… ğlu ban karşusunda eller kavşırup hidmetinde idiler. Dâ’imâ cemî‘i kâfiristânda
tevâbi‘ [u]
levâhıkıyla seyâhat ederdi. Niçe bin penç beyti ve muhammes ü müseddesâtı ve ka …
Nedîm-i hâslarından Sivrihisârî Cem Şâh Sa‘dîsi defterdârı ve enîs-i gam-güsârı idi. Ve Âşık Haydar dahi nedîm-i hâssı idi. Ve on yedi ban oğlu ban karşusunda eller kavşırup hidmetinde idiler. Dâ’imâ cemî‘i kâfiristânda tevâbi‘ [u] levâhıkıyla seyâhat ederdi. Niçe bin penç beyti ve muhammes ü müseddesâtı ve kasâyidi vardır kim dîvânı beyne'ş-şu‘arâ memdûh-ı âlemdir. Kıt‘a-yı Cem Şâh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… zîm ile sekiz kat mehterhâne çalarak kerr ü fer, dârât [u] azametle muhteşemâne
tevâbi‘ [u]
levâhıklarıyla ubûr ederler.
Bunlardan sonra Hünkâr helvâcıbaşısı ve şehir şekercibaşısı askeri beyâz sivri külâhlar ile pür-silâh mü’eddebâne alay-ı azîm ile sekiz kat mehterhâne çalarak kerr ü fer, dârât [u] azametle muhteşemâne tevâbi‘ [u] levâhıklarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
… boy beyi olup Konya'dan Bursa ve İznik ve İznikmit tarafların nehb ü gârât edüp
tevâbi‘ [u]
levâhıkıyla bây olup nâm [u] kâm sâhibi oldu.
İbtidâ Selçûkıyân, ümerâ-yı Dânişmendiyye ile yek-dil [ü] yek-cihet olup Malatiyye ve Kayseriyye ve Alâiyye ve Antâkıyye ve Konya diyârlarına müstevlî olup Konya'da müstakil pâdişâh olup tahtgâh edindiler. Mülûk-ı Dânişmendiyye diyâr-ı Sivas ve Erzurûm'u tahtgâh edinüp Niksâr şehrinde Melik Gâzî hazretleri kalup anda medfûndur. Bunların ibtidâ-ı tulû‘ları Mâverü'n-nehr'dendir. Ba‘dehû Âl-i Selçûkıyân'dan Sultân Alâeddîn, nâmdâr ve yarar pâdişâh olup Mâhân vilâyetinden Âl-i Osmân'ın ceddi Ertuğrul doğrulup Sultân Alâeddîn yanına geldi. Zîrâ karâbetleri var idi. Ertuğrul, boy beyi olup Konya'dan Bursa ve İznik ve İznikmit tarafların nehb ü gârât edüp tevâbi‘ [u] levâhıkıyla bây olup nâm [u] kâm sâhibi oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 232a ·
metinde göster ·
tezkîr ile hırkayı Bektâş-ı Velî giymişlerdir kim hâlâ fukarâ-yı Bektâşiyânın g …
Bu takdîrce sâdât-ı Horâsân'ın, Hünkâr hakkında sahîhü'n-neseb olduğuna şübheleri yokdur. Şüphe eden âsim olur, el-ıyâzen billah. Ammâ Tevârih-i Ayn-ı Âlî'de böyle tahrîr eylemiş, lâkin karîne yakındır. Ammâ künye-i ecdâdlarıyla tahrîr eylemiş. Evvelâ Seyyid Muhammed Hacı Bektâş b. Seyyid Mûsâ Nişâbûrî b. Seyyid İshak es-Sâkin-i Râye b. Seyyid İbrâhîm-i Mükerremü'l-Askerî b. Seyyid Mûsâ eş-şehîr bi-Ebî Sebha b. Seyyid İbrâhîm el-Murtazâ el-Asgar b. el-İmâm Mûsâ Kâzım rahmetullahi aleyhim ecma‘în. Fe lâcerem İbrâhîm el-Mücâb Muharrem Sultân-ı Horâsân İmâm-ı Alî b. Mûsâ Rızâ'nın li-ebin ve ümmin birâder-i kihteridir. Zirâ ki imâm-ı velâyet-me’âb İbrâhîm-i Mücâb ve Abbâs ve Kâsım ve Hamza nâm büzürgvârân-ı me‘âlî {cenâb-ı} cümle bir anadan olmağla İmâm Mûsâ'nın otuz yedi evlâdı miyânında memdûh ve mümtâz olmuşlardı. Ya‘nî ki sıfât-ı "Necmetü'n-nübüvve" diye şöhret bulmuşlardı. Pes Hacı Bektâş-ı Velî'nin peder-i azîzi Seyyid Mûsâ-yı Mükerrem, "Nişâbûrî" lakabıyla şöhret bulmuşdur. İmâm Mûsâ Rızâ vefâtından sonra Horâsân vilâyetinden göçüp şehr-i Nişâbûr'da sâkin oldular. Anda Şeyh Ahmed nâm bir azîzin Hateme nâm bir duhterin alup Hacı Bektâş-ı Velî ol kerîmeden tevellüd etdi ve beyne's-sıbyân salâh [u] diyânetle ser-efrâz olup Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'nin halîfelerinden Şeyh Lokmân ki Horâsân erenlerindendir. Vâlid-i büzürgvârı Hacı Bektâş'ı Şeyh Lokmân'a tilâmîzliğe verüp Hacı Bektâş anlardan ulûm-ı zâhire ve bâtınayı tahsîl eyledi. Azîz hazretleri Horâsân'da ulu sultân idi. Hatta İmâm Ca‘fer asrında olmağıla İmâm-ı Ca‘fer mübârek kendü hırka-i şerîfin Bâyezîd-i Bistâmî eliyle mezbûr Şeyh Lokmân hazretlerine giydirdi ve "Bu hırka sâhibi geldikde emânetdir, anlara teslîm eyle" deyü emâneten gönderüp teberrüken Şeyh Lokmân giyüp yine hıfz etdiler. Anlar dahi cemî‘î Horâsân erenleri huzûrunda hırkayı Hacı Bektaş-ı Velî'ye teslîm edüp tevhîd [u] tezkîr ile hırkayı Bektâş-ı Velî giymişlerdir kim hâlâ fukarâ-yı Bektâşiyânın giydikleri on iki imâm işâretli on iki terkli tâc-ı beyâz ve cübbe yenli abâ-yı beyâz hırka idi. Ammâ irşâdı Hoca Yesevî'den görüp Rûm erenlerinden olmağla izin taleb edüp yedi yüz fukarâ ile Seyyid Muhammed-i Buhârî-i Saltık ile Hacı Bektâş'ı Rûm'da Osmâncığa gönderüp Mevlânâ-yı Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî ve Şems-i Tebrîzî ve Muhyiddîn-i Arabî ve Karaca Ahmed Sultân ve gayrı yetmiş kibâr-ı evliyâullahların bin yirde haşr olup sohbet-i hâs edüp Orhân Gâzî asrında Hacı Bektaş-ı Velî iştihâr bulup yeniden çeri ya‘nî yeni-çeri peyda edüp Rûm diyârların Orhân ile ma‘an feth edüp yedi yüz fukarâlarının cümlesin feth olunan şehrlerde sâhib-i seccâde edüp Muhammed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve Eflâk ve Boğdan ve Leh ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. Anınçün hâlâ Rûm'da yedi yüz âsitâne-i Bektaşiyân vardır. 234a Ba‘dehû Hacı Bektâş-ı Velî sene (---) târîhinde yine Orhân hilâfetinde merhûm olup Orhân, cenâze-i Sultân'a hâzır olup Kırşehri'nde defn etdiler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233b–234a ·
metinde göster ·
… îk olup ammâ Keysû ve birâder-i cân-berâberleri Lazkî ve Abazî bu üç birâderler
tevâbi‘ [u]
levâhıkıyle Hâlid ibn Velîd elinden firâr edüp diyâr-ı Yunaniyân'da Konya şehri …
Ammisî Arab Ummân diyârına melîk olup ammâ Keysû ve birâder-i cân-berâberleri Lazkî ve Abazî bu üç birâderler tevâbi‘ [u] levâhıkıyle Hâlid ibn Velîd elinden firâr edüp diyâr-ı Yunaniyân'da Konya şehrine andan Kostantin'e gelüp birkaç sene karâr ederken Âl-i Emeviyûn'dan Mu‘aviye b. Ebî Süfyân'ın İslâmbol üzre hurûcların istimâ‘ edüp anda dahi karârları kalmayup gemilere süvâr olup Karadeniz sâhilinde Tarabefzûn kralı Tekfur Yanvan'a varup bir cây-ı münâsib isterler. Ol dahi "Bunlar kabâ’il-i Kureyş'dendir. Bunlara "va‘de ve vefâ olmaz" deyü ibtidâ Lazki'ye Gönye kal‘asından içeri Çoruğ nehri kenarın Lazki'ye yurd verüp Laz tâ’ifesi Lazkî'den münteşir olup Laz kavminin aslı Arab'dır. Anın birâder-i vustâsı Keysû'ya Çerâkis dağların verüp anda karâr eder. Anınçün Çerâkise tâ’ifesi kabâ’il-i Kureyş urbânındandır. Ve Abâzi'ye bu Abaza vilâyetin verüp bu Karadeniz kenarında tenâsül bulup ma‘mûr [u] âbâdân etdiler. 257a Anınçün bu Abaza kavminin ecdâdları bu kabâ’il-i Kureyşdendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256b–257a ·
metinde göster ·
… eri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları
tevhîd [u]
tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… ehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile
tevhîd [u]
tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç g …
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
… tümen Abbâsî harc-ı râh verüp cümle ma‘ûnet [u] levâzımâtımızı görüp kırk aded
tevâbi‘ [u]
levâhıklarımız ile
Bu şehr-i Revân'ı seyr [ü] temâşâ ederken Revân hânı cânibinden çapar gelüp bu hakîri sûruna da‘vet edüp kethüdâsı on tümen Abbâsî harc-ı râh verüp cümle ma‘ûnet [u] levâzımâtımızı görüp kırk aded tevâbi‘ [u] levâhıklarımız ile
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 310a ·
metinde göster ·
Bir pîr-i nâtüvân zâhir olup "Bana Ebü'l-Hasan-ı Harakânî derler, benim makâmım bu mahaldedir ve alâmet [ü] nişânım istersen ayağım ucunda bir çâh-ı amîk vardır, anı kazup tâ ki acâ’ib göresin" deyü haber verdiği vâkı‘ayı ol sulehâ serdâra bildirince derhâl niçe yüz ummâller ol ta‘yîn olunan çâhı hafr edüp ol çâh içre bir çâr-kûşe sommâkî çıkup ol seng-i ahmeri tevhîd [u] tezkîr ile küşâde kılup "Menem şehîd-i sa‘îd Harekânî" deyü ser-i sa‘âdeti üzre bir hüsn-i hatlı mermer bulurlar. Vücûd-ı şerîfi henüz ter ü tâze olduğundan mâ‘ada bâzûsunda, zahm-âlûd olan yerinde sarılmış makrame ve cümle hırka-i peşmînesi çürümeyüp sağ tarafındaki zahmından hûn-ı ahmer-gûnu dahi cereyân etmede. Cümle guzât-ı müslimîn bu hâli görüp tevhîd u tezkîr ile kabr-i şerîfin ke'l-evvel setr edüp derûn-ı kal‘ada ibtidâ âsâr-ı binâdan Lala Mustafâ Paşa'nın hayrâtı bu tekye-i Hazret-i Hasan Harakânî'dir ve câmi‘-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323b ·
metinde göster ·
… ndan hûn-ı ahmer-gûnu dahi cereyân etmede. Cümle guzât-ı müslimîn bu hâli görüp
tevhîd u
tezkîr ile kabr-i şerîfin ke'l-evvel setr edüp derûn-ı kal‘ada ibtidâ âsâr-ı bi …
Bir pîr-i nâtüvân zâhir olup "Bana Ebü'l-Hasan-ı Harakânî derler, benim makâmım bu mahaldedir ve alâmet [ü] nişânım istersen ayağım ucunda bir çâh-ı amîk vardır, anı kazup tâ ki acâ’ib göresin" deyü haber verdiği vâkı‘ayı ol sulehâ serdâra bildirince derhâl niçe yüz ummâller ol ta‘yîn olunan çâhı hafr edüp ol çâh içre bir çâr-kûşe sommâkî çıkup ol seng-i ahmeri tevhîd [u] tezkîr ile küşâde kılup "Menem şehîd-i sa‘îd Harekânî" deyü ser-i sa‘âdeti üzre bir hüsn-i hatlı mermer bulurlar. Vücûd-ı şerîfi henüz ter ü tâze olduğundan mâ‘ada bâzûsunda, zahm-âlûd olan yerinde sarılmış makrame ve cümle hırka-i peşmînesi çürümeyüp sağ tarafındaki zahmından hûn-ı ahmer-gûnu dahi cereyân etmede. Cümle guzât-ı müslimîn bu hâli görüp tevhîd u tezkîr ile kabr-i şerîfin ke'l-evvel setr edüp derûn-ı kal‘ada ibtidâ âsâr-ı binâdan Lala Mustafâ Paşa'nın hayrâtı bu tekye-i Hazret-i Hasan Harakânî'dir ve câmi‘-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323b ·
metinde göster ·
Ertesi ale's-sabâh mâh-ı mezbûrun (---) günü yine nehr-i Çoruğ kenarından bir gerd-i gubâr evc-i âsumâna peyveste olup şukka-i alem şa‘şa‘ası ve cebe vü cevşen ve zırh-ı zireh-külâh nûru benî Âdemin merdüm-i dîdelerin hîrelendirüp sâf sâf [ve] mevc mevc asâkir-i ibret-nümâ nümâyân olup yaklaşdı. 330b Meğer Çıldır eyâletine mutasarrıf Vezîr Koca Sefer Paşa, Erzurûm Vezîri Mehemmed Paşa efendimizin emr-i şerîfiyle Ahıska'dan ılgar ile Gürcîstân içinden Gönye kal‘asına imdâda altı bin Gürcîstân askeriyle ve Tomris Hân oğluyla ve Levend Hân oğluyla ve Aleksandır Hân oğluyla imdâda geldüğü Seydî Paşa'ya haber gelince Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sâ‘ir mîr-i livâlar ve alaybeğleri ve çeribaşılar cümle pür-silâh olup Sefer Paşa'ya istikbâle çıkdık. Azamet-i Hudâ bir temâşâ-yı ibret-nümâ dahi seyr etdik. Cebe vü cevşene gark olmuş küheylân atlı, eli sırıklı, beli şiş kılıçlı ve çiğini kalkanlı ve niçesi kılçıklı kebeli ve beli sadaklı ve tüfenkli Aznavurlar ve piyâde tüfenklileri ve sıkma çarıklı ve cümlesi kırçıl ihtiyârlar çoğu mutarraş ve saçlı Aznavurlardır kim her biri acebe-likâ ve garîbü'l-heykel âdemlerdir. Sefer Paşa alay-ı mahsûsası ve mataracı ve tüfenkcileri ve şâtırlarıyla geldikde Seydî Paşa ve Bâkî Paşa at üzre selâmın alup Seydî Paşa sağına ve Bâkî Paşa soluna geçüp alay-ı azîm ile Gönye kal‘ası altına gelindikde kal‘anın burc [u] bârûlarından bir yaylım sefâ geldin topu ve bir yaylım safâ geldin tüfenk şâdmânlar edüp Sefer Paşa cümle askeriyle zeyl-i hisârda meks edüp ba‘dehû Ordu-yı İslâma Gürcîstân ve Mikrilistân ve Lazistân'dan ve Batum sancakları nevâhîlerinden ordu-yı İslâma zehâ’ir-i firâvân gelmeğe başladı. Ertesi gün vakt-i seherde Gönye kal‘asının cânib-i cenûbunda Hopan ve Rize tarafında leb-i deryâ ile bir alay-ı azîm nümâyân olup meğer Tarabefzûn eyâletine mutasarrıf (---) Paşa eyâleti askeriyle üç bin yarar ve nâmdâr müsellah asker ve deryâdan yetmiş pâre sandal ve yüz pâre meneksile Laz gemisi ile piyâde asker ve zahâ’ir ve on pâre şâhî top ile Tırabzan paşası geldüğü Serdâr Seydî Ahmed Paşa'ya haberi gelüp aslâ ve kat‘â istikbâline ne kendüsü ve ne sâ’ir asakir göndermeyüp Tarabefzûn paşası, eyâleti askeriyle üç bin güzîde âdemle Gönye kal‘asının bir cânibinde meks edüp ba‘dehû derûn-ı kal‘ada Seydî Ahmed Paşa ile müşerref olmağa geldikde Seydî Paşa aslâ ta‘zîm etmeyüp cümle huzzar-ı meclise hıtâben eydür: "Bak a ümmet-i Muhammedim! Ben kankı sancâk hâkimiyim?" dedi. A‘yân-ı vilâyet eyitdiler: "Sultânım! Hâlâ Tortum sancâğına mutasarrıfsız" dediler. "Ya Tortum bu Gönye kal‘asına kaç menzildir?" dedi. {"Dörd beş menzildir" dediler}. "Ya dörd menzil yerden bir ılgar ile gelüp kal‘a-i Gönye'yi dest-i küffârdan halâs edem. Husûsen me’mûr değil idim ve sancâğım hâki dahi değildir. Ben dîn-i mübîn uğuruna yetişüp Gönye'yi istihlâsına bi-emrillah sebeb olam. Bak a Paşa! Sen Tarabuzen paşası olasın ve iki tuğlu mîr-i mîrân olasın ve Gönye kal‘ası eyâletin hâkinde Tarabuzun'a iki menzil yer ola. Sen niçün yedi günden berü bu Gönye kal‘ası imdâdına yetişmedin. Tiz cellâd!" dedikde, Bâki Paşa ve Sefer Paşa ve Kategaç Paşa Seydî Ahmed Paşa'ya: "Sultânım! Kânûn değildir. Sen bir tuğlusun, ol iki tuğludır, katl etmen" deyü cümle ricâ etdüklerinde "Vallahi dîn-i mübîne hâ’in oldukdan sonra yedi [tuğlu] paşa dahi olsa, askeriyle kırardım. Ammâ sizin hâtırınız içün katl etmem. Ammâ pâdişâhıma arz ederim. Tiz dîvân efendisin çağırın" deyü fermân edüp murâd [u] merâmı üzre arz tahrîr olunurken "Baş bölükbaşılar kaldıra şu Tarabuzun a‘yân-ı hâ’inlerin" deyüp yetmiş nefer kimesneyi kayd-bend edüp Gönye kal‘asında habs edüp "Niçün paşanızı bu kal‘anın istihlâsına terğîb etmediniz" deyü vâfir ıtâb u şitâb edüp cümlesin habs etdi. Dîvân efendisi kal‘anın fütûhnâmesin ve Tarabefzûn paşasının adem-i imdâdın tahrîr edüp üç aded mîr-i mîrânların ve sâ’ir iş erlerinin ve Gönye kadısı ve Tarabefzûn kadısının memhûrlu arz-ı mahzarlarıyla pâdişâha arzlar gönderilecek mahalde cümle Tarabefzûn a‘yânının yedikleri hapsi balıkları burunlarından fitil fitil çıkup "Amân Sultânım! Pâdişâha bizi arz eyleme" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın hâk-i pâyine düşüp niyâz-mend olduklarınca Seydî Paşa aşağı komayup "Elbette bu âsîleri arz ederim" deyü sözünde sâbît-kelâm olup Çerkes inâdına musırr oldu. Âhir Tarabefzûnlılar yine paşalara dahi düşüp anlar yine Seydî Paşa'ya ricâ edüp mâbeyne niçe mu‘tedil muslihûn iş erleri ricâ edüp üç gün keşâkeşden sonra hâh-nâ-hâh Tarabefzûn paşasından ve a‘yân-ı vilâyetden ve eyâlet-i Tarabefzûn'dan cümlesinden pes-i perdece kırk üç kîse guruş ve üç tahta semmûr kürk ve on iki pençe-i âfitâb mahbûb gulâm-ı sührâb ve on iki mahbûbe-i zenâne ve fitne-i cihâne nergîs gözlü ve şîrîn sözlü Gürcî güzeli dûşîze ve pâkîze bintânlar ve Tarabefzûn paşası bir zerdûz harîr, münakkaş cedîd yedi aded cerekler (?) ile otağın verdi. Ve bir şemşîr-i murassa‘ ve bir mücevher gaddâre ve yedi çarkâb 331a tîrkeş ve niçe Tarabefzûn zergerinin memdûh kârlarından gûnâ-gûn sîm-âvânlarından buhurdân ve gülâbdânlar ve nice raht-ı gûn[â]-gûn ve sîm şa‘mdânlar ve topuz ve Tarabefzûn tarzı baltalar ve üç katar deve ve yedi katar katır ve "ılgar ile gelirken niçe atlarınız helâk oldu" deyü yüz yigirmi re’s atları ve cümle Seydî Ahmed Paşa'ya eyâlet-i Tarabefzûn ahâlîsi verüp kendüleri sa‘âdetlü pâdişâha arz olunmadan halâs olup ancak Gönye kal‘ası fethin ve imdâdında bulunan mîr-i mîrânları ve alaybeğilerini ve sâ’ir sancâk beğlerin hizmet-i pâdişâhîde bulundukların cümle pâdişâha arz edüp cemî‘î beğler ve paşalar ve iş erlerinden dahi belağan-mâ-belâğ mâl [u] menâl [ve] metâ‘-ı firâvân alup istihlâs-ı Gönye'yi, pâdişâha Gürcî Beğzâde nâmıyla ma‘rûf bir mütekellim kapucubaşısıyla der-i devlete arz eyledi. Ve bir kapucubaşısıyla Erzurûm Vâlisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimize arz etdüğü sâ‘atde nehr-i Çoruğ kenarından berü yine bir toz [u] gubâr evce peyveste olup bir asker-i İslâm zâhir oldu. Meğer Erzurûm Valisi Mehemmed Paşa efendimizin Alacaatlı Hasan Ağası, Gönye kal‘ası imdâdına serdâr olup Erzurûm sancağının cümle erbâb-ı timarları ve zü‘amâları cebelüleriyle ve Erzurûm ve Hasankal‘alarının nısf kal‘a kulları ve Paşa efendimizin cümle kendi kapu kullarıyla kırk bayrak sekbân ve sarıcalardan başbölükbaşı Küçük Acem ve Kulu bölükbaşı ve Çatal bölükbaşı ve Memü ve Çünûd heybeli ve Nakışlı ve Çalık Alî ve Zırhkenli ve Yamalı ve Uşkurta ve Sincânlı ve Kâdirli ve Mamalı ve Sücâhoğlu ve Cennetoğlu ve Kara Pîrî ve Solak Velî ve Gökçe Alî nâmân kağân-arslan bölükbaşılar cümle pür-silâh üç bin çatal fitilli nâmdâr şehbâzlarıyla sâf sâf ve çifte çifte gülbâng çekerek ubûr etdiler. Ardları sıra bir bayrak üç yüz yiğit deli ve bir bayrak üç yüz yiğit gönüllü ve altı bayrak asâkir-i Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikâr ve bir bayrak altı yüz yiğit müteferrikagân ve bir bayrak üç yüz aded vâcibü'r-re‘âyâ ağavât ve bir bayrak iki yüz yiğit çâşnigîr ve bir bayrak iki yüz serrâcân ve bir bayrak ile taşra kilârciyânlar dahi iki yüz müsellah fetâlar ve iki yüz cebe vü cevşene gark olmuş kargı sırıklı iç ağaları çarha ince bayraklarıyla miftâh gulâm ağası zâbitleri olup alay-ı mezbûr ile ubûr etdiler. Ve kırk aded sandelye sâhibi kırkar ve ellişer kafadârlarıyla süvâr olmuş kapucubaşılar kim her biri kırkar ve ellişer tevâbi‘li ve kantar sırıklı ve zırh-ı zireh-külaha müstağrak ve atları gümüş zeynli müzeyyen raht ve bahtlı ve bahrî hotaslı ve altı pâre çarkâb yancıklı küheylân atlı ve sâfinâtü'l-ciyâd, hassânlı muhteşem tevâbî‘leri polâd-ı Nahşivânîye gark olmuş tevâbi‘ [u] levâhıklara mâlik zorba zorba ser-bevvâbânlar çifte çifte ubûr edüp dahi ardları sıra serdârları olan Alacaatlı Hasan Ağa sâde nefere faslıyla ubûr edüp Gönye kal‘ası zeylinde hayme ve hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks etdiler. Bu zikr olunan kapucubaşıların ekseri birer vüzerâyâ ve mîr-i mîrânlara kethüdâ ve kâ’immakâm ve müsellem ve sancak zabt etmiş akl-ı Aristo ağalardır. Bunlara Seydî Ahmed Paşa bir ziyâfet-i azîm edüp ertesi gün cemî‘î kurâ ve kasabâtlardan gelen üstâd-ı mi‘mâr ve bennâlar ile Gönye kal‘asının ta‘mir ve termîmine mübâşeret olunup deryâ-misâl cüyûş-ı müslimîn ummâl-vâr çalışup kal‘anın handakların tathîr etmeğe mübâşeret olunup yedi yerden mehterhâneler çalınup yetmiş seksen yerden sımât-ı Muhammedîler ile tâ‘am-ı firâvânlar ile ziyâfetler olup şeb [u] rûz cümle guzât-ı müslimîn sürûr [u] şâdmânda idiler. İbtidâ kal‘anın ihrâk olunan bâbını imâr edüp ve derûn-ı kal‘ada Bâyezîd Hân-ı Velî Câmi‘in imâr edüp gûyâ nûr-ı mübîn oldu. Ve yedi yüz yeni kul ve yeni dizdâr ve sâ’ir levâzımât [ve] cebehânesin ve küffârdan alınan cemî‘î tüfenklerin ve gayrı âletlerin kal‘a cebehânesine koyup kal‘a-i Gönye evvelkiden mahbûb u müzeyyen olup hamd-i Hudâ bu hakîr-i ahkar Evliyâ-yı pür-taksîr bin (---) târîhinde Azak gazâsına giderken bu Gönye kal‘asında ibâdet etmişdik. Hamd-i Hudâ istihlâsında bulunup ibtidâ fethinde ezân-ı Muhammedî tilâvet etmek müyesser olup gazâsında bulunduk. Ba‘dehû Tarabuzan eyâletiyle Batum sancakları Gönye kal‘ası muhâfazasında kalup altmış bin müte‘addid asâkîr-i nusret-mü’essir ile nehr-i Çoruğ kenarıyla sevâd-ı mu‘azzam Erzurûm'a gitmeğe azîmet edüp sâhil-i nehr-i Çoruğ'da bir çemenzâr ve çimşiristân dırahtları içre meks edüp cümle guzât-ı müslimîn ile meşveret edüp Seydî Ahmed Paşa eydür: "Bu Mikrilistân Tarabuzan eyâleti hâkinde olup küffâra imdâda gelirken kayıkların feth edüp pâdişâha böyle isyân etdiler. Ol kayıklarını ve Urus-ı menhûs şaykalarını pâdişâhıma arz etdim. Tarabuzan kal‘ası limanında dursunlar. Taraf-ı pâdişâhîden ne fermân sâdır olursa vali-i vilâyet ana göre amel ideler. Ve bu kadar bin üsârâ Kazak-ı ak ve imdâdlarına gelen Mikrîl-i rezîl 331b cümle guzât-ı müslimînin şikârı olduğun dahi pâye-i serîre arz eyledim. Ammâ şimdi bu cem‘iyyet-i kübrâ ile bu asâkir-i İslâm at üzre hâzır-baş iken bu Mikrilistân kâfirlerinden niçe intikâm alup bu kadar şedd-i rahl çeken cüyûş-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim olalar" deyü meşveret edince meğer Gürcîstân Hâkimi Sefer Paşa Mikrilistân beğlerine dilgîr imiş, hemân cümle Mikrilistâna bu asâkir-i İslâm'ın piyâdesiyle atlıların pây-berâber ola deyü şikâra salalım ve bizim Ahıska gâzîleri ve Gürcîstân gâzîlerin bile kulağız verelim. Anlar dahi gazâ mâlından pay-berâber hisse-mend ola, deyü müşâvere tamâm olunup hakîr bu niyyete el-Fâtiha denilüp cümle guzât-ı müslimîn içre dellâllar nidâ edüp "At ve don ve mahbûb ve mahbûbe gulâmlar ve kızlar ve mâl-ı ganâ’im isteyen guzât-ı müslimîn silâhlarıyla âmâde olsunlar" deyü nâdîler nidâ edince azamet-i Hudâ ol gün ol gice cemî‘î guzât-ı müslimîn kanıkmış arslan gibi gerindiler ve sündüler ve av sayup avnadılar ve eşindiler ve kaşındılar. Herkes gasller edüp fermân-ı serdâra muntazır oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 330a–331b ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Umudum: Bundan cümle guzât-ı zafer-me’ser alay-ı azîm ile Erzurûm'a girecek mahalde Defterdârzâde efendimizin kethüdâsı Alî Ağa Paşa'nın cümle askeriyle ve cümle Revân derneğine cem‘ olan muhâfazacı asker ile Seydî Paşa'ya istikbâle çıkup bir tantana ve debdebe ve gulgule-i azîm alay ile cümle üsârâlar dest-ber-kafa keşân-ber-keşân çekerek Erzurûm Vâlisi Mehemmed Paşa efendimizin otâğına Gümüşli Künbet nâm mahalde nüzûl edüp Paşa-yı zî-şân "Gazân kutlu olsun" deyü Seydî Ahmed Paşa'ya otak kapusuna dek piyâde istikbâle çıkup birbirini bağrına basup Bâkî Paşa'yı soluna, Seydî Paşa'yı sağ cânibine alup meks etdiler. Ve Ketağaç Paşa ve sâ’ir mîr-i livâlar dahi cümle paşanın dest-bûsiyle şerefyâb olup cemî‘î guzâta 333b bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ba‘dehû cümle gâzîlere yüz yetmiş pâre zerdûz hil‘at-i fâhireler ihsân olunup Seydî Paşa'ya ve Bâkî Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya birer semmûr kürk ihsân olunup cümle guzât haymelerine mesrûr [u] şâdmân gidüp her mîr-i livâdan gazâ mâlı hedâyâlar gelmeğe başladı. İbtidâ Seydî Paşa hedâyâsı gelüp ibtidâ yüz elli Kazak dilîri ve on bir Hatman-ı Kazak ve Başsirke Kazak ve iki yüz Mikril Kazak ve yüz elli gulâm-ı nâresîde-i mahbûb-ı civân ve kırk vukıyye sîm-âvân ve yüz aded duhter-i pâkîze-ahter bintân ve bir katır ile zerdeva ve sansar postu ve yedi görüge zırh ve niçe zî-kıymet eşyâlar hedâyası geldi. Ba‘dehû Ahıçka Paşası Sefer Paşa hedâyâları bî-hisab geldi. Ba‘dehû Bâkî Paşa hedâyâsı geldi. Ba‘dehû Ketağaç Paşa tuhefâtı gelüp paşa sürûr [u] şâdmânından cümle pîşkeşleri cemî‘î kapucubaşılarına ve a‘yân-ı vilâyete ve pes-pâye tevâbi‘ [u] levâhıkına bezl edüp cümle tevâbi‘ini mesrûr [u] handân edüp kendiler dahi şâdân oldu. Ammâ günden güne şiddet-i şitâ müştedd olup cümle haymeleri kar basdı ve asâkirin kuvvet [ü] gümânları yasdı, deyü müşâvere olup Revân derneğine zamân kalmayup şimden gerü rûz-ı kasımı sicl edüp Erzurûm'da meştadır, deyü sâ’ir eyâlet mîr-i livâlarına destûr verilüp herkes vatan-ı aslîlerine revâne olup cânib-i Revân'a revân olmadan ferâğat olunup yine Gümüşlü Künbet nâm mahalde serâperdeler ile meks olunup hikmet-i Hüda hevâlar küşâde olup şeb [u] rûz zevk u safâya meşgûl olduk. Meğer Paşa efendimiz bu hakîre sehl dilgîr olmuş. Hakîr Seydî Ahmed Paşa'ya ricâ edüp ol dahi bir mahalde hakiri hüsn-i ta‘bîr ile paşadan ricâ edüp "Emr-i şerîfiniz ile bize hizmete geldikde hakîr Evliyâ Çelebi'yi Gönye istıhlâsına götürdüğümüz cürm ise afv eylemeniz ricâ ederiz. Zîrâ Gönye fethinde ibtidâ ezân-ı Muhammedî'yi Evliyâ Çelebi okuyup niçe kerre guzât-ı müslimîni cenge terğîb içün gülbâng-i Muhammedîler çeküp bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem hâfız-ı Kelâmullah ve mücâhid-i fî-sebîlillah kulunuzdur, cürm bizimdir, afv eylesin" deyü latîfe-âmîz güft [u] gûlar edüp bizi Paşadan ricâ etdikde paşa efendimiz eydür "Ânın cürmü afv olunmaz. Zirâ biz anı sancakbeğlerinin Revân derneğine gönderdik. Ol me’mûr olmaduğu yere gider. Anın cürmü sekiz sâ‘atde bir hatm-i şerîf indirirse afv olunur. Ve illâ ana ta‘zîr-i lisân cerâhâtü's-sinândan eşedd lâzımdır" dedikde dest-bûs edüp Bismillah ile tûl-ı nehârda tokuz sâ‘atden ziyâdecede bir hatm-i şerîf edüp tekrâr zemîn-bûs edüp bir semmûr pâçası kürk ve bir sîm zeynli raht ile sâfinâtü'l-ciyâd misillü bir kula at ve bir kat esvâb ve iki pençe-i âfitâb Gürcî gulâm-ı mehtâb-âsâ çaker-i bâkir ihsân edüp Erzurûm eyâletinin bî-namâz hizmetin dahi ihsân edüp şeb [u] rûz zevk u şevke meşgûl olduk. Hikmet-i Hudâ her izzet [u] sürûrun sonu nâ-kâmlık imiş ve her günün âkıbeti telh-kâmlık imiş. Âdet-i mukarrere-i nâ-fercâm idüğüne şübhe yokdur. Hikmet-i İlâh işbu bin elli (---) senesinin mâh-ı (---) günü Âsitâne tarafından Tatar Alaş ulaklığile gelüp "Vezîr-i a‘zam Sâlih Paşa'yı Sultân İbrâhîm Hân bi-gayr-i hakkın katl edüp Tezkireci Ahmed Paşa vezîria‘zam oldu" deyince Paşa müte’ellim olup aslâ bir ferd-i âferîdeye haber etmeyüp şeb [u] rûz sâz [u] sözü sohbetin bozmayup eyâlet-i Erzurûm'da olan bekâyâlara mukayyed oldu. Zîrâ Sâlih Paşa, bizim paşanın pederi Mustafâ Paşa'nın gulâm-ı hâssalarından idi kim mahsûsan Paşa efendimize eyâlet-i Erzurûm'ı anlar ihsân etdi. Ve Hezârpâre Ahmed Paşa, Kara Mustafâ Paşa'nın baş tezkireciliğinden berü bizim Defterdârzâde efendimizin adüvv-i cânı idi. Bu ahvâli bir kimseye keşf-i râz etmeyüp Seydî Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile serâperdelerinde şeb [u] rûz Hüseyn-i Baykarâ meclisleri olup sâz [u] söz fasılları olmada idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a–333b ·
metinde göster ·
… halûk ve halîm ve selîm ve garîb-dost ve sebük-rûh ve sâde-dil ve saf-derûn ve
tevâbi‘ u
levâhık-perver, asker-keş ve adüv-küş ve server-i hünerver ve dilâver, er kişi …
Hattâ cirîd meydânında hakîre latîfe yüzünden bir cirîd atup yüzüme isâbet edüp dörd aded dişlerim boğazıma dıkup Defterdârzâde efendimiz hayli müte’ellim olup dörd dişimin kısâsına karşılık bir kîse cerîme ve bir küheylân esb-i fetâh bile cerîme verüp sulh olduk. Ammâ Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi tilâvet ederken mehâric-i hurûfun savt-ı sağîr ile edâ olunur, sîn ve şın ve sâd ve zâ ve dâl misillü hurûfların kemâ hüve hakkahu edâ-yı mehâric-i hurûf edemez olduk. Ammâ dişlerim kırdığı yine Seydî Paşa'ya helâl olsun. Yedi küheylân at ve yedi Gürcî gulâm ve iki kîse ve niçe hil‘at-ı fâhire ihsânlarını görmişim, bir sahî, sâhib-i kerem ve gıll [u] gışdan berî ve kîn u kibr u buğz adâvet u hased ü nifâkdan müberrâ bir halûk ve halîm ve selîm ve garîb-dost ve sebük-rûh ve sâde-dil ve saf-derûn ve tevâbi‘ u levâhık-perver, asker-keş ve adüv-küş ve server-i hünerver ve dilâver, er kişi idi. Gerçi ilm u fazîlet u bâhire sâhibi değil idi, ammâ şehbâzlık ile kuvvet-i kâhire sâhibi bir Arab evli Hâtem-i Tây-meşreb deryâ-dil ü hoş-sohbet ve sebük-rûh [u] hoş-ışret 336a merd-i meydân, fârisü'l-hayl, pehlivân ve zekiyyü't-tab‘ [ve] hâkim-i cerrî kimesne idi. Ve cemî‘î menâhîden müberrâ, pâk-i‘tikâd müslim ve muvahhid ve muhibb-i ulemâ ve sulehâ ve muhibb-i guzât-ı müslimîn ve mücâhid-i fî-sebilillahdır. Gerçi herkes ile hüsn-i ülfet içün güler ve oynar ve sarık bozup güleş eder ve murâdı üzre satranc oynarken piyâde yerine şâhı verüp atı fil gibi oynardı. Şahı vezîr yerine verüp "ben sağ olayım" derdi. Bu dahi lâtîfe gûne bir hüsn-i hulku idi. Ammâ cümle ahlâk-ı hamîdesiyle muttasıf olduğundan memdûh şey-i garîb gurebâya at ve bisât ve ihsân u in‘âm edüp çerâğ etmesi ve bây u gedâya ni‘meti dâ’imâ mebzûl olması cümle evsâf-ı cemîlesinden memdûhdur. Hudâ cümle müşkil işlerin âsân ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 335b–336a ·
metinde göster ·
… cîr-keş olup sekbân ve sarıca elinde esîr oldular. Bu hâlde iken gözleri önünde
tevâbi‘ [u]
levâhıkların katl edüp kılıcının kanın cellâdlar paşaların üzerine silerlerdi. …
ebyâtı üzre vakt-i seherde paşa cümle ordu etrâfına muhâfazacı askerleri koyup Bismillah ile altı bin salt güzîde urguncu ve yağmacı ve tâlâncı asker atlayup ılgar ile cânib-i kıbleye yedi sâ‘at gidüp Kankırı hâkinde Kurşumlıdağı eteğine vardıkda meğer Köprülü'nün çâşıdı varup "İşte Varvar Alî Paşa askeri geldi" deyince tarfetü'l-ayn içre Köprülü çarhası meydân-ı muhabbete çıkup Alî Paşa askeri dahi ileri varup çarha askeri gösterüp gerüde beş koldan kafadar kat kat asker koyup iki çarha birbirine dokuşup bir sâ‘at yahşı ceng-i perhaş [u] savaş olup bir sâ‘atden Köprülü tarafı aslâ dayanamayup münhezim olup beş aded eyâlet askeri kimi dendân-ı tîğdan geçerken kimi Lâ ilâhe illallah der, kimi Muhammedün Resûlullah der, kimi amân ve kimi yamân deyüp bu kadar mahlûk-ı Hudâ târumâr oldular. Köprülü askerin Varvarlı varup koyun kuzular gibi yalayup hayme ve hargâhları ve bâr ü bengâhları ve tevâbi‘at-ı bî-günâhların âhın alup küffâr gibi zincirleri gerdenlerine bend kılup esîr gibi bu kadar müslimîni keşan ber-keşân edüp atdan ve dondan ve katar u mehârdan ve'l-hasıl devlet-i dünyâdan ayrılmış, ömründe piyâde yürümemiş ve ka‘r-ı vakâr sâhibi muhteşem ağaları sekbân ve sarıcalar yalın ayak ve başı kabak piyâde yürüdüp kimin kırarlar, kimin esîr ve kimin âzâd ederler ve ba‘zısına "mâlını kande gömdün" der, işkence ederler ve kimi pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste bu kadar kavm, koyun sürüsü gibi giderlerdi. Ba‘zısını istedikleri yerde katl ederlerdi. Bu kadar fezâhatden mâ‘adâ Âl-i Osmân pâdişâhının üç tuğlu bir ihtiyâr-ı âlî-vakâr Köprülü Mehemmed Paşa'yı ve iki tuğlu Amâsiyyeli Kör Hüseyin Paşa'yı ve iki tuğlu Kara Sefer Paşa'yı ve Amasiyyeli Hacı Efendizâde gibi hânedân sâhibi kimesneleri dest-ber-kafa bağlı hûn ciğerleri dâğlı, çeşm-i pür-hûnları yaşlı ve bâğırları başlı Varvar Alî Paşa'nın tuğları önü sıra boğazlarında tavk-ı la‘net ile zincirler ile akd olunmuş eyle nâzenîn vücûdları ol şiddet-i hârda piyâde giderek "el-hükmü lillah" deyüp her ân ve her sâ‘atde cellâd-ı feleğe muntazır olup lisânlarında kelime-i Tevhîd gitmezdi. Gör felek atlasının hâlin kim bir ân evvel bu kadar kerr u ferr ve dârât [u] azamet sâhibi idiler. Bir ân-ı vâhidde cübbe ve destâra mâlik olmayup piyâde zencîr-keş olup sekbân ve sarıca elinde esîr oldular. Bu hâlde iken gözleri önünde tevâbi‘ [u] levâhıkların katl edüp kılıcının kanın cellâdlar paşaların üzerine silerlerdi. Hulâsa-i kelâm bir vezîr ve beş mîr-i mîrân-ı sâhib-îmân Varvar Alî Paşa'nın üç direkli otâğı sütûnlarında bâr-ı bend zincîrler ile bağlı ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve sâ’ir mîr-i livâlar ve gayrı a‘yân-ı kibârlar yüzü üstüne bağlı idi. Sâ’ir Köprülü ve Hüseyin Paşa ve Kara Sefer Paşa askerleri gayrı çadırlarda esîr [ü] gürisneler idi. Bu mâbeynde Varvar Alî Paşa'nın bir habbeye ve bir lipâçe cübbeye muhtâc ve aç u zevi'l-ihtiyâc olan piyâde seyis ve harbende ve akkâm ve meş‘alcileri ve kâse-şûyları birer katar bâr-ı sakîle ve bu kadar mâl-ı ganâ’ime ve beşer onar aded zırh u zıreh külâhlı ve katlâvî ve cebe vü cevşenli köçeklere mâlik olup Fir‘avn u Şeddâd gibi gurur hâsıl etdiler. Varvar Alî Paşa ise mansûr u muzaffer oldum, deyü enâniyyet da‘vâsında mu‘âmele etmeğe başladı. Ve henüz ısyân [u] tuğyânı zâhir ü bâhir oldu. Ve günden güne ordusunda haşerât-ı Cemâpûr cem‘ olmada. Ve etrâf-ı kazâlarda mîr-i mîrânlar asker sürmeğe ve zehâ’ir sürmeğe me’mûr oldular. Ve ba‘zı mîr-i mîrânlara evâmirler tahrîr edüp "Elbette eyâletin askeriyle bizim ordumuza gelesin ve illâ üzerine asker çekerim" deyü mü’ekked emirler tahrîr olundu. Ve ba‘zı ehl-i ırz ümerâ ve mîr-i mîrânlar ordusuna geldikde cümle otuz yedi bin asker oldu. Bu hâl ile kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek yine Kankırı sancağı hâkinde, menzil-i karye-i Bozoğlan nâm mahalle geldikde hakîr huzûruna varup "Gazânız kutlu olsun. Sultânıma inşâallah mansûr u muzaffer olursız demişdim. Hamd-i Hudâ düşmanları münhedim etdiniz. Ba‘de'l-yevm Cenâb-ı İzzet sizi hıfz [u]363b emânında edüp hemîşe düşmanlarınız böyle münhedim olup serleri ârâyiş-i nîze ola" deyü vâfir hoş-âmed kelimâtlar edüp "Sultânım! Şimden gerü bu kulunuza mektûblar ihsân edüp paşa oğlunuza beni gönderin" dedim. Feth-i kelâm edüp eydür: "Gördün mü Evliyâ'm! Bu kadar düşman askerin ân-ı vâhidde niçe târumâr eyleyüp kırup geçirdim ve niçe vezîrleri zincire urup keşân-ber-keşân götürürüm" dedikde "Gördüm sultânım! Aleyhi mâ-yestahıkku, lâkin merhamet edüp niçesin âzâd edüp Cenâb-ı Bârî sizin dahi niçe müşkil işleriniz âsân ide. Mücrimleriniz cümle ümmet-i Muhammed'dir. Bu kârhâne-i Âl-i Osmân'ın hâli budur. Ulü'l-emre itâ‘at edüp beğler ve paşalar biri biri üzre ceng ide gelmişlerdir. Size lâyık olan yine afv ile mu‘âmele eylemekdir. "Allahümme inneke afuvvun tuhibbü'l-afve fa‘fu annî" buyurmuşlar" dedikçe musırr olup bir âdem âzâd etmeyüp "Sabr eyle, beş on günden sonra görürsün. Hele Küçük Çavuş Paşa oğlum ve İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâroğlu Şehkadı Paşa oğlum ve niçe oğullarım dahi gelsinler dahi neler işlesem gerek" deyü aceb enâniyyet ile ba‘zı gurûrâne kelimâtlar etdi. Hakîr eyitdim "Yâ Sultânım! Bizim efendimize dahi mektûblar yazın. Anlar dahi ordu-yı İslâm cem‘iyyetine dâhil olup dahi ziyâde cem‘iyyet-i kübrâ olsun" dedim. "Hele şimden gerü iş bitdi. Anların gelmesine ihtiyâc kalmadı. Eğer gelirse safâ geldi, hoş geldi" dedi. Bir sâde-dil harem-i hâsda perveriş bulup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 363a–363b ·
metinde göster ·
Şehzâde Bâyezîd'i taleb içün der-i devletden elçiler gitdiğidir: Ezîn-cânib Âsitâne-i sa‘âdet'de Süleymân Hân'ın şâh ile Şehzâde Bâyezîd'in hüsn-i ülfet ittihâdın istimâ‘ edüp serbevvâbândan Sinân Beğ nâm bir vecih-i Ebü'l-Me’âlî-misâl hoş-gûy-ı nüktedân [ü] nükte-şinâsı nâme ile şâha gönderüp Bâyezîd'i taleb etdiler. Konya'da Şehzâde Selîm dahi "Elbette benim adüvv-i cânım olan karındaşım Bâyezîd'i gönder, yohsa İrân-zemîn'de ve diyâr-ı Âzerbâycân-ı Ucân'da taşı taş üzre komam" deyü nâmesiyle mîrâhûru Turak Ağa'yı gönderdi. Şâh Tahmâs'a elçiler varup nâmeler kırâ’at olundukça mazmûnu ma‘lûmları olup bir nâme ile Tabut nâm bir ağayı Süleymân Hân'a gönderüp Bâyezîd Hân'ı ricâ eyledi. Ve Şehzâde Selîm'e Seyfeddîn Ağa'sın gönderüp afv olunmasın ricâ eyledi. İki tarafda dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî Paşa'yı ve kapucubaşı Hasan Ağa'yı şâha gönderdiler ve yine Şehzâde Selîm tarafından Kara Mahmûd Ağa elçi gidüp bî-kıyâs tuhaf hedâyâ ile şâha 78a üç aded elçi kazâ-yı âsumânî gibi varınca şâh-ı gümrâh bildi kim fakîr Bâyezîd'in halâsı mümkin değildir, ammâ câ’iz ki Bâyezîd askeri cânı acımış kavimdir mebâdâ bir el kaldıralar ve İrân-zemînde bir bed-nâmlık edeler deyü Bâyezîd Hân'a sûret-i hakkdan görünüp sizin Rûm bahâdurlarınızdan üç bin yiğit bizim sipah-sâlârımızla Asterâbâd ülkesin urmağa gidüp mâl-i ganâ’imiyle bay olsunlar deyü ricâ etdükde sâde-dil Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri İsterâbâd urgunculuğuna gönderüp Bâyezîd yedi yüz kadar askerle kaldı ve bir gün Bâyezîd'in nedîmlerinden Kara Mehemmed nâm bir bî-dîn şâhı tenhâ bulup eydür: "Şâhım! Sakın bu Bâyezîd bir hod-bîn ve hûn-hâr sefîhdir. Babasına ve birâder-i mihterine âsî oldu. İrân-zemîne mâlik olmağıçün birkaç nökerine mâl verüp sizi zahmdâr edüp İrân tahtına iclâs etse gerek" deyince şâhın aklı başından gidüp gayri tedârike şurû‘ etdi ve şehzâde Arab Mehemmed'in şâha gamz etdüğüne vâkıf-ı esrâr olup aslâ söyletmeden boynun urdı. Hemân Aksak Seyfeddîn-i bî-dîn ve mîr-i alay-ı Amasiyye dedikleri mestâne-i divâne şehzâdenin Kara Mehemmed'i katl etdüğün görüp bî-huzûr ve kendülere şehzâde rencûr idiklerine vâkıf-ı esrâr olup üç münâfık-ı huddâm doğru şâha varup Bâyezîd'i murâd [u] merâmları üzre geçdiler. Şâh dibelik âteşpâre olup şehzâde-i âzâdeyi alâ tarîki'z-ziyâfe sarâyına da‘vet edüp bir muzlim küncde Şehzâde Bâyezîd'i ve elli aded bahâdır-ı kafâdârlarına cellâd-ı bî-amânlar üşüp şehzâdeyi kayd-bend edüp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkın katl ederler ve şehr-i Kazvîn'de binden mütecâviz Bâyezîdîleri şehid ederler. Kuduz Ferhâd nâm bu şecî‘ ve dilîr yetmiş aded kızılbaşa hançer ve kılıç yetiştirdiği müsbitdir. Niçe tevârîhde "Şehzâde Bâyezîd'i şâh huzûrunda sakalın tırâş edüp eynine bir kirli esvâb giydirüp işkence ve îzâ ederek katl etdiler" deyü yazmışlar, ammâ galat tahrîr etmişler. Bu Bâyezîd mâddesiçün âsitâneden altı kerre şâh-ı Acem'e elçiler gidüp cümle elçiler anda mevcûd iken kayd-bend ile Şehzâde Bâyezîd'i ve dörd nefer evlâdlarıyla cümle elçilere teslîm etdiklerin ol asırda Acem diyârında bulunan Vefâlı İsâ Ağa ve Sultân Süleymân rikâbdârı Koz Alî Ağa ve emmimiz Kara Mustafâ alaybeği Elkâs Mirzâ mâddesiyçün Tahmâs Şâh'a gidüp Bâyezîd Hân şehzâde menâkıbın anlardan istimâ‘ etdiğimiz kimesnelerden tahrîr eylemişizdir. Anların nakli üzre Şehzâde Bâyezîd evlâdlarıyla der-i devlete gelirken Şehzâde Selîm ve Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u taht sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp ale'l-acele bir elçi dahi gidüp Bâyezîd'e nerede râst gelirsen anda katl eyleyüp kabrini ma‘lûm eyle deyü hatt-ı şerîfler verüp elçi ılgar ile gidüp şehr-i Sivas'da râst gelüp Sivas Paşası Temerrüd Alî Paşa huzûrunda Şehzâde Bâyezîd'i ve büyük oğlu Şehzâde Orhân ile üç oğlun ma‘nûken şehîd edüp bu şehr-i Sivas'ın Paşa kal‘ası şimâlî kapusu önünde defn etdiklerini bilir müsinn âdemler ile kelimât edüp bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup bir müfîd ü muhtasır kubbesi vardır. Şâhrâh üzre olmağ-ile ziyâretgâh-ı hâs [u] âmmdır. Her sabâh üzerlerinde eczâ-yı şerîfe tilâvet olunur. Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b–78a ·
metinde göster ·
… elîmiz hasebiyle her bâr anda varup birkaç gice misâfir olup şeb [ü] rûz cemî‘i
tevâbi‘ [u]
levâhıkıyla hûsn-i ülfet ederdik.
Ertesi gün Melek Ahmed Paşa efendimizi Kubbealtı'nda ikinci vezîr rütbesi sadaka olunup Sadrıa‘zâm Kara Murâd Paşa ile dîvân-ı pâdişâhî hizmetinde oldular. Dahi irtesi gün Yeniçeri ağası Kara Çavuş'a ve Bektâş Ağa'ya ve Çelebi Kul kethüdâsına ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye ve Bahâî Efendi ve Ebû Sa‘îd Efendi'ye ve'l-hâsıl hukukun kesb ettiğim efendilerime buluşup şeref-i sohbetleriyle müşerref olurduk. Ammâ ekser evkâtda Melek Ahmed Paşa ile Sultân Murâd asrından berü sarây-ı hâssada hukûk-ı sâbıkamız ve vâlidemiz tarafından karâbet-i ezelîmiz hasebiyle her bâr anda varup birkaç gice misâfir olup şeb [ü] rûz cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkıyla hûsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95b ·
metinde göster ·
… deryâsı cereyân edüp yedi günde yedi bin kîse hâsıl oldu. Netîce-i merâm cümle
tevâbi‘ [u]
levâhık ve hakîr ze‘âmet ü 96b timar ve cihet ve-i gûnâ-gûn hizmetler ile akç …
Andan devlet yâver olup baht [u] tâli‘ mes‘ûd olup cemî‘i a‘yân-ı devlet ehl-i havâyic şeb [u] rûz sarâya gelüp gitmeğe başlayup âdem deryâsı izdihâmından sarâyımızda bir hatve arz-ı hâliye kalmayup yedi günde mâl deryâsı cereyân edüp yedi günde yedi bin kîse hâsıl oldu. Netîce-i merâm cümle tevâbi‘ [u] levâhık ve hakîr ze‘âmet ü 96b timar ve cihet ve-i gûnâ-gûn hizmetler ile akçe almadan elimiz değmez oldu. Arapça .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96a–96b ·
metinde göster ·
… iz kurşuma dutsunlar. Bir zamân dâsitân-ı dûstân söylene. Hemân sultânım, cümle
tevâbi‘ât [u]
levâhıkâta cebehâne verelim. Cebel-i Sincâr'dan ganâyim aldığımız bin mikdârı m …
Bu hâlde iken paşa buyurdular kim "Ayâ bizden bir âkıl u hamûl u halûk kimesne kim var kim bu tâ’ife-i mütemerridîn huzûrumuzda sizden râzı olduk, deyü tesellî-i hâtırla gitdiler. Ayâ aslı ne ola, bundan kim haber getirebilir" dedikde cânib-i erba‘asına bir hayli nigerân edüp aslâ bir merd-i meydân gelüp, sultânım fermânınız olursa ben giderim, demediler. Hemân Kudde Mehemmed Kethüdâ eydür "Sultânım, bu eşirrâ-yı ecnâs def‘ine çâre budur kim bunlar bir alay çakkal u bakkal ve muhtekir sarraç ve gazzâz ve bezzâz ve cemmâl u hammâl kavimlerdir. Bunlar ölüm erleri değillerdir. Her biri İsmihân ü Ümmühân ve Gülistân u Bostân ve Râbi‘a vü Fâtıma'sından geçmezler. Bu bizim sarâyda hâlâ bin yedi yüz harc alır ağavât ve karakollukçu vardır ve karşu hânımızda Daşnık Mirza ve Hanifi Halîfe cengin görmüş ve Diyârbekir'de Sincâr dağında Saçlı Kürdü kırdığımız cengleri görmüş üç bin ceng eri 103a Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ve Arnavud yiğitlerimiz var. Ve yüz elli baltacı tüfeng-endâz var ve kâmil câna başa kalmaz dörd yüz iç ağaları var. Cümle altı bin aded asker olur. İbtidâ tenbîh edelim. Ayasofya kapusun sedd etsinler. Andan bostâncıbaşıya haber edelim, Servikapusu içre bostâncılar silâhlarıyla hâzır-bâş olsunlar. Hemân biz sarây kapusun açup üç bin atlı ve piyâde Bâb-ı hümâyûna doğru üç bin yiğit dahi Cebehâne yoluna çıkup bu halkın ardın alup Ayasofya kapusu kapanmış üç askerin ortasında kalan bakkâl ve çakkal gidilerini ortaya alup eyle kılıç uralım kim Tabanıyassı Mehemmed Paşa Haleb'de askere urmamış ola. Bu tarafa kaçanları muhzır ağa yoldaşları ve hânda olan âdemlerimiz kurşuma dutsunlar. Bir zamân dâsitân-ı dûstân söylene. Hemân sultânım, cümle tevâbi‘ât [u] levâhıkâta cebehâne verelim. Cebel-i Sincâr'dan ganâyim aldığımız bin mikdârı mükemmel tüfengimiz vardır. Ve tîr [ü] kemân hadden efzûndur" deyü bu gûne cenge tergîb edecek yollar gösterüp herkes cenge âmâde iken ayâ görelim dahi ne zuhûr eder, deyü müterakkıb iken Koskafurûnlu Muhzır Ağa tebdîl-i câme olup aşağı baltacıların Harem kapusundan taşra firâr etdiği haberi paşaya gelüp paşa hayli müte’ellim olup bed-du‘â edüp "iflâh olmasın" buyurdular. Yine Bâb-ı hümâyûn önünde dahi ziyâde sadâ-yı Allah Allah evce peyveste oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102b–103a ·
metinde göster ·
… irer gûne oran derler isimleri vardır. Ol ismile birbirin çağırup çadırların ve
tevâbi‘ [u]
levâhıkların bulurlar. Haleb diyârının oranı "Yâ ahad"dir. Ve Diyârbekir'in "Âm …
Ahvâl-i kal‘a-i kadîm Çorlu: Bânisi Yanko ibn Madyan'dır. İbtidâ sene 720 târîhinde Edirne Fâtihi Gâzî Hudâvendigâr fethidir. Yire beraber münhedim edüp kendüler Kosova'da şehîd olduktan sonra küffâr müceddeden ta‘mîr ü termîm edüp sene (---) dest-i tasarruflarında durup ba‘dehû sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân feth edüp cümle der-i dîvârların münhedim edüp hâlâ eser-i binâları Çorlu şehrinin cânib-i şimâlinde nümâyândır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Ebü'l-Feth Mehemmed Hân fethidir. Edirne hâkimi hükmünde (---)(---) yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve nâhiyesi otuz pâre kurâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve yeniçeri kolluğu yasakçıları vardır. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim Koca Gâzî Hudâvendigâr bu kal‘ayı feth etmede usret çeküp "Şu Çorlu dahi feth olmadı" deyüp feth oldukda ismine Çorlu dediler. Gerçi yayla yerde hevâsı latîf yerdir ammâ ekseriyyâ Çorlu halkı çorlulardır. Ammâ sefer-i hümâyûn oldukda her memleket halkının birer gûne oran derler isimleri vardır. Ol ismile birbirin çağırup çadırların ve tevâbi‘ [u] levâhıkların bulurlar. Haleb diyârının oranı "Yâ ahad"dir. Ve Diyârbekir'in "Âmid"dir. Bu Çorlu'nun oranı olan "Beğ" çağrılır, Çorlu çağrılmaz. Şehr-i kadîmdir. Kefere zamânında bunda bir deyr-i metîn var idi. Sarı Saltuk anda makâm edinmekle anın şerefiyetine bu şehir gâyet ma‘mûr [u] âbâdân idi. Hâlâ niçe bin yerde âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ammâ şimdi dest-i Osmân'da cümle üç bin kiremit örtülü tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ-yı ma‘mûrlardır. Ve cümle on beş mahalle-i müslim ve on beş mahalle-i kefere addolunur. Tâ kefere asrındaki imâretden kalmış fecerelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 106b ·
metinde göster ·
… tında vakt-i şitâda Ruscuk kralı buz üzre ayş [u] nûş ederken buz kırılıp cümle
tevâbi‘ [u]
levâhıkıyla gark olup nûşı hamr iken nehr-i Tuna olup ıyşi nîş oldu. Bu kral-ı …
Ta‘rîf-i iskele-i azîm ve bender-i kadîm kal‘a-i Uruscuk: İbtidâ bânîsi Hazret-i Ömer ibn Abdülaziz hilâfetinde ümmet-i Muhammed Şâm'dan birkaç kerre İslâmbol üzre hurûc edüp Kostantiniyye'yi muhâsara etdiklerine ılgar ile niçe bin mücâhidîn bu semtlerden mâl-ı ganâyimler aldıkları sene Nigebolu Eflâk krallarından Uruscuk nâm bir kral-ı bed-nâm bu kal‘ayı binâ edüp Dobruca kralı üzre teğâllübe kasd etmişdi. Âhir-i kâr bu kal‘a altında vakt-i şitâda Ruscuk kralı buz üzre ayş [u] nûş ederken buz kırılıp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkıyla gark olup nûşı hamr iken nehr-i Tuna olup ıyşi nîş oldu. Bu kral-ı dâllin ahvâlin Yanvan Târîhi'nde hûb yazmışdır. Ba‘dehû bu Ruscuk kal‘asına Dobruca kral istîlâ etmişdir. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Bâ ceng-i azîm içinde olan Eflâk küffârı kayıklarla Tuna üzre karşı cânibe firâr ederlerken cümlesi gark-ı âb oldular. Ba‘dehû Yıldırım Hân ile Timur hâdisesi zuhûr edüp Yıldırım Hân mahbûsen merhûm olup Devlet-i Âl-i Osmân muhtell [ü] müşevveş-ahvâl iken Eflâk ve Boğdan kralları ferce bulup nehr-i Tuna'nın beri cânibinde ne kadar kılâ‘-ı metîneler ve hısn-ı hasîneler var ise istîlâ etdiler. Ba‘dehû Çelebi Sultân Mehemmed Rûm'a müstakil pâdişâh olunca yer götürmez askerle gelüp bu Ruscuk kal‘asın feth edüp fâtih-i sânî oldu. Ve bu Ruscuk kal‘asında iki bin pâre kayık ve donanma ile karşu geçüp meks edüp tabur-ı azîmler hafr edüp sene (---) târîhinde Yergöğü kal‘asın binâ edüp cümle Eflağ [u] Boğdan'ın fitne vü fesâdcıları katl edüp bakıyyetü's-seyfin harâca kesüp yeniden kral nasb etdi. Ba‘dehû bu şehir Süleymân Hân tahrîri üzre Silisre eyâletinde Nigebolu sancağı hükmünde subaşılıkdır ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve nâhiyesi cümle (---) aded ma‘mûr kurâdır. Müftî ve nakîbi ve sipâh kethüdâyeri ve serdârı ve gümrük emîni ve muhtesibi ve şehir kethüdâsı ve bâcdârı ve kal‘a dizdârı ve (---) aded 112b kal‘a neferâtları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112a–112b ·
metinde göster ·
Menâkıb-ı münâsib: Dahi Edirne şehri dest-i küffâr-ı hâksârda iken Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî Bursa şehrinde bir alay kibâr-ı evliyâullah ile müşâvere ederken esnâ-yı kelâmda buyururlar kim "İdrivne şehrin üç ejdehâ-yı nehr-i azîm derâğûş edüp belde-i İdrivne'yi helâk etmek isterler. Âhir gark-ı âb ederler. Ammâ seyecî sene 762 târîhînde dest-i Âl-i Osmân'a girüp zamîme-i dâr-ı İslâm olacakdır. Ayâ bizden Edirne'ye kim gider kim onda âmâde olup üç su bir olup tuğyân ile geldiklerinde du‘â edüp ol du‘â sebebiyle sular teskin ola?. Ba‘de'l-feth İdrivne şehrinde âsitâne-i azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer nutk-ı dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Bektâş-ı Velî Sultân "Hak mübârek eyleye!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zil ve nefîr ü sadem ve seccâde ve hırka ve peşmine-i adem [ü] sofra ve gülbank ü bî‘at-ı perem ve kırk halîfe-i sâhib-kerem verüp Sefer Şâh Sultân'ı Rûm ereni olmağa lâyık erzânî görüp huzzâr-ı meclisde gülbang-ı Muhammedî çekilüp Hazret-i Pîr'den Sefer Şâh me’zûn olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i erre ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar engüşt ber-dehan edüp âlem-i hayretde kalırlar. Sefer Şâh Sultân bu hâl ile tevhîd-i sultânî ederek Hıdırlık nâm mevzi‘de karâr edüp subh [u] mesâ tevhîd [u] tezkîr edüp bâb-ı tevekkülde Kâf-ı kanâ‘at ile fakr [u] fâka çille-i merdânın çekmeğe müdâvemet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… de bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle
tevâbi‘ât u
lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladı …
Gördüm ki paşa haremden taşra çıkup elinde bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle tevâbi‘ât u lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladılar. Bu kerre paşaya Van mansıbının mübârek-bâdı gelen vüzerâ vü vükelâlar bu hâl-i pür-melâli görünce anlar dahi müteellim olup bükâ-âlûd oldular ve paşaya tesellî verdiler. Paşa dahi "Bak ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın kadd [u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at binüp kılıç kuşanmağa doymayan oğlum!" deyü hakîrin yanına gelüp kutu kapağı içre beğin vücûdun gösterdi. Anı gördüm bir kızıl ciğerpâre, gerçi kaşı gözü ma‘lûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne şekil yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya hayy gelse kırk yıl gerekdir. Bu hod henüz yedi aylık bir ciğerpâredir. Siz ise kırk sene mukaddem târîh ile sıkıt gelmiş bir kan pâresiyçün feryâd edersiz. El-hükmü lillah, hemân cenâbımız ile Kaya Sultân efendimiz sağ olsun" deyü paşaya tesellî-i hâtır verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
… arına ve yüz yetmiş aded kuşaklık zer-ender-zer hil‘at-i fâhireleri hânın cümle
tevâbi‘ u
221b levâhıklarına giydirüp esb-i sâfinâtına süvâr olup mehterhânesin döğerek …
Paşa dahi kendi kemerinden Sultân Murâd Hân hançerlerinden bir hançer-i {şerîfi} kendi eliyle hânın beline bend eyledi ve bir semmûr hâna ve üç kürk dahi evlâdlarına ve yüz yetmiş aded kuşaklık zer-ender-zer hil‘at-i fâhireleri hânın cümle tevâbi‘ u 221b levâhıklarına giydirüp esb-i sâfinâtına süvâr olup mehterhânesin döğerek ol dere ve depeler üzre "Azm-i şehr-i Bitlîs" deyü giderken hânın cümle musâhibleri bir âdemin başına üşüp gülüşerek şaka ve müsahhariyyât ederek gitmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a–221b ·
metinde göster ·
… lmak ile Hazret-i Ebâbekir'in tarîk-ı Hâcegân-ı Nakşıbendiyye'si fukarâlarıdır.
Tevhîd u
tezkîrlerin görüp istimâ‘ eden âşıkânlar hayrân olurlar.
Asla latîfe ve mezâk u rîş-hand ve hîle vü hud‘a bilmez âdemlerdir kim her biri birer kağan arslan gibi on Kızılbaş-ı bed-ma‘âş-ı nâ-tıraşa karşu varup savaş ederler. Ve birbirlerine âşıkâne ve sâdıkâne görüşürler. Cümle garîb-dost ve muhibb-i garîbü'd-diyâr âdemlerdir. Şeb [u] rûz ellerinde kalkanları ve bellerinde hançer ü şemşîrleri ile âmâde kavimlerdir ve bunların içine bir gayrı mezhebden âdem giremez. Kal‘a içre bir Yahûdî ve Acem girse emân vermeyüp katl ederler. Cümle Hanefiyyü'l-mezheb mü’min ü muvahhid ve mu‘tekid ü pâk-mezheb, gıll u gışdan berî ve ceng eri âdemlerdir ve cümlesi Ebâbekir himâyesinde olmak ile Hazret-i Ebâbekir'in tarîk-ı Hâcegân-ı Nakşıbendiyye'si fukarâlarıdır. Tevhîd u tezkîrlerin görüp istimâ‘ eden âşıkânlar hayrân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
… up evkât-ı hamseye sünnet-i Resûl üzre müdâvemet eyle ve ırz [u] nâmûsunla olup
tevâbi‘ [u]
levâhıkını zabt [u] rabt etmeğe mukayyed ol. Ve bizim bayraklardan yetmiş sekse …
Paşa eydür: "{Evliyâm! Varacağın} diyâr-ı Acem'dir. Ferzend-i rindi çokdur, dînleri yokdur. Zemmâm u nemmâm ve fassâl u feddâh şu‘arâları çokdur. Seni imtihân ederler. Basîret üzre olup şer‘-i Resûl-i mübîni elden komayup anları ilzâm ide gör ve dâ’imâ salâh-ı hâli ve zühd [ü] takvâyı ve ehl-i sünnet [ve'l-]cemâ‘ati elden komayup evkât-ı hamseye sünnet-i Resûl üzre müdâvemet eyle ve ırz [u] nâmûsunla olup tevâbi‘ [u] levâhıkını zabt [u] rabt etmeğe mukayyed ol. Ve bizim bayraklardan yetmiş seksen aded tüfeng-endâz sekban ve sarıcalardan pür-silâh yiğitler götür." deyü bu gûne niçe yüz va‘z u nasîhatler etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 285a ·
metinde göster ·
… dahi Van'da ma‘zûlen kapudan taşra çık[a]mamada, ammâ bu {hakîr} hân yanında ve
tevâbi‘ u
levâhıkları yanında aslâ paşa tarafın lisâna getirmem, ammâ her gün atlar binüp …
Günden güne şiddet-i şitâ katı olup yollar sedd olmada ve paşa dahi Van'da ma‘zûlen kapudan taşra çık[a]mamada, ammâ bu {hakîr} hân yanında ve tevâbi‘ u levâhıkları yanında aslâ paşa tarafın lisâna getirmem, ammâ her gün atlar binüp kar ve boranlar söküp Rahova yolların ve Kefender kal‘ası yollarının karın söküp hânın ve gayrının çiftliklerine uğrayup ba‘zı ta‘âmlar tenâvül edüp yine şehre gelirdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12a ·
metinde göster ·
… dağlar içre cüyûş-ı muvahhidîni üç bölük edüp kemîngâhlarda âmâde edüp kendisi
tevâbi‘ [u]
levâhıkıyla ve yetmiş yedi bayrak sekbân u sarıcasıyla Orhay sahrâsında âmâde d …
Hemân Paşa-yı müdebbir Orhay sahrâsının sağ tarafı nihâyetinde dağlar içre cüyûş-ı muvahhidîni üç bölük edüp kemîngâhlarda âmâde edüp kendisi tevâbi‘ [u] levâhıkıyla ve yetmiş yedi bayrak sekbân u sarıcasıyla Orhay sahrâsında âmâde durup küffâr ile bizim talî‘a-i asker olan yalı askeri 39a sahrâ-yı Orhay'da "Bire vur hay" diyerek elleri ve kolları kanlı gelince hemân Paşa efendimizin Arganalı Ahmed Ağa ve Ensesi Yamalı şâmlı Halîl Ağa ve niçe yüz müsellâh Abaza ve Çerkes ve Kürd ve Türkman ağalarımız aç kurd koyuna girir gibi Eflâk ve Boğdan keferesinin içine girüp kılıç urmağa başladılar, ammâ küffâr-ı dûzah-karârın aslâ bâk-i pervâsı olmayup yaralı hınzîr gibi kudurup ceng ede ede tâ Orhay sahrâsının ortasına küffârın gerüsü de gelüp tamâm oldukda ceng-i azîm mahallinde iken hemân mukaddemâ Paşa efendimizin dağlar içre kemîngâhlara koduğu asker dahi pusudan bir kerre sadâ-yı "Allâh Allâh" ile çıkup kâfirin ardın aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b–39a ·
metinde göster ·
… âperdelere ve cebehâne ve sâ’ir mâl-ı ganâ’ime mâlik olup bizi ve atlarımızı ve
tevâbi‘ [u]
levâhiklerimizi bugünkü günde bu kılıç gibi gelmiş kışda açlıkdan bizi kırarsın …
"Bire gidi kâfir Abaza, sen bizim bâzû-yı kuvvetimizle Âl-i Osmân'ın Ilgın şehri altında üç vezîrden ve yigirmi iki aded beğlerbeğisi ve sâ’ir ümerâları ve seksen yedi bin askeri bizim sebebimizle bozup on Mısır hazînesi mâl-ı Karûn'a mâlik olup ve niçe bin aded at ve katara ve sâ’ir âlet-i silâh ve serâperdelere ve cebehâne ve sâ’ir mâl-ı ganâ’ime mâlik olup bizi ve atlarımızı ve tevâbi‘ [u] levâhiklerimizi bugünkü günde bu kılıç gibi gelmiş kışda açlıkdan bizi kırarsın" diye diye Hasan Paşa'yı cânından bîzâr etdiler. Hemân Hasan Paşa-yı pür-zâr Sarı Ken‘ân vezîri ve Tayyaroğlu vezîri ve Musli Paşa vezîri ve Cân Mirzâ Paşa'yı ve Alî Mirzâ Paşa'yı ve şâtır karındaşı Abaza Hasan Paşa'yı 71a ve Hâdım karındaşı ve Tatar Ahmed'i ve Bektaş Ağa Ömer'in ve Başka Vâdî ve Vehhâb Kadı ve Kudde Çerkezini ve şâm Ağası Kör Abdüsselâm'ı ve Kadrî Ağa'yı ve Kürd Osmân (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve niçe bunun emsâli iş görmüş paşaları ve ağaları Hasan Paşa huzûruna çağırup bu mezkûr umûr-dîde âdemler ile meşveret edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 70b–71a ·
metinde göster ·
levâhıklarıyla vezîrler ve paşalar ve beğler Haleb içre cümle ıskarça olup yerl …
Murtazâ Paşa eydir: "Niçün böyle dersiniz? Sizin bir kılınızın düşdüğü yere Kara Murtazâ Paşa'nın başı gide, zîrâ Osmânlı'ya kim yaradı, bugün size yarın bize, ammâ hele bugün geldiniz. Hâlâ Tanrı müsâfirimiz sizi Hasan Paşa karındaşımı {benim} kendi sarâyımın bâğçesine konduralım. Ken‘ân Paşa karındaşımız Deli Kurd'a konduralım ve Ahmed Paşa karındaşımız Çetrefil Paşa hânesine konduralım ve şâtır karındaşı Hasan Paşa ve Ferhâd Paşa'yı {sancakdâra} ve Alî Mirzâ Paşa'yı {Mar‘ayşlıoğluna konduralım} ve Musli Paşa cümle çadırlarıyla meks eylesinler ve her gün sizinle Haleb'e girüp bizimle müşâvere eylesinler" deyüp Murtazâ Paşa cümle Hasan Paşalı'yı şehr-i Haleb'in enderûn [u] bîrûnuna cümle celâlîler yerlü yerlerince tevâbi‘ u levâhıklarıyla vezîrler ve paşalar ve beğler Haleb içre cümle ıskarça olup yerleşdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 71b ·
metinde göster ·
… yyet edüp yigirmi bin altunu teslîm-i mütevellî etdi ve yigirmi bin altun kendü
tevâbi‘ u
levâhıklarına ve yigirmi bin altun Melek Ahmed Paşa'nın cümle-cümle ağavâtların …
Paşa eydir: "Hey cânım, siz hasîbü'n-nesîb vehhâmlarsız. Baban Murâd Hân dahi gördüğü düşlerden vehm edüp her vâkı‘ayı parmağına dolayup söylemedik âdem komazdı. Sen dahi eylesin, ammâ gidere şu evhâmı. İbtidâ bu düşü bana söyledin. Ben hayr ile ta‘bîr etdim. Söz burada kalsın" deyü Sultân'a Paşa niçe gûne tesellîler verdi, ammâ müfîd olmayup Sultân günden güne cânib-i Hakk'a müteveccih olup yigirmi bin altun Mekke ve Medîne'ye ve yigirmi bin altun Harem-i Hâs'ın büyük ve küçük ve seferli ve kavurmacılar ve hazîneli ve kilârlı ve doğancılar ve Hâsodalarına vakf edüp her gece kırk bin salavât-ı şerîfe vasiyyet edüp yigirmi bin altunu teslîm-i mütevellî etdi ve yigirmi bin altun kendü tevâbi‘ u levâhıklarına ve yigirmi bin altun Melek Ahmed Paşa'nın cümle-cümle ağavâtlarına vasiyyet edüp teslîm-i mütevellî etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76b ·
metinde göster ·
Amma, Hikmet-i Bârî yârî kılmayup ana rahminde son ta‘bîr etdikleri ma‘sûmlar tevellüd edince mezkûr son dahi akabince rahimden inüp ana masdarından taşra çıkar, ammâ bu Kaya lahm u şahm sâhibi olmağile rahm içre son kalup Sultân'ın yüreğine yapışup ol gece ve sabâhısı şehr-i Eyyûb içre sür[ûr] u şâdumân feza‘ ü çeza‘ mübeddel olup Paşa'nın ve cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkın başına kıyâmetler kopup Sultân'ı kilimler içre koyup çalkaya çalkaya tamâm etdiler ve baş aşağı Sultân'ı iki kerre asdılar ve bir bal fıçısı içre leb-ber-leb çiçek suyu koyup Sultân'ı fıçı içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77b ·
metinde göster ·
… vakâr sâhibi ve esbâb-ı ihtişâmlı ve kırkar ve ellişer ve yüzer ve yüz ellişer
tevâbi‘ u
levâhık sâhibi müte‘azzım kapucubaşılar kim her biri bir mîr-i mîrânlığa lâyık …
Alay-ı kapucubaşılar: Cümle üç yüz aded katar ve bahâr sâhibi iskemle çeker vakâr sâhibi ve esbâb-ı ihtişâmlı ve kırkar ve ellişer ve yüzer ve yüz ellişer tevâbi‘ u levâhık sâhibi müte‘azzım kapucubaşılar kim her biri bir mîr-i mîrânlığa lâyık ve ba‘zıları eyâlet sâhibi vezîr oldular. Eyle ağalar kim cümle iç ağaları zırh [u] zereh-külâha müstağrak cilfidân ve ma‘nek ve tarîkî ve musâfaha ve kebîşe ve havvâre ve mahmûdî ve hamîdî atlara süvâr olup altı pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaslı atlar ile ubûr edüp selâma durdular. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b ·
metinde göster ·
… başında muhzır ağa süpürgesiyle çıkdı kim gûyâ bir vezîr-i mükerrem alayı idi,
tevâbi‘ât [u]
levâhikatında aslâ ve kat‘â kefere yok idi. Cümle pâk ve mülebbes ve muhteşem v …
"Ayâ Eflâk beğliği kime ihsân olsa?" deyü müşâvere olundukda cümlenin ittifakıyla Köpürlü Mehemmed Paşa-yı Boynudoğru İslâmbol'da Ken‘ân Paşa'nın Âtike Sultân'ı yanında neşv ü nemâ bulup perverde olmuş Fârisîhân ve hattât ve şi‘r fehim Rûm kiritsisi necîb ü reşîd Mihne Çelebi ve Cüvân Çelebi nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup erbâb-ı dîvân mâbeyninde hayli vak‘ u vakârı var idi. Ana Eflâk beğliği sadaka olunup tuğ ve tabl [u] alem verildikden mâ‘adâ ber-vech-i karz-ı hasen Âtike Sultân bu Mihne Çelebi'ye yüz kîse verüp cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtların görüp İslâmbol'dan bir acâ’ib pâk alay ile başında muhzır ağa süpürgesiyle çıkdı kim gûyâ bir vezîr-i mükerrem alayı idi, tevâbi‘ât [u] levâhikatında aslâ ve kat‘â kefere yok idi. Cümle pâk ve mülebbes ve muhteşem ve müselmân kapucubaşılarıyla alay edüp Melek Ahmed Paşa'nın Topçular nâm sarâyında meks edüp andan kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek her menzilde firâvân kefere ve fecerelerin cünd-i cünübün başına cem‘ edüp bî-hadd ü bî-ad va‘de-i bâtılalar ile başına bî-mezheb müslim şeklinde âdemleri dahi kapucubaşılar ve sâ’ir tevâbi‘ u levâhıklar yazup ve yollar üzre niçe yüz aded mâldâr bâzergânlara va‘de-i dürûğlar ederek Eflâk tahtı olan Bükreş şehrine varup karâr-dâde oldukda cümle re‘âyâ vü berâyânın ve cümle boyarların metâ‘larına narh verüp ucuz bahâ ile bey‘ [ü] şirâ edüp sûret-i Hak'dan görünüp adl [ü] adâlet-i Enûşirvân'ı gösterdi ve kendi metâ‘ların dahi borçlularına yok bahâya verüp herkese ve her tüccâra iltifât ve ihsân ü in‘âmlar eyleyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 103b ·
metinde göster ·
… lalar ile başına bî-mezheb müslim şeklinde âdemleri dahi kapucubaşılar ve sâ’ir
tevâbi‘ u
levâhıklar yazup ve yollar üzre niçe yüz aded mâldâr bâzergânlara va‘de-i dürûğ …
"Ayâ Eflâk beğliği kime ihsân olsa?" deyü müşâvere olundukda cümlenin ittifakıyla Köpürlü Mehemmed Paşa-yı Boynudoğru İslâmbol'da Ken‘ân Paşa'nın Âtike Sultân'ı yanında neşv ü nemâ bulup perverde olmuş Fârisîhân ve hattât ve şi‘r fehim Rûm kiritsisi necîb ü reşîd Mihne Çelebi ve Cüvân Çelebi nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup erbâb-ı dîvân mâbeyninde hayli vak‘ u vakârı var idi. Ana Eflâk beğliği sadaka olunup tuğ ve tabl [u] alem verildikden mâ‘adâ ber-vech-i karz-ı hasen Âtike Sultân bu Mihne Çelebi'ye yüz kîse verüp cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtların görüp İslâmbol'dan bir acâ’ib pâk alay ile başında muhzır ağa süpürgesiyle çıkdı kim gûyâ bir vezîr-i mükerrem alayı idi, tevâbi‘ât [u] levâhikatında aslâ ve kat‘â kefere yok idi. Cümle pâk ve mülebbes ve muhteşem ve müselmân kapucubaşılarıyla alay edüp Melek Ahmed Paşa'nın Topçular nâm sarâyında meks edüp andan kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek her menzilde firâvân kefere ve fecerelerin cünd-i cünübün başına cem‘ edüp bî-hadd ü bî-ad va‘de-i bâtılalar ile başına bî-mezheb müslim şeklinde âdemleri dahi kapucubaşılar ve sâ’ir tevâbi‘ u levâhıklar yazup ve yollar üzre niçe yüz aded mâldâr bâzergânlara va‘de-i dürûğlar ederek Eflâk tahtı olan Bükreş şehrine varup karâr-dâde oldukda cümle re‘âyâ vü berâyânın ve cümle boyarların metâ‘larına narh verüp ucuz bahâ ile bey‘ [ü] şirâ edüp sûret-i Hak'dan görünüp adl [ü] adâlet-i Enûşirvân'ı gösterdi ve kendi metâ‘ların dahi borçlularına yok bahâya verüp herkese ve her tüccâra iltifât ve ihsân ü in‘âmlar eyleyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 103b ·
metinde göster ·
… raht u bahtları ve âlet-i silâhları ve bellerinde kemerlerin bile bizimle gelen
tevâbi‘ u
levâhık olan asker-i İslâm'a bu kadar mâl [u] menâli hibe eyledi.
Bu şehrin niçe gûne ahvâl-i pür-melâllerine kırk günde vâkıf olup niçe bin gûne seyr [ü] temâşâlar ederek ser-i kârda olan kefereler ile hüsn-i ülfet edüp her bâr ziyâfet-i uzmâlar tenâvül olunup niçe kerre bu şehrin şimâli tarafında rub‘ sâ‘at ba‘îd yerde bâğ-ı İremlerde Beğ, Ahmed Ağa efendimize ziyâfet-i uzmâlar eyleyüp gûnâ-gûn hedâyâlar verirdi. Hattâ bir kerre mukaddemâ Yaş gölünde gazâ günlerinde gark olan küffârların cümle lâşe-i murdârların atları ve donlarıyla gölden çıkarup cümle raht u bahtları ve âlet-i silâhları ve bellerinde kemerlerin bile bizimle gelen tevâbi‘ u levâhık olan asker-i İslâm'a bu kadar mâl [u] menâli hibe eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 108a ·
metinde göster ·
… ûf üzre besleyem. Ben bu kadar masrûfu çekmeğe kâdir değilim. Benim de bu kadar
tevâbi‘ [u]
levâhıkım var. Ben ehl-i seferim, bu masrûf çokdur. Lütf edüp sehel tenzîl buyu …
"Vallâhi sultân efendim, ben hâlâ Erdel seferi gazâsından gelir bir mücâhidün fî-sebîlillâh vezîrim. Ben ol seferde yedi bin âdem besleyüp yüz yetmiş bin altun ve iki yüz kîse harc etdim ve bu kadar raht ve zırh [u] zereh-külâh ve âlât-ı silâh satup yeniçeri ocağından mu‘âmele ile karz akçe dahi aldım. Ve ben zâlim değilim ki mutasarrıf olduğum mansıblarda zulm edüp mâl alup seni bu isrâf masrûf üzre besleyem. Ben bu kadar masrûfu çekmeğe kâdir değilim. Benim de bu kadar tevâbi‘ [u] levâhıkım var. Ben ehl-i seferim, bu masrûf çokdur. Lütf edüp sehel tenzîl buyurun. Kaya Sultân merhûme kadar masrûfa tahammülüm vardır, ammâ bu beş kat masrafa tâkatım yokdur" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44a ·
metinde göster ·
… ve bir hammâmlı bâğçe sarâydır. Hattâ Kara Murâd Paşa bu sarâya sığamayup dahi
tevsî‘ u
termîm etdikde dîvânhânesinde bu târîh tahrîr olunmuşdur:
Der-vasf-ı Paşa sarâyı: Bu Ortahisâr'ın şimâlinde kal‘a dîvârı üzre nehr-i Tuna'ya ve sahrâ-yı Peşte'ye ve vâdî-i Keçkemet'e nâzır revzenli ve şâhnişînli bir daracık dîvânhâne-i müfîd ü muhtasarlı 81a ve iki yüz aded daracık odalı ve bir dar havlılı ve bir hammâmlı bâğçe sarâydır. Hattâ Kara Murâd Paşa bu sarâya sığamayup dahi tevsî‘ u termîm etdikde dîvânhânesinde bu târîh tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80b–81a ·
metinde göster ·
… ları ihrâk bi'n-nâr edüp üç bin gülleleri Defterdâr Ahmed Paşa defter ile kendü
tevâbi‘ u
levâhıklarına bezl etdi. Ve cümle hasta ve mecrûhları defterdâr ile dündâra (-- …
"Bire devletli vezîr, yakın yol selâmet istersen cümleden yakın ve selâmet Ustolni-Belgrad'dir. Gerçi kâfir içidir, ammâ selâmete doğrudur ve geri kaçmayup ileri kâfiristân sökerek çıkmış oluruz. Ve eğer Üstürgon'a ve Uğvar'a giderseniz ve Budin'e çıkarsanız cümle şâhrâh yoldur ve ol yola gitdiğimizden düşman dahi havf edüp ‘Türk belki Yanık kal‘asına gider, yâ Tata yâ Papa kal‘alarına yâ Pirestpirim veyâ Senmartin kal‘asına gider’ mülâhazasıyla küffâr havfe düşüp görürsüz. Elbette elçiyi çıkar" dediklerinde bu müşâvere cümlenin makbûlü ve pesendîdesi olup hadîs-i şerîfi tilâvet edüp Arapça deyü Fâtiha-i şerîfe tilâvet olunup Tatar Hânzâde Ahmed Geray Hân Sultân'ı Sadrıa‘zam huzuruna çağırup bir hil‘at-i fâhire ihsân edüp üç bin at toplara koşmak içün Tatar askerine yevmiyye üçer bin altun ücret verdiler ve yigirmi kerre yüz bin ok ve yedi bin aded yay Tatar askerine ihsân olunup hakîr bu mahalde Tatar ile konup göçerdim ve cebehâneden ba‘zı sakîl eşyâları ihrâk bi'n-nâr edüp üç bin gülleleri Defterdâr Ahmed Paşa defter ile kendü tevâbi‘ u levâhıklarına bezl etdi. Ve cümle hasta ve mecrûhları defterdâr ile dündâra (---) teslîm edüp bu mahalde 23b yeniçeri ağalığı mahlûlden Siyâvuş Paşa kethudâsı Muharrem Ağa'ya ihsân olundu. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23a–23b ·
metinde göster ·
… a paşa sen bu kıyâfetle Alman kralına elçi mi gitsen gerek. Tîz kapunu 30b ve
tevâbi‘ [u]
levâhıkını mükellef ü mükemmel edüp Yenikal‘a altında merhûm olan Kıbleli Paşa' …
"Baka paşa sen bu kıyâfetle Alman kralına elçi mi gitsen gerek. Tîz kapunu 30b ve tevâbi‘ [u] levâhıkını mükellef ü mükemmel edüp Yenikal‘a altında merhûm olan Kıbleli Paşa'nın ve nehr-i Raba'da şehîd olan İsmâ‘îl Paşa ve Yeniçeri Ağası Sâlih Paşa'nın ve Budin'de merhûm olan Serdâr Alî Paşa'nın ve Budin'de katl olunan Cân Arslan Paşa ve Çatrapatra Alî Paşa'nın ve gayri ümerâlar ve mîr-i mîrânların muhallefâtlarından cümle âlât-ı silâhları ve zırh-ı zireh-külâhları ve sâ’ir cebehâne ve gayri altun ve gümüş âvânileri ve mükellef cerge ve otakların cümle mîrîden satın alup ırz-ı pâdişâhîyi yerine getirüp Nemse kralı vilâyetine esbâb-ı ihtişâmınla gidüp dörd beş yüz kîse harc etmeden elem çekmeyesin. Yine sana Cenâb-ı Allâh anın iz‘âf-ı muzâ‘af ihsânın eder ve her esnâfdan askerin içinde pâk u pâkîze erbâb-ı ma‘ârif ağavâtlar götür. Ve sen bostâncı ocağında neşv [ü] nemâ bulup Nemse serhaddi ahvâlin bilmezsin. Hâlâ bizim yanımızda Melek Ahmed Paşalı Evliyâ derler bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem kimesnedir, anı dahi götür, zîrâ ol serhadlerin ahvâlin ol kimesne pek bilir, anı dahi götür ve basîret üzre olup hemân tedârikin gör" deyü Sadrıa‘zam elçi paşaya bu gûne niçe yüz yüzden pend ü va‘z [u] nasîhatler edüp hemân ertesi gün elçi paşa Hacı İshâk Ağa ve Sadrıa‘zam kethudâsı İbrâhîm Ağa ile müşâvere edüp Sadrıa‘zamın fermânı üzre şehîd olan vezîrlerin cümle metâ‘ların üç yüz yetmiş kîse bu kadar mâl-ı erzâk âlât-ı silâh-ı sipâhîlik aldı kim ta‘bîr olunmaz. Ol gün Sadrıa‘zam hakîri huzûruna çağırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 30a–30b ·
metinde göster ·
… olur, ammâ kabza-i tasarrufunda olan mâl-ı ganâ’imden bir şey komayup cümlesin
tevâbi‘ât u
levâhıkât ve fukarâ ve mesâkînlere bezl eder.
Bu sultân-ı Cem-cenâb üç aded bürâderlerdi. Biri Mübârek Geray Sultân, Çerâkese vilâyetinde Zaba kabîlesi içinde ösmüşdür, ya‘nî perveriş bulup büyümüşdür. Biri Dede Mehemmed Geray Sultân'dır, ammâ bu Selîm Geray Sultân bu bürâdereynlerden uluca olup Dede Geray ile şehr-i Bâğçesarây'da neşv [ü] nemâ bulup cemî‘i ulûm-ı garîbe-i acîbeye mâlik olduğundan gayri hâfız-ı hamele-i Kur’ân ve Fârisî ve Mesnevî-hân bir şûh ve hezârfen pâdişâh-ı zekîdir kim her ne cânibe teveccüh etse bi-emrillâhi te‘âlâ mansûr u muzaffer olup sâlimîn ü gânimîn Kırım'a dâhil olur, ammâ kabza-i tasarrufunda olan mâl-ı ganâ’imden bir şey komayup cümlesin tevâbi‘ât u levâhıkât ve fukarâ ve mesâkînlere bezl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a ·
metinde göster ·
… rup ziyâfet-i azîmler tenâvül olunup kal‘adan top şâdımânları olup Hân'ın cümle
tevâbi‘ [u]
levâhıklarına konaklar verilüp herkes mihmânsarâylarımıza gidüp Hân ile Sultân …
Bu şehir hâricinde Sultân Şamhal Mahmûd Şâh Hân'a karşu gelüp ikisi de atlarından enüp birbirleriyle görüşüp öpüşüp yine semend-i küheylânlarına süvâr olup iki nefer şâh-ı düldül-süvârlar kerr ü ferr deverânlarıyla Şamhal Şâh'ın sarâyına varup ziyâfet-i azîmler tenâvül olunup kal‘adan top şâdımânları olup Hân'ın cümle tevâbi‘ [u] levâhıklarına konaklar verilüp herkes mihmânsarâylarımıza gidüp Hân ile Sultân Mahmûd bir yerde kalup müşâvereye başladılar. Ba‘dehu Hân dahi konağına gelüp "Üç gün oturakdır" deyü fermânlar olundukda hakîr şehr-i Tarhu'yu seyr [ü] temâşâya şürû‘ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 161b ·
metinde göster ·
… diye kal‘ası içinde bir beğimiz otursun ve liman kurbunda bir mahalle beğimizin
tevâbi‘ât [u]
levâhıkâtları sâkin olsunlar. Ve bir ricâmız dahi oldur kim bizim Suda kal‘amız …
"Vallâhi evvellerde size bir elçimiz gönderüp, Tamaş dağından ötesi Hanya tarafları sizin olsun, Tamaş dağından beri Kandiye tarafları bizim olsun, demişdik. Geçen sene elçimizi kovup hâlâ Hanya kal‘anız içre elçimiz mahpûsdur. Ammâ şimdi Kandiye'yi size verelim, ammâ sizden ricâ ve temennâmız oldur kim Şibenik'de ve İspilet'de ve Zadra ve Marina ve Ribniçse ve Mandalina ve Kamin nâmân kal‘alarımızda sizin Bosna vezîri tarafından birer gümrük emînleriniz oturup gümrük mâlı tahsîl ederler. Ve sizin dahi cemî‘i bender iskelelerinizde meselâ Mısır İskenderiyyesi'nde ve Akye ve Sayda ve Berut ve Şâm-ı Tarabulus ve Haleb ve İskenderûn, Alanya ve İzmir ve'l-hâsıl cemî‘i iskelelerinizde dostluk içün bizim birer balyoz ve konsoloz ve beğzâdelerimiz otururlar. Bizim dahi bu Kandiye kal‘ası içinde bir beğimiz otursun ve liman kurbunda bir mahalle beğimizin tevâbi‘ât [u] levâhıkâtları sâkin olsunlar. Ve bir ricâmız dahi oldur kim bizim Suda kal‘amız bir cezîre taşlık yerdedir. Aslâ bir zirâ‘at edecek yeri yokdur. Ve ispirlonka adamız Karambusa cezîresimizde dahi eyle zirâ‘at edecek yerler yokdur üçü dahi bî-hâsıl yerlerdir. Sizden ricâmız oldur kim bu zikr etdiğimiz üç pâre adalarımıza Girid adasından anlara karşu yerlerde altışar mîl tûlen ve arzen topraklar verin, zirâ‘at etsinler, sizin dostluğunuzdan kesilmesinler. İşte bir ricâ ve temennâmız budur" deyüp hâmûş-bâş oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 302a ·
metinde göster ·
… İşpanya kralının kızını taleb etmeğe gelen Kostantin kralının elçisi ve cemî‘i
tevâbi‘ât [u]
levâhıkâtlarıyla çadırlarda müşâvereler edüp,
"Âyâ ba‘de'l-yevm hâlimiz neye müncer olup İşpanya kralımıza ve Kostantin kralına ne yüz ile varup ne yüzden cevâb verelim" deyüp mağmûm ve müte’ellim olup cemî‘i kızları gemilere koyup kendüleri âlem-i hayretde kalup ol gece cümle küffâr gemilerde yatmayup karada kızlar içün kurulan çadırlara çıkup İşpanya kralının kızını taleb etmeğe gelen Kostantin kralının elçisi ve cemî‘i tevâbi‘ât [u] levâhıkâtlarıyla çadırlarda müşâvereler edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319a ·
metinde göster ·
… u âmdır kim Bursa'da medfûn Emîr Sultân halîfelerindendir. Hâlâ tekyesinde azîm
tevhîd [u]
tezkîr olup Alaşehir'in halkı her leyle-i cum‘ada zikrullâha hâzır olurlar.
Ve yine çârsû kurbundaki Süğlün Muslı Paşa câmi‘i, bu dahi kurşumsuzdur. Ve Şeyh Y 26b Sinân hazretleri câmi‘i şehrin bir mürtefi‘ bayır üzre altı aded kârgîr kubbeli ve kurşum örtülü câmi‘-i rûşendir. Ve bizzât Şeyh Sinân hazretleri evlâd-ı zevî'l-ihtirâmları ile câmi‘nin hareminde bir kubbe-i âlî içinde medfûnlardır. Cümle sâdât-ı kirâmdan ulu sultânlar ve ziyâretgâh-ı hâs u âmdır kim Bursa'da medfûn Emîr Sultân halîfelerindendir. Hâlâ tekyesinde azîm tevhîd [u] tezkîr olup Alaşehir'in halkı her leyle-i cum‘ada zikrullâha hâzır olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y26a–Y26b ·
metinde göster ·
Vakt-i şitâ oldukda bâğı almağa tâlib olan kimesne cemî‘i
tevâbi‘i [u]
levâhıkı ve niçe ummâller ile bir gecede herîfin bâğının der-i dîvârın ref‘ edü …
Vakt-i şitâ oldukda bâğı almağa tâlib olan kimesne cemî‘i tevâbi‘i [u] levâhıkı ve niçe ummâller ile bir gecede herîfin bâğının der-i dîvârın ref‘ edüp kendü bâğına zamm edüp cemî‘i eşcârların dahi tebdîl eyleyüp kendü bâğın ve serîka etdüği bâğı serâpâ çapaladup suların salup rey eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y251a ·
metinde göster ·
… 's-sabâh üç bin Mısır askeri Hüseyin Paşa hazretlerine istikbâle çıkdılar. Ammâ
tevâbi‘ât [u]
levâhikâtları ile sekiz bin nefer pâk ü pâkîze güzîde asker çıkdı kim azametull …
Ertesi ale's-sabâh üç bin Mısır askeri Hüseyin Paşa hazretlerine istikbâle çıkdılar. Ammâ tevâbi‘ât [u] levâhikâtları ile sekiz bin nefer pâk ü pâkîze güzîde asker çıkdı kim azametullâh cebe ve cevşene ve zırh u zıreh külâh ve tuğulka ve serpenâha müstağrak piyâdeleri dalyan tüfeng ile kırk yerde kûs-i Mısrîler çalınup bir velvele ve debdebe ile istikbâle çıkdılar kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y311a ·
metinde göster ·
te’hîr oluna. Ve mâl-ı îrâdın senevîsi sebk kılınmayup mâl-ı senevî iken tahsîl …
Ve Mısır vâlîleri ma‘zûl oldukda vâlî-i cedîd tarafından kâ’immakâm nasb olan mîrlivâ ve mâl defterdârı ve rûznâmeci ve mukâta‘acılar ve sâyir hazîne ahvâlinden alâka-i hizmeti olan küttâb ve huddâm ma‘rifetleriyle hisâbları hazîne defterleri mûcebince hak üzre görülüp kazıyyede medhali ve hazîne ahvâlinde alâkası olmayanlar min-ba‘d karışmayalar. Ve kâ’immakâm olanlar zamânında vâki‘ olan mahlûlâtı aslâ kâ’immakâmlar tevcîh etmeyüp ihbâr-ı eytâm içün gelenlerin arzuhâllerin vâlî-i vilâyet gelinceye dek tevakkuf u te’hîr oluna. Ve mâl-ı îrâdın senevîsi sebk kılınmayup mâl-ı senevî iken tahsîl edüp ve te’hîr (---)(---) terk te’hîri ile etdik te’hîr ile ta‘vîk olunmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y70b ·
metinde göster ·
Ve Mısır ile bu şehrin mâbeyne-hümâsı serâpâ ma‘mûr, mahsûldâr bâğ u bâğçe ve besâtînler ve feddân u gaytândır. Hâkimü'l-vakti paşa tarafında yüz nefer tevâbi‘ [u] levâhıkı ile risâle ağası hâkimdir. Paşaya senevî yigirmi kîse mirsâliyye verüp kendüsi dahi yigirmi Mısrî kîse hâsıl eder. Dimyât'a ve Reşîd'e ve İsne ve İsvân'a varınca sagîr ü kebîr on bin pâre gemi bu risâle ağasının der-defterinde olup cümle re’îsleri taht-ı hükûmetinde olup Sa‘îd-i âlî'den mîrî gılâl taşıdup anbâr-ı Yûsuf'a korlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y134a ·
metinde göster ·