… alçın çakmak taşlı kayalar vardır. Anlara tîşe urup nakb edince niçe bin hazîne
telef
olup ömre zamân ister. İlm-i nücûm üzre sizin müddet-i hilâfetinize otuz iki se …
Cemî‘î müverrihân-i âlemân tahrîrleri üzre kıbel-i Hak'dan İskender-i Zülkarneyn'e Arapça âyeti ile fermân olunup İskender sedd-i Ye’cûc'u binâ edüp bu Demirkapu zemînine gelüp görse kim Dağıstân hudûdunda sahil-i bahrde bir cây-ı dilküşâdır. Vezîri Rîstalis ve Fisagores-i Tevhîdî ve hazînedârı Bitilîs ve Câlinus ve Bukrât ve Sokrât hukemâ-yı kudemâ-yı dûr-bîn efkâr-ı cihân-ârâlar ile meşveret edüp bu Demirkapu zemînin irtifâ‘a alup bu Bahr-i Haraz'ın arzını Karadeniz'den 316a ziyâde irtifâ'da bulup Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmeğe murâd edinüp Bahr-i Haraz ile Karadeniz mâbeynine ilm-i hendese sâhibleri ukalâ-yı zû-fünûn mühendisler gönderüp üçüncü günde Dağıstân ve kûh-ı Elburz dâmeninden Karadeniz sâhilinde Mikrilistân hudûdunda Karadeniz'in nihâyeti olan nehr-i azîm Faşa çayına varup anda dahi irtifâ‘ alup ilm-i hendese ile Karadeniz'i Bahr-i Haraz'dan yigirmi arz-ı süflîde bulup üçüncü günde yine İskender'e mâ-vaka‘ı üzre takrîr ederler. Hemân İskender Bismillah ile bu Demirkapu kurbunda Bahr-i Haraz kenarında üstâd-ı kûhken ve nakkâblara mühimmât ve levâzımâtlar verüp yetmiş gün ka‘r-ı zemînde yedi bin adım zemîn içre giderler. Cümle hukemâ-yı kudemâ "Yâ İskender! Sen sedd-i Ye’cûc'ü binâ etmeğe me’mûr edin, buna me’mûr değilsin ve buna mübâşeret etmen tûl-i emeldir. Gerçi bu Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeyni dağlar aşup piyâde âdem üç günde reh-revlik edüp varır. Lâkin kûh-ı Elburz dâmeninde yalçın çakmak taşlı kayalar vardır. Anlara tîşe urup nakb edince niçe bin hazîne telef olup ömre zamân ister. İlm-i nücûm üzre sizin müddet-i hilâfetinize otuz iki sene vardır. Şimden sonra taraf-ı Hakka yönelin ve dahi enfa‘ işler vardır, anı eylen" deyü cümle hukemâ, İskender'in Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmemesine zâhib olup Karadeniz'i İslâmbol boğazından kesüp Üsküdar ile Sarâyburnu'ndan aşağı Makedonya şehrin gark etdirip ve Kaydefâ şehirlerin gark-ı âb etdirmeğe sevk ederler. Hikmet-i Hudâ İskender dahi ol gice bir muhavvif vâkı‘a görüp Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e halt etmeden ferâğat edüp yine cümle hukemânın re‘yiyle İskender-i Kübrâ bu Demirkapu'dan yedi konak Dağıstân dağları içre Karadeniz'e varınca üç kat rasîf sedd-i İskender ve üç kat handak-i azîm çeküp Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeynin sedd etmişdir kim şark cânibinde İrân u Tûrân kavmi, garb cânibinde Deşt-i Kıpçak kavmi ve Benî Asfer ve Sal‘ât ve Kırım ve Rus-ı menhûs tâ’ifesi mâbeynlerinde hudûd etmişdir kim hâlâ kûh-ı Elburz içinde ve Irak-ı Dâdyân dağlarında üç kat dîvâr ve üç kat handak hafr-i azîmi bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîrin manzûru olmuşdur. Ekseriyyâ Kırım'dan Kumuk diyârına giden hânlar im‘ân-ı nazar ile nazar etse ma‘lûmları olur. Bir rivâyetde İskender binâ etdüğü bu sedd-i rasîfdir, derler. Ammâ İskender hılâfetinden vilâdet-i Resûlullah'a gelince bi-kavli Muhammed ibn İshak 882 sene idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315b–316a ·
metinde göster ·
… ından bin kîse ve Şekerpâre Bola'dan bin kîse ve'l-hâsıl niçe yüz bî-ma‘nâ yire
telef
olmuş hazîneleri tahsîl edüp üç bin yedi yüz kîse cümle kula cülûs in‘âmı veril …
Hîn-i cülûsda hazînede bir fülûs-i ahmer kalmayup pederleri itlâf-ı hazîne eylemiş idi. Merhûm Murâd Hân'ın dîn uğuruna der-hazîne eyledüği yedi aded hazîneden dahi bir habbe fülûs kalmamış idi. "İmdi kula dahi cülüs in‘âmı lâzımdır" deyü vezîr-i müdebbiri, İbrâhîm Hân asrında hazine-i evkâfullahı itlâf edenlerin girîbânların değşirüp Cinci mâlından üç bin kîse ve Hezârpâre Ahmed Paşa mâlından bin kîse ve Şekerpâre Bola'dan bin kîse ve'l-hâsıl niçe yüz bî-ma‘nâ yire telef olmuş hazîneleri tahsîl edüp üç bin yedi yüz kîse cümle kula cülûs in‘âmı verilüp dahi akîbince yedi bin kîse ulûfe-i mevâcib ihsân olunup Devlet-i Âl-i Osmân olalı bu İbrâhîm Hân asrında olan üç aylık mesârif bir pâdişâh devrinde olmamışdır. Yine böyle iken sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâha harem-i hâsda olan gılmân-ı hâssa âdet-i kadîmeleri üzre tahta kakup cülûs-ı hümâyûn çıkması istediler. {Çûn sene 1058 gurre-i garrâ-yı hilâl-i şevvâl nümâyân olup ıyd-ı şerîf ile halk-ı cihân şeref-yâb [u] şâdmân olup ıydın dördüncü günkü yevmü'l-erba‘a idi. Büyük çıkma başlığı ile merhûm İbrâhîm} Hân'ın silâhdârı Murtazâ Paşa'ya Şâm eyâleti vezâretle ihsân olunup harem-i hâsdan kilâr ve hazîne ve hâsoda ve büyükoda ve küçükoda ve seferliden ve zülüfli baltacı ve helvahâne ve aşcı ve bostâncı ve hâsahûr ve Galatasarâyı'ndan ve İbrâhîm Paşa sarâyından ve'l-hâsıl yigirmi iki ocakdan üç bin gılmân-ı hâssa kânûnları üzre sipâh olup Girid imdâdına gitmek şartıyla kâküllerin kat‘ edüp çerâğ-ı efrûhte olup bu cümleye Murtazâ Paşa çıkmabaşı oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371a ·
metinde göster ·
… şehre sânî / Verüp vakfiyyetine Âl-i Selçuk / Bu hâli bilmiş idi cümle mahlûk /
Telef
olmuş idi ol vakf cerrâs / Mukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Ki kande varsa anın bir mizânbıDöner üstünde niçe âsiyâbıNedir anda olan bağ u besâtînNedir ezhâr ile dürlü reyâhînNedir anda olan enhâr-ı cârîGönüllerde komaz aslâ gubârıAna bâğ-ı İrem desem hatâ yokİrem bağında bu denlü safâ yokBiter şeftâlû vü emrûd u elmaOlur zerdâlüsü mânend-i hurmaNice medh etmeyim ben bu cinânıKi zîrâ yokdurur bu şehre sânîVerüp vakfiyyetine Âl-i SelçukBu hâli bilmiş idi cümle mahlûkTelef olmuş idi ol vakf cerrâsMukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… terislerinde bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ nâ-hak yire "Lâ ilâhe illallah" diyerek
telef
olup dükeli meterisleri feth u teshîre gelüp cümle asâkir-i İslâm şehr-i Bitlîs …
Bu ahvâli paşa-yı müdebbir istimâ‘ edüp hânın adüvv-i cânı olan Malazgird Beği Mehemmed Beğ'i yedi bin askerle serdâr şoden Mehemmed Beğ berâ-yı hân-ı Bitlîs, mezkûr Mehemmed Beğ, hân ardı sıra arayup gitmede, beri cânibde ol hânende Hân-ı bî-şânın şe‘âmet-i nühûseti sebebiyle meterislerinde bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ nâ-hak yire "Lâ ilâhe illallah" diyerek telef olup dükeli meterisleri feth u teshîre gelüp cümle asâkir-i İslâm şehr-i Bitlîs içre aç kurd koyuna girer gibi hücûm edüp şehri gârete başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
… y vezîr senden ricâ-yı evvelimiz oldur kim çünki böyle bir iş olup bu kadar cân
telef
oldu. Elbette ve elbette cidd ü ihtimâm-ı tâm ile sa‘y-i belîğ edüp Abdâl Hân'ı …
Paşa-yı zûfünûn eydür: "Cümlenizin ricâları cânım ve başım üzre ammâ bu beği size hân edersem mu‘în u zahîr olur musuz" dedikde, cümle bây u gedâ ve pîr u cüvân ve ulemâ-yı meşâyihân-ı a‘yân kasem Billah u Tallah edüp "Cümlemiz bu Ziyâeddîn'in dini uğuruna ve bir ser-i mûyuna bîd-i ser tıraş etdirüp cânlarımız râhına fedâ ederiz. Zîrâ elli senedir kim koca hânın derdin çeküp niçe kerre şehrimiz böyle âlân u tâlân ve halkımız zulmünden nâlân olmuşdur. Anınçün bu Ziyâeddîn'in yoluna hâk-i râh oluruz. Ammâ ey vezîr senden ricâ-yı evvelimiz oldur kim çünki böyle bir iş olup bu kadar cân telef oldu. Elbette ve elbette cidd ü ihtimâm-ı tâm ile sa‘y-i belîğ edüp Abdâl Hân'ı ele getiresiz. Bu evlâdları dahi andan bîzârlardır. Bizler dahi cümlemiz gam-hârlarız" deyü tazallum etdiklerinde, hemân paşa-yı pür-tedbîr Ercîş ve Âdilcevâz ve Muş beğlerini Hân'ın ardı sıra aramağa me’mûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 274a ·
metinde göster ·
… eng ederlerdi. Ve eyyâm-ı şitâ da erdiğinden top-keşân câmûsları(n)da ekseriyyâ
telef
olmuşlardı.
Andan sonra sene 1039 târîhinde Hüsrev Paşa-yı dilîr yine mühür ile Bağdâd üzre serdâr-ı mu‘azzam olup Hemedân ve Dergezîn şehirlerinden yetmiş altı pâre Acem şehirlerin harâb u yebâb etdüği cümle bâlâda, mahalle münâsebetleriyle seyâhat etdiğimiz Acem diyârı şehirlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ bi-emri Hudâ Bağdâd'ın fethi Hüsrev Paşa'ya müyesser olmayup kırk gün kemâkân şeb [u] rûz döğüp ve bir akîm yürüyüş edüp derûn-ı kal‘ada Mazenderânî leşker-i İrânî bî-hisâb ve dinc-a-dinc leşker-i Acem (---) Âl-i Osmân askerîsine beş aydan berü yetmiş altı pâre kal‘aları feth edüp nehb ü gâret etmeden cümle askere bir mertebe fütûr u kelâl gelmiş kim cümle mâl-ı ganâ’imle muğtenim olup mâl-ı Kârûn'a mâlik olduklarından tok arslan şikâr alamaz dedikleri gibi bunlar dahi Bağdâd'a bedürüstî sarılmayup âlet-i mülâhaza ceng ederlerdi. Ve eyyâm-ı şitâ da erdiğinden top-keşân câmûsları(n)da ekseriyyâ telef olmuşlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 335b ·
metinde göster ·
… erine eyle sâtûr-ı Haydarî urdılar kim Haydar Kethüdâ'nın yanı sıra niçe cânlar
telef
olup haliçeler üstü buheyre-vâr deryâ-yı hûn oldu.
Nûruddehr eydir: "Evliyâm, senin paşanın çerâğıdır, sen de hânı seversin, bir hançer ursana" dedikde yerimden pertâb edüp başından mendilin ve kulağından menkûşin ve belinde[n] Hayd[ar]î pâlheng ve hançeri kının ve bıçağın aldım, ammâ semmûr kürkü pâre pâre olmuşdu. Meğer fakîrin dahi cânı var imiş hemân hakîrin ayağına sarılup "Âh!" deyüp ayağa kalkup yine düşünce oda içre fakîri iç oğlanları dilim dilim ederken kapudan taşrada Haydar Kethüdâ'nın pabucı ve çizmesin dutan huddâmları dal kılıç kapudan içeri hovlayup iç gulâmlarıyla birbirlerine eyle sâtûr-ı Haydarî urdılar kim Haydar Kethüdâ'nın yanı sıra niçe cânlar telef olup haliçeler üstü buheyre-vâr deryâ-yı hûn oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10a ·
metinde göster ·
… t-i Hudâ bir dolu yağdı kim her dânesi yüzer dirhem vezn olundu ve çok hayvânât
telef
edüp bir sâ‘atden sonra paşaya bir dolu dânesi getirdiler, kâmil bir vukıyye ge …
şehrin içinden cereyân eden (---) nehri Bingöl yaylasından tulû‘ edüp bu şehirde şiddet-i şitâdan kapanup kâmil bir ay teka‘üd olunmak fermân olunup bir gün hikmet-i Hudâ bir dolu yağdı kim her dânesi yüzer dirhem vezn olundu ve çok hayvânât telef edüp bir sâ‘atden sonra paşaya bir dolu dânesi getirdiler, kâmil bir vukıyye geldi. Paşaya ol dâne gelince belkim elli dirhem erimiş idi. Ve şeşhâne-i mühr-i Süleymân gibi ve kaz yumurtası gibi dolular yağdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 15b ·
metinde göster ·
… e Ahmed kulu sâzendelerine ve niçe bin aded musâhib ve musâhibelere ol hazîneyi
telef
edüp bir nukre ve bir dânık-ı Devânıkî hazînede kalmamışdır. Ben bu gûne vezâre …
Paşa-yı umûr-dîde eydir: "Bire efendi, bu iyi meşveretdir, ammâ ol hazîne dediğini Sultân İbrâhîm perîşân edüp Cinci Hoca'ya ve şekerpâre'ye ve Telli Haseki'ye ve Ahmed kulu sâzendelerine ve niçe bin aded musâhib ve musâhibelere ol hazîneyi telef edüp bir nukre ve bir dânık-ı Devânıkî hazînede kalmamışdır. Ben bu gûne vezâret istemem. Allâhümme âfinâ. Efendi bu cevâbı pinhân eylen gâyet bed sözdür" dedikde hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18a ·
metinde göster ·
… ı yüz yıl ömür sürüp Nagban Ejder kal‘asında ejder-i zemîn anı dahi yeyüp lef-i
telef
etdi. Nagban Ejder anın ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i ejder-sîmâdır kim bu kal‘a …
Biri dahi Nagban Ejder'dir kim Erdel'de Nagban Ejder kal‘asın binâ edüp altı yüz yıl ömür sürüp Nagban Ejder kal‘asında ejder-i zemîn anı dahi yeyüp lef-i telef etdi. Nagban Ejder anın ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i ejder-sîmâdır kim bu kal‘a kayasında hâlâ nümâyân bir gâr-ı azîm var. Anda bir ejder-i heft serle Nagban ceng-i firâvân edüp ejderi küşte etdikden sonra kendi na‘şesi dahi bir püşte mezâr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 126b ·
metinde göster ·
… yeniçeri ocağı kavmi gazâ mâlıyçün vâfir ceng edüp mâbeynde âmedânî birkaç âdem
telef
olup ol ân sulh u salâh olundu. Andan yine semt-i kıbleye
Menzil-i kal‘a-i Köyvar: Altında meks olunup bu mahalde Melek Ahmed Paşa efendimizin sekbân ve sarıcalarıyla yeniçeri ocağı kavmi gazâ mâlıyçün vâfir ceng edüp mâbeynde âmedânî birkaç âdem telef olup ol ân sulh u salâh olundu. Andan yine semt-i kıbleye
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16a ·
metinde göster ·
… fâ’ide olup bu gazâ bal ve mûm yapmaz bal arısı kârına dönüp bu kadar ibâdullâh
telef
oldu ve bu kal‘a bu yüzden feth olduğuna niçe müverrihân-ı Rûm-ı zevi'l-mefhûm …
Me’âl-i kelâm oldur kim bu kal‘aya giden harc u masraf bî-fâ’ide olup bu gazâ bal ve mûm yapmaz bal arısı kârına dönüp bu kadar ibâdullâh telef oldu ve bu kal‘a bu yüzden feth olduğuna niçe müverrihân-ı Rûm-ı zevi'l-mefhûm böyle târîhler demişlerdir, ammâ sükker yemişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188b ·
metinde göster ·
… kal‘a-i üstüvârdır kim küffâr bu kal‘ayı hîle ile askerin kırdırmadan ve hazîne
telef
etmeden ve sulha muğâyir âşikâre asker ve balyemez toplar çekmeden böyle bir hi …
İşte sene 1006 târîhinde küffâr bu metîn Yanık kal‘asın bu üslûb üzre alup mutasarrıf olmuşdur. İlâ hâze'l-ân hâlâ dest-i küffârda kalmış bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn Kahkahâ-vâr bir kal‘a-i üstüvârdır kim küffâr bu kal‘ayı hîle ile askerin kırdırmadan ve hazîne telef etmeden ve sulha muğâyir âşikâre asker ve balyemez toplar çekmeden böyle bir hisâr-ı ibret-nümâya mâlik olmuşdur. Hudâ yine dest-i İslâma müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
oluyor, buna bir çâre edelim" demek ihtimâlleri yokdur, zîrâ Kitâbullâhlara kâf …
"Bu kadar Kitâbullâh telef oluyor, buna bir çâre edelim" demek ihtimâlleri yokdur, zîrâ Kitâbullâhlara kâfir kadar mahabbetleri yokdur. Hemân Allâh ol câmi‘i bu deyr gibi amâr edüp hüddâmları ve hâkimleri ol garîb câmi‘e merhamet nazarıyla nazar edeler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 59b ·
metinde göster ·
… ler kazâ-yı sehme hedef olup râh-ı nîrâna revâne olup lâşe-i menhûs-ı necisleri
telef
oldu.
Ammâ bu gece Tatar askerinin bahâdırânları tâ sabâha dak hâb-ı râhat görmeyüp küffârın fezâ-yı ma‘rekede dendân-ı tîğ-i âteş-tâbdan ve kavs-ı sehm-i pertâbdan mürd olup pâymâl-i rimâl olup yatan lâşe-i murdârları ki sakar makar olanlardan yigirmi yedi bin aded küffârdan mütecâviz kefere ve fecereler kazâ-yı sehme hedef olup râh-ı nîrâna revâne olup lâşe-i menhûs-ı necisleri telef oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114b ·
metinde göster ·
… ehirdir. Hâlâ dahi ma‘mûr [u] âbâdân olmadadır, ammâ "Tâ‘ûndan yigirmi bin âdem
telef
oldu" deyü Yenişehir monlası Hısımzâde Abdülbâkî Efendi nakl etdi. Hakkâ ki niç …
Der-fasl-ı temimme-i şehrengîz-i külliyât-ı şehr-i Yenişehir: Gâyet ma‘mûr u müzeyyen şehirdir. Hâlâ dahi ma‘mûr [u] âbâdân olmadadır, ammâ "Tâ‘ûndan yigirmi bin âdem telef oldu" deyü Yenişehir monlası Hısımzâde Abdülbâkî Efendi nakl etdi. Hakkâ ki niçe hânedânlar kapanup kalmışdı. Bir kerre böyle tâ‘ûn-ı ekber Bursa Yenişehir'ine dahi vâki‘ olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 237a ·
metinde göster ·
… cân-ı benî insân âb-ı revân gibi cereyân edüp niçe kerre yüz bin mahlûk-ı Hudâ
telef
oluyor.
‘Kandiye kal‘asın bu zâlim askerlere verme’ deyü ricâ etdikde ricâsı kabûl oldu. Bu cîfe ma‘deni dahi gördüm ki Kandiye altında be-her gün hûn-ı benî âdem değil cân-ı benî insân âb-ı revân gibi cereyân edüp niçe kerre yüz bin mahlûk-ı Hudâ telef oluyor.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 299b ·
metinde göster ·
… er bu Aktabya câniblerinden muhâsara olunsaydı niçe kerre yüz bin asker-i İslâm
telef
olup niçe Moton ve Koron geçüp bir taşı alınmaya idi. Anıniçün küffâr sulh günl …
Eğer bu Aktabya câniblerinden muhâsara olunsaydı niçe kerre yüz bin asker-i İslâm telef olup niçe Moton ve Koron geçüp bir taşı alınmaya idi. Anıniçün küffâr sulh günleri çadırlar içinde derlerdi kim
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312a ·
metinde göster ·
… âyetimiz üzre yağı gelüp ehl [ü] ıyâlimiz tasarruf edesiz ve bu kadar ibâdullâh
telef
edesiz. Ve etdiğin cenglerde yedi evlâdım şehîd oldu. Bu kadar milk [ü] emlâkim …
"Ya nice etmiyem. Vilâyetimiz üzre yağı gelüp ehl [ü] ıyâlimiz tasarruf edesiz ve bu kadar ibâdullâh telef edesiz. Ve etdiğin cenglerde yedi evlâdım şehîd oldu. Bu kadar milk [ü] emlâkim el eli(si)ne düştü. Husûsâ Tumanbay gibi hâfız-ı Kelâmullâh ve şecî‘ âdil Sâm-akrân bir velî-ni‘am efendimden ayrıldım. Âhir bu Selîm'i ben öldürürüm deyü hazretden izin Y 55a istedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y54b–Y55a ·
metinde göster ·
… âm-ı şerîfde niçe yüz pâdişâh-ı selef ve niçe bin şehzâdegân ömr-i nâzenînlerin
telef
edüp anda pinhândırlar. Ve,
Meşhed-i el-Muktazıd Billâh Dâvûd bin el-Mütevekkil Alallâh Muhammed: 32 sene halîfe olup Sultân Çakmak ile şâm Tarabulus'u gazâsında ma‘an feth edüp mansûr [u] muzaffer Mısır'a geldiklerinde sene 845 târîhinde el-Muktazıd Billâh merhûm olup Sultân Çakmak piyâde olup bükâ ederek cenâzesin ketfinde Sitti Nefîse'ye varınca götürüp Sitti Nefîse önündeki hulefâlar kubbesinde defn etdiler. Zîrâ cedd-i izâmları olan âl-i Abbâsiyânların âşiyânı ol makâm-ı mübârek idi. Hâlâ ol makâm-ı şerîfde niçe yüz pâdişâh-ı selef ve niçe bin şehzâdegân ömr-i nâzenînlerin telef edüp anda pinhândırlar. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y266b ·
metinde göster ·