gelüp ziyâret ederler. Zîrâ bu mahalde Sahâbe-i kirâmdan ve şühedâ-yı izâmdan n …
Bu gûne meşhûr-ı âfâk bir hatt-ı garîbdir kim Rûm ve Arab ve Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp bu hat içün ba‘zı ârifân cifrdir derler, ba‘zılar rumûz [u] künûzdur deyü ol mahalde olan şeddâdî binâlara Ferhâdî külünkler urup defîne çıkarmak kaydında olup helâk olanlar dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler leyle-i cum‘ada pâ-bürehne olup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek gelüp ziyâret ederler. Zîrâ bu mahalde Sahâbe-i kirâmdan ve şühedâ-yı izâmdan niçe bin Muhâcirîn [u] Ensârdan kimesneler medfûndur. Ve beyne'l-ulemâ efvâh-ı nâsda şâyi‘dir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
… pîr olmuşdur}. Bu hâfız tâ’ifeleri ale'l-umûm küheylân atlar üzre Feth-i şerîf
tilâvet ederek
alayköşkü dibinden ubûr ederler.
Esnâf-ı hâfızân-ı Kur’ân-ı azîm: Neferât 6000, şehr-i İslâmbol içre bu altı bin hâfızdan gayrı nisvândan üç bin hâfıza vardır. Pîrleri Müslim bin Akîl'dir, Selmân belin bağladı. Hazret-i Risâlet asrında on bin hâfız-ı Kur’ân var idi. Hattâ Hazret-i Ömer'in duhter-i pâkîze-ahteri Sitti Hafza hâfıza idi. Câmi‘ü'l-kur’ân Hazret-i Osmân ile Kur’ân-ı azîmi cem‘ edüp hıfz-ı kırâ’ati bu Hafza Hâtûn'dan kalmağıla Hafz kırâ’atı derler. {Hâfıza hâtûnlara bu Sitti Hafza pîr olmuşdur}. Bu hâfız tâ’ifeleri ale'l-umûm küheylân atlar üzre Feth-i şerîf tilâvet ederek alayköşkü dibinden ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 156a ·
metinde göster ·
ubûr ederler. Zîrâ İslâmbol'da ne kadar selâtîn câmi‘leri ve câmi‘-i vüzerâlar …
İlâhiyyâtların bülend-âvâz-ı Dâvûdî ile tilâvet ederek ubûr ederler. Zîrâ İslâmbol'da ne kadar selâtîn câmi‘leri ve câmi‘-i vüzerâlar var ise anların e’imme ve hutebâları ve mü’ezzinleri huzûrda kalup bu bâlâda tahrîr olunan sefere me’mûr ordu imâmlarına ve mü’ezzinlerine ve mu‘arriflerine ve na‘thânlarına ve huffâz-ı Kur’ân'lara ve cenâze peyklerine birer aylık ulûfelerin verüp imdâd ederler. Anlar dahi sefere giderler. Ammâ Hünkâr mü’ezzinleri iki pay ve sadrıa‘zam mü’ezzinleri birer pay alup sefere giderler. Anlardan gayrısı cümle tahsîl olan mâlları iştirâk-i sevî üzre hisse-mend olup gazâ ederler. Bu esnâflardan mâ‘adâ bî-garaz hasbeten-lillâh gazâya giden fukarâların hisâbın Allâhu Rabbü'l-âlemîn bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157a ·
metinde göster ·
… p kendiler dahi âlât-ı silâh ile bezenüp, Sübhâne hâliku'l-ineb Arapça âyetin
tilâvet ederek
alayköşkü dibinden geçerler.
Bunlar arabalar üzre üzüm değirmenleri edüp azîm taş tekerlekleri âdemler çevirerek güzer ederler ve cümle helvâcılara ve ağdacılara ma‘cûn olmuş üzüm taşıyan seyishâne atlarının arkalarında olan ağaç tahta teknelerin gûnâ-gûn şükûfeler ile tezyîn edüp kendiler dahi âlât-ı silâh ile bezenüp, Sübhâne hâliku'l-ineb Arapça âyetin tilâvet ederek alayköşkü dibinden geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı kalaycıyân: Dükkân 106, neferât 500, pîrleri Hazret-i Sârî'dir kim Hazret-i Alî belin bağladı. Hazret-i Ömer hilâfetinde Acem diyârında Nihâvend seferi'ne serdâr olup vardukda Acem gâlib gelüp Sârî münhedim olmak sadedinde iken Medîne'de de Hazret-i Ömer cum‘a günü hutbe tilâvet ederek kalb gözüyle gördü kim Sârî münhedim oluyor. Hemân minberde hutbe esnâsında "Yâ Sâriye ile'l-cebel" deyü Hazret-i Ömer bir na‘ra etdükde cümle cemâ‘at hayrân kalup, "Ömer'e ateh galebe edüp beş aylık yolda Nihâvend'de olan Sârî'yi hâtırına getirüp hutbede galat etdi" dediler. Kimi esrâr-ı hafîsine haml edüp târîh kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 185b ·
metinde göster ·
elli mil deryâya çıkup eyyâm mayna edüp deryâ süd liman olup âlem-i hayretde ka …
(---) nâhiyesidir. Nâ’ib oturur ve subaşısı Bursa beği tarafındandır. Kasabası bir düz sahrâda bâğlı ve bâğçeli ve dağı ve taşı emrûd şecerleri ile müzeyyen bir rabta-i ma‘mûrdur. Anınçün Armudlu derler. Cümle üç yüz hâne-i ma‘mûrları serâpâ kiremit ile mestûrdır. Bir câmi‘i ve bir hammamı ve üç mesâcidi ve bir hânı ve 241a on aded dükkânı vardır. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bir gice mihmân olup ale's-sabâh keştîbânlar haber edüp ale'l-acele sâhil-i bahre gelüp yine keştîye süvâr olup hamd-i Hudâ sehl inbât rüzgârı esüp hamd-i Hudâ Bozburun girdâbından halâs olup cümle keştîler bâdbânların küşâde kılup Katırlı nâm dağın dibinde Bababurnu nâm mahalde Baba Sultân rûhuna Fâtiha tilâvet ederek elli mil deryâya çıkup eyyâm mayna edüp deryâ süd liman olup âlem-i hayretde kaldık. Şi‘r:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b–241a ·
metinde göster ·
… belde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar
tilâvet ederek
yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fâ …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… dret eliyle Alî Efendi'yi bizim sandala koyup on kişi olduk. Yine Yâsin-i şerîf
tilâvet ederek
deryâya su dökerek gideriz ammâ cümlemiz hayât emniyyesinden me‘yûs olmuşuz.
âyetiyle kelime-i şehâdete meşgûl oldum, anı gördüm bir kaç kefereler geminin sandalını ipinden çeküp sandala atılınca sâ’ir keştîbânlar dahi geminin öte tarafından deryâya kendülerin birer tahta pâreleri ve gayrı eşyâlar ile deryâya döküldüler. Hemân hakîr dahi yedi cân refîklerimizle dal-kılıç olup sandala atladığımız gibi sandal içre olan kefereler sandalın ipin kesüp iki kefere bizim üzerimize dal-bıçak olup Ayntâblı Şerîf Ramazân Çelebi'yi memesi üstünden urunca hemân yedi kişi dal-kılıç olup sandal içre el kaldıran sekiz kâfire kılıç urup dördün katl edüp dördü havfinden kendülerin deryâya atdılar. Sandal ancak bizim refîklerimiz yedi kişiye münhasır olup sandal içre olan bâr-ı sakîlleri deryâya atup sandal sehl hiffet bulup temevvüc-i deryâda giderken ânî gördük; büyük gemi başdan kıça varınca iki pâre olup üç yüz elli nefer yolcu ve tüccâr ve dörd yüz mikdârı memâlik keştîbân ehl-i tüccâr sadâ-yı Allah rehâ buldurup cümlesi rûy-ı deryâda her biri birer sened ile şinâverlik edüp kimi gark-ı deryâ, kimi mellâh-ı bî-pervâ kimi bir levha pâresi üzre rehâ bulup çârsû-yı cân bâzârında bî-zer ü pürzâr-ı bâzâr etmede. Ba‘zısı cân u başı ile şinâverlik ederek bizim sandalımız üzre gelirken Kıssahân Emîr Çelebi gelüp anı kolundan yapışup sandala alınca dahi gayrılar birer takrîb ile bizim sandala geliyorlar, anı bildik kim bizim sandal dahi kesret-i âdemden gark olması mukarrerdir. Hemân yedi kişi dal-kılıç olup gelen âdemlere kılıç havâle edüp pârelenen gemiden sehl alarka olup gemiden nâm [u] nişâ[n] ve benî Âdemden bir cân nümâyân olmaz oldu. Cân başımıza düşüp kâh evc-i âsumâna [urûc u] kâh ka‘r-ı amîka nüzûl edüp sandal içinden kavuklarımızla su dökmeden ve şiddet-i şitâdan bî-tâb ve bî-mecâl kaldık. Ânî gördük Menkub Kadısı Alî Efendi, deniz mâliki gibi gavvâslık ederek bizim sandalımıza yakın gelüp gûyâ Cenâb-ı Bârî yârı kılup kudret eliyle Alî Efendi'yi bizim sandala koyup on kişi olduk. Yine Yâsin-i şerîf tilâvet ederek deryâya su dökerek gideriz ammâ cümlemiz hayât emniyyesinden me‘yûs olmuşuz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265a ·
metinde göster ·
… rir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân
tilâvet ederek
fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına git …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… üz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân
tilâvet ederek
evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… i biryân ve ciğerleri giryân ve vücûdları sûzân ve lisânlarında Hazret-i Kur’ân
tilâvet ederek
cânib-i şarka (---) sâ‘atlik menzili iki sâ‘atde ılgar ile varup tâ Seykel sahr …
Dörd bölük Erdel diyârının bir bölüğü bu vilâyet-i Seykel'dir. Bu feth olunan taburdan cümle asker-i İslâm içeri girüp elleri kan ve kılıçları uryân ve sîneleri biryân ve ciğerleri giryân ve vücûdları sûzân ve lisânlarında Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek cânib-i şarka (---) sâ‘atlik menzili iki sâ‘atde ılgar ile varup tâ Seykel sahrâsına at bırağup gitdiklerinde cümle Seykel küffârları,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
dahi ileri vardık. Memo Beği gördük, üç kâfir ortaya almışlar, kılıç üşürmüşler …
Hakîr dahi nâçâr, Arapça âyetin tilâvet ederek dahi ileri vardık. Memo Beği gördük, üç kâfir ortaya almışlar, kılıç üşürmüşler. Zırhından küffâr kılıçların kesdirmemişler. Hemân Fireng Beğ kâfirin birine bir hışt nice urduysa tepesi üzre kâfiri yıkup kellesin aldı, hamd-i Hudâ Memi Beğ'i halâs edüp Memo Beğ dahi kâfirin birin kesdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 103a ·
metinde göster ·
… olup dest ber-kafâ cümlesin yanıma getirüp meğer hakîr ceng içinde Feth-i şerîf
tilâvet ederek
mebhût [u] mütehayyir kalmışım.
Kâmil bir sâ‘at-i nücûmî küt-a-küt ceng-i Alî olup meydân-ı ma‘reke kandan bir halîc olup cesed-i küffârla zemîn Şecer-i Vakvâk gibi olup ân-ı vâhidde iki yüz küffâr-ı hâksâr ölüp dörd yüz nefer pür-silâh demir katlavî geyimli küffâr esîr-i bend-i zencîr olup dest ber-kafâ cümlesin yanıma getirüp meğer hakîr ceng içinde Feth-i şerîf tilâvet ederek mebhût [u] mütehayyir kalmışım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 84b ·
metinde göster ·
… enârıyla gürleyüp akarken geçüp dahi içeri ikinci mağâra kapusuna varup besmele
tilâvet ederek
içeri girüp gördük. Bir hayli vâsi‘ meydândır kim ta‘bîr olunmaz. Her köşede yı …
Andan içeri selâmetle Kızlar Algan suyu kenârıyla gürleyüp akarken geçüp dahi içeri ikinci mağâra kapusuna varup besmele tilâvet ederek içeri girüp gördük. Bir hayli vâsi‘ meydândır kim ta‘bîr olunmaz. Her köşede yığılı olan cevâhirlerin şa‘şa‘asından mağâranın içi ol kadar münevverdir kim gûyâ yüz bin yerde şeb-çerâğ taşları yanar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… îl içine girüp gözlerimiz yumup murğ-ı cânı Hudâ'ya tefvîz edüp Arapça âyetin
tilâvet ederek
zemîne selâmetle uçup konduk. Ve yine ol gece Kalabak köyünde mihmân olup gûyâ …
Andan yine Allâh'a sığınup ecel tobrası nâm zenbîl içine girüp gözlerimiz yumup murğ-ı cânı Hudâ'ya tefvîz edüp Arapça âyetin tilâvet ederek zemîne selâmetle uçup konduk. Ve yine ol gece Kalabak köyünde mihmân olup gûyâ murğ-ı dilimiz bâz-ı ecelden halâs olup ol gece müşâvere edüp yârânlar eyitdiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 241a ·
metinde göster ·
Andan leb-i deryâda Beyrût cânibinde Seb‘atü'l-uyûn ile nehr-i Evvel mâbeyninde üç bin Sahâbe-i kirâm medfûnlardır. şehrin sulehâ-yı ümmetinden ba‘zı kimesneler her leyle-i cum‘ada pâ-bürehne varup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y195a ·
metinde göster ·
… eti ile nûş edüp şeyh Mes‘ûd-i Atşânî ve Hazret-i Ya‘kûb rûhıyçün Yâsîn-i şerîf
tilâvet ederek
yola revâne olup bu uyûnlar kurbunda,
Ve bu uyûnları Hazret-i Ya‘kûb oğullarına kazdırdığı içün Uyûn-ı Tibnîn ya‘nî [ayn-ı] ibnî demek olur. İbret-nümâ sun‘-ı Hudâ'dır. Ba‘zı hukemâ gelüp ba‘zı uyûnun nef‘in anda zâhir olan hücrelere yazmışlar, ve kazmışlar. Hamd-i Hudâ hakîr ol gün cümlesinden şifâ niyyeti ile nûş edüp şeyh Mes‘ûd-i Atşânî ve Hazret-i Ya‘kûb rûhıyçün Yâsîn-i şerîf tilâvet ederek yola revâne olup bu uyûnlar kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y197b ·
metinde göster ·
… ri bile gidüp gûnâ-gûn fesâhat [u] belâgatle kasâyidler ve na‘t-ı Resûlullâhlar
tilâvet ederek
savt-ı hazîn ve Dâvûdî bülend nefesli ma‘sûmlar ba‘zı kasîdeler okur kim âdemin …
Tâ Medîne'ye dek bu beş sâ‘atlik yeri bile gidüp gûnâ-gûn fesâhat [u] belâgatle kasâyidler ve na‘t-ı Resûlullâhlar tilâvet ederek savt-ı hazîn ve Dâvûdî bülend nefesli ma‘sûmlar ba‘zı kasîdeler okur kim âdemin zehresi çâk olup şâd ferâhnâk olur. Ve ekser nisvân [ü] bintânları mevlûd-ı şerîf tilâvet ederler. Bu hâl üzre tâ Medîne-i münevvereye taht-ı revân ve mahâfîler yanı sıra gidüp ayrılmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y277a ·
metinde göster ·
Andan Mu‘allâ karâfesi içinden ubûr ederken sûre-i Elhâkümü't-tekâsür
tilâvet ederek
ubûr oluna. Zîrâ bu mezâristân içre niçe bin Sahâbe-i kirâm ve evlâd-ı zevi'l-i …
Andan Mu‘allâ karâfesi içinden ubûr ederken sûre-i Elhâkümü't-tekâsür tilâvet ederek ubûr oluna. Zîrâ bu mezâristân içre niçe bin Sahâbe-i kirâm ve evlâd-ı zevi'l-ihtirâm ve niçe bin şürefâ-yı enâm medfûndur. Ammâ bu mahalde Mekke-i mükerremenin minâreleri zâhir olunca cümle asâkir-i İslâm atından ve nâka ve heccânından enüp ta‘zîmen ve te’eddüben piyâde yürüyüp "Lebbeyk allâhümme lebbeyk" deyü telbiye etmek müstahabdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y313a ·
metinde göster ·
Andan telbiye ederek Mu‘allâ ziyâretleri içinden sûret et-Tekâsür
tilâvet ederek
Ebtah nâm mahalden ubûr ederek, bu Ebtah Mekke'nin cânib-i şimâlinde bir ulu vâ …
Andan telbiye ederek Mu‘allâ ziyâretleri içinden sûret et-Tekâsür tilâvet ederek Ebtah nâm mahalden ubûr ederek, bu Ebtah Mekke'nin cânib-i şimâlinde bir ulu vâsi‘ deredir. Cümle ehl-i Mekke'nin mezâristânları ve bâğ [u] bostânları bu Ebtah'dadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y314b ·
metinde göster ·
… eyt-i şerîf'in cânib-i erba‘asında reftâr ederek delîlin ne okursa sen dahi anı
tilâvet ederek
şavt şavt zevk [u] şevk ile tavâf ve Safâ ve Merve edüp safâ ile haccın tamâm o …
Elbette bu du‘âlardan biri okunmağa muhtâcdır. Dahi âsânı delîl ile el ele olup Beyt-i şerîf'in cânib-i erba‘asında reftâr ederek delîlin ne okursa sen dahi anı tilâvet ederek şavt şavt zevk [u] şevk ile tavâf ve Safâ ve Merve edüp safâ ile haccın tamâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y315b ·
metinde göster ·
Merve'ye vardıkda Safâ'da nice etdiyse anda dahi eylece ede. Andan yine Safâ câ …
diye. Bir kaç kerre bu âyet-i şerîfi tilâvet ederek Merve'ye vardıkda Safâ'da nice etdiyse anda dahi eylece ede. Andan yine Safâ cânibine durup tekbîr ve tehlîl eyleye. Andan yine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y316b ·
metinde göster ·
… ba‘zı ahibbâ ile vedâ‘ ederek ve Mu‘allâ ziyâretgâhları içre sûre-i et-Tekâsür
tilâvet ederek
bir sâ‘atde,
Bin seksen iki Zilhiccesi'nin yigirmi altıncı günü Mısır'dan gelen üç bin askerin bini Mekke'de muhâfazacı kaldı. Ertesi Mağrib huccâcı Medîne-i münevvereye revâne oldular. Yigirmi yedinci gün kırk bin huccâc-ı Mısır ile Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye müteveccih olup yine Y 367b umreye niyyet edüp âlât-ı silâhımız ile esb-i tâzîlere süvâr olup ba‘zı ahibbâ ile vedâ‘ ederek ve Mu‘allâ ziyâretgâhları içre sûre-i et-Tekâsür tilâvet ederek bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y367a–Y367b ·
metinde göster ·
… ûd olup yatırlardı. Anları ziyâret edüp rûh-ı şerîfleri içün bir Fâtiha-i şerîf
tilâvet ederek
12 sâ‘atde,
Andan nefîrler çalınup cânib-i garba bir düz kumsal yerler ile muğaylân dırahtları ve ba‘zı taşlı dar boğazlar ubûr ederken (---) nâm mahalde sene 1081 târîhinde şerîf Hamûde Mısır huccâcın ale'l-gafle basup azîm ceng [ü] cidâl ede ede Urbânın imdâdı yetişüp huccâc pârekende ve perîşân olup hemân Mısır askerinden altı yüz âdem sinân-ı Urbân ile rimâl-âlûd olup şehîd olurlar. Ve binden mütecâviz huccâcdan ve huddâmdan şehîd olup askerî tâ’ifesin defn edüp sâ’ir şühedâ kelle ve paça olup Ahlât kadîdi-misâl kalmışlar. Hattâ bizim senemizde cümle şühedâ kumdan taşra çıkup şiddet-i hârdan kara çakıl taşı gibi rimâl-âlûd olup yatırlardı. Anları ziyâret edüp rûh-ı şerîfleri içün bir Fâtiha-i şerîf tilâvet ederek 12 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y372a ·
metinde göster ·
… merd köçeğine dönüp eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dillerde hazret-i Kur’ân
tilâvet ederek
serâperde-i Selîm önüne varan kelle ve paça ile belegan mâ-belağ ihsân-ı pâdişâ …
"Bire hîledir" deyü âl-i Osmân karıncaya binüp vara vara gördüler kim karârları firâra mübeddel olup Bilbeys sahrâsı hûn-ı benî âdemden gayrı kırmızı şalvâr ile lâlezâr bir sahrâ-yı Hâsân olmuş. Tâ vakt-i gurûba dek guzât-ı âl-i Osmân Kassâb Cömerd köçeğine dönüp eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dillerde hazret-i Kur’ân tilâvet ederek serâperde-i Selîm önüne varan kelle ve paça ile belegan mâ-belağ ihsân-ı pâdişâhî ile serfirâz olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y51a ·
metinde göster ·
Andan paşa bu kerr ü ferr ü azamet ile sarâya dâhil olunca iki yüz koyun kurbân olup du‘âcılar du‘â edüp paşa Fâtiha tilâvet ederek binek taşında esb-i sabâ-sür’atinden enince cümle çavuşân alkışlayup paşa nüzûl etdüği yerde fâtih-i Mısır Selîm Hân'ın ibtidâ oturduğu makâm vardır, anda paşa teberrüken ve teyemmünen sehel oturup andan bismillâh ile yigirmi beş kademe taş nerdübândan yukaru Sultân Kayıtbay dîvânhânesine çıkup sağ tarafında paşa kethudâsı ve sol tarafında çavuşlar kethudâsı koltuğuna girüp Sultân Kayıtbay seccâdesinde cülûs edüp cümle çavuşân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y189b ·
metinde göster ·
… rkes bu azîz ruhâniyyetinden isti‘ânet taleb edüp birer Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî
tilâvet ederek
ubûr ederler. Hakîr dahi evlâ bi't-tarîk eyle ubûr edüp bir mîl yukaru Süleymân …
Ziyâret-i eş-şeyh (---)(---): Mâ-tekaddem bir âlî kubbesi var idi, Nîl tuğyânından kubbesi münhedim olup azîzin sandûkası alâ-mele’i'n-nâs Nîl kenârında kalmışdır. Ammâ berekât-ı azîz ile sandûkaya aslâ Nîl gelmez. Husûsâ Nîl'in bir girdâb yeridir kim herkes bu azîz ruhâniyyetinden isti‘ânet taleb edüp birer Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet ederek ubûr ederler. Hakîr dahi evlâ bi't-tarîk eyle ubûr edüp bir mîl yukaru Süleymân Beğ bâğı vardır, İremezât'dan nişân verir, andan iki mîl bâlâya gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y355a ·
metinde göster ·
ubûr edüp yine Nîl kenârınca sa‘b taşlıklar ve eniş ve yokuş teng yollar ubûr e …
Ziyâret-i eş-Şeyh Ömer Ricâyî: Ulu sultândır. Kubbe-i pür-nûru Nîl kenârında bir âsî hûrmâlığı içinde beyâz münevver kubbedir. Bu ziyâretden mâ‘adâ yetmiş seksen aded kubbe-i âlîlerde ulu sultânlar medfûndur. Lâkin şiddet-i hârdan bî-tâb kalup ziyâret edemeyüp ale'l-umûm bir Yâsîn-i şerîf tilâvet ederek ubûr edüp yine Nîl kenârınca sa‘b taşlıklar ve eniş ve yokuş teng yollar ubûr ederek şehr-i harâb-ı Sın[bas]'dan yedinci sâ‘atde azâb-ı elîm çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y385a ·
metinde göster ·
mezkûr sahrâ-yı bî-pâyân içre dörd sâ‘at gidüp sahrânın cânib-i garbında tağı v …
Hakîr dahi Hüseyin Kan yanında Feth-i şerîf tilâvet ederek mezkûr sahrâ-yı bî-pâyân içre dörd sâ‘at gidüp sahrânın cânib-i garbında tağı ve taşı dutmuş bir kara deryâ asker nümâyân oldu. Meğer bu kavm-i şûm vilâyet-i Fûncistân'a tâbi‘ Hardikan nâm âteş-perest kâfir melikinin vilâyeti ve askeri imiş. Hemân anlar bizim askerimiz görünce bî-pâk ü bî-pervâ deryâ-misâl kefere vü fecere cünd-i cünübiyle dağlardan nüzûl edüp bizim askere karşu gelmede. Ammâ bizim asker beri tarafda ber-karâr durmada. Tâ ki küffâr askeri dağlardan ayrılup sahrâya çıkup bize bir top menzili kaldukda cüyûş-ı muvahhidîn cûş [u] hurûşa gelüp bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup at ve pîl ve hecîn üzre eyle hücûm eylediler kim gûyâ mûr [u] mârlar lâşeye seğirdir. Yedi koldan asker-i İslâm hamle eyleyüp mancınık topları atılup iki asker birbirine katılup hulasa-i kelâm bu bâzâr-ı cengde kâmil germâ-germ yedi sâ‘at-i nücûmî bir ceng-i perhâş savaş Y 400b oldu kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Vakt-i asrda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y400a–Y400b ·
metinde göster ·
… e murabba‘ ve muhammes ve müseddes tercî‘-i bend ve kasâyid-i bahr-i tavîllerin
tilâvet ederek
birbirlerine hasmâne çâr-ender-çârlar ve mu‘aşşerât ve müstezât ve penc-beytler …
Ve halîc-i Yûsuf'a nâzır fevkânî ve tahtânî kahvehâne-i bî-minnetler var kim şeb [ü] rûz âyende vü revende ehl-i dilânın ârâmgâhı ve cemî‘i seyyâhân dervîşânın karârgâhı cemî‘i zurefâ ve yârân-ı bâ-safâ ve ihvân-ı bâ-vefâ görüşecek bir cây-ı cilvegâh bezmgâh kahvelerdir. Her köşesinde mutrıbân ve hânendegân u sâzendegân meddâhân gazelhân ebyât eş‘ârların ve âheng-i mizmerâtların düzüp bülend-âvâz ile Hüseyin Baykara faslı edüp şâ‘irân-ı mâhirân fesâhat [u] belâgat üzre müfredât ve dübeyt ve müselles ve murabba‘ ve muhammes ve müseddes tercî‘-i bend ve kasâyid-i bahr-i tavîllerin tilâvet ederek birbirlerine hasmâne çâr-ender-çârlar ve mu‘aşşerât ve müstezât ve penc-beytler okurlar kim âdem hayrân kalur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·