… ta küffârı kadırgalarına râst gelüp bir gün bir gice ceng-i azîm edüp sademât-ı
topdan
kalyon içre olan atlar boşanup guzât-ı müslimîne atlar dahi bir şaşkınlık verüp …
Evvelâ gazâ-yı cezîre-i Girid: Sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde ağalarından Mu‘tak olan Sünbül Ağa nâm ankâ-yı zî-şân, beş Mısır hazînesiyle ve elli aded muhassine cevârîler ve niçe âftab gulâm-ı mihbânlar ve kırk aded "es-sâfinâtü'l-ciyâd" makûlesi küheylân atlar ile pâdişâh-ı Cem-cenâb İbrâhîm Hân'dan {Ağa-yı mezbûr} âzâd u me’zûn olup İbrâhîm Çelebi nâm bir re’îs-i mellâhın altı kat anbarlı karavana kalyonuna cümle metâ‘ın üç ayda doldurup beş yüz tevâbî‘-i pür-silâhı ve üç yüz aded sâ’ir tüccâr ve iki yüz keştîbân ve Mısır'a menfâ Esîrî Mehemmed Efendi tevâbi‘iyle cümle bin üç yüz aded ibâdullah ile rûz-ı cum‘ada Beşiktaş nâm mahalde mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânların küşâde kılup top u tüfenk şâdmânları ederek cânib-i Mısr'a revâne oldular. Hikmet-i Hudâ (---) cezîre kurbunda altı pâre Malta küffârı kadırgalarına râst gelüp bir gün bir gice ceng-i azîm edüp sademât-ı topdan kalyon içre olan atlar boşanup guzât-ı müslimîne atlar dahi bir şaşkınlık verüp yine bu hâl ile mücâhidîn ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp limân hevâda kalyon rûy-ı deryâda karadağ gibi kalup altı aded kadırga-i menhûs kalyonun yemîn ü yesârından döke döke kalyonun direği ve kıçı isa başı ve dümeni gidüp bî-cenâh kaldı ve içinde olan guzât-ı müslimînden ancak iki yüz âdem kalup cümle darabât-ı top-ı kûpden şehîd oldular. Hemân kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dal-satûr-ı Muhammedî olup Kızlar Ağası Sünbül Ağa'ya hıtâben "Bre mel‘ûn Arab, ben sana kâfir vardır, gemiye atlar komayalım ve cebehâne ziyâde alalım ve küffârın bir hoş haberin alup çıkalım ve bu kadar yüklü gemi ile deryâya niçe çıkalım, dedim. Sen emr-i şerîf alup beni bu hâl ile küffâra uğratdın" deyü Kızlar Ağasına bir tîğ urup kellesin galtân edince hemân Kızlar Ağasının tevabî‘leri İbrâhîm {Çelebi üzre} ol sâ‘at kılıç üşürüp pâre pâre ederler. Küffâr bu hâli görüp altı pâre kadırga-i menhûs ile kalyonun cânib-i erba‘asına sarılup derhâl kalyon içre soltat-ı kefereyi döküp üç sâ‘at dahi kalyon içre ceng edüp âhir-i kâr küffâr-ı hâk-sâr kalyonu ahz [u] kabz edüp içinde olan cümle ümmet-i Muhammed'i ve Esîrî Mehemmed Efendi'yi esîr edüp kayd-bend edüp kalyonu altı pâre Malta kadırgası yedeğe alup doğru Hanya limanına götürüp lenger-endâz oldular. Kâmil bir ay liman-ı Hanya'da meks edüp cemî‘î mal [u] menâl [u] metâ‘ı ve cümle küheylân atları ve nûr-misâl duhter-i pâkîze-ahterleri ve mahbûb gılmânları gemiden taşra çıkarup kal‘a-i Hanya'da bey‘ u şirâlar edüp cümle duhterlerin bekâretin izâle edüp bu kadar fezâhat ederler. Ba‘zı âkıbet-endîş papas ve bıtrîk ve kıssîs ruhbânlar eydür "Vay biz bu Osmânlı kalyonun ve kızları ve atların bu şehrde görmemek gerek idik. Şimden gerü bu cezîre elden gitdi. Zîrâ kitâbımızda eyle yazar kim bu cezîre-i Girid'e Osmânlı kalyonu gele ve atları gele ve kızları gele ardı sıra Türk gelüp gemisine ve atlarına binüp kızlarıyla cimâ‘ edüp bu cezîrede mülk edinüp evlâd sahibi ola" deyü Çalıpapaslar böyle deyü feryâd ederler. Ba‘zı küffâr bu cevâbları papaslardan istimâ‘ edüp niçe bin küffâr birer bahâne ile cezîrelerinden firâr edüp gayrı diyârlarda karâr ederler. Ol asrda cezîre-i Girid içre dörd kerre yüz bin Urum re‘âyâsı var idi. Ve cezîrenin cânib-i etrâfında yetmiş altı pâre ma‘mûr kal‘a-i metîn var idi. "Cümlesinde on altı bin soltat ve murtat cunûd-ı cünübü vardır" deyü Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize haber geldi. Ba‘dehû bu Kızlar Ağası kalyonunun bu gûne ahvâl-i pür-melâli böyle olduğu sa‘âdetlü pâdişâha mün‘akis olunca fi'l-hâl Venedik balyozun Dîvân-ı Pâdişâhîye da‘vet edüp "Bre bî-dîn mel‘ûnlar, niçün sulha mugâyir iş işleyüp limanınıza bizim gemilerimiz alan düşmanları, gemilerimiz ile limanlarınıza 269a kodunuz. Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân sulhu böyle midir?" deyince balyozlar ve konsoloslar ve konçoloz huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp eyitdiler: "Pâdişâhım! Ahidnâme-i mîsâkımızda böyledir kim sizlerin donanması dahi sâ’ir kefere krallarının gemilerin alup limanımıza girse müsâfirdir, deyü ri‘âyet edüp limanımıza koruz. Yohsa biz ahid-şikenlik edüp hâşâ sümme hâşâ kızlar ağanız gemisiyle almış olayız. Bu habâseti edüp limanımıza giren Malta küffârıdır. Biz dahi anlardan âciziz" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Pâdişâh-ı cem-haşmet buyurdular kim "Ya biz Malta üzre gazâ edersem, bana gemiler verüp imdâd eder misiz?" dedikde "Cân-baş üzre hizmet edüp üç yüz pâre gemi verelim, asker ve cebehâne ve zahîre sizden, gemiler vermek bizden" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Andan cümle balyozlara hil‘at-i fâhireler giydirilüp hâb-ı hargûş verdiler. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268b–269a ·
metinde göster ·
… sulanup başdardade filandıra bayrağı dikilüp ve bir top-ı irtihâl atılup üçüncü
topda
avanta-lenger edüp nefîr-i rihâllar çalınup andan yine muvâfık eyyâm ile ol gün …
Menzil-i kal‘a-i Gelibolu : Bunda cümle keştîler lenger-endaht olup kal‘adan hoş geldin topları ve cümle donanma keştîlerinden selâmet topları şâdmânı olup cümle guzât-ı müslimîn Gelibolu tershânesine çıkup herkes işgâline meşgûl olup elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tırabulus kalyonlarına Rûmeli askerinin me’mûr olanların kodular. Ve karşu Anadolu cânibinde Çârdâk nâm iskeleden sefere me’mûr olan Anadolu ve Şâm ve Haleb ve gayrı on bir eyâlet askerleri cümle keştîlere me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla bir gün bir gicede mâl-â-mâl olup ikinci günde yine bir yaylım top u tüfenk şâdmânları olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenkden deryâ vü âsumân dir dir ditreyüp ve cümle asker müstavfâ sulanup mâh-ı mezbûrun (---) günü muvâfık eyyâm ile cümle keştîler kartal kanadı bâdbânların küşâde kılup kal‘a-i Bozcaada önünden ubûr ederek ol gün on pâre perâkende firkate ile Karabatak ve İnebahtılı Durak ileri gidüp onar mil ba‘îd karavulluk ve kulağuzluk ve kolluk etmeğe me’mûr olup hil‘at-i fâhireler ihsan olundu. Ve edâ-yı hizmetden sonra Tershâne-i âmire beğliği ihsân olunmak ta‘ahhüd olunup ol gün cezîre-i (---)(---) lenger-endâz olup üç gün meks olundu. Bunda dahi asâkir-i İslâm alınup ve cümle gemiler sulanup başdardade filandıra bayrağı dikilüp ve bir top-ı irtihâl atılup üçüncü topda avanta-lenger edüp nefîr-i rihâllar çalınup andan yine muvâfık eyyâm ile ol gün cezîre-i (---)(---) lenger-i ikâmet bırağılup asker alınup sulanup andan cezîre-i İstendil, bizim adalar içinde Venedik kâfirinin cezîresidir, anın ceneralinden serdâra hedâyâlar gelüp aslâ ana nazar etmeyüp ubûr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 270a ·
metinde göster ·
… götürürdü. Ammâ bu iki dilin delâletine i‘timâd etmeyüp cümle asker-i İslâm bir
topdan
pür-silâh âmâde olup cümle kemândârân şaşt-ber-kabza âmâde menâzil kat‘ ederek …
Sahrâ-yı Boğdu; Selîm Hân-ı Evvel, şehzâdeliği âleminde bu ferah-fezâya Tarabefzûn hâkimiyken gelüp meks etdüğü nehr-i Zubad kenarında bir soffa-i âlîsi vardır. Sâfî çimşir dırahtı hıyâbânıdır, anda meks edüp yine guzât-ı muvahhidîn cânib-i erba‘aya şebhûnlar salup nısfu'l-leyde Çarkacı Ketağaç Paşa kolundan iki dil tutulup serdâr Seydî Ahmed Paşa huzûrunda söyledip "Biz Mikril Beği Zaposho âdemleriyiz. Gönye kal‘asın Urus alup oturur mu, yohsa Osmânlı yine kal‘ayı alır mı, varup göresiz, deyü bizi gönderdiler. Emr Hudâ'nın işte giriftâr-ı bend-i esîr olduk. Emr sizindir" deyü şâfî haber verüp niçe ganâ’imli kuralar kulağızlayıp, anları Seydî Paşa vesîle eyleyüp önü sıra götürürdü. Ammâ bu iki dilin delâletine i‘timâd etmeyüp cümle asker-i İslâm bir topdan pür-silâh âmâde olup cümle kemândârân şaşt-ber-kabza âmâde menâzil kat‘ ederek Tomris Hân ülkesine dâhil olduk. Meğer bu kabîle Ahıçka Vezîri Sefer Paşa'ya tâbî‘ler imiş. Anın ili vilâyeti gâret etmeden avdet olundukda Tomris Hân oğlu üç bin müsellah ve mükemmel giyimli gök demire gark olmuş eli sırıklı küheyl atlı Aznavur Gürcî şehbâzları ve iki bin piyâde çarık-pây tüfenk-endâz Gürcî dilâverleriyle gelüp giysûları fetîle fetîle olmuş kırk ve ellişer yaşında mutarraş ser-bürehne güzîde asker kim birbirine mugâyir kavm-i acûbe-heykel âdemler ile alay gösterüp ordu-yı İslâm'ın bir tarafında meks edüp Seydî Ahmed Paşa'ya hedâyâların arz eylediler. Meğer bu Tomris Hân oğlunun dilgîr olduğu ba‘zı Mikril aşîretlerinin vilâyetleri var imiş, asker-i İslâm'a delîl olup yine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332a ·
metinde göster ·
… n mukaddem tuğlar ileri gitmesin ma‘kûl görmeyüp cümle asâkir-i zafer-şi‘âr bir
topdan
kalkup yine cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Bu kal‘ada bir gice subaşı Saçlıoğlan'da mihmân olup ertesi yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde sür‘at ile gidüp yine kal‘a-i Şıkıf altında askere dâhil olup gice derûn-ı askerde bir güft-gû olup "Ordu-yı İslâm'ı kırk bin tüfenk-endâz Dürüzî basacak imiş" deyüp niçe hây-hûy olup ol gice ordu-yı İslâm'ın cânib-i erba‘asına niçe bin tüfenk-endâz kemîngâhları konulup âmâde durdular. Tâ ki nısfu'l-leyl oldu, el-azametullah Cebelü'l-Lübnân'ın üzerinde niçe bin fitîl çerâğân görünüp bir "Hûbâr", sadâsı kopdu kim zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp ne cânibden ordu-yı İslâma şebhûn hücûmlar etdilerse kemîngâhda âmâde olan guzât-ı Müslimîn üzre uğrayup dendân-ı seyf-i Murtezâ Paşa'dan geçüp münhedimen hâ’ib ve hâsir gitdiler. Ertesi ale's-sabâh bir gün mukaddem tuğlar ileri gitmesin ma‘kûl görmeyüp cümle asâkir-i zafer-şi‘âr bir topdan kalkup yine cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… etdik kim müddet-i medîd ömrümde görmemiş idim. Ba‘dehû paşa ba‘zı hâneleri ve
topdan
münhedim minâreyi imâr etdi. Ammâ karada kalan kâfir kalyonun küffâr-ı hîlekâr …
Hudâ âlimdir karada durduğumuz yerde yedi sekiz sâ‘at bir deryâ cengi temâşâ etdik kim müddet-i medîd ömrümde görmemiş idim. Ba‘dehû paşa ba‘zı hâneleri ve topdan münhedim minâreyi imâr etdi. Ammâ karada kalan kâfir kalyonun küffâr-ı hîlekâr bir san‘at etmişdir kim akıllar perîşân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41b ·
metinde göster ·
… de ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan
topdan
inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indi …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… lüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı
topdaki
ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
Beri tarafda Melekli ve Çelebi kethüdâlı ve Silâhdâr sipâhlı bir yire gelüp
topdan
Allah Allah deyüp at başı beraber at sürünce bizim çarha askeri dahi tâze cân b …
Beri tarafda Melekli ve Çelebi kethüdâlı ve Silâhdâr sipâhlı bir yire gelüp topdan Allah Allah deyüp at başı beraber at sürünce bizim çarha askeri dahi tâze cân bulup âdem leşleri çiğneyerek alay çavuşları tablbâz-ı Muhammedî çalup "Bre koma gâzîler, Kelbelâ günüdür, bre ha koma!" deyü herkes birbirine takviyet verüp hamd-i Hudâ nesîm-i zafer bizim cânibe eser gibi esüp niçe yiğitlerimiz "Bre gâziler şu yatan şehîdlerimizin kanın şu Celâlîlerden alalım" deyü birbirlerini cenge tergîb edüp herkes kanığup ejder-i heft-sere dönüp kol kol kelle paça alınmağa başlayup hakîr dahi Abdullah Paşa sancağı dibinde Feth-i Şerîf tilâvet ederdim. Anı gördüm, bir gulâmı atına aykıru yükledüp yanıma getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
gayrı atmamışdır. Ta bu mertebe bî-bâk u bî-pervâ bir kal‘a-i bâlâdır. Ammâ ne …
Yedi ay muhâsarada İçkal‘a yedi topdan gayrı atmamışdır. Ta bu mertebe bî-bâk u bî-pervâ bir kal‘a-i bâlâdır. Ammâ ne derd-i ser çekerse ibtidâ aşağı kal‘a çeker. Hattâ Van kulu sâ’ir kal‘a kulları mâbeyninde mu‘âraza ve münâkaşa şekilli kelimâtlar esnâsında Vanlı eydür: "Hey kişi, Kel Rüstem Hân çağında kal‘amızda kaht [u] galâ olup pisik eti ve çomar ve turaş ve tola köpek eti yemişih ve şehidlerimizden bacımız ve haltemiz ve ammimiz ve evlâdımız etlerin yeyüp Van kal‘asının bir taşına bin baş verüp Kel Rüstem'e Van'ı vermemişih" deyü tefâhur kisb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 252b ·
metinde göster ·
zemîn [ü] âsumân ra‘d gibi gürleyüp cemî‘i bünyâd-ı Rûmiyye ve ahâlî-i Rûmiyye …
Netîce-i kelâm, bu kevkeb ü debdebe-i İrân-zemîn ile kal‘aya karîb vardıkda hân ileri gidüp biz yine ağa ile at başı berâber giderken hemân Toprak kal‘adan bir kerre âvâz-ı dühül ü köslere tarralar uruldukda kal‘anın cümle bedenlerinden balyemez toplarına âteşler uruldukda azamet-i Hudâ sâ‘ika-i topdan zemîn [ü] âsumân ra‘d gibi gürleyüp cemî‘i bünyâd-ı Rûmiyye ve ahâlî-i Rûmiyye berg-i hazân gibi dir dir ditrerlerdi ve kal‘anın cümle ebrâcların ve dendân-ı bedenlerin cümle sâyebânlar ile ve tuğ u alemler ile ve selvi filandıralar ile serâpâ kal‘ayı zeyn edüp gûyâ bir sûr-ı arûs etmişler. Bu hâl ile kal‘a-i Rûmiyye'yi seyr [ü] temâşâ edüp ve alâyımızla güzer edüp şehri ve cemî‘i ünâsı ve cemî‘i mahbûb-ı zamâneler teferrüc ederek anlar da bizi seyr ü temâşâ ederek hânın sarâyına dâhil olup yine hân ile birbirimizi dirâğûş edüp hân sağ tarafına bu hakîri sol tarafına Murtezâ Paşa ağasın alup meydân-ı muhabbete destehânlar ve peşkîr ü makrameler geldi kim her biri hayal-kâr-ı Halkârî idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290b ·
metinde göster ·
… edüp gayrı dîvâra zarar etmezmiş, ammâ cümle seng kayalar 340b olsa darabât-ı
topdan
kal‘a münhedim olurdu ammâ Horasânî ile tula binâ olmağın hâlâ niçe bin âdem ke …
Cümle rıhtım-ı binâ-yı Şeddâdî'dir kim bu kal‘a dîvârının iç yüzü cümle dâ’iren-mâdâr kemer kemer binâ olunmuş sûr-ı pür-tâklardır. Hatta Murâd Hân-ı Râbi‘ kal‘a-kûp top güllelerin âdem kellesi kadar urdukda mezkûr kemerlerin mâbeynlerine gülleler isâbet edüp tula binâdan gülle cirmi kadar yerden güzer edüp gayrı dîvâra zarar etmezmiş, ammâ cümle seng kayalar 340b olsa darabât-ı topdan kal‘a münhedim olurdu ammâ Horasânî ile tula binâ olmağın hâlâ niçe bin âdem kellesi kadar top güllesi sîne-i pûr-kîne Bağdâd'a dâğ-ı derûn olup durur. Ve bu kal‘a dîvârının handakından tâ dendân-ı bedenlere varınca kaddi altmış arşın bâlâdır ve bedenler üzre dîvârının enniliği ba‘zı yeri on zirâ‘ ba‘zı mahallinin on beş zirâ‘, arîzdir. Ve handakından iç yüzü kenârıyla hisâr-ı piçe dîvârı gâyet metîn ve müstahkem olduğundan mâ‘adâ tüfeng-endâz mazgal delikleriyle ârâste ve niçe bin dirsekler ile pîrâste olmuş hisâriçe bir hâşit bir kat dahi sûrdur. Ammâ bu kal‘a-i Bağdâd'ın cânib-i kıblesinde Şattu'l-Arab kenârında olan dîvârı önünde aslâ ve kat‘â handakı yokdur. Cümle der-i dîvârların nehr-i Şattu'l-Arab döğüp ba‘zı zamân Şatt tuğyân etdikde kal‘a dîvârlarına rahne verüp yine ta‘mîr ü termîm ederler. Hatta Paşa sarâyının niçe kasırlarının pây-ı kârgîrleri nehr-i Şatt içre binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340a–340b ·
metinde göster ·
… san palanka direklerinin aralarına gülleler girüp gâ’ib olur. Taş kal‘alar gibi
topdan
aslâ havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-m …
Bu Tımış nehrinin batağı çatağı içre gûyâ bir su içinde kaplıbağa yatır gibi durur, dörd ayakların germiş, dörd aded tabya-i azîmleridir ve kaplıbağanın başı gûyâ iç kal‘adır ve kaplıbağanın vücûdu gûyâ kal‘anın cirmidir. Bu hisâb üzre şekl-i muhammesdir, lâkin ne taşdır ve ne tuladır. Cümle kalın meşe ve pelîd ağaçlarından mebnî bir palankadır. Taşra yüzü çit örme bir kat ince beyâz ve mücellâ dîvâr şekilli çitdir. Üstâd-ı kâmil bu çiti yaban asmalarından örüp üzerine alçı ve beyâz kireç sürüp nûr-ı mücellâ kuğu-misâl bir kal‘adır, ammâ iç kat dolma palankası iki kat sütûn-ı bâlâlardır kim mâbeynini üstâd-ı kâmil bennâ horasan ve kireç ve alçı ile eyle rıhtım etmiş kim bin yıl niçe yüz bin top-ı kûp gülleleri ursan palanka direklerinin aralarına gülleler girüp gâ’ib olur. Taş kal‘alar gibi topdan aslâ havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl sudan ve bataklardan yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç kal‘adan ve dörd aded makas tabyalardan şayka toplar âdem gezdirmez, değil ki palankasın âteşe uralar. Bir vech ile kabza-i teshîre almak mümkün değildir, illâ muhâsaradan gayrı ilâc yokdur, zîrâ gâyet metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Eğer denirse "Ağaç kal‘a mürûr-ı eyyâm ile çürümez mi?" denirse, belî çürüyen sütûn-ı müntehâların kırk elli yılda bir çıkarup yerine bir dıraht-ı müntehâ korlar, zîrâ bu kal‘anın ta‘mîr ü termîmine me’mûr yetmiş aded ma‘mûr köyler me’mûrlardır, ammâ her dırahtı bataklık içre dura dura abanos olup polad-ı Nahçivânî olmuşdur. Ve dolma rıhtım dîvârı dahi sedd-i şirvanî olmuşdur kim bu dîvârın enniliği kâmil elli ayak ve ba‘zı yerleri altmış ayak âriz dîvârlardır kim üzerlerinde fârisi'l-hayl olanlar cirid oynasalar yerleri dar değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118a ·
metinde göster ·
… ı bed-tebâra etdikleri sitem-i elemi bir kimesne etmemişdir, zîrâ bu asâkir bir
topdan
düşman üzre talattum-ı deryâ-misâl temevvüc ve cûş u hurûş edüp kat‘-ı menâzil …
Anı gördüm. Nîm sâ‘atden bunların beşin dahi esîrleri olan kâfirler depeleyüp kâfirler ile bunların leşlerin serdârımız huzûruna getirdiler. Akrabâları meyyitlerin atlara tahmîl edüp selâmete çıkardılar, ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bosna serhaddinde hâsıl olan cür’et sâhibi şecî‘ ve bahâdırân serverânlar bir serhadde yokdur. Hattâ niçe cenglerde bunlar ile hem-ınân olmuşuz, ammâ bu senenin cenginde bu serhad gâzîlerinin etdikleri yararlığı Rüstem ü Sâm u Nerîmân etmemişdir. Hattâ bu sefer-i meserretde bunların aldığı mâl-ı metâ‘ ve akmişe-i fâhire ve emti‘a-i nâdireyi bir serhad halkı almamışdır. Ve bu gazâda bunların bu küffâr-ı hâksâr-ı bed-tebâra etdikleri sitem-i elemi bir kimesne etmemişdir, zîrâ bu asâkir bir topdan düşman üzre talattum-ı deryâ-misâl temevvüc ve cûş u hurûş edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek yemîn ü yesârda cibâller içre becenelerde pinhân olmuş bakıyyetü's-süyûf olan sunûf hezîmet-me’lûfları kova kıra ve büleyde ve kasabâtların nehb u gâret ve âlân ve tâlân ve halkını nâlân edüp dârü'l-karârları olan hâne-i menhûsları ıhrâk bi'n-nâr olup içinde mest [u] medhûş bulunup mekîn olan erbâb-ı kîn ve fecere-i müşrikîn evlâd [u] ıyâlleri ile cızbız kebâbı olup hâkister olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 146a ·
metinde göster ·
… kerîmü izâ ahide vefâhu" mazmûnu üzre mezkûr kefere âzâd olunup cümle asker ile
topdan
tekrâr kal‘a-i şibenik altında bir top menzîli ba‘îd meks olunup feth olan (--- …
"İnşâ’allâh biz kapu askerimle sahrâ-yı Hilevne'ye azîmet ederim. Siz cümle asâkir-i nusret-me’serler ile bir gayrı cânibi nehb ü gâret edüp şikâr-ı bî-şumârlar alup selâmetle cânib-i selâmete çıkasın" deyü serdârımıza haber geldikde, hemân bu Ribniçse kal‘ası altından kalkup, mukaddemâ "Beni âzâd ederseniz size şikâr göstereyim" diyen küffârın kayd [u] bendlerin alup "El-kerîmü izâ ahide vefâhu" mazmûnu üzre mezkûr kefere âzâd olunup cümle asker ile topdan tekrâr kal‘a-i şibenik altında bir top menzîli ba‘îd meks olunup feth olan (---) aded firkatelerin yelkenlerin sâyebânlar edüp, anda bir gece mihmân olup, ammâ kanlar yutduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 146a ·
metinde göster ·
… hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i
topdan
mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
… 4b⟧ Şiçevar kal‘ası bizim esîrleri kırdığımız duyup ol gece sabâha dak bin pâre
topdan
ziyâde atup yer ve gök inil inil inledi.
Bizim dahi cânımız rahat olup gerüde kalan mezkûr 4b Şiçevar kal‘ası bizim esîrleri kırdığımız duyup ol gece sabâha dak bin pâre topdan ziyâde atup yer ve gök inil inil inledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a–4b ·
metinde göster ·
… top altından Tatar ile mûr [u] mâr gibi târumâr olup ve kal‘anın batı cânibinde
topdan
alarka bir çemenzâr yerde cem‘ olduk. Ve bize atdığı top güllelerinin her biri …
Lisân-ı Macar'da (---) demekdir. Bânîsi Makşi kraldır kim Süleymân Hân ile Budin'de ceng edenin veled-i pelîd-i anîdi Makşi kral binâsıdır. Hâlâ Erdel krallarına tâbi‘dir, ammâ Rakofçi la‘în zinde iken Nemse çâsârıyla yek-dil ü yek-cihet olup bu kal‘aya beş bin Nemse cengâveri komuş idi. Aslâ itâ‘at etmeyüp vakt-i sabâhda bizim yigirmi bin askeri derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr görüp el-azametullâh eyle toplar atdı kim zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp murg-ı semender-vâr kal‘a-i Sakmar âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve bizden niçe at ve âdemler şehîd oldu. Biz dahi top altından Tatar ile mûr [u] mâr gibi târumâr olup ve kal‘anın batı cânibinde topdan alarka bir çemenzâr yerde cem‘ olduk. Ve bize atdığı top güllelerinin her biri kırkar ve ellişer vukiyye gelir idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 10b ·
metinde göster ·
… âteşe urup tâ kal‘a altında şarampav içinden esîr [ve] mâl-ı ganâ’imler alınup
topdan
alarka guzât-ı uryân su kenârına gelüp gûnâ-gûn ahşâbâtlar ve fıçılar ile aldık …
Âhir efendimiz Melek Ahmed Paşa tarafından ordumuz kalkup top güllesi gelmez yerde serdâr ordusuna nakl edüp anda meks etdik. Ertesi gün cümle asker me’mûr olup kal‘a varoşun ıhrâk etmeğe bin aded güzîde bahâdır serdengeçdi yazup cümlesi uryân kılıçları ağızlarına alup varoş dibinde nehr-i şamos'u ubûr [u] hubûr edüp karşu varoşa bu kadar uryân yiğitler uryân sâtûrlarıyla varoşda bî-bâk ü bî-pervâ duran küffâr-ı hâksâra bir seyf-i uryân ururken küffâr bu çıplak uryân ve biryân ve şallak ve mallak ve cellâk âdemleri görünce "Bire meded Türk deli olmuş" deyüp dem-beste hayretde iken bu keferelere deli çatlak gâzîler bir sâtûr-ı uryân urdular kim niçe kâfirler kendülerin nehre urup kimi beri tarafa çıkup esîr olup kimisi gark-ı âb olup dendân-ı tîğdan rehâ bulanlarının karârları firâra mübeddel olup ol varoş-ı azîmi azharun mine'ş-şems âteşe urup tâ kal‘a altında şarampav içinden esîr [ve] mâl-ı ganâ’imler alınup topdan alarka guzât-ı uryân su kenârına gelüp gûnâ-gûn ahşâbâtlar ve fıçılar ile aldıkları esîrleri ve eşyâ-yı kelepürleri beri ordu tarafına selâmete geçirüp ol varoş-ı müzeyyen âteş-i gâziyân ile çerâğân oldu. Ve ba‘zı fetâlarımız yine karşu 27b geçüp yine şikârlar alup nehirden şinâverlikler ederek sâlimîn ü gânimîn İslâm tarafına güzer etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27a–27b ·
metinde göster ·
… sarâyların altında birer kat zîr-i zemînleri vardır. Hîn-i muhâsarada sademât-ı
topdan
yer altına girirler.
Andan Paşa kethudâsı sarâyı (---)(---)(---)(---)(---) Ve Yeniçeri odaları, her biri birer mükellef sarâylardır kim çârsû-yı bâzârın iki tarafına vâkı‘ olmuş kat-ender-kat hânedân-ı kadîmlerdir. Ve her bir sarâyların altında birer kat zîr-i zemînleri vardır. Hîn-i muhâsarada sademât-ı topdan yer altına girirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81a ·
metinde göster ·
… rından ne mertebe ma‘mûr u müzeyyen idiği ma‘lûmdur, lâkin niçe kerre sademât-ı
topdan
münhedim olup müfîd ü muhtasar bir sarây-ı vâlîdir, ammâ aşağı varoş ve taşra v …
Bu tabyayı ve bu paşa sarâyı sene 859 târîhinde Matyaş Kral-ı dâl binâsıdır kim Ebü'l-feth Sultân Mehemmed ile Belgrad kal‘asında ceng edüp Belgrad'ı Ebü'l-feth'e vermeyen kral-ı dâllin veled-i nâ-pâki Matyaş Kral binâsı bir sarây-ı zîbâ imiş kim hâlâ eser-i binâlarından ne mertebe ma‘mûr u müzeyyen idiği ma‘lûmdur, lâkin niçe kerre sademât-ı topdan münhedim olup müfîd ü muhtasar bir sarây-ı vâlîdir, ammâ aşağı varoş ve taşra varoşun imâreti irşek ban, ya‘nî ser-çeşme-i ruhbânânın binâsıdır. Ve mezkûr paşa sarâyının cihân-nümâ köşklerinden tâ Komaran kal‘ası kim Nemse çâsârının ibtidâ kal‘asıdır, Paşa sarâyı köşkünden Komaran kal‘ası ve Uyvar boğazında Patka gölü cümle âşikâre görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 94a ·
metinde göster ·
… kefere zamânınd[a] deyr-i acîbü's-seyr iken iki kat haremi var imiş. Sademât-ı
topdan
bir taşra haremi berbâd olup müte’ehhil kal‘a neferleri sâkin olup iç katındaki …
Bu câmi‘in evvelâ taşra haremi 94b kefere zamânınd[a] deyr-i acîbü's-seyr iken iki kat haremi var imiş. Sademât-ı topdan bir taşra haremi berbâd olup müte’ehhil kal‘a neferleri sâkin olup iç katındaki küçük harem kalup etrâfında olan kubâblarının tâk-ı Kisrâları ve tâk [u] revâk-ı tumturâkları hâlâ durur, ammâ zemîninde ferşe sademât-ı top isâbet etmemeğile eyle bir musanna‘ nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn Hind fusûskârîsi gibi döşenmiş ferşi var kim her taşı yeşim ve harekânî ve yerekânî ve mermer ve somâkî ve fağfûrî ve seng-i ferah ve demevânî ve gayri ahcâr-ı gûnâ-gûn ile mefrûş bir mücellâ haremdir kim gûyâ Kudüs-i Şerîf'de câmi‘-i Aksâ haremidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 94a–94b ·
metinde göster ·
… -tâk kubbe-i eflâk çın çın ve zın zın olup hemân Nemse atlısı üzre cümlemiz bir
topdan
top güllesi gibi tokunup küffâr ile karış katış olup cümle Fârisü'l-hayl cerîd- …
Tamâm küffâr ile mâbeynimiz bir at menzili yer kalup sabâh namâzın ale'l-fevr kılup du‘â vü senâyı atlar üzre edüp cümle piyâdelerimizi bir püşte üzre tortop edüp hemân cümle guzât-ı müslimînin altı bini dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı Hudâ'dan sahrâ-yı zemîn ü âsumân-ı nüh-tâk kubbe-i eflâk çın çın ve zın zın olup hemân Nemse atlısı üzre cümlemiz bir topdan top güllesi gibi tokunup küffâr ile karış katış olup cümle Fârisü'l-hayl cerîd-endâz silâhşorânlarımız bu sahrâ-yı lâlezârda arz-ı kâlây gösterüp küffâra uyluk hıştlarıyla ve on yedişer boğum kargı sırıklar ile küffâra bir hamle-i pehlivânî olundu kim diller ile ta‘bîr olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b ·
metinde göster ·
… hâksâr ise bize göz açdırmayup toplar ile bizi kırmadan amân vermeyüp zarabât-ı
topdan
yanlarına varamaz olduk.
Ammâ cümle gâzîlerimiz bütün gece uykusuz ve ac u zâc ve bir nân-pâreye muhtâc bî-tâb u bî-mecâl şems-i hâr dahi cümlemize harâret verüp 103b bu sahrâ-yı ma‘rekede bir katre âb-ı nâbdan nâm [u] nişân yok. Cümle atlarımızda hod evlâ bi't-tarîk tâb [u] tüvân yok ve bir cânibden bizlere gelir imdâd yok. Küffâr ise kırmak ile tükenmeyüp gâyet çok. Küffâr-ı hâksâr ise bize göz açdırmayup toplar ile bizi kırmadan amân vermeyüp zarabât-ı topdan yanlarına varamaz olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 103a–103b ·
metinde göster ·
… üz pâre toplarına âteş edince bir ânda iki yüz aded Tatar gâzîlerimiz sademât-ı
topdan
şehîd oldular ve altı yüz kadar yiğitler dahi mecrûh oldular.
Hamd-i Hudâ bu hakîrin destine yedi at ve altı kefere ve bir gulâm ve iki bâkire kız elime girdi, ammâ bu varoş-ı azîm ıhrâk olup kal‘a meydânda kalmak ile cümle asâkir-i Tatar'ın bir cây-ı menâsı kalmadığından hemân derûn-ı hisârdan küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr bir fitilden niçe yüz pâre toplarına âteş edince bir ânda iki yüz aded Tatar gâzîlerimiz sademât-ı topdan şehîd oldular ve altı yüz kadar yiğitler dahi mecrûh oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129b ·
metinde göster ·
… a sarılmağa başladı ve üç tarafdan kal‘a altına lağımlar işledi, ammâ darebât-ı
topdan
kal‘anın ol Şeddâdî ve metîn hâ’itleri peftere gibi havâya perrân olup yürüyüş …
Ve bu mahallerden kayaları oyup asker-i İslâm kal‘aya mûr mâra sarılır gibi kayalara sarılmağa başladı ve üç tarafdan kal‘a altına lağımlar işledi, ammâ darebât-ı topdan kal‘anın ol Şeddâdî ve metîn hâ’itleri peftere gibi havâya perrân olup yürüyüş etmeğe müstevfâ gedikleri nümâyân oldu, ammâ hemân küffâr-ı hîlekâr ol ân kal‘anın münhedim olan yerlerine dizme direkler dizüp içlerin esbâb [u] eskâl ve partal ve sartallarıyla doldurup yine cenge meşgûl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134b ·
metinde göster ·
… kaya üzre seng binâ yalın kat metîn kal‘a-i ra‘nâdır, lâkin câ-be-câ sademât-ı
topdan
ba‘zı yerlerin Ahmed Beğ münhedim etmiş, ammâ on iki aded kulleleri ve cümle eb …
Eşkâl-i zemîn-i sûr-ı Mileşova: Evc-i âsmâna berâber bir yalçın kaya üzre seng binâ yalın kat metîn kal‘a-i ra‘nâdır, lâkin câ-be-câ sademât-ı topdan ba‘zı yerlerin Ahmed Beğ münhedim etmiş, ammâ on iki aded kulleleri ve cümle ebrâcları ve cemî‘i dendân-ı bedenleri gâyet ma‘mûr u müstahkemdir ve derûn-ı hisârın anbârlarında Kotur kal‘ası zahîresi mâl-â-mâldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 143b ·
metinde göster ·
… ûn-ı kal‘adan küffâr bizim vurguncu askeri görüp ol kadar top atdı kim sâ‘ika-i
topdan
Kotur ve Perast dağları inil inil inledi. Ve kal‘anın top menzilinden bir hayli …
Bu kal‘a altına gelince seğirdüp ancak yetmiş kadar esîr alabildik, mâ‘adâsı önce firâr edüp kal‘a-i Perast'a girmişler. Derûn-ı kal‘adan küffâr bizim vurguncu askeri görüp ol kadar top atdı kim sâ‘ika-i topdan Kotur ve Perast dağları inil inil inledi. Ve kal‘anın top menzilinden bir hayli mesâfe-i ba‘îde bir çemenzâr yerde atlardan enüp sehel at dinlendirüp istirâhat ederken hakîr kal‘ayı seyr [ü] temâşâ etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157a ·
metinde göster ·
… küffârlara urunca cümle küffârları sokak sokak ve bölük bölük niçe bini darb-ı
topdan
kelle paça olup yerleri dârü'l-bevâr oldu, ammâ sırr-ı Hudâ beri kal‘a içinde o …
Ve Yenikal‘a'nın cümle topların nehr-i Morava'nın karşu tarafına çevirüp nehrin kenârında kat-ender-kat olup âlem-i hayretde kalup duran küffârlara kal‘anın yüz yetmiş pâre balyemez topların su karşusundaki küffârlara urunca cümle küffârları sokak sokak ve bölük bölük niçe bini darb-ı topdan kelle paça olup yerleri dârü'l-bevâr oldu, ammâ sırr-ı Hudâ beri kal‘a içinde olan hâkimler kal‘anın feth olduğuna ve niçe bin küffârların bu yüzden gark-ı âb olduklarına hamd ü senâ etmeyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188a ·
metinde göster ·
Hemân cümle asker esîrler yanında mu‘temed âdemler koyup cümlemiz ileriye
topdan
at sıçradup gitmek murâd edindiğimizde ihtiyârlar cümlemizi gerüye dönderüp at …
Hemân cümle asker esîrler yanında mu‘temed âdemler koyup cümlemiz ileriye topdan at sıçradup gitmek murâd edindiğimizde ihtiyârlar cümlemizi gerüye dönderüp at başı berâber âmâde olarak esîrleri cümle ortaya alarak ileri varınca anı gördük, bizim çarkacılarımız bizim üstümüze geldiklerinde "Bire ne durursuz" dediklerinde hemân küffâr bizim askerimiz üzre at bırağup iki asker birbirimize kavuşup küffâr-ı hâksâr bir hov edüp bir yaylım kurşum urup hamd-i Hudâ az âdemimiz mecrûh olup kâmil iki sâ‘at germâ-germ ceng-âşûb edüp her ne kadar küffâr hamle etdiyse hamlesinde hatâ edüp küffâra yedi kerre hamleler etdükde küffâr demet demet olup hâk-i mezellete düşerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5b ·
metinde göster ·
… r içinde küçük kalyonlar ve kadırkalar zâhir olup bir ceng-i azîm edüp âdemleri
topdan
ve tüfengden 53a ölüp kimisi deryâda âdemleri gark olup ba‘zı gemiler batup g …
Temâşâgâh-ı acîbe: Bunda bir havz-ı azîm vardır kim içinde ol kadar mâhîler var kim hisâbın ve envâ‘ın Hudâ-yı Bîçûn bilir. Gece ile bâğbânlarda bir gûne şem‘-i kâfûrîler var, bu havz kenârında ol şem‘ayı çerâğân etdikde el-azametullâh ol havzın bir köşesinde bir kemer vardır, hemân ol kemer içinde küçük kalyonlar ve kadırkalar zâhir olup bir ceng-i azîm edüp âdemleri topdan ve tüfengden 53a ölüp kimisi deryâda âdemleri gark olup ba‘zı gemiler batup gark olur, ba‘zısı kalyonlar ve kadırgalar alup içinde benî âdem Ye’cûc u Me’cûc gibi kaynaşup bir arbede ve bir kızıl kıyâmet ceng olup yine gemiler mezkûr kemerlerden içeri giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52b–53a ·
metinde göster ·
Ammâ Freng kapusu tarafı Süleymân Hân zamânı sademât-ı
topdan
hayli rahneler yemiş, anıniçün ol tarafı gâyet metîn ü kavî fîl cüssesi kadar t …
Ammâ Freng kapusu tarafı Süleymân Hân zamânı sademât-ı topdan hayli rahneler yemiş, anıniçün ol tarafı gâyet metîn ü kavî fîl cüssesi kadar taş dîvârdır. Ve kapunun iki yanlarındaki cümle taşları yonma mutarraş ve musaykal taş değildir, cümle yumru ve yamrı taşlardır. Ve bu tarafı dîvârı seksen arşın bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56b ·
metinde göster ·
… dir. Ve demir çemberlerinin her birinde ikişer üçer aded demir halkalarıyla her
topda
yigirmişer otuzar dökme demir halkalar var, cümle çemberlerde bile dökülmüş hal …
Nev‘-i diğer-i ağaç top-ı müdfa‘: Bunun hey’et-i mecmû‘a aceblüsü eyle inşâ olunmuş kim yine dişbudak ağacının kökünden gûyâ hammâm kurnasından âlîce yâhûd buğday dibeği gibi yâhûd boyacıların ağzı açık küpleri gibi kalın demir çemberler ile kırk elli yerden kuşaklı âdem kaddi kadardır ve içine âdem sığar kadar. Bu ağaç topların falyaları altındadır, öbir ağaç toplar gibi falyası üstünde değildir. Ve demir çemberlerinin her birinde ikişer üçer aded demir halkalarıyla her topda yigirmişer otuzar dökme demir halkalar var, cümle çemberlerde bile dökülmüş halkalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… üç yüz aded diri Kalmık esîr alup yine nehr-i Kuban kenârına gelü[p] sademât-ı
topdan
ve darebât-ı kurşumdan mürd olan Kalmıkların atların ve yat u yarakların ve lâş …
Çerkez nâmdârları Kalmık küffârının böyle kırıldıkların görüp derhâl botlar ile iki bin tüfeng-endâz ve üç bin atlı Çerkez ve Noğay tarfetü'l-ayn içre karşu geçüp Kalmıkları kova kıra iki bin kadar kelle ve üç yüz aded diri Kalmık esîr alup yine nehr-i Kuban kenârına gelü[p] sademât-ı topdan ve darebât-ı kurşumdan mürd olan Kalmıkların atların ve yat u yarakların ve lâşe-i murdârlarından cümle esvâb-ı mülevveslerin alup yine nehr-i Kuban'ı botlar ve sallar ile beri tarafa sâlimîn ve gânimîn geçüp Mehemmed Paşa huzûruna iki bin kelleleri galtân edüp cümle Çerkez ve Noğay'a bir kîse guruş ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 191a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu azîzin cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbât ta‘yînâtların verüp ve
topdan
düşdüğü yere bu hâlâ ma‘mûr olan âsitâne-i azîmeleri binâ edüp ekâlîm-i seb‘a k …
Ba‘dehu azîzin cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbât ta‘yînâtların verüp ve topdan düşdüğü yere bu hâlâ ma‘mûr olan âsitâne-i azîmeleri binâ edüp ekâlîm-i seb‘a küffârları gelüp azîzi görür oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 245a ·
metinde göster ·
gark olup birer gûne rahne ile menkûb olup gitdiler.
Bu kastelin ve karşu İnebahtı Kastel'inin azîm vezni üzre tabyalarındaki serâmed balyemez topları boğazdan aslâ kuş uçurmazlar, zîrâ iki Kastel'in mâbeyne-hümâları bir mîlden sehel ziyâdecedir. Niçe kerre Venedik küffârının donanması gelüp bu Kastel'leri döğüp hamd-i Hudâ zafer bulamayup niçe gemileri darebât-ı topdan gark olup birer gûne rahne ile menkûb olup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 260b ·
metinde göster ·
… dörd yüz kefere mecrûh ve dörd yüz aded kefereler dendân-ı tîğdan ve sademât-ı
topdan
cümle mürd olup lâşe-i murdârların cümle deryâya atdılar.
Netîce-i kelâm kal‘ada ve keştîlerde üç gün üç gece zevk u şevk u şâdımânlar etdiler, zîrâ feth etdikleri gemilerin her biri kal‘a-misâl idi. Meğer içinde Girid cezîresine gidecek mâl-ı hazîne ve mühimmât ve cebehâne-i imdâd levâzımâtı var imiş. Cümle mâl-ı ganâ’imi cemî‘i guzât-ı müslimîn kalyonları üzre pay edüp altı yüz esîr sağ ve dörd yüz kefere mecrûh ve dörd yüz aded kefereler dendân-ı tîğdan ve sademât-ı topdan cümle mürd olup lâşe-i murdârların cümle deryâya atdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 270a ·
metinde göster ·
Ol sademât-ı topdan Seydîzâde kolundan yigir[mi] nefer gâziyân-ı mücâhidân şehd-i şehâdet câmından nûş edüp çarkacımız askeri yan vermişdi. Hemân ale'l-akîb Kaplan Paşa-yı dilîr Todori kal‘ası tarafından imdâd-ı asker yetişdirdi. Ve Konakçı Alî Paşa dümdâr iken küçük kal‘anın Kapospata burnunda tabya kurup du‘â vü senâ ile toplara âteş edüp küffârı kırarken küffâr-ı dûzah-karârdan bir yaylım toplar dahi atılup Alî Paşa kolundan yigirmi nefer serbâzân-ı dilâverânlar şehîd oldular. Ammâ bizim Kaplan Paşa tarafından iki at ve dörd nefer ayağı demirli pâyzenler mürd olup iki yiğit şehîd oldu. Hanya'da bu cümle şühedâları gasl edüp cümlenin namâzların bir kerreden kılup eski şühedâlar cebbânesinde defn etdik. Rûhlarıyçün el-fâtiha.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 283b ·
metinde göster ·
… ded top ve muşkat ve kumbara ve havân taşları atar idi, ammâ yine bu mahallerde
topdan
alarka yerlerde mezkûr cebeciler ve muhâfazacılar çete ve potura etmeden hâlî o …
Ve aslâ bu tarafda kal‘a kapuların kapamazlardı, zîrâ gece ve gündüz üçer dörder bin aded top ve muşkat ve kumbara ve havân taşları atar idi, ammâ yine bu mahallerde topdan alarka yerlerde mezkûr cebeciler ve muhâfazacılar çete ve potura etmeden hâlî olmayup niçe kerre kemîngâhlardan küffârın baş ve dillerin ve at ve koyun [ve] sığırların alırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 291a ·
metinde göster ·
kumbaradan ve taşdan ve hevâdan nâzil olan oklardan küffâr kırılup içlerine hav …
Ammâ içeri kal‘ada dahi küffâr topdan kumbaradan ve taşdan ve hevâdan nâzil olan oklardan küffâr kırılup içlerine havf ü haşyet düşdüğün içerden taşra firâr edüp vezîria‘zama gelen küffârlar böyle haberler verüp ve gâyet kaht [u] galâ olup küffâr içre vâveylâ düşdüğün firârî kefereler haber verince Sadr-ı Âsaf bu fecereleri geydirüp vâfir ihsân in‘âmlar edüp ordu içinde kara şapkalarıyla gezerler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293b ·
metinde göster ·
Bu hâl-i pür-melâli sâ’ir küffâr kalyonları görüp içlerinde darabât-ı topdan soltatları da kalmayup cümle mecrûh-ı bî-dermân birbirlerin ısparçına nâm ipler ile çeküp bizim toplar önünden halâs olup me’yûs u münhezim karşu cânibde Istandina nâm cezîreye varınca iki aded kadırgalar ve bir aded kapudana kalyon ve bir aded riyale kalyonları gark-ı âb oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300b ·
metinde göster ·
İbrâhîm Paşa dahi kal‘a mukâbilinde Kuşaklı Manastır kurbunda bir
topdan
mahfûz yerde İbrâhîm Paşa bir müşâvere haymesi kurdu kim cümle zer-ender-zer at …
İbrâhîm Paşa dahi kal‘a mukâbilinde Kuşaklı Manastır kurbunda bir topdan mahfûz yerde İbrâhîm Paşa bir müşâvere haymesi kurdu kim cümle zer-ender-zer atlâs ve dîbâ ve şîb ü zerbâf ile bir nakş-ı bûkalemûn çetr-i mülemma‘ kurdu kim gûyâ serâperde-i Süleymânî idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 302a ·
metinde göster ·
… -i zarîf topun ağzını hânesi gibi açup kapayup sâkin olur. El-hâsıl bir odadır,
topda
yatup kalkar.
Ve bu iç kal‘a dîvârının taşrasında dîvâr dibinde aşağı Avlonya kal‘ası limanına nâzır dörd aded toplar var kim bir pâdişâh mâlik olmamışdır. Ve bir serhadd-i metînelerde misilleri yokdur. Bu topun birinde bir âdem içinde yaz u kış sâkin olup yorganı ve döşeği ve tanceresi ve kebesi cümle bir top içindedir. Hattâ bir sâhibü'l-hayr topun ağzına bir kapu etdirüp herîf-i zarîf topun ağzını hânesi gibi açup kapayup sâkin olur. El-hâsıl bir odadır, topda yatup kalkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 361a ·
metinde göster ·
… kanı bu meydânda ecel câmın nûş eder, deyince azamet-i Hudâ Gavrî askeri hemân
topdan
âl-i Osmân üzre belâ-yı siyâh gibi hücûm edüp eyle geldiler kim kazâ-i mübremdi …
Ertesi ale's-sabâh ki oldu yine ceng tablına turralara darblar urulup kanı bu meydânda ecel câmın nûş eder, deyince azamet-i Hudâ Gavrî askeri hemân topdan âl-i Osmân üzre belâ-yı siyâh gibi hücûm edüp eyle geldiler kim kazâ-i mübremdir, gelir. Dal kılıç amân vermeyüp asker-i İslâm içine kılıç bâzârı girince Rûmeli askeri mehîb esbâblar ile bu Mısır askeri içine girüp kosdaniçse bâzârı edüp yeniçeriyân bir tarafdan tüfenglere âteş edüp murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup toplar dahi üç yüz altmış şâhîler atılup zemîn [ü] âsumân bârûd-ı siyâh içre kalup gördüler kim Gavrî askeri yan vermişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y51a ·
metinde göster ·
… galtân olup gezdi. Bu kerre pehlivân topu eline alup birez havâya atup tutdu ve
topdan
bir ip ucu zâhir oldu. Derhâl temâşâcıların birinin eline serrişteyi verüp ipi …
Andan üç dâne iri gülleler dahi ummân-ı kerâmesinden çıkarup bir hayli atdı ve tutdu ve acâyib lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Andan bir yuvarlağı cümle huzzâr-ı meclisin önlerine yuvarlayup kimi aldı bakdı, kimi ayağiyle kakdı, top çevgân-misâl meydânda galtân olup gezdi. Bu kerre pehlivân topu eline alup birez havâya atup tutdu ve topdan bir ip ucu zâhir oldu. Derhâl temâşâcıların birinin eline serrişteyi verüp ipi keşân-ber-keşân Y 292b çekdikçe çıkup zemîne hayli ip bağladı. Garâyib bunda kim top bir âdem kellesi kadar var, içinden çıkan ip bir hammâl yükü oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292a–Y292b ·
metinde göster ·