[u] tavsîfi lâzım değildir. Hemân Ulu Câmi‘ tarz-ı tarhında binâ olunmuş bir kü …
Câmi‘-i Hazret-i Monla Arab Cabbârî: Temdîh [u] tavsîfi lâzım değildir. Hemân Ulu Câmi‘ tarz-ı tarhında binâ olunmuş bir küçük câmi‘dir. Ammâ bir mürtefi‘ yire vâkı‘ olmağıla gâyet mesîregâh, hoş-hevâ câmi‘-i teferrücgâhdır. Bu câmi‘ Monla Arab Cabbârî nâmıyla mevsûf olup hakkâ ki âdemi, hoş hevâsı cebren ve kahren getirüp cümle erbâb-ı ma‘ârif anda cân sohbeti edüp Hakka ibâdet ederler. Ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 225a ·
metinde göster ·
… zaffer Sarâyburnu'na varup huzûr-ı pâdişâhîde eyle şâdmânlar oldu kim ta‘bîr ve
temdîh
ve tavsîf olunmaz. Ol mahalde Fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa huzûr-ı pâdişâhîde zemîn …
Ve bu kal‘a feth olduğunun altıncı günü küffâr-ı hâk-sârın Venedik donanmasıyla altı pâre Malta ve altı pâre Duka ve altı pâre Papa gemileriyle cümle yüz pâre kefere ve fecere gemileri ejder-i heft-ser gibi kal‘aya imdâd geldiler, Gördüler kim kal‘anın limanında Âl-i Osmân donanması mâl-â-mâl olup liman önünde cümle deryâ beğleri ve cümle Cezâyirli âmâde dururlar. Ve kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre alem-i Resûl ile zeyn olup cümle burc [u] bârûlar üzre guzât-ı müslimîn pür olmuş ve nâkûshâneleri minâre olmuş ve her minâre alem-i Muhammedîler ile ârâste ve cümle der-i dîvârları asker-i İslâm ile pîrâste olmuş görünce cümle küffârın zehreleri çâk olup "elvedâ‘ ey Hanya elvedâ‘" deyüp âh [u] enîn ile hâ’ib ü hâsir cânib-i Suda'ya giderken cümle donanma ve Cezâyirli, küffâr üzre avanta ederken küffâr-ı bî-karâr, karâr edemeyüp Suda'ya firâr etdiler. Beri Hanya'da cümle guzât-ı müslimîn bildiler kim henüz kal‘a-i Hanya feth olup muhassılu'l-merâmlarına ve şütür-kâmlarına vâsıl olup İbrâhîm Çelebi kalyonuyla alınan Kızlara ağasının cümle mahbûbe câriyelerini ve cümle zî-kıymet mücevher esbâblarını bulup ve cümle küheylân atları alup ve niçe yüz Mısır hazîneliği mâl ü cebehâne ve milk [u] emlâk alup sâ’ir şühedâların kanları intikâmları alınup cemî‘î düyûrlar ibâdethâne-i müslimîn oldu. Ve böyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn, kal‘a-i İskender-i Yunan feth olup sâ’ir diyâr-ı İslâma zamm olundu. Ve bu gazâda olan ceng [u] cidâl Azak'da ve Sultân Murâd Hân ile kal‘a-i Revân ve Bağdâd'da olmamışdır. Ammâ ol gazâlar müverrihler lisânıyla âb u tâb verüp ta‘rîf ve tavsîf eylemişlerdir. Ba‘dehû serdâr-ı mu‘azzam bu cezîre-i Girid içre tokuz pâre şehr-i mu‘azzam-misâl büleydelere ve (---) pâre kal‘alara ve cezîrenin tâ ortasında Isfakıye dağlarında olan re‘âyâ vü berâyâlara her ocakdan mu‘temedün aleyh bî-tama‘ u bî-garaz ve sâhib-i ırz âdemleri istimâletnâmeler ile her kılâ‘ ve büleydelere gönderüp "Elbette gelüp harâc-güzâr olup kal‘aların miftahların pâdişâha teslîm edüp yine evlâd ü iyâlleriniz ile dâr u diyârlarımzda huzûr edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhîye du‘â idesiz. Ve illâ bu ahde rızâ vermeyenin cümle mâlların nehb u gâret, evlâd [u] iyâllerin esîr ve kendülerin dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirmek mukarrerdir" deyü bu gûne istimâlet ve tenbîhnâmeler cümle cezîre içinde olan kal‘alara gidüp yedi günde Hanya kal‘asının cânib-i erba‘asında üç yüz pâre kurâ bıtrîk ü kıssîsleriyle ve hedâ[yâ] girân-bahâlarıyla gelüp mutî‘ u münkâd oldular. Bunlardan mâ‘adâ küffâr ser-fürû etmeyüp cemî‘î eyâlet vüzerâları ve mîr-i mîrânlara fermânlar sâdır olup "mâlları ve cânları cümle guzât-ı müslimînin olup öşr-i sultânîler versinler", deyü dellâllar nidâ edince el-azametullah yetmiş koldan yetmiş seksen bin guzât-ı müslimîn kol kol bu yedi yüz yetmiş mil cezîre içine müstevlî olup 273a şeb [u] rûz mücâhidîn-i fî-sebîlillah ol kadar mâl-ı ganâ’im ve altun ve gümüş ve bakır avânî metâ‘lar ve niçe âfitâb-ı meh-tâblar ve duhter-i pâkîze-ahter ü bintânlar getirüp ordu-yı İslâmı ganîmet edüp on guruşa bir mahbûb ve mahbûbe kız ve oğlan vermeğe başladılar. El-hâsıl cümle guzât-ı muvahhidîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı Kârûn'a mâlik oldular. Niçe bin garîbü'd-diyâr bu kâr-ı ganâ’imi ve bu sürûr [u] şâdmânı görüp tavattun edüp kaldı. Ve'l-hâsıl bu kal‘a-i Hanya'ya Küçük Hasan Paşa'yı ve on yedi mîr-i mîrânları ve yetmiş aded alaybeğlerin cümle ze‘âmet ve timar sahibleriyle kal‘a-i Hanya'da alıkoyup yigirmi yedi oda ile yeniçeri kethüdâsı ve on oda topcu ve on oda cebeci ve dörd aşağı bölük kalup üç bin Mısır askeri kalup cümle yetmiş yedi bin asker muhafazacı kaldı. Ve derûn-ı kal‘ada yedi bin yedi yüz sağ ve sol ve azeb-i hisâr kaldı. Ve kırk pâre yarar beğ gemileri karşu Menekşe'den asker ve zahîre geçirmeğe kaldı. Ve elli pâre Hanya firkateleri yüzer yiğidiyle kaldı. Mâh-ı mezbûrun (---) günü Serdâr-ı mu‘azzam, Musâhib-i Şehriyârî Yusuf Paşa-yı Hırvâdî cümle kal‘ada kalan vüzerâ ve a‘yân-ı kibâr ile vedâlaşup donanma-yı hümâyûn ile Âsitâne-i sa‘âdete muvâfık-ı eyyâm-ı sa‘d ile rûy-ı deryâda iki yüz pâre bâdbânın küşâde kılup cânib-i garbda Çuka adaları önünden ubûr edüp andan altmış altı mil Mora cezîresi burnunda Manya kâfiri sâkin olduğu mahalli gâret edüp andan yine Manya burnunda Kelli kal‘asını, harâbdır, anı ubûr edüp Kapuspata Burnu'n dahi ubûr edüp ve Menekşe kal‘asın ubûr edüp kal‘a-i Anapoli'de lenger ikâmet edüp anda üç gün meks olunup dördüncü gün müşâvere olunup Venedik'in İstendil cezîresin gâret etmeğe re’y [ü] tedbîr görülüp nefîr-i irtihâller çalınup Anapoli limanından taşra çıkınca Âsitâne tarafından "Gazân mübârek olsun" deyü hatt-ı şerîf ve hil’at-i pâdişâhî ve mücevher şemşîr ve mücevher hançer gelüp "Der-i devlete gelesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olup ol gün eyyâm-ı latîf ile cezîre-i İstendil'i nehb u gâret edüp az şey mâl-ı ganâ’im bulunup kal‘ası evc-i âsumâna berâber ve sa‘b u metîn ve iki aded liman-ı hasîni olup ân-ı sâ‘atde göç topları atılup lodos rûzgâriyle on günde niçe yerlere uğrayup seyr [u] temâşâ edüp kal‘a-i Sakız'a, andan (---) mil kal‘a-i İlimni'ye, andan tekrâr yine (---) mil kal‘a-i Midilli'ye, andan (---) mil yine kal‘a-i Bozca'ya varup bu zikr olunan kılâ‘ları görüp ta‘mîr u termîmine eyâlet paşaları ile biner âdem muhâfazacı koyup ve cümle cebehânelerin mükellef ve mükemmel edüp Bozcaada'dan (---) mil yine kal‘a-i Gelibolu, bunda dahi sulanup dizdârlarına "Basîret üzre olun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp andan yine eyyâm-ı muvâfık ile iki gün iki gicede İslâmbol kurbunda Kızıl Adalar'da lenger-i ikâmet burağup üçüncü gün mâh-ı mezbûrda (---) mansûr u muzaffer Sarâyburnu'na varup huzûr-ı pâdişâhîde eyle şâdmânlar oldu kim ta‘bîr ve temdîh ve tavsîf olunmaz. Ol mahalde Fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp hil‘at-i fâhireler ile şeref-yâb ve hayr-du‘a-yı pâdişâhîyle behre-yâb olup bir Mısır hazinesi mâl-ı firâvân ve bî-hisâb hûr [u] gılmân misilli civân hedâyâlar verdi. Ba‘dehû münâfıkîn ve hasûdîn şerrine uğrayup (---)(---)(---)(---) fakîr Yûsuf Paşa'yı bi-gayr-i hak katl edüp na‘şe-i mübârekin İbrâhîm Hân görüp "Ne güzel beyâz teni vardır" deyü medh ve tavsîf edüp ağladı. "İlâhî Yûsuf! Sana edenler yakın zamânda senin gibi olsun" deyü bed-du‘âlar edüp Cinci Hoca nazar etdi. Ol sâ‘at cümle asker-i İslâm ve cemî‘î mahrûse-i Kostantıniyye ahalisi "vâveylâ ve vâ-veledâ" deyü feryâd [u] figâna âğâze edüp her kafadan bir sadâ-yı güft u gû olup "iyiliğe kemlik" deyü cümle halk bükâ vü nâliş etdiler. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsi’a.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 272b–273a ·
metinde göster ·
… larda olan ceng-âşûbu ve evsâf-ı metânet-i kılâ‘ları mâ-vaka‘ı üzre birer birer
temdîh
eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ancak Mikrilistân'da iki yüz yetmiş pâre kurâ ve b …
Bu bâlâda tahrîr olunan sekiz aded nevâhîler ve kılâ‘larda olan ceng-âşûbu ve evsâf-ı metânet-i kılâ‘ları mâ-vaka‘ı üzre birer birer temdîh eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ancak Mikrilistân'da iki yüz yetmiş pâre kurâ ve büleydeler nehb u gâret olunup cümle-i cümele guzât-ı müslimîn destine giren tokuz bin üsârâ ve bu kadar mâ[l]-ı ganâ’im ahz olunduğundan mâ‘adâ Gürcîstân hâkimi Sefer Paşa askerinde olan mâl-ı ganâ’im bi-lâ-hâdd ü lâ-gâyet mâl-ı firâvân ve üsârâ-yı gılmân-ı şebâblar idi. Hattâ Çarkacı Ketağaç Paşa kolunda iki aded nûr-ı mübîn, melîhu'l-vech duhter-i pâkîze-ahterler alındı kim vech-i arzda misilleri diyâr-ı Şâm'ın Havran'ında bile eyle hûrân çehre görülmemişdir. Seydî Ahmed Paşa bu iki aded kerîmeleri Ketağaç Paşa'dan biner guruşa alup yigirmi re’s duhterler ile Sultân İbrâhîm Hân'a hedâyâ gönderdi. Tâ bu mertebe âyet-i min-âyâtillah kızlardı kim onların hakkında Arapça nâzil olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332a ·
metinde göster ·
… pozusu ve Tebrîz'de Şâh-ı Cihân bâğı ve bu Konya Merâmı mesîregâhının yanında o
temdîh
olunan mesîregâhlar bir çemenzârçe değildir.
Evvelâ bu İreme-zât-ı Merâm'ı ve bu hâdîka-i revza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cinân-misâli niçe bin sultân-ı şu‘arâlar şehrengiz edüp ta‘rîf u tavsîf etmişlerdir, ammâ Hudâ âlimdir deryâda katre ve güneşde zerre medh edememişlerdir. Munsıf olan cihânbân seyyâhân-ı büldânlar "Cihânda mislin görmedik" derler. Hakkâ ki bu hakîr de bu Konya temâşâsına gelince yigirmi sene seyâhatimiz olup böyle bir gaytân [u] hıyâbân görmedim. Budin serhaddinde Peçoy-ı sirem-mânend bâğ-ı İrem şehrinin kal‘a ardında Barudhâne mesîregâhı ve Kırım cezîresinde Sudak bâğı ve İslâmbol'da Âl-i Osmân'ın yüz yetmiş bâğçe-i gülistânları ve Malâtiyye Aspozusu ve Tebrîz'de Şâh-ı Cihân bâğı ve bu Konya Merâmı mesîregâhının yanında o temdîh olunan mesîregâhlar bir çemenzârçe değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 14a ·
metinde göster ·
… hi cemî‘i sitâyiş-i şehr-engîzi cild-i (---) yetmiş gûne hüsniyyâtiyle tahrîr u
temdîh
olunmuşdur, ammâ evvelki seyâhatımızda bu Mar‘aş-ı ıyş şehrinin kal‘a-i kadîmin …
Evsâf-ı kal‘a-i kadîm ve şehr-i azîm Mar‘aş Bunun dahi cemî‘i sitâyiş-i şehr-engîzi cild-i (---) yetmiş gûne hüsniyyâtiyle tahrîr u temdîh olunmuşdur, ammâ evvelki seyâhatımızda bu Mar‘aş-ı ıyş şehrinin kal‘a-i kadîmin ve şehr-i Mar‘aş-ı atîk zemînini ve gayri niçe âsârların görmemiş idik. Hâlâ manzûrımız olup anı beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 61b ·
metinde göster ·
… Zağra'ya Avganda derlerdi. Rûm tevârîhlerinde ulu şehir idüğü mufassal tahrîr ü
temdîh
olunmuşdur. Ba‘dehû mürûr-ı eyyâm ile niçe mülûk destine girüp imâr olmada iken …
Hâlâ ol deyrin esâsı şehrin şimâlinde bir püşte-i mürtefi‘ üzre nümâyândır. Yine her sene cümle kefere-i fecere mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre bed-nâm günlerinde ol deyrin temelin ve Andire papasın maşadın dolanırlar. Ol zamânda bu Zağra'ya Avganda derlerdi. Rûm tevârîhlerinde ulu şehir idüğü mufassal tahrîr ü temdîh olunmuşdur. Ba‘dehû mürûr-ı eyyâm ile niçe mülûk destine girüp imâr olmada iken sene 766 târîhinde Âl-i Osmâniyândan 132b yine Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir, be-dest-i Koca Lala Şâhin Paşa, feth etmede usret çeküp ba‘de'l-feth küffâr bir dahi karâr etmesin deyü kal‘asın berbâd etmişdir. Hâlâ âsâr-ı binâları şehrin niçe yerlerinde nümâyândır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 132a–132b ·
metinde göster ·
u tavsîf etdi kim bu tabî‘at-i meyyâl mâ-i zülâl gibi nehr-i Kâğızhâne'ye cerey …
Bu hakîr-i pür-taksîr Melek Ahmed Paşa efendimizle bu Topçular sarâyında sâkin olurken her şeb Kâğızhâne'de niçe yüz bin fişeng-i pür-reng evc-i âsumâne urûc etdüğün temâşâ edüp niçe bin top u tüfeng sadâsın istimâ‘ ederdik. Âhir bir yârân-ı safâdan bu şâdımânı su‘âl etdükde ol yâr-ı vefâdâr bu hakîrin ahvâline vâkıf-ı esrâr olup eydür: "Ey gussa vü gamda perîşân-hâtır olan bîçâre ve aklın yitirmiş âvâre! Niçün deşt-i gamda mecnûn gibi mahzûn olup bu hây-hûy-ı Kâğızhâne'den âgâh değilsin. Bu devlet-i Âl-i Osmân zuhûr edeli sâ’ir teferrücgâhlarda bile bu Kâğızhâne cem‘iyyeti gibi bir şâdmâm olmamışdır. Bu ıyd-gâhı görmeyen edîm-i arzda birşey görmüş değildir" deyü Kâğızhâne'yi eyle temdîh u tavsîf etdi kim bu tabî‘at-i meyyâl mâ-i zülâl gibi nehr-i Kâğızhâne'ye cereyân etdi. Ve bu ebyât hâtıra hutûr etdi. Kıt‘a,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 172b ·
metinde göster ·
… i Sincâr'ı eyle ma‘mûr u âbâdân eyledi kim cemî‘i müverrihân-ı meddâhânlar anın
temdîh
[u] tavsîfinde âcizler idi ve niçe bin erbâb-ı ma‘ârifleri her diyârdan ihsân u …
Ba‘dehû bu Melik Sincâr mu‘ammer olup pederi Dârâ Şâh intikâlinden sonra müstakil pâdişâh-ı azîmü'ş-şân olup pederinin Rûm keferesi 213b destinde zebûn ve harâc-güzâr olduğunun intikâmın Rûm keferesinden alup İrân u Turan'da ve Ardalân u Sûrân'da ve Kuds ü Şâm ve Yunan'da olan küffâr-ı feccârı kıra kıra cihângîr oldu. Ba‘dehû "Maskat-ı re’simdir" deyü bu cebel-i Sincâr'ı eyle ma‘mûr u âbâdân eyledi kim cemî‘i müverrihân-ı meddâhânlar anın temdîh [u] tavsîfinde âcizler idi ve niçe bin erbâb-ı ma‘ârifleri her diyârdan ihsân u in‘âm ile getürüp her üstâd-ı kâmil birer gûne mutalsamâtlar peydâ eyleyüp yılan ve akrep ve çıyanın vücûdları münkatı‘ oldu idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213a–213b ·
metinde göster ·
… çeşme-sâr-ı âb-ı revân: Cümle yüz elli yerde çeşme-i cân-bahşlardır. Her birin
temdîh
u tavsîf etsek seyâhatimize mâni‘ olur. Ancak yine Osmânlıdan Ferhâd Paşa çeşme …
Ve çeşme-sâr-ı âb-ı revân: Cümle yüz elli yerde çeşme-i cân-bahşlardır. Her birin temdîh u tavsîf etsek seyâhatimize mâni‘ olur. Ancak yine Osmânlıdan Ferhâd Paşa çeşmesi ve Alî Esen çeşmesi musanna‘ binâlardır ve cümle âb-ı revânları kûh-ı Elvend'dendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310a ·
metinde göster ·
… ‘rîf ve tavsîfi birer müdevven kerrâs olur. Ancak her birin birer şemme mikdârı
temdîh
idelim.
Ve câmi‘i ve hânları ve kifâyet mikdârı dükkânları vardır. Ammâ imâret-i dârü'z-ziyâfesi yokdur ammâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân [u] nahlistânı çokdur. Ve ahâlî-i Basra'nın bu kal‘a-i Mühennâvî teferrücgâhlarıdır. Şehre bir sâ‘at karîb olmağile ehl-i Basra teferrüc edüp berren ve bahren piyâdece ve kayıklar ile şehr-i Basra'ya giderler. Aslen bu kal‘anın sebeb-i binâsı "Gemiler gümrük vermeden firâr etmesinler." deyü binâ olunmuşdur. Hâlâ cümle gemiler medd ü cezm üzre top altında yatup gümrüğün tamâm etmeden giderse zarabât-ı top-ı kûb ile işi tamâm olur. Ve bu kal‘ayı mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek hâk-i Basra'da bunun emsâli (---) pâre kal‘alar vardır. Her birinin ta‘rîf ve tavsîfi birer müdevven kerrâs olur. Ancak her birin birer şemme mikdârı temdîh idelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363a ·
metinde göster ·
olunmuşdur. Bunda bir gün meks edüp mîr-i livâsından ve yeniçeri ağasından ve g …
Menzil-i kal‘a-i Kurna: Bu dahi mukaddemâ bâlâda temdîh olunmuşdur. Bunda bir gün meks edüp mîr-i livâsından ve yeniçeri ağasından ve gayrı a‘yânından cüz’î ve küllî hedâyâlar alup cümle dostân-ı muhibbân-ı sâdıkân ile vedâlaşup yine cezîre-i Kurna içre tur‘a-i Zekiyye-i âb-ı hayâtı gemiyle ubûr edüp 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 366a ·
metinde göster ·
[ü] tavsîfden müberrâdır. Ve Defterdârler sarâyı ve Muhassıllar sarâyı ve Salkı …
Cânpûlâdoğlu sarâyı temdîh [ü] tavsîfden müberrâdır. Ve Defterdârler sarâyı ve Muhassıllar sarâyı ve Salkım sarâyı ve Kevakibîzâde sarâyı. Ve niçe sarâylar dahi vardır kim âdem oğlanı anların beyânında âciz ü kâsırdır, zîrâ binâ-yı Haleb meşhûr-ı âfâkdır. Gûnâ-gûn mergûb san‘atlar ve zîbâ tasarruflar ile üstâd bennâlar tarz-ı acîb ve tavr-ı garîb san‘at-ı mermer-bürlük icrâ etmişdir kim nazar olundukda çeşm-i ibret hîrelenir. El-hâsıl vech-i arzda eyle bir kâr-ı âdem binâ olunmamışdır. Kemâkân hüsn [ü] letâfeti ve kâr-ı zarâfeti hadd-i medihden hâric ve beyândan âric binâ-yı Halebü'ş-şehbâ'dır. Y 173b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y173a–Y173b ·
metinde göster ·
… ârhânelerin görmeyen rûy-i arzda bir şey görmüş değildir kim ta‘bîr ü tavsîf ve
temdîh
ile anlanılmaz, zîrâ mısra,
Hakîr İbrâhîm Paşa-yı Mostarî asrında Mısır'da kisve nâzırı olduğumuzdan ma‘lûmumuzdur. (---) nâm mahalde (---) pâre ma‘mûr u âbâdân kurâları vardır, evkâf-ı azîmdir. Senevî yüz yetmiş kîse-i Mısrî îrâdı vardır. Emîni ve nâzırı yigirmi kantâr harîr alup siyâha boyadırlar. Ve yigirmi vukıyye sîm-i hâlis ve iki bin dinâr-ı frengî ile sırma edüp Mısır'da Yûsuf köşkünde yüz elli nefer üstâd-ı kâmil zerbâflar gelüp mâh-ı Mevlûdun gurresinde kârhânelerin kurup sırmaları mebrûm edüp şuğle şürû‘ ederler. Kâmil sekiz ay işleyüp mâh-ı Şevvâl'in (---) günü nümûne-i kârların Mısır vezîri huzûruna iletüp arz-ı ma‘rifet ederler. A‘lâ, bî-nazîr ise vâlî-i Mısır ihsânlar edüp serçeşmelerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup dahi takayyüdlüce işlerler. Ammâ alimallâh bu üstâdların kârhânelerin görmeyen rûy-i arzda bir şey görmüş değildir kim ta‘bîr ü tavsîf ve temdîh ile anlanılmaz, zîrâ mısra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y342a ·
metinde göster ·
… vsâfı ve münâsibiyle gayrı ibret-nümâlar tahrîr olunup Kalavân bîmârhânesi dahi
temdîh
ü tavsîf olunup Mısır içre Kalavân bîmârhânesinden latîf binâ-yı azîm ve evkâf- …
Ve bu mahalde tiryâk-ı fârûk'un evsâfı ve münâsibiyle gayrı ibret-nümâlar tahrîr olunup Kalavân bîmârhânesi dahi temdîh ü tavsîf olunup Mısır içre Kalavân bîmârhânesinden latîf binâ-yı azîm ve evkâf-ı metîn yokdur. Hattâ mecnûnlara ve hastalara hânende ve sâzendeli P 203b bir dâr-ı şifâ, Q 205b kân-ı devâ, hâne-i bî-hemtâdır kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her husûsda ta‘rîf [ü] tavsîfden müberrâ bir hayrâtdır. {İbtidâ tiryâk-ı fârûk'u peydâ eden Ranûş ibn Manâfiyûş'dur [Vanûş ibn Manâkyûş] kim Kıbtî melikleridir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y126b ·
metinde göster ·
… âbı âb-ı Nîl'dir, andan gayrı suyu yokdur. Bâlâda gûnâ-gûn ta‘bîr ü tavsîf ile
temdîh
olmuşdur. Ammâ havâsı Tebrîz-i dilâvîz kadar latîfdir, aslâ Mısır halkında ısıt …
Evvelâ bu hasretü'l-mülûk olan Ümmü Dünyâ Mısır'ın âbı âb-ı Nîl'dir, andan gayrı suyu yokdur. Bâlâda gûnâ-gûn ta‘bîr ü tavsîf ile temdîh olmuşdur. Ammâ havâsı Tebrîz-i dilâvîz kadar latîfdir, aslâ Mısır halkında ısıtma olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y241a ·
metinde göster ·
olunmuşu evvelâ hâs u beyâz gül-penbe-misâl pişmiş rağîf ekmeği. Bu şehirde etm …
Ve me’kûlât [u] meşrûbâtının temdîh olunmuşu evvelâ hâs u beyâz gül-penbe-misâl pişmiş rağîf ekmeği. Bu şehirde etmeğe ragîf derler. Ve peştemâlı ve gûnâ-gûn su bardakları meşhûrdur. Gayrı şey yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y365a ·
metinde göster ·
… -i tayyibe olur, gûyâ zî-rûhdur ve âdem güzeli gibi şîrîndir", deyü bu şecereyi
temdîh
ü tavsîf edüp dırahtın cânib-i erba‘asın deverân ederken ol nahlin yaprağından …
"Sübhânelhallâk, ne güzel şecer-i tayyibe olur, gûyâ zî-rûhdur ve âdem güzeli gibi şîrîndir", deyü bu şecereyi temdîh ü tavsîf edüp dırahtın cânib-i erba‘asın deverân ederken ol nahlin yaprağından bir dâne yeyüp bi-emrillâhi te‘âlâ kız hâmile kalup günden güne kızın hamli âşikâr olup bu Elvâhât ve gayrı, şeyhin kızı hâmile kalmış, deyü cihân cihân güft ü gû olup âlim
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·