… rı Etrâk lisânıdır ammâ şehrinde hâsıl olan çelebileri fesâhat [u] belâğat üzre
tekellüm edüp
ulemâsı ve şu‘arâsı ve nebtîz şehrîleri vardır. Ve bu şehirde tarîk-i Celvetî i …
Bu halkın ekseri Anatolu diyârı halkı olmağile lehce-i mahsûsaları Etrâk lisânıdır ammâ şehrinde hâsıl olan çelebileri fesâhat [u] belâğat üzre tekellüm edüp ulemâsı ve şu‘arâsı ve nebtîz şehrîleri vardır. Ve bu şehirde tarîk-i Celvetî iştihâr bulmağıla âyîn [u] ezkâr mahallinde ilm-i edvâr üzre gûnâ-gûn ilâhiyyâtlar ve zikr ü zecel ü tasnîfât okur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144a ·
metinde göster ·
… tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile
tekellüm edüp
geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evl …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… lm-i hikmet verüp cemî‘i kûhlarda olan haşâyiş makûlesi kendüye lisân-ı hâl ile
tekellüm edüp
"Yâ Lokmân! Ben fülân derde dâ‘-i devâyım" derler idi. Hattâ ecele dermân bulma …
Ez în-cânib yine şehr-i Remle'de ziyâret-i Hazret-i Lokmân ibn (---) Vilâyet-i Sûdân'dan siyâh-çerde bir hakîm idi. Cenâb-ı Bârî kendüye ilm-i hikmet verüp cemî‘i kûhlarda olan haşâyiş makûlesi kendüye lisân-ı hâl ile tekellüm edüp "Yâ Lokmân! Ben fülân derde dâ‘-i devâyım" derler idi. Hattâ ecele dermân bulmağa çalışdı. Arz-ı Mukaddes'in nihâyetinde Adana şehri kurbunda şehr-i Misis cisrinden nehr-i Cihân üzre ubûr ederken Cibril-i Emîn elinden, kitâbın, kanadıyla nehr-i Seyhân'a atdı. Lokmân âhir âlem-i seyâhete düşüp arz-ı sa‘îd-i âlîde şehr-i Asvân'da Hazret-i İdris'in gârı içre niçe zemân sâkin olup hakîr ol gâra girmek müyesser olup bi-hakk-ı Hudâ hâlâ ol gâr-ı nazargâh içinde zencebîl ve darçın ve karanfil ve besebâse ve kebâbe ve kakule râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına m …
Melek Ahmed Paşa kalyonun kapudanı Kapudan Alî Paşa'ya "Gel kapudan filandıra kaldıralım. Top atup askeri cem‘ edüp salpa demir edüp avanta ribaçse ve tente fora ve sök yelken edüp alarka deryâda yatalım, yâhûd orsa poça ve buruna ve baba finko yelken kullanup deryâda volta uralım. Olmaya illâ hayr" deyü gemici ıstılâhâtlarıyla niçe gûne elfâz-ı keştîbân tekellüm edüp aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına menkûş etmeyüp "Bre balıkçı! Venedik küffârı ne olsa gerek?" deyü mağrûrâne niçe kelâm-ı nâ-pûhte söyler. Âhir ale's-seher "Küffârın donanması, bre geldi!" deyince cümle asker taşra, cümle gemilerin askerin cem‘ etmeğe iktidârları olmayup salpa demir etmeden niçe bin lenger hadîdlerin halat ve palamar ve gimana ve cankurtaranlarına balta urup demirler deryâda kalup deryâya çıkalım derken cümle bizim keştîler biri biri üzerine düşüp hırâş-ı cân çekmede iken küffâr gemileri bizim donanma içine girüp cenge âğâze edüp deryâda demir üzre yatan galyon ve Cezâyirli ve altı pâre mavunalarımız kâfiri ortaya alup topa tutulmış maymuna döndürüp kâfirden yedi pâre gemi gark olup elli pâre gemi bizden karaya düşüp bâkî kalan askerleri dahi karaya dökülüp beğ gemileri ve Cezâyir gemileri ve sâ’ir kalyonlar küffâr ile kal‘a-i Nakşa ve Berre altında kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî ceng ede ede vâlide kalyonu ve Melek Paşa kalyonu ve Ereğli kalyonunda Mustafâ Forsa Kapudan kalyonu içre Anadolu Vâlîsi Abaza Ahmed Paşa kâfiri ortaya alup bir ceng [ü] savaş-ı perhâş ederler kim gûyâ ceng-i Ayamavra'dır. Küffâr münhezim olmuşken Duka ve Malta ve Papa ve Mesina ve Korsika ve Sardalya ve Alakorna gemileri zede vü büve yememiş kırk pâre gemiler, Âl-i Osmân donanmasının nısfı karaya düşmüş, nısfı yedi sâ‘at ceng etmiş bî-tâb u bî-mecâl gemiler içre Malta gemileri girince Venedik küffârları taze cân bulup üç sâ‘at dahi ceng-i azîm edüp ibtidâ deryâ beğleri firâr edince ba‘dehû galyonların her biri birer taraf deyüp pârekende ve perîşân olup Varna'da binâ olunan burunsuz kalyon bir gicede cezîre-i Girid'de Hanya'ya düşer. Kimi Rodos'a, kimi Nakşa ve Berre ve Foça ve İşkatoz'a ve Hereke ve İliye ve Zacca ve Darahıyye ve İstanköy'e ve Sakız'a ve Midilli'ye düşüp her biri bu zikr olunan kal‘alara düşüp cân kurtarırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b ·
metinde göster ·
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… r ve cümle Eğre re‘âyâsı dahi Orta Macar'dır. Anıniçün Eğre halkı fasîh Macarca
tekellüm edüp
gâyet garîb-dost şehbâz gâzîleri var. (---)(---)
Ve cümle gâziyân-ı mücâhidânlardır kim her gün Filek ve Seçan ve Germat ve Semendire ve Honot ve Külvar kal‘alarının kâfirleriyle ceng-i cidâl ve harb-i kıtâl etmededirler, zîrâ kal‘a-i Eğre bu mezkûr kâfir kal‘alarının tâ ortasında vâki‘ olmuşdur. Ve bu kal‘a kâfirlerine Orta Macar derler ve cümle Eğre re‘âyâsı dahi Orta Macar'dır. Anıniçün Eğre halkı fasîh Macarca tekellüm edüp gâyet garîb-dost şehbâz gâzîleri var. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 38b ·
metinde göster ·
… ine-i muhtelifeleri birbirlerine muğâyirdir, zîrâ cümle Tatar on iki lisân üzre
tekellüm edüp
birbirlerinin lisânların tilmaş ile, ya‘nî tercümân ile anlanır kelimât-ı lugat …
Ve elsine-i muhtelifeleri birbirlerine muğâyirdir, zîrâ cümle Tatar on iki lisân üzre tekellüm edüp birbirlerinin lisânların tilmaş ile, ya‘nî tercümân ile anlanır kelimât-ı lugatları vardır. Ve asfah u fasîh u belîğ elfâz-ı dürerbârları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108a ·
metinde göster ·
Hâsıl-ı kelâm bâlâda tahrîr olunan kavm-i Kılmahların her biri birer gûne lisân ile tekellüm edüp birbirlerinin lisânların aslâ anlamazlar cihânı dutmuş kavm-i azîmlerdir. Tâ Çîn ü Mâçîn ve Fağfûr ve Hıtâ vü Hoten ve vilâyet-i Kazak ve vilâyet-i Zenân ve vilâyet-i kelb-i şerrân [ve] vilâyet-i Zulumât'a varınca andan kûh-ı Kâf'a ve Sedd-i Ye’cûc Me’cûc'a varınca müstevlî olmuş kavm-i benî asferdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179b ·
metinde göster ·
Der-sûret-i çîn-i meh-cebîn mahbûbân: Gerçi cümle halkı Cezâyirli esbâbları gibi daracık (...) peşli ve geçirmeli ve göğüslüklü libâs geyüp bellerinde pala bıçak ve ellerinde nacak olup eynlerinde beyâz ve la‘l-gûn ihrâm ve siyâh burnus ve kapod libâslar geyerler. Ammâ mahbûbları beyâz Cezâyir ihrâmların arkalarına alup başlarında la‘l-gûn fesler geyüp beyâz ham gümüş gibi baldırların sığayup sâf billûr-misâl beyâz topukların uşşâkân-ı müştâkâna seyr [ü] temâşâ etdirerek ihrâm ile hırâm ederek mahbûbânları güzer etdiklerinde her tarafdan yâhû sadâsı istimâ‘ olunur. Ol kadar hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup kelimâtları Rûmşadır, ammâ fasîh mevzûn ve mazmûn tekellüm edüp ser-i sa‘âdetlerinden ahmer-gûn feslerin ref‘ etdikde kâküllerinin her târı şeb-i târ-misâl olup uşşâkın akl-ı kâsırları târumâr olur. Her bir cüvânların hâlleri hâl-i Hâşimî hâl-i Hindû-vâr olup her bir hâlleri bin kez reşk-i müşk-i Tatar-ı Hoten değer. Hüsn-i letâfetleri ve şîvekâr-ı zarâfetleri vasıfdan hâriclerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271b ·
metinde göster ·
… kızlar alup içlerine Arab karışdıklarından hem Arabî ve hem Rûm-ı Yûnânî lisânı
tekellüm edüp
silâhları ok yay ve tüfeng ve sapandır. Ve bu isfakiye dağları gâyet sa‘b ve ha …
Ve dahi isfakiye dağları üç yüz mîl alarka deryâdan nümâyândır kim bu kûh-ı ser-bülend üzre seksen yedi pâre şehir-misâl kurâlar Mekke ve Medîne'ye tahrîr olunmuşdur. Ve Sultân Mansûr bu cezîre-i Girid'i feth etdikde yetmiş yedi sene kabza-i tasarruflarında iken Arab tâ’ifesi bu isfakiye keferelerinden kızlar alup içlerine Arab karışdıklarından hem Arabî ve hem Rûm-ı Yûnânî lisânı tekellüm edüp silâhları ok yay ve tüfeng ve sapandır. Ve bu isfakiye dağları gâyet sa‘b ve halkı gâyet şecî‘ olmak ile cemî‘‘i zamânda Venedik kralına belî demeyüp ba‘de'l-feth Âl-i Osmân'a harbe ucuyla itâ‘at edüp aslâ meteris hidmetine gelmemişlerken zor-ı bâzû ile meterislere girüp cebbâr küffârları cümle meterislerde ve lağımlarda mürd olup gayrileri cümle mutî‘ [u] münkâd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325a ·
metinde göster ·
aslâ Rûmca bilmezler. Gâyet şecî‘ ve bahâdır kavmi vardır, ammâ tâ‘ûndan gâyet …
Ve halkı cümle Arnavudca [te]kellüm edüp aslâ Rûmca bilmezler. Gâyet şecî‘ ve bahâdır kavmi vardır, ammâ tâ‘ûndan gâyet havf edüp hastaların evlerde bırağup dağlara kaçarlar. Tâ‘ûnu yok ise de ol âdem açlıkdan zâr u b[î]zâr elbette olup şişüp kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 352b ·
metinde göster ·
Bunlar ile bir hayli dahi tekellüm edüp eyle sevâhil-i bî-emânda abdâlân-ı Rûm görünce murg-ı cânıma inşirâh-ı sadr ve zevk-ı derûn hâsıl olup bostândan kalkup reftâr ederek Itşân kal‘asında konağımıza gelüp bunlara refîklerimiz yanında yer gösterdik. Yine sohbetleri ile müşerref olup ism-i şerîflerin su’âl etdim, biri Seyyid Ni‘metullâh ve biri Seyyid Cârullâh. Bunlara birer kat bulunan esbâblardan teklîf etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y412a ·
metinde göster ·
… altı siyâh-çerde kimesneler, fasîh ü belîğ Türkce bilürler, hâneme gelüp vâfir
tekellüm edüp
bunlar ile hayli kelimâtlar etdik. Meğer bunlar Habeş kulları ve tüfeng-endâz C …
Anı gördüm, beş altı siyâh-çerde kimesneler, fasîh ü belîğ Türkce bilürler, hâneme gelüp vâfir tekellüm edüp bunlar ile hayli kelimâtlar etdik. Meğer bunlar Habeş kulları ve tüfeng-endâz Ceberti ağaları imiş. Üçü Habeş pâdişâhı diyârında paşası Farfara Ahmed Paşa'nın âdemleri ve on kişisi Habeş beğlerinden Kara Nâ’ib nâm vilâyet sâhibi zorbanın âdemleri ve biri Mehemmed Ağa kethudâsı imiş. Bunlar ticâret ile bu Q 333aP 330a diyâra gelmişler. Bunlara hayli i‘zâz u ikrâm etdik ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y432a ·
metinde göster ·