ile cezîre-i Malta ki ol zamânda Rodos idi, derhâl {cânib-i} berre asker döküp …
Hicret-i nebeviyye-i Resûl-i Kibriyâ'nın kırk üçüncü senesinde Hazret-i Mu‘âviye emîrü'l-mü’minîn iken rû-yı zemîne velvele-ârâ bir pâdişâh-ı re’y-ârâ olup zamân-ı hükûmetinde Mesleme bin Abdülmelik'i serdâr-ı mu‘azzam edüp Şâm-ı cennet-meşâm askerinden yüz bin asker verüp iki yüz pâre kadırga sefâyin ve iki yüz pâre sâ’ir mühimmât [u] levâzımât, me’kûlât, meşrûbât merâkibleri içre mahsûb u ma‘dûd cüyûş-ı muvahhidîni mezkûr merâkiblere leb-ber-leb edüp Şâm-ı Tarabulus limanından mütevekkilen alallâh deyüp cümle fellâhân [u] mellâhân keştîbânların re’y [ü] tedbîrleri ile cezîre-i Malta ki ol zamânda Rodos idi, derhâl {cânib-i} berre asker döküp amân vermeyüp feth edüp içine asker koyup fethi müjdesin Mu‘âviye'ye bir keştî ile gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 20a ·
metinde göster ·
… ile meşveret edüp ve vezîri Kapudan Receb Paşa'nın ve Kuzu Alî Ağa'nın re’y [ü]
tedbîrleri
ile bu boğazın ağzında iki tarafa birer Kilidü'l-Bahr-i Siyâh kal‘aları inşâ ol …
Yanko ibn Mâdyân asrında bu boğazın ağzında iki cânibdeki kûh-ı bâlâlar üzre birer sedd-i kahkahâ misilli kal‘alar var imiş. Mürûr-ı eyyâm ile bu Rûmeli tarafındaki cebel üzre olan Yoroz kal‘ası harâb olup kalmağıla Murâd Hân asrında bu boğazdan içeri küffâr-ı âk Kazak girüp Yeniköy ve Tarabya kasabası ve Büyükdere'yi ve Sarıyâr kasabaların nehb [ü] gâret etdüği Murâd Hân-ı Râbi‘'e mün‘akis olup tîz cümle a‘yân-ı dîvân ile meşveret edüp ve vezîri Kapudan Receb Paşa'nın ve Kuzu Alî Ağa'nın re’y [ü] tedbîrleri ile bu boğazın ağzında iki tarafa birer Kilidü'l-Bahr-i Siyâh kal‘aları inşâ olunması fermân-ı şehriyârî sâdır olup sene (---) şehrinde mübâşeret edüp bir senede iki kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘ateyn tamâmeyn oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138b ·
metinde göster ·
… di. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i
tedbîrler
ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… de nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü]
tedbîrler
ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî- …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
ihtiyârlar ile meşveret edüp her umûr yerli yerinde oldukda asker-i deryâ-misâl …
Ba‘dehû Süleymân Hân taht-ı Tebrîz'den cânib-i garba beşinci günde kal‘a-i Van sahrâsına gelüp Ulama Paşa'yı ve Pîrî Paşa'yı Van meterisinde bulup Sadrıa‘zam Rüstem Paşa'yı yetmiş aded beğlerbeği ile Van kal‘ası fethine me’mûr edüp alâ mele’i'n-nâs amân ü zamân vermeyüp meterislere girüp fütûhâta müte‘allık re’y [ü] tedbîrleri ihtiyârlar ile meşveret edüp her umûr yerli yerinde oldukda asker-i deryâ-misâl kal‘a-i Van'a sarıca arı gibi sarıldılar. Kâmil dokuz gün on gice döğülüp derûn-ı kal‘ada mutahassın olan Kızılbaş-ı kallâşlar "Amân cığı cığı! Amân ey kayser-i Rûm Âl-i Osmân, dâd amân!" deyü feryâd etdiler. Meğer mukaddemâ Ulama Paşa ve Pîrî Paşa ale'l-gafle muhâsara etdiklerinde cânib-i erba‘adan imdâdları ve zahîreleri gelmediğinden derûn-ı kal‘ada azîm kaht [u] galâ olup amân dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 250b ·
metinde göster ·
takdîre mutâbık gelmeyüp cân havli ile baş kurtarmak içün her gemiye tahammülün …
Bu kerre evdeki hisâb bâzâra uymayup "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". fehvâsınca tedbîrleri takdîre mutâbık gelmeyüp cân havli ile baş kurtarmak içün her gemiye tahammülünden ziyâde binüp "Beri otur ve öte otur" deyü yüklerin dahi ziyâde yükledüp gemileri yokuş yukaruya te’enniyle giderken karadan guzât-ı müslimînler bunlara yetişüp dalyan tüfengler ile bunlara kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup kayıkları içre sığınacak yer yok. Bu kerre kürek çeker kimse de kurşumdan görünmez. Âhir gemileri der-kenâr olup kimisi kendüyi nehr-i Özü'ye atup çoğu gark-ı âb olup kimin Özü'den kayıklar ile değşirüp ve niçe yüzü kayıklara girmeden mest kâfirler cân korkusundan kendüyi Özü nehrine urup gark oldu. Ve ba‘zı kayıklar kâfir ile Karadeniz'e nehr-i Özü akındısıyla akup giderken boğaz ağzında Küçük Hasan Paşa ve Kılburun kal‘ası sekdirme gülleler atup gemilerin gark edüp mâlları gemileriyle kenâra çıkup ganîmet olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a ·
metinde göster ·
sû-i tedbîr olur, ammâ hikmet-i Hudâ bu mezkûr Fostiçse tabyasının dahi havâles …
Ammâ bu kal‘anın deryâ getirdiği handakdan aşrı karada bizim Kırka hâkinde bu kal‘aya sehel havâle bir kayalı püşte-i pest var. Anda bir Fostiçse-i azîm, ya‘nî bir siper-i kal‘a etmiş kim gûyâ bu dahi bir sedd-i Kahkaha'dır. Üstünde fırça gibi topları dizmişdir. Başka kesme kaya handak-ı amîk var, ammâ deryâ sehel ba‘îd olmağile handakında suyu yokdur, lâkin handakdan hâric niçe bin elvân muhîl [ü] şeytanatlar ile gûnâ-gûn şarampav kazıkları ve parmaklıkları ve lağımlar etmiş. Hattâ esîrlerimizin nakilleri üzre bu Fostiçse'nin yer altından ve kal‘a handakı içindeki deryâ 141a altından Zadra kal‘asına gider yol vardır, derler. Ol mülâhaza ile bu yolu yer altından etmiş kim eğer karada olan Fostiçseyi Türk alırsa içinde olan kâfirler kal‘aya firâr edeler ve kal‘adan anlara imdâd gideler, ammâ inşâ’allâh "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". mazmûnu üzre Cenâb-ı Allâh fethi müyesser etmişse bu re’y [ü] tedbîrleri sû-i tedbîr olur, ammâ hikmet-i Hudâ bu mezkûr Fostiçse tabyasının dahi havâlesi vardır. Bu havâleye balyemez topları koyup Fostiçse'i döğe döğe berbâd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140b–141a ·
metinde göster ·
… şdan berî pâk velî(?) idi ve yeniçeri ocağıyla bir ol deyü ilkâ etdiği re’y [u]
tedbîrleri
cümle hıyel ü şeytanat idiği Seydî'nin ma‘lûmu değil idi, zîrâ Seydî mekr ü hîl …
Merhûmun evzâ‘ [u] etvâr-ı gayrı marzıyyesi Serdâr Alî Paşa'nın kendüye hâb-ı harkûş verüp Seydî'nin katline gelen hatt-ı şerîfleri gösterdiğinde serdâra i‘timâd edüp beşer onar âdemle huzûr-ı serdâra gelmeğe başladı, zîrâ bir sâfdil gıll [u] gışdan berî pâk velî(?) idi ve yeniçeri ocağıyla bir ol deyü ilkâ etdiği re’y [u] tedbîrleri cümle hıyel ü şeytanat idiği Seydî'nin ma‘lûmu değil idi, zîrâ Seydî mekr ü hîleden müberrâ bir sâf-derûn bir mücellâ-dil idi. Serdârın her sözüne i‘timâd ederdi. Serdâr ise Köpürlü'ye nihânîce Seydî'nin aleyhine arz ederdi ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186b ·
metinde göster ·
bozmak içün kal‘a-i Budin'i eyle metîn ü müstahkem edüp gûyâ sedd-i İskender ed …
Ba‘dehu Âl-i Osmân'ın ibtidâ tulû‘u sene (---) târîhi olunca bu kal‘anın sene-i mezbûrda tâli‘in yoklayup eyle buldular kim Türk'de sâhib-i zuhûr olan Osmân'ın oğullarından Sarı Süleymân Igrando Kostantinapol bu Budin'i ve etrâfında olan cemî‘i kal‘aları alalar, ammâ Beç kal‘asın alamayup gideler. Çünki Beç kal‘asının tâli‘in ilm-i nücûm ile böyle bulup cümle kral-ı dâller bir yere gelüp turvin ü meşveret edüp Budin kralı olan Koca Milon Poturi Mikloş Krala cümle krallar ve dahi İspanya'da Rim papası ve gayri irşekler ve banlar ve hersekler ve cümle şaglar bâtıl dînlerinin aşkına Meryem Ana ve Hazret-i Îsâ gayretine mezkûr krallar ve banlar imdâd edüp ilm-i nücûmda buldukları takdîri sû-i tedbîrleriyle bozmak içün kal‘a-i Budin'i eyle metîn ü müstahkem edüp gûyâ sedd-i İskender edüp derûn-ı şehirde olan hâne-i menhûsları ve cümle düyûrların serâpâ altun ve gümüş derveze ve revzen ve şebekeli kâ‘alar ile ârâste ve cümle zer ü halkârî münakkaş dekâkînler ile pîrâste edüp cümle esvâklarını Hind füsûskârîsi gibi serâpâ murassa‘ zemîn döşeyüp şehre aslâ hayvânâtdan at ve katır ve arabalardan bir şey girmemek üzre "Hâmân ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâd ve İsvet Nikola ve Sarı Saltık'un la‘neti olsun" deyü tenbîhler edüp cümle a‘yân-ı kefere şehr-i Budin'e piyâde girirler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 73b ·
metinde göster ·
… ve haznedârbaşıyı haber edeler, yine savma‘aya gireler, deyü gûnâ-gûn re’y [ü]
tedbîrler
edüp ol ân bir sebük-rûh perkende âdem ile Kütâhiyye'de vâlî olan Şehzâde Selîm …
"Pâdişâhım filân devâyı ve filân ta‘âmı ve filân eşribeyi ister" deyü taşra çıkup kilarcıbaşıya ve haznedârbaşıyı haber edeler, yine savma‘aya gireler, deyü gûnâ-gûn re’y [ü] tedbîrler edüp ol ân bir sebük-rûh perkende âdem ile Kütâhiyye'de vâlî olan Şehzâde Selîm Hân-ı Sânî'ye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173b ·
metinde göster ·
muhâlif bir iş görülmeye" deyü fermânlar sâdır olup cümle vüzerâ ve vükelâlar " …
"Bu Kanijelilerin re’y [ü] tedbîrlerine muhâlif bir iş görülmeye" deyü fermânlar sâdır olup cümle vüzerâ ve vükelâlar "Sem‘an ve tâ‘aten" deyüp kol kol maslahat görmeğe mukayyed oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183b ·
metinde göster ·
… zî nâmdâr er oğlu erler ve birer dâne-i merdüm serverler idiler. Anların hüsn-i
tedbîrleri
ile bu Yenikal‘a'yı yedi koldan muhâsara etmeğe mübâşeret edüp günden güne ceng …
Hakîkatü'l-hâl mezkûr Kurşumcuzâde ve Yunak Ali ve Pîrbe Fazlî nâmân 184a kimesneler yetmiş tâsdan geçmiş semm-i helâhil-vâr her biri birer âteş-pâre şecî‘ u bahâdır ve gâzî ve maslahat-güzâr u megâzî nâmdâr er oğlu erler ve birer dâne-i merdüm serverler idiler. Anların hüsn-i tedbîrleri ile bu Yenikal‘a'yı yedi koldan muhâsara etmeğe mübâşeret edüp günden güne ceng-i azîm müşted oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183b–184a ·
metinde göster ·
… etinden ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inin vefretinden ve kendilerinin re’y-i ahsen
tedbîrlerinden
bildiler. Cenâb-ı Bârî ise Rabbü'l-âlemîndir ve ismi Müntakım'dır. Yigirmi günd …
Bu Yenikal‘a'nın feth u nusretin Cenâb-ı Bârî'den bilmeyüp askerin kesretinden ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inin vefretinden ve kendilerinin re’y-i ahsen tedbîrlerinden bildiler. Cenâb-ı Bârî ise Rabbü'l-âlemîndir ve ismi Müntakım'dır. Yigirmi günden sonra bize dahi bu nehr-i Raba'da tâbaka'n-na‘l bi'n-na‘l Yenikal‘a'da kâfirin cisri nice kırıldı ise bizim dahi nehr-i Raba'da eyle cisrimiz kırılup eyle gark olup kâfir dahi bize götün açup "Hey hey Türk" deyü feryâd ederlerdi, zîrâ "Men dakka dukka" demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22a ·
metinde göster ·
Ve Ammârzâde Kapudan Paşa dahi iki bin askeriyle hândan kerem ummak içün Bâğçesarây'da mevcûd idi. Ve on bin güzîde asker ile Mansûrlu Kaya Beğ geldi. Ve hâna yeniden baş urup kul olunca Karasu şehrinde cem‘iyyet-i kübrâ eden Şîrînli askeri bu hânın yanında yüz elli bin pür-silâh âteş-feşân Âl-i Osmân askeri olduğun istimâ‘ edüp karârları firâra mübeddel olup Bâğçesarây'ı urma tedbîrlerin takdîr-i Hudâ bozup "Evdeki hisâb bâzâra uymaz" darb-ı meselin îrâd edüp cümlesi târumâr olup hânedânlarına revâne olduklarının haberi hân-ı âlîşâna gelince hemân Hazret-i Risâlet-penâhın alem-i şerîfi nişânesin du‘â ve senâ ile hazîneden çıkarup yüz kîse mâl dahi bilesince alup "Her kim mü’min ü muvahhid ve müslim tâbi‘ ise Hazret'in sancağı dibine gelsin" dedikde el-azametullâh ol mü’min ve mu‘tekid Tatar halkı şukka-i(?) alem-i Resûlullâh'ı görünce deryâ-misâl asker bir yere cem‘ olup gürûh gürûh ve asâkir-i Tatar sâf sâf olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 196b ·
metinde göster ·
… emî‘i cinn ü perîlere iş tamâm oldu, deyü izin verüp vüzerâ-i ukalâların re’y-i
tedbîrleriyle
Bâb-ı amûd'dan taşra handak içinde olan mahbeshâne-i kadîmlerine cümle dîvleri …
Sebeb-i binâ-yı Mescid-i Aksâ: Hazret-i Dâvûd hilâfetinde Benî İsrâ’îl'e tâ‘ûn olup Dâvûd Nebî du‘âsiyle tâ‘ûn ref‘ olunca ol du‘â makâmına Mescid-i Aksâ binâ olundu. Tamâm olmadan Dâvûd fevt olup Süleymân Nebî tamâm etdi. Bir âdem kaddi temeli nümâyân olup Hazret-i Dâvûd gazâ-yı Câlûd'dan sonra civâr-ı rahmete revâne olup hilâfet Hazret-i Süleymân'a intikâl edüp cemî‘i mahlûkâta pâdişâh olıcak dîvlere emr edüp bu mescid-i Aksâ'yı binâ etdi. Müddet-i medîde mürûr-ı eyyâm ile câmi‘ itmâm olduğu gün Hazret-i Süleymân asâ-yı pîrânına dayanup câmi‘ itmâmına sa‘y ederken meğer Arapça emri nâzil oldukda asâya söykenüp rûh-ı şerîfleri evc-i illiyyîne urûc etmiş. Bu hâlden bir ecnâs-ı mahlûkâtın haberi olmayup mescid-i Aksâ'yı tathîr ederlerken hukemâ-yı Süleymân ve vüzerâ-yı Âsâf-ı Berhayâ vâkıf-ı esrâr olup kable'l-mağrib cemî‘i cinn ü perîlere iş tamâm oldu, deyü izin verüp vüzerâ-i ukalâların re’y-i tedbîrleriyle Bâb-ı amûd'dan taşra handak içinde olan mahbeshâne-i kadîmlerine cümle dîvleri haps edüp bu tılsım[ı] icrâ ederler. Mürûr-ı eyyâm ile cümlesi mürd olup hâlâ ol gâr içre üstühânları nümâyândır. Ammâ bir muzlim yerdir, âdem bakmağa cür’et edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y210b ·
metinde göster ·
… m oğlu Şehzâde Süleymân'ı Kefe'den getürüp iclâs etsek’ deyü gûn-â-gûn re’y [ü]
tedbîrler
ederlermiş. Hemân sâ‘at Tarabefzûn'dan dervîş Selîmin bir muvâfık eyyâm ile Âsi …
‘Ne güzel, gelmişken aldayup münhezim etdiniz. İşte eyle bir şâhzâde-i kâmkârdan ayrıldık. İki yıldır kim nâm [u] nişânı yokdur. Yohsa ol cengde mi şehîd oldu. Bu Selîm oğlu Şehzâde Süleymân'ı Kefe'den getürüp iclâs etsek’ deyü gûn-â-gûn re’y [ü] tedbîrler ederlermiş. Hemân sâ‘at Tarabefzûn'dan dervîş Selîmin bir muvâfık eyyâm ile Âsitâne'ye mektûbları yedi günde varup cümle ümmet-i Muhammed,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y44a ·
metinde göster ·
vardır, ammâ biz ben muhtasar kıldık kıldım. Âhirü'l-emr sene 1091 (---) Tût'un …
Niçe bin gûn[e] re’y-i tedbîrleri vardır, ammâ biz ben muhtasar kıldık kıldım. Âhirü'l-emr sene 1091 (---) Tût'unda ma‘zûl olup Mısır('ı) Anatolu eyâletinden ma‘zûl Evvel Osmân Paşa'ya sadaka olunup, şehir havâlesi İbrâhîm Ağa şehr-i Şa‘bânın altısında Mısır'a dâhil olup, kâyimmakâm Kaytâs Beğ olup, P 351b Tût gurresinde Abdurrahmân Paşa alay-ı azîm ile aşağı Mısır'da Kal‘atü'l-Kepşî dibinde Mehemmed Beğ sarâyında meks edüp hîn-i azilde ağavâtlarına ikişer kat ta‘[y]înât vermeğe başlayup Âsitâne tarafına ulaklar gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·