Şeyh Bekkâr Uryân: Şeyh Bekkâr cânib-i şarkdan berü pâ-bürehne ve ser-bürehne ve bî-pîrehen Şeyh Bekkâr iki ellerin kitiflerine komış zengûle ve hurde ve türtelleri salınup zâhir olup asker-i İslâm içre "Ene câ‘e'l-Bağdâd!" diyerek ubûr ederken Akkâmbaşı Halîl Ağa, gâyet sulehâ-yı ümmetden kimesne idi. Ol eyitdi: "Yâ Şeyh Bekkâr! Eyne hedâ-yı Bağdâd?" deyince hemân Şeyh Bekkâr'ın iki elleri omuzunda iken "Bismillah" deyüp sağ eliyle omuzundan bir salkım Bağdâd'ın hıstâvî hurması kim henüz Bağdâd'ın Rûm nahiye şehrinden kopmuş gibi kırk batman-ı Osmânî gelir bir salkım hıstâvîyi akkâmbaşının eline verüp "Hazâ temme'l-Bağdâd" deyüp Şeyh Bekkâr sehel gidüp gülerek Murtezâ Paşa'nın yanına gelüp tebessüm ederek "Yâ Murtezâ! Rûh ile'r-Rûm ba‘dehû râh ile'l-Kostantiniyye ve râh Arzırûm, râh ilâ (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) râh ile'l-Bağdâd ve râh ilâ bilâdi'l-Ekrâd, mâte min muhabbetillah, eş-şehîd fî kılâ‘ı'd-Dühük" deyüp bu gûne rumûz [u] künûz kelimâtlar edüp Şeyh Bekkâr'ın bu kelâm-ı rumûzundan bir ferd-i âferîde haberdâr olmayup Şeyh Bekkâr Şâm'a doğru teveccüh edüp ân-ı vâhidde zıll-ı zâ’il gibi gâ’ib oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 50a ·
metinde göster ·
… met yok. Sübhânu'l-Hallâk bu ne sırdır derken hemân esb-süvâr hakîre hitâb edüp
tebessüm ederek
eydür: "Kişi ne şoh bahmışsan. Yohsa satın mı alursun. Mu benim ecdâd-ı ızâmımd …
Yine öte başdan bir baş dahi dolu dizgin kayadan kayaya atını çökerderek ra‘d gibi güzer edüp gerü hân askeri içine girdi. Hemân herîfin yanına vardım, atı solur mu deyü atının yüzüne gözüne bakdım, ne gözünde nûr var, ne solur ve ne durur. Hemân raks edüp çöm çöm çömrüdür. Ammâ bu esb-i lâğara im‘an-ı nazar ile nazar etdim. Ne aygırdır ve ne iğdişdir ve ne kısrakdır. Bunda eyle bir alâmet yok. Sübhânu'l-Hallâk bu ne sırdır derken hemân esb-süvâr hakîre hitâb edüp tebessüm ederek eydür: "Kişi ne şoh bahmışsan. Yohsa satın mı alursun. Mu benim ecdâd-ı ızâmımdan berü kalmış atımdır. Paşa kendü dahi istese men bunı vermenem ve cihân halkı muna behâ yetişdirmeyelerdir." deyü vâfir germ atdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221b ·
metinde göster ·
… edikde mübârek gül cemâli verd-i hândân gibi hande edüp henüz melek çehre olmuş
tebessüm ederek
bilâ rikâb şahbâz gibi sa‘âdetli esb-i Mahmûdî divnesine süvâr olup hamd ü senâ …
İki rek‘at salât-ı hâcet kılup başın açup ol mübârek nûrânî yüzün yere sürüp eydür: "İlâhî, hevl-i kuvvet ü kudret ve fursat u nusret senindir. İnâyet ü himâyet ve hidâyet ü izzet ü rif‘at senindir. Dîn-i mübîn gayretine bir fırka ümmet-i Muhammed kullarını başıma cem‘ eyleyüp elim yüzüme alup kapuna dilenmeğe geldim. Bu abd-i hakîr Ahmed kulun eski sâyilindir. Hiç tehî-dest gönderdiğin yokdur. İdegeldiğin ihsândır. Yine Sen Pâdişâh-ı Bîçûn'dan dilerim ki yine Ahmed'in ricâsın kabûl edüp bu kadar kavmi yerindirme ve bu haşerât-ı Yezîdîleri sevindirme!" deyü tazarru‘ [u] nâlişler edüp dîde-i pür-nemlerinden yem-i Kulzüm gibi çekîde çekîde kanlu yaşlar cereyân edüp cümlemiz "âmîn" deyüp el yüze sürüldükde "Müjde size ey oğullar, du‘âmız vefk-i murâdımız üzre şast-ber-kabza sehm-i dilimiz nişân verdi. İnşâallahu Ta‘âlâ mansûr u muzafferiz." dedikde mübârek gül cemâli verd-i hândân gibi hande edüp henüz melek çehre olmuş tebessüm ederek bilâ rikâb şahbâz gibi sa‘âdetli esb-i Mahmûdî divnesine süvâr olup hamd ü senâ ederek atf-ı ınânın Rahova sahrâsına keşîde ederek ba‘zı nüdemâ-yı hâslarıyla ve niçe yüz Van a‘yânlarıyla ve niçe iş görmüş iş erleriyle rikâb rikâba at başı berâber kelimât edüp ordu-yı İslâm'a gelirken Van ağalarından Behlûloğlu ve Demircioğlu ve Hüsrev Paşa yeğeni Deli Süleymân Beğler paşaya tesellî-i hâtır vermek içün "İnşâallah koca vezîr du‘â-yı hayrın berekâtıyla fursat u nusret ve ganîmet bizimdir." deyü (---) cümlesi hüsn-i rızâlarıyla paşanın uğuruna cân ve baş vermeğe ta‘ahhüd etdiler. Paşa eyitdi: "Ben dahi anı eyle bilirim ki dîn-i mübîn uğuruna çalışır bir alây mücâhid-i fî sebîlillah gâzî yiğitlersüz!" deyü cümleye hayr du‘âlar etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266a ·
metinde göster ·
… pârelik helvâ alup tatlı ve ballı yeyüp helvâcı cüvânları yüzüne acı acı bakup
tebessüm ederek
helvâ tenâvül ederler. Bâ-husûs cum‘a günleri ba‘de salâti'l-cum‘a cemî‘i a‘yân …
Ve'l-hâsıl yetmiş elvân helvâsı olur kim bir diyâra mahsûs değildir, zîrâ cemî‘i ahâlîsi Arapça hadîsine imtisâlen helvâ delisi olmuşlardır. Hemân bir nân pâre ile bir pârelik helvâ alup tatlı ve ballı yeyüp helvâcı cüvânları yüzüne acı acı bakup tebessüm ederek helvâ tenâvül ederler. Bâ-husûs cum‘a günleri ba‘de salâti'l-cum‘a cemî‘i a‘yân-ı vilâyet ahbâb [u] yârân-ı safâları ile helvâcı dükkânlarına gürûh gürûh gidüp soffalarında oturup gûnâ-gûn helvâlar getirdüp birbirlerine ziyâfet ederler. Bu diyârda helvâcı dükkânlarında helvâ yemek ayb değildir, zîrâ gayri diyâr gibi helvâcıları pis değildir. Bu şehrin âb-ı rûyinden ve memdûhâtından helvâsı ve dükkânlarıdır. Tâ bu mertebe pâk ü pâkîze müzeyyen dükkânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y77a ·
metinde göster ·
… sonra karındaşın Melik Kakan'a ne cevâb verirsin?" dedükde varup yerine oturup
tebessüm ederek
bizi yanına kığırdı.
"Yâ Kan Cercîs, bunlar Rûm kavmidir, bunlar böyle kelimâtları ve böyle evzâ‘ [u] etvâr teklîfleri görmemişler ve işitmemişlerdir. Bunlar(a), ‘Siz kuşağınız çöz, esbâblarınız alup sizi uryân edüp cümle mâl [ü] menâliniz gâret edelim, derler’ deyü zann ederler. İşte pür-silâh tevâbi‘leri bellerinde üçer dörder bundukları var, şimdi Arbacı şehrinde bir kılıc bâzârı olur, sonra karındaşın Melik Kakan'a ne cevâb verirsin?" dedükde varup yerine oturup tebessüm ederek bizi yanına kığırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y410a ·
metinde göster ·