… îd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve
toprakda
ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir y …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… ânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede
toprakdan
mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr …
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… tûn var. Hâk-i amber-âsâ yığılmış bu toprak bu kal‘aya neden yığılmışdır kim bu
toprakdan
Allahümme âfinâ düşman bu kal‘aya zafer bulur deyü su’âl etdi.
deyü paşa-yı âkıbet-endîş ser-i kârda olmak içün pes ü perdeden bir iş görmeğe kasd edüp ale's-sabâh cümle a‘yân u kibâr ile ve yeniçeri ağası ve müftî ve nakîbü'l-eşrâf ve monlâ ile kola binüp Van kal‘asının ta‘mîr ü termîmi ve muhtâc olan rahnedâr yerlerin keşf ederken gördü kim Van'ın cânib-i şimâlîsinde Van kayasına muttasıl kûh-ı bî-sütûn var. Hâk-i amber-âsâ yığılmış bu toprak bu kal‘aya neden yığılmışdır kim bu toprakdan Allahümme âfinâ düşman bu kal‘aya zafer bulur deyü su’âl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248b ·
metinde göster ·
… n ise Âdem'e hasm-ı adüvv-i cânı oldum. Efendim Allah'ın niçe aşkın bırağup bir
toprakdan
halk olup isyân ile mürekkeb olacak Âdem'e niçe secde ideyim. Secde hod Allah'a …
"Yâ Muhammed, sen halk olmazdan yetmiş bin yıl evvel Levh-i Mahfûz'da Cenâb-ı Allah'ın ismiyle senin ismin görüp yed-i kudret ile Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diye yazılmış. Hak celle ve alâdan evsâfın işidüp tâ ol zamândan berü sana îmân getirmişim. Hakkâ ki hak peygambersin ammâ yine merdûd olmama sen sebebsin. Zîrâ seni Âdem belinden rûy-ı arza[ullah]a getirse gerek idi. Bahâne, tanrı(sı)(?) beni arada bî-bahâ edüp Âdem'e secde eyle, dedi. Ben ise âteşden halk oldum, ulvîyem; Âdem ise türâbdan halk oldu, süflîdir. Anınçün tenezzül etmeyüp secde etmedim. Ve Cenâb-ı Kibriyâ'nın "{Âdem'e} secde eyle!" demeden murâdı benim aşkımdan ferâğat edüp Âdem'e âşık ol dedi. Ben ise Âdem'e hasm-ı adüvv-i cânı oldum. Efendim Allah'ın niçe aşkın bırağup bir toprakdan halk olup isyân ile mürekkeb olacak Âdem'e niçe secde ideyim. Secde hod Allah'a mahsûsdur. Zîrâ şerîki ve nazîri ve vezîri yokdur, mülkü çokdur. Kemâl-i aşkımdan Âdem'e secde etmeyüp merdûd oldum." dedikde Hazret-i Habîb-i Hudâ buyurdular kim: "Yâ İblîs! Dahi sen benlik ve enâniyyet ve ucub da‘vâsında mısın? Gel {imdi} cedd-i ızâmım Hazret-i Âdem Safî kabri Kudüs-i {Şerîf kurbünde} cebel-i Ceberût'da Hazret-i 394a İbrâhîm Halîl yanında medfûndur. Var anda meşhed-i Âdem Safî'ye yüz sürüp secde eyle. Seni Hazret-i Allah'dan ricâ ideyim. Ke'l-evvel yine cân u cin kavmine melik olup rûy-ı arzda bir mülke mâlik olup şehr-i {Nasîbîn'den el çekesin}" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b–394a ·
metinde göster ·
… raflardan mâ‘adâ kara tarafı ki Şeddâdî dîvârdır, ol tarafda sudan suya varınca
toprakdan
kesüp kazılmış bir vâsi‘ ve amîk ve arîz handakı vardır. Kefere zamânı içinden …
Bu kal‘a Dırava kenârında bir burunda vâkı‘ olmağile üç tara[fı] nehr-i Dırava'dır. Ol taraflar yarlar ve bayırlardır, aslâ handakı yokdur ve lâzım da değildir. Bu yalı tarafları da ancak yalın kat dolama çit palanka dîvârdır. Câ-be-câ suya enecek suluk kapucukları vardır, nerdübân-ı haşeb ile suya enilir. Bu su taraflardan mâ‘adâ kara tarafı ki Şeddâdî dîvârdır, ol tarafda sudan suya varınca toprakdan kesüp kazılmış bir vâsi‘ ve amîk ve arîz handakı vardır. Kefere zamânı içinden Dırava suyu akup handak içinde kefereler balık sayd ederlermiş. Hâlâ mâhîleri sayd edecek bend yerleri handak içinde nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61b ·
metinde göster ·
… üç kat çit palanka hisâr-ı üstüvârdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin adımdır. Handakı
toprakdan
kesme hafr-i amîk ve arîzdir.
Sene 950 târîhinde Lala Mustafâ Paşa binâsıdır. Mâtakaddem bu kal‘ayı kefere zamânı Osmânlı havfinden dağlar içinde binâ etmişler. Hâlâ eser-i binâları bir püşte-i âlî üzre âsâr-ı binâ-yı harâbesi nümâyân idi. Ammâ Üstürgon yoluna muhâlif olmağile Lala Paşa ol kal‘ayı bu sahrâ-yı çemenzârda inşâ etmişler, ammâ hakkâ ki mahallinde etmişler. Çâr-kûşe üç kat çit palanka hisâr-ı üstüvârdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin adımdır. Handakı toprakdan kesme hafr-i amîk ve arîzdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 91a ·
metinde göster ·
… tarafı karadır, maşrık tarafı nehr-i Tuna'dır, lâkin üç tarafında metîn ve arîz
toprakdan
kesme sarp handakı vardır kim içinde nehr-i Tuna gemileri cereyân eder. Bu hand …
Der-beyân-ı eşkâl-i zemîn-i palanka-i Ciğerdelen: Nehr-i Tuna'nın cânib-i garbında kal‘a-i Üstürgon karşusunda Uyvar kal‘ası hâkinde bir düz sahrâ-yı çemenzâ[r]da çâr-kûşe bir sa‘b ü metîn çit palanka-i hasîn rıhtım dolma dîvârlı hisâr-ı üstüvârdır. Üç tarafı karadır, maşrık tarafı nehr-i Tuna'dır, lâkin üç tarafında metîn ve arîz toprakdan kesme sarp handakı vardır kim içinde nehr-i Tuna gemileri cereyân eder. Bu handak üzre kara tarafında cânib-i garba mekşûf bir kapusu var, ammâ iki kat metîn ağaç kapusu üzre mehterhâne kullesinde şâhî zarbuzan serâmed topları var. Ve bu kal‘anın çâr-kûşesinde Çâryâr aşkına çâr-rükn tabyaları üzre balyemez topları var. Derûn-ı hisârda başka dizdârı ve iki yüz elli aded neferâtları ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve gılâl anbârı ve seksen aded tahta örtülü hâneleri ve bir tahta minâreli ve tahta şindire örtülü câmi‘-i muhtasarı ve on aded küçük dükkânları var, ammâ hânı ve hammâmı yokdur, lâkin top menzilinden alarka bâğları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99b ·
metinde göster ·
… rler. Bu taburun ancak kara tarafında iki kapu yeri vardır. Kapu yerleri önünde
toprakdan
yığma tabya yerleri var kim kapuları pinhân edüp tabyalar hıfz eder. Ve bu tabu …
Sitâyiş-i tabur-ı Süleymân Hân: Bu kal‘anın cânib-i garbîsinde top menzilinden alarka bâğlar başında bir tarafı nehr-i Tuna ve bir tarafı Uyvar hâkinde Ciğerdelen sahrâsında cirmi yigirmi bin adım bir tabur-ı azîmdir kim iki kat handakdır. Toprağı dağlar gibi iç yüze yığılmış handak-ı azîmdir, aslâ dîvârı yokdur. Gayyâ gibi kazılmış handaka tabur derler, kal‘adan sa‘bdır. İçine yetmiş seksen bin âdem girüp kapanup ceng etdiklerinde tabur cengi derler. Bu taburun ancak kara tarafında iki kapu yeri vardır. Kapu yerleri önünde toprakdan yığma tabya yerleri var kim kapuları pinhân edüp tabyalar hıfz eder. Ve bu tabur handakları ve toprak yığınları eğri büğrü köşe köşe olup her köşede tabur handakların muhâfaza edecek azîm dağlar gibi tabya yerleri var. Hîn-i muhâsarada ol tabyalar üzre balyemez toplar koyup handaka gelen düşmanı uğratmaz. Ve bu dirsek tabyaların dahi çâh-ı gayyâ-misâl handakları var. Böyle tabur cengleri kal‘a cenglerinden sarpdır. Hemân tabur fethine çâre toprak sürüp lağım edüp sıçan yollarıyla kol kol hücûm-ı mehcûm etmeden gayri ilâc yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99b ·
metinde göster ·
… neşrden bir nişân olup herkes âdem deryâsı gibi temevvüc edüp herkes silâhıyla
toprakdan
çıkup haymelerine gidüp hamd-i Îzed-i Yezdân etdiler.
Ba‘dehu cemî‘i vüzerâların mü’ezzinânları her biri birer deyr çanhânelerinde ve kal‘a dîvârlarında ezânlar tilâvet olmağa başlayup cümle guzât-ı müslimîn mesrûr [u] şâdân olup bu günkü gün cümle gâziyâna meterislerden çıkmak fermân sâdır olunca sübhânu'l-Hallâk gûyâ sûr-ı İsrâfîl çalınup yevmü'n-nüşûrda benî Âdem nice yerden kalkarsa cümle benî Âdem eyle meterislerden rûy-ı zemîne çıkup haşr [ü] neşrden bir nişân olup herkes âdem deryâsı gibi temevvüc edüp herkes silâhıyla toprakdan çıkup haymelerine gidüp hamd-i Îzed-i Yezdân etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119a ·
metinde göster ·
… hudlu ve arpalı ve zincîrli ve topraklı ve neftli ve eşek sidikli ve zehirli ve
toprakdan
yapılmış müdevver yağlı kurşumları fıçı fıçı hâzır-bâş durur. Hakîkatü'l-hâl bu …
Ve dahi kâmil bin fuçı leb-ber-leb kırk nev‘a görülmemiş kurşumu var. Ba‘zısı telli kurşumdur, tüfengden çıkdıkda iki başı ku[r]şum, ortası iki karış uzun demir teldir, açılarak gidüp râst geldiği yerleri iki biçüp helâk eder. Ve ba‘zı kurşumlarının içi nohudlu ve arpalı ve zincîrli ve topraklı ve neftli ve eşek sidikli ve zehirli ve toprakdan yapılmış müdevver yağlı kurşumları fıçı fıçı hâzır-bâş durur. Hakîkatü'l-hâl bu mezkûr kurşumlardan her kim yedi ise halâs olmayup cümle şehîd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
… da yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda
toprakdan
kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar kazup içinde mütehassın oldukları yere tab …
Lisân-ı Serhadlide tabur ana derler kim yâ bir sahrâda yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar kazup içinde mütehassın oldukları yere tabur derler, ammâ niçe bin taburlar gördük, ammâ bunculayın sa‘b u metîn tabur görmedim. Handakın toprağın cümle iç yüze dağlar gibi yığup topraklar üzr[e] kat-ender-kat meterisler kazup cânib-i erba‘asında yine toprakdan tokuz yerde tabya-i azîmler edüp her tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç yerde şaranpavlı kapular yapup ve handaklar içre niçe bin hiyel ü şeytanatlar ile paçarız çarh-ı felekler edüp kapuları 179b önlerinde ve handakların kenârlarında hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179a–179b ·
metinde göster ·
… yığup topraklar üzr[e] kat-ender-kat meterisler kazup cânib-i erba‘asında yine
toprakdan
tokuz yerde tabya-i azîmler edüp her tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç …
Lisân-ı Serhadlide tabur ana derler kim yâ bir sahrâda yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar kazup içinde mütehassın oldukları yere tabur derler, ammâ niçe bin taburlar gördük, ammâ bunculayın sa‘b u metîn tabur görmedim. Handakın toprağın cümle iç yüze dağlar gibi yığup topraklar üzr[e] kat-ender-kat meterisler kazup cânib-i erba‘asında yine toprakdan tokuz yerde tabya-i azîmler edüp her tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç yerde şaranpavlı kapular yapup ve handaklar içre niçe bin hiyel ü şeytanatlar ile paçarız çarh-ı felekler edüp kapuları 179b önlerinde ve handakların kenârlarında hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179a–179b ·
metinde göster ·
hunka depe yığmış, kal‘ası bir batak kenârında bir alçak yerde sa‘b bir hisâr-ı …
Ammâ Süleymân [Hân] dahi bunda gelüp bir âlî toprakdan hunka depe yığmış, kal‘ası bir batak kenârında bir alçak yerde sa‘b bir hisâr-ı üstüvârı var, yanına varmak muhâl, zîr[â] niçe yüz bin küffârı kal‘a altında cenge âmâde dururlardı. Bunu dahi ubûr edüp giderken ileride çarhacı giden âdemlerimizden altı nefer yiğitlerimiz at boynuna düşüp seğirderek gelüp "Muşduluk kâfirden kırk aded esîr dil aldık" deyüp dilleri meydâna getirdiklerinde diller eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
… gre Mehemmed Hân'ın yedi kral ile ceng etdiği mahalde Türk Oru nâm bir handaklı
toprakdan
kal‘a yapmışdır, hâlâ Türk Oru derler durur, ol dahi Menûçehr evlâdı binâsıdır. …
Ba‘dehu Hırıştoş yaylasında Fâtih-i Egre Mehemmed Hân'ın yedi kral ile ceng etdiği mahalde Türk Oru nâm bir handaklı toprakdan kal‘a yapmışdır, hâlâ Türk Oru derler durur, ol dahi Menûçehr evlâdı binâsıdır. Ammâ bu kal‘a-i Egre niçe küffâr kralları ellerine girüp sekiz yüz yıl Orta Macar elinde amâr olup Erdelistân'ın Kızılelması derler, ammâ sene 959 35b târîhinde Tımışvar fâtihi Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa Süleymân Hân'ın fermânıyla Egre kal‘ası üzre serdâr-ı mu‘azzam olup Tımışvar etrâflarında kırk elli pâre kal‘aları feth edüp andan Sonlok gibi bir Sedd-i Ye’cûc-misâl kal‘ayı feth edüp ba‘dehu Eğri kal‘asına sarılup doğrutmak istedikde kırk gün döğüp kırk gece de asâkir-i İslâma küffârın kesret ü vefreti göz açdırmayup kırk birinci gün berf ü selc ü şiddet-i şitânın vefretinden askerin elleri ve ayakları dutmayup bî-feth avdet edüp cümle guzât Tımışvar'a çıkdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 35a–35b ·
metinde göster ·
… on ikişer sâ‘at içeri Komaran'a karîb nehr-i Tuna kenârında bir mürtefî‘ depe-i
toprakdan
yığup üstünde bir cerge kurulur bir hayli vâsi‘ce yerdir. Lâkin bu yumru depe ş …
Evvelâ bu mil ta‘bîr etdikleri bir şeydir kim Sultân Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân Nemse çâsârı elinden Üstürgon'u ve Ustolni-Belgrad'ı aldıkda bu milleri Üstürgon'dan ve Ustolni'den on ikişer sâ‘at içeri Komaran'a karîb nehr-i Tuna kenârında bir mürtefî‘ depe-i toprakdan yığup üstünde bir cerge kurulur bir hayli vâsi‘ce yerdir. Lâkin bu yumru depe şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olup bizden tarafa bir çam direği ve kâfirden tarafa bir çam direği dikilidir. Bu direklerin kadleri beşer âdem boyu ancak vardır. Andan bu iki direğin tâ şu orta yerinde bir çam direği var, bu dahi âlîce sütûn-ı müntehâdır. İşte hadd-i mil dedikleri budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45a ·
metinde göster ·
tabyalar ve etrâfına şarampavlar etmişler kim hîn-i muhâsarada ol tabyalar için …
Ve Tata cânibinde Tuna aşırı üç aded toprakdan tabyalar ve etrâfına şarampavlar etmişler kim hîn-i muhâsarada ol tabyalar içine gemilerle karşudan gelen imdâdları girüp andan kal‘aya gireler, gûyâ geçit başı tabyalarıdır. Ammâ Uyvar tarafından Tuna üzre cisir yapup bu adaya geçüp adayı urup kal‘ayı muhâsara etmek âsândır. Hattâ biz asker-i İslâm ile Uyvar'ı 46b döğerken on bin mikdârı Tatar askeri bu Komaran cezîresinin azacık Tuna suyundan atlar ile yıldırup adayı nehb ü gâret edüp altı bin kadar esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’im çıkardılar. Cenâb-ı Bârî yârî kılup fethin müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a–46b ·
metinde göster ·
… yup ve toprak sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde
toprakdan
alçak alçak tabyalar var kim her biri niçe bin gûne hıyel u şeytanat ile binâ o …
Evsâf-ı tetimme-i kal‘a-i Yanık: Bu kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde toprakdan alçak alçak tabyalar var kim her biri niçe bin gûne hıyel u şeytanat ile binâ olunup yer altından birbirlerine varup gelecek yolları vardır, ammâ altları cümle kat-ender-kat lağımları hâzır-bâşdır. İbtidâ meterise girilecek yerlerde bir hayli zamân ceng edüp avk [u] te’hîr etmek içün bu tabyaları binâ etmişdir, ammâ bunların dahi lağımların bulup bu tabyaları suya gark etmek ve toprak ile gark etmek Âl-i Osmân askerine emr-i seheldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
yığılı çim ve rıhtımlı ve sarp handaklı şekl-i müselles palankadan ve kârgîr bi …
Nehr-i Rabçe kenârında bir ağaç cisr başında bir toprakdan yığılı çim ve rıhtımlı ve sarp handaklı şekl-i müselles palankadan ve kârgîr binâ kal‘adan sarp toprakdan dağ gibi bir kal‘adır. Cümle üç yüz kulu ile kapudanı elçi paşaya istikbâle çıkup kal‘adan beş aded toplar atup şâdımân etdi. Bu kal‘a içre aslâ evler yokdur. Hemân solta[t] Nemseler olacak uzun hânlar vardır. Ancak geçit başında Macar ve Üstürgonlu bu Rabçe nehrinden içeri geçmesinler diyü bu Kastel binâ olunmuşdur kim kurbunda nehr-i Rabçe'nın karşu tarafında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49a ·
metinde göster ·
… htımlı ve sarp handaklı şekl-i müselles palankadan ve kârgîr binâ kal‘adan sarp
toprakdan
dağ gibi bir kal‘adır. Cümle üç yüz kulu ile kapudanı elçi paşaya istikbâle çık …
Nehr-i Rabçe kenârında bir ağaç cisr başında bir toprakdan yığılı çim ve rıhtımlı ve sarp handaklı şekl-i müselles palankadan ve kârgîr binâ kal‘adan sarp toprakdan dağ gibi bir kal‘adır. Cümle üç yüz kulu ile kapudanı elçi paşaya istikbâle çıkup kal‘adan beş aded toplar atup şâdımân etdi. Bu kal‘a içre aslâ evler yokdur. Hemân solta[t] Nemseler olacak uzun hânlar vardır. Ancak geçit başında Macar ve Üstürgonlu bu Rabçe nehrinden içeri geçmesinler diyü bu Kastel binâ olunmuşdur kim kurbunda nehr-i Rabçe'nın karşu tarafında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49a ·
metinde göster ·
… ve dîvârı üzre yigirmi aded karavulhâneleri var ve handakından taşra beş yerde
toprakdan
yığılı tabyaları var kim her birinde yüz bin gûne hîle ve şeytanat ihtirâ‘ları …
Bu kal‘a gerçi küçükdür, ammâ gâyet metîndir ve bir kapusu va[r] cânib-i cenûba mekşûfdur ve içinde üç yüz tahta örtülü hâneleri ve iki aded manastırları var ve dîvârı üzre yigirmi aded karavulhâneleri var ve handakından taşra beş yerde toprakdan yığılı tabyaları var kim her birinde yüz bin gûne hîle ve şeytanat ihtirâ‘ları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·
Ve handak içine nâzır azîm topları var. Handakdan taşra on aded
toprakdan
tabyaları korudur serâmed toplardır. Bu tabyaların dahi başka handakları var, a …
Ve handak içine nâzır azîm topları var. Handakdan taşra on aded toprakdan tabyaları korudur serâmed toplardır. Bu tabyaların dahi başka handakları var, ammâ handakda suları yokdur, zîrâ bu tabyaların cânib-i erba‘aları sâfî ikişer ve üçer kat fırça lağımlardır kim her biri üçer ve dörder hazîneli lağımlardır. Ve bu taşra tabyaların etrâfları cümle şarampavdan kazıklı meterislerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56a ·
metinde göster ·
… k üzre yürümek halk etmişdir. Anlar başı üzre seke seke ve sıçraya sıçraya kuru
toprakda
depesi üzre gezerlerdi. Ve birbirlerin baş aşağı ve baş yukaru kucaklayup iki e …
Ol kadar mashara veled-i zinâ kefereleri var kim ta‘bîr olunmaz. Lâkin cemî‘i tekâlîdleri İsfaç ve Leh ve Çeh ve Maskov ve Yahûdî ve Macar kavminin evzâ‘ [u] etvârları ve avretleriyle mu‘âmele ve bey‘ [u] şirâların lisânları üzre taklîd ederler, ammâ hemân cümle kavmin esbâbların geyüp ve yüzlerine niçe yüz gûne sûretler geyüp taklîd edüp tahkîk ederler, ammâ hârık-ı âde sihr mertebesinde şeyler etdiler kim makdûr-ı beşer değildir. Meselâ benî âdemi Allâhu te‘âlâ ayak üzre yürümek halk etmişdir. Anlar başı üzre seke seke ve sıçraya sıçraya kuru toprakda depesi üzre gezerlerdi. Ve birbirlerin baş aşağı ve baş yukaru kucaklayup iki elleri üzre raks u semâ‘ edüp yoruldukda öbiri kucağında iken bu dahi birinin bir kolu ve birinin bir ayağı üzre usûl-i âheng ile semâ‘ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 70a ·
metinde göster ·
… inde nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu handaklar etrâfında on bir aded nev binâ
toprakdan
metîn tabyalar etmiş kim her biri birer Sedd-i İskende[r]e mânend fosdiçelerdir …
Ve mezkûr iç kal‘a olan sarây hâlâ mesdûd olup içinde cebehâneden gayri bir şey olmayup hâlâ etrâfına sarâya muttasıl mağribden maşrıka tûlen beş bin adım iki kat bir amîk toprak handak kazup içinden Tuna cereyân edüp bir yanında Tuna gemileri bağlanır. Tâ bu mertebe enli handaklardır. Hemân aynı Roma kal‘ası handakı gibi şekl-i bâdemî nev binâ bir metîn handak kazmışdır ve henüz kenârlarına Şeddâdî binâ dîvârlar yapmışdır. Ve bu handak düz yerde olmak ile iki kat handakın içinde Tuna gemileri tolaşup girüp çıkarlar. Ve maşrık tarafından bu handaka nehr-i Pojon Akyaylalardan berü gelüp bu handak içinde nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu handaklar etrâfında on bir aded nev binâ toprakdan metîn tabyalar etmiş kim her biri birer Sedd-i İskende[r]e mânend fosdiçelerdir. Bu mezkûr nev binâ handakların içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75b ·
metinde göster ·
… alara yığmağa benî âdem karınca [gibi] toprak taşıyup yedi tabya üzre yedi aded
toprakdan
kûh-ı Elburz-misâl dağlar yığmışlar. Ve bu kal‘aya iki aded kapu tarh etmişler. …
Ve kal‘a dîvârı tamâm oldukda temelden çıkan ve handak içinden çıkan toprakları kal‘a dîvârı üzre tabyalara yığmağa benî âdem karınca [gibi] toprak taşıyup yedi tabya üzre yedi aded toprakdan kûh-ı Elburz-misâl dağlar yığmışlar. Ve bu kal‘aya iki aded kapu tarh etmişler. Uyvar feth olalı kâfir-i bed-kârların etekleri tutuşup bu kal‘aya mübâşeret etdi, ammâ bu dûrbîn-fikr küffârın elbette bir şeytanatı vardır. Bu hakîr-i âkıbet-endîşin anladığı oldur, bu kal‘ayı binâ edüp içine kırk elli kâfir koyup Pojon kal‘asın muhâfaza edüp fursat buldukda kal‘a-i Uyvar'ı 76b Osmânlı elinden suhûletle ala. Bu kal‘ayı binâ etmeğe taraf-ı şehriyârîden izin verildiği ayn-ı hatâ olup sû-i tedbîr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a–76b ·
metinde göster ·
… lîme gelüp dörd şehzâde-i cüvân-baht Menûçehrzâdeler bu cây-ı menâsda dörd aded
toprakdan
yığılı kal‘alar binâ ederler. Ammâ taş ve rıhtım dolma değillerdir, ancak bir a …
Evvel ve âhir dest-i Macar'da vîrândır. İbtidâ diyâr-ı Macaristân'da bu kal‘ayı Menûçehr evlâdları Mâverâü'n-nehir'den bu iklîme gelüp dörd şehzâde-i cüvân-baht Menûçehrzâdeler bu cây-ı menâsda dörd aded toprakdan yığılı kal‘alar binâ ederler. Ammâ taş ve rıhtım dolma değillerdir, ancak bir azîm toprak yığılı handaklı tabur kal‘alarıdır. Anıniçün Tatar kal‘ası derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 89b ·
metinde göster ·
… firi münhezim etdiği Hırıştoş yaylasında Menûçehr evlâdlarının bir kal‘ası dahi
toprakdandır
, ol dahi harâb-ender-harâbdır, ammâ bu Hayduşak'daki ana göre ma‘mûrdur.
Ve hâlâ bu toprak kal‘aları bir varoş-ı azîmdir, ammâ topları ve tüfengleri yokdur. Ve hâlâ Varat kal‘asındaki Köpürlü Mehemmed Paşa câmi‘inin evkâfıdır. Lâkin re‘âyâsı Macar'dır, hâki Hayduşak toprağıdır. Ammâ bu Tatar kal‘asının bir eşi dahi Eğre kal‘ası kurbunda Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis kim fâtih-i Eğre'dir, anın yedi kral ile ceng edüp bozulduğu ve sonra kâfiri münhezim etdiği Hırıştoş yaylasında Menûçehr evlâdlarının bir kal‘ası dahi toprakdandır, ol dahi harâb-ender-harâbdır, ammâ bu Hayduşak'daki ana göre ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90a ·
metinde göster ·
… yığup üstlerine balyemez ve şâhî topları koyup kırk yerde kûh-ı Demâvend-misâl
toprakdan
tabyalar ihdâs edüp durur ve yedi yerde bu tabur-ı azîme şarampavlı sarp parmak …
Ve cümle asker tarfetü'l-ayn içre küffârın taburuna çatdı. Hân hazretleri ise deryâ-misâl asker ile âheste âheste bir çapul yerden gelmede. Ammâ biz küffârı sahrâda coluguruz {râst geliriz} zann ederdik. Meğer küffâr havfinden Süd nehrine arka verüp cümle cünûd-ı anîd velîd-i pelîdiyle ol sahrâya konup üç kat handaklı bir tabur-ı azîm kazup kırk elli bin arabaların ve yigirmi bin hınto arabaların dâ’iren-mâdâr cümle kanad kanada ve tekerlek tekerleğe çitüp tabur etrâflarına arabaları dizüp cümlesin birbirlerine kalın zencîrlerle bağlayup arabaların iç yüzlerine derin handaklar kazup cümle handak toprakların dağlar gibi iç yüzlere yığup üstlerine balyemez ve şâhî topları koyup kırk yerde kûh-ı Demâvend-misâl toprakdan tabyalar ihdâs edüp durur ve yedi yerde bu tabur-ı azîme şarampavlı sarp parmaklı ağaç kapular yapmış. Bu taburun tâ ortasında bir küçük tabur-ı azîm dahi kazup anda avret ve oğlanları ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inleri koyup kamanup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·
… düp yine zîr-i zemînde bir ulu meydâna çıkdık. Ol meydânın niçe yerlerinde yine
toprakdan
elli aded pâyende direkler var. Her bir direk önünde birer aded şâhrâh sokaklar …
Kâmil yedi yüz adım bir vâsi‘ ulu yol ile cenûb cânibine gidüp yine zîr-i zemînde bir ulu meydâna çıkdık. Ol meydânın niçe yerlerinde yine toprakdan elli aded pâyende direkler var. Her bir direk önünde birer aded şâhrâh sokaklar var kim kimi şarka ve kimi garba ve şimâle ve cenûba gitmiş sokaklar vardır. Biz dahi bir sokak başına bir nişân ve alâmet koyup bir cânibe gidüp Allâh bilir kim ne cânibe gitdik. Kâmil bu sokak içre dahi yedi yüz adım gidüp yine bir küçük meydâna vardık, ammâ bu meydândan ileri sokaklar yok idi. Lâkin toprak üzre yol nişânları etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
… nerken yollarda âb-ı hayât su kuyuları var ve yollar üzre yine su kuyuları gibi
toprakdan
kesme nerdübânlar ile enilir kuyular var. Meğer onlar dahi (dahi) aşağı zîr-i z …
Bu meydânın etrâfında yol yol ol kadar kat-ender-kat lağımlar var kim ne gûne ta‘bîr ve ne bir vecih ile tavsîf ü tahrîr olunur değildir. Bu mahalden dahi ileri gitmeğe havf edüp gerüye dönerken yollarda âb-ı hayât su kuyuları var ve yollar üzre yine su kuyuları gibi toprakdan kesme nerdübânlar ile enilir kuyular var. Meğer onlar dahi (dahi) aşağı zîr-i zemînde birer kat lağım yollarına gidermiş. Andan aşağı bir kat dahi lağım yolları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
kesmedir, ammâ bu Aktabya'nın on arşın âlî taş temelinden sonra yukarusu kesme …
Ve bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr temelleri Şeddâdî taş binâlardır, ammâ gayri tabyaların esâs-ı binâları toprakdan kesmedir, ammâ bu Aktabya'nın on arşın âlî taş temelinden sonra yukarusu kesme kayalı ve topraklı dîvârlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312a ·
metinde göster ·
… d Paşa "Kandiye'ye imdâd gelsin" deyü bu limanın bir ucunda sedd-i Ye’cûc-misâl
toprakdan
yığma müfîd ü muhtasar bir kal‘a inşâ edüp gâyet mahallinde metîn ve müstahkem …
Sene 1077 târîhinde Fâzıl Ahmed Paşa "Kandiye'ye imdâd gelsin" deyü bu limanın bir ucunda sedd-i Ye’cûc-misâl toprakdan yığma müfîd ü muhtasar bir kal‘a inşâ edüp gâyet mahallinde metîn ve müstahkem olduğundan her bâr kapudan paşa bu limana imdâd ve zahâ’ir döküp asâkir-i İslâma rahmet olurdu. Bu kal‘a-i türâbın dâ’iren-mâdâr cirmi dörd yüz aded adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 320a ·
metinde göster ·
… beği zeytûn sipâhîleri muhâfaza bekleyüp bunun dahi kal‘ası ve limanı kenârında
toprakdan
siper yığma bir kal‘a olup cümle yigirmi yedi aded balyemez topları olup dâ’ire …
Sene (---) târîhinde Deli Hüseyin Paşa binâ etmiş idi. Lâkin zamân mürûr edüp sehel vîrân olup sene 1077 târîhinde bunu dahi Sadrıa‘zam serdâr-ı mu‘azzam Fâzıl Ahmed Paşa binâ edüp Kayseriyyeli Dilâver Paşazâde Murâd Paşa askeriyle bir oda yeniçeri ve topçu ve cebeciler ve bir sancak beği zeytûn sipâhîleri muhâfaza bekleyüp bunun dahi kal‘ası ve limanı kenârında toprakdan siper yığma bir kal‘a olup cümle yigirmi yedi aded balyemez topları olup dâ’iren-mâdâr cirmi üç yüz adımdır. Bunun dahi içinde âb-ı hayât suları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 320a ·
metinde göster ·
… mse vilâyetlerine varup Eğre kal‘asının cânib-i şimâlinde hâlâ Türk Or'u derler
toprakdan
yığılı bir kal‘a bünyâd edüp anda sâkin olurlar. Y 373b
Ve Ferîdûn'un bir oğlu dahi Selm'dir. Ve anın oğlu Gâv-ı İsfahânî'dir. Anın oğlu Kârb-ı Pehlivânî'dir. Bunlar cümle oğul oğula ve nebîrezâdelerdir. Kimi Irâk-ı Dâdyân'da yatır, kimi şehr-i Gazân'da yatır. Dörd oğlu Menûçehr'den firâr edüp Nemse vilâyetlerine varup Eğre kal‘asının cânib-i şimâlinde hâlâ Türk Or'u derler toprakdan yığılı bir kal‘a bünyâd edüp anda sâkin olurlar. Y 373b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y373a–Y373b ·
metinde göster ·
… nda ihtilâm olup menîsi zemîne düşüp bir yıldan Hazret-i şîs Hazret-i Âdem gibi
toprakdan
hâsıl oldu derler.
Rivâyet-i uhrâ oldur kim Hazret-i Âdem âlem-i tecerrüdde menâmında ihtilâm olup menîsi zemîne düşüp bir yıldan Hazret-i şîs Hazret-i Âdem gibi toprakdan hâsıl oldu derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y1b ·
metinde göster ·
Ve bu Mısır memleketi ilm-i hendese üzre tarh olunmuşdur. Zîrâ kurâdan kurâya malaka ta‘bîr etdikleri iki köy mâbeyninde olan yerlerdir. Kaçan ol vâdîleri Nîl basar köyden köye Y 158a gitmeğe toprakdan cisirler yığmışlardır, beşer onar âdem kaddi sedd-i bâlâdır, kaçan Nîl taşdıkda ol sedler üstünden cemî‘i halk atları ve develeri ve çemenderleri ile ubûr ederler. Ve Nîl-i mübârek ol sedlere dek mâl-â-mâl oldukdan sonra on gün bir yeri Nîl rey edüp andan ol seddin bendin açup bir vâdîye dahi Nîl gidüp deryâ olup gayrı beled hâkini ray eder, ya‘nî suvarır. Ve ceng [ü] cidâl olmasın içün hâkim tarafından askerî âdemlerden mu‘temedün-aleyh âdemler pür-silâh olup Nîl'i köylerden köylere koyverüp rey ederler. Yohsa hâkim tarafından âdem olmasa Urbân ve fellâhîn birbirlerini katl ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y157b–Y158a ·
metinde göster ·
… ederler. Küçük bir hayvândır, ammâ gûyâ tavşan sıfatlıdır. Bi-emrillâhi ta‘âlâ
toprakdan
hâsıl olur, nısfı toprak ve nısfı türâb. Çift sürerken saban demiri âşiyânına u …
Esnâf-ı pişmiş sıçan satıcı: Dükkân değildir, Rûmeli meydânında külbe ve çadırlar içinde satarlar. Nefer yigirmi. Ammâ bu sıçan mevsimi vardır. Nîl kesimi zamânı oldukda sayyâdları sayd edüp Rûmeli meydânına getürüp bey‘ ederler. Küçük bir hayvândır, ammâ gûyâ tavşan sıfatlıdır. Bi-emrillâhi ta‘âlâ toprakdan hâsıl olur, nısfı toprak ve nısfı türâb. Çift sürerken saban demiri âşiyânına uğrayup kanı akarken hakîr görmek olmuşdur. Anıniçün mezâhib-i erba‘ada tenâvül olunması mubâhdır. Kâmil oldukda yeri köm köm kösdebek gibi yığın yığın eder, andan bilirler kim kâmil yer sıçanı vardır, yeri kazup çıkarırlar. Bir zincâbî tüğlü latîf-sûret hayvâncıkdır. Ve zindesi elli altmış dirhem gelir, ammâ gâyet semîndir. Lahm-ı şahmı hafîfdir ve mukavvîdir ve gâyet serî‘u'l-hazmdır. Hakîr Elvâhât'a giderken çok yedim. Ve zîr-i zemînde anın ekl [ü] şürbü nebâtât kökleri ve otlarıdır, zî-rûh kısmından bir şey yemez. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y179a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ ba‘zısı beline dek sıçan olmuş, belinden aşağısı dahi
toprakdan
ayrılmamış, kan toprak ile mahlût. Ammâ toprakda yine sıçan hey’eti vardır, lâk …
Hikmet-i Hudâ ba‘zısı beline dek sıçan olmuş, belinden aşağısı dahi toprakdan ayrılmamış, kan toprak ile mahlût. Ammâ toprakda yine sıçan hey’eti vardır, lâkin dahi et olup rûh gelmemiş. Böyle iken yerden çıkarsan kesb-i havâdan helâk oluyor, zîrâ kemâlin bulmamışdır. Arablardan su’âl etdim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b ·
metinde göster ·
… olmuş, belinden aşağısı dahi toprakdan ayrılmamış, kan toprak ile mahlût. Ammâ
toprakda
yine sıçan hey’eti vardır, lâkin dahi et olup rûh gelmemiş. Böyle iken yerden ç …
Hikmet-i Hudâ ba‘zısı beline dek sıçan olmuş, belinden aşağısı dahi toprakdan ayrılmamış, kan toprak ile mahlût. Ammâ toprakda yine sıçan hey’eti vardır, lâkin dahi et olup rûh gelmemiş. Böyle iken yerden çıkarsan kesb-i havâdan helâk oluyor, zîrâ kemâlin bulmamışdır. Arablardan su’âl etdim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b ·
metinde göster ·
… î âdem ile karâbeti vardır, derler. Kaçan Cenâb-ı Bârî vücûd-ı Âdem'i bir kabza
toprakdan
halk etdi, bakıyye-i toprakdan Cenâb-ı Allâh nahl-i hûrmâyı ve küliser ağacın y …
Ve bu hûrmânın benî âdem ile karâbeti vardır, derler. Kaçan Cenâb-ı Bârî vücûd-ı Âdem'i bir kabza toprakdan halk etdi, bakıyye-i toprakdan Cenâb-ı Allâh nahl-i hûrmâyı ve küliser ağacın ya‘nî kara Hindistân cevizi ağacın ve şecerü'l-Vakvâk ağacın halk etdi. Ve yerde olan hâkinde yebrûhu's-sanem ya‘nî abdüsselâm derler, yerde hâsıl olur âdem gibi saçlı ve sakallı ve dişili ve erkekli biter, hemân âdem sıfatında bir otdur, ol dahi benî âdem toprağından hâsıl oldu, derler. Yef‘alullâhu Y 231a mâ yeşâ’.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b–Y231a ·
metinde göster ·
… ler. Kaçan Cenâb-ı Bârî vücûd-ı Âdem'i bir kabza toprakdan halk etdi, bakıyye-i
toprakdan
Cenâb-ı Allâh nahl-i hûrmâyı ve küliser ağacın ya‘nî kara Hindistân cevizi ağac …
Ve bu hûrmânın benî âdem ile karâbeti vardır, derler. Kaçan Cenâb-ı Bârî vücûd-ı Âdem'i bir kabza toprakdan halk etdi, bakıyye-i toprakdan Cenâb-ı Allâh nahl-i hûrmâyı ve küliser ağacın ya‘nî kara Hindistân cevizi ağacın ve şecerü'l-Vakvâk ağacın halk etdi. Ve yerde olan hâkinde yebrûhu's-sanem ya‘nî abdüsselâm derler, yerde hâsıl olur âdem gibi saçlı ve sakallı ve dişili ve erkekli biter, hemân âdem sıfatında bir otdur, ol dahi benî âdem toprağından hâsıl oldu, derler. Yef‘alullâhu Y 231a mâ yeşâ’.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b–Y231a ·
metinde göster ·
Kavmi Mâlikiyyü'l-mezheblerdir, ammâ kedi ve gergerdân ve hımâr-ı berrî ve
toprakdan
hâsıl olur yer sıçanı ve maymun ve ceyrân ve sığın ve hargûş yerler. Ve dağları …
Kavmi Mâlikiyyü'l-mezheblerdir, ammâ kedi ve gergerdân ve hımâr-ı berrî ve toprakdan hâsıl olur yer sıçanı ve maymun ve ceyrân ve sığın ve hargûş yerler. Ve dağlarında karman derler kestâne lezzetinde içi çekirdekli bir meyvedir, anı yerler. Ve levzûrimte meyvesi hurde balık gibi bir meyvedir. Alçacık ağaclarda biter. Gâyet lezîz ve mukavvîdir. Ammâ eşkâlde hemân balık gibidir, kuyruğundan biter. Ağacın kat‘ etsen balık yağı gibi râyihalı yağı çıkar. Başına bit üşen İbrân kavmi bu ağaç yağından başına sürünüp bitden halâs olur. Ve ak düşen göze vesme gibi üç gün çekseler kırk yıllık akı mahv eder. Ammâ kesret üzre çekmeye, gözün kuvvet-i basarın zâ’il eder. Hakîr bir hokkasına mâlik olduk. Hamd-i Hudâ iksîr-i a‘zamdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y424a ·
metinde göster ·