… ulug et-özlüg yaŋalar koptın sıŋar kelip üküş yıl ay çarihuş--taḳı üzüm osuglug
teperler
yançar--lar ol emgekke ölüp ıḳile tirilürler ötürü temirlig kısk(aç-) -ların lu …
kara tag ... - / ulug et-özlüg yaŋalar koptın sıŋar kelip üküş yıl ay çarihuş--taḳı üzüm osuglug teperler yançar--lar ol emgekke ölüp ıḳile tirilürler ötürü temirlig kısk(aç-) -ların luların künçit ikşu kam(ış) osuglug sıḳarlar taŋarlar
Maitrisimit Nom Bitig (Hami) · Mai.Tek.082.13–19 ·
metinde göster ·
… n için boş edüp ucuna büyük hammâl fişeğe on yedi okka bârûd koyup yedi fişegin
tepesine
bir azîm tirşe külâh edüp çam sırığının aşağı ucuna ok gibi kartal yelekleri ed …
Ammâ bu hakîr âlem-i fetâlığımızda yârân-ı bâ-safâlar ile ihtilâtımız mahallinde Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize bu fişengin biri birinden yedi kat hevâya çıkar fişek peydâ edüp çam sırığının için boş edüp ucuna büyük hammâl fişeğe on yedi okka bârûd koyup yedi fişegin tepesine bir azîm tirşe külâh edüp çam sırığının aşağı ucuna ok gibi kartal yelekleri edüp Kaya Sultân mevlûdu gecesi şâdumânında kayık ile deryâda âteş edüp biri birinden âlî her biri semâya urûc edüp yedinci fişegin şu‘lesi 183a gâ’ib olup en nihâyetdeki badaluçkadan bir sadâ istimâ‘ olundu kim işiden âdemlerin zehresi çâk olayazdı. Ve her fişek aşağı nüzûl ederken neft yağlı ve ala çehirli ve dâne-i haşhâşlardan eyle âteşler nisâr olup zemîne nüzûl etdi kim gûyâ kevâkib-i necm-i geysûdâr-ı seb‘a-i seyyâreler zemîne şehâb-ı semâ gibi döküldü. Bu hâli hakîr görüp etdüğime peşîmân olup tâ’ib ve tâhir oldum. Hadîs: Arapça mazmûnu üzre inşâ’allâh etmemiş gibi oluruz. Ammâ garîb ü acîb san‘at idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182b–183a ·
metinde göster ·
… î güvercini zeyrek halk etmişdir. Ammâ beslemesi şûm u mezmûmdur. Meğer kırmızı
tepeli
ve ayağı çakşırlı kut güvercini ola, anı evlerde beslemek sünnetdir. İmâm Hasan …
Ve cemî‘i kuşlardan Cenâb-ı Bârî güvercini zeyrek halk etmişdir. Ammâ beslemesi şûm u mezmûmdur. Meğer kırmızı tepeli ve ayağı çakşırlı kut güvercini ola, anı evlerde beslemek sünnetdir. İmâm Hasan ve imâm Hüseyin içün Hazret-i Alî beyâz ve bensiz çatal ibikli ak horos ile kırmızı çatal tepeli ve çakşırlı hümâm beslemişlerdir, deyü yazmışlardır. Ammâ gayrısın beslemek memnû‘dur, zîrâ evlâdları olan başdan kıçdan çıkar, gâyet ihtirâz lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191a ·
metinde göster ·
… seyin içün Hazret-i Alî beyâz ve bensiz çatal ibikli ak horos ile kırmızı çatal
tepeli
ve çakşırlı hümâm beslemişlerdir, deyü yazmışlardır. Ammâ gayrısın beslemek mem …
Ve cemî‘i kuşlardan Cenâb-ı Bârî güvercini zeyrek halk etmişdir. Ammâ beslemesi şûm u mezmûmdur. Meğer kırmızı tepeli ve ayağı çakşırlı kut güvercini ola, anı evlerde beslemek sünnetdir. İmâm Hasan ve imâm Hüseyin içün Hazret-i Alî beyâz ve bensiz çatal ibikli ak horos ile kırmızı çatal tepeli ve çakşırlı hümâm beslemişlerdir, deyü yazmışlardır. Ammâ gayrısın beslemek memnû‘dur, zîrâ evlâdları olan başdan kıçdan çıkar, gâyet ihtirâz lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191a ·
metinde göster ·
… Ammâ halkı bâğî ve dağî ve zağî âdemler ve gâyet gâzîlerdir. Bu kal‘adan kalkup
teper
aşağı bir uçurumdan uçarak nüzûl edüp nehr-i Kerkük kenarında dere ve depeler a …
Bu kal‘anın şimâlî tarafına iki merhale yer Karadeniz sâhilinde Pençşenbe bâzârıdır. Piyâde âdem bir günde irer. Bir kerre Ahmed Hân asrında Özü Kazağı Karadeniz'den çıkup bu dağları aşup bu kal‘a taşrasın nehb ü gâret edüp yine firâr etmişdir. Ve bu kal‘a yayla yerde olmağıla âb [u] hevâsı ve bâğ u bâğçesi ve kayalarında kovan arısı olup misk [u] ânber-i hâm-misâl râyiha-i tayyibeli balı olur kim Koylıhisâr balı meşhûrdur. Ammâ halkı bâğî ve dağî ve zağî âdemler ve gâyet gâzîlerdir. Bu kal‘adan kalkup teper aşağı bir uçurumdan uçarak nüzûl edüp nehr-i Kerkük kenarında dere ve depeler aşarak 7 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. B …
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
Ve memdûhâtından, bâğ u bâğçesi içre âb-ı hayât uyûn-ı câriyeleri vâfir ve sahrâlarda hayrât [u] berekâtları mütekâsir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr her hubûbâtı firâvân bir şehr-i Erzincân-ı âbâdândır. Ve me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından yetmiş gûne âbdâr emrûdu sicill-i şer‘-i mübînde mestûrdur. Hattâ bu şehri temâşâ etdiğimiz Kâsım'dan kırk gün mürûr edüp şiddet-i şitâ idi. Paşa'ya on yedi elvân âbdâr emrûd-ı gûnâ-gûn hedâyâ getirdiler. Ve bâğ tepeğinde yapraklarıyla hâk-i amber-i pâkde gömülmüş avnik üzümü getirdiler. Ve zerdâlüsü ve emrûd kurusu ve dud kurusunun beyâzı ve sarısı ve moru ve siyâh dudu meşhurdur. Çârsû-yı bâzârında dud kurusı bey‘ edüp niçe bin diyâra dud kurusu yük yük götürürler, başka tüccârı vardır. Ve dud bekmezinin gûnâ-gûnunu bahâr ile terbiye edüp bir kâse nûş edene hayât [u] cân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
Ve bu buhayre içre bir gûne pullu balık olur gâyet lezîzdir ammâ
tepesinde
iki sivri kemiği olup anı kırıp ba‘dehû balığı pişirüp yerler, gâyet mukavvîdir …
Ve bu buhayre içre bir gûne pullu balık olur gâyet lezîzdir ammâ tepesinde iki sivri kemiği olup anı kırıp ba‘dehû balığı pişirüp yerler, gâyet mukavvîdir ve cimâ‘a gâyet takviyet verir. Eğer ol kemikleri çıkarmadan pişirseler balığın eti sebz-gûn olup balığı acı eder. Ol kemiği bir gayri diri balığa sancalar ol ân diri balığın vücûdu mahv olur. Anınçün bu buhayre balıkları bu kemik sâhibi olan balıkdan havf ederler ammâ gâyet lezîz balıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6a ·
metinde göster ·
… n Ağa siperin yüzüne dutup şemşîr-i âteş-tâbın eline alup at sürüp önüne geleni
tepere
çalup alayları bölük bölük bölüp sübû‘ gibi ra‘d-vâr gürleyüp kılıç ururdu. Gûy …
Amma beri tarafda Defterdârzâde efendimizin Şâmlı Osmân Ağa'sı ve Filibeli Silâhdâr Mehemmed Ağa'sı ve Nakışlı Bölükbaşı ve Kahveci İkbâli ve Kilârcı Hasan Ağa ve Çukadâr Behlûl Ağa, bunlar ol cenkde meydân-ı bezm [ü] rezmin nâmdârı ve şecâ‘at meydânının çâpük-süvârı, her biri şîr-i ner, belki her biri birer er oğlu er, server [ü] kâ’il-i nefs erdir, vâlî-i mihter olmağa lâyık birer dilâverler idi. Celâlîlerin kırkar ellişer dirhem dalyan tüfenklerine bakmayup Şâmlı Osmân Ağa siperin yüzüne dutup şemşîr-i âteş-tâbın eline alup at sürüp önüne geleni tepere çalup alayları bölük bölük bölüp sübû‘ gibi ra‘d-vâr gürleyüp kılıç ururdu. Gûyâ Kassâb-ı Cömerd köçeği idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32b ·
metinde göster ·
… -haber ise aslâ zarar isâbet etmez. Eğer sârık ise Şem‘ûn'un kapusuna el urunca
tepesi
üzre gelüp mürd olur. Bu âsitâne kapusu önünde yatan cümle mevtâlar yalan yemîn …
Menâkıb-ı gayr: Bu karye ahâlîsinin kapuları şeb [u] rûz küşâdedir ve gâyet mün‘im Dürüzîleri vardır. Cümle metâ‘ları meydân-ı muhabbetdedir. Aslâ bir kimesne bir ferd-i âferîdenin erzâklarına vaz‘-ı yed edemezler. Bir kimesnenin bir şey’i zâyi‘ olsa zann-ı gâlibi olan kimesneyi "şer‘ullah" deyü bu Şem‘ûn-ı Safâ türbesine götürüp müdde‘î eydür: "Ihken yâ Şem‘ûn!" deyü selâm verüp zannı olduğu olan âdem gelüp Şem‘ûn'ın kapusuna el urup yemîn eder. Eğer bî-haber ise aslâ zarar isâbet etmez. Eğer sârık ise Şem‘ûn'un kapusuna el urunca tepesi üzre gelüp mürd olur. Bu âsitâne kapusu önünde yatan cümle mevtâlar yalan yemîn edüp Şem‘ûn kapusuna el uranlardır. Niçeler havf edüp kapuya el urmayup serîka etdüğü şey’i i‘tirâf edüp alduğu eşyayı verüp halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·
… kîse hâsıl olup nefîr-i rıhletler çalınup yine cânib-i cenûba Nakura cebelinden
teper
aşağı nüzûl edüp leb-i deryâ ile cümle guzât pür-silâh olup dörd yüz aded kurâ …
Ezîn-cânib Murtezâ Paşa efendimiz bu Şem‘ûn-ı Safâ köyünde yigirmi günde mâl-ı pâdişâhîden (---) kîse hâsıl olup nefîr-i rıhletler çalınup yine cânib-i cenûba Nakura cebelinden teper aşağı nüzûl edüp leb-i deryâ ile cümle guzât pür-silâh olup dörd yüz aded kurâ şeyhleri esîr-bend-i zincîr ile (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40b ·
metinde göster ·
… îr olunan menâziller tâ kal‘a-i Tosya’ya varınca kurâ ve kasabâtları ve dere ve
tepeleri
mufassal tahrîr olunmuşdur. Andan ,
Mukaddemâ sene (---) târîhinde Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile Erzurûm seyâhatine giderken bu tahrîr olunan menâziller tâ kal‘a-i Tosya’ya varınca kurâ ve kasabâtları ve dere ve tepeleri mufassal tahrîr olunmuşdur. Andan ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 94b ·
metinde göster ·
… imi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi
teper
ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
Balçıkbaşı nâm bir mahalde hayme ü hargâhlarımızla meks edüp hâb-ı râhatda yatarken re‘âyâdan bir recül-i sâlih gelüp paşaya mülâkî olup eydür "Sultânım, deryâda otuz altı pâre Kazak-ı Ak şaykaları gezer, ihtimâldir muvafık eyyâm ile vakt-i Şâfi‘îde bu Balçık iskelesin nehb ü gâret ede" deyü paşayı haberdâr edüp gitdi. Paşa dahi Zıpır Bölükbaşı ve Gırbo ve Çento ve Hüseyin Bölükbaşıları yüzer yiğitleriyle piyâde ve bin aded güzîde esb-i tâzî-süvâr Abaza ve Çerkes ve Gürcî yiğitlerin ileri nısfu'l-leylde gönderüp bir kemîngâhda karâr etdiler. Hikmet-i İlâh ile vakt-i Şâfi‘îde Kazak karaya âdem döküp Balçık şehrinin cânib-i erba‘asından âteşe urup ahâlî-i belede telâş el verüp halk vâveylâda iken Kazak-ı Ak şehri nehb ü gârete başlayup "poz yoz" deyü feryâd ederken deryâda olan otuz altı pâre şaykaları dahi vakt-i Hanefî'de imdâda gelüp kenara çıkup anlar dahi imdâd-ı gârete gidüp gemilerinde ancak beşer onar kefere ve fecere kaldı. Hemân vakt-i sabâh olunca bizim kemîngâhda olan piyâde sekbân ve sarıca arıları dağdan teper aşağı "Allah Allah" sadâsına rehâ buldurup der-ceng-i evvel kâfirin leb-i deryâda olan firkatelerine sarılup ân-ı vâhidde amân vermeyüp on yedi adedin kabza-i tasarrufa alup içinde olan esir ümmet-i Muhammed'i halâs edüp anlara kürek çekdirerek deryâya alarga olup firâr eden kayıkları dahi ahz edüp içindeki beşer onar küffârı kayd-bend edüp esîrlikden halâs olan ibâdullah ile ba‘zı paşa efendimiz levendâtları deryâda levarime edüp demir bırakdılar. Bu kerre şehri gâret eden küffârlar bu hâli görüp karada kalup cânlarından Balçık iskelesindeki buğday anbarlarına girüp cenge âhenge başlayup kimi dağlara firâr ederken efendimiz Melek Ahmed Paşa ılgar ile Balçık başından imdâda gelirken bu firâr eden küffârlar râst gelüp kimin esîr ve kimin kelle paça edüp kimi dağlarda Dobruca Çıtağı eline girüp esir olmada. Ammâ beri tarafda Balçık şehri içre mahzenlere kapanan Kazaklar cân havliyle ceng [ü] cidâl edüp hemân paşa, askerine bezl-i mâl ihsân ederek "Koma şehbâzlarım, cümle mâl-ı ganâ’im [ü] üserâ sizin olsun" deyü alay çavuşları nidâ edince anbarları bizim asker âteşe urup damları delüp yedi sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm olup üç yüz kâfir esîr ve dörd yüz kelle ve paça ve otuz altı pâre şayka feth olup cümle bölükbaşılar çelenkler ve hil‘at-i fâhireler ile behremend oldular. Üç yüz kâfirden yüz kadarın der-i devlete Rûmeli şaykalarıyla gönderüp telhîs etdi. Mâ‘adâ kâfirleri ağavâtlara bezl edüp otuz altı pâre Urus şaykalarında olan mâl-ı ganâ’imi içinde esîr olan ibâdullaha mâlların teslîm edüp şaykaları Özü ve Kili ve Akkirmân kal‘aları ta‘mîr ü termîmine gönderüp âmedânî böyle bir gazâ-yı garrâda bulunduğumuza bu hakîrin şikeste beste târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
… eb-i tesmiyyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Bu dahi Karadeniz sâhilinde
teper
aşağı inilir bir sa‘b dağ dâmeninde maşrık tarafı deryâ bir iskele-i zîbâdır. L …
Sebeb-i tesmiyyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Bu dahi Karadeniz sâhilinde teper aşağı inilir bir sa‘b dağ dâmeninde maşrık tarafı deryâ bir iskele-i zîbâdır. Leb-i deryâda ancak buğday mahzenleri ve âb-ı hayât su kaynakları vardır. Gayri bir şey yokdur. Urus havfinden cümle imâretleri dağ başındadır. Bu dahi Silisre eyâleti hâkinde vezîria‘zamların hâss-ı hümâyûnudur ve Balçık kazâsı nâhiyesidir. Hâkimi vezîria‘zam ağasıdır. Kethüdâyeri ve serdârı ve müftî ve nakîbi yokdur. Cümle üç yüz hânesi kiremit örtülü müfîd ü muhtasar hâne-i fukarâlardır. A‘yânı dahi yokdur. Ammâ bâğı bâğçesi ve fukarâsı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124b ·
metinde göster ·
… r meydân-ı arbededir. Ehil olmayan âdemler ol âsitâneye kadem bassa yağ üstinde
tepesi
üzre gelüp kendi kendüye yenilir.
Tekye-i Küşte-gîrân ya‘nî Güreşçiyân: Âsitâne-i Seyyîd Cemâleddîn Sultân: Ba‘de'l-feth Gâzî Hudâvendigâr İslâm-ı cüyûş revnak bulsun içün bu âsitâneyi gürbüz ü tüvânâ ve zorâver ü dilâver [ü] server-i hünerver fetâ erler içün binâ etmişdir. Ammâ hakkâ ki asker-i İslâm'a revnak vermişdir. Hâlâ bunda olan Rûmeli dilâverleri cem‘ olup haftada bir kerre rûz-ı cum‘ada cem‘ olup yetmiş seksen çift yağa müstağrak olmuş selefin sâhib- 158b -kırânları gibi Rüstem-akrân şecî‘ ü tüvânâ pehlivânân birbirleriyle musâfaha edüp dest-bûsdan sonra kepiş-misâl baş dokuşup gülbâng-ı Muhammedî çekilüp meydân-ı muhabbetde küştegirlik etdiklerinde âdem vâlih [ü] hayrân ve dem-beste ser-gerdân olur. Hakkâ ki pîr-i perverleri olan Hazret-i Mahmûd-ı Püryâr [vü] velînün rûh-ı şerîfin yâd edüp cümle guzât-ı müslimîni râh-ı gazâya tergîb ederler. {Bu tekye} zemîni seng-i siyâh-vâr yağ ile mülemmâ‘ bir meydân-ı arbededir. Ehil olmayan âdemler ol âsitâneye kadem bassa yağ üstinde tepesi üzre gelüp kendi kendüye yenilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158a–158b ·
metinde göster ·
aşağı inüp niçe kurâ-yı âbâdân güzer edüp Kovukdere nâm içre ol sengistân-ı muh …
Ammâ bunlar (---) câmi‘i evkâfı olmağıla maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olup hâkimleri ve sarây-ı âlîleri vardır. Ekseriyyâ mûğları ve koyun celebi ve pasdırma keşân ve yağ satan keferelerdir. Bunların kolluğu vardır. Anın sebebiyle kefere hânelerine ferd-i âferîdeden bir ferd konmağa kâdir değildir ve kondurmazlar. Mu‘âf u müsellem olduklarından belki âdemi katl ederler. Ammâ yedi aded hânları vardır. Hânlarda sâkin olan müsâfirîne me’kûlât [u] meşrûbâtdan imdâd ederler. Bu hânlar kurbunda kırk elli aded esvâk-ı muhtasarlı dekâkînlerinde balık ve peynir ve boza ve şarâb ve rakı firâvândır. Ve bir kenîse-i atîkleri var. Argona nâmıyla bir bıtrîk ve kıssîs binâ edüp zu‘m-ı bâtılınca Hazret-i Meryem Ana rûhuna savâbın hîbe eylemiş. Yılda bir kerre niçe yüz bin küffâr bu deyr-i köhneye gelüp tecdîd-i âyîn-i kefere-i fecere ederler. Ammâ gâyet musanna‘ deyrdir. Hattâ papasları Melek efendimize vâfir hedâyâ getirdiler. Andan yine cânib-i şarka teper aşağı inüp niçe kurâ-yı âbâdân güzer edüp Kovukdere nâm içre ol sengistân-ı muhâtara yerden geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171a ·
metinde göster ·
… ş u kıyâmetde bârân-ı rahmet bize ol gice matar-ı zahmet olup menzil bârgîrleri
tepesi
üzre düşüp başımız yarılıp mecrû[h] olarak,
Menzil-i kasaba-i Gekbeziyye: Andan ol gün ol gice Kırkgeçit'de çektiğimiz âlâm-ı şedâ’idi Hudâ-yı Müte’âl Malta küffârına virmesin, kış u kıyâmetde bârân-ı rahmet bize ol gice matar-ı zahmet olup menzil bârgîrleri tepesi üzre düşüp başımız yarılıp mecrû[h] olarak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a ·
metinde göster ·
… inde bunlara tarfetü'l-ayn içre bir yaylım ok serpüp der-ceng-i evvel birin atı
tepesi
üzre yıkılup asla anlara bakmayup nehr-i Sakarya kenârınca gidüp yine nehr-i Sa …
Bu şehirde yeniçeri serdârı Abaza Ahmed hânesinde sehel istirâhat edüp sehel ta‘âm tenâvül edüp ve bir atın yedeğe alup vakt-i Şâfi‘îde yine cânib-i şarka gidüp kasaba-i Sabanca'yı geçüp ağaç deryâsı içre çamur deryâsı içre gezerken altı atlıya râst gelüp bizim üzerimize hemân hamle etdiklerinde bunlara tarfetü'l-ayn içre bir yaylım ok serpüp der-ceng-i evvel birin atı tepesi üzre yıkılup asla anlara bakmayup nehr-i Sakarya kenârınca gidüp yine nehr-i Sakarya üzre Sultân Bâyezîd-i Velî'nin on dörd göz ibret-nümâ cisr-i azîmin geçüp yine Sakarya nehri kenârında kasaba-i Geyve'yi ubûr edüp andan yine şarka gidüp dağlar içinde kal‘a-i Taraklı kasabası ve kal‘a-i Türbeli Gönlük, galat-ı meşhûru Torbalı Göynük'dür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 191b ·
metinde göster ·
… vâr olam" dedikde Monlâ Muhammed'e bir düm-i dırâz eyle urdu kim Monlâ Muhammed
tepesi
üzre düşüp purpotur olup meydân-ı muhabbetde bî-mecâl kaldı. Bu kerre temâşâcıl …
Ba‘dehû ol şiddet-i hârda uzanup vücûd-ı dırâzın gösterüp gerindi ve sündü ve birez cevelân edüp yine Monlâ Muhammed'in yanına geldi. Monlâ Muhammed "Bu evrene süvâr olam" dedikde Monlâ Muhammed'e bir düm-i dırâz eyle urdu kim Monlâ Muhammed tepesi üzre düşüp purpotur olup meydân-ı muhabbetde bî-mecâl kaldı. Bu kerre temâşâcılara telâş el verdi kim bu ejder monlâya böyle edince ya bizim hâlimiz neye müncer olur?", deyü halk firâra başladılar ve hâh-nâ-hâh sarâyın dağ kapusun kırup kaçdılar. Hemân Monlâ Muhammed zemînden kalkup garârından kırmızı tabılkı çubuğu çıkarup ejdere bir çubuk urup derhâl ejderhâya süvâr olup serin ve dümmin ber-hevâ edüp sarây meydânında gıjgırup ağzından âteşler saçup kuyruğuyla zemîndeki rimâl-i türâbı nadaz nadaz edüp gubâr-ı gird-i siyâh evce urûc ederdi. Ve yine cevelân u deverân ederek halkı birbirine katardı. Bunca benî Âdem gaşy olup kalırdı, bir niçesi zîr-i zeber olurdu. Hatta fakîr ekmekçibaşı havfinden sar‘a dutup mebhût oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232a ·
metinde göster ·
… oldu. Bu mismârda iken belinden tütün kisesin çıkarup mismâr üzre kiseyi koyup
tepesi
üzre durup ayakları ber-hevâ hareket etdirirdi.
Andan yine aşağıdaki mismâra ser-nigûn süzülüp yine ayağı meshi yerinden asılup yine aşağıdaki mismârı çıkarup yukarudaki enser üzre yine ayağa kalkup kaddince dîvâra mismârı kakup anda dahi niçe yüzden hünerler gösterdi. Bu mismâr mahalli zemînden dokuz âdem kaddi oldu. Bu mismârda iken belinden tütün kisesin çıkarup mismâr üzre kiseyi koyup tepesi üzre durup ayakları ber-hevâ hareket etdirirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233a ·
metinde göster ·
… hemân dîvânda eli kavuşup duranlardan dörd âdem dîvândan firâr edüp üçü dîvânda
tepesi
üzre ser-nigûn olup sarı‘ dutdular. Meğer bunlar ve firâr edenler Van Paşası Şe …
Cümle Kürdistân askeri ve a‘yân-ı Van bu ni‘met-i uzmâ ile def‘-i cîy‘ân eyleyüp "Ba‘de't-ta‘âm ve'd-du‘â vü senâ dîvân-ı pâdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", deyince netîce-i merâm yedi kimesnenin gûnâ-gûn da‘vâları dinlenüp şer‘ ile edâ-yı hak olunup yedi kimesnenin katillerine fermân-ı şehriyârî var iken anları kaldırdup kal‘aya fermân edince hemân dîvânda eli kavuşup duranlardan dörd âdem dîvândan firâr edüp üçü dîvânda tepesi üzre ser-nigûn olup sarı‘ dutdular. Meğer bunlar ve firâr edenler Van Paşası Şemsi Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa'nın Van'a kapanup isyân etmesine bâ‘is ü bâdî olanlardan bu firâr edenler imiş. Der-akab anları keşân-ber-keşân getirüp dîvân-ı pâdişâhîde ba‘de's-subût huccet-i şer‘iyye ile kellelerin tenlerinden cüdâ olup öbir ser-nigûn olup düşen ihtiyârları kal‘aya fermân etdüğünden sonra kapucubaşı hatt-ı şerîfi dîvân-ı pâdişâhîde dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi destine verüp ol dahi savt-ı a‘lâ ile alâ mele’i'n-nâs kırâ’at edüp yetmiş aded âdemin kelle-i bî-devletleri Dârü's-saltanati'l-aliyyeye fermân olunup yetmiş âdemden kırk beşi anda mevcûd bulunup cümle huzûr-ı paşaya dest ber-kafa kayd [ü] bend ile gelüp cümlenin cürmleri su’âl olunup "Şehrimizi harâb u yebâb etdirüp top güllesiyle hânedânlarımız berbâd etdirüp bu kadar âdem kılıçdan geçmesine bu zorba ve aşkıyâlardır." deyü şehâdet eylediklerinde paşa eydür: "Bugünkü gün pâdişâhımın vekîl-i mutlakı ve serdâr-ı mu‘azzamıyım. Bu yedi âdemi vekâletim hasebiyle âzâd etdim, ammâ bu otuz sekiz âdemin haklarından gelirim. Tiz cellâdlar, kaldırın!" deyü sekban u sarıca bu mücrimleri kaldırup kal‘aya götürdüler. Biri giderken yolda cân verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a–248b ·
metinde göster ·
varınca bir top-ı tavîl menzili mesâfe-i ba‘îdedir. Bu iki kûhun mâbeyni bir ga …
Bu Meteris nâm mahal Bitlîs şehrinin şarkîsi tarafında Rahova'ya çıkup Van'a gidecek mahalde Kassâb Çeşmesi nâm derenin ağzında cânib-i şimâlinde Dehdîvân dağı ya‘nî on aded kûh-ı bâlâlardır kim biri gâyet âlîli olmağile ana Dehdîvân-ı bâlâ derler. Anın mukâbelesinde mezkûr Kassâb Çeşmesi deresinin cenûbuna da Dîvân-ı pes derler bir kûh-ı bülenddir. Anın akîbinde kûh-ı Âvîh derler bir kûh-ı bâlâdır ve dahi yedi aded kûh-ı elvend-misâl cibâl-i âlîlerdir ammâ mezkûr Dehdîvân-ı âlînin zirvesinden Dehdîvân-ı pestün tepesine varınca bir top-ı tavîl menzili mesâfe-i ba‘îdedir. Bu iki kûhun mâbeyni bir gayyâ deresi gibi teng ü Kepân boğazdır. Bu Dehdîvânların tâ depelerinden aşağı dere içine varınca bir dağdan bir dağa yedişer kat sedd-i Nemrûdlar gibi meteris dîvârları edüp cümle meterisler kat-ender-kat âdem deryâsı olup cümle âlât-ı silâhlarıyla âmâde olup meterisler içre kavm-i Ekrâd-ı Rujikiyân karınca gibi kaynarlar ve yedi kat meterislerde niçe bin elvân filandıra ve bayrağ u tuğ ve sancağ u alemlerle zeyn olmuş kim kûh-ı Dehdîvân lâlezâr-ı gülistân-misâl olmuş ve cümle meterislerin yüzleri bizim ordu tarafında Rahova sahrâsına nâzırlardır kim ol tarafdan bir âdem gelmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a ·
metinde göster ·
… k olup ol sengistânda bizim asker yine cem‘ olup köpek cengi ide ide Hân askeri
teper
aşağı şehr-i Bitlîs'e doğru firâr edüp kal‘a altına varup emîn olup kal‘aya gir …
Âhir {Hân askeri} hücûm-ı mehcûm-ı Âl-i Osmân'ın kesret ü vefretinden necciyyûn kâ’idesi üzre "Firâren an-tevâli'l-kesürât" deyüp bir kerre cümlesi meterisleri içinden dal kılıç ile taşra bizim askere bir kümeden koyulup bizim asker allak bullak olup ol sengistânda bizim asker yine cem‘ olup köpek cengi ide ide Hân askeri teper aşağı şehr-i Bitlîs'e doğru firâr edüp kal‘a altına varup emîn olup kal‘aya girdiler. Hakkâ ki Rüstemâne ceng edüp çoğu halâs oldular. Ammâ anlardan niçesi halâs olmayup dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan câm-ı nîşi nûş edüp vâdî-i hâmûşânda hâmûş-bâş olup yerleri zemîn-i İrân iken dâr-ı nîrânda ber-karâr olup dest-i müslimîn-i Hanefî'de tu‘me-i şemşîr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
Evvelâ kal‘a-i Bağdâd-ı İremezât-ı hâk-i Irâk'ın çöl [ü] çölistân berr [ü] beyâbânı içre Kamerü'l-Kum çölü gibi ve Deşt-i Kıpçak hâmûnu gibi bir vâdî-i tepe içre vâki‘ olmuş Şattu'l-Arab'ın cânib-i şarkîsinde sâhil-i Şatt'da 340a şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki‘ seng-i beyâz ve tula-i feyyâz ve kireç ve cibir ve kec ve cıbıs ve Horasânî ile mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir sûr-ı üstüvârdır kim bu kevn-i kec-rev-i gerdûn-ı devvâr-ı kec-reftârda eyle bir sedd-i İskender-vâr ve bir rabât-ı mu‘azzam hisâr-ı üstüvâr bu felek-i rûy-ı zemînde deyyâr görülmemişdir. Niçe yüz sa‘b püşteler üzre evc-i semâya müntehî kal‘a-i serâmedler vardır. Ammâ bu bir pest sahrâda bî-havâle olup cümle kârı benî Âdem destiyle inşâ olunduğu cihetden pest zemînde böyle bir kirmân ve bunun gibi bir pürgaz-ı sedd-i îmân {kal‘a} görülmemişdir kim sedd-i Irâk-ı Dâdyân'dır ve cânib-i erba‘asında birer merhale yer mesâfe-i ba‘îdeden bu kal‘a-i Bağdâd'a nazar olunsa bi-emrillahi Ta‘âlâ bir mehâbet ü salâbet üzre nümâyişli bir kirmen-i kirmândır kim bi'l-mehâbe gören düşmanların zehresi çâk olur ve harâb etmeğe sa‘y edenlerin vücûdu hâk olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın nazargâh-ı bâtınîsidir kim hayr du‘âları berekâtıyla {Bağdâd} imâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339b–340a ·
metinde göster ·
… lup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan
teper
aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşa …
Hemân hançer ile atların pâybend kösdeklerin kesüp der-ân atımı gemleyüp belime kılıcım çalınca Hüseyin nâm bir gulâmım ber-hurdâr olsun hâzır olup öbürleri dahi gözün ovmada ve kuşağın bağlamada gördüm ki anlardan fâ’ide yokdur. Meğer Kâzım da hâzır olmuş ve ol dahi esvâbıyla yatırmış. Başı ucundan kılıcın alup beline çalup ve tüfeğin eline alup atının pâybendlerin çözünce bir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların kolanların berk edüp hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan teper aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşağı Değirmenler deresine inüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… i ve şahin ve zağanos ve karakuş kanatların tâclarına zeyn edüp yine tâclarının
tepelerinde
cevz-i rûmî kadar billûr ve necef ve moran ve gayrı şa‘şa‘alı taşları zeyn kılm …
Andan sağ kolda deli alayı ve sol kolda gönüllüyân alayı bayrağı altında biner aded müsellâh ve müzeyyen kaplan ve bebr ve ayu ve kurd postlu vakâr sâhibi semmûr tâclı ve kurd ve bebr ve vaşak ve zerdeva ve tilki kürkü tâclı ve Sâlihli ve Yahyâlı ve Balı Beğli ve Semindirâvî ve Kâsım Beğli ve Haydarî ve Kalenderî ve Gâzî Porçavî ve Gâzî Kerş İlyâsî ve Deli Horozî ve Gâzî Evrenosî ve Mihâlî tâc-ı gûnâ-gûnların kec kılup üzerlerinde her tâcların gûnâ-gûn cığalar ve çelenkler ve turna telleri ve şahin ve zağanos ve karakuş kanatların tâclarına zeyn edüp yine tâclarının tepelerinde cevz-i rûmî kadar billûr ve necef ve moran ve gayrı şa‘şa‘alı taşları zeyn kılmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81a ·
metinde göster ·
4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarınd …
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâh âdemler gelüp bize yetişdiler. Biz dahi cümle otuz altı cürd atlı ve iki seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil gitmemek gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş enmede idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde
teper
aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz …
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâh âdemler gelüp bize yetişdiler. Biz dahi cümle otuz altı cürd atlı ve iki seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil gitmemek gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş enmede idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
aşağı "Allâh" deyüp hücûm edince şikâr derdine düşmüş kâfire bir yaylım beş yüz …
deyüp kasem billâh ile cümle ale'l-ittifâk bir yere cem‘ olup aşağı dereler ardından kâfirlerin olduğu bayırlara havâle dağlara çıkup cümle tüfenglere avucumuzla saçma doldurup hemân bir uğurdan teper aşağı "Allâh" deyüp hücûm edince şikâr derdine düşmüş kâfire bir yaylım beş yüz tüfeng kurşumu girince niçe küffâr silâha el edüp ceng etmeğe âğâze etdi, ammâ gayri küffâr silâhlanınca be-emri Hudâ küffâr-ı bed-girdâr târumâr olunca biz dahi şîrînleyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54a ·
metinde göster ·
… t-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerleri zâhir ü bâhirdir, lâkin bu kal‘a yüksek
tepe
üzre olmak ile derûn-ı hisârda evleri azdır ve âsâr-ı binâları yokdur. Hemân ne …
İki aded dizdârı ve Budin kulu serdârı vardır. Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir yüksek bayır üzre bir hısn-ı hasîn ve sûr-ı metîn tula binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, lâkin Süleymân Hân'a itâ‘at etmeyüp zarabât-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerleri zâhir ü bâhirdir, lâkin bu kal‘a yüksek tepe üzre olmak ile derûn-ı hisârda evleri azdır ve âsâr-ı binâları yokdur. Hemân neferât evleri vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69b ·
metinde göster ·
aşağı Tabahâne varoşuna bu kapudan kâmil bin adımda Tabahâne'ye gider, şâhrâh y …
Andan bu mezkû[r] Su kapusundan teper aşağı Tabahâne varoşuna bu kapudan kâmil bin adımda Tabahâne'ye gider, şâhrâh yoludur, ammâ bu Suluk kapusunun iç yüzünde ve taşra yüzünde zincîrler ile asma haşeb cisirleri var. Her gece içerden ve taşradan bu iki aded cisirleri hüddâmlar kaldurup içerde ve taşrada derk-i esfel-vâr handaklardan deyyâr zî-rûh kısmı ubûr edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 83b ·
metinde göster ·
… pür-kînelerinden güzer edüp arkasından birer ikişer karış yalman gösterüp atdan
tepeleri
üzre cân ber-cehennem yıkılup pâymâl-i rimâl olurlardı. Bir kâfirin cür’eti yok …
Ammâ bu küffârlar fârisü'l-hayl değillerdir. Bunlara cerîd-bâz gâziyân-ı şehbâzlarımız hışt urdukça Hudâ âlim u dânâdır kâfirin demir katlavîlerinden hıştlar kâfirin sîne-i pür-kînelerinden güzer edüp arkasından birer ikişer karış yalman gösterüp atdan tepeleri üzre cân ber-cehennem yıkılup pâymâl-i rimâl olurlardı. Bir kâfirin cür’eti yok idi kim atdan enüp bir lâşe-i murdârların alup bir tarafa çıkara. Cümle kâfirler atdan ense binemez, binse enemez. Tâ bu mertebe Halpuz kâfirlerin çoğu uyluklarından eğerlerine bağlı idi. Bu makûle kâfirleri bu sahrâd[a] topa dutulmuş maymuna döndürüp kıra kıra tamâm olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b ·
metinde göster ·
Hakîr dahi nâçâr, Arapça âyetin tilâvet ederek dahi ileri vardık. Memo Beği gördük, üç kâfir ortaya almışlar, kılıç üşürmüşler. Zırhından küffâr kılıçların kesdirmemişler. Hemân Fireng Beğ kâfirin birine bir hışt nice urduysa tepesi üzre kâfiri yıkup kellesin aldı, hamd-i Hudâ Memi Beğ'i halâs edüp Memo Beğ dahi kâfirin birin kesdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 103a ·
metinde göster ·
… develeri görüp kâfirin cümle atları durunca üzerinde olan Halpuz kâfirler atdan
tepeleri
üzre yıkılup ve niçe bin kâfirler atlarından tekerlenüp ve niçe bin küffârın at …
Bu kerre Cenâb-ı Allâh'ın ihsânını gör. Hemân ki küffârın altındaki atları müddet-i ömürlerinde 104b çanlı ve çınkıraklı katâr katır develer görmüş değiller ve kâfirler dahi hem-çünân bu makûle hayvânât görmüş değiller, hemân kâfirin altındaki atlar yıldırım gibi şakıyup gelirken hemân develeri görüp kâfirin cümle atları durunca üzerinde olan Halpuz kâfirler atdan tepeleri üzre yıkılup ve niçe bin kâfirler atlarından tekerlenüp ve niçe bin küffârın atları deve ve katârlardan ürküp fırradak gerüye dönüp ürken atları kankısı, ve niçe bin kâfir atları dümmin hotas-vâr edüp sahrâda gezen kaykısı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa piyâde gezen kâfirlerin kankısı, ve niçe bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng ve mızrak zahmından sahrâda gezen kankısı ve cümle develer zahm-horde olup her bir şütür ejder-i heft-ser-i dîv-i nerre-i gırrendeye dönüp tâvûsî ve arvana ve buğur ve mâya ve beserek {nâm} tüğlü develer cümlesi küffâr üzre seğirdüp vardıkça küffâr atları kaçup küffâr içre bir gırîv [ü] feryâd [ü] vâveylâ vü vâveledâ kopup gûyâ cemelullâhı ricâlü'l-gayb gördüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a–104b ·
metinde göster ·
Hakîr dahi Allâh'a sığınup bunlara bir kol tüfengi atup bir kâfir
tepesi
üzre ser-nigûn olup der-ân hemân tîrkeşe el etdiğimde küffârlar mürd olan kâfir …
Hakîr dahi Allâh'a sığınup bunlara bir kol tüfengi atup bir kâfir tepesi üzre ser-nigûn olup der-ân hemân tîrkeşe el etdiğimde küffârlar mürd olan kâfir üzre gitdiklerinde hakîr Seyfî gulâmın yine yanına vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 124a ·
metinde göster ·
… -ı mehcûmın görüp cümlesi var kuvvetlerin bâzû-yı bî-zorlarına getirüp kal‘adan
teper
aşağı asker-i İslâm üzre yürüyüp germâ-germ kâmil bir sâ‘at eyle ceng-i azîm ol …
Hemân küffâr-ı dûzah-karâr derûn-ı hisârdan askerin böyle hücûm-ı mehcûmın görüp cümlesi var kuvvetlerin bâzû-yı bî-zorlarına getirüp kal‘adan teper aşağı asker-i İslâm üzre yürüyüp germâ-germ kâmil bir sâ‘at eyle ceng-i azîm oldu kim çeşm-i felek-i pîrezen böyle neberdün nazîrin görmemişdir. Ve bu ceng-âşûb bir mertebe iştiğâl bulmuşdur kim guzât-ı mücâhidîn küffâr-ı liyâm ile tamâmen karış katış olmuşlardı, fi'l-vâkı‘ birbirlerinden tefrîk mümkün değil idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134b ·
metinde göster ·
… ba‘zı yeri üç sâ‘at ve ba‘zı yeri sekiz sâ‘at bir vâdî-i çemenzâr u lâlezâr bir
tepe-i
sebzezârdır. Ve âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir, âdem safâsından ten-dürüst olu …
Hersek sancağında bu deşt-i vâsi‘den gayri bir hâmûn-ı azîm yokdur. Tûlu kâmil bir gergi konakdır ve arzının ba‘zı yeri üç sâ‘at ve ba‘zı yeri sekiz sâ‘at bir vâdî-i çemenzâr u lâlezâr bir tepe-i sebzezârdır. Ve âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir, âdem safâsından ten-dürüst olur, ammâ bu heyhâtın cânib-i erba‘ası yine beyâz kayalı dağlardır kim ol seng-i hârâlardan niçe bin uyûn-ı âb-ı zülâller tulû‘ edüp Gaçka sahrâsından ubûr eder. Cümleden büyük nehri (---) dir kim kûh-ı Zalom'dan ve cebel-i Çemerne'den tulû‘ edüp Nova kal‘ası kurbunda bir kûh-ı ser-bülend dâmeninde ka‘r-ı zemîne girüp gâ’ib olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159b ·
metinde göster ·
… kâfirleri kelleleriyle ârâyiş-i nîze edüp bir dârât ile 9 sâ‘atde cânib-i şarka
teper
aşağı gidüp Süleymân Hân'ın ibret-nümâ haşeb cisrinden ubûr edüp,
Menzil-i yaylağ-ı Çemerne: Andan ale's-sabâh bir alay ile ve hazîne-i pâdişâhî ve bu kadar Uskok kâfirleri kelleleriyle ârâyiş-i nîze edüp bir dârât ile 9 sâ‘atde cânib-i şarka teper aşağı gidüp Süleymân Hân'ın ibret-nümâ haşeb cisrinden ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… kadar kırmızı şalvarlı cündîler atlar üzre ayakda durarak ve ba‘zısı atlar üzre
tepesi
üzre durup gûnâ-gûn silâhşorluklar ederek birbirlerine topuzlar atup dutup ve a …
Andan bu askerin ortasında kırk elli kadar kırmızı şalvarlı cündîler atlar üzre ayakda durarak ve ba‘zısı atlar üzre tepesi üzre durup gûnâ-gûn silâhşorluklar ederek birbirlerine topuzlar atup dutup ve at üzre bağdaş kurup ve diz üzre eğer hânesinde oturup ra‘d-vâr at koşdurup ve atlarının karnı altından girüp öte tarafından çıkup at gerdânına asılup yine ata bilâ rikâb pertâb edüp binüp ve yine at koşdururken atın kolanın çözüp at yıldırım gibi şakıyup giderken eğeri altına alup çıplak at ile koşdururken yine eğeri altına koyup atın eğerleyerek gidüp at üstünde ayak üzre namâz kılup kâhîce at üzre bir ayak üzre durup kimisi at üzre uyuyup her bir cündîler birer gûne lu‘bedebâzlık ve silâhşorluklar ederek ubûr ederlerken küffârlar bu hâl-i sanâyi‘leri görüp âlem-i hayretde kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
… ndan atlarımıza süvâr olup 5 sâ‘atde el-ıyâzen billâh Gâzî Alî Beğ derbendinden
teper
aşağı nüzûl edüp yine Tuna kenârıyla vâsi‘ yerlerde kurâlar geçüp,
Bunu dahi seyr edüp yine gemilere süvâr olup nehr-i Tuna'nın yemîn [ü] yesârın temâşâ ederek Tuna ile baş yukaru yine Medova kal‘asına gelüp anda dizdârdan refîk kulağızlar alup andan atlarımıza süvâr olup 5 sâ‘atde el-ıyâzen billâh Gâzî Alî Beğ derbendinden teper aşağı nüzûl edüp yine Tuna kenârıyla vâsi‘ yerlerde kurâlar geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94b ·
metinde göster ·
… ozup kayışla bağlı kafes çubukları bir yere cem‘ olur musanna‘ oba evlerdir kim
tepelerinde
birer delikleri vardır, andan aydınlık girir. Ve kış günleri obaları içre yanan …
Sene (---) târîhinde İslâm Geray Hân asrında Çoban Mirza Çerkez aşkıyâlarından emn [ü] emân olmak içün bu kal‘ayı yasamışdır, ya‘nî yapmışdır. Çâr-kûşe ağaçdan palanka binâ etmişdir. Cirmi kâmil dörd yüz adım olup çâr-kûşesinde yine birer dâne ağaçdan metîn kulleleri ve cânib-i şimâle nâzır bir ağaç kapusu var. Kal‘a içre bir kârgîr binâ bir mescidi var. Hammâmı ve çârsû-yı bâzârı ve hânı yokdur, zîrâ bu kal‘a ahâlîsi ancak kış günleri bu kal‘ada sâkin olurlar. Gayri zamân dağlarda ve sahrâlarda obaları ve koyları ve cılkılarıyle sâkin olurlar. Obaları yine Türkmân obaları gibi keçeden kubbe kubbe evlerdir kim içleri kafes kafes örülüp tokmak kayışlarıyla bağlı çubuk ağaçlardır. Hîn-i mahalde obaları bozup kayışla bağlı kafes çubukları bir yere cem‘ olur musanna‘ oba evlerdir kim tepelerinde birer delikleri vardır, andan aydınlık girir. Ve kış günleri obaları içre yanan âteşlerin tütünü ol delikden çıkar, hammâm gibi keçeden evlerdir. Göç mahallinde bu keçeden oba evleri develere ve deve arabalarına kubbe gibi obaları tahmîl edüp konup göçerler. Ve cemî‘i arabaların develer boyundurukla çeküp konak konak götürürler. Ve cemî‘i Noğay Tatarları çifti develer ile sürüp buğday ve arpa ve darı ekerler. Hattâ develer sığırdan a‘lâ çift sürerler. Çamura dayanır bir gûne buğur develeridir kim arkalarında ikişer örgüçleri vardır. Gûyâ kudretden eğer gibi halk olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147a ·
metinde göster ·