Ve bu kal‘anın Tuna tarafındaki dîvârların nehr-i Tuna yüzü dörd yüz arşın yerin harâb etmişdi. Melek Ahmed Paşa eli vilâyeti üşürüp temelinden bir esâs-ı kavî bırağup müceddeden binâ etdikde evvelkiden binâ-yı metîn ve müstahkem oldu, ammâ bu tarafın Tuna döğmek ile handakı yokdur, ammâ büyük kal‘anın kara tarafında bataklı âdem kaddi ve dahi âlîce handakı vardır, lâkin enlidir. Tuna tuğyân etdikde bu handakdan Tuna nehri cereyân edüp balıklar avlarlar sa‘b handakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a ·
metinde göster ·
Bu tabyalardan sekdirme toplar atılup gülleler bir tarafdan bir tarafa içeriki kal‘alar topu gibi yetişmediğinden hemân Köpürlü Mehemmed Paşa derûn-ı dilden himmet edüp Nev-binâ temelinden bir mîl deryânın sığ yerlerine on dâne çürük kadırgaları cemî‘i donanma forsalarına ve cümle Âl-i Osmân askerine "Koma kurdum" deyüp mezkûr kadırgaları taş ile doldurup kadırgaları deryâya batırup tâ yeni kal‘a önünden deryâyı bir mîl kadırgalara varınca bir hafta[da] dağlar gibi bir burun-misâl doldurup bir sedd-i İskender edüp ol gün üstüne azîm balyemez toplar koyup atdıklarında gülleleri bî-bâk karşu tarafa geçdikde sa‘âdetlü pâdişâh anda bir mendirek burcu yapmak fermân eyleyüp mübâşeret etdiler. Dahi bu kal‘a nâ-tamâm olmağile imârâtından bir şey yok idi. Ancak şekl-i murabba‘ bir şeddadî tîşeden çıkma taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâ olmada idi. Dâ’iren-mâdâr cürm-i esâsı bin yüz adım idi ve derûn-ı hisârda bir hünkâr câmi‘ine mübâşeret etmişler idi. Sa‘âdetlü pâdişâh bu kal‘ayı itmâm-ı sa‘y-ı tâm edüp gâhîce sayd [u] şikâra gider birkaç tazı ve zağar ve doğan haberin alup Çakırcıbaşı Cânpoladzâde hakîri fermân-ı pâdişâhîyle Bozcaada Muhâfızı Sührâb Mehemmed Paşa'ya gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 91b ·
metinde göster ·
Ve minâresi bir kerre bir zelzele-i azîmden münhedim oldukda cânib-i vakfdan tecdîd etdiklerinde minârenin temelinden bir âdem kaddi bâlâda celî hat ile târîhi budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 142b ·
metinde göster ·
Hicretin yigirmi bir senesinde Amr ibnü'l-Âs haymesi yerinde bir câmi‘-i kebîr ve bir hammâm binâ edüp ismine Hammâm-ı Fâre kodular. Ol hammâmın temelinde bir gâr çıkup dünyâyı sıçan müstevlî olduğundan Hammâm-ı Fâre dediler. Meğer cümle mûşların mutalsamı imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y16a ·
metinde göster ·
… tasında şâhrâh üzre Hammâmü'l-kelb nâmında bir küçük hammâmdır. Mezkûr hammâmın
temelinde bir
kubbecik içinde iki aded tucdan kelb timsâlleri vardır. Birbirleriyle şeb [u] r …
{Tılısmât-ı kelbeyn-i kuduz: Yine Mısır içre kantara-i Emir Hüseyin ile Kantârü'l-Mûsikî ortasında şâhrâh üzre Hammâmü'l-kelb nâmında bir küçük hammâmdır. Mezkûr hammâmın temelinde bir kubbecik içinde iki aded tucdan kelb timsâlleri vardır. Birbirleriyle şeb [u] rûz hırran-fe-hırran dalaşup boğuşmadadır. Anıniçün şehr-i Mısır'da kuduz köpek olmaz. Hâlâ Mısır'da işidilüp kuduz kelb görülmemişdir. Anıniçün ol hammâma Hammâmü'l-kelb derler. Tevârîh-i Kabâbıta'da mastûrdur.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y80b ·
metinde göster ·