynü'l-leben kuruyup Mekke şehrinde Safâ ve Merve mâbeyninde sanemler ser-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı semek amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı tılsımât cümle münhedim olup ve Ayasofya kubbesi ve Roma papa kubbesi ve bunun emsâli niçe mutalsamâtlar münhedim olup ol leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu Urfa şehri içre âteş-i Nemrûd söndü. Ol âteşe Nemrûd-ı la‘în Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşe atup tâ derûn-ı âteşe hevâdan tayerân ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle nâra ferman-ı Hudâ olunca ol ân İbrâhîm'e nâr gülzâr-ı gül‘izâr olup âteş içinden bir aynü'l-hayât tulû‘ edüp Rabbü'l-izzet kudret-i hikmetin ızhâr içün ol ayn-ı zülâlin cânib-i erba‘asında gül-i gülistân ve sünbül ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. Tatvîl-i kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan âb-ı hayât tekye-i Halîlü'r-rahmân içre bir kaynak-ı azîmdir kim cümle şehrin cevâmi‘leri ve hân u hammâmları cemî‘i hânedânları ve sarrâchâne ve debbâğhâneyi reyy eden ol âb-ı hayvân-ı uyûn-ı Halîlü'r-rahmân'dır kim içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimiz Bağdâd fethine giderken bu âsitâne ziyâretine gelüp temâşâ ederken iki aded mâhî sayd etdirüp gûşlarına birer altun mengûş geçirmişlerdir. Hulâsa-yı kelâm acîb u garîb âsitâne-i teferrücgâhdır kim medhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr ve matbah ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. Şeyhi Hazret-i eş-Şeyh Alî Efendi yârândan ârif-i billâh sofra sâhibi garîbü'd-diyâr muhibbi bir er, server-i hünerver sâhib-i nefes, pîşvâ-yı tarîk, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
edüp yedi kerre berk-ı hâtif gibi Cibrîl nâzil olup "Yâ İbrâhîm seni halâs edey …
Urfa'nın yukaru kal‘ası içinde bir yalçın püşte üzre evce ser-çekmiş şehre havâle bir kızıl kaya üzre alâmet-i mancınık oldur kim kaçan Nemrûd-ı la‘îni Hazret-i İbrâhîm dîne da‘vet etdükde İbrâhîm Nebî'yi habs edüp bu mancınıkı îcâd ve ihdâs etmişdir. Mezkûr kaya üzre meyl-i minâre-misâl iki aded amelî sütûnlar vardır kim eflâke ser çekmişdir. Ol asırda zemberekleri ve sapan keffi gibi keffi ve kalın ipleri var imiş. Hâlâ zamânımızda ıydeyn-i mübârekelerde bid‘at olan salıncak ta‘bîr etdikleri gibi salıncak keffine Hazret-i İbrâhîm'i koyup niçe yüz kavm-ı Nemrûd'u salup tâ mahall-i ma‘hûda gelince İbrâhîm Nebî ber-hevâ olduğu ân zembereklere rehâ buldurunca İbrâhîm Nebî evc-i hevâya tayerân edüp yedi kerre berk-ı hâtif gibi Cibrîl nâzil olup "Yâ İbrâhîm seni halâs edeyim" dedikde "Beni Allah halâs eder, penâhım oldur" dedikde âteş içine düşünce Cenâb-ı Kibriyâ Hazret-i İbrâhîm'e nâr[ı] gülzâr eyledi. Hâlâ ol iki aded mancınık amûdları kal‘ada zâhirdir kim ibret-nümâ âsâr-ı binâdır, ammâ hâlâ âletleri yokdur. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
… m" derken Yıldırım Hân hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olup kafesde iken mürg-ı rûhu
tayerân
edüp evc-i Illiyyinde karâr etdüğü gün ale'l-akîb Çelebi Sultân Mehemmed yetmiş …
Ammâ Yıldırım Hân bir gazûb pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağıla Timur'u aslâ seng-i mezâr yerine komayup niçe kerre "Behey Timur-i bî-nûr, leng-i meks-i bî-kes!" derdi. Âhir esnâ-yı kelâmda Timur eydür: "Ey Yıldırım Hân? Sen beni böyle münhedim edüp beni huzûruna piyâde getirseler beni neylerdin?" der. Hemân Yıldırım Hân, "Seni bir demir kafes içre koyup Bursa şehrine götürüp andan Amasiyye gibi Kahkahâ kal‘asında seni habs ederdim" deyince Timur tez bir demir kafes düzdürüp "Yıldırım Hân'ı demir kafese koyun. İrân'a götürem" derken Yıldırım Hân hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olup kafesde iken mürg-ı rûhu tayerân edüp evc-i Illiyyinde karâr etdüğü gün ale'l-akîb Çelebi Sultân Mehemmed yetmiş bin "Benem, diger nîst!" diyen bahâdır ve şecî‘ dilâver niçe server ü hünerver erler ile Timur askerine urup (---)(---) nâm mahal sahrâsında Timur'a bir kılıç çalup pederi Yıldırım Hân'ın âhın alup Timur ol mahalden yedi yüz atlı ile ancak firâr edüp Âzerbâycân'a cân atup anda dahi karâr edemeyüp şehr-i (---) vefât edüp hâlâ anda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 74a ·
metinde göster ·
… kaya üzre nigerân ederken bi-emri Hayy [u] Kadîr bir kara kartal murgu ber-hevâ
tayerân
ederken Murâd Hân "Bağdâd'ı feth edersem şu murg şikârım olsun" deyü "Yâ Şeyh S …
lafzı gelüp bi-emri Hudâ târîh mukaddem olur. Ol meserret ile Murâd Hân kabr-i münevver-i Abdülvahhâb'dan taşra çıkup Silâhdar Melek Ahmed Ağa'dan bir hışt alup şehre nâzır kaya üzre nigerân ederken bi-emri Hayy [u] Kadîr bir kara kartal murgu ber-hevâ tayerân ederken Murâd Hân "Bağdâd'ı feth edersem şu murg şikârım olsun" deyü "Yâ Şeyh Süheyb! deyü tefe‘ülen bir hışt niçe atarsa bi-emri Hudâ şaşt-ber kabza hışt-ı İpşîri tayr-ı kartala isâbet edüp Hamd-ı Hudâ Bağdâd benimdir, İmâm-ı A‘zam'ı, Kızılbaş-ı evbâş elinden halâs ederim" deyü mesrûr olup hâlâ o ciridin zemîne düşdüğü yerde bir âmûd-ı müntehâ eyle bir nişângâhı vardır kim cemî‘i tîr-endâz ve kemândârânlar ol hışt menzili nişânına pota ve hekî ve âzmâyiş ve pişrev okı ile yetişmeğe âcizlerdir ve hâlâ ol nişângâh haceri üzre celî hatt ile güfte-i Cevrî Çelebi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78b ·
metinde göster ·
Hemân yine azîz, "Beğim, neylersen eyle, Kızılbaş elinden İmâm-ı A‘zam'ımızı halâs eyle. Ba‘dehû Budin'ün muhâfazasına mukayyed olup dâ’imâ hâzır-bâş ol!", deyü niçe bu gûne rümûz-ı künûz-âmîz kelimâtlar ederek Diyârbekr'e gelüp azîze vâfir ihsân edüp bir şey kabûl etmeyüp Diyârbekr'ün hâne-i avârızından ve cizye malzemesinden tenzîl ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup andan Murâd Hân Azîz'ün du‘â-ı hayriyle Bağdâd'a varup hikmet-i Hudâ şeyh hazretlerinin ta‘yîn etdikleri gün ki oldu Tayyâr Mehemmed Paşa şehîd olduğu ân Bağdâd sulh ile feth olup asker-i bî-pâyân derûn-ı kal‘aya girdikten sora Kızılbaş-ı kallâş Karanlıg kapu dibinde kapanup cenge âheng edüp içkal‘ada mütehassın olanlar dahi cebehâneye âteş edüp niçe bin guzât-ı müslimîn ve niçe bin mülâhidîn âteş-i Nemrûd'a göyünüp tayr-ı Ebâbîl kimi havâya tayerân edince hemân Murâd Hân gazaba gelüp "Bre vara vuran Kızılbaşları kılıçdan geçirsinler." deyince yedi sa‘atda kırk iki bin Kızılbaş'un başların şimşîr-i İslâm ile tırâş etdiklerinde Murâd Hân eydür: "Allahu Ekber, Diyârbekir'de Rûmiye şeyhi bu gâzânun böyle olacağın keşf etmiş idi. Hakkâ ki tehî er değil imiş. İnşâallah bu feth [ü] fütûhı tebşîr etdiğiyçün ana çok ihsân ederim." diyerek ba‘del-feth yine Diyârbekr'e gelüp azîz Hazretlerine belegân-mâ-belâğ ihsânlar etdikçe şeyh bir zerre kabûl etmeyüp du‘â ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·
… âşiyânlarının hisâbın Allahu Rabbi'l-âlemîn bilir kim her rakkâsı evc-i âsumâna
tayerân
etdükde âfitâb-ı âlem-tâbın zıyâsın bürüyüp zemîni muzlim eder. Ve kehle ve pir …
Ammâ güvercin ibtidâ zemînin yâbisin bu cebel-i Sincâr'da bulmuşdur. Anınçün Nûh Nebî'den hayr du‘â almışdır. Hâlâ bu cebel-i Sincâr'ın kayalarında olan kebûter âşiyânlarının hisâbın Allahu Rabbi'l-âlemîn bilir kim her rakkâsı evc-i âsumâna tayerân etdükde âfitâb-ı âlem-tâbın zıyâsın bürüyüp zemîni muzlim eder. Ve kehle ve pire ve akrep ve çıyan bu cebel-i Sincâr'da halk olduğiyçün Kürd halkı üstünde olan pire ve kehle hisâbın yine kendüleri bilir. Hattâ başına bî-dermân olan saçlı Sincâr dağı Kürdünün saçında ve sakalında kehleler âşiyân edüp döl döş sâhibi kevâhileler vardır. Hattâ kulaklarının içinde ve burnu deliklerinde bile kehleleri vardır, ammâ kendüleri pire ve kehleden elem-zede olmak yokdur. Vücûdları hod tüğlü bir ak kelb gibi olmağile kehleden mürekkeb bir alây gûl-i beyâbân kavm-i bî-imân [u] bî-amândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213a ·
metinde göster ·
… d dahi seğirdirken kademleri yerden götürülüp ber-hevâ olmağa başladı ve hevâda
tayerân
ederken temâşâcılara "Ey âkılân, ey gâfilân, vay filan ibni filan" deyü görmedi …
Ammâ Yemen diyârında Aden hasırı derler, bir musanna‘ örülmüş bir bûriyâ olur. Bu peştemâl eyle örülmüş bir sihr-i i‘câz dokunmuş peştemâl idi. Bu peştemâli kemerine bend edince temâşâ-yı azîm hemân bu Monlâ Muhammed meydânda seğirtmeğe başlayup meselâ zü'l-cenâh ağır kuşlar ibtidâ birkaç kerre seküp sonra ber-hevâ olurlar. Bu Monlâ Muhammed dahi seğirdirken kademleri yerden götürülüp ber-hevâ olmağa başladı ve hevâda tayerân ederken temâşâcılara "Ey âkılân, ey gâfilân, vay filan ibni filan" deyü görmediği ve bilmediği paşalı âdemlerinin ebâ an ced isimleriyle nidâ edüp selâm vererek ber-hevâ deverân ederdi. Cümle halk hayrân kalup hazz u safâ ederdi. Anı gördük, bu Monlâ Muhammed hevâdan zemîni dörd beş âdem kaddi kalarak deverân ederdi. Ba‘zı kerre ayakları halkın başına dokunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… mâyân oldu kim gûyâ hâdise-i Uc bin Unuk kadar. Hemân zekerin eline alup hevâda
tayerân
ederken bu sarây meydânı içre mâl-â-mâl olan temâşâcıların üzerlerine serpe ser …
Bu mahalde Monlâ Muhammed ber-hevâ 231b belinden peştemâlın çıkarup omuzuna koyup monlâ-yı merkûmda bir mehîb ü sallâk salâk ve yerâk u kıllak zeker nümâyân oldu kim gûyâ hâdise-i Uc bin Unuk kadar. Hemân zekerin eline alup hevâda tayerân ederken bu sarây meydânı içre mâl-â-mâl olan temâşâcıların üzerlerine serpe serpe ol kadar işedi kim cümle halk sırsıklam olup ancak koltukları altı kuru kalup niçe âdemler firârî tahallüs etdi. Niçeleri "Bre cânım, demin monlâya uryân iken bakdık, zekeri yok idi. Şimdi bu kadar mühre zi'l-kebîr ve bu kadar bârân-ı la‘net gibi bevil ve kırti nedir?" dediler. Ammâ ahvâle vâkıf olan Ekrâdlar ol bevilden nûş etdiler. Kimi poh âb-ı hayâtdır, kimi yoh zülâldir, der. Monlâ Muhammed yine ber-hevâ serpe serpe işeyerek hân ile paşanın üzerlerine geldikde evvel hân u evlâdları kaçdılar. Paşa lâ havle ve lâ kuvvete, derken ol dahi duramayup içeri kâl‘aya girüp Monlâ, paşanın oturduğu zer-ender-zer ile mefrûş kasr içre ol kadar işedi kim seyl-i bevil revân olup hân gülerek "Bre kurşum ile urun şu mel‘ûnu" der, ammâ gülmeden hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a–231b ·
metinde göster ·
… apışup kendüyi sarây damından aşağı iki minâre kaddi yere inince ukâb kuşu gibi
tayerân
ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek zemîne bir âdem kaddi kaldıkda hemân göt …
Ma‘rifet-i sihr-i‘câz-ı nev‘-i diğer: Bâlâda tavsîf olunan Hân'ın bâğ sarâyının cânib-i şarkîsinde hânelerinin damı ve bâmları cümle sarây dîvârından âlîdir. Bâ-husûs andan aşağı yalçın kayalardır. Âdem aşağı bakmağa cür’et idemez kim iki Süleymâniyye minâresi kaddi vardır. Bir iki gün mukaddem ol gayyâ deresi kayalarında niçe yüz Ferhâd-ı kûhkenler kayaları Ferhâdî külünkler ile kırup bir vâsi‘ meydân edüp kum dökmüşlerdi. Meğer Pehlivân Zengüzer arz-ı mahâret ideceğin bilüp ol kayaları kırdırup Hân'ın sarâyı üstüne bir çuval fışkı ile memlû türâb komuş idi. Pehlivân eydür: "Ey sultânım, Melek Paşa-yı vezîr-i dilîr! Eğer bu kemter abd-i dâ‘înin bir temâşâsın dahi idesin. Sarâyın kayalar tarafına nâzır şâhnişînlere varasın. Ta ki ibret göresin." dedikde paşa ol tarafa ve cemî‘i ehl-i teferrüc dahi ol cânibe varup ol pehlivânın yârdakları def [u] kudüme el urup pehlivân dam üstünde du‘â ve senâ edüp "Ey âşıkân bu arz-ı ma‘rifet değildir. Buna cânbâzlık derler. Bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmeniz. Sizi Allah'a ısmarlamışım. Siz dahi meni Perverdigâr'a ısmarlan. Her kim Muhammedî'dir, Muhammed'in gül cemâline salavât deyüp İllah onara" dedikde niçe bin âdem İllah onara, deyince hemân zâlim pehlivân götü altına mezkûr fışkı ve topraklı harârı alup berk yapışup kendüyi sarây damından aşağı iki minâre kaddi yere inince ukâb kuşu gibi tayerân ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek zemîne bir âdem kaddi kaldıkda hemân götü altındaki harâr üzre bir perende-i tavûsî atup bi-emri Hudâ sihhatle sâlimîn zemîne ber-pâ karâr etdi ve yine hakîr du‘â edüp anda bir at hâzır imiş, süvâr olup tarfetü'l-ayn içre ata mahmîz edüp huzûr-ı paşada zemîn bûs idince paşa kendüye bir kise guruş ihsân etdi. Ve yine paşa temâşâsına sarây meydânı köşküne geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b ·
metinde göster ·
… rup kendü hudûdundaki amûda getirmek ister. Biri dahi yetişüp top hevâda 234b
tayerân
ederken bir çevgân urup biri dahi urup netice tarafeynin askereyni birbirlerine …
{Ta‘rîf-i lu‘bedebâz-ı Çevgân}: Çevgân oynamak oldur kim bu meydânın bir başında bir seng-i hârâ var ve bir başında yine bir sütûn-ı müntehâ dikilmişdir. Bir tarafda bin atlı ve bir tarafda bin atlı cem‘ olup ellerinde birer kızılcık ağacından eğri kûpâl ve çevgân ile âmâde olurlar. Mezkûr meydân-ı muhabbete âdem kellesi kadar bir ağaç-ı müdevver top korlar. Bir tarafda sekizer kat mehterhâneye tarralar urulup âvâz-ı dühl evce peyveste oldukda bir tarafdan bir âdem ve bir cânibden bir âdem at bırağup meydândaki topa biri bir çevgân urup kendi taraflarındaki mili geçirmeğe bu topa çevgânlar ururlar. Biri dahi at ile seğirdüp ol galtân olan topa bir çevgân urup kendü hudûdundaki amûda getirmek ister. Biri dahi yetişüp top hevâda 234b tayerân ederken bir çevgân urup biri dahi urup netice tarafeynin askereyni birbirlerine girüp fakîr topa eyle çevgân-ı kûpâllar ururlar kim niçesi pâre pâre olup elbette bir hâl ile bir taraf halkı gâlib gelüp topu kendü hudûdlarına getirüp karşu tarafdakiler mağlûb, topu alanlar gâlib olup mağlûblar gâliblere ba‘de'l-çevgân azîm ziyâfetler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234a–234b ·
metinde göster ·
… zılbaş ve niçe yüz guzât-ı müslimînden sâhib-i savaş âdemler hevâya pervâz urup
tayerân
idince derûn-ı askerden bir sadâ zâhir olur kim "Tiz Kızılbaş kırılsın!" derler …
Hikmet-i Hudâ ol mahalde Kızılbaş İçkal‘ada cebehâneye âteş edüp niçe bin Kızılbaş ve niçe yüz guzât-ı müslimînden sâhib-i savaş âdemler hevâya pervâz urup tayerân idince derûn-ı askerden bir sadâ zâhir olur kim "Tiz Kızılbaş kırılsın!" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 337a ·
metinde göster ·
… ür ve kankı sûrete girmeğe murâd edinse ol ân ol hey’ete temessül edüp ber-hevâ
tayerân
edüp murâd edindiği kimesnelere vesvese eder ve avreti dahi kendi sûretindedir.
Ve kendüsü dahi kuş sıfatlıdır ve kanatları omuzu başındadır ve kuyruğu ardında tüğlü ve ucu tırnaklı ve elleri ve ayakları dahi kuş minkârı gibi tırnaklıdır. Ba‘zılar arslan tırnaklıdır demişler. Ve başı ve kolları ve uylukları âdem gibidir ammâ kim kulakları fil kulağı gibidir. Kelimâtında kâf ve fâ ve jâ hurûfu çokdur ve savtı avret sadâlıdır. Hâlâ bir gözü kördür kim Hazret-i İbrâhîm İsmâ‘îl'i kurbân etmeğe götürürken "İsmâ‘îl'e gitme" deyü vesvese ederken Şehzâde İsmâ‘îl Nebî Mekke'de Minâ bâzârında bir taş ile urup İblîs'in gözün çıkardı. Hâlâ cümle huccâc ol zamândan berü Minâ bâzârında altmış iki aded şeytâna racemât taşların atarlar kim İsmâ‘îl Nebî'den sünnet kalmışdır. Anınçün hâlâ şeytânın sağ gözü kördür ve kankı sûrete girmeğe murâd edinse ol ân ol hey’ete temessül edüp ber-hevâ tayerân edüp murâd edindiği kimesnelere vesvese eder ve avreti dahi kendi sûretindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395b ·
metinde göster ·
… n dest ber-kafâ bağlı âdemleri endâht edüp garîb-i benî Âdem tayr-ı ebâbîl gibi
tayerân
edüp zemîne nüzûl etdikde sad pâre olup herîse olurlardı.
Hân eyitdi: "Âferim Evliyâ! Hakkâ ki nân u nemek hakkın bilir merd-i meydânsın. Ol Allâh hakkı derûnum âteşinden şöyle böyle edem dedim, ammâ eğer Melek bu dereçeye gelende men anı ihsân [u] in‘âm ile utandurup tâ Diyârbekir'e varana dek zahîresin verüp evlâdlarımı ve hân etdiği oğlum Ziyâeddîn'i bilesince koşup ‘Tâ Diyârbekir'e varana dek hidmetinde olalar’ deyü fermân eylesem gerek idi" deyü niçe bin lâf u güzâflar urdu, ammâ gün-be-gün Bitlis şehri içre niçe bî-günâh mazlûmları iftirâ-yı mahz edüp "Sen Melek Ahmed Paşa'yı bu diyâra getirmeğe bâ‘is u bâdî olduğuz" ve "Haydar Kethüdâ çerâğısınız" deyü niçe ibâdullâhları Bitlis kal‘ası burcundan aşağı âdemleri atup pâre pâre olup niçesin kılıç üşürüp rîze rîze ederlerdi. Ve kimin Bâğ kayalarından ve Dehdîvân ve Âvih kayalarından dest ber-kafâ bağlı âdemleri endâht edüp garîb-i benî Âdem tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp zemîne nüzûl etdikde sad pâre olup herîse olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… selâma dururlardı kim bu asker-i müzeyyenin âlet-i silâh şa‘şa‘asından ber-havâ
tayerân
eden hûş [u] tuyûrların çeşmleri hîrelenüp nâbînâvâr zemîne nâzil olup piyâde â …
Alay-ı iç ağaları: Cümle beş yüz aded pâk u pâkîze bıyıklı şahbâz yiğitler kim her biri Rüstem-i Restân ve Sâm ve Nerîmân şecâ‘atli fetâlar kim cümlesi âlet-i silâha müstağrak olmuş fedâ’î ve Mervanî şevâribli dilâver-i server-i hünerver erler ve tüvânâ fetâ ve kağân er arslan yiğitler kim her biri bir ejder-i heft-serden nişân verir bahâdırların ellerinde kargı sırıklar ve bellerinde şeyhanî ve Ma‘arravî ve Hoş-kademî ve Sunkurî ve Esedî ve şâmî ve Mısrî ve İslâmbolî ve Hindî ve Kirmânî ve Horasanî ve Mu‘allim Dâvûdî kılıçlı iç ağalarının uylukları altında hıştlar ile müheyyâ ve hâzır-baş atbaşı berâber yiğitler selâma dururlardı kim bu asker-i müzeyyenin âlet-i silâh şa‘şa‘asından ber-havâ tayerân eden hûş [u] tuyûrların çeşmleri hîrelenüp nâbînâvâr zemîne nâzil olup piyâde âdemler ol kuşları sayd ederlerdi. Tâ bu mertebe mükellef ü müzeyyen şa‘şa‘alı alay idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82a ·
metinde göster ·
… dir olup yine bir bûriyâ üzre tâ‘at-ı Sübhânî edüp kâhîce seccâdesiyle ber-havâ
tayerân
ederek ber-havâ ibâdet edüp âsumânda cemî‘i kerrûbiyânlar ile kelimât edüp böyl …
Netîce-i kelâm bu Eflâtûn bu dehr-i denî içre niçe bin ad[ed] ulûm-ı şettâlara mâlik olup İskender-vâr bârgâh-ı Süleymânîlere kâdir olup yine bir bûriyâ üzre tâ‘at-ı Sübhânî edüp kâhîce seccâdesiyle ber-havâ tayerân ederek ber-havâ ibâdet edüp âsumânda cemî‘i kerrûbiyânlar ile kelimât edüp böyle bir âkıl u dânâ-yı zû-fünûn-ı hakîm iken murg dili bâz-ı ecelden istihlâs bulamayup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69b ·
metinde göster ·
… ar esüp ne hayme vü hargâh ve ne bâr [u] büngâh yerinde kalmayup cümle ber-havâ
tayerân
edüp herkes "İnnâlillâh" âyetlerin tilâvet etmeğe başladılar. El-azametullâh bu …
Menzil-i karye-i Yarka: Bu menzilde bir depe ve bir şepe ve bir çığ ve bir burma savruntu yığ ile rîh-i akîm ve bâd-ı sarsarlar esüp ne hayme vü hargâh ve ne bâr [u] büngâh yerinde kalmayup cümle ber-havâ tayerân edüp herkes "İnnâlillâh" âyetlerin tilâvet etmeğe başladılar. El-azametullâh bu rîh-i Semûdlar cemî‘i develeri yıkup ve atları ve katırları birbirlerine katup bu vâdî-i hâmûnda her dâbbeler karlar üzre serserî gezerler ve her hüddâmânlar cânlarından bezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… ır, zîrâ ol taraflar on minâre kaddi bâlâ yalçın kanara kayalardır kim ber-hevâ
tayerân
eden murğ-ı zeyrekler tırnak ilişdirecek yeri yok bir mücellâ ve musaykal kayal …
Ammâ bu mezkûr kal‘anın eğer aşağısı ve eğer yukarusunun maşrık tarafında aslâ dîvâr yokdur. Hemân yed-i kudret 267a kal‘asıdır, zîrâ ol taraflar on minâre kaddi bâlâ yalçın kanara kayalardır kim ber-hevâ tayerân eden murğ-ı zeyrekler tırnak ilişdirecek yeri yok bir mücellâ ve musaykal kayalardır kim şâhinler ve karakuşlar ve kerkesler ve devlingeçler ba‘zı rahnedâr kayalarda âşiyâneler yapup dünemişler. El-ıyâzen billâh âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Cümle sahrâlar ve dağlar ve bâğlar cânib-i şarkda ayak altında nümâyândır. Ve cânib-i cenûbu ve kıblesi ve garbîsi tarafı cümle Bahr-i Sefîd bir buhayrecik gibi râygândır, ya‘nî tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266b–267a ·
metinde göster ·
etmede. Ve her guzât şühedâ-yı gurebâ birer gûne zahm ile cân vermede. Lâkin bi …
Kumbaraların âteşine şeb [ü] rûz aslâ ardları ve araları kesilmeyüp vücûd-ı insân hevâda semender kuşu gibi kumbaraların âteşinden hevâda tayerân etmede. Ve her guzât şühedâ-yı gurebâ birer gûne zahm ile cân vermede. Lâkin bizim dahi kumbaralarımız ve sekdirme balyemez toplarımız dahi küffârın siperleri ve şaranpavları ve domuz damları ve bâmların târumâr edüp küffârları dahi kırup geçirmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290a ·
metinde göster ·
… bu cengde guzât-ı müslimîn evc-i semâya tayr-ı ebâbîl gibi lağım âteşleri içre
tayerân
edüp kimi halâs olup kimi hezârpâre ve kimi ihrâk bi'n-nâr olup kebâb ve kimini …
Zîrâ bu cengde guzât-ı müslimîn evc-i semâya tayr-ı ebâbîl gibi lağım âteşleri içre tayerân edüp kimi halâs olup kimi hezârpâre ve kimi ihrâk bi'n-nâr olup kebâb ve kiminin yeri zîr-i türâb olup mâ’ide-vâr ba‘zılar 293b semâdan zemîne nâzil olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293a–293b ·
metinde göster ·
… naklarıyla ve orsa haçlı bayraklarıyla cümle ok gibi evc-i âsımâna ol ulu direk
tayerân
edüp bi-emri Hudâ ol direk küffârın deryâda başdardası üzre düşüp geminin beli …
Hattâ kiminin orta direği üç kat tabakalı direk idi, cümle çarmıh ve ıstaca ve çanaklarıyla ve orsa haçlı bayraklarıyla cümle ok gibi evc-i âsımâna ol ulu direk tayerân edüp bi-emri Hudâ ol direk küffârın deryâda başdardası üzre düşüp geminin beli kırılup iki bin kadar küffârıyla ol gemi dahi gark-ı âb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300b ·
metinde göster ·
… ka nâm muşkat ve tüfengler atup tâ vakt-i sabâha dek fişeng ü kumbaralar hevâda
tayerân
edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin pe …
Ve ol gece kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre cemî‘i asâkir-i İslâmda ne kadar kerre yüz bin meş‘ale ve fânûslar ve cebehânede ne kadar neft ü katrân ve zift ü yağ ve yel mûmları ve bal mûmları ve niçe kerre yüz bin aded kanâdîller var ise kal‘a dîvârı üzre aslâ âteşsiz yer kalmayup eyle çerâğân oldu kim kal‘a-i Kandiye nûr-ı pür-nûr olup ahşamdan tâ sabâha dak top u tüfeng kırkar kerre yaylım yaylım atılırken meğer Sadrıa‘zam ve Defterdâr Ahmed Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Defterdâr-ı sâbık Şâm vezîri Melek İbrâhîm Paşa ve Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve gayri a‘yân-ı kibârların kollarında niçe kerre yüz bin aded serrâka âsımânî tarakalı fişengler ve badaluçka nâm muşkat ve tüfengler atup tâ vakt-i sabâha dek fişeng ü kumbaralar hevâda tayerân edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin per ü bâlleri ihrâk olup bî-cenâh hâk-i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rimâli üzre purputur gezerlerdi tâ ol mertebe hevâda âteş-i sûzân fişenglerden rîzân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305a ·
metinde göster ·
… dağlarında gûnâ-gûn mürg-ı vahşîsinden kekliği ol kadar çokdur kim remmâ remmâ
tayerân
etmededir. Kaçan kim vakt-i şitâ olur Mühürdâr Paşa Sakız'dan bu sarâya nakl ed …
Ve dağlarında gûnâ-gûn mürg-ı vahşîsinden kekliği ol kadar çokdur kim remmâ remmâ tayerân etmededir. Kaçan kim vakt-i şitâ olur Mühürdâr Paşa Sakız'dan bu sarâya nakl edüp kâmil altı ay zevk u safâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y53a ·
metinde göster ·
… dır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl
tayerân
ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir to …
Takyanus binâsıdır. Bir pilâv depesi-misâl bir depe üzre bir şîrîn kal‘adır. Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi arı askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi bundadır derler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i akîm esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir top menzili,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147b ·
metinde göster ·
Ve Sahra-i şerîf Hazret-i Risâlet ardı sıra hevâya
tayerân
etdükde emr-i Resûl ile mu‘allâk kalup altı bir gâr-ı azîm kalmış, iki yüz âdem …
Ve Sahra-i şerîf Hazret-i Risâlet ardı sıra hevâya tayerân etdükde emr-i Resûl ile mu‘allâk kalup altı bir gâr-ı azîm kalmış, iki yüz âdem alır bir âsitânedir. Kapusu Hanefî mihrâbının ardında mü’ezzinler mahâfilinin altında (---) ayak taş nerdübân ile nüzûl olunur bir demir şebeke bâbı var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y214a ·
metinde göster ·
… sütûh-ı Mekke'ye gelüp meks eder. Ammâ gayri tuyûr-ı zü'l-cenâh Mekke üzre bile
tayerân
etmeyüp avdet eder. Aceb sırrullâhdır kim Ka‘be-i şerîfin şerefiyyetin hûş u tu …
Ve hâlâ Y 340b hudûd-ı Ka‘be'de sayd [u] şikâr harâmdır. Hâlâ haşîş u giyâhâtı biçilmez ve ahcârı hark olunup kireç olmaz. Ve eşcârâtı kezâlik kat‘ olunmaz. Ve tuyûr-ı kebûteri vakf-ı Resûl'dür, rencîde olunmaz, remmâ remmâ huccâc izdihâmında kimseden havf etmeyüp huccâcın kimi başına ve kimi arkasına konarlar. Ammâ aceb hikmetdir, nice kerre yüz bin kebûter vardır, bir dânesi sütûh-ı Mekke'ye çıkup konmazlar. Ammâ çaylak çıplak dedikleri Fir‘avn-ı âk doğanı sütûh-ı Mekke'ye gelüp meks eder. Ammâ gayri tuyûr-ı zü'l-cenâh Mekke üzre bile tayerân etmeyüp avdet eder. Aceb sırrullâhdır kim Ka‘be-i şerîfin şerefiyyetin hûş u tuyûr dahi bilürler. Ve bu haremde aslâ fusûk cidâl olmaz, harâmdır. Cidâl eden mu‘ammer olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y340a–Y340b ·
metinde göster ·
… -) edüp tenâvül edüp bir günde vücûdın münkatı‘ etdiler. Ve bakıyyetü'd-dendânı
tayerân
edüp nehr-i Nîl'e gark oldular.
Ve hikmet-i Hudâ çekirge dahi Mısır'da mu‘ammer olmaz. Bi-emrillâhi ta‘âlâ cemî‘i zamânda mahsûlâtına çekirgeden zarâr isâbet etmez. Hattâ Sene 1088(?) târîhinde Abdurrahmân Paşa Mısır vâlîsi iken eyle çekirge yağdı kim şems-i âteştâbı bî-tâb edüp rûy-ı semâ ebr-i siyâh olup gün yüzü görünmez oldu. Ba‘dehu rûy-ı arza nüzûl edince azamet-i Hudâ Mısır'ın ve cemî‘i kurâ ve kasabâtların sagîr [ü] kebîrleri ıyd-ı adhâ edüp (---)(---) edüp tenâvül edüp bir günde vücûdın münkatı‘ etdiler. Ve bakıyyetü'd-dendânı tayerân edüp nehr-i Nîl'e gark oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y14a ·
metinde göster ·
… rler kara bulut gibi konup içinde olan hubûbâtdan tenâvül edüp yine gürûh gürûh
tayerân
etmededirler.
Ammâ niçe bin mülûk elinden girüp çıkup gûnâ-gûn tarza girmişdir. Ammâ esâs binâsı evvelki zemîndir. Hâlâ eşkâl-i binâsı şekl-i murabba‘ birbirine mukâbil iki kal‘adır. Ve aceb ibret-nümâ vâcibü's-seyr bir yerdir kim dillerde dâsitândır. Dîvârlarının kaddi kırkar zirâ‘ âlîdir ve Sedd-i İskender-misâl kırmızı tula binâlardır. Dahi fevkında kamışdan kafes örülmüşdür, içine âdem girse vâlih [ü] hayrân olur. Ammâ üstü açık olunduğundan bilâ-had ve lâ-ad remmâ remmâ kumru ve kebûterler kara bulut gibi konup içinde olan hubûbâtdan tenâvül edüp yine gürûh gürûh tayerân etmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y143a ·
metinde göster ·
… lâl olduğu muhakkakdır ve meşhûr-ı âlemdir. Ve cümle benî âdemden mâ‘adâ semâda
tayerân
eden [[(---) (---)]] nafakaları cümle anbâr-ı Yûsuf'dandır. Anbârın üstü mestûr …
Ve sekiz hazîne gılâl olduğu muhakkakdır ve meşhûr-ı âlemdir. Ve cümle benî âdemden mâ‘adâ semâda tayerân eden [[(---) (---)]] nafakaları cümle anbâr-ı Yûsuf'dandır. Anbârın üstü mestûr olmamak ile cemî‘i hûş [u] tuyûr remmâ remmâ konup tenâvül-i fûl ve [[(---) (---)]] ederler. Ve ber-hevâ pervâz per ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y217a ·
metinde göster ·
… üp artık çıkmazlar. Tâ ol murg gâr-ı muzlim içinde cân vermeyince cemî‘i kuşlar
tayerân
etmezler. Ba‘zı içeri gâra giren kuşlar cân havli ile taşra çıkınca gayrı kuşla …
Ba‘dehu bu kuşlar ale's-sabâh ki vakt-i şâfi‘î ki olur, el-azametullâh, mâbeynlerinde bir feza‘ u çeza‘ ve gırîv [ü] feryâd kopar kim istimâ‘ edene bir vehm ârız olur. Vakt-i seher ki olur, bu cebelde bir gâr-ı azîm vardır, ol gâr-ı azîm üzre cemî‘i murgân sayha-i şedîd urarak ber-havâ olup pervâz ederek yedi kerre sayha-i âlî ile bu gârı cevelân deverân ederek tavâf edüp yine gârın önünde kat-ender-kat meks edüp gûyâ bir meşveret ederler. Ba‘dehu her ecnâs-ı tuyûrun içinden birer murg gârın içine girüp artık çıkmazlar. Tâ ol murg gâr-ı muzlim içinde cân vermeyince cemî‘i kuşlar tayerân etmezler. Ba‘zı içeri gâra giren kuşlar cân havli ile taşra çıkınca gayrı kuşlar anı döğe döğe gâra korlar, yine çıkarsa minkârları ile katl Y 370a edüp gayrısın korlar. Tâ ki şems-i âteş-tâb burcundan çıkdıkda ibtidâ turna kalkar, andan murg-ı kemâzâr kerkes, andan karakuş, andan çaylak ve andan laklak.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y369b–Y370a ·
metinde göster ·
… aksûdları merkezine taş vardıkda üçüncü ipin birin halâs edince ol müdevver taş
tayerân
ederek murâd edindikleri yere varup düşmeni helâk eder. Ammâ saded anda kim evv …
Alatları ve halatları acâyibdir. Meselâ kal‘anın tâ zirvesinde iki amelî pâye var kim semâyâ ser çekmiş. İki pâyenin üstüne azîm hûrmâ dırahtları komuşlar ve fîl derisinden üç dâne urganlar urmuşlar. Bu üç urganın yukaru ucları mezkûr hûrmâ ağaçlarında bağlıdır. Aşağı ucunda yine fîl derilerinden örülmüş bir sofra-misâl şeydir, anın içine seng-i hârâları koyup Rûm ıydlerinde sıbyânlar içün salıncak binâ ederler, gûyâ eyledir. Fîl derisi kolanlarla taşı sallaya sallaya murâd [u] maksûdları merkezine taş vardıkda üçüncü ipin birin halâs edince ol müdevver taş tayerân ederek murâd edindikleri yere varup düşmeni helâk eder. Ammâ saded anda kim evvelden düşmen geleceği mahalle atup tecrübe etmişler. Ve mancınık amûdları üzre müte‘addid ipler komuşlar, mahall-i merâma geldikde ipin birine rehâ verüp atarlar. Ammâ bu dâ’imâ kal‘ada dâyimdir, cânib-i erba‘aya atılır, gayrı yere gitmez. Ammâ taşra sefere gitdikleri zamân gayrı âsî hûrmâ direklerinden mancınıkları vardır, develer ile götürüp bununla dahi ceng ederler. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y396a ·
metinde göster ·
edüp zemîne endikde âdâb-ı pehlivân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve h …
Anlar fasılların tamâm edince karşudan bir arık kara kuru kadîd-i mahz âdem zâhir olup pâ-bürehne ve ser-bürehne, ammâ yine siyâh deriden avret yerine bir kisbet geymiş, eyle daracık kim kelpedân ile yapışılmaz, yâdest kemiğine benzer bir kadîd cüst ü çâlâk ve zinde, ammâ ayyârlık alâmeti yüzünde, pehlivânlık kelâmları sözünden sâdır olup bir gûne reftâr ederek meydân-ı ma‘rekeye geldi kim gûyâ ayağı altında karınca vardır. Hemân ki huzûr-ı melike geldikde "Yâ Hayy" deyüp havâya pertâb urup beş âdem kaddi gûyâ tayerân edüp zemîne endikde âdâb-ı pehlivân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve hakîre hayli du‘â etdi. Ve geri geri gidüp karâr edüp eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y419b ·
metinde göster ·