… udâ Hârûnu'r-Reşîd tarafından elçilik ile gelen Seyyid Baba Ca‘fer Sultân gazûb
u dilâzâr
er olmağile Kıral Grando Mihal ile hüsn-i ülfet etmeyüp mesmûmen şehîd olup Bab …
Netîce-i kelâm, Şeyh Maksûd hazretleri yedi günde İslâmbol içre cemî‘i şühedâyı defn edüp hikmet-i Hudâ Hârûnu'r-Reşîd tarafından elçilik ile gelen Seyyid Baba Ca‘fer Sultân gazûb u dilâzâr er olmağile Kıral Grando Mihal ile hüsn-i ülfet etmeyüp mesmûmen şehîd olup Baba Ca‘fer kırala şetm etdüğiyçün kıral âzürde-dil olmağile Şeyh Maksûd'a fermân edüp Baba Ca‘fer'i kâfirlerin mahpûshânesi olan yere defn etdirdi kim cemî‘i mücrim, mahpûs, kâtil, medyûn küffârlar Baba Ca‘fer'e şetm edeler. İlâ-hâze'l-ân Zindân kullesi içinde Seyyid Baba Ca‘fer Sultân medfûndur. Ammâ hamd-i Hudâ İslâmbol'un fethi müyesser olup yine zindân-ı medyûn olup ziyâretgâh olmuşdur. Ve bend-i zindândan halâs olanlar tasadduk nezerâtlar verüp kâfirlerin beddu‘âlarına karşılık cümle halâs olanlar hayr du‘â ederler bir ziyâretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
… i bu câmi‘ içre bu cemâ‘at-i kesîre beyninde beni halka melâmet etme" deyüp cân
[u] dilden
istimdâd taleb edince hemân yanında bir sipâh hey’etinde bir muhteşem âdem eydi …
"İlâhî bu Yahyâ Efendi azîzin âb-ı rûyıyçün olsun ve bu Kırklar makâmı sâhibleriyçün olsun beni bu câmi‘ içre bu cemâ‘at-i kesîre beyninde beni halka melâmet etme" deyüp cân [u] dilden istimdâd taleb edince hemân yanında bir sipâh hey’etinde bir muhteşem âdem eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37b ·
metinde göster ·
… sân-ı Arnavud üzre "Pılak" koca demekdir. Ol isimile mülakkab bir vezîr-i gazûb
[u] dilîr
idi. Mısır vezîri olup kapudan olup Ebâ Eyyûb'da medfûndur.
Vezîr Pılak Mustafâ Paşa: Bosnavîü'l-asl olup lisân-ı Arnavud üzre "Pılak" koca demekdir. Ol isimile mülakkab bir vezîr-i gazûb [u] dilîr idi. Mısır vezîri olup kapudan olup Ebâ Eyyûb'da medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 47b ·
metinde göster ·
… edebâzlıklardan kırk fen ve yetmiş bend ve yüz kırk hevâ oyunlardır kim zorâver
[u] dilâver
[u] server hünerverler iktizâ mahallinde bu fünûnlardan fenlenüp gazâda düşmand …
Ve bizzât Hazret-i Risâlet dahi pehlivân idi. 72a Niçe kerre Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘înler ile güleş edüp yenmişdir. Şe‘âir-i İslâm olup mehâbet [ü] salâbet olsun içün pehlivânlara i‘tibâr edüp cümleye Mahmûd Pîr-yâr-ı Velîyi kemer-beste edüp ser-çeşme-i pehlivân etdikde bâlâda tahrîr olunan lu‘bedebâzlıklardan kırk fen ve yetmiş bend ve yüz kırk hevâ oyunlardır kim zorâver [u] dilâver [u] server hünerverler iktizâ mahallinde bu fünûnlardan fenlenüp gazâda düşmandan intikâm alınur. Ammâ pehlivânlar mâbeyninde karakuş oyunu ve boğma ve girt etme memnû‘dur. Zîrâ yağ oyunudur ve hasmı düşman değildir. Eğer düşman ile cengde kucak kucağa olursa karakuş ve boğma ve kelle kesme bile makbûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b–72a ·
metinde göster ·
… er. Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl-i kavîden salıncaklar vardır. Yârân
u dilberân-ı
zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerind …
Ve mesîregâh-ı Abdâl Murâd Sultân: Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde bir püşte-i âlî üzre bir vâdîdir kim cümle şehr-i Bursa ferâde ferâde her âsâr-ı binâsı nümâyândır. Ve bir çemenzâr-ı ferah-fezâ zemîni vardır kim sun‘-ı Perverdigâr ile arzı gûyâ yeşil dühâvî katîfe ile döşenmişdir. Ve bu âsitânede eflâke ser çekmiş çınar-ı müntehâlar ve kara ağaçlar ve bîd-i ser-nigûn ve ar‘ar u şimşâd ve servî dırahtları var kim sâye-i zıll [u] himâyesinde on bin âdem meks etse kifâyet eder. Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl-i kavîden salıncaklar vardır. Yârân u dilberân-ı zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerinde mecma‘-ı zurefâ mastaba soffaları ve namâzgâh soffaları vardır ve matbah-ı it‘âmlarından mâ-i cârîler ile kebâb dollâbları vardır. Germâ-nerm âteşde kebâbı su çevirüp bir kebâb olur, âdem çevirmeğe ihtiyâc değildir. Âb [u] hevâsı ve medd-i basarı yerinde hoş hevâ bir mesîregâhdır. 229b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a–229b ·
metinde göster ·
… e ol rüzgârda hevâsı sakîldir. Ammâ mahbûb ve mahbûbesi gâyet çokdur kim mümtâz
[u] dilârâ
civânların şu‘arâlar medh edüp şehr-engîzler etmişlerdir. Nisvânı gâyet hüsn-i …
İklîm-i râbi‘dendir. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) dır. Âb [u] hevâsının letâfetinden halkının reng-i rûları humret üzredir. Ammâ lodos rüzgârı tarafın Cebel-i Ruhbân sedd etmekle ol rüzgârda hevâsı sakîldir. Ammâ mahbûb ve mahbûbesi gâyet çokdur kim mümtâz [u] dilârâ civânların şu‘arâlar medh edüp şehr-engîzler etmişlerdir. Nisvânı gâyet hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve giysû-yı müşk-bârları girih girih ve mergûle mergûle etdiklerine şâ‘irân-ı Bursa "giysû-yı mergûle" derler, bir diyâr zenânesine mahsûs değildir, illâ Bursa'ya mahsûsdır. Ve ricâl makûlesi ol kadar müsinn ü mu‘ammer olurlar kim 231b kuvveti gitmiş ve hey’eti bitmiş musâhebet [u] belâgattan bi'l-külliye kalmış âdemler olur. Hâl sâhibi niçe bin kibâr vardır ki bâlâda zikri sebkat etmişdir. Netîce-i merâm, bu şehrin letâfet [u] nezâfeti ve sabâhat u melâhati gibi olmazdır. Halkı nâzik-endâm, simîn-beden, matlûbu'l-kulûbdürler. Söze gelseler âkıbet-endîşâne ve dervîşâne bedî’u'l-beyân ve fasîhu'l-lisân tekellüm ederler kim nutk-ı dürer-bârları âdeme te’sîr edüp inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn hâsıl olur. Zîrâ her biri birer pîr-i pîşvâlardan me’zûn olup feyz almış kimselerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231a–231b ·
metinde göster ·
… zez ve mükerrem olup düşman şerrinden emîn olasın", deyü cümle âşıkân-ı sâdıkan
[u] dil-rîşân
hayr du‘â ile gülbâng-ı Muhammedî çeküp Fâtiha-i şerîf tilâvet etdiler. Hemân o …
Na‘ş-ı şerîfleri üzre sikke-i Bektâşîsini tekye-nişîn vâ‘izi ve fukarâları ale'l-ittifâk bu muhibb-i fukarâ evliyânın başına tekbîr [ü] tezkîr ile geçirüp cümle âşıkân hayr du‘â edüp "Kuvvet-i basarın ve sıhhat-i bedenin ve seyâhatin ziyâde-ber-ziyâde olup sa‘âdet-i dâreynde mu‘azzez ve mükerrem olup düşman şerrinden emîn olasın", deyü cümle âşıkân-ı sâdıkan [u] dil-rîşân hayr du‘â ile gülbâng-ı Muhammedî çeküp Fâtiha-i şerîf tilâvet etdiler. Hemân ol azîzin sikke-i mübârekesin başına geyince bi-emrillahi Te‘âlâ iki kulağımdan bir rîh ve iki gözlerimden irinli yaşlar bir sâ‘at açup gözlerim Arab meş‘ali gibi münevver oldu. Zirâ bu abd-i ahkar bin elli (---) Karadeniz'e gark olduğumuz asırda üç gün üç gice rûy-ı deryâda uryân şinâverlik ederken şiddet-i şitâdan kuvvet-i basarım münkatı‘ olmuş-ıdı. Hemân ol tâc-ı sa‘âdet ki başıma kondu, kuvvet-i basarım ziyâde oldu. Ve sürûr [u] safâmdan hatm-i şerîfi sûre-i A‘râf'a indirmeyince tilâvet-i Kur’ân'dan ferâğat etmedim. 280a Ba‘dehû âsitâne-i sa‘âdetin seyr [u] temâşâ edüp fukarâlarıyla ülfet edüp baba ni‘metlerin tenâvül etdik. Hâlâ kubbe-i pür-envârında Sultân hazretlerinin Hacı Bektâş-ı Velî'den kabûl etdükleri cihâz-ı fakrlarından hırka ve seccâde ve alemi ve tabl [u] kudûmü ve seccâde ve pâlhengi ve asâsı ve tâc [u] kabâsı hâlâ mahfûz durur. Ve kubbesinin der-i dîvârında niçe seyyâhân u âşıkânın birer gûne hatlarıyla gûnâ-gûn ebyât [u] eş‘ârlar tahrîr etmişler. Bu dil-rîş dahi küstâhâne hatt-ı müstekrehimiz ile ser-i sa‘âdetleri tarafına celî hatt-ı sülüs ile hâtıra bi'l-bedâhe hutûr edüp tahrîr olunan beytdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b–280a ·
metinde göster ·
… sunda bâz [u] toykun ile şikâr-bâz, şehbâz, ser-efrâz [u] mümtâz vezîr-i mahbûb
[u] dilir
Âsaf-ı Berhayâ-vâr bir halûk [ve] kerîmü'ş-şân vezîr idi. Anın matbahında tabh …
Ba‘dehû Sâlîh Paşa, Civân Kapucubaşı vezîrin azlinden sonra sadrıa‘zam olup paşaya yeniçeri ağalığı ihsân edüp ağalığı kabûl etmeyüp Erzurûm eyâletin ihsân eyleyüp bu hakîr dahi karâbetimiz takrîbiyle ma‘an gitmeğe me’mûr olup hayme ve hargâhımızı ve bâr-ı bengâhımızı ve üç at ve bir Gürcî gulâm-ı memlûk ve bir yorga mu‘teber at ve üç yüz guruş ihsân edüp Sadrıa‘zam Sâlih Paşa dahi bu hakîre iki yüz altun ve bir semmûr kürk-i nazîf ihsân edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bâlâda tahrîr olunduğu üzre yetmiş günde kal‘a-i Erzurûm'a dâhil {olup} adl-i adâletle cemî‘î re‘âyâ vü berâyâ âsûde-hâl oldular. Ammâ intihâ-i serhadlerde olan Acem hânları ve sultânları ve Gürcîstân ve Mikrilistân beğleri askerinin çokluğundan hazz etmeyüp her bâr her tarafdan hedâyâlar ile nâmdâr elçiler gelirdi. Dârât [u] azametde ve mehâbet ve salâbetde ve vecîh [u] melâhatde ve zarâfet u felâhatde bî-nazîr bir vezîr-i dilîr idi. Ve vecâhet [ü] nümâyişi bî-mânend bir şehbâz [u] şehlevend, fârisü'l-hayl, meydân-ı bezm [ü] rezm-i arbede-gîr bir şîr-i dilîr, cemî‘î bisâtı uyğun ve bâzûsunda bâz [u] toykun ile şikâr-bâz, şehbâz, ser-efrâz [u] mümtâz vezîr-i mahbûb [u] dilir Âsaf-ı Berhayâ-vâr bir halûk [ve] kerîmü'ş-şân vezîr idi. Anın matbahında tabh olunan ta‘âm-ı ni‘met-i nefîse-i sükkerîyi bir vüzerâ sofrasında görmedim, illâ Bayrâm Paşa merhûmda görüp dâhil-i meclis olup ni‘metin tenâvül etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336b ·
metinde göster ·
… câ‘atları mahalliyle tahrîr ederiz ve billahi't-tevfîk. Hamd-i Hudâ böyle şecî‘
[u] dilîr
vezîr-i bî-nazîrler ile ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa, Dilâv …
Zîra "El-insânu ve abîdü'l-ihsân" mazmûn-ı kelâmı mazbûtu idi. Hattâ bu hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ-yı pür-taksîr sene (---) târîhinde Paşa efendimizden me’zûn olup Beyt-i Şerîfe revâne olmak içün harc-ı râh, hakîre beş yüz altun ve iki kısrak ihsân edüp Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in hîn-ı cülûsunda, Atmeydânı cenginde, Silâhdâr Murtazâ Paşa'ya Mevlevî Vezîr Mehemmed Paşa, Şâm eyâletin ihsân edüp Murtazâ Paşa ile kat‘-ı menâzil ederek Şâm-ı cennet-meşâma dâhil olup hakîri Murtazâ Paşa ılgar ile İslâmbol'a gönderüp Mevlevî Vezîri bi-gayr-i hakkın katl edüp sene 1058 târîhinde Kara Murâd Paşa vezîria‘zam olup Üsküdar'a hakîr vardıkda ol mahalle müsâdif oldu kim asâkir-i Âl-i Osmân Üsküdar'da Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu 338a ve Akyakalıoğlu ve Çomar Bölükbaşı nâmân eşkıyâ-yı celâlî ve cemâlîler kırk yedi bin asker-i cemâpûr ile Âl-i Osmân askeri kütâ-küt ceng-i sultânîlerine hakîr râst gelüp me’âl-i kelâm Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz Âl-i Osmân askerine talî‘a-i asker olup üç bin yiğit ile çarhacılık hizmetine me’mûr olup ol gün Üsküdar'dan Bulkurlu ve Çamlıca dağlarına varınca Katırcıoğlu'nun askeri üstüne yedi kerre hücûm edüp tarafeynden niçe yüz âdemler düşüp âhir hâh-nâ-hâh Katırcıoğlun ve Gürcî Nebî celâlînin inhizâmına sebeb-i memdûh olan Mehemmed Paşa efendimiz sebeb olup Gürcî Nebî'nin askeri akabince kova kıra Kayışbınarı'na ve Sarıkadı nâm ziyâretgâh-ı ünâs karyesine varınca münhezim celâlîden niçe kelle ve dil ile sadrıa‘zam huzûruna gelüp semmûr hil‘at-i fâhireler ve serine çelenk otâğalar sançılup kendüye (---)(---) mansıbı ihsân olundu. Ol gün bu paşa efendimizin etdüğü ceng-i azîmi bir serdâr-ı mu‘azzam etmemişdir. İnşâalah bu cengi ve sâ’ir mahallerde etdüğü cür’etleri ve şecâ‘atları mahalliyle tahrîr ederiz ve billahi't-tevfîk. Hamd-i Hudâ böyle şecî‘ [u] dilîr vezîr-i bî-nazîrler ile ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa, Dilâver Paşa gibi Rüstem-i Sâm-akrânlar ile niçe gazâlarda bulunduk. Hâzâ min fazlı Rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b–338a ·
metinde göster ·
… yü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm
[u] dil-teng
olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etme …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… ve hoş-mâ ve hoş-binâ hammâm-ı rûşenâdır. Ve biri Yeni hammâm. Bu dahi müferrah
[u] dil-küşâ
hammâm-ı ra‘nâdır.
Evsâf-ı hammâmât: Cümle iki çifte hammâmı vardır. Cümleden Tekeoğlu hammâmı, hoş-hevâ ve hoş-mâ ve hoş-binâ hammâm-ı rûşenâdır. Ve biri Yeni hammâm. Bu dahi müferrah [u] dil-küşâ hammâm-ı ra‘nâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 5b ·
metinde göster ·
… ze‘âmeti ve timarları ve yeniçeri gedikleri ihsân olunup iki bin mikdâr şehbâz
u dilîr
ve server [ü] hünerverlerin serlerine çelenkler sançılup cümleye yetmiş kîse ba …
Menzil-i karye-i Şem‘ûn-ı Safâ: Bu mahal Sıfet hudûdunda vilâyet-i Dürüzistân'dır. Bu karye bin hâneli ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr karyedir kim her hânesi kal‘a-misâl mazgal delikli, cümle kapuları muhkem ve metîn kal‘a-misâl türâb-ı pâk ile mestûr zeytûnlu ve dud ağaçlı, bâğlı ve bâğçeli âbâdân karye-i Dürüzistân'dır. Bu karyede yedi yüz esîr kurâ şeyhleri gelüp niçesinin kelleleri galtan olup altı yüzü kayd-bend-i esîr olup otak önüne beş bin kelle yığılup asker-i İslâm'dan ancak iki yüz seksen âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp yedi yüz âdem mecrûh-ı dil-fikâr oldu. Ol gün cemî‘i iş erlerine iki yüz yetmiş hil‘at giydirilüp niçe yüzüne Şâm ze‘âmeti ve timarları ve yeniçeri gedikleri ihsân olunup iki bin mikdâr şehbâz u dilîr ve server [ü] hünerverlerin serlerine çelenkler sançılup cümleye yetmiş kîse bahşîş ihsân olundu. Hakîrin bu ceng-i garrâya fakîranca bu ebyâtı târîh düşmüşdür: Feth-i Dürüzî be-dest-i Murtezâ Paşa
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
… âbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost
u dilnüvâz
âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… ryeri hammâmı çiftedir ve Tekye hammâmı çiftedir ve Paşa hammâmı gâyet müferrih
[u] dilküşâ
hammâm-ı zîbâdır. Bunlardan mâ‘adâ yigirmi bir sarây hammâmları vardır. Ve cüml …
Ve cümle üç aded hammâmdır. Evvelâ Bazaryeri hammâmı çiftedir ve Tekye hammâmı çiftedir ve Paşa hammâmı gâyet müferrih [u] dilküşâ hammâm-ı zîbâdır. Bunlardan mâ‘adâ yigirmi bir sarây hammâmları vardır. Ve cümle üç aded hân-ı tüccârândır. Cümleden Behrâm Ağa hânı ve Boyacı Hassan Ağa hânı gâyet ma‘mûr hânlar bunlardır ve cümle sekiz yüz aded dükkândır. Ammâ Şâm [u] Haleb sûk-ı sultânîsi gibi müzeyyen çârsû değildir, ammâ dört kapulu bir ma‘mûr bezzâzistânı vardır ve âb [u] hevâsı latîf olduğundan bu şehrîn mahbûb u mahbûbesi gâyet meşhûrdur. Halkı cümle Türkistân halkıdır ve re‘âyâları Ermenîlerdir ve memdûhâtından bâğ u bâğçesi tâ Tekye köyüne varır bâğ-ı İremezâtlar vardır. Armudu ve sirgi üzümü gâyet meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 91b ·
metinde göster ·
âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünne …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… elindedir. Hakkâ ki Hân askerinin Rujikiyân'ında dahi bahâdır u şehbâz u şehnâz
u dilâver
fetâ ve server-i hünerverleri var imiş. Bunlar münhezim oldukları ma‘lûmları ol …
Bu minvâl üzre paşa huzûruna yigirmi kulak ve on burun ve on beş ve yigirmi burun ve kırk kulak ile gelmiş ulak u solak yiğitler var idi. Ammâ hakku'l-insâf budur kim bozmak, bozulmak Allah elindedir. Hakkâ ki Hân askerinin Rujikiyân'ında dahi bahâdır u şehbâz u şehnâz u dilâver fetâ ve server-i hünerverleri var imiş. Bunlar münhezim oldukları ma‘lûmları oldukdan sonra benî Âdem demi dem-be-dem nühûr gibi cereyân ederken hân askerinin "Benem diğer nîst!" diyen aşîret beğlerinden Mahmûd beği ve Manur beği ve Güvaz ve Kesvatil ve Tanahlı ve Kendir dereli kefenleri der-gerden edüp Güzeldereli Muslı Ağa güzel hempâ olup Hayderîler ile Haydâr-ı kerrâr-vâr kerrât-be-kerrât Hakkarî ve Ercîş ve Malazgirdli üzre selle seyf olup seyf-i Rujikî urmuşlardır kim bizim Hakkarî Çeluların ol kayalar içre demet demet edüp kırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269b ·
metinde göster ·
… [u] muğtenim yine Van'a gelirdi. Niçe kerre böyle Hakkarî'den intikâm alup baş
u dil
ü mâl alurdu. Âhir Vanlılar bu Çomar'ın fetâlığından hazz edüp Çomar'a dirlik e …
Âhir Çomar hapisden halâs olup cümle yüz aded yiğidiyle Merzivân'da kendüyi haps edüp mâlın alan Dilâver Ağa'nın 282a çiftliğin basup elli mikdârı küheylân atların alup bu kadar gâret ü hasâret edüp çiftliği âteşe verüp bu kadar mâl ü menâl ile doğru Van'da Şemsî Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa, Melek Ahmed Paşalı olmağile ana varup yine bayrak açar. Mehemmed Emîn Paşa Van'da Hakkarî'yle ve Hoşâb Hâkimi Mahmûdî Süleymân Beğ ile hasm olup bu Çomar'ı serdâr edüp kâh Hakkarî ve kâh Mahmûdî köylerin nehb ü gâret etdirüp bay [u] muğtenim yine Van'a gelirdi. Niçe kerre böyle Hakkarî'den intikâm alup baş u dil ü mâl alurdu. Âhir Vanlılar bu Çomar'ın fetâlığından hazz edüp Çomar'a dirlik etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 281b–282a ·
metinde göster ·
… be-ham edüp sarkıddıklarında bir cihetde uşşâkı mu’âhaze edüp cânlarına bin cân
u dil
eyle akıdırlar ammâ yine böyle iken her biri Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl …
Sitâyiş-i tâ’ife-i zenâne-i masdar-ı insân: Ekseriyyâ hâk-i Bağdâd'ın zenâneleri hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde olup kelimâtları cümle mevzûn ve dür-dâne dişleri gûyâ dürr-i meknûn halk olup geysû-yı müşkbârların çim-çim ve ham-be-ham edüp sarkıddıklarında bir cihetde uşşâkı mu’âhaze edüp cânlarına bin cân u dil eyle akıdırlar ammâ yine böyle iken her biri Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde zâhide-i sâhib-cemâle havâtînleri vardır ve niçe bin duhter-i pâkîze-ahterleri ve gâyet perhîzkâr bikr-i nâ-şükûfteleri var kim gûyâ her biri birer dürr-i yektâ-yı nâ-sifte ve birer gonca-i nâ-şüküftelerdir. Pederlerinden gayrı er yüzün ve erkek sözün istimâ‘ etmiş değillerdir. Ve hokka dehen ü la‘l fâm ve sîm-beden ve nâzük endâm olurlar. Ve söze gelseler bedî‘u'l-beyân u fasîhu'l-lisân olurlar. Her birinin cünbüş-i harekâtları ve reftâr u güftârları âdemi hayrân u ser-gerdân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 345b ·
metinde göster ·
… lar tenâvül olunup cümle bölükbaşılara ve ağavâtlara nukllar gönderüp dil-nüvâz
[u] dildârlıklar
ederek tâ nısfu'l-leyl geçüp kendüleri kalkup eline Dımışkî topuzun alup askeri …
Mutantan kahveler ve çay ve bâdyân misilli eşribe ve gûnâ-gûn nukllar tenâvül olunup cümle bölükbaşılara ve ağavâtlara nukllar gönderüp dil-nüvâz [u] dildârlıklar ederek tâ nısfu'l-leyl geçüp kendüleri kalkup eline Dımışkî topuzun alup askeri içinde gezüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b ·
metinde göster ·
ile kurbân olup dîn-i mübîn yoluna şehîd olduğumuza gam yemeziz. Şimden gerü ka …
"Koca vezîr çünki asâkir-i İslâm'ın şühedâların kâfiristânda hâk-i mezelletde bırakmayup böyle rağbet etdin. İmdi şimden gerü senin uğuruna cân u dil ile kurbân olup dîn-i mübîn yoluna şehîd olduğumuza gam yemeziz. Şimden gerü kalk ne cânibe teveccüh edersen gidelim. Hudâ dest-gîrin ola" deyü niçe gâzîler Sadrıa‘zama böyle du‘â etdiler ve herkes haymelerine gitdiler. Ve Uyvar gazâsına gitmeğe niçe bin gûne tedârikler gördüler. Hudâ âsân ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 107b ·
metinde göster ·
, server, hünerver yiğitleri olur, ammâ Müftîzâde Ahmed Ağa ol gün Rüstemâne sav …
Hakkâ ki şecî‘ ve yarar ve nâmdâr u dilâver, server, hünerver yiğitleri olur, ammâ Müftîzâde Ahmed Ağa ol gün Rüstemâne savaş-ı perhâş etmişdir kim Sâm u Nerîmân ol mertebe ceng etmemiş ola. Cümle halkı gâzîler ve garîbü'd-diyâr muhibbi ve velî'n-ni‘am sofra sâhibi keremkâr âdemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167a ·
metinde göster ·
… eleridir. Ammâ bu şehrin niçe tüvânâ fetâlârı ve zehredâr çâpük ü çâlâk, şehbâz
u dilâver-i
server-i hünerverleri da‘vâ-yı merd edüp kendüyi bir kayadan bir kayaya pertâb …
Bu kayalardan aşağı bakanın zehresi çâk, yeri hâk olur. Ne‘ûzü billâh derk-i esfel ve çâh-ı cahîm u hamîm ve sakar dereleridir. Ammâ bu şehrin niçe tüvânâ fetâlârı ve zehredâr çâpük ü çâlâk, şehbâz u dilâver-i server-i hünerverleri da‘vâ-yı merd edüp kendüyi bir kayadan bir kayaya pertâb edüp geçer, ammâ el-ıyâzu billâh makdûr-ı beşer değildir. Hakkâ ki zehredârlığ u bahâdırlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 222a ·
metinde göster ·
server hünerver âdemleri olup bu şehir leb-i deryâ kurbunda olmağın âsî Venedik …
Ve gâyet gâzî ve serbâz u dilâver server hünerver âdemleri olup bu şehir leb-i deryâ kurbunda olmağın âsî Venedik'den havfleri olduğundan her gece bu şehirden biner aded çatal fitilli yarar ve nâmdâr fetâlar çıkup leb-i deryâyı muhâfaza ederler. Ve her gece ikişer yüz atlı fârisü'l-hayl küheylân atlı gâzîler sabâha dak şehrin cânib-i selâsı olan dağları ve belleri geşt [ü] güzâr edüp karavul beklerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 243b ·
metinde göster ·
… îr, hünerverân, dârgîr hâzır u âmâde olup kezâlik Göllük cânibinde dahi bahâdır
u dilâver
ü şücâ‘ân u nâmdârân yiğitlerden on bin adedden ziyâde gâzîler tîğ-i âteş-te’sî …
den nesîm-i Arapça talattum ve tenessüm etmeğile iki koldan yürüyüşler ahvâline âğâzeler olunup meterislerde ve sâ’ir gediklerde mevcûd ve me’mûr olan asâkir-i zafer-me’serden gayri serdengeçdi nâmıyla Kızıl tabya cânibinden yürümek üzre yigirmi binden ziyâde dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân ve tahsîl-i rızâ-yı Hâlık-ı kevn [ü] mekân ve tekmîl-i hoşnûdî-i Habîb-i Râzık-ı ins [ü] cân merd-i şîrân, şemşîrgîr, hünerverân, dârgîr hâzır u âmâde olup kezâlik Göllük cânibinde dahi bahâdır u dilâver ü şücâ‘ân u nâmdârân yiğitlerden on bin adedden ziyâde gâzîler tîğ-i âteş-te’sîrleriyle küffârların vücûdların sahîfe-i âlemden hakk etmek ârzûsuyla ârzû-yı dîdâr-ı el-Melikü'l-Mennân ve sevdâ-zede-i civâr-ı Habîbü'r-Rahmân ümmîdiyle sâkî-i kevser-i alîden câm-ı şehâdeti nûş etmeğe müterakkıblar iken fermân-ı hazret-i sipehsâlâr-ı celîlü'ş-şân olduklarında derûn-ı kal‘ada mahsûr olan müşrikîn ve küşte-i sergerdân olan düşmen-i dîn ale'l-vechi'l-yakîn habîr ü âğâh olup " Arapça mefhûm-ı şerîfi üzre cünûd-ı Rahmâniyye'nin harekât [ü] cünbüşlerinden düşmen-i bed-kîşinin efkâr-ı şeytâniyyeleri perîşân ve ve hâl-i diyer-gûnları tebâh ve kal‘a-i mezbûre ellerinden gideceğinden gayri sâ’ir vilâyetleri dahi harâb ve meskenleri bûm-ı gurâb olacağın muhakkak bilüp dahi cân u mâllarına emân ve el vilâyetlerine tecâvüz olacak sâhib-kırân-ı kişver-küşâ ve kahramân-ı kîtî-sitâ[n] hazretlerinin âsitâne-i muhalledü'l-erkân âlemü'ş-şânlarından taleb ü afv-ı emân ve ızhâr-ı ubûdiyyet ve inkıyâddan gayri çâre ve dermân bulmayup el-mücâhidü fî-sebîlillâh el-gâzî li-vechillâh el-âlimi'l-âmili'l-vâlîi'l-kâmil vezîria‘zam ve serdâr-ı ekrem vezîr ibn vezîr Fâzıl Ahmed Paşa hazretlerinin pîşân-ı sa‘âdet destgâh-ı nusret-iktirânlarına elçiler irsâl ve ricâ-yı afv [u] emân taleb eylediklerinde edâ-yı kelâm-ı zerrîn ve fikr-i isâbet-i karîn-Âsafları üzre zamîr-i münîr-i hûrşîd nazîrlerinden el-afvu şükrün li'z-zafer mefhûmu cilveger ü leme‘ân edüp buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328b ·
metinde göster ·
… in katl edüp mâl-ı ganâimlerin cümlemiz yüz âdemiz(?) pay-ı berâber edelim, cân
u dil
çıkmasın. Yohsa bunların her biri hâkim destinden birer takrîb ile halâs olup y …
nass-ı kâtı‘ı üzre gazâ-yı ekber edüp bu şühedâlarınızın yanında cümlesin katl edüp mâl-ı ganâimlerin cümlemiz yüz âdemiz(?) pay-ı berâber edelim, cân u dil çıkmasın. Yohsa bunların her biri hâkim destinden birer takrîb ile halâs olup yine kuttâ‘-ı tarîk olup rûz-ı mahşerde siz mes’ûl olursuz" deyü bu pend [ü] nasîhati gûşlarına menkûş edüp cümlemiz Kelâm-ı İzzete yemîn etdik kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y67a ·
metinde göster ·
… vücûdunda aslâ ve kat‘â zerre elem ve illet kalmayup dürr-i mâderzâd ve mesrûr
[u] dilşâd
ola, bi-iznillâhi ta‘âlâ.
Ayn-ı Hazret-i Ya‘kûb aleyhisselâm: Bundan yedi gün perhîz edüp nûş eden cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden bedeni pâk ü tâhir olup vücûdunda aslâ ve kat‘â zerre elem ve illet kalmayup dürr-i mâderzâd ve mesrûr [u] dilşâd ola, bi-iznillâhi ta‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y197b ·
metinde göster ·
… ay mukaddemâ Haleb'den firâr edüp kendü ayağıyla rikâb-ı hümâyûna yüz sürüp cân
[u] dilden
bende-i Selîm Hân olmuşdu. Selîm Hân dahi yemîn billâh edüp istikâmet ile hizme …
Ve Haleb hâkimi Hayre Bay mukaddemâ Haleb'den firâr edüp kendü ayağıyla rikâb-ı hümâyûna yüz sürüp cân [u] dilden bende-i Selîm Hân olmuşdu. Selîm Hân dahi yemîn billâh edüp istikâmet ile hizmet idüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y48a ·
metinde göster ·
Ve yüz adımda bir du‘âcı gülbâng-i Nebî çeküp cümle asker cân
[u] dilden
Allâh Allâh dediklerinde zemîn [ü] âsumân dir dir ditreyüp âdeme bir dehşet gel …
Ve yüz adımda bir du‘âcı gülbâng-i Nebî çeküp cümle asker cân [u] dilden Allâh Allâh dediklerinde zemîn [ü] âsumân dir dir ditreyüp âdeme bir dehşet gelir. Her bir bahâdırân, dilâverân, cüvânân ve tüvânâ ve zeberdest yiğitler çifte çifte ceyrân-misâl sekerek ve gülbâng-i Nebî çekerek tâvûs-ı İrem gibi reftâr ederek gâyet mü’eddebâne ubûr ederler. Kim kâdirdir kim bir bâm u dam ve pençereye bakup söz ata, ol dem anı dembeste edüp dil ta‘zîri ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y188b ·
metinde göster ·
… ğu müjdesi hazîne beği ve ocak ağaları mektûbları neccâblarla gelüp paşa mesrûr
[u] dilşâd
olup mâh-ı şa‘bânın gurresinde ceb harclığı hazînesi bağlanmağa başlar. Bunda M …
Evvelâ büyük hazîne şâm-ı şerîfe varup vâsıl olduğu müjdesi hazîne beği ve ocak ağaları mektûbları neccâblarla gelüp paşa mesrûr [u] dilşâd olup mâh-ı şa‘bânın gurresinde ceb harclığı hazînesi bağlanmağa başlar. Bunda Mısır beğlerinden me’mûr olmaz, ancak paşa ağalarından bir vaka‘ [u] vakâr sâhibi ve bir kerr ü ferr u dârât ve katâr sâhibini paşa serdâr edüp Tatar ve deli ve gönüllü ve müteferrika ve gayrı ocaklardan pür-silâh mu‘temed yiğitlere ihsân [u] in‘âm edüp üç yüz âdem paşalıdan ve üç yüz âdem dahi Mısır'ın yedi ocağından atına silâhına kâdir salt yiğitleri birer akçe terakkî ile yazarlar. Zîrâ bunlar ılgar ile gidüp büyük hazîneyi ubûr edüp on beş Y 196a yigirmi gün evvel der-i devlete varsalar gerekdir. Iyd-ı şerîfde pâdişâha ceb harclığıdır, darbhânede mahsûs onu bir dirhem gelmek üzre kesilir, ortası halkalı sîm-i hâlisden kesilir. Bu hazîneye mahsûb değildir, paşanın kendi kîsesindendir, cümle (---) kîse-i Mısrîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195b–Y196a ·
metinde göster ·
… uğuna bir alâmet bu yeter kim bir kerre vech-i şerîfin gören âşıkı olup bin cân
[u] dil
ile kendüye bende olup anlardan cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukarâ-yı Gülşenî olur …
eş-şeyh Seyyid İbrâhîm Çelebi Efendi: Bizzât hazret-i şeyh İbrâhîm-i Gülşenî hazretlerinin evlâd-ı zevî'l-ihtirâmı Hayâlî Çelebi anın oğlu Seyyid Hasan anın oğlu eş-şeyh Alî Safvetî (---)(---) Seyyid Alî anın oğlu bu Çelebi Efendi'dir kim hasîbü'n-nesîb olduğuna bir alâmet bu yeter kim bir kerre vech-i şerîfin gören âşıkı olup bin cân [u] dil ile kendüye bende olup anlardan cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukarâ-yı Gülşenî olur. Zîrâ vech-i şerîfleri tarîkleri gibi gülşen-i nûr-ı münevverdir. Ammâ dâ’imâ uzlet-nişîn ve meşâyih-i pîşîn gibi bir bezemiskîn recül-i sâlihdir. Ve halkdan munkatı‘ köşe-i vahdetde âlem-i vahdet eder. Senede bir gece âsitânelerine varup mevlûd-ı şerîfe çıkar. Andan gayrı hânesinden bir kadem taşra çıkmayup halk ihtilât etmeden berî olmuş sâhib-i câzibe bir çelebidir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y248a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu İbrîm şehrinden cümle yârân-ı ehl-i dil ile cân
u dilden
vedâlaşup İbrîm'den gemi ile Nîl'i karşu cânib-i garba ubûr etdik. Zîrâ mukadde …
Ba‘dehu İbrîm şehrinden cümle yârân-ı ehl-i dil ile cân u dilden vedâlaşup İbrîm'den gemi ile Nîl'i karşu cânib-i garba ubûr etdik. Zîrâ mukaddemâ Fûncistân'a giderken Nîl'in cânib-i şarkın temâşâ etdik, şimdi cânib-i garbı temâşâ etmeğe azîmet etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y443b ·
metinde göster ·
… i hümûm bir kimesne Cîze'ye varsa derhâl ve der‘ân def‘-i hem ü gam edüp mesrûr
u dilşâd
ve gamgîn gönlü âbâd olup inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn müyesser olur. Zîrâ b …
Hakîkatü'l-hâl âb [u] havâ cihetinde kasaba-i Cîze ravza-i Rıdvân'dan bir köşedir. Müte’ellim ü mağmûm ve sâhib-i hümûm bir kimesne Cîze'ye varsa derhâl ve der‘ân def‘-i hem ü gam edüp mesrûr u dilşâd ve gamgîn gönlü âbâd olup inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn müyesser olur. Zîrâ bu hâk-i anber pâkde Hazret-i Yûsuf aleyhi's-selâm Züleyhâ iftirâsilye bu şehre karîb zindânda haps olunup halâs oldukda Cîze'de sâkin olanlara ve ehl [ü] iyâllerine du‘â edüp gerd-i küdûretden Cîze halkı halâs olmuşlardır. İlâ-yevminâ hâzâ ol nefes-i Hazret-i Yûsuf te’sîriyle hâlâ Cîze halkında zerre ve şemme gam u gussa yokdur. Ve cümle halkı mün‘imlerdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·