… cümlesini fermân-beri etdi. İllâ Yıldırım Hân şecî‘ ve bahâdır pâdişâh olmağile
Timur-ı
bî-nûra ser-fürû etmeyüp Timur, Yıldırım Hân üzre gelüp (---) nâm sahrâda iki a …
Andan sene (---) târîhinde Îrân-zemînden Timu[r]lenk hurûc edüp otuz yedi mülûkü rikâbında piyâde yürüdüp cümlesini fermân-beri etdi. İllâ Yıldırım Hân şecî‘ ve bahâdır pâdişâh olmağile Timur-ı bî-nûra ser-fürû etmeyüp Timur, Yıldırım Hân üzre gelüp (---) nâm sahrâda iki asâkir-i bî-pâyân saf bağlayup ceng-i âheng mahallinde Yıldırım Hân'a dilgîr olan eşkinci Tatar tâ’ifesinden hemân on iki bin asâkir-i Tatar, Timur cânibine firâr etdiler. Andan niçe bin ulûfesiz derme çatma asker dahi Yıldırım vezîrinin sû’-i tedbîriyle Timur'a tâbi‘ olup Yıldırım Hân ol an sehel asker ile kalup gayretinden bir nâ-tamâm tay üzre süvâr olup dal-kılıç Timur askeri içine girüp eyle şemşîrbâzlık etdi kim Tatar'ı demet demet püşte püşte ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24a ·
metinde göster ·
… Bir kapusu ve bir şerîfeli bir musanna‘ minâre-i mevzûnu var. Bu câmi‘-i garîb
Timur-ı
bî-nûr hâdisesinde nâ-temâm kalup Rûmeli'nde Mûsâ Çelebi ibn Yıldırım Hân mâl g …
Evsâf-ı Câmi‘-i Yıldırım Bâyezîd Hân : Sene (---) târîhinde binâ olunmuş, Bursa şehrinin cânib-i şarkîsinde şehrin ravza-i cinânları içre gül-i gülistân ve sünbül-i reyhânistân içre bir küçük câmi‘dir ve cemâ‘atdan garîb kalmış bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Tûlen yüz elli ayak, arzan yüz kademe tarz-ı kadîm sâdece câmi‘dir. Bir kapusu ve bir şerîfeli bir musanna‘ minâre-i mevzûnu var. Bu câmi‘-i garîb Timur-ı bî-nûr hâdisesinde nâ-temâm kalup Rûmeli'nde Mûsâ Çelebi ibn Yıldırım Hân mâl gönderüp itmâm etdi. Evkâfı kalîl olmağıla garîb kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… n kılıcı düşünce Tatar, Yıldırım Hân'ın başına üşüp dest ber-kafa kayd-bend ile
Timur-ı
bî-nûr huzuruna getürüp Timur ayağ üzre kalkup ta‘zîm edüp yanına oturdup "Safâ …
Ba‘dehû hicret-i Nebevî'nin sekiz yüz beşinci senesinde sû’-i tedbîr ve bed-hâh huddâmân re’yiyle Timur Hân, Hind [u] Acem diyârlarından hurûc edüp Yıldırım Hân ile cenge âheng etdükde Yıldırım Hân gördü kim cümle askeri kendüden yüz çevirüp Timur yanına firâr etdiler. Kapu kullarıyla kendüsü yalnız kalup meydân-ı ma‘rekede serbâzlık ve kâr-cengârlık edüp niçe yüz Tatar askerine kılıç yetişdürüp dilâverlik, servlik ve emîrlik ve bahâdırlık ederdi. Lâkin kendüleri iş görmemiş, yara bere yimemiş ve ark atlamamış nâ-tamâm tay ata süvâr olup bir dahi Tatar içre at sürünce atdan tekerlenüp at firâr edüp Tatar içinde piyâde kalup kâmil bir sâ‘at piyâdece Tatar ile ceng edüp tîrkeşinde hadengi kalmayup destinden kılıcı düşünce Tatar, Yıldırım Hân'ın başına üşüp dest ber-kafa kayd-bend ile Timur-ı bî-nûr huzuruna getürüp Timur ayağ üzre kalkup ta‘zîm edüp yanına oturdup "Safâ geldin, felek hâlidir, böyle olur, gam yeme" deyü niçe musâhabet 235a edüp esnâ-yı kelâmda Timur eyitdi "Ey birâder Yıldırım Hân! Senin destinde biz senin gibi ne‘ûzü billah münhedim olup beni senin yanına bu hâl ile getirseler, beni neylerdin" deyince hemân Yıldırım Hân gazabından "Seni demir kafes içine koyup Bursa şehrine götürürdüm" deyince hemân Timur âteş-pâre olup bir demir kafes içinde Yıldırım Hân'ı haps edüp diyâr-ı Acem'e götürmeğe azimet etdi. Üçüncü gün Yıldırım Hân dâğ-ı derûnundan hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olup demir kafes içre merhûm oldu. Akîbince Çelebi Sultân Mehemmed, kırk bin benâm ve güzîde asker ile cünd-i Timur'a yetişüp eyle bir satûr-ı Muhammedî urup cümle Tatar dendân-ı tîğdan geçüp Timur, Amasiyye câniblerine firâr edüp bakıyyetü's-süyûf olan esîr Tatarlara mürdelerin derilerin yüzdürüp derilerin sâyebân edüp Çelebî Mehemmed Hân, Tatar derilerinin sâyesinde oturup pederinin intikâmın aldı. Hâlâ ol sahrâya "Taşak ovası" derler. Zîrâ Tatar derileri kîrleri ve horde ve türtelleriyle yüzülüp sâyebân olduğundan "Taşak sahrâsı" derler. Ba‘dehû pederinin na‘şını Tatarlar elinden alup, ılgar ile Bursa'ya getirüp babası câmi‘i sahasında defn edüp bir kubbe-i âlî binâ etmişdir, ziyâretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234b–235a ·
metinde göster ·
… tahtgâh-ı darü'l-bevârı olup behişt-âsâ ma‘mûr etdi. Andan sene (---) târîhinde
Timur-ı
bî-nûr Irak-ı dâdyânı ve şehr-i Heşdek'i ve Alatur ve Kazan'ı ve'l-hâsıl yedi y …
Evsâf-ı kal‘a-i gevher-pâ Anapa : İskender-i Zülkarneyn, sedd-i Ye‘cüc'ü binâ etmeğe emr-i Hak ile giderken bu mahalle uğrayup âb [u] hevâsından ve sayd [u] şikârgâhından hazz edüp bu Karadeniz'in kenarında bir püşte-i vâsi‘ üzre bu kal‘ayı bir senede tıraş olmuş mücellâ seng-i gûnâ-gûn ile şekl-i muhammes bir Şeddâdî kal‘a-i zîbâ edüp sarây-ı hâssının dîvânhânesinde ayak altına la‘l ve yâkût ve zümrüd ve zeberced ve pîrûze ve cebelü'l-lakım (?) ve sadef ve akîk-i Yemenîler döşeyüp tezyîn etdiğiyçün kal‘a-i gevher-pâ-yı Anapa deyü tevârîhlerde mestûrdur. Ba‘dehû Ceneviz kralının tahtgâh-ı darü'l-bevârı olup behişt-âsâ ma‘mûr etdi. Andan sene (---) târîhinde Timur-ı bî-nûr Irak-ı dâdyânı ve şehr-i Heşdek'i ve Alatur ve Kazan'ı ve'l-hâsıl yedi yüz pâre şehr-i azîmleri harâb u yebâb etdükde Kırım diyârında Tohtamış Hân üzre gelirken bu Anapa kal‘asının varoşun harâb u yebâb edüp ancak kal‘ası kaldı. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî'nin vezîria‘zamı {Gedik Ahmed Paşa} donanma-yı hümâyûn ile Kefe Kal‘ası fethine gelirken deryâ-misâl asker ile bu kal‘ayı Ceneviz küffârı elinden feth edüp içine asker kodu. Abaza ile Çerkes kavmi hudûdu tamâm olduğu burunda Karadeniz kenarında bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuş kal‘a-i metîndir. Lâkin içinde âdemî-zâtdan kimse yokdur. Bir kaç kerre Tün Kazağı harâb etmişdir, ammâ taşrasında, aşîret-i Suğake kavminden yüz elli mikdârı sazdan evleri vardır, bu köye Kabak ta‘bîr edeler. Bu kal‘anın cânib-i şimâli Anapa dağlarıdır. Karadeniz'den aşağa giden gemiler bu dağları özleyüp Azak'a Kazak'a giderler, ulu dağlardır ve bu kal‘a ol kadar musanna‘dır kim gûyâ henüz mi‘mar [u] mühendis elinden çıkmışdır. İçinde Şuğake kavminin koyunları ve keçileri kışlar. Bu mahal Özdemiroğlu Osmân Paşa tahrîri üzre Kefe eyâletinde Taman sancağı hükmünde voyvodalıkdır. Şuğake kavmi harbe ucuyla öşr verir, üç bin mutî‘ şeklinde âsîlerdir. Beğlerinin ismi (---). Bu kal‘anın bir kapulu liman-ı azîmi var kim bin pâre gemi birer iplik ile bağlanup yatarlar. Sekiz rûzgârdan emîn liman-ı kebîrdir. Karadeniz'in cânib-i edvârında böyle liman yokdur, meğer Balıklava limanı ola. Küffâr asrında bu limândan bir gûne incü çıkarmış. Hâlâ sadefleri leb-i deryâda nümâyândır. Anınçün bu kal‘aya Gevher-kân derler. Ve hâlâ her sene Rus-ı menhûs bu limanda lenger-endaht edüp bî-bâk ü bî-pervâ ikâmet edüp gavvâslık ederek incü sadefleri çıkarırlar. Eğer bu kal‘a ta‘mîr u termîm olup mükemmel cebehânesiyle kul konsa cemî‘î Abaza ve Çerkezistân diyârların mutî‘ [u] münkâd edüp harâc-güzâr edüp eyâlet etmek emr-i sehldir. Zîrâ Çerkezistân'da olan Nogay dahi yağları metâ‘ların bu limana getirüp bender-i azîm olup gümrük hâsıl olurdu. Bir cây-ı menâs liman-ı azîmdir. Hakîr bu Anapa kal‘ası limanında Gönye yeniçeri ağasıyla yatarken Karadeniz'den donanma-yı hümâyûn nümâyân olup rûy-ı Bahr-i siyâh bâdbân-ı keştî ile zeyn olmuş. Temevvüc-i deryâ ile hikmet-i Hudâ vakt-i zuhrda bizim sâkin olduğumuz Anapa Limanı'na demir bırağup 259b üç gün ikâmet edüp cemî‘î gerüde olan bârçalar dahi gelüp derûn-ı limanda kayd-ı lenger edüp üç günde cümle keştîler sulandı. Gönye ağasıyla hakîr yeniçeri ağası kâ’immakâmı (---) Ağa'ya ma‘an buluşup cüz’î ve küllî hedâyalar verdik. Andan hakîr serdâr-ı mu‘azzam Deli Hüseyin Paşa'ya varup dest-bûs edüp hakîre bir hayme ve ta’yînât ve bahşîş ihsân edüp mü’ezzin-i enderûn zümresine ilhâk edüp kethüdâsı Veli Ağa kadırgasına süvâr olduk. Ale's-sabâh başdarda-i pâdişâhîde filandıra dikilüp vakt-i zuhrda top-ı rıhlet atılup iş bu bin elli (---) nının (---) günü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259a–259b ·
metinde göster ·
… ve bu kal‘aya hıfz edüp ehl [u] iyâlleriyle masûn [u] mahfûz olmuşlardır. Hatta
Timur-ı
bî-nûr yer götürmez deryâ-misâl asker ile bu kal‘ayı yedi ay muhâsara edüp bir …
Bu kal‘anın altı, serâpâ mağaralar ile müzeyyen olup ibret-nümâ gâr-ı yetimânlar vardır. Hatta Celâlî Karayazıcı ve Kara Sa‘îd asrında cümle a‘yân-ı vilâyet cemî‘î zî-kıymet esbâb [u] eşkâllerin bu mağaralara ve bu kal‘aya hıfz edüp ehl [u] iyâlleriyle masûn [u] mahfûz olmuşlardır. Hatta Timur-ı bî-nûr yer götürmez deryâ-misâl asker ile bu kal‘ayı yedi ay muhâsara edüp bir vecihle zafer bulmayup hâ’ib ü hâsir gitmişdir. Gerçi iç ildir ammâ bir celâlî mütehassın olmasın içün dizdâr ağası ve (---) aded neferâtları da dîde-bânlık eyleyüp kapusunda pür-silâh âmâde dururlar. Ammâ aşağı kal‘ası şehrin tâ ortasından cereyân eden nehr-i Tozanlı kenarında yalın kat dîvârlı bir alçacık taş binâ kal‘adır, cirmi ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280b ·
metinde göster ·
bî-nûr hânın sevdâgerlerinden Hoca Cân-ı Lahîcânî nâm bir ankâ bâzargân bu Revâ …
Zikr-i binâ-yı şehr-i Revân: Sene 810 târîhinde Timur-ı bî-nûr hânın sevdâgerlerinden Hoca Cân-ı Lahîcânî nâm bir ankâ bâzargân bu Revân zemînine kadem basup görse kim bir hâk-i anber-pâk-i mahsûldâr anda cümle ta‘allukâtıyla meks edüp dâr-ı karâr edüp günden güne pirinc zirâ‘at edüp mâldâr olduklarınca bir kend-i azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308a ·
metinde göster ·
… oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp
Timur-ı
bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile …
Galat-ı meşhûr üzre elsine-i nâsda Ahıska, Ahkıska ve Ahçıska ve Akıska ve Akhısha {ve Akısha} derler. Zîrâ cânib-i erba‘asında elsîne-i muhtelife tekellüm eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde "Eyâlet-i Çıldır'a mutasarrıf vezîrim fülân paşa" deyü tahrîr olunur. İbtidâ bu kal‘a-i metînin bânîsi sâhib-i eyvân, tâk-i kisrâ Enûşirvân-ı Gürcîstân'dır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ sa‘âdetle rahm-i mâderden müştakk olup bu edîm-i arza kadem basdıkda bu Enûşirvân üstâd-ı kâmil kâhin idi. "Hây! Âhir zamân Muhammedi sâhib-i hurûc bu gice zuhûr etdi" deyü bu kal‘a esâsına mübâşeret etdüğü İskender târîhinden Vilâdet-i Resûlullah'a gelince 882 sene olmuşdu kim bu kal‘a binâ olunup ol kadar imâristân oldu kim Enûşirvân her sene Bağdâd-ı behişt-âbâddan gelüp bu Ahıçka'da altı ay yaylağ faslı ederdi. Zîrâ hâlâ âb [u] hevâsı latîfdir. Andan sonra bu kal‘a üzre niçe bin mülûk tama‘a düşüp mâlik-i Ahıçka 321a oldukların biz mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak be-kavl-i târîh-i Şerefnâme, hicret-i Nebeviyye'nin sene (---) târîhinde Âl-i Emevîden Hişâm b. Abdülmelik hazretleri Şâm'dan deryâ-misâl asker ile Haleb ve Ayntâb ve Mar‘aş ve Malatıyye ve Diyârbekir ve Erzurûm kılâ‘ların feth ederek gelüp bu kal‘a-i Ahıçka'yı feth edüp ibtidâ dârü'l-mülk-i İslâm sedd-i Gürcîstân olan bu kal‘a-i Ahıçka'dır, andan asâkir-i bî-pâyân gönderüp Tiflis [u] Tomanis ve Gence ve Şirvân ve Bâbü'l-ebvâb'ı ve vilâyet-i Dağıstân'ı cümle feth edüp İslâm ile müşerref eden Emîrü'l-mü’minîn Halîfe Hişâm'dır. Andan yine dârü'l-mülkü olan Şâm-ı cennet-meşâma müteveccih oldular. Andan yine tâ’ife-i Gürcîstân istilâ etdi. Andan Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh, mâlik oldu. Timur Hân sâhib-i hurûc olup Kara Yûsuf üzre geldikde Kara Yûsuf, salâbet-i Timur'a tâkat getiremeyüp Kara Yûsuf Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân'a firâr edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Ahıçka'ya Sultân Uzun Hasan mâlik oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb [u] gâret etmedi. Andan sonra devlet-i Azerbaycân Şeyh Safî evlâdlarından şâh-ı İrân-zemîn olan Şâh İsmâ‘îl destine girüp bu Ahıska'yı yaylağ edüp cemî‘î Gürcîstân tümenin kendüye mutî‘ [u] münkâd edüp asr-ı Bâyezîd Hân'da vilâyet-i Âl-i Osmân'ın dâr [u] diyârların harâb u yebâb ederek tâ Arpa Çukuru nâmıyla ma‘rûf olan Sivas'a gelince yedi eyâlet yeri kabza-i tasarrufa aldı. Ol asrda Şehzâde Selîm Hân-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimi idi. Kağan arslan gibi şâh-ı bed-fi‘âl askerinin kâhîce ardın alup tîğ-i Selîm'den geçirirdi. Cenâb-ı Bârî yârî kılup taht-ı Âl-i Osmân, Selîm Hân'a erzânî oldukda ibtidâ Niyyetü'l-gazâ! deyüp Şâh İsmâ‘îl üzre deryâ-misâl asker ile gelüp bu Çıldır sahrâsında bir ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp yüz bin kızılbaş-ı evbâş, sürhserânların serleri seyf-i Muhammedî ile tırâş olup ancak Şâh kuş cânıyla cân atup cânib-i Azerbaycân'a cân düşürüp halâs olduğu cemî‘î tevârîh-i Âl-i Osmân'da mestûrdur kim tahrîri lâzım değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı mutî‘ [u] münkâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320b–321a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kal‘a-i kadîm Keçivân, şehr-i Dûdımân, binâ-yı Enûşirvân: Ba‘zı tevârîhlerde Pîjen ve Şeffâk ve Efrâsiyâb cengleri hikâyetinde tahrîr olunan kal‘a-i Dûdımân-ı Keçkıvân bu kal‘a-i şehr-i kadîmdir {deyü tahrîr etmiş}. Zamân-ı kadîmde 323b Âl-i Abbâsiyân'dan Bağdâd-ı behişt-âbâd halîfesi el-Müstansır Billah hükmünde iken Moğol tâ’ifesinden Hülâgû Hân gelüp bu şehri harâb [u] yebâb ve ahâlîsin kebâb edüp Bağdâd'ı dahi harâb etdi. Ba‘dehû bu şehr-i Keçkıvân-ı Dûdımân, Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh hükmünde iken ol kadar âbâdân olup mânend-i Erzen Bender-i Ahlât şehri oldu. Andan Timur-ı bî-nûr gelüp harâb tiye (?) harâb etdi. Ba‘dehû Süleymân Hân Nahşivân'a gelirken talî‘a-i asâkir-i İslâm olan Lala Kara Mustafâ Paşa feth edüp Kars eyâleti hükmünde hâlâ imâristândır, ammâ bender şehr değildir. Kal‘ası bir dereli yerde şekl-i murabba bir küçük kal‘adır. Hâkimi başka sancak beğidir. Hâss-ı hümâyûnı 153.500, ze‘âmet (---) ve timar (---) vardır. Alaybeğisi ve çeribaşısı vardır. Kânûn-ı Süleymânî üzre cebelüleri ile ve beğinin askeriyle cümle bin iki yüz mükemmel asker olur. Kal‘a dizdârı ve azeb ve gönüllü ağası ve üç yüz kal‘a neferâtları ve yüz eli akçe kadısı ve yedi aded ma‘mûr Keçîvân nâhiyeleri vardır. Cümle bin iki yüz aded tîn-i türâb ile mestûr hâne-i ma‘mûrları ve üç aded câmi‘-i muhtasarı her esnâfdan kırk elli aded dekâkînleri vardır. Andan (---) sâ‘at şarka gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323a–323b ·
metinde göster ·
… Ermeni ve Aznavûr Gürcî kavmleri dahi vardır, ammâ kadîm-i eyyâmda şehr-i azîm
Timur-ı
bî-nûr harâb [u] yebâb etmiş, hâlâ Arpaçayı kenarında âsâr-ı binâları zâhir ve …
Bu Begim kendi, Kars hükmünde üç yüz hâneli Ermeni ve Aznavûr Gürcî kavmleri dahi vardır, ammâ kadîm-i eyyâmda şehr-i azîm Timur-ı bî-nûr harâb [u] yebâb etmiş, hâlâ Arpaçayı kenarında âsâr-ı binâları zâhir ve bâhirdir. Ol binâlar içre yedi aded künbet-i âlîler vardır. İçinde Akçakoyunlu pâdişâhlarından Meymendî Hân ve Avşar Hân ve Otağa Bây Hân ve Gündüz Bây Hân nâmân hân-ı hânân-ı şehinşâhânlar serîrler üzre kimi yatar ve kimi oturur, gûyâ hayâtdadırlar. Her şahsın seng-i mezârlarında ve atebe-i âlîlerinde ism [ü] resimleri ve sebeb-i mevtleriyle târîhleri vardır. Ve bu şehr-i harâbın cânib-i selâsı yaylağ-ı azîmlerdir. Andan yine cânib-i garba sazlıklı ve bataklı yerleri ve ba‘zı mahalli çemenzâr vâdîleri (---) sâ‘atde ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325b ·
metinde göster ·
… nlu pâdişâhlarından Kara Yûsuf destine girdi. Ol dahi yedi sene mutasarrıf olup
Timur-ı
bî-nûr havfinden Kara Yûsuf Şâh tâc [u] tahtı ve raht [u] bahtın terk edüp Bağd …
Erzene'r-rûm şehrindendir. Azerbaycân'dan ve bilâd-ı Ermen'den değildir. Devlet-i Âl-i Osmân'da dörd "Erzen" şehri vardır. Biri şehr-i Erzen {Birecik kurbunda kal‘a-i Rûm derler} Cezîre-i Dicle içredir, ol kadar imâr değildir. İkincisi Erzen-i Ahlât'dır kim cümle tevârîhde musarrah şehr-i azîmdir. Üçüncüsü Erzene'r-rûm ki, galat-ı meşhûrı Erzurûm'dır. Dördüncüsü Erzen-i Erzincân'dır kim Rûm hâkinde gâyet sevâhil bâğ-ı İrem-misâl ürdibehişt bir kûşe-i heşt-behiştdir. Niçe yüz mülûk mâlik olmak içün bu şehr-i kadîm üzre niçe bin ceng [ü] cidâl olup âhir-i kâr sene 855 târîhinde Âl-i (---) pâdişâhlarından Sultân Zâhireddîn, Yıldırım Bâyezîd Hân'ın yıldırım gibi cânib-i erba‘asındaki düşmanlarından intikâm alup ne cânibe müteveccih olduysa mansûr [ve] muzaffer olduğun görüp mezkûr Sultân Zâhireddîn Amasiyye kal‘ası fethi gününde Amâsiyye'ye gelüp bu Erzincân kal‘asının miftâhların Yıldırım Bâyezîd Hân'a teslîm etdükde Yıldırım Hân kemâl-i kereminden yine Erzincân tahtın Sultân Zâhireddîn'e ihsân edüp sikke [ve] hutbeyi Yıldırım Hân nâmına okudup üçüncü senede Sultân Zâhireddîn merhûm olup Karakoyunlu pâdişâhlarından Kara Yûsuf destine girdi. Ol dahi yedi sene mutasarrıf olup Timur-ı bî-nûr havfinden Kara Yûsuf Şâh tâc [u] tahtı ve raht [u] bahtın terk edüp Bağdâd Hâkimi Ahmed Celâyir ile Kara Yûsuf Yıldırım Hân'a firâr edüp Yıldırım Hân'ın zıll-ı himâyesinde ikisi dahi sâyelendiler. Âhir Timur, bu Kara Yûsuf'u ve Ahmed Celâyir'i Timur Yıldırım Hân'dan taleb edüp vermedi ve "Şehrinden redd eyle" dedi. Yıldırım Hân Timur'un sözüne bakmayup Timur'un Yıldırım Hân üzre hurûcu ibtidâ bu Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir içün olmuşdur. Ba‘dehû Timur, deryâ-misâl asker ile Yıldırım Hân üzre gelirken Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir Adalya'dan gemilere süvâr olup Mısır diyârında Sultân Berkûk'a dahl düşdüler. Beri tarafda Kara Yûsuf'un dârü'l-mülkü olan kal‘a-i Erzincân'a Sultân Uzun Hasan mâlik olup ol diyârları kabza-i tasarrufa alup Azerbaycân şâhı iken Erzincân şâhı dahi olup sikke ve hutbe sâhibi dahi oldu. Hâlâ darbhânesi Mevlevîhâne kurbunda zâhirdir. Beri tarafda Timur-ı bî-nûr destinde bi-emri Hudâ Yıldırım Hân münhezim olup mahpûsen merhûm olup Erzincân'a Uzun Hasan müstakil pâdişâh oldu. Yıldırım Hân'dan sonra Devlet-i Âl-i Osmân şehzâdeleri İsâ Çelebi ve Mûsâ Çelebi ve Süleymân Çelebi ve Çelebi Şehzâde Mehemmed bunların asrında devlet helc ü melc olup âhir Çelebi Sultân Mehemmed, mezkûr şehzâde birâderlerinin üçünü de katl edüp müstakil pâdişâh oldu. Ammâ bu Erzincân câniblerin feth-i fütûh etmeğe iktidârı olmayup Erzincân'dan Uzun Hasan memâlik-i Âl-i Osmân'a el uzunluğu edüp tâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed asrına dek Uzun Hasan mu‘ammer olup hayli şekâvetler edüp niçe kal‘aları ve niçe yüz kurâ ve kasabâtları feth [u] teshîre alup istilâ eyledi. Âhir sene 878 târîhinde Ebü'l-feth Gâzî deryâ-misâl asker ile Uzun Hasan'ın istîlâ etdüğü kılâ‘ları istihlâs edüp sahrâ-yı Tercân'da Uzun Hasan'a bir satûr-ı Muhamedî-i Mehemmed Hân çekdiğine {târîhi "Butlânu keydi'l-hâ’inîn" [878]lafzı vâkı‘ olmuşdur}. Hasan-ı Tavîl, kasîr-kâmet ile tâ şehr-i Azerbaycân'a firâr edüp ömrü kasîr olup karâr etdi. Ebü'l-feth Gâzî cümle elin vilâyetin feth edüp kal‘a-i Erzincân'a bilâ-ceng ü cidâl mâlik olup Sultân Zâhireddîn'in binâ etdüğü kal‘ayı ta‘mîr u termîm edüp kifâyet mikdârı kul koyup Âl-i Osmân'ın ikinci fâtih-i Erzincân[ı] Sultân Mehemmed Hân'dır. Ba‘dehû Sultân Bâyezîd Hân asrında Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken Şâh İsmâ‘îl-i gümrâh bir takrîb ile Erzincân'a mâlik oldu. Ol dahi memâlik-i Osmâniyye'ye vaz‘-ı yed etmeğe başladı. Ba‘dehû Selîm Hân-ı Evvel'e Cenâb-ı Bârî yârî kılup müstakil pâdişâh oldukda ibtidâ gazâsı Şâh İsmâ‘îl üzre gelirken sene 921 târîhinde bilâ-ceng kal‘a-i Erzincân'ı emân ile Selîm Şâh'a kal‘ayı teslîm edüp fâtih-i sâlisi Selîm Şâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341a ·
metinde göster ·
… e sâhibi dahi oldu. Hâlâ darbhânesi Mevlevîhâne kurbunda zâhirdir. Beri tarafda
Timur-ı
bî-nûr destinde bi-emri Hudâ Yıldırım Hân münhezim olup mahpûsen merhûm olup Er …
Erzene'r-rûm şehrindendir. Azerbaycân'dan ve bilâd-ı Ermen'den değildir. Devlet-i Âl-i Osmân'da dörd "Erzen" şehri vardır. Biri şehr-i Erzen {Birecik kurbunda kal‘a-i Rûm derler} Cezîre-i Dicle içredir, ol kadar imâr değildir. İkincisi Erzen-i Ahlât'dır kim cümle tevârîhde musarrah şehr-i azîmdir. Üçüncüsü Erzene'r-rûm ki, galat-ı meşhûrı Erzurûm'dır. Dördüncüsü Erzen-i Erzincân'dır kim Rûm hâkinde gâyet sevâhil bâğ-ı İrem-misâl ürdibehişt bir kûşe-i heşt-behiştdir. Niçe yüz mülûk mâlik olmak içün bu şehr-i kadîm üzre niçe bin ceng [ü] cidâl olup âhir-i kâr sene 855 târîhinde Âl-i (---) pâdişâhlarından Sultân Zâhireddîn, Yıldırım Bâyezîd Hân'ın yıldırım gibi cânib-i erba‘asındaki düşmanlarından intikâm alup ne cânibe müteveccih olduysa mansûr [ve] muzaffer olduğun görüp mezkûr Sultân Zâhireddîn Amasiyye kal‘ası fethi gününde Amâsiyye'ye gelüp bu Erzincân kal‘asının miftâhların Yıldırım Bâyezîd Hân'a teslîm etdükde Yıldırım Hân kemâl-i kereminden yine Erzincân tahtın Sultân Zâhireddîn'e ihsân edüp sikke [ve] hutbeyi Yıldırım Hân nâmına okudup üçüncü senede Sultân Zâhireddîn merhûm olup Karakoyunlu pâdişâhlarından Kara Yûsuf destine girdi. Ol dahi yedi sene mutasarrıf olup Timur-ı bî-nûr havfinden Kara Yûsuf Şâh tâc [u] tahtı ve raht [u] bahtın terk edüp Bağdâd Hâkimi Ahmed Celâyir ile Kara Yûsuf Yıldırım Hân'a firâr edüp Yıldırım Hân'ın zıll-ı himâyesinde ikisi dahi sâyelendiler. Âhir Timur, bu Kara Yûsuf'u ve Ahmed Celâyir'i Timur Yıldırım Hân'dan taleb edüp vermedi ve "Şehrinden redd eyle" dedi. Yıldırım Hân Timur'un sözüne bakmayup Timur'un Yıldırım Hân üzre hurûcu ibtidâ bu Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir içün olmuşdur. Ba‘dehû Timur, deryâ-misâl asker ile Yıldırım Hân üzre gelirken Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir Adalya'dan gemilere süvâr olup Mısır diyârında Sultân Berkûk'a dahl düşdüler. Beri tarafda Kara Yûsuf'un dârü'l-mülkü olan kal‘a-i Erzincân'a Sultân Uzun Hasan mâlik olup ol diyârları kabza-i tasarrufa alup Azerbaycân şâhı iken Erzincân şâhı dahi olup sikke ve hutbe sâhibi dahi oldu. Hâlâ darbhânesi Mevlevîhâne kurbunda zâhirdir. Beri tarafda Timur-ı bî-nûr destinde bi-emri Hudâ Yıldırım Hân münhezim olup mahpûsen merhûm olup Erzincân'a Uzun Hasan müstakil pâdişâh oldu. Yıldırım Hân'dan sonra Devlet-i Âl-i Osmân şehzâdeleri İsâ Çelebi ve Mûsâ Çelebi ve Süleymân Çelebi ve Çelebi Şehzâde Mehemmed bunların asrında devlet helc ü melc olup âhir Çelebi Sultân Mehemmed, mezkûr şehzâde birâderlerinin üçünü de katl edüp müstakil pâdişâh oldu. Ammâ bu Erzincân câniblerin feth-i fütûh etmeğe iktidârı olmayup Erzincân'dan Uzun Hasan memâlik-i Âl-i Osmân'a el uzunluğu edüp tâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed asrına dek Uzun Hasan mu‘ammer olup hayli şekâvetler edüp niçe kal‘aları ve niçe yüz kurâ ve kasabâtları feth [u] teshîre alup istilâ eyledi. Âhir sene 878 târîhinde Ebü'l-feth Gâzî deryâ-misâl asker ile Uzun Hasan'ın istîlâ etdüğü kılâ‘ları istihlâs edüp sahrâ-yı Tercân'da Uzun Hasan'a bir satûr-ı Muhamedî-i Mehemmed Hân çekdiğine {târîhi "Butlânu keydi'l-hâ’inîn" [878]lafzı vâkı‘ olmuşdur}. Hasan-ı Tavîl, kasîr-kâmet ile tâ şehr-i Azerbaycân'a firâr edüp ömrü kasîr olup karâr etdi. Ebü'l-feth Gâzî cümle elin vilâyetin feth edüp kal‘a-i Erzincân'a bilâ-ceng ü cidâl mâlik olup Sultân Zâhireddîn'in binâ etdüğü kal‘ayı ta‘mîr u termîm edüp kifâyet mikdârı kul koyup Âl-i Osmân'ın ikinci fâtih-i Erzincân[ı] Sultân Mehemmed Hân'dır. Ba‘dehû Sultân Bâyezîd Hân asrında Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken Şâh İsmâ‘îl-i gümrâh bir takrîb ile Erzincân'a mâlik oldu. Ol dahi memâlik-i Osmâniyye'ye vaz‘-ı yed etmeğe başladı. Ba‘dehû Selîm Hân-ı Evvel'e Cenâb-ı Bârî yârî kılup müstakil pâdişâh oldukda ibtidâ gazâsı Şâh İsmâ‘îl üzre gelirken sene 921 târîhinde bilâ-ceng kal‘a-i Erzincân'ı emân ile Selîm Şâh'a kal‘ayı teslîm edüp fâtih-i sâlisi Selîm Şâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341a ·
metinde göster ·
… e bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim
Timur-ı
bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… Hân'ı bu Söğüt şehrinde defn edüp şehrin imâr edüp ba‘dehû Yıldırım Hân asrında
Timur-ı
bî-nûr bu Söğüt şehrin yağma ve harâb ve alân u tâlân edüp hâlâ türbe-i pür-env …
Âl-i Osmân'ın cedd-i büzürgvârı Osmân Gâzî'nin peder-i azîzidir. İbtidâ bunlar Mâhân diyârından hurûc edüp Âl-i Selçukıyân'dan Sultân Alâ‘eddîn'e üç yüz nefer kimesne ile gelüp niçe ceng-i azîmlerde bulunup bunların yüzünden niçe yüz yüzaklıkları olup Alâ‘eddîn bunları boy beği, edüp tabl [u] sancak sâhibi olup Bursa câniblerin geçüp tâ Kastamonu'ya varınca kılıç urup bi-emrillâh ne cânibe teveccüh etdiler ise mansûr [u] muzaffer olup mâl-ı ganâyimler ile Alâ‘eddîn Şâh'a gelirdi. Hikmet-i Hudâ Alâ‘eddîn bilâ-veled fevt olup inkırâz-ı Selçukıyân oldukda cümle a‘yân-ı Rûm Ertuğrul Hân'ı halîfe nasb edüp sikke ve hutbe sâhibi olmadan Lefke-Söğüt mâbeyninde bir ceng-i azîmde mecrûh olup kendülerinin vasiyyetiyle Osmâncık'ı, diyâr-ı Yunan'a tabl [u] alem sâhibi beğ oldu, sene 699 târîhinde idi. "Evvelâ Osmân" lafzı târîh vâkı‘ olmuşdur. Bunların ibtidâ hilâfeti cum‘a hutbesini Osmân ismiyle Tursun Fakîh nâm kimesne kırâ’et edüp sâdât-ı kirâmdan Edebalı nâm azîzin duhter-i pâkize-ahteri şerîfesin alup Orhân andan müştakk olup anınçün Âl-i Osmân'ın vâlidesi tarafından sâdât-ı kirâmdan Osmân Beğ halîfe olunca pederi Ertuğrul Hân'ı bu Söğüt şehrinde defn edüp şehrin imâr edüp ba‘dehû Yıldırım Hân asrında Timur-ı bî-nûr bu Söğüt şehrin yağma ve harâb ve alân u tâlân edüp hâlâ türbe-i pür-envârı eyle mükellef âsitâne değildir. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6b ·
metinde göster ·
… herîfsin, hulle mankırıyla bir mankır etmezsin" dedikde, hâzır-cevâb olduğundan
Timur-ı
bî-nûr hazz edüp vâfir ihsânlar eder.
Cemî‘i elsine-i nâsda ve gayrı lisân-ı inâsda Nasreddîn Hâce : Nasîhatlerin ve letâyifâtların darb-ı mesel edüp isti‘mâl ederler. Cümleden biri; bir gün Timur, Hâce ile hammâma girüp birer fûta ile gusl ederlerken esnâ-yı kelâmda Timur eydür: "Hâce! Şimdi bencileyin cihângîr padişâh-ı zî-şânuma satılmak iktizâ etse, beni niçeye alırdun? der. "Kırk akçeye ancak alırdum" der. Timur eydür: "Be hey hâce! Benüm fûtam kırk akçe eder" der. Hâce eydür: "Ya, ben de kırk akçeye fûtayı alırım, yoks sen bir Moğolî tâ’ifesinden bir mecrûh topal herîfsin, hulle mankırıyla bir mankır etmezsin" dedikde, hâzır-cevâb olduğundan Timur-ı bî-nûr hazz edüp vâfir ihsânlar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9a ·
metinde göster ·
… edüp cemî‘i tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf u müsellem oldular. {Sene 799 târîhinde
Timur-ı
bî-nûr dahi Şâm'ı harâb etmeğe gelirken bu Hımıs şehrin Hazret-i Osmân Kelâm-ı …
İbtidâ bânîsi ma‘lûmum değildir ammâ sene (---) târîhinde kayser-i Rûm binâsıdır. Ba‘dehû Hazret-i Ömer hilâfetinde bunu dahi Ubeyde ibn Cerrâh emân ile feth edüp yine küffâr istîlâ edüp ba‘dehû feth-i sânîsi Hazret-i Hâlid ibn Velîd'indir. Ba‘dehû Mısır halîfelerinden Sultân Gavrî destinde iken sene 922 târîhinde ahâlî-i kal‘a debdebe-i Âl-i Osmân'ı görüp Hazret-i Osmân'ın hatt-ı şerîfiyle Kelâm-ı İzzet'i ve miftâh-ı kal‘a[yı] Selîm Şâh-ı Evvel'e teslîm edüp cemî‘i tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf u müsellem oldular. {Sene 799 târîhinde Timur-ı bî-nûr dahi Şâm'ı harâb etmeğe gelirken bu Hımıs şehrin Hazret-i Osmân Kelâm-ı İzzet'i sebebiyle afv edüp harâb etmemişdi. Ba‘dehû Selîm Hân tahrîrinde bu Hımıs şehri İhtimânoğluna sancak tahrîr olunup Tarablus Şâm eyâletinde hâlâ sancak beği tahtıdır. Hâs-ı hümâyûnu 220.290 akçedir. Erbâb-ı ze‘âmeti 5 ve erbâb-ı timarı 169. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Beğinin askeriyle ve cümle erbâb-ı timarın cebelü askeriyle iki bin asker olup sefer eşerler ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Lâkin çölistânda olmağıla nevâhîlerin Urbân-ı Arabân harâb etmişdir. Sipâh kethüdâyeri yokdur. Lâkin Şâm yeniçerisi serdârı vardır ve mezâhib-i erba‘adan şeyhülislâmları ve nakîbü'l-eşrâfı vardır. Muhtesibi ve şehir nâîbi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân Türkmân-ı Ceslî elinden feth edüp ba‘dehû Âl-i Osmân üzre Timur Hân hurûc edüp Sivas üzre gelüp kırk bin sıbyân-ı nâ-resîde-i tıflân-ı ebcedhânlar gerdenlerine Kelâm-ı izzetlerin ben kılup Timur'a istikbâle çıkdıklarında hemân Timur Şâh bu sıbyân-ı nâ-resîdeler üzre at koyup cemî‘i asker-i Timur'un pây-ı esb nâhunu altında kırk bin ma‘sûm [u] pâk pâymâl-i rimâl [u] hâk olup ol sâ‘at ahâlî-i Sivas'dan yetmiş bin aded ulemâ ü sulehâ ve sâhib şeybe musannıf ve mü’ellif âdemleri tarfetü'l-ayn içre dendân-ı tîğden geçirüp yedi günde kal‘a-i Sivas'ı harâb u yebâb edüp hâlâ harâbistânı ma‘lûmdur. Elsine-i nâsda meşhûrdur kim, "Sana bir iş edeyim ki Timur-ı Lenk Sivas'a etmemiş ola" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Netîce-i kelâm Timur-ı sâhib-şekâ Nasreddîn Hâce-i bî-bakâ Timur'un nedîm-i hâssı olmağıla esnâ-yı kelâmda Timur'a eydür: "Sultânım, Niçün Sivas'da kırk bin gulâmı kelâm-ı izzetleriyle pâymâl-i esb-i Tatar edüp yetmiş bin mahlûk-ı Hudâ sulehâ-yı müttakî kimesneleri katl etdiniz?" dedikde "Va'llahi efendi! Kavm-i Sivas bî-mezheb olup ‘Kur’ân-ı azîm sümme hâşâ mahlûkdur’ deyü âyet-i mensûhlara nazîre âyet etdiklerinden mâ‘adâ yedi âyet şekilli dahi kelâm-ı muhdesler zamîme eyleyüp gılâmânlarının boğazındaki Kelâm, izzetlikden çıkmış idi. Ekseriyyâ ol sıbyânları veled-i harâmlar 74a idi ve ihtiyârları cümle Şî‘î ve Mu‘tezilî ve Hurûfî ve Cebrî ve Kaderî-mezheb olmuşlardı. İslâh-ı âlem içün ilhâm-ı Rabbânî ile Hazret-i Hızır'ın vesîleligiyle cümle hurde evlâdlarını ve sâhib-şeybelerin kırup şehirlerin harâb etdim. Ammâ Nasreddîn Hâce senin şehrin sana bağışladım korkma harâb etmem" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 73b–74a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân Türkmân-ı Ceslî elinden feth edüp ba‘dehû Âl-i Osmân üzre Timur Hân hurûc edüp Sivas üzre gelüp kırk bin sıbyân-ı nâ-resîde-i tıflân-ı ebcedhânlar gerdenlerine Kelâm-ı izzetlerin ben kılup Timur'a istikbâle çıkdıklarında hemân Timur Şâh bu sıbyân-ı nâ-resîdeler üzre at koyup cemî‘i asker-i Timur'un pây-ı esb nâhunu altında kırk bin ma‘sûm [u] pâk pâymâl-i rimâl [u] hâk olup ol sâ‘at ahâlî-i Sivas'dan yetmiş bin aded ulemâ ü sulehâ ve sâhib şeybe musannıf ve mü’ellif âdemleri tarfetü'l-ayn içre dendân-ı tîğden geçirüp yedi günde kal‘a-i Sivas'ı harâb u yebâb edüp hâlâ harâbistânı ma‘lûmdur. Elsine-i nâsda meşhûrdur kim, "Sana bir iş edeyim ki Timur-ı Lenk Sivas'a etmemiş ola" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Netîce-i kelâm Timur-ı sâhib-şekâ Nasreddîn Hâce-i bî-bakâ Timur'un nedîm-i hâssı olmağıla esnâ-yı kelâmda Timur'a eydür: "Sultânım, Niçün Sivas'da kırk bin gulâmı kelâm-ı izzetleriyle pâymâl-i esb-i Tatar edüp yetmiş bin mahlûk-ı Hudâ sulehâ-yı müttakî kimesneleri katl etdiniz?" dedikde "Va'llahi efendi! Kavm-i Sivas bî-mezheb olup ‘Kur’ân-ı azîm sümme hâşâ mahlûkdur’ deyü âyet-i mensûhlara nazîre âyet etdiklerinden mâ‘adâ yedi âyet şekilli dahi kelâm-ı muhdesler zamîme eyleyüp gılâmânlarının boğazındaki Kelâm, izzetlikden çıkmış idi. Ekseriyyâ ol sıbyânları veled-i harâmlar 74a idi ve ihtiyârları cümle Şî‘î ve Mu‘tezilî ve Hurûfî ve Cebrî ve Kaderî-mezheb olmuşlardı. İslâh-ı âlem içün ilhâm-ı Rabbânî ile Hazret-i Hızır'ın vesîleligiyle cümle hurde evlâdlarını ve sâhib-şeybelerin kırup şehirlerin harâb etdim. Ammâ Nasreddîn Hâce senin şehrin sana bağışladım korkma harâb etmem" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 73b–74a ·
metinde göster ·
… da mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre
Timur-ı
bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâ …
Van eyâleti hükmünde Van deryâsı sâhilinde Taht-ı Van subaşılığına iki menzildir. Bitlis'e bir menzil-i dırâz-ı azîmdir. Tevârîh-i Şerefnâme kavli üzre bu medîne-i Muş Âzerbâycân-ı Ermen şehirlerinden bir şehr-i azîm idi. Âd ibn Şeddâd Van deryâsı zemîninde evc-i âsumâna beraber bir sedd-i âlî binâ edüp, hâşâ sümme hâşâ Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet ile ceng etmeğe kasden ol seddi Şeddâd itmâm etdikde Cibrîl-i emîn emr-i İlâh ile ol seddin zîrinden kanât urup evc-i asmâna ol kadar çıkardı kim cümle bennâların feza‘ [u] ceza‘ların cemî‘i kerrûbiyân istimâ‘ edüp Allah'ın azabından isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle urdu kim bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir oldu ve bir pâresinden Tebrîz deryâsı âşikâre oldu ve bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri ve ester ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ Van deryâsı garbî sâhilinde Râhova nâm mahalde taş olan mahlûklar kimi berpâ durur kimi çöküp yüklenmiş durur, kimi münhedim olmuş durur temâşâ-yı ibret-nümâdır. Ba‘dehû Van deryâsının şimâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda rehâ bulup cemî‘i Nemrûdîleri tenâvül edüp bi-emr-i Hayy-ı Kadîr yine mezkûr ejder Sübhân dağındaki gârına girüp mahbûs olur. İnşâ’allah bu ejder dahi Van-ı sedd-i îmân seyâhatinde manzûrumuz olduğu minvâl üzre tahrîr olunur. Ba‘dehû yine Nemrûd-i la‘în kavmine Cenâb-ı Hayy-i Kadîr Muş sahrâsından bir fâre-i azîm hâsıl edüp cümle Nemrûdîleri tenâvül edüp şehr-i Muş ahâlîsin helâk etdüğüyçün şehr-i Mûş derler. Zirâ bu şehir kurbunda mûşun tulû‘ etdüğü gâr-ı azîm nümâyândır. Bu gâr içinde olan gûnâ-gûn fâre ve sıçan ve pündika ve mûş bir diyârda yokdur. Ammâ bi-emri Hudâ İskender Filikos'u tılsımı sebebiyle Muş sahrâsına aslâ sıçan olmaz. Ammâ kadîm zamânda mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre Timur-ı bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâb ü hânelerin turâb edüp hâlâ âsâr-ı azîmleri zâhir ü bâhirdir. Ancak bir kasaba-misâl bir ma‘mûr büleydedir kim Muş sahrâsında ağzında bir cebelin zeylindedir. Bu şehr-i harâbın seyr [u] temâşâ edüp ertesi cânib-i şimâle yine sahrâ-yı Muş içre (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
… rci Gâve Dahhâk'ı katl edüp Sivas'ı harâb etdi, derler. Hakkâ ki Gâve-i âhenger
Timur-ı
bî-nûr gibi sâhib-i hurûc idi. Hâlâ Sivas'ın harâbistânı âbâdânistânından çokdu …
Bu şehr-i dilâvîzi ibtidâ binâ eden Hazret-i Zekeriyyâ asrında Kayseriyye'yi binâ eden Erces oğullarından Ermen-Kayser Sivas binâ etdi. Ammâ Ermenî tevârîhlerinde bu Sivas'ı binâ eden Sivas-ı Asvas'a Keyûmers derler, Sivas'ı Geyumers yapdı derler. Bir kavllerinde Sivas'ı Dahhâk-i mârî yapdı derler. Timur harâb etdiği gibi Dahhâk-i mârî asrında demirci Gâve Dahhâk'ı katl edüp Sivas'ı harâb etdi, derler. Hakkâ ki Gâve-i âhenger Timur-ı bî-nûr gibi sâhib-i hurûc idi. Hâlâ Sivas'ın harâbistânı âbâdânistânından çokdur. Timur harâb idelden beri kal‘a-i Sivas münhedim olmuş yatar. Netîce-i kelâm bu şehr-i Sivas'ın bânîsi ve fâtihi ve sebeb-i inhidâmı ve cemî‘i imâristânı ve âb [u] hevâsı bâlâda yine bu cild içre sene (---) târîhinde Murtezâ Paşa vâlî iken evsâfı mufassal-ı meşrûh üzre tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192a ·
metinde göster ·
Ve Mu‘allak câmi‘i: Bânîsi ma‘lûmum değildir. Ammâ nısfını münhedim eden
Timur-ı
Lenk'dir. Ve Mu‘allak câmi‘i nâmiyle şöhret bulmasının aslı oldur kim bir çâr-k …
Ve Mu‘allak câmi‘i: Bânîsi ma‘lûmum değildir. Ammâ nısfını münhedim eden Timur-ı Lenk'dir. Ve Mu‘allak câmi‘i nâmiyle şöhret bulmasının aslı oldur kim bir çâr-kûşe minâre-i âlîsi var. Üstâd-ı bennâ bu minâre-i ser-âmedi beş aded amûd-ı müntehâ üzre edüp minârenin çâr-kûşe temelin dörd sütûn üzre san‘at-ı sihr-âsâr ile binâ etmiş. Beşinci amûdu minârenün temeli ortasına edüp cümle minârenün haml-i sakîli bu bir amûd üzeredir. Sâ’ir dör[d] aded amûd âlet-i mülâhaza durduğiçün bu minâreye Minâre-i Mu‘allak dediklerinden câmi‘ dahi ol minâre ismile müsemmâ olmuşdur. Ammâ bu minârenün esâsında beş aded amûdlar bir haddâd dükkânı içinde olmağile herkesün manzûru olamaz. Takayyüd-i tâm ve bezl-i ihtimâm eden müşâhade eder, ibretnümâ bir minâre-i ra‘nâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
… yetmiş altı pâre imâr ve mükellef kal‘ası vardır. Yetmiş altısı dahi Hulâgû ve
Timur-ı
bî-nûr asrında harâb u yebâb olmuşdur.
Der-beyân-ı cezîre-i azîm, Dicle-i kadîm: Cenâb-ı İzzet bu rûy-ı arzı halk idelden berü bu cezîre-i ma‘mûr nehr-i Furât ile nehr-i Şattu'l-Arab'ın mâbeyninde bir sevâd-ı mu‘azzam cezîre halk olunmuşdur kim bu cezîrenin ibtidâsı cânib-i şimâlde kal‘a-i Harput ve kal‘a-i Pertek kurblarında İzoli ekrâdı içindedir. Andan bir ucu cânib-i kıbleye Bağdâd çölü ve Kûfe ve Kerbelâ çölleri içre gidüp ta kal‘a-i Kurna'ya varınca tûlânî bir cezîre-i azîmdir kim tûlâsı kırk altı konakdır, ammâ arzı üç menzil, ya yedi menzil, on konak, en nihâyeti on beş konakdan ba‘îd arîz yeri yokdur. Ta bu mertebe Cezîre-i Dicle'dir. Şat ile Furât mâbeyninde olmağile Cezîre-i Dicle derler, ammâ nehr-i Dicle yine nehr-i Şattu'l-Arab'dır. Ammâ bu Cezîre-i Dicle içinde cümle yüz yetmiş altı pâre imâr ve mükellef kal‘ası vardır. Yetmiş altısı dahi Hulâgû ve Timur-ı bî-nûr asrında harâb u yebâb olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209b ·
metinde göster ·
… â Seyfüddevle sarâylarının esâsları nümâyândır. Sene (---) târîhinde bu kal‘ayı
Timur-ı
sâhib-hurûc harâb etmişdir. Hâlâ kal‘asının câ-be-câ rahnedâr yerleri zâhir ü b …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Seyfüddevle ibn Hemedânî bu kal‘ayı imâr edüp Kürdistân ve Ermenîstân vilâyetlerine şa‘şa‘a saldı. Eyle imâr oldu kim hemân yetmiş bin alaca çapar atlı askeri var idi. Gayri cüyûşunun hisâbın Hudâ bilürdü. Asâkir-i bî-pâyânının vefreti şundan kıyâs oluna kim rûz-merre matbah-ı Keykâvûs'unda kırk aded bâr-ı şütür, aşına sarf olunup nökerlerine ta‘âm-ı gûnâ-gûn bezl olunurdu. Hâlâ Seyfüddevle sarâylarının esâsları nümâyândır. Sene (---) târîhinde bu kal‘ayı Timur-ı sâhib-hurûc harâb etmişdir. Hâlâ kal‘asının câ-be-câ rahnedâr yerleri zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a ·
metinde göster ·
Hazzov dediler, sebeb-i tesmiyyesine bâ’is ve bâdî oldu. Ba‘dehû Âzerbaycân Şâhı Uzun Hasan bu kal‘aya mâlik oldu. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Timur-ı bî-nûr Mefârikîn kal‘asın hedm etmeğe gelirken bu Hazzo'yu harâb edüp Bitlîs Hânı Abdâl Hân'ın ecdâdı Sultân (---)(---)(---) imâr edüp mutasarrıf oldu. Ba‘dehû sene 920 târîhinde Selîm Şâh-ı Evvel Çıldır gazâsı avdetinde Diyârbekir'i feth eden Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya Bitlîs Hânı ecdâdı itâ‘at edüp yine hükûmeti Selîm Hân hattıyla kendüye hükûmet kaydıyla eyâleti ihsân olunup hâlâ Süleymân Hân tahrîrinden berü eyâlet-i Diyârbekir'de beş hükûmetin biri dahi mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem bu Hükûmet-i Hazzo'dur kim taraf-ı pâdişâhdan bunların evâmir-i şerîflerinde elkâbları cenâb deyü yazılır. Taraf-ı pâdişâhîden hâkiminin hâssı (---) akçedir. Erbâb-ı zu‘amâsı (---) ve erbâb-ı timârı (---) adeddir. Alâybeği ve çeribaşısı vardır ve yüz elli akçe pâyesiyle yahşı kazâdır, ammâ ba‘zı zamân, yamân kazâ-yı âsumânîdir. Zîrâ Kürdistân-ı bî-emândır. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve müftîsi ve nakîbi yokdur. Cümle hükm-i hükûmet hâkimi hükmündedir. Hatta kal‘ası ve cebehânesi ve dizdârı ve neferâtları cümle hâkimi tarafındadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 220a ·
metinde göster ·
… Bunlar Âl-i Yûsufî derler. Âl-i Osmân'a akrabâ olduklarından Kara Yûsuf hânları
Timur-ı
bî-nûr havfinden Bursa'da Yıldırım Hân'a vardığından Timur Yıldırım Hân üzre va …
Ziyâret-i selâtîn-i Karakoyunlu: Bunlar memâlik-i Irâk'a ve Âzerbaycân'a ve şehr-i Ahlat'a mutasarrıf oldular. Cümle on nefer âdemlerdir. Bunlar Âl-i Yûsufî derler. Âl-i Osmân'a akrabâ olduklarından Kara Yûsuf hânları Timur-ı bî-nûr havfinden Bursa'da Yıldırım Hân'a vardığından Timur Yıldırım Hân üzre varup Yıldırım Hân'ı münhezim edüp Kara Yûsuf Mısır'a ve Mısır'dan Mekke'ye ve yine Ahlat'a geldi. Bunlar dahi Âl-i Osmân gibi diyâr-ı Mâhân'da iken Şâm halîfesi Hişâm b. Abdülmelik diyâr-ı Acem'de hakanı münhezim edüp cümle ümerâ-yı Dağıstân'ı ve kavm-i Tabserân'ı ve kavm-i Kumuğu ve kavm-i Moğol'u ve kavm-i Boğol'u ve kavm-i Kaytak'ı ve bu kavm-i Kara Koyunlu Âl-i Yûsuf'u İslâm'a getirüp Tatar cengizlikden çıkup cümle İslâm ile müşerref {oldular}. Ba‘de mevt-i Melik Hişâm bu Karakoyunlu Âl-i Yûsuf'u üzre Cengiz askeri "Siz Müslümân oldunuz" deyü istîlâ etdiklerinden bu Karakoyunlu dahi diyâr-ı Mâhân'dan 241b Âl-i Osmân ecdâdı Kuba Alp ve karındaşı Bayındır Hân ve Süleymân Şâh ve anın oğlu Ertuğrul Bay ile bu Karakoyunlu Âl-i Yûsuf diyâr-ı Mâhân'ı terk edüp diyâr-ı Ahlat'a gelüp tavattun etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241a–241b ·
metinde göster ·
… etdik. Ammâ ez-în-cânib efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘a-i Van'a dâhil oldukda
Timur-ı
bî-nûrun Van kal‘asına yığdığı türâbı deryâya dökmeğe ihtimâm-ı tâm edüp eyâlet …
Hamd-i Hudâ kal‘a-i Van'ın bu kadar seyr ü temâşâların edüp niçe yüz sulehâ-yı ümmetlerin hayr du‘âlarıyla behremend olup niçe ziyâretler etdik. Ammâ ez-în-cânib efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘a-i Van'a dâhil oldukda Timur-ı bî-nûrun Van kal‘asına yığdığı türâbı deryâya dökmeğe ihtimâm-ı tâm edüp eyâlet-i Van'da olan (---) aded beğlere ve dörd aded serbes hâkimlere evâmir-i şerîfler göndermiş idi. Cümle sem‘an ve tâ‘aten deyüp gün-be-gün deryâ-misâl Kürdistân askeri me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla ve hayme vü hargâh-ı bâr u bengâhlarıyla ve paşaya bî-kıyâs hedâyâlarıyla cümle gelüp sahrâ-yı Van'da meks edüp fezâ-yı Van haymeler ile zeyn olup âbâdân oldu. Ordu-yı İslâm eyle vâsi‘ oldu kim bir ucundan bir ucuna iki sâ‘atde varılırdı. Hemân üç bin ehl-i sûk haymesi ve aşbâzları var idi. Paşa bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp hamd edüp cümle hizmet-i pâdişâhîyi edâ etmeğe gelen beğlere dilnüvâzlıklar ve çâre-sâzlıklar edüp ihsân [u] in‘âmlardan mâ‘adâ beher yevm ikişer kerre cemî‘i ümerâlara ve mîr-i aşâ’irlere ziyâfet-i azîmler edüp hayr-ı hâtır ederdi. Ve matbah-ı Keykâvûs'dan cemî‘i kavm-i Ekrâd ni‘met-i firâvân Taht-ı Van'da bezl edüp kavm-i Ekrâd def‘-i cî‘ân ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259a ·
metinde göster ·
… ân edüp 259b gülbâng-ı Muhammedî çekerek sadâ-yı Allah ile bir hây [u] hû ile
Timur-ı
bî-nûrun torpağın küfe ve tobra ve şilleler ile deryâya ilkâ ederlerdi. Bu hâl …
Ba‘de't-ta‘âm yine guzât-ı müslimîne fermân edüp 259b gülbâng-ı Muhammedî çekerek sadâ-yı Allah ile bir hây [u] hû ile Timur-ı bî-nûrun torpağın küfe ve tobra ve şilleler ile deryâya ilkâ ederlerdi. Bu hâl üzre Kürdistân'dan dahi ziyâde asker cem‘ olup ordu-yı İslâm deryâ olmada, ammâ Hakkarî Hânı kendüsü gelmeyüp Monlâ Muhammed Şatakî nâm kethudâsıyla altı bin Celüv askerin hizmet-i pâdişâhîye gönderdi ve girân-bahâ hedâyâları geldi, ammâ Mahmûdî beğlerinden Evliyâ Beğ ne kendi geldi ve ne imdâdı ve hedâyâsı geldi. Ve Bitlîs Hânı Abdâl Hân kezâlik bir şeyi ve bir haber-i âgâhı gelmediğinden paşa gâyet müte’ellim olup bir kerre Arganalı Ahmed Ağa ile hâna muhabbetnâmeler yazup nâme hâna vusûl buldukda kırâ’at edüp "Van'dan bizim atımız su içmez." deyü cevâb edüp varan âdeme "Necâtiyye sûret yok şeklin edüp ağa-yı mezbûr dahi bî-mektûb Bitlîs'den Kuskunkıran üzre iki gün iki gice Van deryâsın dolaşup Ahmed Ağa bî-mektûb paşaya gelüp nakl-i bi'l-masdar edince paşa kav u çakmak ile kibritli âteş-pâre olup ne dutuldu ve ne kapıldı ve derdine dibelik derd katıldı. Hikmet-i Hudâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259a–259b ·
metinde göster ·
El-azametullah hikmet-i Hudâ ol esnâda Timur-ı bî-nûrun Van'a sürdüğü toprağı deryâda katre ve güneşde zerre deryâya dökerken bir gice bir şeb-i muzlimde ol kadar bârân-ı rahmet yağdı kim niçe hayme vü hargâhları seyl-i rahmet götürüp cümle guzât-ı müslimîn gark-ı âb-ı matar oldu. Ve bu mahalde bir zelzele-i azîm olup bir gürüldü ve bir sâ’ika oldu kim cümle cüyûş-ı İslâm Van kal‘ası ka‘r-ı zemîne geçdi zann etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 262a ·
metinde göster ·
… unlar imâr etmişdir ve niçe düvelden düvele intikâl etmişdir. Ba‘dehû Hulâgû ve
Timur-ı
pür-zor ve Süleymân Hân asrında Serdâr İbrâhîm Paşa ve Murâd Hân-ı Sâlis asrınd …
Vech-i tesmiyyesi ve ibtidâ bânîsi oldur kim kaçan Âdem-i Sânî ya‘nî Nûh Nebî aleyhi's-selâm ba‘de't-Tûfân delîl-i kat‘î olan bu âyet-i bürhân ile âyet Arapça hükmü üzre Musul kurbünde cebel-i Cûde üzre keştî-i Nûh Necî karâr edüp cümle ümmet-i Nûh necât buldukda Cûde şehrin Hazret-i Nûh imâr eder. Andan bu Nihâvend semtlerini Nûh Necî deverân ü seyerân edüp âb u hevâsından hazz edüp bu Nihâvend'in şehrin inşâ etdüğinden Nûh-âvind'den galat Nûh-âvend derler. Giderek galat-ı meşhûr olarak Nihâvend derler. Ammâ Acem nâzükleri Nehrâvend derler ve lisân-ı Moğolîde Sare-sur derler, ya‘nî Sâriye kal‘ası derler. Ba‘dehû Keyûmers Şâh ve Nuşirevân ve Hazret-i Ömer hilâfetinde Serdâr Sâriye ve Hârûnu'r-Reşîd ve Şâh Gıyâseddîn cümle bunlar imâr etmişdir ve niçe düvelden düvele intikâl etmişdir. Ba‘dehû Hulâgû ve Timur-ı pür-zor ve Süleymân Hân asrında Serdâr İbrâhîm Paşa ve Murâd Hân-ı Sâlis asrında Cığaloğlu ve Osmân Hân-ı Sânî asrında Halîl Paşa ve Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında Hüsrev Şîr Paşa bu Nihâvend kal‘ası ve şehrin harâb u yebâb etmişlerdir. İlâ hâze'l-ân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307a ·
metinde göster ·
Bânî-i hâdî aşeresi, sene 792 târîhinde sâhib-i hurûc
Timur-ı
pür-zor on sekiz pâdişâhlık yeri kabza-i tasarrufa alup on iki pâdişâhı rikâbın …
Bânî-i hâdî aşeresi, sene 792 târîhinde sâhib-i hurûc Timur-ı pür-zor on sekiz pâdişâhlık yeri kabza-i tasarrufa alup on iki pâdişâhı rikâbında piyâdece yürüdüp Bağdâd üzre geldikde amân u zamân vermeyüp Bağdâd'a mutasarrıf olup imâr etdi. Ba‘dehû evlâdı 333b Şehzâde (---) hilâfet-i Bağdâd'ı verüp Timur Şâh Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân üzre hurûc edüp âhir-ı kâr dest-i Timur'da Yıldırım Hân münhezim olup asker-i Yıldırım târumâr oldukda hemân Yıldırım Hân Tatar askeri üzre dal kılıç olup hikmet-i Hudâ bir iş görememiş. Atdan tekerlenüp Yıldırım Hân'ı kavm-i Tatar huzûr-ı Timur Şâh'a götürüp Timur Hân {eydir}: "Eyle olur bürâder, bu baht hâlibdir!" deyü dilnüvâzlıklar eder. Yıldırım Bâyezîd Hân gazabından niçe gûne zebândırâzlıklar eder. Âhir Timur, Yıldırım Hân'ı demir kafes içre haps eder. Mahpus iken hummâ-yı muhrıkdan dâr-ı âhirete gider. Ol ân Çelebi Mehemmed ibn Yıldırım Hân Timur'a yetişüp Tatar askerine karışup bir kılıç urur kim Timur Şâh ancak öz başıyla diyâr-ı Horasân'a düşüp (---)(---) merhûm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 333a–333b ·
metinde göster ·
… n gâret ü harâb u yebâb etdüğinden Özbek Hân doğru Timur Leng Hân'a ilticâ edüp
Timur-ı
pür-zor Hân dahi Özbek Hân'ın hâtırıyçün Mâverâü'n-nehir'den üç kerre yüz bin M …
Sene 690 târîhinde Tohtamış Hân sâhib-hurûc olup hulûlî-mezheb olmağın vilâyet-i Kırım'da İslâm ile müşerref olan Özbek Hân üzre Tohtamış Hân beş kerre yüz bin askerle Kırım cezîresine varup Özbek Hân bi-emrillâh münhezim olup elin vilâyetin Tohtamış Hân gâret ü harâb u yebâb etdüğinden Özbek Hân doğru Timur Leng Hân'a ilticâ edüp Timur-ı pür-zor Hân dahi Özbek Hân'ın hâtırıyçün Mâverâü'n-nehir'den üç kerre yüz bin Moğol ve Boğol ve Kaytak ve Lezgi ve Legzi ve Türk ü Türkmân ve Terekeme ve Çağatay kavmi askerleriyle Tohtamış Hân-ı hulûlînin şehri olan bu Sarây kurbunda iki leşker birbirlerine karılup ve katılup tarafeynden niçe ker[re] yüz bin hadeng ve sehm-i kazâlar atılup hikmet-i Bârî yârî kılup Tohtamış Hân münhezim olup iki kerre yüz bin asker dendân-ı tîğ [u] tîr-i kemândan geçüp bakıyyetü's-süyûfları nehr-i Edil'de gark olup şehr-i Sarây'ı Timur Leng Hân harâb u yebâb edüp ol zamândan berü zikr olunan kadarca âbâdân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 170b ·
metinde göster ·
… Şâh ikişer kerre yüz bin keçeden obalarıyla konup göçerler. Cümle bu şehirleri
Timur-ı
pür-zor Hân harâb etmişdir.
Ve zamân-ı Cingiz Hân bu deşt-i Kıpçağ'ın, ya‘nî Heyhât sahrâsının etrâfında yüz yetmiş pâre şehr-i azîmler var imiş. Hâlâ harâbeleri içlerinde Kalmık şâhlarından Taysı Şâh ve Moyinçak Şâh ikişer kerre yüz bin keçeden obalarıyla konup göçerler. Cümle bu şehirleri Timur-ı pür-zor Hân harâb etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 170b ·
metinde göster ·
Be-kavl-i müverrihîn-ı Tatar bu şehri ba‘de't-Tûfân ibtidâ binâ eden Îrec Şâh ibn Ferîdûn binâ edüp ba‘dehu Cingiz Hân pây-ı taht edinüp amâr etdi. Ba‘dehu Hulâgû Hân harâb etdi. Ba‘dehu Alatır Hân ibn Aykulp Hân amâr edüp ba‘dehu Tohtamış Hân tahtgâh edinmişken Timur-ı pür-zor Hân Tohtamış Hân'ı münhezim etdikde bu şehr-i Alatır'ı dirîğ ender hayf u dirîğ harâb edüp ba‘dehu Maskov kralı fursat bulup bu şehr-i Alatır'ı amâr eder. Hâlâ dest-i Maskov'da sehel ma‘mûrsi şehirdir kim başka vezîri var, on bin askerle hükm eder, ammâ askerinin nısfı Mujik Kazağıdır ve nısfı Heşdek ve Yaman Sadak askeridir. Bunlar Kalmık ile sulh edüp kardaş olmuşlar, ya‘nî barışmışlar. Şehir içre Kalmık Tatarları girüp bâzâ[r]lık ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171b ·
metinde göster ·
pür-zor Hân'ın bir oğlu Akmescid'in cenûbîsine Çadır dağı yaylağı dâmeninde med …
Ve "Timur-ı pür-zor Hân'ın bir oğlu Akmescid'in cenûbîsine Çadır dağı yaylağı dâmeninde medfûndur" deyü Ak Mehemmed Paşa'nın su’âline cevâb vermek içün mezkûr Tohta Bay Tevârîhi böyle okunup Kırım'da ibtidâ kavm-i Tatar sâkin olmasının aslı ve ibtidâ Kırım'a hân olan Cingiz Hân oğlu Cuci Hân'dır deyü cevâbdihlik edüp Kırım sâhibi olduk dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 199b ·
metinde göster ·
… i Muzafferân ve Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Küretbayân(?) ve Âl-i Serâbdârân ve Âl-i
Timur-ı
Gürgân ve Âl-i Benî Katâdeyân-ı şürefâ-yı Mekke ve Âl-i Tebâbi‘a ve Âl-i Ekâsir …
Bu def‘ada olan gazâ-yı ekber, Hazret-i Risâlet-penâh hazretlerinin zamân-ı sa‘âdetlerinden berü sahâbe-i kirâm ve Çâryâr-ı güzîn rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘înden sonra devlet-i Âl-i Emeviyyûn'da ve devlet-i Âl-i Abbâsiyân'da ve devlet-i Fâtımiyyîn ve Keyyâniyyân ve Sâsâniyân ve Âl-i benî Ukayl ve Âl-i Dânişmendiyân ve Âl-i Karakoyunlıyân ve Âl-i Akkoyunlıyân ve Âl-i Hâşimiyân ve Âl-i Şâhân ve Âl-i Derbendiyân ve Âl-i Zülkadriyye ve Âl-i Ramazâniyye ve Âl-i Cingiziyân-ı Moğol-ı Hulagu ve Âl-i Cingiziyân-ı Mâverâ’u'n-nehir ve Âl-i inculiyân ve Âl-i Muzafferân ve Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Küretbayân(?) ve Âl-i Serâbdârân ve Âl-i Timur-ı Gürgân ve Âl-i Benî Katâdeyân-ı şürefâ-yı Mekke ve Âl-i Tebâbi‘a ve Âl-i Ekâsire ve Âl-i Benî Resûl ve Âl-i Edârise ve Âl-i Hamûd-ı memâlik-i Endülüs ve Âl-i Mülettemîn ve Âl-i Muvahhidîn ve Âl-i Benî Hazîn ve Âl-i Benî Tâs der-memâlik-i Fas ve Âl-i Şürefâ-yı Mağrib-zemîn ve Âl-i Ağleb hâkimân-ı Afrika ve Âl-i Benî Kelb der-hâkimân-ı cezîre-i Sakalaba ve Âl-i Benî Hafz ve Âl-i Abbâsiyân'dan sonra Mısır'a ve bu cezîre-i Girid'e mâlik olanlardan Âl-i Tâhiriyân ve Âl-i Benî Leys Safâriyân ve Âl-i Sâmâniyân ve Âl-i Benî Ziyâd ve Âl-i Bûye ve Âl-i Sebüktegin ve Âl-i Gûr ve Âl-i Hârezmiyân ve Âl-i Selçukiyân-ı Îrân [u] Tûrân ve Âl-i Selçukiyân-ı memâlik-i Yûnân ve Âl-i Tâcu'd-devle ve Âl-i Atabegiyân der-memâlik-i Şâm ve devlet-i Melâhide hâkimân-ı Kûhistân ve Âl-i Eyyûbiyân bin Şâdu'l-Kürdî der-hâkimân-ı Mısır Şâm İsne ve İsvân ve Âl-i Karahıtâniyân ve Âl-i Benî Artık der-memâlik-i Haleb ve Diyârbekir ve Âl-i Mervâniyân hâkim-i Diyârbekir ekrâd-ı Ardalân-ı Sûrân ve Âl-i Benî Firdâsi'l-Kilâbî der-hâkimân-ı Haleb, nefer 7 ve Âl-i Benî Esed hâkimân-ı Hılle nefer 7 ve Âl-i Benî Hemedân hükkâm-ı Musul-ı Atîk nefer 6 ve Âl-i Bektûniyân (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 307b ·
metinde göster ·
… müdevver bir Şeddâdî sengîn binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Ammâ sene (---) târîhinde
Timur-ı
bî-nûr Yıldırım Hân'a rağmen ba‘zı yerlerin münhedim etmeğile hâlâ bu kal‘a içi …
Zamân-ı kadîmde İskender-i kübrâ asrında Batâlise-i Rûm krallarından Batlîmûs binâsıdır. Tevârîhâtlarda Fındıcak kal‘ası deyü tahrîr etmişlerdir. Simav şehrinin ensesinde cânib-i cenûbda bir mürtefi‘ kaya üzre şekl-i müdevver bir Şeddâdî sengîn binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Ammâ sene (---) târîhinde Timur-ı bî-nûr Yıldırım Hân'a rağmen ba‘zı yerlerin münhedim etmeğile hâlâ bu kal‘a içinde hâneler yokdur. Sene (---) târîhinde Germiyanoğlu vezîri Babık(?) Beğ Simavna nâm bir Urum kralı elinden feth etmeğile Simav derler. Bir rivâyetde sîmâb'dan galat Simav derler. Ya‘nî Gümüş suyu demek ola. Hakîkat suları gümüş-misâl berrâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y21b ·
metinde göster ·
Hazret-i Yahyâ'nın ise sebeb-i şehâdetleri Benî İsrâ’îl meliklerinden biri kendi kızın nikâh ile almasına Yahyâ Nebî mâni‘ olduğıyçün mevlûd-ı Îsâ Nebî günleri şehîd olmuşlardır. Hâlâ ol günlerde "Gerden-i şerîflerinden kan cereyân eder" deyü Malta küffârı cevâb ederler. Ammâ ser-i sa‘âdetleri bir mücevher altun kâse içinde câmi‘-i Ümeyye'nin ortasında kırk ayak taş nerdübân ile enilir zîr-i zemîn içre müsbetdir ki Timur-ı bî-nûr Şâm-ı şerîfi Yezîdîler elinden alup cümle Yezîdî'yi dendân-ı tîğdan geçirüp ve bakıyyetü's-seyfi câmi‘-i Ümeyye Y 118b içinde ihrâk bi'n-nâr edüp ba‘dehu Hazret-i Yahyâ'nın ser-i sa‘âdetinin haberin alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y118a–Y118b ·
metinde göster ·
… dir. Ve bu mahalde Taberistân kal‘ası Minye gölü kenârında bir azîm kal‘a imiş.
Timur-ı
bî-nûr şâm'ı harâb etdükde bu kal‘ayı dahi esâsından münhedim edüp Kudüs'e varm …
Ayn-ı Vâdî: Bu Türâbîoğlu dağlarından gelüp yine Minye gölüne mahlût olur bur küçük ırmakdır, ammâ lezîzdir. Ve bu mahalde Taberistân kal‘ası Minye gölü kenârında bir azîm kal‘a imiş. Timur-ı bî-nûr şâm'ı harâb etdükde bu kal‘ayı dahi esâsından münhedim edüp Kudüs'e varmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y201b ·
metinde göster ·
bî-nûra bu Uzun Hasan mutî‘ olup Timur'un rikâbında piyâde yürüdü, ammâ Timur f …
Uzun Hasan bunlardandır. Timur-ı bî-nûra bu Uzun Hasan mutî‘ olup Timur'un rikâbında piyâde yürüdü, ammâ Timur fevt oldukdan sonra Timur'un evlâdların kırup milklerine mâlik olup azîmü'ş-şân pâdişâh oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y21b ·
metinde göster ·
… me gönderüp mutî‘ olup "Benden bî‘at edesin" dedükde Yıldırım Hân elçisin kovup
Timur-ı
bî-nûr deryâ-misâl askerle Yıldırım Hân üzre gelüp (---) sahrâda ceng-i azîm ed …
Hattâ Yıldırım Bâyezîd Hân'a nâme gönderüp mutî‘ olup "Benden bî‘at edesin" dedükde Yıldırım Hân elçisin kovup Timur-ı bî-nûr deryâ-misâl askerle Yıldırım Hân üzre gelüp (---) sahrâda ceng-i azîm edüp vüzerâ-yı Yıldırım Hân'ın sû-i tedbîriyle asker-i âl-i Osmân münhedim olup Yıldırım Hân dâğ-ı derûnundan bir iş görmemiş deste kuyruk tay üzre meydân-ı ma‘rekede Tatar askerin kova kıra nâ-resîde at altında kalup tekerlendi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y23a ·
metinde göster ·
… Yıldırım Hân'ın başına üşüp bir sâ‘at piyâde ceng edüp âhir girîbânı ele verüp
Timur-ı
bî-nûr huzuruna getürüp şecî‘âne niçe kelimâtlar edüp Timur Yıldırım Hân'a başk …
Derhâl Tatar askeri Yıldırım Hân'ın başına üşüp bir sâ‘at piyâde ceng edüp âhir girîbânı ele verüp Timur-ı bî-nûr huzuruna getürüp şecî‘âne niçe kelimâtlar edüp Timur Yıldırım Hân'a başka serâperde döşeyüp dâ’imâ saff-ı âlîde karâr edüp Timur ile musâhabet ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y23a ·
metinde göster ·
… ümle on iki bin ahrec ata süvâr olmuş on iki abd-i müşterâsı vardı. Bir kavilde
Timur-ı
bî-nûru Sultân Ferec bozup mâl-ı ganâyimiyle ve cümle abd-i memlûklarıyla Mısır …
Cümle on iki bin ahrec ata süvâr olmuş on iki abd-i müşterâsı vardı. Bir kavilde Timur-ı bî-nûru Sultân Ferec bozup mâl-ı ganâyimiyle ve cümle abd-i memlûklarıyla Mısır'a getirüp Y 27b Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Rûs Sultân Ferec'den Mısır'da kaldı, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y27a–Y27b ·
metinde göster ·