… den intikâl eden mâl-ı mevrûs-ı habîsden bin milyon mâl Kostantîn'e verüp kendi
terk-i
dünyâ olup Hazret-i Meryem tarîki üzre keşîşe olup lâ-yu‘ad ve lâ yuhsâ mâl-ı K …
Ve Kostantîn'in ümm-i şümmi İslâmbol kal‘asının ta‘mîr [ü] termîmi içün cedd-i nâ-pâkinden intikâl eden mâl-ı mevrûs-ı habîsden bin milyon mâl Kostantîn'e verüp kendi terk-i dünyâ olup Hazret-i Meryem tarîki üzre keşîşe olup lâ-yu‘ad ve lâ yuhsâ mâl-ı Kârûn ile deryâdan yüz pâre gemi ile arz-ı Filistîn'de Akka kal‘asına varup ibtidâ anı binâ edüp bir sûr-ı metîn ve bir liman-ı azîm inşâ edüp andan Arz-ı Mukaddes'de Kudüs-i Şerîf içre Kumâme nâm bir deyr-i benâm binâ-yı tâm etdi kim rû-yı arzda bî-misâl ve bî-bedel bir deyr-i pür-dalâl oldu. Hâlâ cemî‘i küffâr-ı dûzah-karârın bilâ teşbîh kıblegâhlarıdır kim her sene niçe bin nasârâ varup Kumâme'de pür gumâm olup ziyâret edüp hâşâ sümme hâşâ hac etmiş olalar. Ammâ haç edüp haç-perestlik etdükleri mukarrerdir. Bu deyr-i bî-direk evsâfı Seyâhatnâme cild (---) mizde mastûr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12b ·
metinde göster ·
… ı Resûl ile binâ olunan câ-yı ma‘hûd kubbenin kıble tarafında otuz iki münakkaş
terk-i
cedîd râyegândır, ma‘lûmu olan cânlar nazar etdükde Allâhümme salli ala Muhamme …
Hâlâ yar-ı Resûl ile binâ olunan câ-yı ma‘hûd kubbenin kıble tarafında otuz iki münakkaş terk-i cedîd râyegândır, ma‘lûmu olan cânlar nazar etdükde Allâhümme salli ala Muhammedin derler. Zîrâ kubbenin sâ’ir yerinden yar-ı Resûl ile binâ olunan mahal günden ayân [u] münevverdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… âb-ı tîmârları sâ’irleri gibi alaybeğisi bayrağı altında edâ-yı hidmet ederler.
Terk-i
hizmet ederse ze‘âmeti ve sancağı oğluna yâhûd akrabâlarına verilir. Ammâ hükûm …
On tokuz sancakdır ve beş hükûmetdir. Zikr olunan on tokuz livânın on biri Osmânlu sancaklarıdır kim sâ’ir memâlik-i mahrûsalardaki gibi zabt olunur. Sekizi Ekrâd beğleri zabt eder kim Selîm Hân-ı Evvel hîn-i fethde kendülere sancak verilüp yurdluk ve ocaklık ihsân olunup azl [u] nasb kabûl etmezler, eyle kânûndur ve fevt olduklarında vâlî-i vilâyeti arzıyla {sancakları} evlâdlarına verilüp gayrıya verilmez, meğer akrabâları olmaya. Lâkin sâ’ir sancaklar gibi ebvâb-ı mahsûlâtları deftere tahrîr olunup topraklarında tîmâr ve ze‘âmet vardır. Sefer-i 52a hümâyûn olsa erbâb-ı tîmârları sâ’irleri gibi alaybeğisi bayrağı altında edâ-yı hidmet ederler. Terk-i hizmet ederse ze‘âmeti ve sancağı oğluna yâhûd akrabâlarına verilir. Ammâ hükûmet tahrîr olunan sancaklar içre kânûnnâme-i Selîm Hân'da tîmâr ve ze‘âmet yokdur. Hâkimleri mülkiyyet üzre zabt edüp mefrûzu'l-kalem ve maktû‘ü'l-kadem olup ebvâb-ı mahsûlâtları her ne ise hâkimleri mutasarrıflardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 51b–52a ·
metinde göster ·
Bu fütûhâtlardan mâ‘adâ niçe yüz gazâları olup Âl-i Osmân'ın âb-ı rûyı olup gitdiler. Bizzât bir yere hareket buyurmadan bu kadar fütûhâta muvaffak olup âhirü'l-emr merhûm [u] mağfûrun-leh Sultân Murâd-ı Sâlis terk-i saltanat-ı sûrî etdüği fî Cemâziyelulâ sene 1003 târîhinde civâr-ı rahmete vâsıl oldular. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 58b ·
metinde göster ·
dünyâ Behlül-i dânâ-reviş bir âkıl ve dânâ ve ednâ sultân idi. Ammâ zamân-ı sa‘ …
Çünkim takdîr-i Hudâ bu imiş kim bî-günâh Osmân Hân'ı cümle asker gulûsıyla şehîd edüp yerine Mustafâ Hân'ı yine pâdişâh etdiler. Ammâ "Mükellef değil aklında hiffet vardır" deyü seng-i mezâr mesâbesine kodular. Ammâ terk-i dünyâ Behlül-i dânâ-reviş bir âkıl ve dânâ ve ednâ sultân idi. Ammâ zamân-ı sa‘âdetlerinde rûz-merre fitne ve fesâd olup cümle asker zorba oldular. Ve niçe hânedânları gâret edüp bir cübbeye mâlik olmayan bin kîseye mâlik olup hâne sâhibleri bir habbeye muhtâc kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63a ·
metinde göster ·
… t-i saltanatları 32 sene oldu ve ömr-i azîzleri 57 sene olup sene 918 târîhinde
terk-i
fânî etdikleri Edirne kurbünde Havsa kasabasında vâkı‘ olmuşdur. Andan na‘ş-ı ş …
Mevlûdları Trabuzon'da vâkı‘ olup sene (---) târîhinde İslâmbol'da cülûs edüp müddet-i saltanatları 32 sene oldu ve ömr-i azîzleri 57 sene olup sene 918 târîhinde terk-i fânî etdikleri Edirne kurbünde Havsa kasabasında vâkı‘ olmuşdur. Andan na‘ş-ı şerîfin İslâmbol'a getirüp câmi‘inin mihrâbı önündeki ravza-i Rıdvân içre olan kubbe-i pür-envârın içinde medfûndur. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Bir kerre bir hasta ziyâret etse bi-emrillâhi Ta‘âlâ şifâ bulur. Zîrâ Orhân Gâzî gibi ve Sultân Mustafâ Hân gibi hâl sâhibi pâdişâh idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 99a ·
metinde göster ·
… medfûndur. Babası Mısır'da ümerâ-i Çerâkise'den ve kendüsi mîr-i muhterem iken
terk-i
dünyâ olup Seyyid Alî hizmetine yetmiş yaşınd[a] yetmişdir. Medîne'nin şiddet-i …
eş-Şeyh Mehemmed ibn Arrâf, Medîne-i Münevvere Bakî‘inde medfûndur. Babası Mısır'da ümerâ-i Çerâkise'den ve kendüsi mîr-i muhterem iken terk-i dünyâ olup Seyyid Alî hizmetine yetmiş yaşınd[a] yetmişdir. Medîne'nin şiddet-i hârında yigirmi günde bir su içdüği meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 99b ·
metinde göster ·
diyâr edüp seyâhat ile Acem'e vardıkda bir râfizî "Sünnîdir" deyü Hasan Mu‘îd'i …
Hasan Mu‘îd: Hâk-i Rûm'dır. Terk-i diyâr edüp seyâhat ile Acem'e vardıkda bir râfizî "Sünnîdir" deyü Hasan Mu‘îd'i şehîd etmişdir. Âlimâne reddü'l-acz ale's-sadr, eş‘âr-ı pesendîdeleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 100a ·
metinde göster ·
dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mü …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yahyâ Efendi {mevtine târîhdir: Leyle-i ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin zirvesinde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim çâr-kûşe dîvârının cânib-i erba‘asında niçe yüz bin uşşâkân-ı hattâtın gûnâ-gûn hatt-ı ebyât-ı eş‘ârları tahrîr olunmuş bir âsitânedir. Bizzât kendüleri Tarabefzûn'da mütevellid olup Süleymân Hân Gâzî ile süd karındaş olmuşlardır. Zîrâ Süleymân Hân ve pederi Selîm Hân-ı Evvel Tarabefsûn'da tevellüd etmişlerdir. Ba‘dehu Yahyâ Efendi, Süleymân Hân hilâfetinde cebren İslâmbol'a gelüp terk-i dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp terk-i dünyâ olmuşdu. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… r leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp
terk-i
dünyâ olmuşdu. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yahyâ Efendi {mevtine târîhdir: Leyle-i ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin zirvesinde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim çâr-kûşe dîvârının cânib-i erba‘asında niçe yüz bin uşşâkân-ı hattâtın gûnâ-gûn hatt-ı ebyât-ı eş‘ârları tahrîr olunmuş bir âsitânedir. Bizzât kendüleri Tarabefzûn'da mütevellid olup Süleymân Hân Gâzî ile süd karındaş olmuşlardır. Zîrâ Süleymân Hân ve pederi Selîm Hân-ı Evvel Tarabefsûn'da tevellüd etmişlerdir. Ba‘dehu Yahyâ Efendi, Süleymân Hân hilâfetinde cebren İslâmbol'a gelüp terk-i dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp terk-i dünyâ olmuşdu. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… r bu on su’âle cevâb, ol hırkanın îmânı settârlıkdır ve kıblesi pîrdir ve gasli
terk-i
mâsivâdır ve namâzı arılıkdır ve farzı terk-i ârzûdur ve cânı irâdetdir ve kili …
"Hırkanın îmânı ve kıblesi ve gasli ve arılığı ve bağlaması ve kilidi ve içerisi ve taşrası ve yakası ve kemâli nedir diyenler bu on su’âle cevâb, ol hırkanın îmânı settârlıkdır ve kıblesi pîrdir ve gasli terk-i mâsivâdır ve namâzı arılıkdır ve farzı terk-i ârzûdur ve cânı irâdetdir ve kilidi tekbîrdir ve kemâli herşeyde toğrulukdur ve yenleri dervîşlik hâsıl etmekdir ve taşrası müşâhededir ve içerüsi nûrdur ve yakası râzdır." Ve sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a ·
metinde göster ·
… lıkdır ve kıblesi pîrdir ve gasli terk-i mâsivâdır ve namâzı arılıkdır ve farzı
terk-i
ârzûdur ve cânı irâdetdir ve kilidi tekbîrdir ve kemâli herşeyde toğrulukdur ve …
"Hırkanın îmânı ve kıblesi ve gasli ve arılığı ve bağlaması ve kilidi ve içerisi ve taşrası ve yakası ve kemâli nedir diyenler bu on su’âle cevâb, ol hırkanın îmânı settârlıkdır ve kıblesi pîrdir ve gasli terk-i mâsivâdır ve namâzı arılıkdır ve farzı terk-i ârzûdur ve cânı irâdetdir ve kilidi tekbîrdir ve kemâli herşeyde toğrulukdur ve yenleri dervîşlik hâsıl etmekdir ve taşrası müşâhededir ve içerüsi nûrdur ve yakası râzdır." Ve sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a ·
metinde göster ·
… p ma‘sûm-ı pâk olup emr-i Hakk'a teslîmim demekdir. Ammâ bu teslîm dâğını yakan
terk-i
tecrîd olup derûnunda mahabbet-i Hudâ'dan gayrı bir ârzû olmamak gerek.
Ve bînîsi üzre teslîm dâğı yakmak alâmeti oldur kim cemî‘i emr-i Hakk'ı tutup ve menâhiyyâtdan kaçup ma‘sûm-ı pâk olup emr-i Hakk'a teslîmim demekdir. Ammâ bu teslîm dâğını yakan terk-i tecrîd olup derûnunda mahabbet-i Hudâ'dan gayrı bir ârzû olmamak gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 150b ·
metinde göster ·
eş-Şeyh Karaca Ahmed Sultân: Acem şâhzâdelerindendir.
Terk-i
dünyâ olup seyâhat ile Orhân'a gelüp Hacı Bektâş-ı Velî ile müşerref olmuşlardı …
eş-Şeyh Karaca Ahmed Sultân: Acem şâhzâdelerindendir. Terk-i dünyâ olup seyâhat ile Orhân'a gelüp Hacı Bektâş-ı Velî ile müşerref olmuşlardır. Büleyde-i Akhisar'da medfûn ulu âsitânesi vardır. Kırşehir'de dahi makâmları vardır, ziyâretgâh-ı inâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234a ·
metinde göster ·
… , ammâ bu Koyun Baba fukarâları koyun, kuzu gibi meler halîm ve selîm ve halûk,
terk-i
tecrîd ve ârif-i billah ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a musallî abdullahları vardır …
Koyun Baba lakabıyla mülakkab olmalarının sebeb-i künyesi: Hacı Bektâş-ı Velî ile Horâsân'dan tâ Rûm'a gelince şeb [u] rûz yigirmi dörd sâ‘atde birer kerre koyun gibi melermiş kim aslâ sâ‘at-i hareketinden tehallüf etmeyüp her melemesi evkât-ı hamseyi ayân u beyân edermiş. Bundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Ve cümle Bektâşiyân beyne'l-halk mezmûmlardır, ammâ bu Koyun Baba fukarâları koyun, kuzu gibi meler halîm ve selîm ve halûk, terk-i tecrîd ve ârif-i billah ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a musallî abdullahları vardır. Hulâsa-i kelâm çok seyâhatimiz yokdur derler. Ammâ Rûm u Arab u Acem'de böyle âsitâne-i azîm yokdur. Ve cisr başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a ·
metinde göster ·
… ye intikâl etdiklerinde alemdârı böyle bir Resûl-i Kevneyn'den cüdâ düşdüm deyü
terk-i
yâr-ı gâr [u] ashâb-ı güzîn edüp bu Erzurûm dağında bir gâr içre bakıyye-i ömr- …
İbret-nümâ-yı sü‘bân-ı azîm: Yine bu Eğerlidağ'ın dâmeninde Hazret-i Resûl-i Ekrem'in alemdârı Abdurrahmân Gâzî medfûndur. Anın tekyesinin kıblesi tarafına yokuş yukarı Eğerlidağ'ı bir tarafına iki bin adımda çıkup ol cebelin zirve-i a‘lâsında bir çemenzâr ve lâle-‘ızâr ve müşk-bûlu bir fezâda bi-emrillahi Te‘âlâ bir başlı bir ejdehâ kara taş olmuşdur. Başından kuyruğuna varınca yedi yüz yetmiş adımdır. Başı Erzurûm sahrâsına nâzır, kuyruğu Malazgird kal‘ası yoluna vâki‘ olmuşdur. Paşa sarâyından dağları kar bürüdükde yahşi görünür. Vücûdunun cüsse-i arzı iki yüz adımdır. Dörd ayağı vardır. Her bir pây-ı haceri onar adım kalındır, kuyruğu minâre kalınlığıdır. Sultân Selîm-i Evvel asrına dek bu ejdehâ dörd ayağ üzre durup ağzını cânib-i şimâle açup durur imiş. Ol zamân bir zelzele-i azîm olup zelzeleden ejdehâ münhedim olup pâre pâre çemenzâr üzre olup yatar. Hatta kubbe-misâl kellesinin haceri iki şakk olup gözünün bir bebeği kellesinden çıkup cânib-i kıbleye, Malazgird yoluna galtân olup küçük hammâm kubbesi kadar müdevver ve mücellâ ve muşa‘şa olup yatar. Gûyâ çarhdan çıkma bir müdevver ayn-ı sü‘bândır. Ammâ sol gözünün bebeği yine kellesinde durur. Hikmet-i Hudâ bu sü‘bânın hacerleri kar yağdıkda kara siyâh katrân gibi taşı gâyet ayân u beyân temâşâ olunur. Zîrâ kar yağdıkda bu ejder taşları üzre aslâ kar karâr etmeyüp mahv oldukda cânib-i erba‘ası beyâz kar ortasında siyâh taşdan başı ve ağzı ve burnu ve dili ve kulakları ve dörd ayakları ve endam-ı vücûdu ve kuyruğu ayân u beyân nümâyândır. Hikmet bu kim şiddet-i şitâda kara taşı âteş gibi ıssı olup alev ber-alev buhârı zâhir olur. Ammâ temmûzda buz pâre olup misk yılanı râyihası-misâl bir hoş-bûsu şemm olunur. Acîb u garîb sırr-ı Hudâdır. Taş olması sebebi oldur kim kaçan Risâlet-penâh Dâr-ı bâkîye intikâl etdiklerinde alemdârı böyle bir Resûl-i Kevneyn'den cüdâ düşdüm deyü terk-i yâr-ı gâr [u] ashâb-ı güzîn edüp bu Erzurûm dağında bir gâr içre bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘at u ibâdet ile geçirirken bir sabâh savma‘asından çıkup görse dağdan bir büyük 289b ejdehâ ra‘d-vâr gürleyüp gelir. Hemân dem şeyh "Kıf yâ sü‘bân, kabr-i râhdır. Bi-emrillah ejder lisân-ı hâl ile "Erzurûm halkı yiyüp Van deryâsı kenarında Sübhân dağı gârlarında yavrularım vardır, anlara nafaka götürsem gerek" deyince hemân şeyh "Üskün bi-iznillahi misli'l-hacer ve imsek yâ cibâle Sübhân zürriyete sü‘bân" deyü gazâb-âlûd olup emr edince bi-emrillah bu ejder taş olur ve Van deryâsı kenarındaki Sübhân dağında ejderin evlâdları habs olup kâhîce niçe kerre zâhir olduğu inşallah mahalliyle tahrir olunur. Bir sırr-ı İlâhî ejderhâdır kim Erzurûm halkının ma‘lûmlarıdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a–289b ·
metinde göster ·
tecrîd, fakr u fâka pâdişâhları, yüze güler cemâl hayrânları, aşk-ı İlâhî'yle s …
Şehr-i Sükûn bu âsitânenin evkâfıdır kim bir azîm âsitâne-i Bektâşiyândır. Üç yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne ber-dağ-ı bî-bâğ abdâlânı vardır. Tabl döğerek alem kaldırup def u kudûmler çalarak sûr ve zil urarak hoş-âmede gelüp tekbîr getirdiler. Hakkâ ki muhibb-i hânedân, ârif-i billah, dervîş-i dilrişân-ı zî-şân, kayd-ı dünyâdan bî-kayd bir alay âşıkân-ı sâdıkân, terk-i tecrîd, fakr u fâka pâdişâhları, yüze güler cemâl hayrânları, aşk-ı İlâhî'yle sermest medhûş u bî-hûş cânlardır. Çerâğlarına kurbân-bahâ birkaç Abbâsî ve Bisitîler koyup şeyhleri Ni‘met Dede du‘âsıyla behre-mend olup hamd-ı Hudâ müşevveş-i hâtır iken ten-dürüst olup ertesi gün ale's-sabâh bir sahrâ-yı bî-pâyân içre 13 sâ‘at gidüp üç kerre çemenzârlarda istirâhat edüp ol sahrânın kıblesi cânibi nihâyetinde bir çamenzâr yirde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 294a ·
metinde göster ·
Müverrihân-ı İrân-zemîn olan Şerefnâme sâhibi nakli üzre bu kal‘a ibtidâ İskender-i Zülkarneyn'in hazînedârı Betlis 319a binâsıdır. Hatta Van eyâletinde Betlis kal‘ası dahi anın binâsıdır. Hulâsa-i kelâm bu kal‘a üzre niçe yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke vakf bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmünde iken mezkûr hân Âl-i Osmân havfinden şâh-ı bed-fi‘âlden tâc-ı bî-revâc giyüp hânlık pâyesiyle mülkine melîk olmuşdu. Niçe eyyâm mülkiyyet üzre Enüşirvân-misâl adâlet edüp ma‘mûr [u] âbâdân etmişken âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Lala Kara Ferhâd Paşa diyâr-ı Gürcîstân üzre yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Çıldır'ı ve yetmiş aded tevâbi‘i kal‘aları feth edüp azîmet-i kal‘a-i Tiflis ve kavm-i müflis üzre serdâr-ı mu‘azzam azîmet etdüğün mezkûr Dâvûd Hân istimâ‘ edüp kırk bin asker Tiflis kal‘asına müstahfızân koyup cenge âmâde olup kal‘a-i Tiflis'i gereği gibi metânet üzre âmâde idi. Beri tarafdan asker-i deryâ-misâl kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Şûrân sahrâsına gelüp meks-i hıyâm edüp ibtidâ hâkim-i Tiflis'e bir nâme ile resûl gönderüp ibtidâ dîne da‘vet edüp ba‘dehû kal‘ayı pâdişâha teslîm ve ba‘dehû kal‘a hâricinde harâc-güzâr re‘âyâ olasın ve illâ dîn-i mübîn uğruna kılıçdan geçüp cümle ehl [u] ıyâliniz esîr ü pâ-beste ve dil-haste olması mukarrerdir. Kânûn-ı Hazret-i Risâlet üzre nâme varınca kırâ‘at olunup mefhûmu ma‘lûm olunca cümle kefere ve fecere ve cümle Kızılbâş-ı evbâş [u] nâ-tırâş bir yere cem‘ olup müşâvere eder. Netîce-i kelâmları ol olur kim "Osmânlı bildiğinden kalmasın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş olanlar meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i meserret-hâl serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın akîblerine düşüp kal‘a-i Tiflis kurbunda nehr-i Kür'den ubûr edüp bir gün bir gice ılgar ile kal‘a-i Zekim altında kal‘a-i Tiflis hânına irüp bir sa‘b u metîn ve sengistân ve çengelistân içre bir becene-i azîm içine kal‘adan götürdükleri girân-bahâ metâ‘ları ve cümle ehl [u] ıyâlleriyle mütehassın olmuşlar. Bi-inâyetillahi Te‘alâ guzât-ı müslimîn mûr-i bî-hisâb mâra üşer gibi Gürcî ve kızılbaşın cânib-i erba‘asından hücûm edüp bir hayli ceng-i azîm olur. İçerden küffâr amân deyüp aslâ amân vermeyüp kırk bin mikdârı bed-re’y Gürcî ve kızılbaşın başların tırâş edüp bî-baş vücûdların hâke salup asâkir-i İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu altuna mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b–319a ·
metinde göster ·
… bükâ ile cesed-i Ca‘fer Gâzî'yi bir mürtefi‘ püşte üzre defn edüp niçe âşıkları
terk-i
dünyâ edüp kabri üzre karâr ederler. Küffâr dahi bunlara Türk dervîşidir deyü i …
Ba‘dehû şebhûncu küffârlar Seyyid Battâl'ı ve duhter-i kattâli merhûm ve merhûme görünce "İkisini dahi âteşe yakalım" derler. Bu kerre esîr-bend olan Battâl Gâzî erleri "Siz Battâl Gâzî'nin vücûd-ı şerîfin âteşe yakarsız, ammâ Bağdâd ve Malâtiyye'de olan ümmet-i Muhammedler sizin anda olan üsârâlarınız ve kırk bin râhibleriniz katl edüp âteşe yakarlar" deyince küffâr-ı hâk-sâr-ı dûzah-karâr Seyyid Battâl'ın cesed-i pâkin bırağup esîr olan askerinden niçesin âzâd edüp dârü'l-bevârlarına giderler. Ba‘dehû Seyyid Battâl Gâzî'nin âşık-ı sâdıkları yüz bin bükâ ile cesed-i Ca‘fer Gâzî'yi bir mürtefi‘ püşte üzre defn edüp niçe âşıkları terk-i dünyâ edüp kabri üzre karâr ederler. Küffâr dahi bunlara Türk dervîşidir deyü iğmâz ederler. {Ammâ Battâl Gâzî'nin pederi Seyyid Hüseyin Gâzî Engürü kıblesi tarafında bir menzil ba‘îd Hüseyin Gâzî köyünde bir âsitâne-i azîm-i âlîde medfûndur. Radıyallahu anhümâ}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 7b ·
metinde göster ·
Bu mahalde Moğol hânlarından Ebû Sa‘îd Hân'ın ve Âl-i Selçukıyân'ın devletleri inkırâz bulup devlet Âl-i Akçakoyunlu'da karâr edüp Ahlat şehrini dârü'l-mülk edindiler. Bunlar dahi Mâverâu'n-nehr'den Âl-i Selçukıyân ve Âl-i Dânişmendiyân ile gelüp ammîzâdelerdir ve Âl-i Osmâniyân bunlardandır. Ammâ mukaddemâ Âl-i Selçukıyân ile Mâhân'dan hurûc eden Âl-i Çoban-bây'ın bir oğlu {Sultân Çobân Kurdumân} hurûc edüp Akçakoyunlu ile ceng-i azîm edüp pederi memleketine mâlik olup niçe zamân mutasarrıf oldu. Âhir terk-i dünyâ edüp pederinin na‘şını şehr-i Şureger'den çıkarıp Mekke-i Mükerreme'ye götürüp andan Medîne-i Münevvere'de Hazret-i Abbâs cenbinde defn edüp kendüsü mukaddemâ mutasarrıf olduğu Erzincân şehrine gelüp yine hilâfet sevdâsında olup asker cem‘ etmeğiçün Zağpa Deresi nâm mahalde mutalsam olan defîneye kenz-küşâlık edem derken derûn-ı gencîden bir âteş zâhir olup cümle tevâbi‘iyle Melik Çobân Kurdumân helâk olup niçesi ol âteşde hâkister Melik Çobân'ın na‘şını Erzincân kurbunda Baru köyünde Behlûl-i Semerkandî hazretleri cenbinde medfûn olduğu bâlâda mestûr, Âl-i Çobâniyân da bunda inkırâz buldu. Ammâ ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 10b ·
metinde göster ·
… câviz kimi molla ve kimi beğ ve paşa ve her biri birer bâğın gülü ârif-i billah
terk-i
dünyâ edüp âsitâne-i Mevlânâ'da çark edüp semâ‘ [u] safâ ederler. Her biri bire …
Evsâf-ı âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ binâ-yı Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân : Niçe mülûk [u] selâtînler bu âsitâneyi ta‘mîr ü termîm etmişdir, ammâ sene 941 târîhinde Süleymân Hân Bağdâd fethine giderken iki yüz kîse masraf koyup Bağdâd-ı behişt-âbâdı feth edüp gelince evvelâ Sultânu'l-ulemâ ve ferzendi Hazret-i Monla Hünkâr'ın sandûkalarını zer-ender-zere müstağrak etdirüp sîm şebekeler ve cânib-i erba‘asında hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ve sîm-âvân şem‘dân ve buhûrdân ve gülâbdânlar ve çerâğdânlar ile ârâste ve niçe bin zî-kıymet kanâdîl ü musanna‘ maslûbâtlar ile pîrâste olup Hazret-i Sultânu'l-ulemâ'nın sandûkası cümleden âlî ve Monla Hünkâr'ın sandûkası andan alçak (---) alçakdır ve ser-i sa‘âdetlerinde Mevlevî külâhları üzre beyâz destâr-ı Mevlevîler ve gerdenleri olan yer mahallinde Keşmîrî ve Lâhûrî şâllar ve taylesân-ı sünnet-i Muhammedî mehâbet ve salâbetli kabr-i şerîflerdir kim harem-i şerîfden gören âdeme vehm târî olup bir dehşet hâsıl olur. Bu kabr-i şerîfler semâ‘hânenin cânib-i kıblesi kûşesinde cânib-i erba‘aları şebeke ile mebnîdir. Üzerlerinde başka kubbeleri yokdur. Ve semâ‘hâne meydânı bir mücellâ sahrâ-yı musaykaldır. Başka mutrıbhâneleri ve ibâdethâne mihrâbı amûd-ı mevzûnlar ile mebnî bir âsitânedir ve bir beyâz mermer-i hâm ile döşenmiş bir vâsi‘ harem-i azîm var. Cümle (---) aded kapusu vardır ve bu harem-i muhteremin cânib-i erba‘asında müte‘addid dervîş-i dil-rîşân hücreleri vardır. Revzenleri etrâfında olan hıyâbâna nâzırdır. Haftada (---) âyîn-i Mevlânâ olup üç yüzden mütecâviz kimi molla ve kimi beğ ve paşa ve her biri birer bâğın gülü ârif-i billah terk-i dünyâ edüp âsitâne-i Mevlânâ'da çark edüp semâ‘ [u] safâ ederler. Her biri birer akl-ı Aristo musannif ü mü’ellif pâ-bürehne ve ser-bürehne fakr-ı fahr ile tefâhür eder cânlar vardır. Şeb [u] rûz aşk-ı İlâhî ile sermest [ü] serbâz dervîşânlar vardır. Ve kilâr ve furûn ve bir matbah-ı dârü'l-it‘âmı dahi cümle bu zikr olunan âsâr-ı hayrâtlar Süleymân Hân'ındır. Ve bu tekye-i ışret-gede kurbunda iki minâreli bir câmi‘ ve bir medrese ve imâret-i dârü'z-ziyâfe cümle Süleymân Hân'ındır. Bu hayrât [u] hasenâtın cümlesi kârgîr binâ-yı kıbâb-ı âlîler ile mebnî ve serâpâ nîl-gûn rasâs-ı hâs ile mestûr olmuş binâ-yı azîmlerdir. Netîce-i merâm Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir âsitâne-i azîm yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 15a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i sâhib-i âfitâbe-i nihânî, şems [u] kamer-i zindegânî, müsâfir u hâzır u gâ’ib, pîşvâ-yı peyk-i Resûl-i nâ’ib, mahrem-i esrâr, makdem-i ebrâr, mücâhid-i ebvâr, âdem-i tayyâr Hazret-i peyk-i Resûl Amr-ı Ayyâr: İsm-i şerîfleri (---)(---) Hazret-i Risâlet-penâhın peyki ve musâhibi idi. Hâzır cevâb ve nüktedân ve nükteşinâs olduğundan Amr-i Ümeyyetü't-Damîrî derler idi. 28a Hazret-i Resûl-i İzzet ile cümle gazâlarda ve serdâr-ı mu‘azzamlar ile sefer-i seriyyelerde bulunup âhir Hazret-i Resûl'den sonra terk-i dünyâ edüp deydevî vü dehdevîsin kemerine bend kılup âfitâbesin ser-i sa‘âdetine giyüp niçe zamân cihânbân-ı seyyâh-ı âlem olup geşt [ü] güzâr ederek bu Hımıs şehrine geldikde görse iki kişi bir mezâr kazmışlar. "Acabâ uzun mu, kısa mı" deyü mücâdele ederler. Amr eydür: "Merhûm olan âdem biz kadar var mıdır" der, "Vardır" derler. Hemân Amr sıçrayup kabr içine girüp "Bismillah" deyü yatınca meğer mezâr kazanın biri Hazret-i Azrâ’îl imiş. Amr'ın girîbânın değşirüp şehâdet-i kelime etdirüp kabz-ı rûh edüp anda defn ederler. Şehrin içinde bir âsitâne-i azîmde medfûndur. Cemî‘i âyende vü revende dervîşân-ı seyyâhânın sapan-ı Dâvûdîleri ve asâ-yı Mûsâları ve cimcime-i İsâları ve nabût-ı Mûsâları ve âftâbe-i Veysü'l-Karanîleri ve keşkülleri ve pâlheng ve cürezân ve harazân ve ummân-ı kirâmeleri ve tennûre ve dağarcıkları ve gûnâ-gûn tarîklerin külâhları ve zîl-bem ve kantura ve deydevî ve dehdehî ve cığcığa ve teber-i müslimîn ve nefîr-i Horasanî ve niçe def ve kudûmleri ile ve niçe bunun emsâli cihâz-ı fakr-ı fukarâlar ile bu âsitâne-i Hazret-i Baba Amr müzeyyen olup şeb [u] rûz âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl bir ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır, kuddise sırruhu'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b–28a ·
metinde göster ·
… ürehne ve ser-bürehne fakru fahrile tefâhur eder tarîk-i (---)(---) hâl sâhibi
terk-i
tecrîd, ârif-i billâhlar var, himmetleri hâzır u nâzır ola. Ve,
Yedi gice mihmânı olup Murtezâ Paşa efendimizin ihsân etdüğü hedâyâların teslîm edüp du‘â-yı hayrlarıyla behremend u behreyâb olduk. Bir âdem yedi gice ve yedi gün bu âsitâneyi ziyâret etse yedi murâdı hâsıl olur. Ve âb-ı nâbından hafakân marîzına mübtelâ olan âdem nûş etse bi-emrillâh ol marazdan halâs olur. Anınçün bu Urfa halkında hafakan marazı olmayup tendürüst olurlar. Bu âsitâne-i sa‘âdetde niçe fakr u fâka erenleri olmuş pâ-bürehne ve ser-bürehne fakru fahrile tefâhur eder tarîk-i (---)(---) hâl sâhibi terk-i tecrîd, ârif-i billâhlar var, himmetleri hâzır u nâzır ola. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
Ve cümle (---) aded tekye-i dervîşândır. Evvelâ Eski Câmi‘ tekyesi ma‘mûrdur. Ve Kurşumlu Câmi‘ tekyesinde eş-Şeyh Hazret-i Pîrî Efendi ârif-i billah ve âşık-ı âgâh kimesne, Murâd Hân-ı Râbi‘ ile Revân seferinde serdengeçdi ağası olup vücûdunda zahm-âlûd olmamış yeri yok idi. Âhir terk-i dünyâ edüp Kastamonî Şa‘bân Efendi tarîkından cihâz-ı fakrı kabûl edüp mürşid-i kâmil kimesne idi. İlâhiyât-ı rubâ‘iyyâtda Azmîzâde Hâleti Efendi kadar tasavvufâne penç-beytleri vardır kim hâlâ bir mükemmel müdevvendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 119b ·
metinde göster ·
Andan sonra Bâyezîd-i Velî terk-i dünyâ edüp kûşe-nişîn olup Acem memâlîk-i Âl-i Osmân'ın memâlik-i mahrûselerine istîlâ edüp tâ Arpaçukuru nâm ki, diyâr-ı Sivas-ı Tokat'dır, şâh-ı Acem ol diyârları alup Bâyezîd Hân'a Çulcu Baba derler idi. Tâ bu mertebe sâhib-i uzlet Bâyezîd-i Velî iken kal‘a-i Kili ve Akkirmân kal‘alarına müteveccih olduklarında Babadağı'na gelüp "Aya Babadağı niçün derler" deyü su’âl buyururlar. A‘yân-ı kübbâr-ı memleket eydür "Pâdişâhım, zamân-ı kadîmde bu şehr içre Sarı Saltık nâm bir türbe-i pür-envâr var idi. Münkerîn türbesin münhedim edüp üzerine hâr [u] hâşâk-ı muzahrefât dökerek kabr-i şerîfi gâ’ib oldu" dediklerinde hemân Bâyezîd-i Velî ol mahall-i mezbelistâna varup bir seccâde üzre Kara Şemseddîn ile ikişer rek‘at namâz kılup istihâre niyyetiyle hâb-âlûd olurlar. Hemân ân Saltık Sultân asferü'l-levn ve'l-lıhye yeşil imâmesiyle zâhir olup "Bâyezîd hoş geldin! Salsal tahtı olan Akkirmân ve kal‘a-i Kili ve tîh-i Kamere'l-kum olan vilâyetleri Boğdan küffârı destinden bilâ-cidâl 'fetahtâ' târîhinde feth edüp evlâdun Mekke Medîne sâhibi olup beni hâk-i mezelletden halâs edersin" dedikde derhâl Şemseddîn ile Bâyezîd Hân hâbdan bîdâr olup Bâyezîd Hân eydür "Efendi, istihârende müşâhade etdiğimizi birer kâğıza yazup şeyhülislâma gönderelim" deyü Bâyezîd {Hân} ve Şemseddîn {Sultân} birer künc-i vahdetde gördükleri {vâkı‘aları} tahrîr edüp memhûrlu şeyhülislâma gönderirler. Hikmet-i Hudâ ikisinin de gördükleri bir menâm! Hemân müftî-i hümâm "Pâdişâhım, ol mahalle bir âsîtâne-i kübrâ edesiz!" deyü buyurduklarında hemân seccâde yerin tathîr ederken bir mermer sanduka nümâyân olup sanduka üzre "Hâzâ kabru Saltık Bay Seyyid Muhammed Buhârî" deyü Tatar hattıyla bir gûne hatt-ı kadîm tahrîr olunmuş. Hemân mi‘mârân ü mühendisânları cem‘ edüp türbe-i pür-envâra ve bir câmi‘e ve sâ’ir hayrât [u] hasenâta şürû‘ edüp Bâyezîd Hân Kili ve Akkirmân'ı hakkâ ki "fetahtâ" [889] târîhinde bilâ-cidâl feth edüp fâtih-i taht-ı Salsal u Kamere'l-kum olup yine mansûr [u] muzaffer avdetde Babadağı'na gelüp bir sene anda kışlayup cânib-i erba‘aya nizâm [u] intizâm buldurunca Babadağı şehrin imâr edüp cümle hayrât [u] hasenâtları Baba Sultân'a hîbe eyleyüp hâlâ Babadağı, Baba Sultân hâssıdır. İmdi azîzim Bâyezîd-i Velî böyle mazanne-i kirâme pâdişâh-ı âhiret iken ilm-i bâtınla ana ma‘lûm olmadı mı ki Saltık Sultân kim ola, eğer kem ola bir gümnâm olsa niçün bu kadar mâl-ı vakfullahı bed-nâm olan kimesne uğruna hebâ yire sarf ederdi. Husûsen kutbiyyete kadem basmış Kara Şemseddîn Sivasî dahi ol işe me’mûr idi. Anlara da keşf olup be-dürüstî şehâdet etdi. Ebü'l-feth ile Akşemseddîn, Bâyezîd Hân ile Kara Şemseddîn ulu sultânlardır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128a ·
metinde göster ·
… ekeriyyâ nübüvvetinde Edirne sâhibi İdrivne Kral Zekeriyyâ Nebî'ye imân getirüp
terk-i
tâc u raht u baht edüp bu Çirmen ensesinde bir deyr-i mu‘azzam binâ edüp savâbı …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim Hazret-i Zekeriyyâ nübüvvetinde Edirne sâhibi İdrivne Kral Zekeriyyâ Nebî'ye imân getirüp terk-i tâc u raht u baht edüp bu Çirmen ensesinde bir deyr-i mu‘azzam binâ edüp savâbın Zekeriyyâ Nebî'ye hîbe edüp ol deyr-i kamâmede sâkin idi. Bu İdrivne Kralın bir kızı mu‘ammere olup ismine Çirmene derlerdi. Lisân-ı Latin'de çirmen ve sirmene dünyâyı terk etmişe derler. Bu Sirmene krâle babası İdrivne Kral içün bu mahalde bir kal‘a binâ edüp ismine Çirmene kodular. Andan galat-ı meşhûr evlâ olup sene 767 târîhinde Gâzî Hudâvendigâr vüzerâlarından Timurtaş Paşa Rûm keferesi elinden feth edüp cümle guzât bu kal‘aya Çirmen dediler. Zirâ niçe bin aded cüyûş-ı muvahhidîn çirmenüp geçdikleri içün Çirmen dediler. Hâlâ Rûmeli eyâletinde sancak beği tahtıdır. Beğinin hâssı (---)(---) akçedir. Ve livâsında cümle (---) adet ze‘âmetdir. Ve cümle (---) aded timardır. Hîn-ı gazâda beğinin livâsı altında kânûn üzre cebelüleri ile (---) asker-i pür-silâh olur. Lâkin ba‘zı zamân bu sancak Özi eyâleti muhâfazasına me’mûr olurlar. Zirâ ol taraflara karîb sancakdır. Kal‘ası nehr-i Meriç'in karşı cânibinde bir bayır başında şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir Şeddâdî seng binâ-yı ferhâdîdir. Ammâ iç il olmağıla cebehânesi ve dizdârı ve neferâtları yokdur. Ve câ-be-câ sûrunun niçe yerleri rahnedâr olmuştur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 148a ·
metinde göster ·
dâr-ı diyâr edüp lenger-i ikâmet bırağup bir takrîb ile müte’ehhil olup hânedân …
Niçe bin garîbü'd-deyyâr bu şehirde terk-i dâr-ı diyâr edüp lenger-i ikâmet bırağup bir takrîb ile müte’ehhil olup hânedân sâhibleri olmuşlardır. Zîrâ cemî‘i a‘yân [u] eşrâfı muhibb-i garîbü'd-diyârdırlar. Birer gûne hüsn-i hâl ile gurebâya ri‘âyet-i firâvân edüp kayd-bend ederler. Zirâ ni‘metleri mebzûl ve sâhib-i tab‘ u sâhib-i kerem hânedân sâhibleri halûk u selîm ve âlüfte ü âşüfte yârândan, sebük-rûh, halûk u mütevâzı‘ ahâlisi vardır. Hudâ cümlesinden râzî ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166b ·
metinde göster ·
… ve Alî Yâr Dede ve Burhân Dede. Bu mezkûr dedeler cümle tarîk-i Bektâşiyân'dan
terk-i
tecrîd Kalenderî fukarâlarıdır kim her birinin seng-i mezârlarında müddet-i ömr …
Ve Şemmâs Dede ve İhlâs Dede ve Cârullah Dede ve Ulama Dede ve Murtezâ Dede ve Alî Yâr Dede ve Burhân Dede. Bu mezkûr dedeler cümle tarîk-i Bektâşiyân'dan terk-i tecrîd Kalenderî fukarâlarıdır kim her birinin seng-i mezârlarında müddet-i ömrleriyle târîhleri mastûrdur. Hattâ bu fukarâların cihâz-ı fakrları ve hırka-i peşmîneleri meydân-ı fukarâda maslûbdur. Kalenderî Sultân'ın hırka-i ummân-ı kerâmesi kâmil üç yüz vakıyye gelir, maslûbdur. İçinde niçe yerdeki ceyblerinde sahunları ve tenceresi ve sofrası ve şem‘i ve şem‘dânı ve gayri me’kûlâtları cümle hırka içindedir. Hattâ bu Kalenderî Sultân İslâmbol'dan Edirne'ye gelirken zerdestesin ata ata gelüp asâsı kande düşerse ol şeb anda ta‘âm pişirüp mihmân olup ibâdete meşgûl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 168a ·
metinde göster ·
… "Cânım! Hânum. Ve Melek Ahmed be cânânum! Huzûrunuzda kim böyle çılbah gezmemiz
terk-i
edepdür ammâ meni sâhib-i zeker ve sâhib-i dübür ve kubur sanırsuz. Yok kişiler …
Ba‘dehû mezkûr çuvalının yanına gelüp eydür: "Cânım! Hânum. Ve Melek Ahmed be cânânum! Huzûrunuzda kim böyle çılbah gezmemiz terk-i edepdür ammâ meni sâhib-i zeker ve sâhib-i dübür ve kubur sanırsuz. Yok kişiler. Eyle {zekerli değilem} cümle {yârâna} safâ-nazar!" deyüp cümle huzzâr-ı meclisin huzûrlarına varup deverân etdi. Bunda ne zengûle ve ne hayâ ve ne dübür var. Hemân önü ardı birer tahta-misâl deri pâreleri, ünsâ da değil ve tavâşî değil ve dübüründen dahi nişân yok. Bir merd şekilli sâhib-derd budur. Andan sonra yine harârının yanına gelüp garârdan bir peştemal çıkarup beline kuşandı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… Erçîş çayı köprüsünden öte tarafa dizdârı geçerse hâkimi Van paşasına dizdârı "
Terk-i
kal‘a" deyü arz edüp ma‘zûl ederler. Ta bu mertebe serhadd-i azîmdir ve cezîre …
Hâkimü'l-vakitlerin beyân eder: Evvelâ sancak beğinden ve alâybeğinden mâ‘adâ hâkimi yokdur. Yüzelli akçe kazâdır. Ve nâhiyesi (---) aded kurâdır. Müftî ve nakîbi yokdur. Ammâ subaşısı ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethudâsı vardır. Ammâ derûn-ı kal‘ada Dergâh-ı âlî yeniçerilerinden dizdârı var ve üç yüz aded dörd bölük neferâtları vardır kim cümle mevcûddur. Zîrâ Acem serhaddidir. Hatta dizdârı kal‘anın garbîsinde top-ı tavîl menzili Erçîş çayı köprüsünden öte tarafa dizdârı geçerse hâkimi Van paşasına dizdârı "Terk-i kal‘a" deyü arz edüp ma‘zûl ederler. Ta bu mertebe serhadd-i azîmdir ve cezîre yerdir ve iskelesinde bir liman-ı azîm vardır kim Van gemileri bâzergânlar getirüp bu Ercîş'den diyâr-ı Erzurûm'a gider, ma‘mûr benderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245a ·
metinde göster ·
… dûzah-karârdır. Anda Müslümân bir ân karâr idemez, hemân temâşâ edüp giderler.
Terk-i
dünyâ şeklinde üç yüz mikdârı terzi kâfirleri vardır. Cümle kâfiristândan nezer …
İki yüzden mütecâviz ruhbân ve kıssîsleri var kim riyâzat-ı perhîz ile siyâh alıfı kopmuş bakla yemeden kadîd-i mahz olmuşlar, ammâ mahbûb marâlî ve gazâlî mûğ-peçe gulâmları var kim 281b her hizmete cân baş ile müsta‘cellerdir. Ve bu cezîre-i teferrüce gelenlere ol kadar i‘zâz u ikrâm ederler kim ni‘metlerinde kuş südü ve kutr-ı nebât bulunur. Ve dîbâ vü şîb ü zerbâf câme-i hâbları vardır kim her müsâfirîne hizmet ederler. Ve kal‘alarının cümle altı mağaralardır ve me’kûlât u meşrûbâtlarıyla mâl-â-mâldir. Ve ahâlîsi cümle küffâr-ı dûzah-karârdır. Anda Müslümân bir ân karâr idemez, hemân temâşâ edüp giderler. Terk-i dünyâ şeklinde üç yüz mikdârı terzi kâfirleri vardır. Cümle kâfiristândan nezerâtlar gelüp anınla geçinirler ve cümle suları sarnıçlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 281a–281b ·
metinde göster ·
Andan İmâm Hüseyin dahi Yezîd b. Mu‘âviye tasallutundan
terk-i
vatan-ı asliyye edüp Kûfe şehrine cümle ehl [u] ıyâliyle ve yetmiş bin sahâbe-i …
Andan İmâm Hüseyin dahi Yezîd b. Mu‘âviye tasallutundan terk-i vatan-ı asliyye edüp Kûfe şehrine cümle ehl [u] ıyâliyle ve yetmiş bin sahâbe-i kirâm ile hicret edüp kâh Bağdâd'da ve kâhîce şehr-i Haleb'de ve kâh Vâsıt şehrinde ve Basra'da sâkin olurdu. Ammâ cümle kavm-i Irâk ve cemî‘i kavm-i Acem ve cümle ehl-i Medâyin ü Arab-ı Urbân, Hazret-i Resûl ve Hazret-i Alî hatırıyçün İmâm Hüseyin'den bî‘at edüp Yezîd'den bî‘at etmediklerinden Yezîd müte’ellim olup ammâ Hüseyin'i tecdîd-i bî‘at idesin deyü Şâm'a da‘vet eyledi. İmâm Hüseyin dahi "Ben târik-i dünyâyım, bana hilâfet ü bî‘at lâzım değildir. Bir köşe-i vahdetde şehr-i Kûfe içre halkdan fâriğ bir merdim." deyü Yezîd'e nâme gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349b ·
metinde göster ·
… ı ve ülke-i Şehrezûl'da bu kal‘a-i Havâr'ı terk edüp Mekke-i Mükerreme'ye gidüp
terk-i
tecrîd iken yine Abdülmelik ibn Mervân hilâfetinde sene 74 târîhinde Mekke'de m …
Ba‘dehû mansûr u muzaffer diyâr-ı Şehrezûl'da bu Havâra kal‘asına gelüp Şâm'ın mâl-ı ganâ’imiyle diyâr-ı Şehrezûl'u ve ülke-i Luristân'ı imâr edüp günden güne şöhret bulup mülk-ârâ bir melik-i tüvânâ oldu. Hatta ol kadar mâldâr oldu ki bin aded âzâdlı kulu dîvânında el kavşırırlardı. Sâ’ir memlûkları ana göre kıyâs oluna. Zira bu Abdullah Hazret-i Risâlet-penâh hayâtında dörd yaşında idi. Hazret-i Ömer radıyallahu anh İslâm ile müşerref oldukda bu Abdullah pederi Hazret-i Ömer'e teba‘iyyet edüp âlem-i sabâvetde îmâne geldiğinden Hazret-i Resûl bu Abdullah'a du‘â edüp arkasın yepeledi ve "Sen benim ma‘nâ oğlumsun" dedi. Hatta Hazret-i Resûl'ün hâtûnu Hafza binti Ömer'in li-ebin ve ümmin karındaşıdır. Bu Abdullah Hazret'den altı yüz otuz hadîs rivâyet eder. Âhirü'l-emr yine Âl-i Mervâniyân'dan Abdülmelik ibn Mervân derdinden hâk-i Irâk'ı ve ülke-i Şehrezûl'da bu kal‘a-i Havâr'ı terk edüp Mekke-i Mükerreme'ye gidüp terk-i tecrîd iken yine Abdülmelik ibn Mervân hilâfetinde sene 74 târîhinde Mekke'de merhûm olup Mekke hâricinde Mu‘allâ nâm cebbânede Hazret-i Hadîce Ana kurbünde medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 370a ·
metinde göster ·
… isr-i Çoban'ı inşâ eden Âl-i Çobaniyân'dan bu dahi bir pâdişâh-ı Çobaniyân idi.
Terk-i
tâc u taht u baht edüp bu mahall-i fezâda bir bâğ-ı İrem içre bir mesîregâh kub …
Ziyâret-i eş-Şeyh Hazret-i Çoban Sultân: Erzurûm eyâletinde Hasan kal‘ası kurbünde nehr-i Araz üzre bâlâda merkûm olan cisr-i Çoban'ı inşâ eden Âl-i Çobaniyân'dan bu dahi bir pâdişâh-ı Çobaniyân idi. Terk-i tâc u taht u baht edüp bu mahall-i fezâda bir bâğ-ı İrem içre bir mesîregâh kubbede medfûn olup ziyâretgâh-ı avâm-ı ünâs-ı hâs [u] âmdır. Ve bu 390a mahalde nehr-i Batmân Hasankeyf'e gelmezden üç sâ‘at mukaddem Şatt-ı Dicle'ye rîzân olur ve nehr-i Batmân'ın Miyâfârikîn ve Zirkî ve Bitlîs dağlarından tulû‘ edüp kal‘a-i Hazzo altında cisr-i Batmân altından ubûr etdiği, Van'a Melek Ahmed Paşa ile revâne olurken mufassal tahrîr olunmuşdur. Ve Şeyh Çoban ziyâretinde bir gece zevk u safâ edüp andan ale's-sabâh yine cânib-i şimâle 5 sâ‘atde yine sayd [u] şikâr-ı erneb ve ceyran ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 389b–390a ·
metinde göster ·
… çıyanlar ve akrebler sokarak her âdemin azâb-ı elimi tasvîrlerin görenler hemân
terk-i
dünyâ edüp her şeyden tâ’ib ü tâhir olup yemeden ve içmeden el çekeceği gelüp â …
Zîrâ üstâd-ı nakkâş-ı Fireng-i Mânî Erjeng, Sannâ‘-ı Lem-yezelin celâl tarafın yazup halkı korkutmak içün eyle bir dâr-ı dûzah ve nîrân tasvîri yazmış kim ol cehennem dereleri içre ibâdullâhın neft ve katrân ve âteş-i sûzân içinde kebâb-ı pur-putur ve kokoç olup zebânîler urarak develer gerdânı gibi yılanlar ve çıyanlar ve akrebler sokarak her âdemin azâb-ı elimi tasvîrlerin görenler hemân terk-i dünyâ edüp her şeyden tâ’ib ü tâhir olup yemeden ve içmeden el çekeceği gelüp âdeme bir dehşet ü vahşet hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
… hak eyle. Biz bir alay ulûfesiz garîb gâzîler olup dîn-i mübîne imdâda gelevüz,
terk-i
diyâr edüp cân ve başdan olavuz ve dîn karındaşı olavuz, bizi kâfir kırar gibi …
"Emir şer‘-i Resûl-i mübînindir. Bugünkü gün bizim serdâr-ı mu‘azzamımız bir vezîr-i mu‘azzamsın. Bu dîvân-ı pâdişâhîde bizim hakkımız hak eyle. Biz bir alay ulûfesiz garîb gâzîler olup dîn-i mübîne imdâda gelevüz, terk-i diyâr edüp cân ve başdan olavuz ve dîn karındaşı olavuz, bizi kâfir kırar gibi yeniçeriler kırup böyle edeler" deyü on yedi aded şühedâların meydân-ı dîvâna kodular ve "Bu kadar esîr [ve] mâl-ı ganâ’imimiz elimizden aldılar" deyü serdârın eline defter verüp bu kadar mirzalar ve ot ağaları ve kartlar ve atalıklar ve batırlar cümle şıpırtma kalpakların yere urup ağladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 24a ·
metinde göster ·
… altındaki tabur cenginde alnından kurşum ile urulup şehîd oldukda Melek pederi
terk-i
devlet edüp İslâmbol'un Fındıklı kasabasında münzevî oldu.
Ve Sultân Osmân ile Hotin seferinde bile idi. Ve pederleri Budin vezîri Karakaş Paşa'nın kapucular kethudâlığıyla Hotin seferinde bile olup Karakaş Paşa Hotin altındaki tabur cenginde alnından kurşum ile urulup şehîd oldukda Melek pederi terk-i devlet edüp İslâmbol'un Fındıklı kasabasında münzevî oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 47b ·
metinde göster ·