… ezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr
tulumdan su
döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… erden üç bin salma deve alup iki bin deve su içün ki her bir devede dörder keçi
tulumu su
ola ve bin deve dahi arpa ve bakla ola. Ve paşanın iki yüz katâr devesi sâ’ir m …
Ve paşa hazretleri bu meşâyihlerden üç bin salma deve alup iki bin deve su içün ki her bir devede dörder keçi tulumu su ola ve bin deve dahi arpa ve bakla ola. Ve paşanın iki yüz katâr devesi sâ’ir mühimmâtı içün ve elli katâr katır dahi kendi ma‘ûneti içün yüklenürdü. şâm'dan Mekke'ye katır gâyet mütehammildir. Ve iç ağalarının ve ba‘zı askerin dahi cümle binidleri küheylân kısraklar idi. Ammâ aykır at müşkil tahammül eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b ·
metinde göster ·
… relerin belağan mâ-belağ alup develerine ikişer alîk verdiler. Ve bundan cemî‘i
tulumları su
ile toldurup yola azîmet etdiler. Ba‘de'z-zuhur bu şehirden kalkup gâh şarka ve …
Bu şehir leb-i deryâya karîb olmağile Mısır'dan cemî‘i eşyâ bu şehre gelüp ganîmet olur. Hattâ bunda cümle huccâc zahîrelerin belağan mâ-belağ alup develerine ikişer alîk verdiler. Ve bundan cemî‘i tulumları su ile toldurup yola azîmet etdiler. Ba‘de'z-zuhur bu şehirden kalkup gâh şarka ve gâh cânib-i kıbleye ve gâh garba ubûr ederek üçüncü sâ‘atde bahr-i Kulzüm nümâyân olup Süveys'den gemilerle giden huccâclar ve zahîre gemileri bizimle berâber hevâ-yı latîf ile giderlerdi. Biz dahi ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y307a ·
metinde göster ·
… her gemi ki Süveys'e gide bu ayndan Süveys'e su götürürler. Zîrâ Süveys'de bir
tulum su
on parayadır.
Ve bu bâğistân içre niçe yerden uyûn-ı câriyeler cereyân ederek Bahr-i Kulzüm'e Tûr kal‘ası dibinde mahlût olurmuş. Ve cümle Süveys gemileri bu Tûr kal‘asına gelüp sulanırlar. Ve her gemi ki Süveys'e gide bu ayndan Süveys'e su götürürler. Zîrâ Süveys'de bir tulum su on parayadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y381a ·
metinde göster ·
… e halîclerden sakkâlar su taşıyup bir deve yükü su bir Mısrî paraya ve bir keçi
tulumu su
iki mankıra olup Mısır halkı âb-ı nâb içüp tâze cân bulmağa başlar.
Ve Mısır'da Nîl kesimi olduğundan sonra Mısır'ın içinde ve taşrasında kırk yerden Nîl-i mübârek cereyân edüp cümle halîclerden sakkâlar su taşıyup bir deve yükü su bir Mısrî paraya ve bir keçi tulumu su iki mankıra olup Mısır halkı âb-ı nâb içüp tâze cân bulmağa başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y129a ·
metinde göster ·
"Ey hasîbü'n-nesîb evlâd-ı Nûh Nebî aleyhi's-selâm. Yediğim âteş yüreğim yakdı ve cümle halk bana bakdı kim âteşin buhârı depemden çıkdı, vücûduma gâyet harâret müstevlî oldu. Şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ ervâhları şâd ola, bana Nîl-i mübârekden on tulum su getirsinler" didikde der-ân getirdiler. İçmeğe mübâşeret etmeden hemân deryâ-misâl seyrâncılar içind[en] bir cesîm ü semîn âdem gelüp feryâd ederek tulumlar ile suları alup kabz eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y420b ·
metinde göster ·
"Amân pâdişâhım, benim harâret âteşim çokdur, bu on
tulum su
söndürmez, gör âteşimin nümûnesin" deyüp bir kerre na‘ra edüp meydân-ı mahabbet …
"Amân pâdişâhım, benim harâret âteşim çokdur, bu on tulum su söndürmez, gör âteşimin nümûnesin" deyüp bir kerre na‘ra edüp meydân-ı mahabbetde iki ellerin beline koyup Mevlevî-vâr semâ‘ ederek ağzından nîm sâ‘at âteşler alev-ber-alev olup çıkar, parça parça şerâreler temâşâcıyânın üzerine nisâr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y420b ·
metinde göster ·
"Yâ sultân, adâlet eyle, evvelki pehlivâna dahi beş
tulum su
ihsân eyle ki ol dahi def‘-i atşân etsün" deyü ricâ eylediğinde musâhibler tara …
"Yâ sultân, adâlet eyle, evvelki pehlivâna dahi beş tulum su ihsân eyle ki ol dahi def‘-i atşân etsün" deyü ricâ eylediğinde musâhibler taraf taraf ma‘kûldür, deyü el-mâ’u li-men taleb'dir, ibtidâ suyu ol istedi, deyü anlar dahi ricâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421a ·
metinde göster ·
… ât [u] meşrûbâtlarımız belağan mâ-belağ görüp bu Hânende kavmi develerinden bin
tulum su
yükledüp yine cânib-i garba azm-i râh edüp gâh kara sengistân ve gâh rimâlistân …
Bu kavm içre bir gün meks edüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtlarımız belağan mâ-belağ görüp bu Hânende kavmi develerinden bin tulum su yükledüp yine cânib-i garba azm-i râh edüp gâh kara sengistân ve gâh rimâlistân u hıyâbânlar içre kat‘-ı menâzil edüp azîm temâşâlar ederek altıncı günde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… îr bu Elvâh-ı Evvel'i temâşâ edüp kâşif kâ’immakâmından kulağızlar alup beş yüz
tulum su
ile yine cânib-i garba Elvâh-ı Kebîr'e azîmet eyleyüp ol gün çölistân içre gide …
Hakîr bu Elvâh-ı Evvel'i temâşâ edüp kâşif kâ’immakâmından kulağızlar alup beş yüz tulum su ile yine cânib-i garba Elvâh-ı Kebîr'e azîmet eyleyüp ol gün çölistân içre giderken bir gûne rîh-ı sümûm esüp kulağızlarımız,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y448a ·
metinde göster ·