… h ile taleb edüp cümle asker beğe zarar gelmeyeceğine mütekeffil olup beği dahi
tevekkülen-alallah deyüp
amân ile bir günde yine kal‘asına getirüp Seydî Ahmed Paşa'ya teslîm edüp ol da …
Bu kal‘a hânı bin mikdârı dizçöken tülüngi ile aşağı serdârımıza inüp bir ziyâfet-i azîm edüp ba‘de't-ta‘âm serdârımız Bâkî Paşa, Şuşik beği ahd-i amân-billah ile taleb edüp cümle asker beğe zarar gelmeyeceğine mütekeffil olup beği dahi tevekkülen-alallah deyüp amân ile bir günde yine kal‘asına getirüp Seydî Ahmed Paşa'ya teslîm edüp ol dahi yedinci günde Hınıs kal‘asına gelüp Erzurûm Vezîri Mehemmed Paşa efendimize teslîm edüp cümle mîr-i mîrân [ve] ümerâlar ve iş erleri ve Avnikli Ahmed Ağa dahi ricâ edüp katl olunmayup haps olundu. Âhir kırk bin koyunu ve kırk atını ve on yedi katar-ı katırını ve yigirmi Gürcî gulâmın ve elli kise mâlın alıp hapsden ıtlâk olundu. Ammâ kal‘ası Malazcird Beği Mehemmed Beğ'e ihsân olunup andan dahi yigirmi kîse ve yigirmi katar-ı katır ve bî-hisâb vaşak postu ve kaplan postu ve yedi aded keruke zırh [u] zereh-külâh ve serpenâh alınup cümle guzât-ı müslimîn ile sâlimîn ve gânimîn ve mansûr ve muzaffer Erzurûm'a avdet olunup ol gün 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 292b ·
metinde göster ·
… bu hâl-i pür-melâli görüp {vakt-ı} gurûbda âlem şeb-i zulmetde iken "Firâren an
tevâli'l-kesürât deyüp
ibtidâ Duka gemileri ba‘dehû Malta gemileri, ba‘dehû Mesina gemileri birer bire …
Tedbîr-i hâmis [sâdis]: Kapudan Alî Paşa cezîre-i Girid'den mansûr [u] muzaffer selâmetle gelüp tershâne-i âmirede yüz pâre kadırga ve elli pâre galyon inşa etmeğe mübâşeret olunup Ereğli'de ve Sinop ve Amasra'da ve Bartın'da ve Çayağzı'nda ve Balıklağa ve Varna'da ve Üsküdar ve Tophâne ve Bâğçekapusu'nda ve Sinân Paşa Köşkü'nde ve Tershâne'de ve Şâhkulı İskelesi'nde, bu cümle zikr olunan leb-i deryâda kalyonlar yapılup İslâmbol ve Galata ve Kâsımpaşa'da velvele ve gulgule-i Rûm olup deryâ-misâl asker cem‘ olup cemî‘i Anadolu ve Rûmeli'ne asker sürücüler gidüp asâkir-i İslâm'ı İslâmbol'a ve Boğazhisârlara ve Sakız karşusında Çeşme ve Mora cezîresinde kal‘a-i Benefşe'de niçe bin asker âmâde etdiler. Andan Vâlide Sultân iki galyon ve Bektâş Ağa bir galyon ve Kara Çavuş bir galyon ve Çelebi Kethüdâ bir galyon ve efendimiz Melek Ahmed Paşa Bâğçekapusu'nda bir galyon-ı azîm, dörd anbarlı idi, binâ edüp temâm oldukda sû-i tedbîr ile deryâya nüzûl etdirirken galyon gark olup yüz elli mikdârı âdem gark olup hâh-nâ-hâh yine bu gark olan galyonı ka‘r-ı deryâdan çıkarup cemî‘i galyon ve kadırgaları mükellef ve mükemmel edüp Beşiktaş'da lenger endâht olup sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtların görüp Tophâne'de bin altmış aded sağîr ü kebîr toplar dökülüp cümle gemileri pür-silâh edüp kırk üç bin askerle yüz seksen pâre kalyon kadırga ve üç yüz pâre mühimmât gemilerinden şayka ve karamürsel ve pinek ve kalyonlar ümmet-i Muhammed ile pür olup cümlesi beş yüz aded yelken olup elli bin asker-i pür-silâh, cengâver olup du‘â-i hayr [u] senâ ile Beşiktaş'dan muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id ile Boğazhisâr'a varup anda dahi Rûmeli ve Anadolu askerlerin cümle keştîlere leb-ber-leb edüp cümle seksen bin aded cengâver, dilâver, asâkir-i hünerver gemilerde hâzırbâş olup Cezâyirli ve Tunuslu ve Tarabuluslu dahi kırk pâre gemiyle on bin şecî‘ ve dilâver, bahâdır erler gelüp kapudan paşa Bismillah ile eyyâm-ı muvâfık ile bâdbanların küşâde edüp küffâr-ı hâksâr-ı dûzâh-karâr "Ha şunda ve ha bunda" diyerek iş bu sene (---) mâh-ı (---) gününde (---) nâm mahalde Venedik donanmasına Âl-i Osmân donanması râst gelüp eyle bir ceng-i sultânî olmuşdur kim diller ile tahrîr 97b ve kalemler ile tahrîr olunmaz. Zîrâ bu Melek Ahmed Paşa donanması Âl-i Osmân devrinden berü böyle bir donanma ve böyle bir güzîde isdekli asker cem‘ olmamışdır. Hulâsa-i kelâm küffârdan bir kalyon ve iki kadırga alınup yedi pâre gemi anlardan gark olup vakt-i gurûba dek tarafeynden eyle savaş-ı perhâş olup rûy-ı deryâ hûn-ı insân ile la‘l-gûn olup temevvüc eder. Küffâr-ı bedgirdâr-ı nâ-sezâ-murdâr bu hâl-i pür-melâli görüp {vakt-ı} gurûbda âlem şeb-i zulmetde iken "Firâren an tevâli'l-kesürât deyüp ibtidâ Duka gemileri ba‘dehû Malta gemileri, ba‘dehû Mesina gemileri birer birer karârı firâra mübeddel edüp ba‘dehû Venedik donanması dahi dârü'l-bevârları taraflarına firâr edüp bir yirde doç karâr edüp meşveret-i bed-gümân edüp çaşıt gönderirler. Bizim Âl-i Osmân donanması "Küffâr firâr edüp meydân bizde kaldı", deyü mağrûr olup kal‘a-i Nakşa nâm mahalde limana girüp lenger-endâht olup yatarlar. Cümle asâkir-i nusret-me’ser gemilerden taşra çıkup bâğlara ve bâğçelere gidüp perîşân olurlar. Kimi esbâb yıkayup her biri bir işgâl-i kârda.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97a–97b ·
metinde göster ·
… ra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp
tevekkeltü-alallah deyüp
büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… birer tîrkeş ve birer kamçı ile Üsküdar'da Acem nâm menzilciden bârgîrler alup
tevekkülen-alallah deyüp
on gün tasmayı urup,
Evvelâ paşadan ve kapudan Kara Murâd Paşa'dan ve Moralı defterdârdan ve Koca nişâncıdan ve Ebû Sa‘îd müftîden ve dârüssa‘âde ağası ve Kudde Kethüdâ ve gümrük emîni ve Şâmîzâde'den ve'l-hâsıl yetmiş aded ser-i kârda olan kimesnelerden harc-ı râh içün ve bizim kelime-i tayyibemiz içün {deyü} iki bin yetmiş üç altun ihsânlar alup hemşîremize teslîm edüp üç gulâmımla birer kılıç ve birer tîrkeş ve birer kamçı ile Üsküdar'da Acem nâm menzilciden bârgîrler alup tevekkülen-alallah deyüp on gün tasmayı urup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a ·
metinde göster ·
… kararları firâra mübeddel olup deşt-i hâmûnlara gitdiler. Niçe bini "Firâren an
tevâli'l-kesürât" deyüp
Tilhovar kal‘ası altında bizim Firârî Paşa askeri içine gelüp "Dahilek yâ asker …
Bu hâl-i pür-melâli Firârî Paşa görüp vâlih [ü] hayrân olup "Sallata'llahu (el-)kelbe(hû) ale'l-hınzîr" deyüp âsûde-hâl durdu. Hulâsa-i kelâm bu arbede-i ibret-nümâ kâmil üç sâ‘at mütemâdî olup anı gördük, sahrânın şimâlîsi tarafında olan gürûh-ı mekrûh-ı Urbân-ı uryân mûr-ı mâr-misâl târ-mâr olup kararları firâra mübeddel olup deşt-i hâmûnlara gitdiler. Niçe bini "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp Tilhovar kal‘ası altında bizim Firârî Paşa askeri içine gelüp "Dahilek yâ asker-i sultân" deyü cân atup dahl düşdüler. Meğer paşaya tâbi‘ olup, imdâdıma yetiş deyü haber gönderen Şeyh Alî Fâris bu arbedede şehîd olup askeri münhezim olmuş. Hemân Mustafâ Paşa "Fursat ganîmetdir." deyüp münhezim olan Alî Fâris askerine i‘ânet edüp anlar ile bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup kırk elli bin asker ile yedi koldan çöl pâdişâhı Emîr (---)(---) üzre at bırakdıkda anlar hod Alî Fâris'in ganâ’imine tama‘ edüp sahrâ-yı Tilhovar içre pârekende vü perîşân olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216b ·
metinde göster ·
Netîce-i kelâm kırk gün kırk gice ceng-i İskender-i Kübrâ olunca kırkıncı gün kal‘anın kayaları zeylinde bir gâr deliğinden bir gürûh zenbûr zâhir olur kim her biri serçe-i sanâfîr kadar sarı arı bu asker-i İskender'in içine müstevlî olup İskender askerinin cümle hayvânâtları demlerin hotas-vâr edüp cümle üştür ü ester ve at ""Firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp cümle hayvânât [u] insânât "Meded yâ sahrâ-yı Heyhât!" deyüp kararları firâra mübeddel oldu. Fakîr İskender-i Zülkarneyn karnına dermân ararken burundan kulakdan çıkayazdı. Âhir-ı kâr İskender dahi cânından bezdi ve sahrâ-yı Muş'a doğru gezdi. Hemân derûn-ı kal‘adan hazînedâr Bedlîs bî-hisâb mâl-ı firâvân ile lâ-yu‘âd u lâ-yuhsâ girân-bahâ tuhaf u tefâruk ile kal‘anın miftâhların mücevher zarf içre koyup doğru İskender'in pây-ı semendine yüz sürüp kal‘a miftâhların huzûr-ı İskender'e koyup zemîn bûs eder. İskender eydür: "Bre mel‘ûn, niçün bana âsî olup bu kadar askerim helâk eyledin?" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b ·
metinde göster ·
Evvelâ kal‘a-i İmâdiyye'den şahin âşiyânından süzülür gibi bizler dahi üç yüz aded yiğit cânib-i şimâle süzülüp aşağı Kophan medresesi kurbünde su değirmânları yanında Murtezâ Paşa kethudâsı eydür: "Vallahi Evliyâ Çelebi, ben doğru Bağdâd'a gitmem. Bu İmâdiyye ve Cizre ve Si‘ird hâkinde niçe a‘yânda karz-ı hasen verüp alacak mâlım vardır. Hâlâ fursat ganîmetdir, elbette {ol taraflara} gidelim." dedikde "Benim cân-ı azîzime minnet." deyü İmâdiyye'den Bağdâd cânib-i cenûba iken bizler cânib-i şimâle tevekkülen-alallah deyüp İmâdiyye'den sa‘b sengistân dağlar aşup 5 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 382a ·
metinde göster ·
Kuşlar kal‘asından cânib-i şarka şatt ile Furât arasında cezîre add olunan çöl …
Evvelâ "Tevekkülen-alallâh" deyüp Kuşlar kal‘asından cânib-i şarka şatt ile Furât arasında cezîre add olunan çöl ü çölistân içre şiddet-i hâr çekerek arslan-ı arbedelerin sadâların istimâ‘ ederek iki kerre esedlere râst gelüp kovarak 6 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 1b ·
metinde göster ·
… üp dest bûs ile taşra çıkup doğru Kaya Sultân'dan mektûblar ve harçlıklar alup "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
,
"Tîz Melek Ahmed Paşa karındaşıma Van'a bi'l-acele yetiş. Eyâletinde alacağı kalmasın. Sonra varan emr-i şerîflere amel edüp ana göre hareket eylesin" deyüp hakîre iki yüz altun harc-ı râh verüp dest bûs ile taşra çıkup doğru Kaya Sultân'dan mektûblar ve harçlıklar alup "Tevekkülen-alallâh" deyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 8a ·
metinde göster ·
… kuzu postu {kürkü} geyüp boza ve bal suyu içüp ayda bir kerre beş baş gazâsına "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
Kazak vilâyetine akın edüp ya bay, ya hay veya vay doyum gelüp kılıçlarıyla geç …
Ve a‘yân-ı kibârdan halkı yokdur. Cümle fukarâ zeylinde ehl-i tüccâr ve mücâhid fî-sebîlillâh halkı vardır. Ekseriyyâ cümle Tatar kalpağı geyüp at eti yeyüp kuzu postu {kürkü} geyüp boza ve bal suyu içüp ayda bir kerre beş baş gazâsına "Tevekkülen-alallâh" deyüp Kazak vilâyetine akın edüp ya bay, ya hay veya vay doyum gelüp kılıçlarıyla geçinir gâzîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36b ·
metinde göster ·
Evvelâ kal‘a-i Bender'den seher vaktinde kös-i rıhletler çalınup üç aded mîr-i mîrân askeriyle ve yalı ağası Sefer Gâzî oğlu İslâm Ağa kırk yedi bin aded güzîde sadaklı ve savatlı ve koş atlı bahâdır-ı Bucak Tatarı ileri çarkacı olup kös-i kebirgeler çalup ileri gitdiler, ammâ cümle kapu kuluyla cebehâne ve toplar ile aşağı bölük sipâhîleri cümle kal‘a-i Bender'de kalmak fermân olunup ancak Melek Ahmed Paşa seksen yedi bin altmış aded güzîde asker ile kal‘a-i Bender'den "Tevekkülen-alallâh" deyüp cânib-i garba Turla kenârınca gidüp mukaddemâ Eflâk ve Boğdan memleketine gönderdiğimiz çaşıtlarımız Paşa'ya gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b ·
metinde göster ·
… üzre Kırkkilise ve Köstendil ve Vize sancağı askerlerin koyup cümle asker ile "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
at başı berâber rikâb rikâba çıt-a-çıt bir sâ‘at kadar gidince top u tüfeng ve …
"Amân sultânım, bir sâ‘at ileride ceng-i azîmdir, ammâ gam yemen. Atlanup âheste âheste imdâda gelin. Biz dahi kâfiri sizin üzerinize çekeriz. Olmaya illâ hayr" deyüp yine ol bahâdır yiğitler seğirdüp ileri cenge gidince hemân Paşa-yı kâmkâr mehterhâne çaldırmayup seksen bin aded güzîde askeri salt çıkarup gerü ağırlık üzre Kırkkilise ve Köstendil ve Vize sancağı askerlerin koyup cümle asker ile "Tevekkülen-alallâh" deyüp at başı berâber rikâb rikâba çıt-a-çıt bir sâ‘at kadar gidince top u tüfeng ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsı istimâ‘ olunup hemân cümle guzât-ı müslimîn ejder-i heft-ser div-i nerre-i dirrendeye dönüp giderken anı gördük çarka giden askerimiz ilerisi at boynuna düşüp Bucak Tatarlı "Kavur cav katı caman katı yaman" deyüp bize işâret ederek kaçarlar, ammâ meğer murâdları kâfiri bizim askerin üzerine getirmek imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b ·
metinde göster ·
… abâh ki oldu, cümle yalı askeri ve bizim beğin Rûm camapur askeri tabur altına "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
giderken hikmet-i Hudâ kar tûfân üzre bir kar dahi eyle yağdı kim serçe kellesi …
Ale's-sabâh ki oldu, cümle yalı askeri ve bizim beğin Rûm camapur askeri tabur altına "Tevekkülen-alallâh" deyüp giderken hikmet-i Hudâ kar tûfân üzre bir kar dahi eyle yağdı kim serçe kellesi kadar kar nâzil olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101b ·
metinde göster ·
… cümle top u tüfeng ve fişeng ve cebehâne ve bârhânesin bize bırağup "Firâren an
tevâli'l-kesürât" deyüp
kaçmada.
Birkaç yüz Tatar hâk-i mezellete düşünce hemân Kalga Sultân bir kerre cengden yan verince hemân küffâr fürce bulup şîrînleyüp Tatarı kovarak bizim askerimiz üzerine geldikden bizden anlara bir yaylım kurşum urup ceng [u] cidâlde iken hemân yine Kalga Sultân askeriyle dönek edüp aslâ küffâra bakmayup hemân Galata'da olan kâfirin taburuna girüp gâret [u] âlân u tâlâna başlayınca, hemân küffâr bu hâli görüp tabura ve şehr-i Yaş'a girmeğe cân atup cümle top u tüfeng ve fişeng ve cebehâne ve bârhânesin bize bırağup "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp kaçmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 102a ·
metinde göster ·
… rdâr Alî Paşa efendimizle ve gayrı vüzerâ ve a‘yân [u] kibârlar ile vedâ‘ edüp "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
Andan bâlâda zikri sebkat eden ceseden timsâl-i garîbe vü acîbeleri ve niçe bin nâkûs ve çelîpâ çanların ve gûnâ-gûn havân topları ve musanna‘ altunlu münakkaş topları ve gayrı gûnâ-gûn zî-kıymet âlât-ı harbleri yigirmişer ve otuzar çift câmûs ve sığır çeker arabalara merkûm eşyâları tahmîl edüp âmâde olduklarında bu hakîr dahi Serdâr Alî Paşa efendimizle ve gayrı vüzerâ ve a‘yân [u] kibârlar ile vedâ‘ edüp "Tevekkülen-alallâh" deyüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127a ·
metinde göster ·
… edüp Hilevne sahrâsında meks eder. Anda yigirmi bin asker dahi cem‘ olup hemân "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
kırk bin güzîde salt asker-i kerrâr ile bilâ-tevakkuf ılgar edüp nısfu'l-leylde …
Hattâ sene (---) târîhinde Fazlî Paşa Bosna eyâletine mutasarrıf iken Köprez nâm sahrâda muhâfaza edüp dururken bu Kinin kal‘asın Hırvat ve İslavin ve Dodoşka memleketlerinin ceneralleri ve kralları olan la‘în ve baş kapudanları olan Hoysek nâm bî-dîn ve Venedik ceneraliyle piyâde ve süvârîden yigirmi bin aded müşrikîn ve bizim re‘â[yâ] vü berâyâmız iken Fireng'e tâbi‘ olup Uskok olan fâcirîn ve niçe bin milel-i müşrikîn-i bed-âyînlerden cümle doksan bin aded kâfir-i dâllin bir yere cem‘ olup kal‘a-i Kinin'i muhâsara edüp yedi yerden yetmiş yedi aded balyemez ve adûya amân vermez top-ı kûplar ile kal‘a-i Kinin'i döğmeğe başladıklarında, ol gün Fazlî Paşa'ya bu haber-i mûhiş erişdikde ol gün ol gece Fazlî Paşa başına yigirmi bin asker-i İslâm cem‘ edüp Hilevne sahrâsında meks eder. Anda yigirmi bin asker dahi cem‘ olup hemân "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk bin güzîde salt asker-i kerrâr ile bilâ-tevakkuf ılgar edüp nısfu'l-leylde kal‘a-i Kinin kurbunda bir virbelistân, ya‘nî söğüdlük içre pinhân olup yatırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 139a ·
metinde göster ·
… lkup Melek Ahmed Paşa efendimiz seksen bin askerle Zadra altında kalup, bizler "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
cânib-i garba Körfez denizi kenârıyla bir gün bir gece seğirdüp vakt-i seherde, …
Evvelâ Zadra altından on bin asker ile kalkup Melek Ahmed Paşa efendimiz seksen bin askerle Zadra altında kalup, bizler "Tevekkülen-alallâh" deyüp cânib-i garba Körfez denizi kenârıyla bir gün bir gece seğirdüp vakt-i seherde, vilâyet-i Moran kal‘asına varıldı. Bahr-i Bundukanî kenârında bir metîn ve kavî kal‘adır. Cümle küffâr asker-i kerrârdan haberdâr olup derûn-ı kal‘aya tahassun etmişler ve cümle mâl [u] menâllerin kurâlarda bırakmışlar. Bu kal‘a evvel ve âhir Venedik hükmündedir. Bunda billûr ve necef ve moran camlar ve gözlükler ve gûnâ-gûn cam fânûslar işlerler. Bu şehrin cânib-i cenûbunda deryâ içre elli mîl mikdârı 141b sevâd-ı azîm şehr-i Venedik, ya‘nî belde-i Bundukanî nümâyân idi, ammâ imârâtının kubâbları ve nâkûs millerine alemleri şa‘şa‘ası cihânı rûşen etmişdi. Hudâ dest-i İslâma müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 141a–141b ·
metinde göster ·
… sabâ-sür‘at ile hakîr dahi refîk gulâmlarımla çatal esb-i peymâlara süvâr olup "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
Yalı Ağası Şâh Polad Ağa kuvvetiyle kona göçe at etleri ve talkan ve kurud ve y …
İbtidâ Melek Ahmed Paşa efendimin hayır du‘âsıyla sene 1071 ıyd-ı adhâsının sekizinci gün yigirmi bin güzîde Tatar askeri ve kırk-elli bin çatal esb-i sabâ-sür‘at ile hakîr dahi refîk gulâmlarımla çatal esb-i peymâlara süvâr olup "Tevekkülen-alallâh" deyüp Yalı Ağası Şâh Polad Ağa kuvvetiyle kona göçe at etleri ve talkan ve kurud ve yazmalar yeye içe ordu-yı hümâyûndan çıkup ol gün ol gece nehr-i Tise'nin beri Erdel cânibinde niçe yüz kurâlar ve kasabâtlar yaka yıka,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 10b ·
metinde göster ·
… herkes âmâde oldular. Ve maşrık cânibine, sol cânibe sapup Seykel vilâyeti üzre
tevekkülen-alallâh deyüp
revâne olundu.
"Habbe kalmadı. Bari Seykel seferine gidelim görelim felek ne gösterir" deyü herkes âmâde oldular. Ve maşrık cânibine, sol cânibe sapup Seykel vilâyeti üzre tevekkülen-alallâh deyüp revâne olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16b ·
metinde göster ·
… itler ve beş yüz Tatar gâzîlerinden cümlemiz sekiz yüz yiğitler çatal atlı olup
Tevekkülen-alallâh deyüp
Seykel sahrâsından cânib-i şimâle bir gün bir gece seğirdüp Seykel diyârı hudûd …
Ba‘dehu ale's-sabâh müşâvere olup nâdîler nidâ etdiler kim "Bu menzilde üç gün üç gece oturakdır. Herkes cânib-i etrâfa kol kol olup basîret üzre cümle çeteciler gitsün, ammâ be-şart-ı ân(?) dördüncü günü bu kurâda bulunmak şartdır" dediklerinde hakîr-i pür-taksîr ol gün Melek Ahmed Paşalıdan elli pür-silâh yiğit ve iki yüz elli âdem Tımışvarlı ve Eğreli Kanije gâzîlerinden çatal atlı yiğitler ve beş yüz Tatar gâzîlerinden cümlemiz sekiz yüz yiğitler çatal atlı olup Tevekkülen-alallâh deyüp Seykel sahrâsından cânib-i şimâle bir gün bir gece seğirdüp Seykel diyârı hudûdundan çıkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
Ve cemî‘isi Fârisî-hândır kim her birinin elinde Dîvân-ı Hâfız ve Gülistân u Bostân ve Hayyâm ve Hamse-i Nizâmî dîvânları var. Kaçan kim düşman üzre birkaç yiğit çeteye gitmek murâd edinseler Dîvân-ı Hâfız'dan bir tefe’ül edüp eğer hasb-i hâllerine münâsib bir beyt-i ra‘nâ geldiyse hemân Tevekkülen-alallâh deyüp azm-i gaz[â] ederler, bi-emri Hudâ mansûr [u] muzaffer gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69a ·
metinde göster ·
… r-ı bî-îmân havf [u] haşyete düşüp cümle bâr [u] büngâhların bırağup firâren an
tevâlîyi'l-kesürât deyüp
Üstürgon'a ve Ustolni-Belgrad dağlarına yüzü kara zâğlar gibi ağlayarak ve ciğe …
Ba‘dehu görürler kim asâkir-i İslâm'ın ilerisi geliyor. Hemân ol ân küffâr-ı bî-îmân havf [u] haşyete düşüp cümle bâr [u] büngâhların bırağup firâren an tevâlîyi'l-kesürât deyüp Üstürgon'a ve Ustolni-Belgrad dağlarına yüzü kara zâğlar gibi ağlayarak ve ciğerlerin dâğlayarak firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77a ·
metinde göster ·
… unup Serdâr-ı Mu‘azzam Mehemmed Paşa üzre asâkir-i İslâm az kalup ne çâre yine "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
kırk elli bin asker ile kal‘a-i Üstürgon'u muhâsara edüp on yedi yerden kal‘ayı …
"Benim Üstürgon kal‘amı kâfire nice verdin ise var eylece feth eyle. Yohsa seni iki pâre ederim" derler. Mehemmed Paşa dahi deryâ-misâl asker ile kat‘-ı menâzil ederek kal‘a-i Budin altında meks etdikde hikmet-i Hayy [u] Kadîr Anadolu'da Celâlî-i Tavîl hurûc edüp Bursa üzre geleceği haberi mesmû‘-ı hümâyûn olup Nasûh Paşa yetmiş bin güzîde asker ile celâlî üzre ta‘yîn olunup Serdâr-ı Mu‘azzam Mehemmed Paşa üzre asâkir-i İslâm az kalup ne çâre yine "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk elli bin asker ile kal‘a-i Üstürgon'u muhâsara edüp on yedi yerden kal‘ayı döğe döğe cümle hâ’it-i ebrâc, dendân-ı bedenlerin hâke yeksân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a ·
metinde göster ·
… n görünce hemân anlar dahi yayanlarımızı bırağup bir kerre yan verüp firâren an
tevâlîyi'l-kesürât deyüp
dağlara ve bâğlara yüz tutup firâr edüp piyâdelerimize Hazret-i Hızır gibi yeti …
Küffâr bu kâr [u] evgârı görüp Türk askeri henüz boşandı, hemân cemî‘i bâr [u] büngâhı ve hayme vü hargâhı ve cebehânesi ve topları ve hınto arabaların bırağup anlar dahi bizim gibi kaçmağa yüz dutup bunların ardınca âdem bahri temevvüc ve talattum ederek kova kova ve kıra kıra mukaddemâ ale's-seher ceng etdiğimiz mahalle vardıkda gördük, bizim bırakdığımız piyâdelerimizi küffâr piyâdesi yine ortaya almış, kırmak sadedinde iken piyâde küffâr bizim asâkir-i İslâm'ın geldiğin ve kendi cünûd-ı cünüblerinin cân havliyle firâr etdiklerin görünce hemân anlar dahi yayanlarımızı bırağup bir kerre yan verüp firâren an tevâlîyi'l-kesürât deyüp dağlara ve bâğlara yüz tutup firâr edüp piyâdelerimize Hazret-i Hızır gibi yetişüp halâs etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104b ·
metinde göster ·
… etler çalınup cümle altı aded vüzerâlar ile cümle otuz bin asâkir-i İslâm olup "
Tevekkülen-alallâh" deyüp
"Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp,
Niçe yüzü haddâdî ve niçe yüzü gazâlî ve niçe bini muharref ve niçe bini tânî(?) çalımı çalınmış leşler ceste ceste zîr-i zeber olup hâk-i mezelletde yatır. Sübhânallâh el-azametullâh deyüp cümle gâziyân-ı Âl-i Osmân'a hayr du‘âlar edüp engüşt ber-dehen ederek azm-i serâperde ederek çetr-i mülemma‘ına geldiği dem huzûruna Koca Serdâr Ali Paşa'yı ve Budin vezîri Sarı Hüseyin Paşa'yı ve Kaplan Paşa'yı ve Yûsuf Paşa'yı ve Hısım Mehemmed Paşa'yı ve bizim Kadızâde İbrâhîm Paşalara cümle birer hil‘at-i şâhî geydirüp talî‘a-i asker olmağa me’mûr edüp buyurdu-yı şerîfler verdikde hemân ibtidâ Ali Paşa tarafından nefîr-i rıhletler çalınup cümle altı aded vüzerâlar ile cümle otuz bin asâkir-i İslâm olup "Tevekkülen-alallâh" deyüp "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 108a ·
metinde göster ·
… senâ ile hil‘at-i pâdişâhîyle şeref-yâb olup Novigrad gazâsına alay-ı azîm ile
Tevekkülen-alallâh deyüp
azm-i râh-ı Novigrad etdiler. Hudâ-yı Müte‘âl emr-i sehel ile feth-i Novigrad'ı …
Evvelâ sene 1074 mâh-ı Rebî‘ulevvel'[in]in gurresinde Novigrad kal‘ası üzre Kaplan Paşa serdâr olup hil‘at-i pâdişâhî geyüp umûmen Anatolu eyâleti askeri ve on oda yeniçeri ma‘a Zağarcıbaşı İbrâhîm Ağa ve dörd oda topçıyân ve dörd oda mükellef cebeciyâna Fazlı Kethudâları serdâr oldu. Ve aşağı bölükden bir bölük sağkol sipâhîler ağası ve Tire ve Mağnisa zu‘amâsı ve yigirmi bin Tatar-ı sabâ-reftâr ile Kırım Hânı şehzâdesi ve altı pâre balyemez toplar ile elli aded top-ı şâhisi cümle mühimmâtlarıyla verilüp bu mezkûr elli bin askere Kaplan Paşa serdâr olup du‘â ve senâ ile hil‘at-i pâdişâhîyle şeref-yâb olup Novigrad gazâsına alay-ı azîm ile Tevekkülen-alallâh deyüp azm-i râh-ı Novigrad etdiler. Hudâ-yı Müte‘âl emr-i sehel ile feth-i Novigrad'ı müyesser eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122a ·
metinde göster ·
… ür-reng atup hücûm edince cümle Gürcîli ve kavm-i Görceli sekbânları firâren an
tevâlîyi'l-kesürât deyüp
cümle davul ve zurna ve sancağ u bayrağı bırağup Uyvar'a doğru firâr etdiler.
Ve bu mahalde hemân Gürcî Mehemmed Paşa kethudâsı üzre küffâr bir kerre at bırağup bir yaylım top u tüfeng-i pür-reng atup hücûm edince cümle Gürcîli ve kavm-i Görceli sekbânları firâren an tevâlîyi'l-kesürât deyüp cümle davul ve zurna ve sancağ u bayrağı bırağup Uyvar'a doğru firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 124b ·
metinde göster ·
Hemân yeniçeriler dahi "Ekal eksere tâbi‘dir, firâren an
tevâli'l-kesürât" deyüp
kimisi de "Yâ hû, yakayımen cânımen" deyüp cümle yeniçeriler ale'l-umûm bir yer …
Hemân yeniçeriler dahi "Ekal eksere tâbi‘dir, firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp kimisi de "Yâ hû, yakayımen cânımen" deyüp cümle yeniçeriler ale'l-umûm bir yere cem‘ olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21a ·
metinde göster ·
… eryâ-misâl asker geliyor gelir gelür, hemân kâ’ide-i nahviyyûn üzre "Firâren an
tevâliye'l-kesürât" deyüp
karârları firâra mübeddel olup cümle asâkir-i İslâm selâmetle Akabe'yi aşup öte …
Ol gece sabâha dek şehr-i Mısır içinden benem dîger nîst diyenlerden bin iki yüz bahâdırân-ı dilâverân yiğitler yazılup Âdiliyye'ye çıkdılar. Akîblerince üç şâhî top varup der-akab topları atup andan ılgar ile salt iki bin âdem dörd gün dörd gece Akabe askerine vâsıl olup cümlesi bir yere gelüp dağa taşa piyâde askeri döküp aşkıyâ Urbân bu hâli görüp deryâ-misâl asker geliyor gelir gelür, hemân kâ’ide-i nahviyyûn üzre "Firâren an tevâliye'l-kesürât" deyüp karârları firâra mübeddel olup cümle asâkir-i İslâm selâmetle Akabe'yi aşup öte tarafda huccâc-ı müslimîni konmuş buldular, ammâ hâlleri diyergûn buldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y207b ·
metinde göster ·
… mden üzerime zılkıt urarak hücûm etdiler. Kizb harâmdır, hemân hakîr firâren an
tevâliyi'l-kesürât deyüp
kaçmak dahi erlikdendir deyü şehr içine girdim.
Hemân Arablar oğlanın yanından firâr etdiler. Gördüm ki oğlanın atı Arablara doğru kaçar. Ardına düşdüm. Urbân hakîri ortaya alup birkaç ok ile bir cânibe halâs olup atdan düşen gulâmım dahi gâyib etdim. Beni kovan Urbânın birine bir ok perrân etdim, hemân altında atı bir süheyl urdu. "Hay atına urdum", dedim. Gördüm, dörd atlı bir tarafımdan, altı atlı bir cânibimden üzerime zılkıt urarak hücûm etdiler. Kizb harâmdır, hemân hakîr firâren an tevâliyi'l-kesürât deyüp kaçmak dahi erlikdendir deyü şehr içine girdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·