üzre tekmîl edüp hâlâ İslâmbol kal‘ası olan ol a‘sârda iç kal‘a idi. Cümle pâdi …
Ve bu Vezendo nâm kıral İslâmbol'u bu tertîb üzre tekmîl edüp hâlâ İslâmbol kal‘ası olan ol a‘sârda iç kal‘a idi. Cümle pâdişâhlar edâ-yı hidmet edüp İslâmbol içre yedi kûh-ı bâlâ üzre birer deyr-i azîm ihyâ etdiler ve yetmiş mürtefi‘ püşte üzre yetmiş aded manastır-ı azîm inşâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11a ·
metinde göster ·
… re, yetmiş sarây yetmiş vezîre ve yedi sarây yedi kubbe vezîrine, ve'l-hâsıl bu
tertîb
üzre nefs-i İslâmbol içre olan imâretleri cümle gazâda hâzır olanlara tevzî‘ ol …
Karaman semtinde üç yüz sarây-ı âlîyi ulemâya, yüz altmış iki sarây yeniçerilere, yetmiş sarây yetmiş vezîre ve yedi sarây yedi kubbe vezîrine, ve'l-hâsıl bu tertîb üzre nefs-i İslâmbol içre olan imâretleri cümle gazâda hâzır olanlara tevzî‘ olunup guzât dahi Fransa kıralının mukaddemâ zikri münâsebetiyle sebkat eden kıralın kızın pâdişâha verüp iskât-ı hak etdiler. Ve pâdişâha ve dîn-i mübîne hayr du‘â etdiler. Hemân Akşemseddîn hazretleri ayağ üzre kalkup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 31a ·
metinde göster ·
… ınâr ve bîd-i sernigûn ve ar‘ar ve sanavber ve şimşâd misilli nahl-i nevresleri
tertîb
üzre diküp mâbeynlerine niçe kerre yüz bin şecere-i müsmirâtın envâ‘ın diküp bi …
Ve kilar-ı hâssa-i bîrûn ve kilar-ı hâssa-i enderûn ve kilar-ı terekeciyân-ı bîrûn bu tahrîr olunan âsâr-ı gûnâ-gûnun cânib-i erba‘asına İremezâtü'l-imâd misilli bir bâğ-ı İrem inşâ edüp yigirmi bin serv [ü] çınâr ve bîd-i sernigûn ve ar‘ar ve sanavber ve şimşâd misilli nahl-i nevresleri tertîb üzre diküp mâbeynlerine niçe kerre yüz bin şecere-i müsmirâtın envâ‘ın diküp bir murgzâr-ı lâle ızâr cân fezâ bâğçe oldu kim ilâ hâze'l-ân ravza-i bâğ-ı cinândan nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32a ·
metinde göster ·
… " buyurduklarında deryâ-misâl cemâ‘at içre salât-ı asr [ve] işânın sünnetin bir
tertîb
üzre edâ etmiş bir âdem bulunmayup meğer kendüleri sâhib-i tertîb imişler.
"Her kim salât-ı asrın ve salât-ı işânın sünnetin ömründe terk etmemiş ise ol imâmet etsin" buyurduklarında deryâ-misâl cemâ‘at içre salât-ı asr [ve] işânın sünnetin bir tertîb üzre edâ etmiş bir âdem bulunmayup meğer kendüleri sâhib-i tertîb imişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
… sünnetin bir tertîb üzre edâ etmiş bir âdem bulunmayup meğer kendüleri sâhib-i
tertîb
imişler.
"Her kim salât-ı asrın ve salât-ı işânın sünnetin ömründe terk etmemiş ise ol imâmet etsin" buyurduklarında deryâ-misâl cemâ‘at içre salât-ı asr [ve] işânın sünnetin bir tertîb üzre edâ etmiş bir âdem bulunmayup meğer kendüleri sâhib-i tertîb imişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
İhvân-ı zevi'l-ukûle ma‘lûm ola kim Süleymân Hân'dan mukaddem
tertîb
[u] tezyîn-i dîvân yok idi. Ammâ Süleymân Hân dörd gün dîvân-ı azîm edüp Yediku …
İhvân-ı zevi'l-ukûle ma‘lûm ola kim Süleymân Hân'dan mukaddem tertîb [u] tezyîn-i dîvân yok idi. Ammâ Süleymân Hân dörd gün dîvân-ı azîm edüp Yedikubbe vezîrleri ve iki kadı‘asker ve yeniçeri ağası ve altı bölük ağaları ve çavuşbaşı ve kapucular kethudâsı gümüş asâ ile dîvânda hidmet etmeği kânûn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56b ·
metinde göster ·
üzre Kâsım Paşa şehri eyle ma‘mûr oldu kim yedi tağın dere ve depesi üzre hâlâ …
Bu tertîb üzre Kâsım Paşa şehri eyle ma‘mûr oldu kim yedi tağın dere ve depesi üzre hâlâ Murâd Hân-ı Râbi‘ tahrîri şehr-i Kâsımpaşa on bir bin altmış hânedir. Ve Süleymân Hân asrında her mahalle câmi‘i ve mesâcidleri ve tershâne gözlerinde ve her dükkânda ve her hâne kapusu önünde birer kandîl çerâğân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125a ·
metinde göster ·
üzre cum‘a geceleri pilâvı, zerdesi dahi mebzûl-ı bay [u] gedâ ve pîr [u] cüvân …
İkinci imâret-i it‘âm Orta Vâlide'dir. Bu dahi ol tertîb üzre cum‘a geceleri pilâvı, zerdesi dahi mebzûl-ı bay [u] gedâ ve pîr [u] cüvândır. Ve cevâmi‘ huddâmları sekiz yüz âdem ta‘yîn-i vazîfe alırlar, evkâf-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142b ·
metinde göster ·
… â bir sadâdan Allâh Allâh ile âmîn dediklerinde sadâları evce peyveste olur. Bu
tertîb
üzre anların dilenciler şeyhi alay içinde alayköşkü dibinden ubûr mahallinde du …
Tâ’ife-i fukarâ-i dilenciyân: Nefer 7000, âye[t]: Arapça nass-ı kâtı‘ına mazhar olmuş bir alay-ı azîm cerrâr [ü] kerrâr garîblerdir. Herbiri birer hırka-i peşmîneler ve ellerinde gûnâ-gûn alemleri, başlarında bûryâdân ve lîf-i hurmâdan destârları ile Yâ Fettâh esmâsıyla cümle a‘mâları birbirinin omuzlarına yapışup kimi leng ve kimi a‘rec ve kimi ık‘ansis ve kimi meflûc ve kimi masrû‘ ve kimi bî-dest ve kimi bî-pâ ve kimi uryân ü büryân ve kimi hımâr-süvâr bir hengâme du‘â ile niçe bin bayrakların mâbeynine cerrârlar şeyhini ortaya alup şeyhleri du‘â etdükce yedi bin fukarâ bir sadâdan Allâh Allâh ile âmîn dediklerinde sadâları evce peyveste olur. Bu tertîb üzre anların dilenciler şeyhi alay içinde alayköşkü dibinden ubûr mahallinde durup pâdişâha hayır du‘â edüp ihsân [ü] in‘âmlar alup ubûr ederler. Pîrleri eş-Şeyh Hâfî'dir, Selmân belin bağlamışdır. Gazâdan gelen guzât-ı müslimînden âye[t]: Arapça nassı üzre "Şey’ullâh" deyüp sadaka alırdı. Kabri Medîne-i Münevvere'de Kıbleteyn kurbünde medfûndur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157a ·
metinde göster ·
… hâl ve habbâzîn ve mahfil-i Resûlullâh ve habbâzlara mensûb esnâf-ı keştîbân bu
tertîb
üzre ubûr edüp en nihâyetinde esnâf-ı muzahrafât ubûr etdiğiyçün her esnâf biri …
Hakîkat ibtidâ askerin müfîd [ü] muhtasarı ubûr edüp giderek mankala ağalar ve mîrimîrânlar ve vüzerâlar ve şürefâlar ve ba‘dehu pâdişâhlar ubûr eder. Ammâ bu alay-ı orduda ibtidâ elzem-i levâzımından makbûl olan askerî ve ulemâ-yı monlâ-orduyî(?) ve hukemâ ve kehhâl ve habbâzîn ve mahfil-i Resûlullâh ve habbâzlara mensûb esnâf-ı keştîbân bu tertîb üzre ubûr edüp en nihâyetinde esnâf-ı muzahrafât ubûr etdiğiyçün her esnâf biri birinden mukaddem alay göstermeleriyçün gavgâ edüp pâdişâha arz edüp pâdişâh hatt-ı şerîfle mâbeynlerin ıslâh eder. Zîrâ âlât-ı silâha müstağrak kavm içre fesâd olmasın içün keştîbân-ı Bahr-i sefîd takaddüm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164b ·
metinde göster ·
… gülâb saçup bu gûne kâr ederler. Ammâ önlerinde peştemâlleri ile mülebbesce bu
tertîb
üzre ubûr ederler.
"Bahârlı pâlûdem, kaynar kaynar pâlûdem var cânım" diyerek ubûr eder. Her kimesne pâlûde murâd edinüp iki fincân bir akçeye alup üzerine zencebîl ve darçın eküp ve gülâbdân ile ta‘zîmen gülâb saçup bu gûne kâr ederler. Ammâ önlerinde peştemâlleri ile mülebbesce bu tertîb üzre ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
… telleri ile geçerler. Ba‘zıları böğürlerin delüp kalın çapa sırıkların sokup bu
tertîb
üzre karcıbaşı ubûr eder. Cümle hoşâbcı ve şerbetciler karsız olmamak ile karcı …
Ba‘zı uryân karcıların ellerinde kar buz küsküleri ve külünkleri ve kulaklarının yanların delüp turna telleri ile geçerler. Ba‘zıları böğürlerin delüp kalın çapa sırıkların sokup bu tertîb üzre karcıbaşı ubûr eder. Cümle hoşâbcı ve şerbetciler karsız olmamak ile karcıbaşı dahi bu remmâ içre alay-ı azîm göstermek fermân-ı Gâzî Murâd Hân oldu. Küşâde ve mestûr karlık cümle yetmiş adeddir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173a ·
metinde göster ·
… ıyla peyrev olup râst ta‘allukâtında fasl-ı mâhûr ederek huzûr-ı pâdişâhîden bu
tertîb
üzre ubûr ederler.} {Peşrev isimleri yazıla}.
Altıncı sınıfı, kopuzcu ve hânende ve dâ’irezenin bır fırkasıyla peyrev olup râst ta‘allukâtında fasl-ı mâhûr ederek huzûr-ı pâdişâhîden bu tertîb üzre ubûr ederler.} {Peşrev isimleri yazıla}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207a ·
metinde göster ·
üzre mebnî cümle kurşum örtülü toloz kemerlerdir ve câ-be-câ yerlerinde demir p …
Ve bu cümle zikr olunan on aded esnâfın dekâkînleri bedâstenin cânib-i erba‘asın ihâta edüp cümlesi kârgîr binâ ve tertîb üzre mebnî cümle kurşum örtülü toloz kemerlerdir ve câ-be-câ yerlerinde demir pencereleri vardır. Ve her kûşe başında elbette birer çeşme mukarrerdir kim ikişer lüleli âb-ı hayâtlardır. Rûz-ı temmûzda bu esvâklara huddâmlar çeşmelerden âb-ı hayât nisâr edüp cümle sûklar serdâb-ı hâne-i Bağdâd'a müşâbih olur. Bursa'nın cümle a‘yân-ı kibârı şiddet-i hârda bu kapalı çârsû-yı hüsnlerde oturup hüsn-ı cemâl bâzârı ederler ve bu mezkûr esvâklardan mâ‘adâ niçe yüz yirde tertîb üzre binâ olunmuş bâzâr-ı muhabbetler vardır. 228b Seyyâhân-ı büldânların rivâyetleriyle bu çarsû-yı bâzârların binâsına mu‘âdil bir binâ-yı şîrîn bir diyârda yokdur, illâ Haleb'de ve Edirne'de Alî Paşa çârsûsu vardır, deyü medh ederler. Hakkâ kim Bursa'nın çârsûları İslâmbol'da bile yokdur. Sarrâchânesi dahi bir şâhrâh üzre vâkı‘ olmuş bir müzeyyen çârsûdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228a–228b ·
metinde göster ·
… urup hüsn-ı cemâl bâzârı ederler ve bu mezkûr esvâklardan mâ‘adâ niçe yüz yirde
tertîb
üzre binâ olunmuş bâzâr-ı muhabbetler vardır. 228b Seyyâhân-ı büldânların riv …
Ve bu cümle zikr olunan on aded esnâfın dekâkînleri bedâstenin cânib-i erba‘asın ihâta edüp cümlesi kârgîr binâ ve tertîb üzre mebnî cümle kurşum örtülü toloz kemerlerdir ve câ-be-câ yerlerinde demir pencereleri vardır. Ve her kûşe başında elbette birer çeşme mukarrerdir kim ikişer lüleli âb-ı hayâtlardır. Rûz-ı temmûzda bu esvâklara huddâmlar çeşmelerden âb-ı hayât nisâr edüp cümle sûklar serdâb-ı hâne-i Bağdâd'a müşâbih olur. Bursa'nın cümle a‘yân-ı kibârı şiddet-i hârda bu kapalı çârsû-yı hüsnlerde oturup hüsn-ı cemâl bâzârı ederler ve bu mezkûr esvâklardan mâ‘adâ niçe yüz yirde tertîb üzre binâ olunmuş bâzâr-ı muhabbetler vardır. 228b Seyyâhân-ı büldânların rivâyetleriyle bu çarsû-yı bâzârların binâsına mu‘âdil bir binâ-yı şîrîn bir diyârda yokdur, illâ Haleb'de ve Edirne'de Alî Paşa çârsûsu vardır, deyü medh ederler. Hakkâ kim Bursa'nın çârsûları İslâmbol'da bile yokdur. Sarrâchânesi dahi bir şâhrâh üzre vâkı‘ olmuş bir müzeyyen çârsûdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228a–228b ·
metinde göster ·
… onakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm
tertîb
olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt- …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
Ba‘de'l-kırâ’at nâme mefhûmu ma‘lûm olup hân eydür. "İnşâallahu Te‘âlâ, Îzid [u] Yezdân [u] Perverdigâr yâver olursa ve hakîre amân-ı cân verirse kayser-zemîn şâhı vezîri karındaşıma bu mâh içre bin baş karbân-ı yezdân-baş ve bin baş kârban-ı evbâş-ı şütürbâş çıharam. Be-ser [u] çeşm" deyüp "Hoş gelmişsin, safâ gelüp yüz basa gelmişsin, hayr-makaddem ömrümün vârı, dîdemün nûrı" deyüp zânû-be-zânû olup nice hoş-âmed kelâmü örfiyye ile letâ’if-i sohbete müte‘allık kelimâtlar olup dest ber-sîne edüp azîm ziyâfet tertîb edüp ba‘de't-tenâvül buhûr ve gülâb nisâr olunup ba‘de't-ta‘âm paşanın hedâyâlarından incü tesbîhi ve çarkâb tirkeşi ve Ceneviz [ve] Venedik hârelerini "Paşa-yı zî-şân karındaşınız selâm edüp şu metâ‘ları cenâb-ı âlî-me‘âbınıza tehî-dest olmamak içün hedâyâ-yı muhabbet gönderdi" deyü arz-ı kâlây etdim. Sebha-i dürr-i cevâhirden ve tîrkeş [ü] kemândan haz edüp hezâr-ahsend etdi. "Ve cenâbınıza iki küheylân ve husân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misillü iki re’s esb-i sabâ-sür‘at pîşkeş gönderdi. Manzûr-ı sa‘âdetiniz ola" dedim. Hemân ayâğ kalkup dîvânhane kenarında geldikde hakîr işâret edüp ibtidâ cevâhir zeynli ve murassa‘ rahtlı atı çekdiler. Hamd-i Hudâ ol esb-i tâzî rahş reftâr ederek ve sehîl abraş-gülendâm çekerek gerdenin keç kılup raks-ı hırâm ederek meydân-ı muhabbete geldikde cümle erbâb-ı dîvân-ı İrân-zemîn engüşt-ber-dehen etdiler. Hakîr Bismillah ile Esb-i Peymâ'nın licâmın hânın destine verüp "mübârek-bâd" dedim. Hân sürûr [u] hubûrundan ol esb-i tâzîye bilâ-rikâb süvâr olup meydân-ı muhabbetde fâris-i meydân-ı belâgat-vâr bir kaç kerre torıl, cevelân edüp nüzûl etdi. Ba‘dehû yelken-duz atı çeküp andan dahi cihân cihân hazz edüp (---) teslîm etdiler. Ba‘dehû hân cümle püserine fermân edüp cümle tevâbi‘lerimize avşıla şerbetleri bezl olunup yine gülâb ve buhûrdan sonra hân-ı âlîşân bizi mihmândâra ve korucubaşıya ve darûgay ve kelentere teslîm edüp alay ile bizi kelenter bâğına getirüp anda karâr etdik. Cihân-ârâ bir bâğ-ı İrem'dir. Akîbimizce hammâm-bahâ kırk tümen bisitî ve bir zeyn rahtıyla küheylân-ı karaçabuk atı ve bir alaca aşkar yorga at ve yedi deve yükü me’kûlât [ü] meşrûbât [ve] müsmirrât hedâyâlar gelüp hânemiz ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297b ·
metinde göster ·
Kal‘a-yı Tortum: Şehrine dâhil olurken cümle guzât-ı müslimînin ellerinde ikişer üçer zencirler ile bağlı Gönye'ye istîlâ eden Kazak-ı Aklar ve Mikril kâfirleri şikeste ve beste ubûr edüp cemî‘î a‘yân-ı Tortum istikbâl-i Seydî Ahmed Paşa'ya çıkup şâhrâhın yemîn [u] yesârında kat ender kat sağîr u kibâr "Gazânız mübârek ola" deyü hayr du‘â ederlerdi. Bu tertîb üzre cemî‘î guzât-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imleriyle ubûr ederek Gâzî Seydî Ahmed Paşa, Sâm u Nerimân-vâr ser-i sa‘âdetine Defterdârzâde Mehemmed Paşa'nın gönderdiği cığa telleri ve ablak otâğa sokup tapan divine atına altı pâre âlât-ı polâd-ı Nahşivânî yancığı urup bahr hotaslarıyla ol küheylân üzre süvâr olup başında kırmızı mukaddeminin sünnet üzre taylasân-ı Muhammedî'sin sarkıdup kendü vücûdu gök demire müstağrak olup budluklar ve uyluklar ile gûyâ kendüleri ejder-i heft-ser-misâl mehâbet ve salâbet üzre yemin ü yesârına selâm vererek güzer etdükçe tarafeynde olan ibâdullah "Aleyke avnullah ey gâzî, seyfullah" deyü hayr du‘alar ederlerdi. Bu mahalde kal‘adan dahi "safâ geldin" topları atılup şehr-i Tortum-ı Dağıstânı güm güm gürleyüp alay-ı azîm ile Seydî Paşa sarâyına dâhil olup sâ’ir guzât-ı müslimîn ile Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sekiz sancak beğleri askerleriyle hâricinde üç gün meks edüp ve dördüncü günü cümle cüyûş ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a ·
metinde göster ·
… şdur kim "Engürü kerpiçi gibi bir kalıba dizilmişdir" derler. Bu kelâm, bir şey
tertîb
üzre dizilmiş olsa ana misâl edüp 357b Engürü kerpiçin yâd ederler. Zîrâ kerp …
Bunlar gâyet hammâm-ı dil-küşâ ve âb [u] hevâları müferrah hammâm-ı rûşenâlardır. Ve iki yüz sarây hammâmları vardır, deyü a‘yân-ı vilâyet tefâhur kesb ederler. Ve cümle yetmiş aded bâğ u bâğçeli sarây-ı âlîler ve azîm binâlar vardır. Lâkin binâları kârgîr değildir. Cümle kerpiç dîvârlar ile kat-ender-kat hâne-i zîbâlardır. Ve bu şehirde aslâ kiremit örtülü imâret yokdur. Cümle hâk-i amber-i pâk ile mestûr hâne-i pür-nûrlardır. Ve cümle hâneleri kerpiç ile olmağıla Engürü kerpiçi meşhûrdur kim gûyâ seng-i hârâdır. Hattâ elsine-i nâsda darb-ı mesel olmuşdur kim "Engürü kerpiçi gibi bir kalıba dizilmişdir" derler. Bu kelâm, bir şey tertîb üzre dizilmiş olsa ana misâl edüp 357b Engürü kerpiçin yâd ederler. Zîrâ kerpiçden ibâret bir şehr-i azîmdir kim cümle altı bin altmış altı hâne-i ma‘mûrlardır. Evvelâ cümleden Paşa sarâyı ve Molla sarâyı ve Kederzâde sarâyı ve Çavuşzâde sarâyı ve Ahmed Paşa sarâyı (---)(---)(---)(---)(---) Niçe sarây-ı zîbâlar dahi vardır, ammâ ma‘lûmum olan bunlardır. Ve cümle (---) aded hân-ı hâcegiyândır. Cümleden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 357a–357b ·
metinde göster ·
… ilcân ol sudan nûş edüp üç amel eder bir fincân dahi nûş edene üç amel eder. Bu
tertîb
üzre on filcân nûş eden kaviyyü'l-bünye âdeme kâmil otuz amel eder. Ba‘zı âdeme …
Sun‘-ı Hudâ-yı Müte‘âl-i diğer: Bu şehrin sahrâsında bir gûne kaynak su zâhir olur. Her sene kabak mevsimi geldikde cemî‘i ba‘îd u karîb yerlerden bây ve gedâ, garîb u miskinler gelüp bu sahrâda hayme vü hargâhlarıyla gâh gâh meks edüp ibtidâ üç gün tuzlu yemeden ve zefîr ve sakîl ta‘âm tenâvül {etmeden} perhîz edüp ale's-sabâh bir filcân ol sudan nûş edüp üç amel eder bir fincân dahi nûş edene üç amel eder. Bu tertîb üzre on filcân nûş eden kaviyyü'l-bünye âdeme kâmil otuz amel eder. Ba‘zı âdeme istifrâğ etdirüp tahammül edemeyene istiğfâr etdirüp Arapça mazmûnu üzre pâk u tâhir olup gıll [u] gışından ve cemî‘i ilel ü emrâz-ı muhtelifden ârî olur. Anın içün bu Harbût halkı tendürüst ve ahmerü'l-vech hükemâ-yı cihâna muhtâc değillerdir. İllâ Hakîm-i Mutlak'a muhtâclardır kim âyet;:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete meserret beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u] handân oldular kim zühre-i felek raksa girüp paşa efendimiz serîr-i sa‘âdetde ve dîvân-ı adâletde revnak ve nev tarâvet bulup Ramazânın 14 erba‘a gün kânûn-ı sadrıa‘zam üzre kola binüp İslâmbol mollası öni sıra dahi talî‘a ayak nâ’ibi dahi muKuddem muhtesib ağası bu tertîb üzre alay-ı azîm ile Unkapanı mahzeni cenbinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân'ın dîvânhânesinde cemî‘i Karadeniz re’îslerin ve cemî‘i habbâzânları ve cümle uncuları ve cemî‘i mühtekir navluncuları cem‘ edüp Karadeniz sâhilinde Varna ve Palçığ ve Kavarna ve Keligra ve Mankalya ve Karahırmen ve Köstence ve Toluca ve Beşdepe ve İsmâ‘îl ve Kili ve Akkirmân nâm kal‘a ve iskelelerde gılâl niçeye alındığın su‘âl edüp ana göre çaşni dutup fi'l-hâl ekmek pişirüp ba'de‘l-harc ve'l-masârıf üç yüz dirhem beyâz nân-pâre bir akçeye el verüp eyle narh verüp lahm-ı semîne yedi akçe narh verüp andan Yemiş İskelesi'nde Ebü'l-feth'in sebzehâne dîvânına gelüp cümle me’kûlât [u] meşrûbat [u] müsmirrâta narh verüp andan Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve nohud ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sultânî vererek gelüp sarâyında karâr edüp gicelerimiz kadar rûzlarımız rûz-ı ıyd olup şeb [ü] rûz umûr-ı mu‘azzamayı seyr [u] temâşâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
… iki kapulu bir liman-ı azîm imiş. Hâlâ umk-ı deryâda dağlar gibi liman taşları
tertîb
üzre râyegândır. Hâlâ yine gelen keştîler bu liman temeli hudûdu içre yatarlar, …
Ve iskele başında ve gayri mahallâtlar içre cümle üç yüz aded mahzenlerdir. Zîrâ tüccâr kânıdır. Ve cümleden mükellef Serdâr hânıdır. Ammâ şehrine göre dekâkînleri azdır. Meyhâneleri serâpâ sazdır, bâde erbâbı cümle Lazdır ve sulehâsı gâyet azdır, ammâ âb [u] havâsı latîf yazdır. Ve bender iskelesi azîm olmağıla beher sene bin pâre şayka ve karamürsel ve zarbune ve çekelve gılâl doldurup İslâmbol'a giderler. Zîrâ bu bender Dobruca vilâyetinin iskelesi olmağıla galle ve sâ’ir hubûbât çok olur. Ammâ zâlim iskelenin limanı kıble ve gün doğusına nâzır ağzı açık olmağıla talattum-ı deryâ dağlar gibi gelüp dörder beşer demir üzre gemilerin yatmağa iktidârları olmayup hemân yüklerin alup yelken yırtup firâr ederler. Zîrâ her sene çok gemiler helâk olur. Ammâ Yanko ibn Madyan kral devrinde iki kapulu bir liman-ı azîm imiş. Hâlâ umk-ı deryâda dağlar gibi liman taşları tertîb üzre râyegândır. Hâlâ yine gelen keştîler bu liman temeli hudûdu içre yatarlar, ammâ zâlim gemiciler safra taşları limana taşlar döke döke liman dolup emn [u] emân olmaz oldu. Lâkin mülûk murâd edinse Kapudan Paşa donanma-yı hümâyûn ile varup limanı tathîr edüp gayri safra limana dökmeseler, dökeni gemi cundasına salb etseler liman selâmet olurdu. Allah tathîrin müyesser ede. Zîrâ gâyet elzem-i levâzımından liman-ı dâr-ı îmândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
üzre binâ olunup her dükkânın önlerinde taş amûdlar üzre kemerlerdir kim şehre …
Ba‘dehû ana karîb Küçük Arasta, böyle kârgîr binâ haffâfhâne değildir, ammâ müzeyyen sûk-ı latîfdir. Bu bâlâda tahrîr olunan (---) aded bâzâr-ı sultânîler cümle esnâfıyla birer semte vâki‘ olup şeyhleri ve nakîbleri [ve] yiğitbaşıları ve kethüdâları ve çavuşlarıyla mazbût ehl-i hıreflerdir. Ekseriyyâ bu mezkûr çârsû-yı bâzârların dekâkînleri selef pâdişâhları asrında tertîb üzre binâ olunup her dükkânın önlerinde taş amûdlar üzre kemerlerdir kim şehre ziynet vermiş hemvâr esvâk-ı sultânîlerdir. Zamân-ı kudemâda cümle sûk-ı sultânî saçakları kârgîr binâ ile mebnî olup kurşum ile mestûr imiş. Niçe kerre ihrâk vâki‘ olup kurşumu kâl olup hâlâ bu hâl üzre hâlî kalmış bâzâr-ı müzeyyenlerdir. Bunlardan gayri kırk bir yerde dahi niçe sûk-ı sultânîler ve niçe bâzârgâhlar vardır kim (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162b ·
metinde göster ·
üzre şatranç nakşı tarh olup dikilmişdir. Ve hıyâbân-ı rez dedikleri üzüm asmal …
Bu bâğların cemî‘i dıraht-ı müsmirrâtları tertîb üzre şatranç nakşı tarh olup dikilmişdir. Ve hıyâbân-ı rez dedikleri üzüm asmalarını kamışdan örülmüş kafesler üzre yol yol hıyâbân-rez etmişlerdir kim benî Âdem sâye-i zıll-ı himâyesinde seyerân u deverân etdikçe safâ-yı hâtır bulur. 227b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227a–227b ·
metinde göster ·
Hânın bu bâğ sarâyının haremi tarafında bir tirkeş oku menzili tûlen ve arzen bir hadîka-i Rıdvân var kim eğer deryâlar mürekkeb ve cemî‘i ağaçlar kalem ve cemî‘i hattâtlar cem‘ olup bu bâğın tavsîf [u] temdîhinde deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr edemeyeler. Ancak cemî‘i eşcâr-ı müsmirrâtları tertîb üzre dikilüp cümlesi meyân-beste dilber gibi bâd-ı sabâ te’sîrinden hırâmânî hırâmânî hareket ederler. Hemân hurma ve hummeyz ve muz ve serv yokdur. Yohsa cemî‘i eşcârât-ı gûnâ-gûn mevcûddur. Hatta ba‘zı pûçe ve kûşelerde limon ve turunc fidanları vardır. Vakt-i şitâda keçeler ile pinhân ederler. Ve bu hıyâbânda gûnâ-gûn ibret-nümâ vâcibü's-seyr kasr-ı âlîler var kim her biri birer hazîneye olmaz mülûkâne kasr-ı Havernaklar vardır. Hatta bir kasrın tarz-ı tavrı bir kasırda yokdur. Her biri birer diyârın üstâdları kârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229a ·
metinde göster ·
… i taş eyleyüp şütürbânları dahi cümle seng-i hâr olup cümle develer katar katar
tertîb
üzre yükleriyle dizilmişler. Kimi çökmüş durur, kimi ber-pâ durur. Sârbânları k …
İbret-nümâ-yı sanâyi‘-i Lem-yezel: Mukaddemâ zikri sebkat eden Van deryâsı zemîninde Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği kûh-ı bâlâya Nemrûdîler develer ile taş taşırlarken bi-emri Hâlık-ı Kahhâr yetmiş kadar develeri yükleri gibi taş eyleyüp şütürbânları dahi cümle seng-i hâr olup cümle develer katar katar tertîb üzre yükleriyle dizilmişler. Kimi çökmüş durur, kimi ber-pâ durur. Sârbânları kezâlik kimi ber-pâ kimi münhedim olmuş durur. Hâlâ cümle şekl [ü] şemâ’illeriyle ve kadd [ü] kâmetleriyle âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne isâbet etmeyüp mesâfe-i ba‘îdeden bir kârbân-ı şütürbân cânib-i Revân'a revân olunur zann olur. Cümle seng-i hârâdan nişân verir çakmak taşlarıdır, ammâ garâ’ib andadır kim ol azamet ıssı Allah bunlara hışm etdikde sârbânlar develerin taş olduğun gördüklerinde keç gerdân ve keç rû olup yüzlerin hevâya çevirüp el açup dergâh-ı Hakk'a tazarru‘ [u] nâliş eder şekilli birer hey’et-i garîbe vü acîbe eşkâle varmışlar kim kimi secde etmiş, kimi ser-nigûn yatmış, kimi yan yatup bir gözüyle âsumâna nigerân eder şekilli seng-i hârâ olmuş âdemler var kim âdem em‘an nazar ile nazar etse hayrân kalup Hak Celle ve Alâ'nın gazabı ne idüği müşâhede olunur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
… rslan Şâh ejderhânın kemiklerin cem‘ edüp demir zencîrler ile cümle üstühânları
tertîb
üzre dizüp Van kal‘asının aşağıdaki Rıbat kullesi ve Veled kullesi mâbeynine ze …
Menâkıb-ı netîce: Ol zamân ki Hazret-i Alîyy-i Kerrâr kerremallahu veche sâhil-i Van'da ejderhâ ile ceng edüp su‘bânı katl idince su‘bân, yılanın bir nev‘i olmağile gecerek mürd olup pür-potur olarak su‘bânın lâşe-i murdârı Van deryâsına düşüp talattum-ı deryâ ile ejderin lâşesi Van kal‘ası kurbünde leb-i deryâya düşüp cîfe-i murdârı çürüyüp üstühânları kalur. Ba‘dehû sene 525 târîhinde Van kal‘asın binâ eden Kılıç Arslan Şâh ejderhânın kemiklerin cem‘ edüp demir zencîrler ile cümle üstühânları tertîb üzre dizüp Van kal‘asının aşağıdaki Rıbat kullesi ve Veled kullesi mâbeynine zencîrler ile ibret-nümâ içün mezkûr kemikleri âvîze edüp cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr gelüp seyr [ü] temâşâ ederlerdi. Ta ki sekiz yüz beş târîhinde Timur Hân Mâverâü'n-nehir'den hurûc eyleyüp kal‘a-i Van'ı kâmil üç sene muhâsara eyleyüp bâğ diküp meyvesin yeyüp âhir fethi müyesser olmayup hâ’ib ü hâsir gider oldukda Hindistân'e tehî dest gitmemek içün mezkûr ejderhânın kemiklerin aşağı kal‘a dîvârından alup on katar develere kemikleri tahmîl edüp Hindistân'a götürüp hâlâ anda (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) râygândır, derler. Ammâ hakîr Hindistân'a varmamak ile görmedim. Allahümme yessir bi'l-hayr ve'l-âfiye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244a ·
metinde göster ·
Bu minvâl üzre Melek Ahmed Paşa'nın yemîn ü yesârın cenâhayn asker-i deryâ-misâl kat-ender-kat dutup âheste reviş ile kırk sekiz aded yerde cemî‘i ümerâların tablları döğülüp sıyt u sadâ-yı dühül ü kös ve nakkâre ü nefîr [ü] surnâ sadâsı kubbe-i âsumân-ı nîlgûnu pür etdi. Ve cemî‘i asâkir-i İslâm'ın nîzeleri yalmanları ve raht u baht u yancığ u tuğ u alemlerin müzehheb ü mutallâ şa‘şa‘aları âfitâb-ı âlem-tâbın pertevi te’sîriyle çeşm-i benî Âdemi hîrelendirir idi. 264a Bu tertîb üzre paşa-yı âlî-vakâr sahrâ-yı Rahova'yı asker-i deryâ-misâl ile pür edüp (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263b–264a ·
metinde göster ·
üzre giderek hânın meterisleri nümâyân olunca derûn-ı askerde hemân Paşa cengî …
deyüp cümle halkı cenge kalındırırlardı. Bu tertîb üzre giderek hânın meterisleri nümâyân olunca derûn-ı askerde hemân Paşa cengî harbîler ısmarlayup ibtidâ üç kerre derûn-ı dilden 268b gülbâng-ı Muhammedî çekilüp zemîn u âsumân lerzenâk olup ale'l-akîb paşanın dokuz kat mehterhâne ve Van eyâletinin yigirmi yedi sancak ümerâları ve Erzurûm'un imdâda gelen sancak ümerâlarının tabl [u] kudümleriyle cümle otuz sekiz yerde talb [ü] kudüm sadâsından zemîn ü âsumân güm güm gürleyüp âvâz-ı dühl Irâk'a çıkup şukka-i alemler ve yalmân-ı nîzeler şa‘şa‘asından ayn-ı benî Âdem hîrelenirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a–268b ·
metinde göster ·
üzre ceng tablına tarralar urulup mahall-i ma‘rekeye bir top menzili kaldıkda c …
Bu tertîb üzre ceng tablına tarralar urulup mahall-i ma‘rekeye bir top menzili kaldıkda cümle iş erleriyle ve cemî‘i ümerâlar ile mukaddem ma‘hûd oldukları yerlere ve dağlara ve taşlara İspir keçisi tırmaşır gibi ve mûr-ı mâr sarılır gibi yalçın kayalara cümle piyâde olup ve atlılar tırmaşup Malazgird beği ibtidâ hânın vezîri olan Çâker Ağa'nın olduğu Dehdîvân dağına havâle olup âmâde durdu ve sol tarafda Âvîh dağı üzre meterisde olan hânın Arab Halîl Ağası üzre Şervi beği ve Karni beği havâle olup durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… -ı mâhîden ve biri sâfî kehribâdan ve biri kırmızı mercândan ve biri sâfî ödden
tertîb
olunmuş on bir aded zî-kıymet zarflı musanna‘ çâr-kûşe sandûkalar ve bir mücevh …
Evvelâ biri levha-i âcdan ve biri levha-i abanosdan ve biri levha-i servden ve biri levha-i Sindiyandan ve biri levha-i yeni dünyâdan ve biri levha-i palasantadan ve biri şîr-i mâhîden ve biri dendân-ı mâhîden ve biri sâfî kehribâdan ve biri kırmızı mercândan ve biri sâfî ödden tertîb olunmuş on bir aded zî-kıymet zarflı musanna‘ çâr-kûşe sandûkalar ve bir mücevher-i sâfî-i Seylânlı pîştahta ve biri sâfîce murassa‘ pîştahta ve biri sadefkârî ibret-nümûn pîştahta ve iki aded pîştahta-i peşinkârî kim cümle halk bu pîştahtayı gördükde merdüm-i dîdeleri hîrelendi. Ve cümle huzzâr-ı meclisin huzûrlarında bu sandûk ve pîştahtaların on dördünün mühürlerin bozup açdıkda her birinin içinde onar kıt‘a kütüb-i nefîse ve mu‘tebereler var kim her biri birer hattât-ı selefin ketebeleriyle mülûk içün tahrîr olunmuş âyetün min-Allah Kelâmullah'lardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 274b ·
metinde göster ·
Menzil-i Dergezîn Boğazı: Allahümme âfinâ iki cânibi teng ü târ yalçın kaya-yı kûhsârdır kim mîl minâre-vâr kayalarında cemî‘i ukâb u şahin ve zağanos ve balaban ve kerkes kuşları âşiyân etmişdir. Ve bu kayalarda gâr-ı azîm ve perkâr-ı kadîm ve kehf-i elîmler var kim gûyâ kal‘a-i Van mağaralarıdır. Hatta sene 1039 târîhinde Serdâr-ı mu‘azzam Hüsrev Paşa bu mahalden ubûr ederken mezkûr mağaralara niçe bin Kızılbaş-ı kallâş-ı ser-tıraş mâllarıyla mağaralara mutahassın olup asker-i İslâm ganîme içün mağaralara girişüp Kızılbaş-ı bed-ma‘âş ile uruşup hayli ceng-i savaş esnâsında niçe bin aded nîk-nâm guzât-ı müslimîn câm-ı şehâdetden şehd [ü] şerbet-i hayât-ı ebedî nûş edüp gam-ı dünyâyı ferâmûş ederler. Hâlâ ol Dergezîn Boğazı'nda cümle şühedâyı Acem şâhrâhın tarafeynine tertîb üzre defn etmişler kim Âl-i Osmân'a tenbîh-i tâm-ı bed-nâm ola. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312a ·
metinde göster ·
Musannifîn-i sultân-ı şâ‘irân: Hakîr bu şehirde iken yigirmi iki aded dîvân
tertîb
etmiş emlahu'ş-şu‘arâları var idi. Meşhûru bunlardır ki zikr olunur: Hümâ-yı Kâ …
Musannifîn-i sultân-ı şâ‘irân: Hakîr bu şehirde iken yigirmi iki aded dîvân tertîb etmiş emlahu'ş-şu‘arâları var idi. Meşhûru bunlardır ki zikr olunur: Hümâ-yı Kâşânî ve Bencâhî ve Yârî ve Ferhî ve Keşânî ve Sabâyî ve Vâ‘ızî ve Hıtâyî ve bunlar nedîm-i şâhlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
… hacer-i ebyaz ile ta‘mîr etmiş ve niçe yerlerinde cümle ahcârları sadranc nakşı
tertîb
eylemiş ve iç kal‘anın burc u bârûların gâyet metânet üzre etmiş. Ve dendân-ı b …
Evvelâ bu kal‘a-i Finik, hâk-i bilâd-ı rebî‘de Şatt içinde ve şimâlinde bir konak kal‘a-i Hasankeyfâ ve kıblesinde kal‘a-i Küfürzamân'dır. Bu iki medîne-i atîkin mâbeyninde taşra varoş düzde ve iç kal‘ası püşte-i âlî üzre bir kal‘a-i Bûhinân'dır. Cânib-i garbîsinde bir menzilde Aşdı beği hâkidir. Bu dahi Diyârbekir sancaklarındandır kim kavm-i Aşdı on bin asker olur. Yine Cizre'nin garbında üç konakda çölistânda nehr-i Furât'a karîb Sincâr kal‘ası sancağıdır kim bâlâda Musul'dur. Cânib-i şimâline ve garbîsine meyyâlce kal‘a-i Mardin çölde (---) menzil karîbdir kim yalçın kaya üzre meşhûr-ı âfâk kılâ‘ların biri dahi bu kal‘a-i Mardin'dir. Sene 1065 târîhinde kal‘a-i Mardin dahi vasf olunmuşdur. Bu kal‘a-i Cezîre mezkûr kal‘alara karîb bir tarz-ı acîb ve garîb binâ-yı mehîb seng-i mutarraş ile mebnî bir hisâr-ı kavîdir. Ve üstâd-ı bennâ-yı kûhken bu kal‘a inşâsına var makdûrun arz-ı ma‘rifet içün tarf edüp rûy-ı dîvârı bir sıra seng-i siyâh ve bir sıra hacer-i ebyaz ile ta‘mîr etmiş ve niçe yerlerinde cümle ahcârları sadranc nakşı tertîb eylemiş ve iç kal‘anın burc u bârûların gâyet metânet üzre etmiş. Ve dendân-ı bedenleri ve mazgal deliklerin icrâ-yı ma‘rifet edüp müzeyyen etmiş ammâ iç kal‘asının handakı yokdur. Lâkin aşağı varoş-ı hisârın handakı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 385b ·
metinde göster ·
Ertesi gün Mahmûd Ağa paşaya yine Paşa sarâyında {bir} ziyâfet
tertîb
etdi kim iki pâdişâh-ı cem-cenâb bir yere cem‘ olsa aslâ hicâb çekilmezdi, zîrâ …
Ertesi gün Mahmûd Ağa paşaya yine Paşa sarâyında {bir} ziyâfet tertîb etdi kim iki pâdişâh-ı cem-cenâb bir yere cem‘ olsa aslâ hicâb çekilmezdi, zîrâ sükkerî ta‘âm-ı mümesseklerdi kim ancak olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 17a ·
metinde göster ·
… şehrin cümle esvâk-ı sultânîsi Haleb şehri ve Bursa şehri çârsûları gibi gâyet
tertîb
üzre tekellüflü binâ olunmuşdur.
Cümle (---) aded dekâkîn-i sûk-ı sultânî-i bâzâr-ı hüsndür. Gerçi bu şehir bir dereli ve depeli zemîne vâki‘ olmuşdur, ammâ gâyetü'l-gâye ma‘mûr [u] âbâdân olduğundan çârsû-yı bâzârı ol kadar müzeyyen ve ma‘mûrdur kim gûyâ bu şehrin cümle esvâk-ı sultânîsi Haleb şehri ve Bursa şehri çârsûları gibi gâyet tertîb üzre tekellüflü binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 22b ·
metinde göster ·
… ser-nigûn ederek kal‘a-i Akkirmân altında Paşa otağında otururken huzûrundan bu
tertîb
üzre cümle esîr ve mâl-ı ganâ’imler geçince Paşa safâsından hakîre ve Hüseyin B …
Andan Akkirmân kal‘ası kulu, andan pür-silâh Paşalı kimi yaralı ve kimi bereli ve kimi mecrûh hele anlar da ubûr edüp andan sekbân bayrakları, andan bin iki yüz at arabaları üzre mâl-ı ganâ’imlerin zî-kıymetleri ve cümle altı bin yetmiş aded tüfenglerin cümlesi arabalar üzre zeyn olup ve arabalar üzre gûnâ-gûn üç yüz altmış aded haçlı {ser-nigûn} bayraklar ve her arabada ellişer aded kâfir kellelerinden {cümle 6.000 kelle} ve nice bini tuzlu yüzülmüş kelle ile arabalar geçüp andan yigirmi altı pâre şâhâne topları arabalarıyla ubûr edüp andan on bir bin altmış aded piyâde zincirlerin sekbân ve sarıca cellâdları pür-silâh olup esîrleri keşân ber-keşân çeküp geçmede, andan yetmiş nefer hatmanları, andan Krakov kralı oğlu Holandiye nâm mel‘ûn at üzre elleri bağlı ve ciğeri dağlı ve gerdânı zincir tavklı kâfirin önü sıra cümle tabıl ve nefîr ve erganon ve nâkûs ve tulumların çalarak ubûr edüp dahi ardları sıra bir hayli Özü kulları ardları sıra Özü ağaları ve başbölükbaşı hakîr ile atbaşı berâber bir alay-ı azîm ile kâfirin haçlı bayrakların ser-nigûn ederek kal‘a-i Akkirmân altında Paşa otağında otururken huzûrundan bu tertîb üzre cümle esîr ve mâl-ı ganâ’imler geçince Paşa safâsından hakîre ve Hüseyin Bölükbaşı'ya birer hil‘at-i fâhire ve birer çelenk dahi kendü eliyle başımıza sokup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 63a ·
metinde göster ·
üzre böyle üsârâ ve mâl-ı ganâ’im gelmemişdir. Pâdişâh görünce hazzından ayak ü …
Netîce-i kelâm asrımızda bu tertîb üzre böyle üsârâ ve mâl-ı ganâ’im gelmemişdir. Pâdişâh görünce hazzından ayak üzre kalkup "Dahi tabıl çalsınlar" deyü fermân etdiklerinde dahi ziyâde tabıllar çalınup tâ Bâb-ı Hümâyûn önüne varup fermân üzre cümle kelleleri Bâb-ı Hümâyûn önünde döküp cebeciler cebehâneleri ve topçular topları ve imrahorlar atları ve kapudanlar esîrleri Tershâne'de San Pavla zindânına ve kral oğlunu Yedikulle'ye cümle götürüp andan kelle getiren Halîl Ağa'ya ve hakîre ve Zühdü Efendi'ye birer hil‘at geydirüp andan üsârâları yine alay ile Bâğçekapusu'ndan bostâncıbaşı kayıklarıyla kasden Galata {kâfirleri} önünden ve Unkapanı ve Fener ve Balat {kapuları} önünden tabıllarıyla geçirüp Tershâne'de küreğe götürdüler. 65a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 64b–65a ·
metinde göster ·
… enîs serîr-i devlet-masîr olup mezkûr mücrimleri kanûn üzre kösler önünde cümle
tertîb
üzre dizüp cellâdlar iki başından kılıç ururlarken hemân bî-günâhın biri dest b …
Bu menzilde fermân-ı şehriyârî sâdır olup "Serâperde-i hümâyûn önünde her dîvânda dîn-i mübîn âsîlerinin kelleleri eksik olmasın" denildi. Hikmet-i Hudâ ol gün dîvân-ı asrda Kıbleli Paşa cânibinden iki yüz aded mazlûm ve gayrı mazlûm âdemler kayd [u] bend ile gelüp otağ-ı âlî ve sâyebân-ı vâlî serâperdeleri ref‘ olunup sa‘âdetlü pâdişâh-ı cem-cenâb devlet ve sa‘âdet birle kasr-ı adâlet üzre câlis ve nedîmler ile hem-enîs serîr-i devlet-masîr olup mezkûr mücrimleri kanûn üzre kösler önünde cümle tertîb üzre dizüp cellâdlar iki başından kılıç ururlarken hemân bî-günâhın biri dest beste iken huzûr-ı pâdişâhîde yerinden pertâb kılup cellâdın birine eyle bir püşt-i pâ urdu kim cellâdın bağırsakları pâybend-misâl ayağına dolaşup gûyâ cellâd bî-dâd bî-feryâd bıldırdan ölmüşe dönüp cellâdın cânı dârü'l-bevâra firâr edüp yollandı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
… edüp bu menzilde cümle kubbe-nişîn vüzerâlara ve sâ’ir ümerâ ve mîr-i mîrânlara
tertîb
üzre alay ile müzeyyen olmak fermân olundu.
Bu mahalle ancak serâperde-i cem-azamet dâ’iresi sığup sâ’ir cünd-i İslâm dağ ve taşda meks edüp bu menzilde cümle kubbe-nişîn vüzerâlara ve sâ’ir ümerâ ve mîr-i mîrânlara tertîb üzre alay ile müzeyyen olmak fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81a ·
metinde göster ·
… elibolu'da sâkinlerdir. Binâ-yı imârâtları cümle yedi mahalledir, ammâ ol kadar
tertîb
üzre binâ olunmamış bir dağınık cây-ı me’mendir ve bin aded kiremit ile mestûr …
şehri bir dereli ve bayırlı ve çayırlı ve bâğ u bâğçeli zemîn-i mahsûldâra vâki‘ olmuş bir ma‘mûr rabta-i zîbâdır. Cânib-i şer‘den nâ’ibi ve taraf-ı evkâfdan mütevellîsi vardır, ammâ kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve nakîbi cümle Gelibolu'da sâkinlerdir. Binâ-yı imârâtları cümle yedi mahalledir, ammâ ol kadar tertîb üzre binâ olunmamış bir dağınık cây-ı me’mendir ve bin aded kiremit ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 97a ·
metinde göster ·
… mle bin seksen aded bâzâr-ı hüsn dükkânlarıdır, ammâ gâyet müzeyyen ve şîrîn ve
tertîb
üzre binâ olunup cümle esvâkları üzre Haleb şehri ve Bursa şehri gibi kab örtül …
Der-ilm-i çârsû-yı bezzâzistân: Cümle bin seksen aded bâzâr-ı hüsn dükkânlarıdır, ammâ gâyet müzeyyen ve şîrîn ve tertîb üzre binâ olunup cümle esvâkları üzre Haleb şehri ve Bursa şehri gibi kab örtülü sûk-ı sultânîdir, lâkin örtüleri kârgîr kemer binâlar değildir. Serâpâ kalın direkler üzre mestûrdur. Cümle şâhrâhları pâk kaldırım döşelidir ve bir şîrîn kârgîr binâ bezzâzistânı var. Cemî‘i Hind ü Sind ve Arab u Acem ve Leh ü Çeh'in zî-kıymet metâ‘ları bu şehirde bî-kıymet bulunur. Hattâ Dobra-Venedik ve Büyük Venedik bu şehre üçer ve ikişer konak yakın olmağile Zadra ve şibenik ve İspilet iskelelerinden bu şehre bir iki günde komor bârgîrleriyle bî-hadd ü bî-kıyâs ecnâs-ı mütenevvi‘a libâs-ı akmişe-i fâhire ve vâlâ-yı kâlâ-yı hârâ-yı nâdireler gelir, ammâ Çukacılar çârsûsu ve Gazzâzlar bâzârı ve Kazancılar bâzârları cümleden âbâdânlardır. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b ·
metinde göster ·
… ar ve haffâflar ve boyacılar ve abacılar ve takyeciler çârsûları gâyet müzeyyen
tertîb
üzre binâ olunmuş sûk-ı sultânîlerdir kim cümle zokakları pâk kaldırım olup her …
Der-ilm-i çârsû-yı bâzâr-ı bezzâzistân: Cümle iki bin yüz elli aded kârgîr binâ kemerler ile kubâblı çârsû-yı bâzâr dükkânlarıdır. Cümleden bezzâzlar ve gazzâzlar ve çadırcılar ve haffâflar ve boyacılar ve abacılar ve takyeciler çârsûları gâyet müzeyyen tertîb üzre binâ olunmuş sûk-ı sultânîlerdir kim cümle zokakları pâk kaldırım olup her dükkânda kavanozlar ve hokkalar içre sünbül ve benefşe ve gül ve nesrin ve 171a reyhân ve erguvân ve zambak ile her dükkân arûsek olup cümle ehl-i züvvâr ve ehl-i tüccârın demâğları mu‘attar olur çârsû-yı hüsndür. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 170b–171a ·
metinde göster ·