cânib-i erba‘adan asker-i İslâm'a imdâd ile zahâ’ir gelmede ammâ küffâra bir dâ …
Ve yine rûz [u] şeb cânib-i erba‘adan asker-i İslâm'a imdâd ile zahâ’ir gelmede ammâ küffâra bir dâne-i hardal gelmemede, zîrâ mukaddem târîh ile Akdeniz ve Karadeniz boğazlarına kal‘alar binâ olunup mesdûd olmuşdu. Yine böyle iken derûn-ı kal‘ada küffâr makdûrun sarf edüp ceng ederlerdi. Zîrâ derûn-ı kal‘ada mecâzibûndan Yâvedûd Sultân nâm bir büdelâ, kal‘ayı bir kaç günden sonra feth olmasın Cenâb-ı Bârî'den ricâ edüp du‘âsı hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup günden güne kal‘anın fethi müşted olup tâ ki on gün oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
Ecrâm-ı kal‘a-i Bâb-ı hadîd: Sebeb-i tesmiyesi oldur kim bânî-i evveli olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapu inşâ edüp nigehbânlar komuş idi. Tâ Enûşirvân asrına gelince ol bâb, hadîd olmağıla Demirkapu nâmıyla müsemmâ bir kal‘a-i üstüvârdır. Ba‘dehû bânî-i sânisî Enûşirvân'dır. Ba‘dehû bânî-i sâlisi Yezdcird Şâh'dır. Bânî-i râbi‘-i Şâh İsmâ‘îl'dir. Bânî-i hâmisi Özdemirzâde Osmân Paşa'dır kim ilâ yevminâ-hâzâ sedd-i Kahkahâ bir kal‘a-i metîndir. Kûh-ı Argın ve kûh-ı Düneb dâmenlerine vâki‘ olmuşdur. Bir cânib-i garba Bahr-i Haraz kenarına vâki‘ olup cümle esâs dîvârını talattum-ı deryâ döğer. Bu dîvârları Yezdcird Şâh'dan sonra Haraz Şâh binâ etdüğün leb-i deryâda İskele kapusu üzre Fârisî ebyât ile târîhi tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu deryâ cânibinde İskender'in binâ etdüğü sedd-i hâytlar deryâda müstağrak olduğu nümâyândır. Ammâ arîz [u] azîm, dîvâr-ı kadîm imiş. Mülûk murâd edinse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları bahr içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzili deryâ kenarıdır ve deryâdan yine kal‘a ensesindeki kûha 317a varınca kal‘anın arzı bir puta oku menzilidir. Bu kal‘a ilm-i hendese üzre bir püşte-i âlîde şekl-i muhammes binâ olunmuşdur kim bu hakîrin, gerçi dahi kesret-i seyâhati yokdur ammâ bu tarh [u] tarz üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve havâleden emîn kal‘a görmedim ve üstâd-ı mühendis [ve] bennâ-yı âkıbet-endîş bu kal‘ayı üç bölük inşâ etmiş ve cümle üç aded metîn ve kavî üç kat hakkâ ki demir kapulardır. Kal‘anın bir bölüğü şark cânibine, safh-ı cebele hâ’ildir. İkinci kapu şehr içine meftûhdur. Ve cânib-i kûh-ı Argın'a hâ’il olan dîvârda iki kapu vardır ve aşağı şehre mekşûf iki bâb-ı kavî dahi vardır. Biri Müskür kapusudur kim cânib-i şarkda nâhiye-i Müskür'e mekşûf olduğiyçün Bâb-ı Müskür derler. Bundan hurûc edenler at arabalarıyla üç günde kal‘a-i Şemahı'ya ererler. Ve bir kapu dahi cânib-i cenûba, Deşt-i Kıpçağ'a ve Kırım ve Çerkezistân'a Dağıstân'a gider. Dağıstân'a at arabası işlemez amma Moskov'un Türk kal‘asına ve vilâyet-i Kazan'a ve Deşt-i Kıpçağ'a cümle at arabaları işler. Ve bu kal‘anın üçüncü bölüğü cânib-i bahre düşmüşdür. İçinde ol kadar âbâdân yokdur. Henüz Karçığa Hân kal‘a müstahfızânları ve dizçökenler içün hâneler binâ ederdi ve Gîlân ve Bakü tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerlerin at arabaları bu hisâriçe bölüğünde mâl-â-mâl olup durur. Zîrâ bu diyârda taş ve sarp râh [u] güzergâh olmamağile cümle at arabaları işler. Ve deryâdan niçe bin keştîler işler. Anınçün ganîmetdâr diyâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın dâiren-mâdârında ve enderûn [u] bîrûnında cümle (---) aded kapulardır. Ve kal‘anın şekl-i murabba‘ı dâiren-mâdâr on bir bin altmış adımdır. Ve yetmiş kulle-i azîmlerdir kim her birinde gurebân [u] mücerredân içün birer medrese ve birer mescid mukarrerdir. Talebelerine Bakü kal‘asından çerâğ içün siyâh neft ta‘ayyün edüp rûz [u] şeb matbah-ı Keykâvûs'dan çobra-i gendümlerin suhte ve atlara merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset etdirirler. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış dendân-ı bedendir. Her şeb-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer berren ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı kâfiri gemilerle her bâr gelüp taşra nevâhîleri gâret eder. Ammâ zeyl-i hisâra gelemez. Leb-i deryâda yetmiş pâre balyemez topları vardır. Cümlesi Âl-i Osmân toplarıdır kim, mücellâ ve musaykalı şa‘şa‘asından âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bir hasm-ı kavîsi cânib-i garbîsinde Âl-i Osmân ve Tatar-ı Kırım ve Kalmahdır. Ve cânib-i cenûbunda Çerâkise kavmidir. Ve kıble cânibinde adüvv-i ekberi Dağıstân'ın Kumuk kavmidir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol ecilden her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar üzre "Hudâ hûb" deyü feryâd edüp keşik beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır, anda şeb [u] rûz elli nefer nigehbân-ı tülüngiyân âmâde durup bu kal‘a üzre bir tarafdan bir yâğı ve bâğî ve zâğî urguncu asker zâhir ü bâhir olsa hemân ol kûhda yığılmış hizemlere âteş urup ahâlî-i kal‘ayı âgâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316b–317a ·
metinde göster ·
… n diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz
[u] şeb
sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gü …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
… bir ay dahi ömr-i hırâş-ı cân çekdiğim derûnumda pinhân ederdim, ammâ yine rûz
[u] şeb
tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olup tilâvet-i Kur’ân edüp Ehâdîs-i Nebeviye ve Tefâsî …
Anlar da çiftlik âdemlerinden su’âl etdiklerinde kelâmımın sıhhati zâhir olurdu. Bu hâl üzre bir ay dahi ömr-i hırâş-ı cân çekdiğim derûnumda pinhân ederdim, ammâ yine rûz [u] şeb tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olup tilâvet-i Kur’ân edüp Ehâdîs-i Nebeviye ve Tefâsîr-i Deylemiye okuyup alâ kadri't-tâka istitâ‘ımıza göre ulemâ-yı Ekrâd ile mesâ’il-i şer‘iyyeler görmeden de hâlî değil idik. Ve muta‘assıb olup bî-mezâkdır demesinler içün hân huzûrunda ve evlâdları Bedir ve Nûruddehr Beğ yanlarında ve sâ’ir mîr-i aşâyir mâbeynlerinde âlüfte [vü] âşüftelik edüp ilm-i mûsikîden kâr ve nakş ve savt ve zikr ve zecel ve amel ve tasnîfât ve hazengîr şekilli kaviller okuyup gûnâ-gûn şakalar ederdim. Tâ hakîri bildiler kim kendülerine nöker olmuşum. Artık hân-ı cedîd, ya‘nî Melek Ahmed Paşa çerâğı Ziyâeddîn Hân hakîri kendü hücresinde yatırdup bir ân hakîrsiz olmazdı, ammâ yine anlardan Allâh'a sığınmışdım, zîrâ derûnuma bir vehm âriz olup şeb [ü] rûz âgâh [u] hâzır-bâş olup aşağı ahurda birer arşın kalınlıkda fışkı üzre atlar eğerleriyle yatup huddâmlarım da cümle esvâblarıyla hâb-âlûd olurlardı ve gulâmların cümlesi silâhları yanlarında hâzırlar idi. "Ha" desem atlar eğerli pâybendlerin alup binmeğe muhtâc idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12a ·
metinde göster ·
… arının hüsn-i cemâlleri bir mertebededir kim geysûlarının her târ evtârları rûz
u şeb
târdır kim görenlerin akılları târumâr olur.
Ve bu kasabada olan mahbûbe-i zamâne Bulgar kızlarının hüsn-i cemâlleri bir mertebededir kim geysûlarının her târ evtârları rûz u şeb târdır kim görenlerin akılları târumâr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 41b ·
metinde göster ·
… dırlar kurup kâmil yedi gün yedi gece bu hakîr üç yüz aded merd-i fakîr ile rûz
[u] şeb
yigirmişer hatm-i şerîf tilâvet olunurdu. Rahmetullâhi aleyhi rahmeten vâsi‘a.
"Biz bu vezîri ey âdem biliriz. Allâh rahmet eyleye ve yine Hak rahmet ede" deyince kırk elli bin âdem "Allâh rahmet eyleye" deyü feryâd edüp cenâze-i Melek'i bu felekde tâbût ile götürü[r]ken elli altmış aded mü’ezzinânları ve bu kadar fukarâları, hakîr cem‘ edüp tevhîd [ü] tezkîr ile ve savt-ı hoş elhân ile Bilâlîler "Muhammedün habîbullâh hakkâ" diyerek Bâğçekapusu iskelesinde kayığa koyup belki bin pâre kayık ile niçe bin aded vüzerâ ve muhibbân ve dostân u âşıkânlar Ebû [Eyyûb-ı] Ensârî kapusunda Fâtıma Sultân yalısı önünden ubûr ederek Ebâ Eyyûb-ı Ensârî aleyhi rahmetü'l-bârî civârında Kaya Sultân merhûme yalısı civârında vasıyyetleri üzre üstâdı Kiçi Mehemmed Efendi hazretlerinin hâk-i pâyinde bilâ-alâmet, ya‘nî kubâbsız defn edüp üzerine çadırlar kurup kâmil yedi gün yedi gece bu hakîr üç yüz aded merd-i fakîr ile rûz [u] şeb yigirmişer hatm-i şerîf tilâvet olunurdu. Rahmetullâhi aleyhi rahmeten vâsi‘a.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 45b ·
metinde göster ·
… dîd olup her şeyleri metânet üzre mebnî olmağile kuvvet-i kalbleri var idi. Rûz
[u] şeb
karşu tarafdan cisir üzre imdâdları gelüp muhâsara olunmamış gibi olurlardı. Ol …
Ve kal‘aları cedîd olup her şeyleri metânet üzre mebnî olmağile kuvvet-i kalbleri var idi. Rûz [u] şeb karşu tarafdan cisir üzre imdâdları gelüp muhâsara olunmamış gibi olurlardı. Ol ecilden bî-bâk ü bî-pervâ ceng [ü] cidâl ederlerdi. Kapu tabyası üzre azîm toplar ve saçma toplar ihdâs eyledi. Def‘-i karîn etmek içün tabyalar üzre gûnâ-gûn şeytanatlı eşyâlar dizmiş. Andan içeri tabyalar üzre azîm üzre dâ’iren-mâdâr üçer âdem kaddi derin handaklar kazmış ve iç yüzüne büyük amûdlara harbalar ve demir çengeller dizmiş. Ve niçe gûne hiyel ü şeytanat ile paçarızlar ve çarh-ı felekler düzmüş ve niçe bin elvân lu‘bedebâzlıklar ile âteş-feşânlıklar edüp püskürme lağımlar etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184a ·
metinde göster ·
… ez. Dâ’imâ erbâb-ı ma‘rifete ve bu fakîr seyyâh-ı âlem Evliyâ’ya mâ’il olup rûz
[u] şeb
erbâb-ı dilân ve abdâlânlar ile üns-i ülfete kâyil olup, ya‘nî erbâb-ı hâlden o …
Ve her bâr Hân-ı Cem-haşmet "Selîm'im hakkâ ki selîm olup ismin müsemmâna mutâbık olup mücâhidün fî-sebîlillâhsın" deyü Selîm Geray'a ta‘zîm ü tekrîm mahabbet ve meveddet edüp gûnâ-gûn zî-kıymet mücevher eşyâlar ve tuhaf âvânî kerevke kübeler, ya‘nî zırhlar ihsân eder. Hakkâ ki böyle bir pâdişâh-ı Cem-cenâbın iltifâtına mazhar olacak bir deryâ-dil bir pâdişâh-zâde-i kerîmü’ş-şândır kim kendüye ihsân olunan şeylerden yanında bir şey koymayup müstahiklerine bezl eder. Ve kendülerden cemî‘i zamânda bir efrâd-ı âferîde zerre mikdâr gücenmez. Ve bir pişşe ve mûr-ı za‘îf incitmez. Dâ’imâ erbâb-ı ma‘rifete ve bu fakîr seyyâh-ı âlem Evliyâ’ya mâ’il olup rûz [u] şeb erbâb-ı dilân ve abdâlânlar ile üns-i ülfete kâyil olup, ya‘nî erbâb-ı hâlden olup âlüfte ve âşüfte-meşreb görünür bir sâhib-i sülûk ve bir kerem-kârî ve mülûk-ı sâhib-dil şâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a ·
metinde göster ·
… de bi-hakk-ı Zât-ı Vahdet, / Ne devletdir bu kim tâ rûz-ı mahşer, / Diyeler rûz
[u] şeb
rûhuna rahmet, / Manastırî Leâlî dedi târîh, / Zehî oldu ibâdetgâh-ı ümmet. / S …
Yapup Hasan Balızâde Hudâyçün,Bu beytullâh çûn mânende cennet,Bi-hamdillâh tamâm etdi bu hayrı,Kabûl ede bi-hakk-ı Zât-ı Vahdet,Ne devletdir bu kim tâ rûz-ı mahşer,Diyeler rûz [u] şeb rûhuna rahmet,Manastırî Leâlî dedi târîh,Zehî oldu ibâdetgâh-ı ümmet.Sene 1017.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 365b ·
metinde göster ·
… a çıkup bâğ u bâğçelerinde kesb-i hevâ edüp reng-i rûyları humret üzre olup rûz
[u] şeb
zevk u safâlarda olup tâze cân bulurlar. Ve lisânları Türk lisânıdır.
Ve cümle halkı beyâz külâh üzre sarık sararlar. Ve ayaklarına dizlerine dek dikişli postal geyüp beli kılıçlı ve eli dâlyân tüfengli aşkıyâ mızraklu bahâdır ve kalkanlı şâhbâz levendâtları vardır. Ve gâyet şecî‘ u bahâdır kavimdir. Cümlesi Akdağ'a yaylağa çıkup bâğ u bâğçelerinde kesb-i hevâ edüp reng-i rûyları humret üzre olup rûz [u] şeb zevk u safâlarda olup tâze cân bulurlar. Ve lisânları Türk lisânıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y140a ·
metinde göster ·
… un hâricinde beş bin çadır ve külbe ile esnâf-ı hıref haymeleri var idi. Ve rûz
[u] şeb
ziyâd-ber-ziyâd olup hemân cümleden üç yüz ekmekçi dükkânı ve aşbâz ve habbâz v …
Ve bu ordunun hâricinde beş bin çadır ve külbe ile esnâf-ı hıref haymeleri var idi. Ve rûz [u] şeb ziyâd-ber-ziyâd olup hemân cümleden üç yüz ekmekçi dükkânı ve aşbâz ve habbâz ve bezzâz ve gazzâz dükkânları var idi. Sâ’ir dekâkînler dahi ana kıyâs oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260a ·
metinde göster ·
… mâ Mısır dîvânında paşa yanında bir dîvân nâ’ibi şâhidleri ve muhzırlar ile rûz
[u] şeb
mevcûddur. Zîrâ belki ba‘de'l-ışâ bir şey zuhûr ede. Şerî‘at tarafından anıniçü …
Ve mollâ dîvânında Âsitâne-i sa‘âdetde Anatolu kadıaskeri cânibinden bir mollâ askerî kassâmı vardır. Cümle askerî muhallefâtı anın izniyle tahrîr olunup içinden (---) alup muhallefâtı paşa zabt eder. Ve mollânın dâ’imâ Mısır dîvânında paşa yanında bir dîvân nâ’ibi şâhidleri ve muhzırlar ile rûz [u] şeb mevcûddur. Zîrâ belki ba‘de'l-ışâ bir şey zuhûr ede. Şerî‘at tarafından anıniçün bir nâ’ib-i dîvân hâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y68a ·
metinde göster ·
… Kırk sene dünyâ kelâmını söylememiş Hindî vardır, hemân summun bükmün olup rûz
[u] şeb
ibâdete meşgûldür. Ba‘zısı üç ay ayağ üzre durur, ibâdet edüp yine kâyim olur, …
Cümle Hindîler bunda sâkinlerdir. Yaz meydânları ve kış meydânları ve birkaç hücreleri vardır. Evkâfları yok idi, Cânpûlâdzâde'nin hazînedârı İbrâhîm Çelebi iki cirâye ve tekye sakfında on dükkân akârât etdi. Kırk sene dünyâ kelâmını söylememiş Hindî vardır, hemân summun bükmün olup rûz [u] şeb ibâdete meşgûldür. Ba‘zısı üç ay ayağ üzre durur, ibâdet edüp yine kâyim olur, böyle fukarâlar vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y111a ·
metinde göster ·
niçe kerre yüz bin hûş [u] tuyûr bu kadar hubûbât tenâvül ederler, hamd-i Hudâ …
Hikmet rûz [u] şeb niçe kerre yüz bin hûş [u] tuyûr bu kadar hubûbât tenâvül ederler, hamd-i Hudâ bir habbe eksilmez, aceb ihsân-ı Hudâ'dır. Hattâ bir kerre bu kadar murgân gılâli yediklerinden eksilir deyü şumnaların üstüne sütûhlar yapup setr ederler. Ol sene Y 143b Mısır'a bir kaht-ı azîm müstevlî olur kim kaht-ı Yûsuf anın yanında ganîmet-i sûr-ı hümâyûn idi. Ba‘dehu anbârları açup hıfz etdikleri gılâlden bir habbe kalmayup cümle kapkara kül olmuş ve damlar üzre niçe kerre yüz bin tuyûr mürd olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y143a–Y143b ·
metinde göster ·