nerdübân ve şems-i cihân ve kafesler ve mühr-i Süleymânlar ve çatal âsumânîler …
Ve gûnâ-gûn badaluçka ve havân ve tulumba ve nerdübân ve şems-i cihân ve kafesler ve mühr-i Süleymânlar ve çatal âsumânîler ve ra‘dîler ve evrenler ve ejdehâlar ve havân ve kumbaralar ve husrevânî küpler ve mârîler ve kelebekler ve'l-hâsıl bin yüz elli pâre âlât-ı âteşbâzlıklar san‘atı Freng-i pür-renge mahsûs iken bu Âl-i Osmân'ın fişengbâzları bâlâda zikr olunan eşkâllere âteş edüp her birinde birer san‘at-ı ibret-nümâ müşâhede olunur kim zî-akl olan gaş[y] u hayrân olup sihr-i i‘câz mertebesinde san‘atların icrâ eyleyüp arz-ı mahâret eyleyüp fişekler ile şeb-i muzlimi leyle-i Kadir edüp rûz-ı rûşen-misâl ederler ve geceleri Kadir, rûzları rûz-ı ıyd-ı adhâ olup pâdişâh huzûrunda bu gûne arz-ı mahâret ederek alayköşkü dibinden ubûr ederler. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
… ı levn meşin koyup cümle sâ‘at besâtlarının ermudeleri ve rakkâsı ve baskısı ve
tulumbası ve
zembereklerin başka başka koyup eğrilerin doğruldup şikeste olan yerlerin ta‘mî …
Hikmet-i acîb: A‘mâ Mehemmed Efendi nâm bir azîz-i hümâmı var, mâder-zâd nâ-bînâdır. Üstâd-ı kâmil sâ‘atcidir. Hücresinde oturup cemî‘i bisât-ı âvân engâzların yemîn ü yesârına zeyn edüp çekici ve küreği ve maşası ve kelpedanı ve çiftesi ve eğeleri ve'l-hâsıl cemî‘i âleti yerli yerinde durup bir kimesnenin meksûr sâ‘ati olsa ibtidâ elbette alup koklar, ba‘dehû zarfın açıp yoklar, dizi üzre bir sarı levn meşin koyup cümle sâ‘at besâtlarının ermudeleri ve rakkâsı ve baskısı ve tulumbası ve zembereklerin başka başka koyup eğrilerin doğruldup şikeste olan yerlerin ta‘mîr ü termîm edüp gereği gibi tamâm edüp sâhibine teslîm eder. Bu hakîrin akl-ı kâsırı perîşân olduğu şeydir kim mâder-zâd a‘mâ kimesne sâ‘atçi ola, aceb ihsân-ı Hudâ'dır. Ve yine kendüsü yârândan bir sahiyyü'l-vücûd, ni‘meti mebzûl hoş-sohbet cândır. Ve bu şehir halkının dahi ni‘metleri mebzûldür ve ucuzluk ganîmet şehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112a ·
metinde göster ·
… Yajuj" deyü çağırup aslâ tabıl çalmamışlar iken ertesi gün torompete ve dankiyo
tulumların ve
düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar ed …
Ammâ ertesi ale's-sabâh gördük kim kâfirin meterisleri üzre yetmiş yerde yetmiş aded gûnâ-gûn haçlı peykerler nümâyân olup her biri birer hatman u hotmana alâmetdir kim her hatman kolunda birer ikişer hurde şâhî toplar atılup cemî‘i küffâr bir ağızdan "Yajuj Yajuj" deyü çağırup aslâ tabıl çalmamışlar iken ertesi gün torompete ve dankiyo tulumların ve düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar edüp bildik ki {kâfirin} henüz imdâd-ı azîmleri gelüp topların atdıkça zerre kadar Özü kal‘asına zarar isâbet etmediğinden derûn-ı hisârda mahsûr olan guzât-ı muvahhidîn hamd edüp cümle paşalı sekbân [u] sarıca yiğitleri kırkar ve ellişer dirhem tüfengleri bir darbdan mazgal deliklerinden kotardıkça küffâr taşrada kurşumu yeyüp meterislerinden baş gösteremezlerdi, lâkin anların lağım hîlesinden havf edüp kal‘anın içinde dîvâr diplerinde lağım yerleri arayup kal‘a dîvârları üzre davullar koyup davullar üzre daru ve buğday döküp lağım hîlesi gözedirdik. Eğer küffâr kal‘a temelin kazup lağım ederse davullar üzre darılar kâfirin külüngi darbından sıçraşırlar. Hamd-i İlah eyle bir lağım hîlesi duyulmadı, ammâ gün be-gün kâfir kırıldıkça anlara nehr-i Özü ile imdâd ve zahîreleri gelmede, ammâ bize imdâd gelmeyüp zahîremiz tükenmede. Ve küffâr nehr-i Özü'den kal‘a içine giren su yolun bulup kesdi. Bi'z-zarûrî kuyulardan acı suları nûş {ederek} benî Âdem hayâtda olmağı ferâmûş edüp sekbân ve sarıcaların ve paşalıların atları acı su içmeden karın ağrısına uğrayup at sâhiblerinin başlarına cihân dâr-ı cahîm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… rinden cümle guzât-ı müslimîn 60a bunlar üzre taş ve kesek ve el kumbarası ve
tulumba ve
neft ve katrânları ve kaynar suları ve elenmiş kül ve kireçleri ve paçavra ve n …
Hemân küffâr arabaları altında tarfetü'l-ayn içre yeri kazup meterise girmek sadedinde iken yine beş pâre kal‘adan top gülleleri karpuz gibi bunların arasında yuvarlanup gezer. Kimin hurd edüp kimisin kirşend edüp kal‘a bedenlerinden cümle guzât-ı müslimîn 60a bunlar üzre taş ve kesek ve el kumbarası ve tulumba ve neft ve katrânları ve kaynar suları ve elenmiş kül ve kireçleri ve paçavra ve neft ve katrânlı yorganları bırağup bunları âteş ile eyle etdiler kim cemî‘i küffârı hareketden kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b–60a ·
metinde göster ·
… âde giderken önleri sıra {kâfirlerin} tabılhâne ve erganon ve nâkûsu ve dankiyo
tulumları ve
düdüklerin çalarak âmâde olup cümle bin iki yüz aded arabalarda altı bin yetmiş …
Çünkim cümle küffâr arabalar üzre der-zencir hâzırlar idi. Cümlesin arabalardan indirüp beşer beşer bir yerde zincirler ile bağlı ve yetmiş aded hatmanlarının ciğeri dâğlı piyâde giderken önleri sıra {kâfirlerin} tabılhâne ve erganon ve nâkûsu ve dankiyo tulumları ve düdüklerin çalarak âmâde olup cümle bin iki yüz aded arabalarda altı bin yetmiş aded musaykal tüfengleri tezyîn olup ibtidâ Bucak Tatarı cümle kırk sekiz bin güzîde pür-silâh asker geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 63a ·
metinde göster ·
… bistânları üzerlerine müvekkil olup Tershâne forsaları kürek çekerek dankiyo ve
tulum ve
erganon ve nâkûs ve tabıl ve nefîrlerin döğerek Tershâne bâğçesi önünden ubûr e …
Ertesi gün sa‘âdetlü pâdişâh-ı cem-cenâb cem-şevket kesb-i safâsından Tershâne bâğçesine göç eyleyüp cümle esîrleri zincirleriyle ve kıyâfetleriyle ve ser-nigûn bayraklarıyla üç yüz pâre Üsküdar ve Bostâncı kayıklarına kâfirleri koyup Tershâne azebistânları üzerlerine müvekkil olup Tershâne forsaları kürek çekerek dankiyo ve tulum ve erganon ve nâkûs ve tabıl ve nefîrlerin döğerek Tershâne bâğçesi önünden ubûr etdirüp yine San Pavla zindânına götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65a ·
metinde göster ·
… herkes arkalarına bağlayup ba‘zı iş görmüş ve çete gözetmiş gâzîler silâhların
tulumlara ve
sazdan sallara koyup on bin bahâdır yiğitler yigirmi beş bin esb-i tâzîler ile …
"Âhir bu mahalden geçilir" deyü murg-ı cânlarımız Allâh'a ısmarlayup herkes refîkleriyle helâlleşüp kılıçları ve tîrkeşleri ve gayri silâhların herkes arkalarına bağlayup ba‘zı iş görmüş ve çete gözetmiş gâzîler silâhların tulumlara ve sazdan sallara koyup on bin bahâdır yiğitler yigirmi beş bin esb-i tâzîler ile Allâh'a sığınup ba‘de'd-du‘â vü senâ cümle guzât gavvâs-ı bahrî gibi o nehr-i bî-amân Tise'ye urup şinâverlik ederek herkes cân bâzârına düşüp bir kenâra ubûr etmede. Hüseyin Paşa sallar ile geçüp hakîr cümle esvâb [u] eşyâlarım tulumlara koyup iki at ortasına gelüp Tatar'dan gördüğüm gibi selâmetle nehr-i Tise'yi ubûr edüp secde-i şükür etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 12a ·
metinde göster ·
… latîf râyiha-i tayyibesi vardır. Yağı Atina balı misâli humret üzre bir yağdır.
Tulumlar ve
fıçılar içine doldurup Marmaris iskelesinden Mısır'a, andan Süveyis deryâsı ile …
Sığala yağı ta‘bîr etdikleri oldur kim kavak misâli bir küçücük ağaçlardır, dağı taşı tutmuşdur. Ol diyârın sağîr u kebîr re‘âyâsı ellerinde birer eğri keskin kızağı-misâl demirler ile cümle ağaçların kabuklarını yol yol kazıyup çuvallara doldururlar. Ammâ ağaçların kabuğun bütün kazımazlar ki kurur. Zîrâ ze‘âmetleridir, mahsûl alırlar. Ba‘dehu ol kabukları cenderelerde sıkup kabukların tulumlara doldurup yedi iklîme gidüp mübârek gecelerde buhûr yakarlar. Amber-i hâmdan latîf râyiha-i tayyibesi vardır. Yağı Atina balı misâli humret üzre bir yağdır. Tulumlar ve fıçılar içine doldurup Marmaris iskelesinden Mısır'a, andan Süveyis deryâsı ile Hindustân'a gidüp anda terbiyet edüp zebât misâli burunlarına ve yüzlerine ve kulaklarına sürüp cüzâm zahmetinden halâs olur. Ve hukemâlar andan asel-bend yapup yine Rûm'a gönderirler. El-hâsıl Hindustân'da altun ile berâber tartup satarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128b ·
metinde göster ·
Ve subh [u] mesâ niçe kerre yüz bin gırba ve bardak ve cerre ve
tulum ve
kofa doldurmadadırlar. Ammâ bu âb-ı Zemzem-keşânlar kırk nefer elleri ve ayakla …
Ve subh [u] mesâ niçe kerre yüz bin gırba ve bardak ve cerre ve tulum ve kofa doldurmadadırlar. Ammâ bu âb-ı Zemzem-keşânlar kırk nefer elleri ve ayakları hınnâlı zeberdest Arablardır. Beher vakit dörder dörder gelüp âb-ı Zemzem çekerler. Her bâr dörd âdem tahammül edemez, gece ve gündüz nevbet ile çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y346b ·
metinde göster ·
nerdübân ve şems-i cihânlar ve kafesler ve çatal âsumânîler ve ra‘dîler ve evre …
Ve gûnâ-gûn badaluçka ve havân ve tulumba ve nerdübân ve şems-i cihânlar ve kafesler ve çatal âsumânîler ve ra‘dîler ve evren ve ejdehâlar ve kunbara ve havânları ve husrevânîler, hulâsa-i kelâm bin yüz pâre âlât-ı âteşbâzlık san‘atı Frenge mahsûs iken bu Mısır üstâdları bu Nîl kesiminde sihir mertebesinde san‘atlar icrâ eyleyüp arz-ı mahâret edüp fişekler ile şeb-i muzlimi rûz-ı rûşen etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y154b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı tulumcıyân ve sakâ meşki yapıcı: Dükkân yüz, neferât altı yüz. Mısır'da elzem-i levâzımından ma‘rifetdir. Cümle huccâc bunlara muhtâcdır, a‘lâ kâr ederler. İçlerinde ehl-i hâl âdemler vardır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y174a ·
metinde göster ·
… e açdurup ubûr etmişdir, hâlâ Hart-ı Vâlî derler, ol tarîkde sakkâ kırbaları ve
tulumları ve
matara ve cûzeler işleyen üstâdlar çârşûsudur.
Ve Hartu'l-vâlî: Sultân Kayıtbay Subaşı kapusu önünden geçmemek içün bu yolu bir sâ‘atde açdurup ubûr etmişdir, hâlâ Hart-ı Vâlî derler, ol tarîkde sakkâ kırbaları ve tulumları ve matara ve cûzeler işleyen üstâdlar çârşûsudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y277a ·
metinde göster ·
… lar ve Yahûdîler ve dîvler ve perîler ve cemâller ve şâzrevânlar ve havânlar ve
tulumbalar ve
şebpereler ve pervâneler ve bunun emsâli niçe sûret fişekleri ve bârûd u neft i …
Bu meydân-ı melâhatde bir gürûh-ı enbûh ricâlullâh dahi bu dârâtla âlûde olup on gün on gecede her hayme ve hargâh önünde niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn tüfeng ü fişeng ve tarakı ve âsumânî ve badaluçka ve bahrî ve kelebek ve koçlar ve deliceler ve kestâneler ve tâvûs ve horoslar ve fişekden atlar ve kal‘alar ve papaslar ve Yahûdîler ve dîvler ve perîler ve cemâller ve şâzrevânlar ve havânlar ve tulumbalar ve şebpereler ve pervâneler ve bunun emsâli niçe sûret fişekleri ve bârûd u neft ile memlû’ fânûslar ve çarh-ı felekler ve âteşden çadırlar ve fişekli hımârlar ve kelbler ve câmûsların fişeklerine âteş edince ve bu hayvânlar havfından bu deryâ-misâl askerin içine düşüp bir hây hûy vâveylâ şâdumânı olur kim gûyâ gulgule-i Hind'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y293b ·
metinde göster ·
… ve ve hımârlara bu buhayre-i mâ-i cân-bahşın âb-ı hoş-güvârından yükledüp tulum
tulum ve
cerre cerre cemî‘i kâfiristân ve Arabistân diyârlarına götürdüklerinde bu on ye …
Ve bu buhayre-i azîm dâ’iren-mâdâr on bir merhale yerdir. İki tarafına bu kadar ecnâs-ı mahlûk nüzûl edüp Hazret-i Süleymân içdüği sudur, deyü teberrüken ve teyemmünen nûş edüp hastaları ve emrâz-ı muhtelifeye mübtelâları içüp bi-emrillâh şifâ bulup kırkıncı gün bâzârın infidâdı günü oldukda, el-azametullâh, bî-had ve lâ-‘ad fîl ve deve ve hımârlara bu buhayre-i mâ-i cân-bahşın âb-ı hoş-güvârından yükledüp tulum tulum ve cerre cerre cemî‘i kâfiristân ve Arabistân diyârlarına götürdüklerinde bu on yedi merhale yer ihâta eden buhayrede bir katra su kalmayup bi-emrillâh sene-i âtîye gelince leb-ber-leb olur, azîm temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y407b ·
metinde göster ·
… edin" deyü feryâd etdiler. "Âyâ, ne ola", dedik. Bir sâ‘atden anı gördük, cümle
tulumlarda ve
kırba ve mataralar ve cevze(?)lerde bir katra suyumuz kalmayup cümle mahv olmuş …
"Bire, suları tulumlarda örtüp hıfz edin" deyü feryâd etdiler. "Âyâ, ne ola", dedik. Bir sâ‘atden anı gördük, cümle tulumlarda ve kırba ve mataralar ve cevze(?)lerde bir katra suyumuz kalmayup cümle mahv olmuş. Refîklerimiz eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y448a ·
metinde göster ·