… Ammâ halkı bâğî ve dağî ve zağî âdemler ve gâyet gâzîlerdir. Bu kal‘adan kalkup
teper
aşağı bir uçurumdan uçarak nüzûl edüp nehr-i Kerkük kenarında dere ve depeler a …
Bu kal‘anın şimâlî tarafına iki merhale yer Karadeniz sâhilinde Pençşenbe bâzârıdır. Piyâde âdem bir günde irer. Bir kerre Ahmed Hân asrında Özü Kazağı Karadeniz'den çıkup bu dağları aşup bu kal‘a taşrasın nehb ü gâret edüp yine firâr etmişdir. Ve bu kal‘a yayla yerde olmağıla âb [u] hevâsı ve bâğ u bâğçesi ve kayalarında kovan arısı olup misk [u] ânber-i hâm-misâl râyiha-i tayyibeli balı olur kim Koylıhisâr balı meşhûrdur. Ammâ halkı bâğî ve dağî ve zağî âdemler ve gâyet gâzîlerdir. Bu kal‘adan kalkup teper aşağı bir uçurumdan uçarak nüzûl edüp nehr-i Kerkük kenarında dere ve depeler aşarak 7 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
… kîse hâsıl olup nefîr-i rıhletler çalınup yine cânib-i cenûba Nakura cebelinden
teper
aşağı nüzûl edüp leb-i deryâ ile cümle guzât pür-silâh olup dörd yüz aded kurâ …
Ezîn-cânib Murtezâ Paşa efendimiz bu Şem‘ûn-ı Safâ köyünde yigirmi günde mâl-ı pâdişâhîden (---) kîse hâsıl olup nefîr-i rıhletler çalınup yine cânib-i cenûba Nakura cebelinden teper aşağı nüzûl edüp leb-i deryâ ile cümle guzât pür-silâh olup dörd yüz aded kurâ şeyhleri esîr-bend-i zincîr ile (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40b ·
metinde göster ·
… imi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi
teper
ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
Balçıkbaşı nâm bir mahalde hayme ü hargâhlarımızla meks edüp hâb-ı râhatda yatarken re‘âyâdan bir recül-i sâlih gelüp paşaya mülâkî olup eydür "Sultânım, deryâda otuz altı pâre Kazak-ı Ak şaykaları gezer, ihtimâldir muvafık eyyâm ile vakt-i Şâfi‘îde bu Balçık iskelesin nehb ü gâret ede" deyü paşayı haberdâr edüp gitdi. Paşa dahi Zıpır Bölükbaşı ve Gırbo ve Çento ve Hüseyin Bölükbaşıları yüzer yiğitleriyle piyâde ve bin aded güzîde esb-i tâzî-süvâr Abaza ve Çerkes ve Gürcî yiğitlerin ileri nısfu'l-leylde gönderüp bir kemîngâhda karâr etdiler. Hikmet-i İlâh ile vakt-i Şâfi‘îde Kazak karaya âdem döküp Balçık şehrinin cânib-i erba‘asından âteşe urup ahâlî-i belede telâş el verüp halk vâveylâda iken Kazak-ı Ak şehri nehb ü gârete başlayup "poz yoz" deyü feryâd ederken deryâda olan otuz altı pâre şaykaları dahi vakt-i Hanefî'de imdâda gelüp kenara çıkup anlar dahi imdâd-ı gârete gidüp gemilerinde ancak beşer onar kefere ve fecere kaldı. Hemân vakt-i sabâh olunca bizim kemîngâhda olan piyâde sekbân ve sarıca arıları dağdan teper aşağı "Allah Allah" sadâsına rehâ buldurup der-ceng-i evvel kâfirin leb-i deryâda olan firkatelerine sarılup ân-ı vâhidde amân vermeyüp on yedi adedin kabza-i tasarrufa alup içinde olan esir ümmet-i Muhammed'i halâs edüp anlara kürek çekdirerek deryâya alarga olup firâr eden kayıkları dahi ahz edüp içindeki beşer onar küffârı kayd-bend edüp esîrlikden halâs olan ibâdullah ile ba‘zı paşa efendimiz levendâtları deryâda levarime edüp demir bırakdılar. Bu kerre şehri gâret eden küffârlar bu hâli görüp karada kalup cânlarından Balçık iskelesindeki buğday anbarlarına girüp cenge âhenge başlayup kimi dağlara firâr ederken efendimiz Melek Ahmed Paşa ılgar ile Balçık başından imdâda gelirken bu firâr eden küffârlar râst gelüp kimin esîr ve kimin kelle paça edüp kimi dağlarda Dobruca Çıtağı eline girüp esir olmada. Ammâ beri tarafda Balçık şehri içre mahzenlere kapanan Kazaklar cân havliyle ceng [ü] cidâl edüp hemân paşa, askerine bezl-i mâl ihsân ederek "Koma şehbâzlarım, cümle mâl-ı ganâ’im [ü] üserâ sizin olsun" deyü alay çavuşları nidâ edince anbarları bizim asker âteşe urup damları delüp yedi sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm olup üç yüz kâfir esîr ve dörd yüz kelle ve paça ve otuz altı pâre şayka feth olup cümle bölükbaşılar çelenkler ve hil‘at-i fâhireler ile behremend oldular. Üç yüz kâfirden yüz kadarın der-i devlete Rûmeli şaykalarıyla gönderüp telhîs etdi. Mâ‘adâ kâfirleri ağavâtlara bezl edüp otuz altı pâre Urus şaykalarında olan mâl-ı ganâ’imi içinde esîr olan ibâdullaha mâlların teslîm edüp şaykaları Özü ve Kili ve Akkirmân kal‘aları ta‘mîr ü termîmine gönderüp âmedânî böyle bir gazâ-yı garrâda bulunduğumuza bu hakîrin şikeste beste târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
… eb-i tesmiyyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Bu dahi Karadeniz sâhilinde
teper
aşağı inilir bir sa‘b dağ dâmeninde maşrık tarafı deryâ bir iskele-i zîbâdır. L …
Sebeb-i tesmiyyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Bu dahi Karadeniz sâhilinde teper aşağı inilir bir sa‘b dağ dâmeninde maşrık tarafı deryâ bir iskele-i zîbâdır. Leb-i deryâda ancak buğday mahzenleri ve âb-ı hayât su kaynakları vardır. Gayri bir şey yokdur. Urus havfinden cümle imâretleri dağ başındadır. Bu dahi Silisre eyâleti hâkinde vezîria‘zamların hâss-ı hümâyûnudur ve Balçık kazâsı nâhiyesidir. Hâkimi vezîria‘zam ağasıdır. Kethüdâyeri ve serdârı ve müftî ve nakîbi yokdur. Cümle üç yüz hânesi kiremit örtülü müfîd ü muhtasar hâne-i fukarâlardır. A‘yânı dahi yokdur. Ammâ bâğı bâğçesi ve fukarâsı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124b ·
metinde göster ·
aşağı inüp niçe kurâ-yı âbâdân güzer edüp Kovukdere nâm içre ol sengistân-ı muh …
Ammâ bunlar (---) câmi‘i evkâfı olmağıla maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olup hâkimleri ve sarây-ı âlîleri vardır. Ekseriyyâ mûğları ve koyun celebi ve pasdırma keşân ve yağ satan keferelerdir. Bunların kolluğu vardır. Anın sebebiyle kefere hânelerine ferd-i âferîdeden bir ferd konmağa kâdir değildir ve kondurmazlar. Mu‘âf u müsellem olduklarından belki âdemi katl ederler. Ammâ yedi aded hânları vardır. Hânlarda sâkin olan müsâfirîne me’kûlât [u] meşrûbâtdan imdâd ederler. Bu hânlar kurbunda kırk elli aded esvâk-ı muhtasarlı dekâkînlerinde balık ve peynir ve boza ve şarâb ve rakı firâvândır. Ve bir kenîse-i atîkleri var. Argona nâmıyla bir bıtrîk ve kıssîs binâ edüp zu‘m-ı bâtılınca Hazret-i Meryem Ana rûhuna savâbın hîbe eylemiş. Yılda bir kerre niçe yüz bin küffâr bu deyr-i köhneye gelüp tecdîd-i âyîn-i kefere-i fecere ederler. Ammâ gâyet musanna‘ deyrdir. Hattâ papasları Melek efendimize vâfir hedâyâ getirdiler. Andan yine cânib-i şarka teper aşağı inüp niçe kurâ-yı âbâdân güzer edüp Kovukdere nâm içre ol sengistân-ı muhâtara yerden geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171a ·
metinde göster ·
… k olup ol sengistânda bizim asker yine cem‘ olup köpek cengi ide ide Hân askeri
teper
aşağı şehr-i Bitlîs'e doğru firâr edüp kal‘a altına varup emîn olup kal‘aya gir …
Âhir {Hân askeri} hücûm-ı mehcûm-ı Âl-i Osmân'ın kesret ü vefretinden necciyyûn kâ’idesi üzre "Firâren an-tevâli'l-kesürât" deyüp bir kerre cümlesi meterisleri içinden dal kılıç ile taşra bizim askere bir kümeden koyulup bizim asker allak bullak olup ol sengistânda bizim asker yine cem‘ olup köpek cengi ide ide Hân askeri teper aşağı şehr-i Bitlîs'e doğru firâr edüp kal‘a altına varup emîn olup kal‘aya girdiler. Hakkâ ki Rüstemâne ceng edüp çoğu halâs oldular. Ammâ anlardan niçesi halâs olmayup dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan câm-ı nîşi nûş edüp vâdî-i hâmûşânda hâmûş-bâş olup yerleri zemîn-i İrân iken dâr-ı nîrânda ber-karâr olup dest-i müslimîn-i Hanefî'de tu‘me-i şemşîr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
… lup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan
teper
aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşa …
Hemân hançer ile atların pâybend kösdeklerin kesüp der-ân atımı gemleyüp belime kılıcım çalınca Hüseyin nâm bir gulâmım ber-hurdâr olsun hâzır olup öbürleri dahi gözün ovmada ve kuşağın bağlamada gördüm ki anlardan fâ’ide yokdur. Meğer Kâzım da hâzır olmuş ve ol dahi esvâbıyla yatırmış. Başı ucundan kılıcın alup beline çalup ve tüfeğin eline alup atının pâybendlerin çözünce bir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların kolanların berk edüp hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan teper aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşağı Değirmenler deresine inüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde
teper
aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz …
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâh âdemler gelüp bize yetişdiler. Biz dahi cümle otuz altı cürd atlı ve iki seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil gitmemek gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş enmede idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
aşağı "Allâh" deyüp hücûm edince şikâr derdine düşmüş kâfire bir yaylım beş yüz …
deyüp kasem billâh ile cümle ale'l-ittifâk bir yere cem‘ olup aşağı dereler ardından kâfirlerin olduğu bayırlara havâle dağlara çıkup cümle tüfenglere avucumuzla saçma doldurup hemân bir uğurdan teper aşağı "Allâh" deyüp hücûm edince şikâr derdine düşmüş kâfire bir yaylım beş yüz tüfeng kurşumu girince niçe küffâr silâha el edüp ceng etmeğe âğâze etdi, ammâ gayri küffâr silâhlanınca be-emri Hudâ küffâr-ı bed-girdâr târumâr olunca biz dahi şîrînleyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54a ·
metinde göster ·
aşağı Tabahâne varoşuna bu kapudan kâmil bin adımda Tabahâne'ye gider, şâhrâh y …
Andan bu mezkû[r] Su kapusundan teper aşağı Tabahâne varoşuna bu kapudan kâmil bin adımda Tabahâne'ye gider, şâhrâh yoludur, ammâ bu Suluk kapusunun iç yüzünde ve taşra yüzünde zincîrler ile asma haşeb cisirleri var. Her gece içerden ve taşradan bu iki aded cisirleri hüddâmlar kaldurup içerde ve taşrada derk-i esfel-vâr handaklardan deyyâr zî-rûh kısmı ubûr edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 83b ·
metinde göster ·
… -ı mehcûmın görüp cümlesi var kuvvetlerin bâzû-yı bî-zorlarına getirüp kal‘adan
teper
aşağı asker-i İslâm üzre yürüyüp germâ-germ kâmil bir sâ‘at eyle ceng-i azîm ol …
Hemân küffâr-ı dûzah-karâr derûn-ı hisârdan askerin böyle hücûm-ı mehcûmın görüp cümlesi var kuvvetlerin bâzû-yı bî-zorlarına getirüp kal‘adan teper aşağı asker-i İslâm üzre yürüyüp germâ-germ kâmil bir sâ‘at eyle ceng-i azîm oldu kim çeşm-i felek-i pîrezen böyle neberdün nazîrin görmemişdir. Ve bu ceng-âşûb bir mertebe iştiğâl bulmuşdur kim guzât-ı mücâhidîn küffâr-ı liyâm ile tamâmen karış katış olmuşlardı, fi'l-vâkı‘ birbirlerinden tefrîk mümkün değil idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134b ·
metinde göster ·
… kâfirleri kelleleriyle ârâyiş-i nîze edüp bir dârât ile 9 sâ‘atde cânib-i şarka
teper
aşağı gidüp Süleymân Hân'ın ibret-nümâ haşeb cisrinden ubûr edüp,
Menzil-i yaylağ-ı Çemerne: Andan ale's-sabâh bir alay ile ve hazîne-i pâdişâhî ve bu kadar Uskok kâfirleri kelleleriyle ârâyiş-i nîze edüp bir dârât ile 9 sâ‘atde cânib-i şarka teper aşağı gidüp Süleymân Hân'ın ibret-nümâ haşeb cisrinden ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… ndan atlarımıza süvâr olup 5 sâ‘atde el-ıyâzen billâh Gâzî Alî Beğ derbendinden
teper
aşağı nüzûl edüp yine Tuna kenârıyla vâsi‘ yerlerde kurâlar geçüp,
Bunu dahi seyr edüp yine gemilere süvâr olup nehr-i Tuna'nın yemîn [ü] yesârın temâşâ ederek Tuna ile baş yukaru yine Medova kal‘asına gelüp anda dizdârdan refîk kulağızlar alup andan atlarımıza süvâr olup 5 sâ‘atde el-ıyâzen billâh Gâzî Alî Beğ derbendinden teper aşağı nüzûl edüp yine Tuna kenârıyla vâsi‘ yerlerde kurâlar geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94b ·
metinde göster ·
… aslar balmûmları yakup cümlemiz uryân olup birer zıbun ile daracık kayalar içre
teper
aşağa delikden deliğe enüp bir sâ‘atda tâ ka‘r-ı zemînde makâm-ı işrâkıyyûn ve …
Ve bu mahalde bir derk-i esfel-misâl bir kehf-i azîm vardır. Papaslar balmûmları yakup cümlemiz uryân olup birer zıbun ile daracık kayalar içre teper aşağa delikden deliğe enüp bir sâ‘atda tâ ka‘r-ı zemînde makâm-ı işrâkıyyûn ve makâm-ı Meşşâ’iyyûnlara varup temâşâ etdik. Cümle bu tâ’ife cümle bu kehflerde ifnâ-yı vücûd edüp birbirleriyle bî-zebân kelimât edüp tahsîl-i ulûm-ı felsefiyyât ederlermiş. Ammâ bu gârların cümlesi hüdâyîdir, benî âdem kârı değildir. Ve kayalar arasından aydınlık gelecek yerleri vardır. Her gârda ve her seng-i hârâda niçe yüz bin hukemâların esmâları ve gûnâ-gûn ibret-nümâ hatlar ve tasvîrâtlı hatlar var kim gûyâ İslâmbol'da Atmeydânı'nda çâr-kûşe dikili taşın hatlarıdır. Ve herkes bu gâra girüp temâşâ etdiğin taşa kazup yazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 255b ·
metinde göster ·
… l edüp atlarımıza süvâr olup bu kayanın dibinden geçüp dörd buçuk sâ‘atde garba
teper
aşağı enüp mezkûr Şâhin kayasının zirve-i a‘lâsı ebr-i kebûdlar içinde kaldı.
Ve bu kayanın tâ zirvesinde üç aded azîm göyner ağaçları hâsıl olmuş. Subhân el-Hallâk el-Bâkî bu terkîm olunan eşyâlardan mâ‘adâ yılan ve çıyandan gayri bir şey yokdur. Andan yine nüzûl edüp atlarımıza süvâr olup bu kayanın dibinden geçüp dörd buçuk sâ‘atde garba teper aşağı enüp mezkûr Şâhin kayasının zirve-i a‘lâsı ebr-i kebûdlar içinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y29b ·
metinde göster ·
… mînlikdir, yürü Allâh uğurun Y 159a âsân ede" deyü bunlar ile vedâlaşup şarka
teper
aşağı enerken kârbânın evveline râst gelüp hayli tereddüd etdiler. Gördüler kim …
"Bundan ilerüsü emînlikdir, yürü Allâh uğurun Y 159a âsân ede" deyü bunlar ile vedâlaşup şarka teper aşağı enerken kârbânın evveline râst gelüp hayli tereddüd etdiler. Gördüler kim yolcuyuz. Biraz kelâmdan sonra bunlara pes ü perdeden gâfil mebâş deyü haberdâr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y158b–Y159a ·
metinde göster ·