… rdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa ve hakîr
tek ü
tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! Engürü'n …
Andan kalkup kal‘a-i Kal‘acığ'ı ve Şeyh Şâmî'yi ve Akçakoyunlu'yu ve kasaba-i Kurdlardan Kızılırmağ'ı refâhiyyet üzre geçüp menzil-i Karakeçili'de karâr edüp Varvar Alî Paşa'nın Turhal kal‘asından kalkdığın haber alup andan bir menzilde cânib-i şarka ılgar edüp Amâsiyye kurbunda kasaba-i Gergerân'da mülâkât-ı Varvar Alî Paşa: Bu kasabanın sene 1057 târîhinde bâlâda Erzurûm menâzillerinde tahrîr olunmuşdur. Bu kasaba sahrâsında, Varvar Alî Paşa kırk elli bin asker-i bî-pâyân ile meks edüp ol ferah-fezâyı hayme ve hargâh zeyn etmiş. Hakîr kanûn üzre ibtidâ kethüdâsına varup mülâkât olup bize vesîle olarak paşanın otâğ-ı nüh-tâkına götürdü. Ne otâk, gûyâ bir serâperde-i Süleymânî'dir kim cânib-i erba‘asın niçe bin çatal fitilli sekban ve sarıca akrebleri kat-ender-kat otâğı ihâta edüp pür-silâh âmâde durur. Hakîr içeri girüp paşaya yakın vardıkda tîrkeş ve kılıcım taşlayup seke seke huzûruna varup zemîn bûs edüp mektûb-ı muhabbet-üslûbları destine verüp "Defter[dâr]zâde Mehemmed Paşa oğlunuz, huzûr-ı izzetinize selâmlar edüp bu mektûbu gönderdi", dedikde "Safâ geldin yiğit, hoş geldin" dedikde yine dâmen bûs edüp "otur" dediler. Hakîr hemân 362a celse-i hafîfe edince yüzüme nazar edüp "Bre sen Hâfız Evliyâ Çelebi değil misin ki, Ayasofya Câmi‘inde leyle-i kadrde hıfzen sekiz sâ‘atde hatm-i şerîf edüp merhûm Sultân Murâd aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân seni Harem-i hâssaya alup kilârlı etmedi mi" deyice Hakîr "Belî Sultânım! Sultân Murâd Hân'ın çerâğ-ı efrûhtesiyim" dedim. "Şimdi sen paşa oğlumun ne hizmetindesin". "Vallahi Erzurûm'a giderken mü’ezzinbaşısı idim. Erzurûm'da gümrük kâtibliği ihsân eyledi ve üç kerre Acem diyârına gönderdi ve hâlâ şimdi imâmeti hizmetinde muk[te]dâ-yı nâs ve muhâsibi ve enîsi ve hem-celîsiyiz. Zîrâ âlem-i sabâvetden berü merhûm pederleri zamânından beri bir yerde hâsıl olduğumuzdan mahrem-i râz olduğumuz içün hakîri sultânıma gönderdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa ve hakîr tek ü tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! Engürü'nün şimâl tarafında, iki konak ötede Istanoz kal‘asında bırakdım. Andan cenâb-ı şerîfinizi kollayarak Kankırı taraflarına gitmek üzredir. Zîrâ ol mahal, ganîmet yerlerdir ve şiddet-i şitâ def‘ olup mevsim-i bahârdır, sultânımın ol câniblere gelmenize muntazırdır ve bu mektûbun sultânımdan netîce-i haberin ister. Hemân inşâallah sabâh bu kulunuz yine mektûb-ı dürerbârlarınız ile giderim. Mektûblara nazar olunsun" deyü hatm-i kelâm etdükde "Tiz dîvân efendisi Halîl Efendi'yi çağırın" dedikde Halîl Efendi hâzır olup mektûbu mahfîce tilâvet edüp cümle hâtır-nişân etdükde "Bre Evliyâ Çelebi! Ne çok askeriniz var, ya Engürü kal‘asına niçe kapanmadınız. Hayfa, dirîğ, işte bir iş ederdiniz kim devr-i kıyâmete dek kılıcınız arşa aşup ol zamân İslâmbol keferelerinden intikâm alınırdı. Olmaya, illâ hayr. Hele çok askeriniz var imiş" deyü sürûrundan kalkup otak içre reftâr ederken hakîre yüz altun ve bir mercân tesbîh ve koynundan bir mücevher sâ‘at ihsân edüp hazînedâra "Müsâfirindir, bir hoş ikrâm edüp bir kat esbâb ver" deyü tenbîh etdi. Ol sâ‘at hakîre bir kat libâs-ı fâhire ve bir semmûr kafası kürk-i fâhire verüp mihmân olduk. Ol gün konakçı tarafından haber gelüp Köprülü Mehemmed Paşa ve yedi beğlerbeği Osmâncık cisrini ve Sarmaşıklıkayabeli'ni alup meterisler kazup yalçın kayalar üzre azîm taşlar yığmışlar. Ol tarafdan kuş uçmak ihtimâli yokdur. Ve Amasiyye paşası Hüseyin Paşa Direklibel'i sedd edüp kurâlardan cümle re‘âyâ vü berâyâyı kaldırmış ve bir habbe ve cübbeli âdem bulunmak ihtimâli yokdur. Cümle sarp dağlara ve mağaralara ve kılâ‘lara kapanmışlar, deyü konakçıdan haber gelince Varvar Alî Paşa atf-ı ınânı Kızılırmak geçidine mün‘atıf eyleyüp tuğlar gitdi. Kasaba-i Gergerân'dan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b–362a ·
metinde göster ·
… rika ta‘bîr etdikleri morina balık geldi kim kırk elli seneden berü ol hizmetde
tek [ü]
pû eden müsinn âdemler bir günde bu mertebe yetmiş müteferrika {balık} çıkdığın …
Hikmet-i Hudâ Melek Ahmed Paşa efedimizin tâli‘ine yetmiş aded müteferrika ta‘bîr etdikleri morina balık geldi kim kırk elli seneden berü ol hizmetde tek [ü] pû eden müsinn âdemler bir günde bu mertebe yetmiş müteferrika {balık} çıkdığın görmedik, deyü engüşt-ber-dehen etdiler. Ba‘dehû paşa 121a ol gün tâli‘ine sayd olunan cümle sağîr ü kebîr yedi bin aded balığı on bir kiseye yine emîne bey‘ edüp emîne bir hil‘at-i fâhire geydirüp sarâyına revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120b–121a ·
metinde göster ·
… yü tahrîr etmişler ammâ galat-ı fikr etmişler. Hakîr bu mahalde on sene mikdârı
tek ü
pûm vardır kim selîkam bu fenne düşmek ile kırat-be-kırat dakîkiyle ma‘lûmumdur …
Evsâf-ı eşkâl-i kal‘a-i Meyâfârikîn: Müverrihân-ı Rûm bu kal‘a hakkında cezîre-i Şat ve nehr-i Furât mâbeynindeki cezîre-i azîm içredir deyü tahrîr etmişler ammâ galat-ı fikr etmişler. Hakîr bu mahalde on sene mikdârı tek ü pûm vardır kim selîkam bu fenne düşmek ile kırat-be-kırat dakîkiyle ma‘lûmumdur. Nehr-i Furât u Murâd Malatıyye kurbünde Kömürhânı cenbinde cereyân edüp kırk menzilde kal‘a-i Kurna kurbünde nehr-i Şatt'a munsabb olup Şattu'l-Arab olur ve nehr-i Şat Diyârbekr'in Fızkayası dibinden geçüp iner, Hasankeyfâ ve Cizre ve Musul ve Bağdâd ve Kurna dibinde yine nehr-i Furât'a rîzân olur. Bu kerre Diyârbekir'den cisri geçüp şimâle iki gün gidüp bu kal‘a-i Mefârikîn'e gelir. Bu takdîrce bu kal‘a niçe Şat ile Furât mâbeynindeki cezîrede olmuş olur. Bu hakîr-i pür-taksîr im‘ân-ı nazar ile nazar edüp böyle gördük. Ancak bu kal‘a nehr-i Şat ile nehr-i Batmân mâbeyninde vâki‘ cezîrede mebnî olup nehreyn-i azîmeyn mâbeynlerini fark etdiğiyçün Mâ-fârıkayn derler. Hakkâ ki böyledir. 218a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a ·
metinde göster ·
… aru mine'ş-şems bilüp on gün hânende pinhân olup Rahova nâm mahalde haymen içre
tek ü
tenhâda sana pend ü nasîhatler edüp, ey cânım hân nitekim ben Van eyâleti hâkim …
Devlet-i Âl-i Osmân'ın mûhini olan sen ki Abdâl Hân-ı dâl nâm şakî-i pür-ızlâl, kavm-i Rujikiyân eri, âr [u] nâmûsdan berî vü ârî olup "Âl-i Abbâsiyân neslinden ve Sultân Evhadullah'ın ırk-ı tâhirindenim." deyü ol zu‘m-ı fâsid ile la‘anallahu'd-dâhilu ve'l-hâric la‘netin kabûl eden Hâricîlerden ashâb-ı rıfz-ı ilhâd ve erbâb-ı fitne vü fesâd, ehli ile âlûde olan Yezîdî-Ekrâd, urûk-ı nâ-tâhirindensin kim mezâhib-i erba‘adan hâric olan Hâricî ve Ca‘ferî ve Cebrî ve Kaderî ve Hulûlî ve Hurûfî ve Zemînî ve Hamzavî ve vâsi‘î-mezheb olan fırak-ı dâldan bir bî-mezhebler ile ihtilât etmiş Hâricî mezhebin ve cemî‘i mudhıkân u kışmirân u mutrıbân zümresiyle lû‘b u lehve meşgûl ve hem-celîs ü hem-enîs olup fısk u fücûr ile âlûde olup ve Arapça ıtâbına mu‘âteb olan dalâlet-âbâd hâkimi Abdâl Hân-ı bî-mecâlsin kim bu hakîr mülk-i diyâr-ı Erz[urûm] vâlîsi iken etdiğin şenâ‘at ü şekâvet ve cinâyetlere "Tâze yiğitdir!" deyü mezâ-mâ-mezâ diyerek afv ederdim. Henüz sen bu sinn-i sâlde iken ıslâh-ı nefs etmeyüp âyende vü revende ehl-i tüccârın bâc bahânesiyle {tâcların kapup} yüklerün çözüp ale'l-kabz mâlların ucuz bahâ ile alursun ve Erzurûm eyâleti hâki müşânda olan Malazgird Beği Mehemmed Beğ'in kırk bin aded gûsfendlerin sürüp elin memleketin nehb ü gâret edüp üç yüz aded âdemlerin katl edüp serlerine serbendleri dâr olan Halitî ve Çekvânî ve Celüvî ve Rûzikî 261a nâm Yezîdî Ekrâdı kabâ’illerin başına cem‘ eyleyüp dâr-ı diyârları hasâre etdirüp âyende vü revendegândan kapu kullarının eşedd-i ukûbet ile mâlların alup kolların kesüp mecrûh edersin ve her cânibe dest-dırâzlık edüp kuttâ‘u't-tarîklık edersin. Hatta dâr-ı diyârında olan ulemâ-yı Ekrâd, "Niçün böyle edersin", deyü va‘z u nasîhat etdiklerinde, "Kürdistân'dır, birbirimiz mâbeyninde gûşmâl içün gâhîce müşâmızda olan kimesneleri gâret etmek kânûn-ı Âl-i Abbâsiyân'dır." demişsin. Sana Âl-i Osmân devletinde emr-i Hudâ ile bir gûşmâl ideyim ki gûşine mengûş olup ehl-i ıyâlinle halka-begûş zer-harîd gibi Âl-i Osmân'a kul olasın. Hatta bu abd-i ahkarın derûnunda cilve-ger olan mel‘anetini ilhâm-ı Rabbânî ile azharu mine'ş-şems bilüp on gün hânende pinhân olup Rahova nâm mahalde haymen içre tek ü tenhâda sana pend ü nasîhatler edüp, ey cânım hân nitekim ben Van eyâleti hâkimi iken müşânızda olan ümerâlar ile ve ehl-i tüccâr ile ve re‘âyâ vü berâyâlar ile hüsn-i zindegâne eyle, deyü vasiyyet eylediğim bu maslahatlar içün idi. İmdi ol pendnâmelerimiz sana zerre kadar te’sîr etmeyüp bu kadar fitne vü fesâd edüp, ili vilâyeti gâret edüp sulha muğâyir nâ-şer‘î dest-dırâzlıklar etdiğün ecilden kuttâ‘u't-tarîk olduğuna şüphemiz kalmayup nass-ı kâtı‘la vücûdun şecere-i bî-meyvesin kat‘ etmek helâldir kim el-âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b–261a ·
metinde göster ·
Bizler dahi hândan me’zûn olup vilâyet-i Tebrîz-i dilâvîze gitmeğe hâzır-bâş oldukda hân hakîri tek ü tenhâ katına kığırup eydür: "Ömrüm! Sen menim birâder-i cân-berâberimsen. Lutf eyle meni Tebrîz hânı yanında zânû-be-zânû olanda her danışıkda meni hâna yahşı mahtayasın." deyü koynundan üç yüz aded mümessek şâh sikke altun ve iki yüz guruş ve bir sâ‘at ve bir Gürcî kölesi ve bir Acemâne eğerli ve rahtlı kara çubuk at ve iki çapariz yorğa alaca çapar at ihsân edüp "Sehel ârâm idesiz kim sizin yollarınız üzre hânlar ve sultânlar ve Tebrîz hânına varaklar yazam." dedikde mektûblar tahrîr olunup hakîre teslîm oldukda hikmet-i Hudâ hân kapusunda âmâde olan nöker ve dizçökenler ve çiğ et yiyenler ve cümle merdümhorlar pârekende ve perîşân olmağa başladılar. Hân-ı garîbin reng-i rûyi müteğayyer olup "Heni kişiler bu velvele nedir?" dedikde "Ey hânım, atebe-i âlîden eşik akası Çapar ile geledir!" dediklerinde hemân dem hânın aklı başından gedüp hakîre eydür: "Evliyâ akam, men ahrete giderem, meni du‘âdan unutma!" dedikde hakîr tesellî-i hâtır içün eyitdim: "Ey hânım uğurunuza cân u başım vermişem. Hele hânım görelim bu sözün aslı fer‘i nedir?" derken hemân hân dîvânhânesinin eşiğinden bir semmûr kürklü ve başı telli ve cevâhir zurzuvile tâclı beli cevâhir kılıçlı bir muhteşem ve sâhib-i salâbet âdem zâhir olunca cümle erbâb-ı dîvân ayağa kalkdılar ve ta‘zîm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299a ·
metinde göster ·
… endire gâzîleriyle Tımışvâ[r]'dan çıkup Serdâr Alî Paşa gitdiği yoldan gitmeyüp
tek ü
tenhâ ganîmet yollardan,
Bu şehr-i Tımışvâr'ı dahi meymene ve meysere seyr [ü] temâşâ edüp (---) paşa efendimizin kâ’immakâmı ile ve gayrı ahibbâlar ile vedâ[‘]laşup iki yüz aded Semendire gâzîleriyle Tımışvâ[r]'dan çıkup Serdâr Alî Paşa gitdiği yoldan gitmeyüp tek ü tenhâ ganîmet yollardan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 119b ·
metinde göster ·
… ı gâyet lezîz ve latîfdir. Hattâ bu hakîr-i pür-taksîr bu felek-i kec-revde çok
tek ü
bûm olup çok dâr [u] diyâr geşt [ü] güzâr eyledim, ammâ bu buhayrenin mâhîleri …
Hattâ Sultân Murâd-ı Râbi‘'e âlât-ı meclis içün bu mâhîlerden tuzlayup ılgar ile getirüp nakl-i meclis ederlerdi, zîrâ bu gölün mâhîleri misk gibi kokar, aslâ ve kat‘â balık râyihası yokdur. Ve cemî‘i hükemâ kavlince balık muzırdır, lâkin bu gölün balığın Fireng zahmına mübtelâ olanlar yese bi-emr-i Hudâ şifâ bulur. Bu balıkların kebâbı ve çorbası ve tavası gâyet lezîz ve latîfdir. Hattâ bu hakîr-i pür-taksîr bu felek-i kec-revde çok tek ü bûm olup çok dâr [u] diyâr geşt [ü] güzâr eyledim, ammâ bu buhayrenin mâhîleri gibi mâ’ide görmedim. Gûyâ lezzetde ilikdir, ammâ cümleden memdûhu la‘lgûn pul ile halk olunmuş alabalığı ve sazan ve levrek balıklarının her biri ellişer vukıyye gelir gûnâ-gûn mâhîlerdir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 178b ·
metinde göster ·
… inden gelmesine muntazır oldular. Yine her bâr asâkir-i kerrâr tekrâr-be-tekrâr
tek ü
yek(?) durmayup Foğraş handakı dibindeki şaranpav içre olan keferelerden esîr a …
Ba‘dehu kal‘a varoşu külliyet üzre yanup kal‘a-i Foğraş meydân-ı mahabbetde kalup ol gün binden mütecâviz esîr alındı. Bu zîr-i kal‘ada on gün on gece tekâ‘üd fermân olunup Tatar askeriyle Küçük Mehemmed Paşa'nın Nemse vilâyetinden gelmesine muntazır oldular. Yine her bâr asâkir-i kerrâr tekrâr-be-tekrâr tek ü yek(?) durmayup Foğraş handakı dibindeki şaranpav içre olan keferelerden esîr almağa kasd etdiklerince kal‘adan geceli ve gündüzlü bin pâre balyemezler atardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27b ·
metinde göster ·
tenhâsında ale's-seher esmâü'l-hüsnâya müdâvemet ederdi ve her isneyn gecesi cü …
Ve kendü savma‘a-i tek ü tenhâsında ale's-seher esmâü'l-hüsnâya müdâvemet ederdi ve her isneyn gecesi cümle iç ağalarına kırk bin salavât-i şerîfe ve her leyle-i Cum‘ada on iki bin İhlâs-ı şerîfe tilâvet olunurdu. Ve hâlâ harem-i hâsda büyük oda ve küçük odalara on iki bin altun Bağdad'dan gönderüp vakf edüp uslûb-ı sâbıka üzre leyle-i isneynde ve leyle-i Cum‘ada kırk bin salavât ve kırk bin aded İhlâs-ı şerîfe tilâvet olunur aceb hayrât-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48b ·
metinde göster ·
… s eder. Hattâ bu hakîr meclis-i hâslarından bir ân münfek 129b olmayup hergiz
tek ü
tenhâlarında nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem ha …
Hânendeleri hüsn-âvâz hoş-elhân ile kâr ve nakş ve savt ve zecel ve amel ve tasnîfâtları kânûn üzre dâ’ireden çıkmayup sâz dil-nüvâz sözler ile nevâ-sâzlık edüp rakkâs-ı mehtâb gulâmlar meydân-ı mahabbetde bedr-i mübîn gibi deverân u seyerân etdiklerinde gûyâ zühre raks eder. Hattâ bu hakîr meclis-i hâslarından bir ân münfek 129b olmayup hergiz tek ü tenhâlarında nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem harâb olmadan bilâ fısık velâ nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara sohbetleri ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a–129b ·
metinde göster ·
… hne ve ser-bürehne abdâlân-ı fakr [u] fâka sâhibi kerem kânları olup cümlesinin
tek [ü]
pûy-ı himmetleriyle bu cây-ı hurrem-âbâdı bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân ve âb-ı …
Tekye-i Horasânoğlu: Gâzî sa‘îd ü şehîd Deli Hüseyin Paşa'nın hayrâtı olup âsitâne-i Hacı Bektaş-ı Velî olup seksen aded pâ-bürehne ve ser-bürehne abdâlân-ı fakr [u] fâka sâhibi kerem kânları olup cümlesinin tek [ü] pûy-ı himmetleriyle bu cây-ı hurrem-âbâdı bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân ve âb-ı revânlı bâğ-ı Merâm-misâl bir mesîregâh etmişler. Hemîşe subh u şâm bay [u] gedâya it‘âm-ı 288a âm edüp erenlere hidmet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287b–288a ·
metinde göster ·
tenhâ yemeyüp elbette müsâfirle tenâvül ederler. Hak Te‘âlâ berekât vermiş kavi …
Ve taşlık yer olmağile şiddet-i hâr ziyâdedir. Ve câ-be-câ halkının reng-i rûyları humret üzredir. Ammâ birbirleriyle hüsn-i zindegâneleri yokdur. Ve şeb [u] rûz gavgâları çokdur, gâyet lecûc kavimdirler. Ve dağlarında beş on bin tüfeng-endâz kavmi vardır. Hâkime itâ‘at etmezler. Gâyet ganî ve sahî kavimdirler. Cenâb-ı Bârî mâllarına ve bâğlarına berekât-ı Halîl vermiş. Ta‘âmların tek ü tenhâ yemeyüp elbette müsâfirle tenâvül ederler. Hak Te‘âlâ berekât vermiş kavimdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y232a ·
metinde göster ·
pûm vardır, ammâ bu dörd nesneye akl-ı kâsırım vâlih olur. Biri İslâmbol'da Ter …
Hulâsa-i kelâm Mısır'ın niçe bin ibret-nümâ-yı temâşâgâhı var. Biri dahi bu ibret-nümâ-yı sun‘-ı azîm anbâr-ı Yûsuf'dur. Hakîr devlet-i âl-i Osmân'a hayli tek [ü] pûm vardır, ammâ bu dörd nesneye akl-ı kâsırım vâlih olur. Biri İslâmbol'da Tershâne-i Âmire, biri dahi Matbah-ı âl-i Osmân, biri dahi Mekke ve Medîne ve huccâc masrûfâtı, biri dahi dersen Mısır'da anbâr-ı {Hazret-i} Yûsuf'dur. Bu dördünün îrâd [u] masrûfuna cemî‘i ukalâ dem-beste ve hayrân kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y144a ·
metinde göster ·