… izzât kendüleri dahi lehceleri Boşnak lisânı üzre fesâhat ü belâğat sâhibi olup
tekellüm
eder.
eş-Şeyh Sultân-ı Melâmiyyûn Hazret-i Kapanî Mehemmed Efendi: Ve dahi Geysûdâr Mehemmed Efendi derlerdi. Zîrâ pâ-bürehne ve ser-bürehne olup geysûları mergûle mergûle ve fetîle fetîle pîç u pîç ham-be-ham kâkül-i perîşân bir dervîş-i zîşân olduğundan Geysûdâr lakabıyla meşhûr-ı âfâk bir kutb-ı istihkâk kimesne idi. Sayf [u] şitâda bir beyâz imroz kebesinden gayrı "Lâ-cübbete velâ-sivâllâh" deyü destinde bir teberi eksik değil idi. Gelibolu etrâfındandır derlerdi. Ammâ Peçuy-ı Sirem mânend-i bâğ-ı İrem taraflarında akrabâları kabaniçeli ve kopçalı çakşırlı âdemler gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Arabacılar meydânı önündeki (---) Paşa mektebinde sâkin olurlardı. Akrabâları dahi atları ve donları ile anda olurlardı. Ve bizzât kendüleri dahi lehceleri Boşnak lisânı üzre fesâhat ü belâğat sâhibi olup tekellüm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 112b ·
metinde göster ·
… rı Etrâk lisânıdır ammâ şehrinde hâsıl olan çelebileri fesâhat [u] belâğat üzre
tekellüm
edüp ulemâsı ve şu‘arâsı ve nebtîz şehrîleri vardır. Ve bu şehirde tarîk-i Celv …
Bu halkın ekseri Anatolu diyârı halkı olmağile lehce-i mahsûsaları Etrâk lisânıdır ammâ şehrinde hâsıl olan çelebileri fesâhat [u] belâğat üzre tekellüm edüp ulemâsı ve şu‘arâsı ve nebtîz şehrîleri vardır. Ve bu şehirde tarîk-i Celvetî iştihâr bulmağıla âyîn [u] ezkâr mahallinde ilm-i edvâr üzre gûnâ-gûn ilâhiyyâtlar ve zikr ü zecel ü tasnîfât okur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144a ·
metinde göster ·
… er. Söze gelseler âkıbet-endîşâne ve dervîşâne bedî’u'l-beyân ve fasîhu'l-lisân
tekellüm
ederler kim nutk-ı dürer-bârları âdeme te’sîr edüp inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı de …
İklîm-i râbi‘dendir. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) dır. Âb [u] hevâsının letâfetinden halkının reng-i rûları humret üzredir. Ammâ lodos rüzgârı tarafın Cebel-i Ruhbân sedd etmekle ol rüzgârda hevâsı sakîldir. Ammâ mahbûb ve mahbûbesi gâyet çokdur kim mümtâz [u] dilârâ civânların şu‘arâlar medh edüp şehr-engîzler etmişlerdir. Nisvânı gâyet hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve giysû-yı müşk-bârları girih girih ve mergûle mergûle etdiklerine şâ‘irân-ı Bursa "giysû-yı mergûle" derler, bir diyâr zenânesine mahsûs değildir, illâ Bursa'ya mahsûsdır. Ve ricâl makûlesi ol kadar müsinn ü mu‘ammer olurlar kim 231b kuvveti gitmiş ve hey’eti bitmiş musâhebet [u] belâgattan bi'l-külliye kalmış âdemler olur. Hâl sâhibi niçe bin kibâr vardır ki bâlâda zikri sebkat etmişdir. Netîce-i merâm, bu şehrin letâfet [u] nezâfeti ve sabâhat u melâhati gibi olmazdır. Halkı nâzik-endâm, simîn-beden, matlûbu'l-kulûbdürler. Söze gelseler âkıbet-endîşâne ve dervîşâne bedî’u'l-beyân ve fasîhu'l-lisân tekellüm ederler kim nutk-ı dürer-bârları âdeme te’sîr edüp inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn hâsıl olur. Zîrâ her biri birer pîr-i pîşvâlardan me’zûn olup feyz almış kimselerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231a–231b ·
metinde göster ·
… kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde
tekellüm
olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile
tekellüm
edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfe …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… kâre oldu, ammâ birimizin rûhu haberi olmadı. Bir aceb rumûz [u] künûz kuş dili
tekellüm
olundu" deyüp âlem-i hayretde kaldı.
"Sübhânallah, bu günde ne acâ’ib sırr-ı İlâhîler müşâhede olundu kim Devlet-i Âl-i Osmân'da ne olacağına bu şehzâdelerin bu gûne mu‘âmelesinden esrâr-ı hafîler âşikâre oldu, ammâ birimizin rûhu haberi olmadı. Bir aceb rumûz [u] künûz kuş dili tekellüm olundu" deyüp âlem-i hayretde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275a ·
metinde göster ·
… vveti kudreti gitmiş [ve] musâhabetden kalmış olurlar ve kelimâtları bu edâ ile
tekellüm
ederler.
Varoş-ı Erzincân kapusu: Kal‘anın cânib-i şarkîsinde Deveçeşmesi'nden tâ Alîdeğirmeni'ne varınca varoş-ı azîmdir. Bu varoşlarda ekseriyyâ Ermeni re‘âyâlar sâkin olduğundan cümle on üç aded kenîse-i kefereler vardır. Cümle kefereleri alaca destâr peşkîr sararlar ve âyînlerine londura mâvî çuka ve ednâ re‘âyâları şal kebe ve ayaklarına nâzük çarık giyerler. Gâyet rencber re‘âyâsı vardır. Kefere avretleri yassı başlı ve beyâz ızâr çarşaf bürünürler, ammâ müselmân havâtînleri sivri se-renk ve dîbâ ve gümüş ve altun takye giyüp beyâz nâzük câr-ı ızar bürünüp ayaklarına katife çakşır ve sarı çizme giyüp mü’eddebâne reftâr ederler. Gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları lehçelerine göre mevzûn ve dişleri hemvâre dürr-i meknûn ve giysû-yı müşg-bârların sarkıdırlar ve uşşâkı bin cân ile kendülerine akıdırlar. Ve hevâsının letâfetinden ricâl makûlesi ol kadar müsinn ü mu‘ammer olur kim kuvveti gitmiş, hey’eti bitmiş, ömrü yetmişe, yüze yetmiş, kuvveti kudreti gitmiş [ve] musâhabetden kalmış olurlar ve kelimâtları bu edâ ile tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kal‘a-i kadîm ve sedd-i azîm, kal‘a-i Azgûr-ı Aleksandır-ı Gûr: Müverrih-i âlem Şerefnâme kavli üzre ibtidâ Gürcîstân'da binâ olunan bu Azgûr-ı gûr kal‘asıdır. Lisân-ı Gürcî'de Azgûr-ı gûr ya‘nî pâdişâhlar pâdişâhı Aleksandır binâsıdır, demek olur. Aleksandır, İskender-i Zülkarneyn'dir kim anın binâsıdır. Hakkâ kim bu sedd-i üstüvârın azîm çâr-kûşe seng-i hârâları İskender binâsı olmağı gösterir. Yohsa zamânımız benî Âdeminin beş yüzü bir yire cem‘ olsa bir taşın bir yerden bu mekâna vaz‘-ı binâ etmeğe kâdir değildir. Hâlâ bir püşte-i âlî üzre şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘a-i köhne-âbâd, bu kal‘a Gürcîstân hâkinde Ahıçka hududunda niyâbetdir. Kıbleye nâzır bir kapusu var. Ağası hâkimdir. İki yüz aded neferâtları var. Kal‘asının aslâ havâlîsi yok, metânet üzre mebnî bir kâr-ı kavî kal‘a-i metîndir. {Bu şehr önünden cereyân eden nehr Ahıçka dağlarında kûh-ı Oda'dan (?) gelüp Ahıska içinden ubûr ederek bu şehrin bâğçe ve besâtinlerin reyy edüp iner, nehr-i Araz'a rîzân olur}. Câmi‘i ve hânı ve hammâmı vardır. Ve kırk elli mikdârı esvâk-ı muhtasarı vardır. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçesi ve Gürcîstân güzelleri vardır. Bu şehr-i ma‘mûre Gürcîstân'ın Şavşad kavmi hudûdunda olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı Gürcî lisânı tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a ·
metinde göster ·
… 'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre
tekellüm
ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercü …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterh …
Galat-ı meşhûr üzre elsine-i nâsda Ahıska, Ahkıska ve Ahçıska ve Akıska ve Akhısha {ve Akısha} derler. Zîrâ cânib-i erba‘asında elsîne-i muhtelife tekellüm eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde "Eyâlet-i Çıldır'a mutasarrıf vezîrim fülân paşa" deyü tahrîr olunur. İbtidâ bu kal‘a-i metînin bânîsi sâhib-i eyvân, tâk-i kisrâ Enûşirvân-ı Gürcîstân'dır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ sa‘âdetle rahm-i mâderden müştakk olup bu edîm-i arza kadem basdıkda bu Enûşirvân üstâd-ı kâmil kâhin idi. "Hây! Âhir zamân Muhammedi sâhib-i hurûc bu gice zuhûr etdi" deyü bu kal‘a esâsına mübâşeret etdüğü İskender târîhinden Vilâdet-i Resûlullah'a gelince 882 sene olmuşdu kim bu kal‘a binâ olunup ol kadar imâristân oldu kim Enûşirvân her sene Bağdâd-ı behişt-âbâddan gelüp bu Ahıçka'da altı ay yaylağ faslı ederdi. Zîrâ hâlâ âb [u] hevâsı latîfdir. Andan sonra bu kal‘a üzre niçe bin mülûk tama‘a düşüp mâlik-i Ahıçka 321a oldukların biz mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak be-kavl-i târîh-i Şerefnâme, hicret-i Nebeviyye'nin sene (---) târîhinde Âl-i Emevîden Hişâm b. Abdülmelik hazretleri Şâm'dan deryâ-misâl asker ile Haleb ve Ayntâb ve Mar‘aş ve Malatıyye ve Diyârbekir ve Erzurûm kılâ‘ların feth ederek gelüp bu kal‘a-i Ahıçka'yı feth edüp ibtidâ dârü'l-mülk-i İslâm sedd-i Gürcîstân olan bu kal‘a-i Ahıçka'dır, andan asâkir-i bî-pâyân gönderüp Tiflis [u] Tomanis ve Gence ve Şirvân ve Bâbü'l-ebvâb'ı ve vilâyet-i Dağıstân'ı cümle feth edüp İslâm ile müşerref eden Emîrü'l-mü’minîn Halîfe Hişâm'dır. Andan yine dârü'l-mülkü olan Şâm-ı cennet-meşâma müteveccih oldular. Andan yine tâ’ife-i Gürcîstân istilâ etdi. Andan Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh, mâlik oldu. Timur Hân sâhib-i hurûc olup Kara Yûsuf üzre geldikde Kara Yûsuf, salâbet-i Timur'a tâkat getiremeyüp Kara Yûsuf Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân'a firâr edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Ahıçka'ya Sultân Uzun Hasan mâlik oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb [u] gâret etmedi. Andan sonra devlet-i Azerbaycân Şeyh Safî evlâdlarından şâh-ı İrân-zemîn olan Şâh İsmâ‘îl destine girüp bu Ahıska'yı yaylağ edüp cemî‘î Gürcîstân tümenin kendüye mutî‘ [u] münkâd edüp asr-ı Bâyezîd Hân'da vilâyet-i Âl-i Osmân'ın dâr [u] diyârların harâb u yebâb ederek tâ Arpa Çukuru nâmıyla ma‘rûf olan Sivas'a gelince yedi eyâlet yeri kabza-i tasarrufa aldı. Ol asrda Şehzâde Selîm Hân-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimi idi. Kağan arslan gibi şâh-ı bed-fi‘âl askerinin kâhîce ardın alup tîğ-i Selîm'den geçirirdi. Cenâb-ı Bârî yârî kılup taht-ı Âl-i Osmân, Selîm Hân'a erzânî oldukda ibtidâ Niyyetü'l-gazâ! deyüp Şâh İsmâ‘îl üzre deryâ-misâl asker ile gelüp bu Çıldır sahrâsında bir ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp yüz bin kızılbaş-ı evbâş, sürhserânların serleri seyf-i Muhammedî ile tırâş olup ancak Şâh kuş cânıyla cân atup cânib-i Azerbaycân'a cân düşürüp halâs olduğu cemî‘î tevârîh-i Âl-i Osmân'da mestûrdur kim tahrîri lâzım değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı mutî‘ [u] münkâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320b–321a ·
metinde göster ·
… lisân-ı Arabî on iki lisândır. Her biri birinden mugâyir lehçe-i mahsûslarıyla
tekellüm
olunur ammâ cümleden fesâhat ve belâğat üzre lisân-ı Arabî ehl-i Mekke ve Tâ’if …
Bu hadîs-i şerîf "Derûn-ı Dakâyık u Hakâyık" nâm kitâb kim Kemâl Paşazâde te’lîfidir, anda mastûrdur. Ammâ Hazret-i Âdem cennetden hübût etdikten sonra kendüye firâk-ı Rabbü'l-âlemîn eleminden nisyân el vurup ba‘dehû cebel-i Arafât'da Hazret-i Havvâ ile kırlangıç tayrı vâsıtalığıyla Âdem Nebî Havvâ'ya buluşup bi-emri Hüdâ lisân-ı Arabî'ye karîb lisân-ı İbrî kelimât etdiler. Lafz-ı İbrî yine Arabî hurufu kadardır ve yine ol harflerdir. Lâkin kalb-i hurûf olup İbrî derler başka bir lisândır kim cild-i (---) imizde mestûrdur. Hazret-i Âdem aleyhi's-selâmın evlâd-ı evlâdı münteşîr olup lisân-ı İbrî ve lisân-ı Süryânî ve lisân-ı İmrânî kelimât ederlerdi. Tâ kim Hazret-i İsmâ‘îl-i Nebî aleyhi's-selâm kırk yaşında mürsel peygamber oldukda ibtidâ lisân-ı Arabî anlardan âşikâre oldu. Ammâ lisân-ı Süryânî ve İmrânî ve niçe lisânlar kâtib-i Hazret-i İdrîs-i Nebî'den kalmışdır ammâ ilâ yevminâ hâzâ lisân-ı Arabî Cenâb-ı Hüdâ'nın medh etdüğü lisândır kim sûre-i (---) bi-lisân-ı Arabî buyurduklarından bir vâsi‘ lisândır kim hadd [u] pâyânı yokdur. Bir lüğât içün yetmiş lüğat vardır. Netekim Mekke'nin üç yüz ismi vardır. Meselâ Mekke ve Bekke ve Ka‘be ve Vâdi'n-Neml ve Mu‘allâ (---) esmâları vardır ve arslan içün üç yüz ismi vardır. Tâ bu mertebe lisân-ı vâsi‘ ve fesâhat ve belâğatlı elfâz-ı tumturâklı lisân-ı fasîhdir. Anınçün kelâm-ı ekâbirde "el-Arabî fesâhatün ve'l-Acemî zarâfetün ve't-Türkî kabâhatün ve sâ’irü'l-lisân galîzatün" demişler. Böyle bir vâsi‘ lisân-ı Arabî Arabistân gibi vâsi‘ arz-ı mukaddesde kavm [ü] kabâ’il-i Urbân'ın hadd [ü] pâyânı olmamak ile lisân-ı Arabî on iki lisândır. Her biri birinden mugâyir lehçe-i mahsûslarıyla tekellüm olunur ammâ cümleden fesâhat ve belâğat üzre lisân-ı Arabî ehl-i Mekke ve Tâ’if ve Hicâz ve Mevâl Urbânının fesâhât [u] belâğat üzre lisânlarıdır kim niçe kelâm-ı dürr-i meknûnları âyet-i şerîf ile kelimât olunur. Ammâ ehl-i Şâm dahi fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân kelâmın dürer-bârları vardır. Zîrâ ulemâ-yı Şâm meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 29a ·
metinde göster ·
… âr ederler. Bu mahalde cümle keferelerdir ammâ aslâ lisân-ı Rûmî bilmeyüp Arabî
tekellüm
ederler ve yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu …
Leb-i deryâda İskender-i Kübrâ binâsıdır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Melikü't-Tâhir İşpaniye keferesi elinden feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Şâh'a emân ile vermişlerdir. Sayda hâkinde voyvadalıkdır ve kazâdır. Ve kal‘ası leb-i deryâda bir kal‘a-i azîm ve liman-ı kebîri var. Hâlâ câ-be-câ yerleri mündehimdir. Cirmi altı bin adımdır. Ve üç mahalle ve üç yüz toprak örtülü hâneleri ve bir câmi‘i ve bir hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve bir deyr-i ma‘mûru var, cümle kefere Aleksandır'ın ma‘bedgâhıdır deyü i‘tibâr ederler. Bu mahalde cümle keferelerdir ammâ aslâ lisân-ı Rûmî bilmeyüp Arabî tekellüm ederler ve yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu kal‘a bir kumsal yerde vâki‘ olmağıla leb-i deryâda limana nâzır bir kulle-i kavîsi Fâtih-i Yemen Sinân Paşa binâsıdır. Dizdârı ve merdim-i hisârı elli nefer ile bunda sâkinlerdir. Sekiz rüzgâr-ı zûr-kârdan emîn liman-ı kebîri vardır. Akka limanında gemiler kışlamayup burda yatarlar ammâ kum deryâsı günden güne şehri gark-ı rimâl etmededir. Zamân-ı kadîmde kum tılsımâtı olmak üzre bir amûd-ı âlî var imiş. Ma‘ânoğlu defîne vardır deyü amûdı münhedim edüp kum bu şehre dâhil olmağa başlar. Niçe gûne evsâfları bu kal‘a-i Sûr'un yine Mekke-i Mükerreme'ye gitdiğimiz sene Şâm Tarablusu evsâfıyla mufassal tahrîr olunmuşdur. Bu kal‘ayı seyr [u] temâşâ edüp mahall-i ma‘hûdda cümle asker Nakura Boğazı'n geçmek içün hâs u âm müşâvere edüp Sıfet hâkimi çarhacı olup kırk bayrak sekban sarıca askeri nısfu'l-leylde pür-silâh olup Nakura Boğazı'na varup hâlî bulup pusu yerlerine sepişüp cümle bahâdırân âmâde hâmûş-bâş yatdılar. Ol gice Dürüzîlerden yedi aded çaşıt dutulup Paşa'ya geldükde söyledüp aslâ amân vermeyüp Sûr kal‘ası önünde kelleleri tenlerinden tîğ-ı Murtezâ ile galtân olup ale's-sabâh Nakura Boğazı'ndan feryâdcılar gelüp "Bre Sultânım, pusuda olan asâkir-i İslâm'ı Dürüzî basup gâlib gelüp bizim bayraklar mağlûb olmada. Hâlâ ceng-i azîmdir" deyünce mukaddemâ ileri kırk bayrak piyâde Sayda-i Berût ve Sıfet askeri gidüp imdâd yetişir. Paşa dahi atlanup cümle asker ile bir sâ‘atde imdâda yetişüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
… leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ
tekellüm
etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masra …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… lm-i hikmet verüp cemî‘i kûhlarda olan haşâyiş makûlesi kendüye lisân-ı hâl ile
tekellüm
edüp "Yâ Lokmân! Ben fülân derde dâ‘-i devâyım" derler idi. Hattâ ecele dermân …
Ez în-cânib yine şehr-i Remle'de ziyâret-i Hazret-i Lokmân ibn (---) Vilâyet-i Sûdân'dan siyâh-çerde bir hakîm idi. Cenâb-ı Bârî kendüye ilm-i hikmet verüp cemî‘i kûhlarda olan haşâyiş makûlesi kendüye lisân-ı hâl ile tekellüm edüp "Yâ Lokmân! Ben fülân derde dâ‘-i devâyım" derler idi. Hattâ ecele dermân bulmağa çalışdı. Arz-ı Mukaddes'in nihâyetinde Adana şehri kurbunda şehr-i Misis cisrinden nehr-i Cihân üzre ubûr ederken Cibril-i Emîn elinden, kitâbın, kanadıyla nehr-i Seyhân'a atdı. Lokmân âhir âlem-i seyâhete düşüp arz-ı sa‘îd-i âlîde şehr-i Asvân'da Hazret-i İdris'in gârı içre niçe zemân sâkin olup hakîr ol gâra girmek müyesser olup bi-hakk-ı Hudâ hâlâ ol gâr-ı nazargâh içinde zencebîl ve darçın ve karanfil ve besebâse ve kebâbe ve kakule râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
Bu memleket-i Sivas beled-i kadîm olmağıla bânîsi Amalak asrından berü kavm-i Ermenî destinde olup Ays ibn İshâk Nebîye müntehî olur kavm-i cebbârlar idi. Lisân-ı Ermenî anların zu‘munca Amalak peydâ etdi derler. Bu lisânın fesâhat [ü] belâğatı şehr-i Rûm-ı Sivas'da tekellüm olunur. Millet-i Ya‘kûbî'dir. Ba‘dehû Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp kavm-i Mesîhâdan olup cümle İncîlî'dir. Bunlar dahi yedi fırka ve yedi lisân üzre tekellüm ederler. Ammâ cümlesi İsevî olmağıla İncîl'le amel edüp tilâvet-i İncîl ederler. Arabistân'ın Ermenî'lerine Ya‘kûbî derler. Şâm'da ve Haleb'de ve Irâk'da cümle Ya‘kûbî lisânı tekellüm ederler. Ve âyîn-i bâtıl-ı bî-mezhebleri gayri gûnedir. Lisân-ı Ya‘kûbî dahi mahalliyle tahrîr olunur ve kavm-i Mıgdisî lisânı dahi başka lisândır kim ba‘zı elfâzı ve niçe lügatleri Fârisî'ye yakındır. Gâyet fasîh lisânları vardır. Ve lisân-ı (---) lisân-ı Ekrâd'a yakındır ve lisân-ı (---) Arabî'ye yakındır ve lisân-ı (---) Gürcî'ye yakındır. Bunlar Enüşirvânî'dir ve lisân-ı (---) bir lisâna müşâbeheti yokdur. Ermenî kavminin Çingânesidir. Ammâ cümlesi İncîlî ve millet-i Mesîhî'dir. Ancak mezâhib-i bâtılaları Rûm gibi değildir. Iyd-i beyza-yı Nasârâ gecesi Ermenî yağlı yer ve savm-ı bâtıllarınca Urûmlar sabâhısı yağlı yerler. Bu lisân-ı Ermenî'den dahi seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olanlara elzem-i levâzımından lisân olmağıla bu kadarca tahrîr olundu kim ba‘zı menâzillerde ve kurâ ve kasabâtlarda tahsîl-i ma‘îşet edüp herkesle hüsn-i ülfet etmek içün kifâyet mikdârı tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
Bu memleket-i Sivas beled-i kadîm olmağıla bânîsi Amalak asrından berü kavm-i Ermenî destinde olup Ays ibn İshâk Nebîye müntehî olur kavm-i cebbârlar idi. Lisân-ı Ermenî anların zu‘munca Amalak peydâ etdi derler. Bu lisânın fesâhat [ü] belâğatı şehr-i Rûm-ı Sivas'da tekellüm olunur. Millet-i Ya‘kûbî'dir. Ba‘dehû Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp kavm-i Mesîhâdan olup cümle İncîlî'dir. Bunlar dahi yedi fırka ve yedi lisân üzre tekellüm ederler. Ammâ cümlesi İsevî olmağıla İncîl'le amel edüp tilâvet-i İncîl ederler. Arabistân'ın Ermenî'lerine Ya‘kûbî derler. Şâm'da ve Haleb'de ve Irâk'da cümle Ya‘kûbî lisânı tekellüm ederler. Ve âyîn-i bâtıl-ı bî-mezhebleri gayri gûnedir. Lisân-ı Ya‘kûbî dahi mahalliyle tahrîr olunur ve kavm-i Mıgdisî lisânı dahi başka lisândır kim ba‘zı elfâzı ve niçe lügatleri Fârisî'ye yakındır. Gâyet fasîh lisânları vardır. Ve lisân-ı (---) lisân-ı Ekrâd'a yakındır ve lisân-ı (---) Arabî'ye yakındır ve lisân-ı (---) Gürcî'ye yakındır. Bunlar Enüşirvânî'dir ve lisân-ı (---) bir lisâna müşâbeheti yokdur. Ermenî kavminin Çingânesidir. Ammâ cümlesi İncîlî ve millet-i Mesîhî'dir. Ancak mezâhib-i bâtılaları Rûm gibi değildir. Iyd-i beyza-yı Nasârâ gecesi Ermenî yağlı yer ve savm-ı bâtıllarınca Urûmlar sabâhısı yağlı yerler. Bu lisân-ı Ermenî'den dahi seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olanlara elzem-i levâzımından lisân olmağıla bu kadarca tahrîr olundu kim ba‘zı menâzillerde ve kurâ ve kasabâtlarda tahsîl-i ma‘îşet edüp herkesle hüsn-i ülfet etmek içün kifâyet mikdârı tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
… rmenî'lerine Ya‘kûbî derler. Şâm'da ve Haleb'de ve Irâk'da cümle Ya‘kûbî lisânı
tekellüm
ederler. Ve âyîn-i bâtıl-ı bî-mezhebleri gayri gûnedir. Lisân-ı Ya‘kûbî dahi ma …
Bu memleket-i Sivas beled-i kadîm olmağıla bânîsi Amalak asrından berü kavm-i Ermenî destinde olup Ays ibn İshâk Nebîye müntehî olur kavm-i cebbârlar idi. Lisân-ı Ermenî anların zu‘munca Amalak peydâ etdi derler. Bu lisânın fesâhat [ü] belâğatı şehr-i Rûm-ı Sivas'da tekellüm olunur. Millet-i Ya‘kûbî'dir. Ba‘dehû Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp kavm-i Mesîhâdan olup cümle İncîlî'dir. Bunlar dahi yedi fırka ve yedi lisân üzre tekellüm ederler. Ammâ cümlesi İsevî olmağıla İncîl'le amel edüp tilâvet-i İncîl ederler. Arabistân'ın Ermenî'lerine Ya‘kûbî derler. Şâm'da ve Haleb'de ve Irâk'da cümle Ya‘kûbî lisânı tekellüm ederler. Ve âyîn-i bâtıl-ı bî-mezhebleri gayri gûnedir. Lisân-ı Ya‘kûbî dahi mahalliyle tahrîr olunur ve kavm-i Mıgdisî lisânı dahi başka lisândır kim ba‘zı elfâzı ve niçe lügatleri Fârisî'ye yakındır. Gâyet fasîh lisânları vardır. Ve lisân-ı (---) lisân-ı Ekrâd'a yakındır ve lisân-ı (---) Arabî'ye yakındır ve lisân-ı (---) Gürcî'ye yakındır. Bunlar Enüşirvânî'dir ve lisân-ı (---) bir lisâna müşâbeheti yokdur. Ermenî kavminin Çingânesidir. Ammâ cümlesi İncîlî ve millet-i Mesîhî'dir. Ancak mezâhib-i bâtılaları Rûm gibi değildir. Iyd-i beyza-yı Nasârâ gecesi Ermenî yağlı yer ve savm-ı bâtıllarınca Urûmlar sabâhısı yağlı yerler. Bu lisân-ı Ermenî'den dahi seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olanlara elzem-i levâzımından lisân olmağıla bu kadarca tahrîr olundu kim ba‘zı menâzillerde ve kurâ ve kasabâtlarda tahsîl-i ma‘îşet edüp herkesle hüsn-i ülfet etmek içün kifâyet mikdârı tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
… n cüvânı ve mahbûbesi memdûhdur. Ahâlîsi lisân-ı Kürd ve Türk ve Ermenîce fasîh
tekellüm
ederler. Re‘âyâsı cümle Kürdî ve Ermenîlerdir.
Evsâf-ı mahbûb u mahbûbe-i şehr-i hüsn-âbâd: Gerçi Kürdistân hudûdudur, ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden cüvânı ve mahbûbesi memdûhdur. Ahâlîsi lisân-ı Kürd ve Türk ve Ermenîce fasîh tekellüm ederler. Re‘âyâsı cümle Kürdî ve Ermenîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83a ·
metinde göster ·
edüp aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûş …
Melek Ahmed Paşa kalyonun kapudanı Kapudan Alî Paşa'ya "Gel kapudan filandıra kaldıralım. Top atup askeri cem‘ edüp salpa demir edüp avanta ribaçse ve tente fora ve sök yelken edüp alarka deryâda yatalım, yâhûd orsa poça ve buruna ve baba finko yelken kullanup deryâda volta uralım. Olmaya illâ hayr" deyü gemici ıstılâhâtlarıyla niçe gûne elfâz-ı keştîbân tekellüm edüp aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına menkûş etmeyüp "Bre balıkçı! Venedik küffârı ne olsa gerek?" deyü mağrûrâne niçe kelâm-ı nâ-pûhte söyler. Âhir ale's-seher "Küffârın donanması, bre geldi!" deyince cümle asker taşra, cümle gemilerin askerin cem‘ etmeğe iktidârları olmayup salpa demir etmeden niçe bin lenger hadîdlerin halat ve palamar ve gimana ve cankurtaranlarına balta urup demirler deryâda kalup deryâya çıkalım derken cümle bizim keştîler biri biri üzerine düşüp hırâş-ı cân çekmede iken küffâr gemileri bizim donanma içine girüp cenge âğâze edüp deryâda demir üzre yatan galyon ve Cezâyirli ve altı pâre mavunalarımız kâfiri ortaya alup topa tutulmış maymuna döndürüp kâfirden yedi pâre gemi gark olup elli pâre gemi bizden karaya düşüp bâkî kalan askerleri dahi karaya dökülüp beğ gemileri ve Cezâyir gemileri ve sâ’ir kalyonlar küffâr ile kal‘a-i Nakşa ve Berre altında kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî ceng ede ede vâlide kalyonu ve Melek Paşa kalyonu ve Ereğli kalyonunda Mustafâ Forsa Kapudan kalyonu içre Anadolu Vâlîsi Abaza Ahmed Paşa kâfiri ortaya alup bir ceng [ü] savaş-ı perhâş ederler kim gûyâ ceng-i Ayamavra'dır. Küffâr münhezim olmuşken Duka ve Malta ve Papa ve Mesina ve Korsika ve Sardalya ve Alakorna gemileri zede vü büve yememiş kırk pâre gemiler, Âl-i Osmân donanmasının nısfı karaya düşmüş, nısfı yedi sâ‘at ceng etmiş bî-tâb u bî-mecâl gemiler içre Malta gemileri girince Venedik küffârları taze cân bulup üç sâ‘at dahi ceng-i azîm edüp ibtidâ deryâ beğleri firâr edince ba‘dehû galyonların her biri birer taraf deyüp pârekende ve perîşân olup Varna'da binâ olunan burunsuz kalyon bir gicede cezîre-i Girid'de Hanya'ya düşer. Kimi Rodos'a, kimi Nakşa ve Berre ve Foça ve İşkatoz'a ve Hereke ve İliye ve Zacca ve Darahıyye ve İstanköy'e ve Sakız'a ve Midilli'ye düşüp her biri bu zikr olunan kal‘alara düşüp cân kurtarırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b ·
metinde göster ·
… ir ve Eflâk ve Boğdan ve Bulkardır. Ve cümle halkı fasîh Eflâk ve Bulkar lisânı
tekellüm
ederler.
Ve cümle bin aded ma‘mûr u müzeyyen dükkânlardır. Ve gâyet izdihâmdır. Zîrâ bender şehirdir. Ve bir metîn bezzâzistânı vardır. Cemî‘i ehl-i hıref mevcûddur. Ammâ derzileri çokdur ve üstâd-ı kâmillerdir. Çerkezî tarzı kırık esbâb biçerler. A‘yân eşrâfı atlas ve kemha ve prankon çuka giymeğe mâyillerdir. Vasatü'l-hâl kimesneleri cümle elvân boğası giyerler. Ve ednâ hâlli kimesne hâline göre esbab giyüp başlarına Tatar kalpağı giyerler. Zîrâ re‘âyâsı ekseriyyâ Çıtak kavmidir ve Eflâk ve Boğdan ve Bulkardır. Ve cümle halkı fasîh Eflâk ve Bulkar lisânı tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a ·
metinde göster ·
… ümâlarında bir gûne kelimât [u] ıstılâhât peydâ edüp yine birbirleri mâbeyninde
tekellüm
ederler, herkes anlayamaz. Ol kelimâtlardan ba‘zısı bu lûgatlardır. Evvelâ:
Bu tâ’ife-i feteyân, şecî‘ [u] bahâdırân, Yıldırım Bâyezîd Hân bu diyârı Sırp ve Bulgar ve Eflâk ve Boğdan kavmi elinden feth edüp Tatar ile Anadolu kavminden askerî tâ’ifesi kopup bu tâ’ife-i mezkûr birbirleriyle ihtilât edüp tenâsül bularak mâbeynehümâlarında bir gûne kelimât [u] ıstılâhât peydâ edüp yine birbirleri mâbeyninde tekellüm ederler, herkes anlayamaz. Ol kelimâtlardan ba‘zısı bu lûgatlardır. Evvelâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
… üp yine kendileri anlar ammâ beyne'n-nâs yine meşhûr-ı âfâk olan kelimâtlar ile
tekellüm
dahi ederler. Dobruca ve Deliorman kavmi birer gûne başka kavmdir. Lâkin şecî‘ …
125b Bu lugatlar emsâli niçe bin gûne elfâz-ı mühmeleleri vardır, âb-ı tâb vererek kendüler söyleyüp yine kendileri anlar ammâ beyne'n-nâs yine meşhûr-ı âfâk olan kelimâtlar ile tekellüm dahi ederler. Dobruca ve Deliorman kavmi birer gûne başka kavmdir. Lâkin şecî‘ ü bahâdır yiğitleri olur. Âkıbetleri hayr ola. Bu Dobruca içinde on gün deverân ü seyerân edüp cümle ahvâllerine vâkıf-ı esrâr olduğumuzdan sonra Güğümlü köyünden kalkup yine cânib-i şimâle ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar aşup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125b ·
metinde göster ·
… î Bulgar güzeli çokdur. Ve ahâlîsi elvân çuka libâslar giyüp Bulkar lisânı dahi
tekellüm
ederler. Zîrâ re‘âyâsı cümle Bulgardır.
Ve bir aded müfîd ü muhtasar hammâmı var ammâ âb-ı revânları bî-hisâb olmak ile her hânede gasilhâne mukarrerdir. Ve cereyân eden enhâr-ı bî-aded bir bayır zemînden aşağı cereyân etmeğile her uyûn üzre niçe yüz âsiyâb-ı dakîkler ve çarh-ı tabbâğlar ve dollâb-ı keçe ve kilim ve kebe dinkleri deverân etmededir, kim hisâbı lâ-yuhsâdır. Zîrâ bu şehrin sanâyi‘-i memdûhâtından Yanbolu kebesi ta‘bir etdikleri pâdişâha lâyık tiftik kebe bu şehirde işlenüp Rûm [u] Arab u Acem'e gider. Ekseriyyâ a‘yân-ı vilâyetin ticâreti ve ehl-i hirfetin kâr [u] kesbi gûnâ-gûn tiftik kebe ve rengârenk velensiyeler işlenir. Anlar cümle bu dink değirmânlarında deverân edüp su içinde pişer bir aca‘ib temâşâgâh-ı çarh-ı felek-misâl dollâblardır. Bu kebeci dükkânlarından mâ‘adâ iki yüz aded dekâkîn-i sûk-ı sultânîdir, ammâ bezzâzistânı yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet çokdur. Edirne ve Filibe ve Yanbolu sahrâlarında İslimye güzeli şöhre-i şehr olmuşdur. Ekserî Bulgar güzeli çokdur. Ve ahâlîsi elvân çuka libâslar giyüp Bulkar lisânı dahi tekellüm ederler. Zîrâ re‘âyâsı cümle Bulgardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 131a ·
metinde göster ·
… lah mahallinde tavsîf olunur. Ve ekseriyyâ halkı Bulgarca ve Voynıkca ve Sırfca
tekellüm
ederler. Zîrâ lisân-ı Bulgar bu şehirde iştihâr bulmuşdur. 147a Ve ol lisân-ı …
Memdûhâtından bir şeyi meşhûr değildir. Mahbûb [u] mahbûbesi hod ûlâ bi't-tarîk yokdur. Nisvânları cümle beyâz aba ferrâce giyerler. Halkının ekseriyyâ kârları aba ve ihrâm-bâflık ederler. Ve niçesi âhengerlik ederler. Zîrâ dere ve depelerinde demir ma‘âdinleri samakovı, ya‘nî çarhları vardır. Çekiçlerin su çarhları urar. İnşâallah mahallinde tavsîf olunur. Ve ekseriyyâ halkı Bulgarca ve Voynıkca ve Sırfca tekellüm ederler. Zîrâ lisân-ı Bulgar bu şehirde iştihâr bulmuşdur. 147a Ve ol lisân-ı murdârı ihdâs [u] îcâd eden Lâdika nâm papas bunda mürd olmuşdur. Anınçün bu şehir halkı cümle lisân-ı Bulgarca bilirler. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 146b–147a ·
metinde göster ·
… ünde nûr lem‘a urur. Sözünde letâfet u zarâfet u nezâfet olup dürr-i şehvâr-vâr
tekellüm
eder. Gâyetü'l-gâye fesâhat u belâgât sâhibi cân-ı cânân bir sâhib-i iz‘ân ve s …
Anı gördük, kapudan içeri Telhîsî Hasan Ağa gelüp üç kişi olduk. Esnâ-yı kelâmda İpşir Paşa deryâ-misâl Cemâpur askeri gibi eşkıyâ ve zorbalar ile geliyor, denildi. Aya rikâb-ı hümâyûna bu kadar haşerât ile geldikde ne evzâ‘ [u] etvâr ide ve Kapudan Murâd Paşa ile ve Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ol iki fitne dağarcıklarıya ne mu‘âmele ide, denildikde paşa eyitdi "Hele bizim vezâretimizde İpşir Şâm valisiyken Dürzî Mustafâ Ağa ile emîrler gönderüp, bre Dürüzi üzre gitme, ırz-ı vezâreti pâymâl edersin" deyü nasîhatnâmeler ile emr-i şerîf dönderüp emr-i pâdişâhîye amel etmeyüp sû-ı tedbîr ile Dürüzî üzre gidüp Bukâ‘ Boğazı'nda boğazı ele verüp bu kadar askerin Dürzî'ye kırdırup ve bu kadar mâl-ı hazâ’inden ayrılup kendüsü uyluğundan akra hançer ile Dürüzî elinde mecrûh olup kendüsü 175a ancak bir atıyla ve altı huddâmıyla halâs olup Şâm'a bî-cân düşüp ol nasîhat-âmîz mektûblarımızdan berü "Bizim adüvvi cânımızdır. Hele gelsin, görelim!" deyüp evhâm-ı garibeler ile müşevveşü'l-hâl olup bu gûne ahvâlât-ı âlâyiş-i dünyâ ile müşâvere ederken anı gördük, hemân kapudan içeri demin "Allah Hak!" diyen fukarâ-yı Bektâşî yine "Allah Hak dost illallah!" deyüp ol cân-ı bî-bâk ü bî-pervâ içeri girüp "Aşk ola ey âşıkân-ı sâdıkân-ı zarîfân!" deyüp nefîr-i Mûsâ çobanîsine dest urup ibtidâ düvâzde imâm aşkına on iki dem ü zemzeme urup bu hakîr ve paşa anın dem-i sûrundan dem-beste ü hayrân kaldık. Garâbet bunda kim "Kapuda bu kadar bevvâblar var. Bu sarây kâ’im-i makâm sarâyı olduğundan izdihâm-ı benî Âdem olmağıla bevvâblar kapulardan kuş değil zerre uçurmazlar. Bu dervîş ü dilrîş ne takrîb ile dâhil-i savma‘a oldu?" deyü engüşt ber-dehen edüp ta‘accüb etdik. Ammâ hakîr bu dervîşe im‘an-ı nazar ile nazar etdim. (Selâ) pây-bürehne ve ser-bürehne bir mülevves-şekil ammâ yüzünde gözünde nûr lem‘a urur. Sözünde letâfet u zarâfet u nezâfet olup dürr-i şehvâr-vâr tekellüm eder. Gâyetü'l-gâye fesâhat u belâgât sâhibi cân-ı cânân bir sâhib-i iz‘ân ve serinde âfitâbe-i bozdoğan kisbeti üzre âfitâbesi var. Tâcın kec kılup serinde muhibb-i hânedân alâmetlerinden on iki imâm aşkına on iki tarîk-i Bektâşiyân pîrleri alâmeti olmak içün on iki aded la‘l-gûn dâğları gül-i mutabbak-misâl serinde zeyn kılmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174b–175a ·
metinde göster ·
… e cüvânları var. Şark diyârı olmağile kelimât-ı örfiyede fesâhat u belâgat üzre
tekellüm
etdiklerinde uşşâk-ı dil-figâr hayât bulur. Her cünbiş [ü] harekâtları ve reftâ …
Mahbûb ve matlûbü'l-kulûb püserânları vardır kim hüsn ü cemâlde ve lutf [u] i‘tidâlde hûb-manzar ve perî-peyker meh-pâre cüvânları var. Şark diyârı olmağile kelimât-ı örfiyede fesâhat u belâgat üzre tekellüm etdiklerinde uşşâk-ı dil-figâr hayât bulur. Her cünbiş [ü] harekâtları ve reftâr [u] sekenâtları âdemi vâlih eder. Cümlesi zarîf u nüktedân püserânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
… kendüleri "Men şöyle demişem" "Men heze böyle dememişem" deyü şark lisânı üzre
tekellüm
etdiklerinden nedîm-i yâr-ı gâr-ı hâslarından Kahvecizâde nâm bir mukallidi var …
Evvelâ fâtih-i Bağdâd ya‘nî Sultân Murâd, âlüfte vü âşüfte bir pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağile her giz tabî‘at-ı şerîfleri cânib-i şarka meyyâl olduklarından ehl-i Irâk'un ve şehr-i Diyârbekr'ün Acemâne ve levendâne kelimâtlarından hazz edüp bizzât kendüleri "Men şöyle demişem" "Men heze böyle dememişem" deyü şark lisânı üzre tekellüm etdiklerinden nedîm-i yâr-ı gâr-ı hâslarından Kahvecizâde nâm bir mukallidi var idi. Yigirmi aded lisânda fesâhat u belâgat {üzre kelimât} etmede yed-i tûlâsın ayân etmişdi. Hatta Nemse ve Leh ve Çeh ve Fireng ve Moskov kırâlları taraflarından bir elçi yalacı gelse mezkûr Kahvecizâde mukallid ol elçi kıyâfetine girüp fesâhat üzre tercümânlık ederdi. Gerçî müslim ü 207b muvahhidlere tenbîhü'l-gâfilîn içün Arapça buyurulmuşdur. Ammâ Murâd Hân bir pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağile mezkûr Kahvecizâde'yi her gelen elçilerün kıyâfetine koyup dîvân-ı pâdişâhîde tercümânlık edüp söz alup söz verirdi. Ol Kahvecizâde Sultân Murâd Hân'a eğlence olmak içün Diyârbekirli lehcesile bir hicv-âmîz kadehnâme etmişdir. Güfte-i Kahvecizâde der-hakk-i ahâlî-i Diyârbekir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 207a–207b ·
metinde göster ·
… îd olup cümle halkı lisân-ı Kürdî ve Türkî ve Arabî ve Acemî ve lisân-ı Yarmenî
tekellüm
ederler. Talâkat-ı lisânda gâyet fusehâ-yı büleğâdan kimesneleri vardır. Ve gây …
Şehr-i Diyârbekir memâlik-i Âl-i Osmân'da eyle bir diyârdır kim Hazret-i Yûnus'un du‘â-ı hayr[ı] berekâtları sebebiyle ecnâs-ı mahlûkâtun cemî‘si ile ma‘mûr oldu. Ammâ ekseriyyâ halkı Ekrâd u Türkman ve Arab u Acem'dir. Re‘âyâ vü berâyâsı cümle Ermenî'dir. Anınçün diyâr-ı E[r]men add olunur. Ve kal‘ası Şat kenârında cezîre-i Dicle'den add olunur, zîrâ Furât ile nehr-i Şat mâbeynine cezîre-i Dicle add olunur. Âb [u] hevâsınun letâfetinden halkı gâyet zekî ve sıbyânları gâyet necîb ü reşîd olup cümle halkı lisân-ı Kürdî ve Türkî ve Arabî ve Acemî ve lisân-ı Yarmenî tekellüm ederler. Talâkat-ı lisânda gâyet fusehâ-yı büleğâdan kimesneleri vardır. Ve gâyet garîb-dost u muhibb-i fukarâ âdemleri vardır. Ve cümlesi şûh u şengül ü şakrak ve nedîm ü zarîf ve nükteşinâs u tîz-fehm âdemleri vardır. Mehâbet ü salâbet ve şecâ‘atda her biri Rüstem'-akrândırlar. Ve gâyet müsinn ricâlleri ve müsinne nisvânları olur. Hakkâ ki bu vilâyetün umûmen zarâfeti gibi sâhib-i melâhatı olmaz, derler. Cümle halkı mü’min u muvahhid ve pâk-i‘tikâd u ehl-i tevhîd ve sâhib-i vera‘ âdemlerdir. Nisâ makûleleri gâyetü'l-gâye Râbi‘a-ı Adeviyye mertebesinde ehl-i perde, zâhide sâhib-i cemâle havâtînleri var. Çârsû-yı bâzârda bir fertûte pîrezen dahi yokdur. Sûk-ı sultânîde bir bint-i sagîre görseler katl ederler yâhûd pederini te’dîb ederler. Tâ bu mertebe ehl-i ırz Diyârbekir'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208b ·
metinde göster ·
… tîklerdir ammâ bu kavmin mâbeynlerinde bir gûne fesâhat ü belâğat üzre nâzikâne
tekellüm
olunur ındiyyât elfâz-ı dürer-bârları vardır, anı gayrı diyâr Ekrâdları fehm id …
Gerçi bunlar güzîde Ekrâd-ı atîklerdir ammâ bu kavmin mâbeynlerinde bir gûne fesâhat ü belâğat üzre nâzikâne tekellüm olunur ındiyyât elfâz-ı dürer-bârları vardır, anı gayrı diyâr Ekrâdları fehm idemez ammâ bunlar on iki lisân-ı Ekrâd'ı fasîh ü belîğ bilürler. Bitlîs hânı olan velîni‘metimiz Abdâl Hân, şu‘arâ-yı fusehâdan musannif ü mü’ellif ve her fünûnda Cemşîd-i hünerver bir server olmağile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226b ·
metinde göster ·
Sebeb-i tesmiyyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve bânîsi (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve fâtihi bizzât Hazret-i Alî'dir. Şehr-i Kûfe'den bu dağlara niçe bin asâkir-i İslâm ile gelüp bu kal‘a-i Akra'yı Enûşirvân neslinden Kapus Akrı elinden feth etdi. Ol asırda bu Akra kavmine kavm-i Humeydiyye derlerdi. Tâ Hazret-i Yûnus'dan berü îmâna gelüp Kürd lisânı üzre tekellüm eder kavm-i kesîr idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374b ·
metinde göster ·
etdiği şehr-i Nenîvâ bu şehr-i Akra'ya iki konakdır. Hâlâ ol kadar imâr değildi …
Ve bu Akra'nın cenûbunda dağlar içre şehr-i Nenîvâ Hazret-i Yûnus aleyhi's-selâmın meb‘ûs olup lisân-ı Ekrâd'ı anın ta‘lîmiyle kavm-i Humeydî'den (---)(---) nâm kimesne tekellüm etdiği şehr-i Nenîvâ bu şehr-i Akra'ya iki konakdır. Hâlâ ol kadar imâr değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374b ·
metinde göster ·
eder görünürler ammâ tahfîf-i kelâmları çokdur. Meselâ "Âb bidih= Su ver" diyec …
Ve lisân-ı Ardalân, gerçi fesâhat üzre tekellüm eder görünürler ammâ tahfîf-i kelâmları çokdur. Meselâ "Âb bidih= Su ver" diyecek yerde tahfîf-i kelâm edüp "av beh" der. Niçe yüz bin bunun emsâli lehce-i mahsûsaları var kim mecmu‘âmıza tahrîr etmeğe vaktimiz yokdur. Ve lisân-ı Sûrânî, bu dahi bir gûne lisân-ı nâzikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380b ·
metinde göster ·
… neslindeniz." deyü iddi‘â ederler. Ve lisânlarında dahi ba‘zı lûgatları Fârisî
tekellüm
ederler. Ve ol Dârâhiyye kazâsının âb u hevâsında gâyet hoş-hevâ olup kûh-ı bâl …
Hakkâ ki ol kazâ halkı gâyetü'l-gâye perî-peyker ve melek-manzar kimesneler olup "Dârâ Şâh neslindeniz." deyü iddi‘â ederler. Ve lisânlarında dahi ba‘zı lûgatları Fârisî tekellüm ederler. Ve ol Dârâhiyye kazâsının âb u hevâsında gâyet hoş-hevâ olup kûh-ı bâlâlarında aselbend ağacı ve karagünlük buhûru ve kitre ve sıgala yağı nâm dühn-i mu‘amberin râyiha-i tayyibesi âdemin dimâğın mu‘attar eder. Ol Dârâhiyye kûhlarında bunun emsâli niçe gûne zî-kıymet mahsûlâtlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 391a ·
metinde göster ·
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… sm ile ma‘rûf bir şehirdir. Gerçi Kürdistân'dır, ammâ cümle halkı lisân-ı Arabî
tekellüm
ederler, ammâ Kürdî ve Türkmanî ve lisân-ı Ermeni dahi bilirler. Ve bir hâkim-i …
Hulâsa-i kelâm her lisânda birer gûne ism ile ma‘rûf bir şehirdir. Gerçi Kürdistân'dır, ammâ cümle halkı lisân-ı Arabî tekellüm ederler, ammâ Kürdî ve Türkmanî ve lisân-ı Ermeni dahi bilirler. Ve bir hâkim-i şer‘î şeyhülislâmdır kim mezâhib-i erba‘a müftîleri vardır. Ve Âsitâne tarafından yüz elli akçe pâyesiyle kazâdır. Ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve şâhbenderi ve şehir subaşısı vardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 3b ·
metinde göster ·
… r merd-i Hudâ iseniz sizden emîn olalım. Hemân yol alup gidelim" deyüp lütf ile
tekellüm
edince birisi belinden kılıcın çözüp,
Hakîr eyitdim: "Hey gâzîler! Altında atı kalmış yorgun argın ve durgun ulak âdeme sarılmak yüklü avrede el urmak gibidir. Ne var, îmân ehlinde yad olmaz. Bu sizin etdiğiniz bu dağlarda Köroğlu etmemişdir. Eğer merd-i Hudâ iseniz sizden emîn olalım. Hemân yol alup gidelim" deyüp lütf ile tekellüm edince birisi belinden kılıcın çözüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 8a ·
metinde göster ·
… Erdel diyârı ile müşâ olup dâ’imâ Macar ile bey‘ [ü] şirâ etdiklerinden Macarca
tekellüm
ederler.
Ve lisânları cümle Poturca ve Macarca fasîh kelimât ederler, zîrâ Erdel diyârı ile müşâ olup dâ’imâ Macar ile bey‘ [ü] şirâ etdiklerinden Macarca tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121a ·
metinde göster ·
… t çokdur. Cümle halkı Boşnakca ve Türkçe ve Sırf ve Latin ve Hırvad ve Bulgarca
tekellüm
ederler.
Der-vasf-ı reng-i rûy-ı eşkâl-i insân: Âb [u] havâsı gâyet latîf olduğundan ve yazı yaz ve kışı kış olduğundan cemî‘i halkının reng-i rûları humret üzredir, zîrâ bu şehrin cânib-i erba‘ası yaylalardır ve âb-ı hayât suları firâvândır. Anıniçün ahâlîleri zinde cân-ı cânândır. Hattâ niçe bin ricâl makûlesi kemâl mertebe müsinn ve mu‘ammer ve Zâl-ı zamân olup kuvveti gitmiş ve hey’eti yitmiş ve ömr-i müsemmâsı yüz yetmişe yetmiş, gitmiş ve cimâ‘ [u] musâhebetden kalmış olurlar, ammâ cümle ünâsı pâk-i‘tikad ve mü’min ve muvahhid ve sâhib-i vera‘ ve gıll ü gışdan berî kimesnelerdir kim cümle sağîr ü kebîri ve bay u gedâları gâyet musallîdirler. Hattâ çârsû-yı bâzârda akçe sayarken ezân işitdikleri gibi "Lebbeyk Allâhüm" deyüp akçeyi meydânda bırağup dükkânların kapamadan gürûh gürûh câmi‘e giderler. Edâ-yı salâtdan sonra yine ticâret ederler, zîrâ cemî‘i halkı "el-kâsibu habîbullâh" deyü ticâret ederler ve aslâ batıyyü'l-hareke olup tembelân-ı Horasan olan ma‘rifetsiz âdemi sevmezler. Elbette bir ma‘rifet ile kifâflanan âdeme ri‘âyet edüp ehl-i kelâm ve ehl-i kemâl âdemlere zekât dahi verirler ve hacıyân, gâzîyân, tüccârânı gâyet çokdur. Cümle halkı Boşnakca ve Türkçe ve Sırf ve Latin ve Hırvad ve Bulgarca tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 130a ·
metinde göster ·
… sânları yine Latin lisânına yakındır, ammâ bir gûne ıstılâhât [u] ibârâtlar ile
tekellüm
ederler kim niçe kelâmları nesir ve manzûm vaki‘ olur. 132a
Bu diyâr kavmine elsine-i nâsda Boşnak derler, ammâ değillerdir, zîrâ bosgak sağır kâf ile div keferesi demekdir, ammâ bu diyâr halkına Bosnevî desen hazz ederler. Hakkâ ki lisânları ve kendüleri pâk ve kadir-şinâs âdemlerdir ve lisânları yine Latin lisânına yakındır, ammâ bir gûne ıstılâhât [u] ibârâtlar ile tekellüm ederler kim niçe kelâmları nesir ve manzûm vaki‘ olur. 132a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131b–132a ·
metinde göster ·
Bu şehir halkı cümle Rûmeli kavmidir. Çokluk lisân-ı Bosnevî
tekellüm
etmezler. Ekseriyyâ Arnavud lisânın ve Türk lisânın tekellüm ederler. Cümle çuk …
Bu şehir halkı cümle Rûmeli kavmidir. Çokluk lisân-ı Bosnevî tekellüm etmezler. Ekseriyyâ Arnavud lisânın ve Türk lisânın tekellüm ederler. Cümle çuka esvâblar geyüp serhadli kürk ve semmûr alçak tâclı kırmızı kalpak geyüp kalpağın kürkün çevirüp kalpakları kenârında siyâh dârâyî pervâzları görünüp teybend kuşak ve kortela varsak bıçak taşıyup kırmızı sıkma gümüş kopçalı çakşırlar ile kubâdî nâzük pabuç geyerler kim eyâlet-i Rûmeli insânı böyle libâs-ı fâhirelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 168a ·
metinde göster ·
… uk lisân-ı Bosnevî tekellüm etmezler. Ekseriyyâ Arnavud lisânın ve Türk lisânın
tekellüm
ederler. Cümle çuka esvâblar geyüp serhadli kürk ve semmûr alçak tâclı kırmızı …
Bu şehir halkı cümle Rûmeli kavmidir. Çokluk lisân-ı Bosnevî tekellüm etmezler. Ekseriyyâ Arnavud lisânın ve Türk lisânın tekellüm ederler. Cümle çuka esvâblar geyüp serhadli kürk ve semmûr alçak tâclı kırmızı kalpak geyüp kalpağın kürkün çevirüp kalpakları kenârında siyâh dârâyî pervâzları görünüp teybend kuşak ve kortela varsak bıçak taşıyup kırmızı sıkma gümüş kopçalı çakşırlar ile kubâdî nâzük pabuç geyerler kim eyâlet-i Rûmeli insânı böyle libâs-ı fâhirelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 168a ·
metinde göster ·
… rı ve bizzât kralları re‘âyâlarına "yuram", ya‘nî "ağam, cânım" deyü ta‘zîm ile
tekellüm
ederler. Cümle kitâb-ı İncîlî ve millet-i Mesîhiyye'dendirler, ammâ putperest d …
Ve lehçe-i mahsûsalarında hayli fesâhat u belâğat vardır. Ve a‘yân [u] eşrâfları ve bizzât kralları re‘âyâlarına "yuram", ya‘nî "ağam, cânım" deyü ta‘zîm ile tekellüm ederler. Cümle kitâb-ı İncîlî ve millet-i Mesîhiyye'dendirler, ammâ putperest değillerdir, kiliselerinde aslâ asnâm-ı Vedd ve Süvâ‘ ve Yeğûs ve Ye‘ûkları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
… hre Ofçabolu vilâyeti karîb olmağile bu şehir halkı Yörük kavmi lehçesiyle dahi
tekellüm
ederler. İnşâallâh lisân-ı Yörük dahi mahalliyle tahrîr olunur.
Ta‘rîf-i ahâlî-i lehçe-i mahsûs-ı nedîmân: Cemî‘i halkı fasîh ve belîğ Türkçe kelimât ederler, ammâ cemî‘i re‘âyâları Sırf ve Bulgar kefereleri olmak ile cümle ahâlî-i vilâyât Sırf ve Bulgarca kelimât ederler, ammâ Arnavudca bilmezler. Ve bu şehre Ofçabolu vilâyeti karîb olmağile bu şehir halkı Yörük kavmi lehçesiyle dahi tekellüm ederler. İnşâallâh lisân-ı Yörük dahi mahalliyle tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 38a ·
metinde göster ·