… dadandurup Mısır'dan gelen hazîneyi cümle Mülkî Bula'ya ve Şekerpâre Bula'ya ve
Telli
Hâsekî ve Saçbağlı hâsekîlere birer Mısır hazînesi ihsân ve bir hazîne dahi Cin …
Ve pâdişâhı zenân sohbetine dadandurup Mısır'dan gelen hazîneyi cümle Mülkî Bula'ya ve Şekerpâre Bula'ya ve Telli Hâsekî ve Saçbağlı hâsekîlere birer Mısır hazînesi ihsân ve bir hazîne dahi Cinci Hoca'ya ve niçe hazâyinler dahi bî-ma‘nâ sarâylara ve sûr-ı hümâyûnlara ve semmûr döşeli köşklere itlâf-ı hazîne etdin deyü bir kerre kul gulû edüp hayli fetret oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 78a ·
metinde göster ·
… kmişe-i fâhire ile {ve tarafeyninde sırma keçeli ve kırmızı dolamalı ve başları
telli
mataracıbaşı elinde cevâhir matara ve tüfengcilerin ellerinde mücevher sadefkâr …
Bunlardan sonra ekmekcibaşı destâr-ı mahsûsasıyla ve tuzcubaşı kezâlik ekmekcibaşıyla yan yana ve cümle tevâbi‘leri ve iç gulâmları âlât-ı silâh ve zer-ender-zerli akmişe-i fâhire ile {ve tarafeyninde sırma keçeli ve kırmızı dolamalı ve başları telli mataracıbaşı elinde cevâhir matara ve tüfengcilerin ellerinde mücevher sadefkârî kundaklı tüfengler ile ekmekcibaşı rikâbında yürürler. Gûyâ ekmekcibaşı bir mîrimîrândır. Dîn direği kârında olmağile cümleden mükellef olup ve cümle esnâfa takaddüm olundu ve esnâf-ı azîmdir ki tahrîr olundu}, ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161b ·
metinde göster ·
… tmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı
telli
yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbun …
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
… rdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve
Telli
Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve b …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… zâda hâkimi iki bin askerle süvâr olur. Cümle cüyûşı müsellah kavm-i şecî‘ başı
telli
ve alaca serbendli ve şâl-ı sâbekli ve pansadı ve sıdısı ve hezârı mıhlı, peçik …
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) bânîsi (---)(---)(---)(---) sene 921 târîhinde Selîm Hân vezîri Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya hâkimi mutî‘ olup yine kendüye mülkiyyet üzre vilâyeti ihsân olunup hâlâ Diyârbekir eyâletinde mü‘ebbed hükûmetdir. Evlâd-ı evlâda mutasarrıf olurlar. Evâmirlerinde bunlara dahi Cem-cenâb yazılır. Eyâleti mahsûlü kendülere hâss-ı hümâyûn ifrâz olunmuşdur. Taht-ı hükûmetinde timar ve ze‘âmet ve alaybeği ve çeribaşı yokdur. Hîn-i gazâda hâkimi iki bin askerle süvâr olur. Cümle cüyûşı müsellah kavm-i şecî‘ başı telli ve alaca serbendli ve şâl-ı sâbekli ve pansadı ve sıdısı ve hezârı mıhlı, peçikli pâpuşlu, alaca sakallı acebe-likâ asker-i bahâdır ile sefer eşer. (---)(---)(---) Ve âsitâne tarafından yüz elli akçe kazâdır. Müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve dizdârı ve neferâtları yokdur. Ammâ muhtesibi ve şehir voyvadası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 84b ·
metinde göster ·
… oplu Baba, kuddise sırruhu'l-azîz, ve Selîm Hân Arastası başında Eskici Baba ve
Telli
Baba, bir kabr-i şerîfde medfûnlardır.
Balkapanı kurbunda sâhib-i peşmîne ve Âl-i Abâ, sultân-ı ebü'l-fukarâ, Hazret-i Toplu Baba, kuddise sırruhu'l-azîz, ve Selîm Hân Arastası başında Eskici Baba ve Telli Baba, bir kabr-i şerîfde medfûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167a ·
metinde göster ·
… kan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal
telli
kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender ka …
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
Andan dörd bin kadar kaplan postlu ve sırma üsküflü ve keçesi
telli
ve mücevher tüfenkli ve başları otağalı pür-silâh müzeyyen yeniçeri askeri Sadr …
Andan dörd bin kadar kaplan postlu ve sırma üsküflü ve keçesi telli ve mücevher tüfenkli ve başları otağalı pür-silâh müzeyyen yeniçeri askeri Sadrıa‘azam İpşir Paşa'yı ortaya alup İpşir Paşa'nın önünde on iki eli çöğürlü yeniçeri sâ’irleri İpşir'in önünde Sultân Murâd Hân çerâğı İpşir Paşa lalan kahramandır, deyü her biri birer gûne rîş-hande ederek İpşir'in önü sıra ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 180b ·
metinde göster ·
… etimiz olan Kaya Sultân yalısında meks etdik. Hemân ol sâ‘at akîbimizce on aded
telli
çavuş ellerinde emirleriyle gelüp "Elbette bu ân ılgar ile diyâr-ı Van'a revân …
Hâne-i bîminnetimiz olan Kaya Sultân yalısında meks etdik. Hemân ol sâ‘at akîbimizce on aded telli çavuş ellerinde emirleriyle gelüp "Elbette bu ân ılgar ile diyâr-ı Van'a revân olursuz" deyü paşaya ibrâm [u] ilhâh teklîf-i mâlâ-yutâk etdiler. Paşa-yı gayyûr bunlara onar guruş verüp cümlesin bir kayığa koyup akıntıyla bunları kayıkçısız İslâmbol'a yolladıkda bunlar rûy-ı deryâda küreksiz Mevlevî-vâr semâ‘ ederek tâ Ahûrkapu'ya düşdüler. Çavuşlar bu hâli İpşir'e bildirdiklerinde on aded şedîd ve yüzsüz ve bî-edeb çavuşlar gelüp paşayı kaldırmak murâd edindiklerinde paşa bunlara deyenek deyüp cümle firâr eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183b ·
metinde göster ·
… ıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları
telli
ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb v …
On bin âdemi hân-ı âlîşân nökeridir kim bellerinde Şeyhânî ve Ma‘arravî kılıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin telli ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh ve kırmızı ve zırnîhî ve hınnâ ile boyanmış sekiz elvân reng-i ebrî sakallı âdemlerdir ve kıllı Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim karşudan bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı zerdeçavî ve bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rûm âdemi anları gördükde hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b–234a ·
metinde göster ·
… mlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin
telli
ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh v …
On bin âdemi hân-ı âlîşân nökeridir kim bellerinde Şeyhânî ve Ma‘arravî kılıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin telli ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh ve kırmızı ve zırnîhî ve hınnâ ile boyanmış sekiz elvân reng-i ebrî sakallı âdemlerdir ve kıllı Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim karşudan bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı zerdeçavî ve bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rûm âdemi anları gördükde hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b–234a ·
metinde göster ·
… inden gûnâ-gûn zenler ve Kastamonu'nun çentme mızrakları ve sağrı sargılı gümüş
telli
cümle bin yedi yüz mızrak idi.
Ve kâmil bin yedi yüz aded Bağdâdî ve Basravî ve Lahsavî ve Ummânî ve Kurnâvî kargı sırık mızraklar ve Mısır'ın Gavrî tarzı serâpâ Dımışkî polad-ı Nahşevânî cıdâlar ve Rûm haşeblerinden gûnâ-gûn zenler ve Kastamonu'nun çentme mızrakları ve sağrı sargılı gümüş telli cümle bin yedi yüz mızrak idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277a ·
metinde göster ·
… r‘i nedir?" derken hemân hân dîvânhânesinin eşiğinden bir semmûr kürklü ve başı
telli
ve cevâhir zurzuvile tâclı beli cevâhir kılıçlı bir muhteşem ve sâhib-i salâbet …
Bizler dahi hândan me’zûn olup vilâyet-i Tebrîz-i dilâvîze gitmeğe hâzır-bâş oldukda hân hakîri tek ü tenhâ katına kığırup eydür: "Ömrüm! Sen menim birâder-i cân-berâberimsen. Lutf eyle meni Tebrîz hânı yanında zânû-be-zânû olanda her danışıkda meni hâna yahşı mahtayasın." deyü koynundan üç yüz aded mümessek şâh sikke altun ve iki yüz guruş ve bir sâ‘at ve bir Gürcî kölesi ve bir Acemâne eğerli ve rahtlı kara çubuk at ve iki çapariz yorğa alaca çapar at ihsân edüp "Sehel ârâm idesiz kim sizin yollarınız üzre hânlar ve sultânlar ve Tebrîz hânına varaklar yazam." dedikde mektûblar tahrîr olunup hakîre teslîm oldukda hikmet-i Hudâ hân kapusunda âmâde olan nöker ve dizçökenler ve çiğ et yiyenler ve cümle merdümhorlar pârekende ve perîşân olmağa başladılar. Hân-ı garîbin reng-i rûyi müteğayyer olup "Heni kişiler bu velvele nedir?" dedikde "Ey hânım, atebe-i âlîden eşik akası Çapar ile geledir!" dediklerinde hemân dem hânın aklı başından gedüp hakîre eydür: "Evliyâ akam, men ahrete giderem, meni du‘âdan unutma!" dedikde hakîr tesellî-i hâtır içün eyitdim: "Ey hânım uğurunuza cân u başım vermişem. Hele hânım görelim bu sözün aslı fer‘i nedir?" derken hemân hân dîvânhânesinin eşiğinden bir semmûr kürklü ve başı telli ve cevâhir zurzuvile tâclı beli cevâhir kılıçlı bir muhteşem ve sâhib-i salâbet âdem zâhir olunca cümle erbâb-ı dîvân ayağa kalkdılar ve ta‘zîm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299a ·
metinde göster ·
… ‘ olup hânın dîvânında yemîn ü yesârda altun ve gümüş kavuklu serbendleri turna
telli
ve şahin çığalı kapucubaşıları ve zer ü zîvere müstağrak olup âdâb üzre el kavu …
El-azametullah diyâr-ı İmâdiyye'nin pâk ü pâkîze semmûr kürklü a‘yân u eşrâfı ve ulemâ vü sulehâsı ve cümle hânın on bin mikdârı güzîde askeri şal ü şapik ve çarık ile mülebbes olmuş tüfeng-endâz ceyş-i mehîbi cem‘ olup hânın dîvânında yemîn ü yesârda altun ve gümüş kavuklu serbendleri turna telli ve şahin çığalı kapucubaşıları ve zer ü zîvere müstağrak olup âdâb üzre el kavuşup dîvânhâne-i hânda tabl u nefîr ü kudümlere turralar urulup dîvân-ı hâkim tamâm oldukda Murtezâ Paşa efendimizin nâmeleri kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûm-ı hân-ı âlîşân olunca hân eyitdi: "Ey kavm-i İmâdiyye, Murtezâ Paşa karındaşımız bizden bizim duhter-i pâkîze-ahterimizi menkûhalığa şer‘-i Resûl-i mübîn üzre taleb eylemiş, ne buyurursuz?" dedikde cümle a‘yân-ı İmâdiyye "İstihâl istihâl, Allah mübârek eyleye!" denildikde şeyhülislâm-ı İmâdiyye eydür: "Kani Murtezâ Paşa vekîli ve kani ya bu hânın vekîli?" dedikde Murtezâ Paşa kethudâsı meydân-ı muhabbete çıkup hân ile dest be-dest olup Bânû Perî'yi Murtezâ Paşa'ya şeyhülislâm nikâh edüp Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup niçe bin kâse eşribeler nûş olunup Murtezâ Paşa tarafından hâna ve hân kethudâsına ve şeyhülislâma semmûr hil‘atler giydirilüp sâ’ir ümerâ-yı a‘yâna yüz elli kadar zerdûz hil‘atler giydirilüp üç katar-ı katır yükü zî-kıymet tuhef-i tefârik-i kâmyâb makûlesi hedâyâları hâna pîşkeş çeküp Dâvûdî zırhlar ve tuğulka-yı Tâlûtîleri hâna bergüzâr edüp on re’s küheylân-ı sâfinâtu'l-ciyâd misilli atları hâna hedâyâ çeküp hân-ı âlîşân, cihân cihân hazz edüp ol ân Murtezâ Paşa'ya nikâh olduğu müjdecileri gidüp andan İmâdiyye hânının niçe bin sahûn et‘ime-i nefîse ni‘met-i mümesseki meydân-ı muhabbete gelüp bir summât-ı Muhammedî çekilmişdir kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz. Ba‘de't-ta‘âm Murtezâ Paşa kethudâsına hân kendü sarâyına hücreler döşeyüp anda mihmân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
… î tâ’ifesidir kim şeb [u] rûz başlarında alaca serbendleri üzre cığalı ve turna
telli
ve zerdevâ ve sansar ve tilki kürklü ve atlas haftânlı ve beli şemşîrli ve keme …
Der-beyân-ı kâr [u] kisb-i ahâlî-i İmâdiyye: Bir sınıfı hânın hizmetinde askerî tâ’ifesidir kim şeb [u] rûz başlarında alaca serbendleri üzre cığalı ve turna telli ve zerdevâ ve sansar ve tilki kürklü ve atlas haftânlı ve beli şemşîrli ve kemerinde hançerli ve ayağında poçuklu pabuçlu kapu kullarıdır. Dâ’imâ kalkanlarıyla ve sâ’ir âlât-ı silâhlarıyla gezer hân nökerleridir. Ve bir sınıfı kavm-i tüccârdır kim Bağdâd'a ve Şehrezûl ve Musul ve Hasankeyfâ ve Mardin ve Diyârbekir'e metâ‘ götürürler. Ve bir zümresi alaca şal u şapik ve çarık kuşak giyüp kuşanup el-kâsibü habîbullah deyüp çârsû-yı bâzâr dükkânlarında ehl-i hırefdir. Ve bir fırkası ulemâ ve sulehâ-yı müfessirîn ü muhaddisînden kimesnelerdir kim Monlâ Şervî takrîri üzre "Diyâr-ı İmâdiyye'de kırk üç bin aded ulemâ-yı fuzalâ vardır kim tekâlîf-i örfiyyeden berîlerdir." deyü nakl etdi ammâ yine cümlesi pür-silâh hançeri belinde hîn-ı cengde kağan gibi destârı elinde cengâver şecî‘ ve bahâdır ulemâlardır. Bunlardan mâ‘adâ re‘âyâ şekilli âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
… ol hazîne dediğini Sultân İbrâhîm perîşân edüp Cinci Hoca'ya ve şekerpâre'ye ve
Telli
Haseki'ye ve Ahmed kulu sâzendelerine ve niçe bin aded musâhib ve musâhibelere …
Paşa-yı umûr-dîde eydir: "Bire efendi, bu iyi meşveretdir, ammâ ol hazîne dediğini Sultân İbrâhîm perîşân edüp Cinci Hoca'ya ve şekerpâre'ye ve Telli Haseki'ye ve Ahmed kulu sâzendelerine ve niçe bin aded musâhib ve musâhibelere ol hazîneyi telef edüp bir nukre ve bir dânık-ı Devânıkî hazînede kalmamışdır. Ben bu gûne vezâret istemem. Allâhümme âfinâ. Efendi bu cevâbı pinhân eylen gâyet bed sözdür" dedikde hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18a ·
metinde göster ·
… tîfe ve çukadan semmûrlu Tatar kalpakları üzre ablak 45b ve balıkçıl ve turna
telli
ve hümâ telli askerleri ellerinde niçe bin elvân harîr ve zerdûz sancağ u bayra …
Hakkâ ki vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı ankâ ve mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i anber-pâki beyne'n-nâs mergûb ve mezra‘aları vâfir ve hayr [u] berekâtları mütekâsir ve niçe deşt-i hâmûnları tâ Krakov vilâyetine ve Daniska vilâyetine varınca nahlistân dırahtistânlı hıyâbân-ı Acem-misâl orman mahsûllü zemînleri var. Ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i âbâdândır kim cümle ahâlîsi mün‘im ve mâldâr olup esbâb-ı ihtişâma mâlik olduklarından gûnâ-gûn libâs-ı fâhire ve elvân elvân akmişe-i nâdireler ile alaya çıkdıklarında cümle altunlu raht u gaddâre ve gümüş eğer ve bellerinde kılıç ve gaddâre ve ellerinde yeni dünyâ ağacından yalmanlı sırıklar ve başlarında gûnâ-gûn katîfe ve çukadan semmûrlu Tatar kalpakları üzre ablak 45b ve balıkçıl ve turna telli ve hümâ telli askerleri ellerinde niçe bin elvân harîr ve zerdûz sancağ u bayrağ ve alem şa‘şa‘asından gözlerimiz hîrelendi. Ve cümle esbâbları katîfe ve kâmha ve sof ve dârây ve semmûrdur ve atları cümle küheylân ve zer-ender-zer abâyîler ve kemer rahtlı ve dîbâ ve şîb ve zerbâf ve sereng ve harîr çadırlı kavimdir. Ve hinto arabalar içre me’kûlât [u] meşrûbâtları ve matbahları acâ’ibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45a–45b ·
metinde göster ·
… n semmûrlu Tatar kalpakları üzre ablak 45b ve balıkçıl ve turna telli ve hümâ
telli
askerleri ellerinde niçe bin elvân harîr ve zerdûz sancağ u bayrağ ve alem şa‘ş …
Hakkâ ki vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı ankâ ve mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i anber-pâki beyne'n-nâs mergûb ve mezra‘aları vâfir ve hayr [u] berekâtları mütekâsir ve niçe deşt-i hâmûnları tâ Krakov vilâyetine ve Daniska vilâyetine varınca nahlistân dırahtistânlı hıyâbân-ı Acem-misâl orman mahsûllü zemînleri var. Ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i âbâdândır kim cümle ahâlîsi mün‘im ve mâldâr olup esbâb-ı ihtişâma mâlik olduklarından gûnâ-gûn libâs-ı fâhire ve elvân elvân akmişe-i nâdireler ile alaya çıkdıklarında cümle altunlu raht u gaddâre ve gümüş eğer ve bellerinde kılıç ve gaddâre ve ellerinde yeni dünyâ ağacından yalmanlı sırıklar ve başlarında gûnâ-gûn katîfe ve çukadan semmûrlu Tatar kalpakları üzre ablak 45b ve balıkçıl ve turna telli ve hümâ telli askerleri ellerinde niçe bin elvân harîr ve zerdûz sancağ u bayrağ ve alem şa‘şa‘asından gözlerimiz hîrelendi. Ve cümle esbâbları katîfe ve kâmha ve sof ve dârây ve semmûrdur ve atları cümle küheylân ve zer-ender-zer abâyîler ve kemer rahtlı ve dîbâ ve şîb ve zerbâf ve sereng ve harîr çadırlı kavimdir. Ve hinto arabalar içre me’kûlât [u] meşrûbâtları ve matbahları acâ’ibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45a–45b ·
metinde göster ·
… eçilüp meterise girem derken el-azametullâh kal‘adan kâfire bir kat yağlı çatal
telli
kurşumları dirhemli tüfengler ile yağdırup ardı sıra bir kat sekdirme toplar ur …
"Bire şahbâzlarım evvel karaçavları yıkalım" deyü üşüntü olup üçü yıkıldı ve üçün dahi yıkarken hemân küffâr şâfi‘î karanlığında Özü suyunun üst yanında kayıkların bırağup "Yajuj Yajuj" deyü çakal gibi feryâd 57b ederek kal‘a-i Özü'ye yürüyüp gelirken hemân kal‘anın şimâlî ve garbî tarafına küffâr fi'l-hâl küffâr-ı füccâr sarılup ân-ı vâhidde göz gözü görmez iken karadan ak seçilmez iken kâfir hemân seçilüp meterise girem derken el-azametullâh kal‘adan kâfire bir kat yağlı çatal telli kurşumları dirhemli tüfengler ile yağdırup ardı sıra bir kat sekdirme toplar urulup kâfirleri toplar demet demet ve sokak sokak perem perem etdiklerinde anlar dahi bir yaylım tüfeng havâ-yı karanlıkda kal‘aya urup yüz bin hırâş-ı cân ile tarfetü'l-ayn içre mel‘ûn Kazak-ı Ak meterize girüp cenge âheng etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 57a–57b ·
metinde göster ·
… sne idi. Yemîn ü yesârında mataracıları ve tüfengcileri ve zertaslar üzre ablak
telli
şâtırları dîbâ ve şîb u zerbâf kantura ve etekliklere müstağrak şâtırların tell …
Andan imâm ve mü’ezzinân ve kapucular kethüdâsı ve telhîsî ve andan Köpürlü Mehemmed Paşa ak sakallı ve beyâz sûfa siyâh semmûr kürk kaplı nûrânî sâhib-i vakâr şeyh-sûret, ammâ hûnhâr-sîret niçe yüz bin hânedân söndürmüş ve niçe yüz bin cânı ten kafesinden uçurmuş ve niçe 82a hânedân sâhiblerin hâne berdûş edüp hânesinden kaçırmış. Min indillâh tasîh-i âlem etmeğe me’mûr bir sâhib-zuhûr pür-nûr kimesne idi. Yemîn ü yesârında mataracıları ve tüfengcileri ve zertaslar üzre ablak telli şâtırları dîbâ ve şîb u zerbâf kantura ve etekliklere müstağrak şâtırların tellerinde debdevî ve dehdehî ve zil [u] bem ve murassa‘ kemerler ve zerrîn seyf-i miczemler ve ellerinde teber-i Müslimîleri ile ârâste olmuş şâtırlar idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b–82a ·
metinde göster ·
… mıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir
tell-i
bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dı …
Ammâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olduğumuzda nefs-i Sofya-i sâfiye şehri ahâlîsinden yüz otuz yaşında Mahmûd Paşa câmi‘i imâmı Koca İmâm ve Leysîzâde Çelebi ve Koca Ya‘kûb Çavuş ve Koca Mü’ezzin Mahmûd Çelebi'ler ile şeb [ü] rûz ihtilât edüp mu‘tâdımız üzre cümle ehl-i kubûru ziyâret ederken şehr-i Sofya-i sâfiyenin cenûbu tarafına cebel-i Vitoş nâmıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ol İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve senâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
… üp biçüp dikerler. Bunları temâşâ ederek geçüp ileri vardım. Gördüm ki bir başı
telli
kırmızı yağız yelekli mutarraş şahbâz kefere ayağa kalkup eydir:
Üç sâ‘atde şeşan dağına çıkup anı gördüm. Bir navortalı kâfir gelüp eydir: "Bire Türk sen bu dağda n'işlersin?" dedikde, hakîr eyitdim, "Bizim Yano Beğ dostumuza geldim. Buluşsam gerek" dedikde, kâfir gidüp yine gelüp, "Gel gidelim" dedikde, atdan piyâde olup sık orman içre giderken yemîn ü yesârda beş altı yüz harbalı kâfir bellerinde ikişer üçer tabanca tüfengleri ve ellerinde navortaları ile âmâde kefereler içre giderken iki tarafda belki üç yüz aded koyun ve hınzîrları kebâb ediyorlar ve Manastır şehrinden ve Maşkolor panayırından aldığı çukaları niçe yüz derziler keferelere esbâblar kesüp biçüp dikerler. Bunları temâşâ ederek geçüp ileri vardım. Gördüm ki bir başı telli kırmızı yağız yelekli mutarraş şahbâz kefere ayağa kalkup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 179b ·
metinde göster ·
âlî bayır üzre şekl-i murabba‘ bir taş kal‘adır, lâkin yalın katdır. Ve cümle s …
Eşkâl-i kal‘a-i Segsâr: Bir mesîregâh bir tell-i âlî bayır üzre şekl-i murabba‘ bir taş kal‘adır, lâkin yalın katdır. Ve cümle sekiz aded kulledir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi altı yüz germe adım bir kulle-i şîrîndir ve dâ’iren-mâdâr etrâfı kesme alçak handakdır. Ve kal‘a içinde ancak beş aded hânesi var, gayri yerleri meydândır. Ve bir küçücük tahta örtülü Süleymân Hân câmi‘i ve cânib-i cenûba mekşûf bir demir kapusu var ve handak üzre zincîr ile bağlı asma cisri var. Bu kal‘anın poyraz rûzgârı tarafı tâ nehr-i Tuna'ya varınca bir top menzili çemenzâr sahrâdır kim Âl-i Osmân askeri kondu. Ve ol fezâ-yı mahsûldâr ba‘zı mahalleri sazlıkdır. Dahi bu kal‘anın mağrib cânibi havâleli bayırlardır kim bu bayırlar üzre İbrâhîm Paşa ve Rüstem Paşa toplar koyup döğerek amân ile feth etmişler, gâyet yakın bayırlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70b ·
metinde göster ·
… de yerdir. Nehr-i Tuna kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir kırmızı şekil bir
tell-i
sun‘-ı Hudâ-yı refî‘a üzre Van kayası ve Mardin kayası ve Amâdiyye kayaları gib …
Evvelâ kal‘a-i Üstürgon kal‘a-i Budun'un cânib-i şimâlîsinde bir müşvâr merhale ba‘îde yerdir. Nehr-i Tuna kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir kırmızı şekil bir tell-i sun‘-ı Hudâ-yı refî‘a üzre Van kayası ve Mardin kayası ve Amâdiyye kayaları gibi kehkeşân-âsâ semâya kad-keşân olmuş bir püşte-i yalçın üzre şekl-i bâdemî, ya‘nî akçe tahtası gibi kıbleden şimâle tûlânîce vâkı‘ olmuş binâ-yı Koca Mihadi Laslo Risâlet-penâh zuhûrundan altı yüz yıl mukaddem Rûhullâh-ı Emîn Îsâ Nebî zamânında binâ olunmuş bir Şeddâdî rıhtım seng binâ bir sûr-ı ra‘nâdır kim Komaran ve Uyvar sahrâsından bu rabât-ı azîmeyi görenler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93a ·
metinde göster ·
"Bire âdemler, dahi arpa demetleri mi düğersiz. Görün biz ne gûne gazâ etdik. Biz müslüman kal‘ası sanup kal‘a altına vardık. Kâfir bizi hîle ile kal‘aya alup kırmak istedi. Hamd-i Hudâ biz anları kırdık ve işte bu gümüş deyenekli ve başı telli {kâfir} kal‘a kapudanı imiş" deyü kazıyye-i sergüzeşt [ü] serencâmların hakîre bir bir takrîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
Beri bizim Ciğerdelen tarafından efendimiz İbrâhîm Paşa ve yedi aded mîr-i mîrânlar yigirmi pâre gemi üzre cisr-i kavî yapup mâbeyni on on beş kadar gemiler yeri açık kalup itmâmına sa‘y [ü] ihtimâm ederlerken hikmet-i Hudâ nehr-i Tuna deryâ-misâl cûş [u] hurûşa gelüp taşdı, cisrin beş pâre gemisin kırup aşağı Üstürgon'a doğru aşdı. Bu hâli Mi‘mâr Ağa görüp havfinden şaşdı. Hele ne hâl ise gemileri yine getirüp amâra başlanıldı. Çünki vakt-i asr oldu sadrı‘azamdan başı telli üç aded dîvân çavuşları, efendimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa'ya fermân gelüp buyururlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100a ·
metinde göster ·
Ve dahi kâmil bin fuçı leb-ber-leb kırk nev‘a görülmemiş kurşumu var. Ba‘zısı
telli
kurşumdur, tüfengden çıkdıkda iki başı ku[r]şum, ortası iki karış uzun demir te …
Ve dahi kâmil bin fuçı leb-ber-leb kırk nev‘a görülmemiş kurşumu var. Ba‘zısı telli kurşumdur, tüfengden çıkdıkda iki başı ku[r]şum, ortası iki karış uzun demir teldir, açılarak gidüp râst geldiği yerleri iki biçüp helâk eder. Ve ba‘zı kurşumlarının içi nohudlu ve arpalı ve zincîrli ve topraklı ve neftli ve eşek sidikli ve zehirli ve toprakdan yapılmış müdevver yağlı kurşumları fıçı fıçı hâzır-bâş durur. Hakîkatü'l-hâl bu mezkûr kurşumlardan her kim yedi ise halâs olmayup cümle şehîd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
… ‘a-i Amâdiyye ve kal‘a-i Van ola. Bir kırmızı kayalı ve şâhin ve zağanos yuvalı
tell-i
refî‘ üzre seng-tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-bâş bir hisâr-ı üstüvârdır kim …
Eşkâl-ı zemîn-i kal‘ası: Evc-i semâya ser çekmiş bir refî‘u'l-bünyân ve bir kal‘a-i dâr-ı gâziyândır kim misli meğer kal‘a-i Amâdiyye ve kal‘a-i Van ola. Bir kırmızı kayalı ve şâhin ve zağanos yuvalı tell-i refî‘ üzre seng-tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-bâş bir hisâr-ı üstüvârdır kim güyâ hemân Erzurûm'a karîb kal‘a-i Kemah gibidir, ammâ bu gâyet küçükdür, lâkin şâhin yuvası kal‘a-i bî-hemtâdır. Derûn-ı hisârda ancak yigirmi aded kayağan örtülü hâneleri ve bir câmi‘-i sağîri ve bir anbârı ve su sarnıçları var, ammâ topları ve cebehâneleri yokdur. Cânib-i şarka meyyâl bir kapusu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159a ·
metinde göster ·
… inde vâkı‘ olup her tarafda beşer konak yerden nümâyân bir kûh-ı Semengân-misâl
tell-i
ser-bülenddir. Meğer hikmet-i Hudâ bu mahalde germâ-germ bâzârı mahalli olup ec …
Bu diyârda yılda bir kerre niçe yüz bin âdem cem‘ olup bâzâr-ı azîm olan yere panayur derler. Ve bu Çemerne yaylası Hersek sancağının tâ orta göbeğinde vâkı‘ olup her tarafda beşer konak yerden nümâyân bir kûh-ı Semengân-misâl tell-i ser-bülenddir. Meğer hikmet-i Hudâ bu mahalde germâ-germ bâzârı mahalli olup ecnâs-ı mahlûkâtın bir cem‘iyyet-i kübrâsı mahalli idi kim inşâallâh hilâf değildir, beş kerre yüz bin benî Âdem'in Nasârâ ve Uskoku ve Sırf u Bulgarı ve Hırvadı ve Boşnak'ı ve Hırtman'ı ve Lasman'ı ve Latin'i ve Efrenci ve Rûm ve Yahûdî ve Ermeni ve'l-hâsıl cemî‘i millet-i Mesîhiyye ve niçe bin ümmet-i Muhammed cem‘ olup ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'yı dahi bu cem‘iyyet-i kübrâda muhâfazacı bulup yigirmi gün gece germâ-germ hengâme-i bâzâr imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… ve-i a‘lâsına şast ber-kabza ok yetişdirememişlerdir. Tâ bu mertebe âlî-kad bir
tell-i
refî‘ üzre kirman-ı cây-ı amândır. Ve cânib [ü] etrâfında aslâ ve kat‘â handakı …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘ası: Nehr-i Drin kenârında evc-i semâya ser çekmiş bir mermerli yalçın kızıl kanara kaya üzre şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî sedd-i İskender-misâl seng-i hârâdan mebnî bir kal‘a-i ser-bülenddir kim cemî‘i kemân-keşânlar bu kal‘a-i bâlânın zirve-i a‘lâsına şast ber-kabza ok yetişdirememişlerdir. Tâ bu mertebe âlî-kad bir tell-i refî‘ üzre kirman-ı cây-ı amândır. Ve cânib [ü] etrâfında aslâ ve kat‘â handakı olmayup her cânibi gayyâ deresi gibi uçurum dereler olup bir tarafında havâlesi olmadığından bir yerden bu kal‘aya zafer mümkün değildir. Kayalarında şâhin ve zağanos ve akbaba kuşları vatan edinmiş sarp kayalardır. Cânib-i garbîsi bir hayli mesâfe-i ba‘îde dağlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168b ·
metinde göster ·
âlî üzre şekl-i muhammes bir Şeddâdî binâ bir küçük kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ kapu …
Eşkâl-i kal‘ası: Bir mürtefi‘ tell-i âlî üzre şekl-i muhammes bir Şeddâdî binâ bir küçük kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ kapusu ağaçdır. Ve içinde yüz mikdârı tahta örtülü âdemsiz boş evler idi, asâkir-i İslâm ile pür olup kenîsesi pâdişâhımız içün câmi‘ olup cebehâne ve zahâyir ve mühimmât koyup amâr etmeğe cidd [ü] ihtimâm olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 41a ·
metinde göster ·
Andan ardı sıra altun tâslı ve başları beyâz ablak
telli
ve elleri teber-i Müslimîli on nefer şâtırların her biri dîbâ ve şîb ü zerbâf v …
Andan ardı sıra altun tâslı ve başları beyâz ablak telli ve elleri teber-i Müslimîli on nefer şâtırların her biri dîbâ ve şîb ü zerbâf ve çârkâb incü dikme hil‘atler ve zerdûz eteklikler ve incü dikme kantûralar ve bellerinde debdevî ve dehdehî ve zîlbem ve âfitâbeler ve murassa‘ cevâhir kuşaklar ve cevâhir kaddâre kılıçlar ile ikişer ikişer ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
ve gevdesi demir geyimli beli ince elinde bir deste ok ile ayak üzre durur bir …
Bir yanında başı miğferli ve telli ve gevdesi demir geyimli beli ince elinde bir deste ok ile ayak üzre durur bir tasvîr vardır. Zu‘m-ı bâtıllarınca (---)(---)(---) ola. Etrâfında Nemse hattıyla evsâfı tahrîr olunmuşdur. Ardında çâr-kûşe hazînesi içre beş satır hat vardır. (---)(---)(---)(---) evsâfıdır. Kenârında gayri hatlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 72b ·
metinde göster ·
… ndan ale's-seher yine kalkup cânib-i şimâle 4 sâ‘atde Akyayla'yı geçüp eyle bir
tell-i
bâlâdır kim cemî‘i sahrâlar aşağıda nakş-ı Mânî gibi bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtla …
Ve nehr-i Tuna'dan altı sâ‘at ba‘îd bir sahrâ-yı lâlezâra vâki‘ olup aslâ havâlesi yokdur. Tula binâ bir şekl-i muhammes bir metîn kal‘adır. Üç bin askeriyle kapudanı İşpanya vezîrine karşu çıkup alay-ı azîm ile kal‘aya girirken top şâdımânları edüp hakîre bâğ-ı İrem-misâl bir konak ile ta‘yînâtlarımız verüp ibtidâ bu kal‘a kapudanı konağımıza gelüp elimizde olan kral hattına bakup her ne ki fermân olundu ise bi't-tamâm zahîre ve ta‘[y]înâtlarımız ve tuhaf hedâyâlarımız verüp on aded avret ve on nefer gulâm ve on rîf şarâb getirüp şarâbı nevbetçi kefereler zehr-i mâr gibi nûş edüp avretleri redd edüp hüddâm gulâmları alıkoyup andan ale's-seher yine kalkup cânib-i şimâle 4 sâ‘atde Akyayla'yı geçüp eyle bir tell-i bâlâdır kim cemî‘i sahrâlar aşağıda nakş-ı Mânî gibi bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtlarıyla nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 74a ·
metinde göster ·
… e nâkûs [ve] zümmer ve luturyanî boruları çalup niçe bin fâhişelere de sâzlı ve
telli
fasıllar çalup cân sohbetleri edüp zevk u safâlar ederler kim bir diyâra mahsûs …
Ammâ Eflak tarafında beş yüz aded dükkân ve Boğdan cânibinde hem-çünân beş yüz dükkân-ı kadîm olup anlarda dahi ke'l-evvel bey‘ [u] şirâlar olup zer-ender-zer zerdûz metâ‘lar anlarda bî-hadd [ü] bî-kıyâs bulunup kırk günün üç gün üç gecesi niçe yüz bin kanâdîl ve çerâğdân ve fânûs ve meş‘ale ve şem‘-i asel ve şem‘-i rîhler ile çârsû-yı bâzârı çerâğân edüp gûnâ-gûn her diyârın sâzende ve mutrıbânları köşe be-köşe erganon ve nâkûs [ve] zümmer ve luturyanî boruları çalup niçe bin fâhişelere de sâzlı ve telli fasıllar çalup cân sohbetleri edüp zevk u safâlar ederler kim bir diyâra mahsûs değildir. Ve hakîr bunları üç gün üç gece temâşâ edüp Eflak vilâyetinden karşu geçüp Boğdan şehri boyarından refîkler alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 104a ·
metinde göster ·
… 35b⟧ Hâlâ kal‘ası Karadeniz kenârında evc-i âsumâna kehkeşân-vâr ser çekmiş bir
tell-i
refî‘ üzre bir pilav depesi gibi halk olmuş bir mavî kaya üzre çâr-kûşe bir hıs …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Sudak: İbtidâ bânîsi Âl-i Emeviyyûn havfinden bir Ciniviz kralzâdesi cezîre-i Girid'de kal‘a-i Suda'yı bırağup gelüp bu kal‘ayı binâ edüp ismine Suda deyü tesmiye eder, ammâ kavm-i Tatar-ı sabâ-reftâr Sudak kirmân derler. 135b Hâlâ kal‘ası Karadeniz kenârında evc-i âsumâna kehkeşân-vâr ser çekmiş bir tell-i refî‘ üzre bir pilav depesi gibi halk olmuş bir mavî kaya üzre çâr-kûşe bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn binâ-yı refî‘u'ş-şân ve halkı azîmü'ş-şân hâl sâhibi kimesneler vardır kim bir serâmed Kahkahâ-âsâ iç kal‘aya mâliklerdir, ammâ içinde aslâ evler ve imâretler yokdur. Ancak bir karavulhânesinde birkaç âdem nevbet ile beklerler, zîrâ Kazak-ı âk keferesinden havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 135a–135b ·
metinde göster ·
… arları Güleçli Ahmed Efendi hazretlerinin bıyıkları tırâş dörder ve beşer sakal
telli
gâyet köse Tatar sopuları, ya‘nî sofîleri köyüdür. Bir mükellef câmi‘li ve hamm …
Cümle Tatarları Güleçli Ahmed Efendi hazretlerinin bıyıkları tırâş dörder ve beşer sakal telli gâyet köse Tatar sopuları, ya‘nî sofîleri köyüdür. Bir mükellef câmi‘li ve hammâmlı ve birkaç dükkânlı sehel erik ve elma bâğçeli kasaba-misâl ma‘mûr köydür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 142b ·
metinde göster ·
… urlar, ammâ libâsları elbette koyun postu kürkdür ve başlarında kalpakları yile
telli
ve kuzu kürkü börkdür. İçerde esbâbları elbette Merzifon bezinden mâvî ve kırmı …
Orta boylu omuzları vâsi‘ belleri ince iri başlı ve kaba kulaklı ve yassı alınlı ve küçük gözlü âdemleri de vardır, ammâ mahbûb u matlûb marâlî gözlü ve şîrîn sözlü Noğay dilberleri olur. Ammâ sakalları beşer onar kıllı köse kavm-i gazûbdurlar, ammâ libâsları elbette koyun postu kürkdür ve başlarında kalpakları yile telli ve kuzu kürkü börkdür. İçerde esbâbları elbette Merzifon bezinden mâvî ve kırmızı kapamalardır. Ve gömlekleri dahi kırmızı ve mâvî bezlerdir. Ekseriyyâ kuşakları şâl ve hâm ibrîşim kuşaklardır. Silâhları yine sâ’ir Badrak ve Sincivitli ve Şîrînli ve Mansûrlu kavimleri gibi çatal atlara binüp kılıç ve sadak ve bir kamçı taşırlar, gayri silâhları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147a ·
metinde göster ·
… nkler ile gelüp şehrin cemî‘i hammâmât, cevâmi‘ ve imârâtlarına taksîm olur. Bu
tell-i
refî‘ üzre niçe yüz aynu'l-hayât misilli gölcügezler vardır. Şiddet-i şitâda ol …
Der-vasf-ı mekâlîd-i cebel-i Hortaç menba‘-ı enhârât: Bir kûh-ı serbülend-i sertâcdır kim eflâke kad-keşân olup tâ zirve-i a‘lâsında sayf [u] şitâda selc-i yeh-pâre-i billûru eksik değildir. Selânik'in taraf-ı garbîsi ve yıldız rûzgârı cânibine yakın olmağın Selânik'den nümâyândır. Ve cemî‘i uyûn-ı âb-ı hayâtları Selânik'e zîr-i zemîn içre kehrîz künkler ile gelüp şehrin cemî‘i hammâmât, cevâmi‘ ve imârâtlarına taksîm olur. Bu tell-i refî‘ üzre niçe yüz aynu'l-hayât misilli gölcügezler vardır. Şiddet-i şitâda ol gölcüklerde billûr gibi buz hâsıl olup rûz-ı nevrûz-i Temmûz'da katırlar ile buzları ve selclerin şehr-i Selânik'e Hortas re‘âyâları getirüp fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 229b ·
metinde göster ·
bâlânın tahtında bir vâsi‘ dereli fezâ arasında şekl-i muhammesden tûlânî bir s …
Eşkâl-i kal‘ası: Bir püşte tell-i bâlânın tahtında bir vâsi‘ dereli fezâ arasında şekl-i muhammesden tûlânî bir seng binâ-yı Şeddâdî kal‘a-i Âdî'dir kim İskender-i Yûnân'dan berü köhne binâ olup niçe yerleri rahnedâr olup içinde deyyâr bir dâr-ı diyâr olmayup ancak kış günleri koyunlar ve keçiler ile kefere çobanlar sâkin olurlar. Zamân-ı kadîmde bir sa‘b ve metîn ve müstahkem kal‘a imiş. Cirmi iki bin üç yüz adımdır. Ve üç kapusu vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 374b ·
metinde göster ·
… zeyyen asker gelüp paşalı askerinden ileri ibtidâ subaşı ardı sıra iki yüz başı
telli
ve eli topuzlu asker-i çavuşân, ardı sıra iki yüz gönüllüyân, andan alay-ı tüfe …
Bu tertîb üzre Bâb-ı Vezîr'den aşağı enüp yedi bölükden ikişer yüz asker gelir, ziyâde gelmez. Zîrâ bunlar askerî tâ’ifesidir, alaydan sonra ihsân alırlar, çok asker gelse anlara bahşîş vermeğe muhtesibin iktidârı yokdur. Ancak yedi bölükden bin dörd yüz âdem pür-silâh mükellef ü müzeyyen asker gelüp paşalı askerinden ileri ibtidâ subaşı ardı sıra iki yüz başı telli ve eli topuzlu asker-i çavuşân, ardı sıra iki yüz gönüllüyân, andan alay-ı tüfengciyân, andan alay-ı Çerkezân, andan alay-ı müteferrikagân, andan alay-ı azebistân, andan alay-ı yeniçeriyândan başı telli zerdûz üsküflü mülâzımânlar, paşa şâtırlarının taşrasından muhtesib beğin yanısıra piyâde ve atlı sipâhiyân ve cündiyân at başı berâber ale't-tertîb ahşam namâzında Rûmeli meydânında Mahmûd Paşa câmi‘i önüne cümle alay gelüp tevakkuf edüp mehterhâne dahi âsude-hâl durup muhtesib beğ ve gayrı a‘yân Mahmûdiyye câmi‘inde salât-ı mağribi edâ edüp sehel te’hîr ederler kim leyle-i muzlim mahalli olup muhtesib beğin dest-i hükûmetinde olan cümle ehl-i hıref alayları tamâm ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y166a ·
metinde göster ·
… alay-ı müteferrikagân, andan alay-ı azebistân, andan alay-ı yeniçeriyândan başı
telli
zerdûz üsküflü mülâzımânlar, paşa şâtırlarının taşrasından muhtesib beğin yanıs …
Bu tertîb üzre Bâb-ı Vezîr'den aşağı enüp yedi bölükden ikişer yüz asker gelir, ziyâde gelmez. Zîrâ bunlar askerî tâ’ifesidir, alaydan sonra ihsân alırlar, çok asker gelse anlara bahşîş vermeğe muhtesibin iktidârı yokdur. Ancak yedi bölükden bin dörd yüz âdem pür-silâh mükellef ü müzeyyen asker gelüp paşalı askerinden ileri ibtidâ subaşı ardı sıra iki yüz başı telli ve eli topuzlu asker-i çavuşân, ardı sıra iki yüz gönüllüyân, andan alay-ı tüfengciyân, andan alay-ı Çerkezân, andan alay-ı müteferrikagân, andan alay-ı azebistân, andan alay-ı yeniçeriyândan başı telli zerdûz üsküflü mülâzımânlar, paşa şâtırlarının taşrasından muhtesib beğin yanısıra piyâde ve atlı sipâhiyân ve cündiyân at başı berâber ale't-tertîb ahşam namâzında Rûmeli meydânında Mahmûd Paşa câmi‘i önüne cümle alay gelüp tevakkuf edüp mehterhâne dahi âsude-hâl durup muhtesib beğ ve gayrı a‘yân Mahmûdiyye câmi‘inde salât-ı mağribi edâ edüp sehel te’hîr ederler kim leyle-i muzlim mahalli olup muhtesib beğin dest-i hükûmetinde olan cümle ehl-i hıref alayları tamâm ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y166a ·
metinde göster ·
… n postlu ve yelken takyeli ve Sâlihli takyeli ve semmûr tâclı ve şâhîn ve turna
telli
gâzîlerle her birinin atları Hasenî ve Hüseynî Tuna geçidi kınâlı gâzîler alaca …
Alay-ı delibaşı: Üç yüz kaplan postlu ve yelken takyeli ve Sâlihli takyeli ve semmûr tâclı ve şâhîn ve turna telli gâzîlerle her birinin atları Hasenî ve Hüseynî Tuna geçidi kınâlı gâzîler alaca bayrakları ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y187a ·
metinde göster ·