Alman dağlarında nihâyet bulur çengelistândır. Bunda yeniçeri ocağından bir oda …
Mesîregâh-ı Istıranca dağları: Bir ucu Alman dağlarında nihâyet bulur çengelistândır. Bunda yeniçeri ocağından bir oda yeniçeri avcıları vardır, âsitâne-i Bektaşiyân'dır. Cümle huddâmları her hidmete cân ve baş ile hizmet ederler ulu âsitânedir. Bunlar pâdişâh içün sığın ve karaca ve tablalı avlayup pasdırma ederler. Ve Karadeniz Boğazın hıfz [u] hırâset ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
… d kılup sâ’ir işkence ve karabend ve nakşbend ve kemenbend ve zünnârbend edecek
ucu
aşıklı yağlı kemendleri kemerine asup ve sâ’ir âlât-ı işkencelerden kelpedân ve …
Bu kavmin üstâd-ı kâmili Murâd Hân'ın cellâdı Kara Alî, bâzûların sığayup tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir tîğ-ı âteş-tâbın kemerine bend kılup sâ’ir işkence ve karabend ve nakşbend ve kemenbend ve zünnârbend edecek ucu aşıklı yağlı kemendleri kemerine asup ve sâ’ir âlât-ı işkencelerden kelpedân ve burgu ve mismâr ve buhûr-ı fitîl ve semîn sünger ve tilsimân ve yakakârt ve deri yüzecek sıntırâş ve pûlâd tâs ve niçe elvân zehirli göz mîlleri ve malafa ve çimşîr işkence ve ne‘ûzü billâh el ayak kırmağa balta ve malafaların cümle kemerine bend kılup sâ’ir halîfeleri dahi yetmiş yedişer pâre âlât-ı cellâdları kemerlerine zeyn kılup sâ’ir huddâmların omuzlarında altunlu münakkaş serâmed servi haşebinden râyiha-yı tayyibeli kazıklar ile ve bellerinde seyâhat urganları ve ellerinde yalın seyf-i müczemleriyle merdâne cünbüş ederek ubûr ederler. Ammâ ne‘ûzü billâh herbirinin çehresinde nûr kalmayup zehir damlar. 155a Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 154b–155a ·
metinde göster ·
demirli sopalar ile bellerinde kılıçlar ve teber-kemânlar ile ve palâs palâs es …
Bu esnâf subaşıya tâbi‘ olmağile ordu alayında rûz-ı rûşende ellerinde gûnâ-gûn musanna‘ fânûsları yakup şem‘-i asel kâfûr-ı ihşidîler ve şem‘-i rîhleri yakup ellerinde ucu demirli sopalar ile bellerinde kılıçlar ve teber-kemânlar ile ve palâs palâs esbâblar geyüp başlarında mahûf ucbe-likâ kurd derilerinden tâclar ve sivri gûnâ-gûn külâhlar geyüp birbirlerine sopa urarak gûyâ hırsız kaçarmış şeklinde "Bire koma, kaşdı ha vardı ha, bire koma, gitdi gidi, vardı gidi, işte gidi" deyü ba‘zı temâşâcıları gösterirler ve seyirciler mâbeynine ol ucbe-likâ ile girüp halkı korkudurlar ve hem halkı iki tarafa açarlar ve gûnâ-gûn şaka ederler. Bunların pîri Dîvâne Hurûm'dur, Selmân, Alî huzûrunda belin bağladı. Bahr-i Ummân'ın Lahsa tarafında medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a ·
metinde göster ·
… ynayarak ellerinde acîb ü garîb harbalar ve şeştüperler ve salma ve salıklar ve
ucu
demirli toyakalar ile niçe bini ubûr eder.
Esnâf-ı çoban-ı bahâdırânın cümlesi gûnâ-gûn alât-ı silâha müstağrak olup ellerinde dalyan tüfengler atarak ve çobanlar boruların çalarak ve türküler haykırarak ve sapan-ı Dâvûdîleri şırak şırak atarak makâm-ı ırâk haykırarak ubûr ederler. Ve ba‘zılarının ellerinde kavalların çalarak gülerek oynayarak ellerinde acîb ü garîb harbalar ve şeştüperler ve salma ve salıklar ve ucu demirli toyakalar ile niçe bini ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
… edüp her arslanı ve kaplanı demir zencîrler ile kayd [u] bend edüp zencîrin bir
ucu
yine pembeden eli deyenekli arslancı elinde olup tahtırevânlar üzre ubûr ederke …
Ve tahtırevânlar üzre rengâmîz pembelerden siyâh gözlü âdemler ve hayvânâtlar ve arslan ve kaplanlar ve ejdehâ ve evrenler edüp gözleri nârenc ve turuncdan edüp her arslanı ve kaplanı demir zencîrler ile kayd [u] bend edüp zencîrin bir ucu yine pembeden eli deyenekli arslancı elinde olup tahtırevânlar üzre ubûr ederken alayköşkü dibinde hünkâr huzûrunda ba‘zı pembe hil‘at giyen âdemlere âteş verüp seyrâncılar üzre varup cümle halk bir hây-hûya varup bu şakalar ile ubûr ederler. Ba‘zı hallâc ârifleri.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192a ·
metinde göster ·
… zı hoppa çelebilerdir. Yoldan geçen askerî tâ’ifesine "A adamcığım, bu elindeki
ucu
demirli ağaç sırık nedir" der. Kimisi "Bak a âdem, sen âdem öldürmeğe mi giders …
Niçesi "Çelebi, gine gelir misin?" der. Birisi eydür "Gine geleceğim değil" diyene "Geleceğine şüphem vardır" Kimisi ba‘zı hoppa çelebilerdir. Yoldan geçen askerî tâ’ifesine "A adamcığım, bu elindeki ucu demirli ağaç sırık nedir" der. Kimisi "Bak a âdem, sen âdem öldürmeğe mi gidersin. Var Celâlîyi öldür, Üsküdar'a gelmesin" der. Niçe umûr-dîde şekilli olanları bir yere cem‘ olup eydirler: "Hemân Celâlîler Bulgurlu dağlarından göründüğü gibi bu cümle Üsküdar askeri Haydarpaşa bâğçesinden fi'l-hâl denizi kesüp bâğlar içinden akıdup Celâlîler denizin öte tarafında kalup ne cenk ü ne cidâl olup Celâlîlere acâ’ib renk olup hâ’ib [ü] hâsır dönüp giderlerdi" deyü bu gûne şütür-gürbe müşâvere-i laklaka ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
… Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir
ucu
Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk k …
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35a–35b ·
metinde göster ·
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35a–35b ·
metinde göster ·
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi
ucu
yanmış köseği odunuyla ve koyunlarında birer somunlar ile Bâb-ı hümâyûn önünde …
Sebeb-i azl-i Melek Ahmed Paşa bâ nefir-i âm, gulgule-i ehl-i hıref, bâ ığvâ-yı Siyâvuş Paşa ve Ebû Sa‘îd Efendi: Sarrachâne'den Âhîler ibtidâ bayrak ve tabl u kudûm kaldırup cümle dükkânları kapanup ve câmi‘leri kapanup "Ümmet-i Muhammed olan sancak dibine gelsin. Pâdişâha rik‘a sunalım!" deyü yüz elli bin ibâdullah-ı el-kâsibu habîbullah ile iktisâb edinen cümle ehl-i sûk pür-silâh, sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup deryâ-misâl benî Âdem temevvüc ederek sene 1061 şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin dördüncü bâzârtesi gün idi kim Daşnık Mirza ve Hanîfi Halîfelerin nâ-hak kelleleri Bâb-ı hümâyûn önüne döküldüğünün on ikinci gün sonra idi kim Atmeydânı'nda yer yer sedâ-yı Allah Allah evce peyveste olup İslâmbol içre velvele ve gulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile dolup gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi ucu yanmış köseği odunuyla ve koyunlarında birer somunlar ile Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd u vâveylâ-yı Allah Allah dediklerinde bu sadâ pâdişâh-ı cem-cenâb tarafına mün‘akis olup Bâb-ı hümâyûn sedd olunup topları kulleler üzre âmâde etmek ferman olunup Bâb-ı hümâyûn burcundan Haseki Ağa, taraf-ı pâdişâhîden su’âl edüp "Ey ibâdullah! Bu cem‘iyyet-i kübrâ nedir" dedikde "Bize zulm eden vezîria‘zamı ve Defterdâr Emîr Paşa'yı 102b ve Başbakıkulu Moralı Mustafâ Çelebi'yi ve Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa'yı ve Koskafurûnlu Muhzır Ağa'yı ve Kudde Kethüdâ'yı ve Tokkapuluyu ve Gümrük Emîni'ni ve Vâlide Sultân'ı ve Bektâş Ağa'yı ve Kara Çavuş Yeniçeri Ağasın ve Kul Kethüdâsı Çelebi Ağa'yı ve Alahoz Mehemmed Efendi'yi ve Sarı Kâtib'i ve Bostâncıbaşı'yı ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'yi ve'l-hâsıl Celâlî Hasan Ağa'dan ve İpşir Paşa'dan mukaddemâ gelen defter üzre cümle yüz elli aded âdemi istemeziz, katl olunup vezîr ma‘zûl olup sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa olsun" deyü Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd [u] figâna âheng edüp bu haber sa‘âdetlü pâdişâha vardıkda Servikapusu'ndan haseki ağa, paşaya gelüp "Sa‘âdetlü pâdişâh selâm edüp şu guluvv-i âmın aslı nedir, bunları bir vech-i ma‘kûl ile perîşân eylesin" deyüp gitdikde paşa dahi feryâdcılardan bir alay ihtiyârları ve dindâr meşâyihleri ve mükehhal gözlü, başı misvâklı, eli tesbihli sâdâtları ve acı sözlü söz anlamaz bî-dâdları çağırup anlar dahi dâd u feryâd ederek Melek Paşa huzûruna çıkup "Sa‘âdetlü vezîr, senden hoşnuduz ammâ Kudde Kethüdâ ve Emîr defterdârı istemeziz. Bize zulmleri hadden efzûndur. Senin haberin yokdur. Azak bahânesiyçün pes-i perdeden bir Mısır hazînesi altunu bu İslâmbol içre cem‘ ediyorlar" Paşa eyitdi: "Ey ibâdullah! Cümle yetmiş bin guruşluk altundur. Andan ziyâde vermen" deyince cümlesi "Ey Allah râzı ola. Nola verelim! Ve istimâ‘ etdik kim Azağ'a bir yıldan berü hazîne varmayup ağaların pârelemişler. Siz dahi Kudde Kethüdâ'yı ve Emîr Paşa'yı pâre pâre edin. Tesellî-i hâtır bulalım. Tiz haklarından gelin. Yoksa biz onların haklarından gelecek vakti biliriz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Paşa bunlara "Ben sâdât-ı kirâmdan olan Emîr Paşa'yı katl edemem. Emr, şer‘-i Resûl-i mübînindir" deyü her birine birer hulvu'l-kelâm ile şifâ-yı sadr cevâblar verüp munsıf olanları kâ’il olup dem çekmediler. Bî-insâf olanlar "Mardalı esbâb istemeziz. Hemân nukûd akçe guruş alup altın veririz" deyü feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102a–102b ·
metinde göster ·
… ı yerine birer ağaç dalı budağıyla dikerler. Bi-emrillahi Te‘âlâ kuru ağaçların
ucu
yeşerüp sıra ile dikilmiş dıraht-ı azîmlerdir kim semâya kad çekmişlerdir. Ve b …
Ve mine'l-acâyib-i sun‘-ı Hudâ: Yine Pirevadi dağlarında şehre karîb Ziyâretgâh-ı Yediler Rûmeli diyârında meşhûr-ı âfâk ziyâret-i kutb-ı istihkâk, hakkâ ki ziyâret-i Yediler'dir. Ale'l-ıtlâk yedi aded merkad-i pür-envâr ale't-tertîb bir yerde olduğundan "Yediler makâmı" derler. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ammâ yediler kim üçler ve kırklar ve nücebâ ve büdelâ ve evtâd makâmı olup yediler makâmı evlâ değildir. Ancak Âl-i Osmâniyân'dan Süleymân Şâh ibn Orhân Gâzî ile ibtida Kapudağı'ndan Rûm'a geçen Süleymân Şâh ve Ece Ya‘kûb ve Kara Mürsel ve Koca Ece ve Kara Ece ve Kara Hoca nâm kırk karındaş, sırdaş, hâldaş ve yoldaş karalar idi. Rûm'da bunlar kılıç urarak bu Pirevadi mahalline gelüp ceng ede ede yedisi şehîd olduklarında Ece Ya‘kûb bu yedi şehîdin başları ve ayakları ucuna "Kabirleri gâ’ib olmasın" deyü Bismillah ile heyce taşı yerine birer ağaç dalı budağıyla dikerler. Bi-emrillahi Te‘âlâ kuru ağaçların ucu yeşerüp sıra ile dikilmiş dıraht-ı azîmlerdir kim semâya kad çekmişlerdir. Ve beş mezarın başları ayakları on ağaç eder. Bi-emrillah on aded kuru ağaç budaklarıyla taş olmuşlar. Hâlâ ısıtması olanlar ol taşlardan kazıyup su ile nûş etse kusa kusa aslâ safra ve balgamı kalmayup hummâ-yı muhrıkdan halâs olur. Bir mezarın iki taşından kazıyup gözüne vesme edenin bi-emrillah gözü alîl ise kuvvet-i basar sâhibi olup veca‘ı teskîn olur. İkinci kabrin iki taşın kazıyup yalasa bersan zahmına dâ-i devâdır. Üçüncü kabrin taşlar[ın] kazıyup yalasa cüzzâma şifâdır. Dördüncü merkadin taşların yedi sabâh yalasa yerakân zahmına devâdır. Bu zikr olunan ziyâretgâh beyne'l-hâs meşhûrdur ammâ avâm-ı nâsın ma‘lûmları değildir. Hakîr dahi görmedim ammâ sulehâ-yı ümmetden ve a‘yân-ı vilâyetden niçe kimesneler "Bizler niçe kerre ziyâret edüp niçe âdemlerin şifâ bulduğun biliriz" deyü şehâdet etdiler, ve’s-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
… aş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir
ucu
sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinde …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
… ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir
ucu
gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başlad …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
… ı mu‘cez mertebesi bir kantara-i ibret-nümâdır. Bir tarafı cânib-i garba ve bir
ucu
taraf-ı şarka vâki‘ olup tûlu kâmil (---) adımdır. Ve gayet arîzdir kim her bâr …
Evvelâ bu şehr-i Edirne-i taht-ı İdrivne içre ibret-nümâ-yı azîm Mihal Beğ köprüsüdür kim nehr-i Arda ve nehr-i Tunca ve nehr-i Meriç bu üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler birbirine mahlût olduğu mahalde binâ olunmuş bir sedd-i azîm ve bir tarz-ı tarh-ı kadîm, bir cisr-i arîz [u] vâsi‘ [u] tavîldir kim bu rûy-ı arzda mânendi yokdur. İllâ ki diyâr-ı Alaman'da nehr-i Tuna üzre Gulvar cisri ola yâhûd bu Edirne'ye bir menzil ba‘îd Koca Murâd Hân'ın (---) altmış dört göz Ergene cisri ola, ammâ bu kantara-i Mihal Beğ üç aded dîvâne enhâr üzre binâ olunması mu‘cez mertebesi bir kantara-i ibret-nümâdır. Bir tarafı cânib-i garba ve bir ucu taraf-ı şarka vâki‘ olup tûlu kâmil (---) adımdır. Ve gayet arîzdir kim her bâr üç araba yan yana ubûr eder. Ve fil cüssesi kadar taşlar ile mebnî ve kaldırımlı musanna‘ püll-i azîmdîr. Ve cümle sağîr ü kebîr (---)(---) aded göz tâk-i kisrâdan nişân verir kavs-ı kuzahvâr kemerlerdir ammâ Bosna serhaddinde Mostar köprüsü ve Kürdistân'da Batman köprüsü kadar tâkları âlî değildir, süflî de değildir. Kaddi kırk arşın âlîdir. Ammâ gûyâ sedd-i İskender'dir. Bu kantara-i ibret-nümânın tâ ortasında şehre girerken sol tarafda çâr sütûn üzre bir ârâmgâh [u] mesîregâh kubbe-i âlî kasr-ı kisrâsı vardır. Anda bu püllün târîhi böyle mastûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 163a ·
metinde göster ·
… kal‘a-i Harput ve kal‘a-i Pertek kurblarında İzoli ekrâdı içindedir. Andan bir
ucu
cânib-i kıbleye Bağdâd çölü ve Kûfe ve Kerbelâ çölleri içre gidüp ta kal‘a-i Ku …
Der-beyân-ı cezîre-i azîm, Dicle-i kadîm: Cenâb-ı İzzet bu rûy-ı arzı halk idelden berü bu cezîre-i ma‘mûr nehr-i Furât ile nehr-i Şattu'l-Arab'ın mâbeyninde bir sevâd-ı mu‘azzam cezîre halk olunmuşdur kim bu cezîrenin ibtidâsı cânib-i şimâlde kal‘a-i Harput ve kal‘a-i Pertek kurblarında İzoli ekrâdı içindedir. Andan bir ucu cânib-i kıbleye Bağdâd çölü ve Kûfe ve Kerbelâ çölleri içre gidüp ta kal‘a-i Kurna'ya varınca tûlânî bir cezîre-i azîmdir kim tûlâsı kırk altı konakdır, ammâ arzı üç menzil, ya yedi menzil, on konak, en nihâyeti on beş konakdan ba‘îd arîz yeri yokdur. Ta bu mertebe Cezîre-i Dicle'dir. Şat ile Furât mâbeyninde olmağile Cezîre-i Dicle derler, ammâ nehr-i Dicle yine nehr-i Şattu'l-Arab'dır. Ammâ bu Cezîre-i Dicle içinde cümle yüz yetmiş altı pâre imâr ve mükellef kal‘ası vardır. Yetmiş altısı dahi Hulâgû ve Timur-ı bî-nûr asrında harâb u yebâb olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209b ·
metinde göster ·
… niçesi birbirlerinin kelimâtların tercümân ile anlarlar. Memâlik-i azîmdir, bir
ucu
cânib-i şimâlde diyâr-ı Erzurûm'dan diyâr-ı Van'dan diyâr-ı Hakkarî ve Cizre ve …
Müverrih Mıkdısî kavli üzre ba‘de't-tûfân-ı Nûh, imar olan şehr-i Cûdî'dir, andan kal‘a-i Sincâr'dır, andan bu kal‘a-i Mefârikîn'dir ammâ şehr-i Cûdî sâhibi Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim altı yüz sene mu‘ammer olup Kürdistân diyârların geşt [ü] güzâr ederek bu Mefârikîn'e gelüp âb u hevâsından hazz edüp bu zemînde sâkin olup evlâd [u] ensâbı gâyet 219a çok olup lisân-ı İbrî'den indiyyât bir gayrı lisân-ı Turrehât peydâ etdi kim ne İbrî'dir, ne Arabî ve ne Pârisî ve ne lisân-ı Derî'dir ve lisân-ı Pehlevî'dir, ana hâlâ lisân-ı Kürdim derler. Bu diyâr-ı Mefârikîn'de peydâ olup hâlâ diyâr-ı Kürdistân'da isti‘mâl olunan lisân-ı Kürd Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim'den kalmışdır, ammâ vilâyet-i Kürdistân dağistân u sengistân bilâd-ı bî-pâyân olmağile on iki gûne lisân-ı Ekrâd vardır kim birbirlerine elfâzları ve lehce-i mahsûsaları muğâyirdir kim niçesi birbirlerinin kelimâtların tercümân ile anlarlar. Memâlik-i azîmdir, bir ucu cânib-i şimâlde diyâr-ı Erzurûm'dan diyâr-ı Van'dan diyâr-ı Hakkarî ve Cizre ve İmâdiyye ve Musul ve Şehrezûl ve Harîr ve Ardalân ve Bağdâd ve Derne ve Derteng ve ta Basra'ya varınca yetmiş konak yer Kürdistân u sengistân add olunur kim Irâk-ı Arab ile Âl-i Osmân mâbeyninde bu kûh-ı bülendler içre altı bin aded aşâ’ir ü kabâ’il-i Ekrâd sedd-i sedîd olmasa kavm-i Acem diyâr-ı Rûm'a istîlâ etmeleri emr-i sehl idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a–219a ·
metinde göster ·
… r eline giydiği eldivenler cümle hâm ibrişimden hayâl-i Firengî sicim imiş. Bir
ucu
sütûhdaki kakdığı iki enseride makyûdmuş.
Gören âkıllar hay Allah belâ vermesin, kanlı olduk, derken meğer eline giydiği eldivenler cümle hâm ibrişimden hayâl-i Firengî sicim imiş. Bir ucu sütûhdaki kakdığı iki enseride makyûdmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233a ·
metinde göster ·
… Niçe bin mülûkdan mülûka kalup ol kadar imâr oldu kim Van deryâsı kenârınca bir
ucu
üç günlük yol ile ta Ercîş kal‘asına varup bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânlar bi …
Cemî‘i müverrihler bu şehr-i atîke Dâr-ı Büleh demişler. Ya‘nî Oğuz tâ’ifesi şehridir. Müverrihân-ı Acem bu şehr-i köhne-âbâda Erzen-i Ahlad demişler. Hakkâ ki erzeni, ya‘nî darısı çok olur, ammâ dest-i Âl-i Osmân'da Erzen nâmıyla meşhûr olan beş şehr-i azîmlerdir. Evvelâ biri diyâr-ı Acem'de Erzenbaycân'dır kim ana Acem müverrihleri Âzerbaycân derler, o kim şehr-i Tebrîz-i dilâvîz'dir kim sene 991 târîhinde dest-i Âl-i Osmân'da iken Şâh-ı Acem istîlâ edüp hâlâ niçe Acem'de kaldı. İkincisi Erzeni'r-rum'dur kim ana Erzurûm derler. Üçüncüsü yine Erzurûm kurbünde ara yatı menzilde şehr-i Erzincân'dır kim ana efvâh-ı nâsda Erzigân derler. Dördüncüsü Erzen-i Cezîre-i Dicle'dir kim nehr-i Şat ve nehr-i Furât mâbeyninde Erzen-i Dicle'dir. Beşincisi bu Erzen-i Ahlat'dır kim cümle erzenlerden kadîm ve şehr-i azîm idi. Niçe bin mülûkdan mülûka kalup ol kadar imâr oldu kim Van deryâsı kenârınca bir ucu üç günlük yol ile ta Ercîş kal‘asına varup bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânlar birbirlerine çıt-a-çıt olup yaylaları Sübhân dağı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… ağacının dallarına yarasa kuşu gibi sarılup kavak ağacının evc-i âsumâna çıkmış
ucu
oğlanların ağırlığından tâ yere düşüp yatar. Bu kerre nâresîde tıflânlar birer …
Hikmet-i garâ’ib temâşâ: Bu kavm sıbyânının cür’etine hayrânım ki kaçan bu diyârın cümle eşcârâtına su yürümeğe başladıkda bu şehir sıbyânları bir yere cem‘ olup her kavak ağacına sağîr ü kebîr yetmişer ve seksener ve yüzer mikdârı gulâmlar bu kavaklara tırmaşup çıkdıkça tâ zirve-i a‘lâlarına vardıklarında kavak ağacının tahammülü olmayup bâr-ı sakîlden hemân ağaçlar Birecik yayı gibi eğilüp ser-nigûn olurken cümle ciğer-kûşeler kavak ağacının dallarına yarasa kuşu gibi sarılup kavak ağacının evc-i âsumâna çıkmış ucu oğlanların ağırlığından tâ yere düşüp yatar. Bu kerre nâresîde tıflânlar birer birer dallardan kendülerin yere atarlar. Bu kerre kavak ağacının yükü hafîf olup ağaç üzre ancak kırk elli oğlan kalır, ammâ zehredâr olanları tâ ağacın doruğunda kalır. Bu kerre ağaç deprenüp kalkmak ister, ammâ dahi üzerinde gulâmlar çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
ıslanmış makramalara sildiler ve gayrı Kızılbaş nökerleri cümle ellerini sağ el …
Ba‘dehû hân ile bizlere leğen ibrik gelüp âyîn-i Osmânî üzre ellerimiz gasl eyledik. Gayriler ellerin ucu ıslanmış makramalara sildiler ve gayrı Kızılbaş nökerleri cümle ellerini sağ elin sol koltuğuna ve sol elin sağ eteği peşine sildiler. Bir aceb kânûn-ı yiyişleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290b ·
metinde göster ·
… kuzah gibi müdevver çekilüp tâ Hazret-i Risâlet-penâhın kabr-i şerîfi üzre bir
ucu
nihâyet bulup yedi gün yedi gice kehkeşân-âsâ semâya ser çeküp necm-i gîsûdâr g …
Ol vakit kim cesed-i İmâm Alî'yi Arab cemmâl götürdüğü gice hâlâ meşhed-i İmâm Alî mahallinden bir nûr zâhir olup cânib-i kıbleye kavs-ı kuzah gibi müdevver çekilüp tâ Hazret-i Risâlet-penâhın kabr-i şerîfi üzre bir ucu nihâyet bulup yedi gün yedi gice kehkeşân-âsâ semâya ser çeküp necm-i gîsûdâr gibi zâhir u bâhir ve sâbite idi kim zıyâsı cemî‘i ekâlîm-i seb‘aya fer verirdi. Ve birkaç kerre bu nûrdan şihâb gibi pâreler kopup Şâm üzre Mu‘âviye'nin dam-ı bâmına düşüp Mu‘âviye havfinden ka‘r-ı zemînde serdâb ve zîr-i zemînlere ve muzlim künce ve bunca yerlere girerdi. Âhir Mu‘âviye havfından lakve marazına mübtelâ olup andan vefât etdi derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 355a ·
metinde göster ·
… ü dahi kuş sıfatlıdır ve kanatları omuzu başındadır ve kuyruğu ardında tüğlü ve
ucu
tırnaklı ve elleri ve ayakları dahi kuş minkârı gibi tırnaklıdır. Ba‘zılar arsl …
Ve kendüsü dahi kuş sıfatlıdır ve kanatları omuzu başındadır ve kuyruğu ardında tüğlü ve ucu tırnaklı ve elleri ve ayakları dahi kuş minkârı gibi tırnaklıdır. Ba‘zılar arslan tırnaklıdır demişler. Ve başı ve kolları ve uylukları âdem gibidir ammâ kim kulakları fil kulağı gibidir. Kelimâtında kâf ve fâ ve jâ hurûfu çokdur ve savtı avret sadâlıdır. Hâlâ bir gözü kördür kim Hazret-i İbrâhîm İsmâ‘îl'i kurbân etmeğe götürürken "İsmâ‘îl'e gitme" deyü vesvese ederken Şehzâde İsmâ‘îl Nebî Mekke'de Minâ bâzârında bir taş ile urup İblîs'in gözün çıkardı. Hâlâ cümle huccâc ol zamândan berü Minâ bâzârında altmış iki aded şeytâna racemât taşların atarlar kim İsmâ‘îl Nebî'den sünnet kalmışdır. Anınçün hâlâ şeytânın sağ gözü kördür ve kankı sûrete girmeğe murâd edinse ol ân ol hey’ete temessül edüp ber-hevâ tayerân edüp murâd edindiği kimesnelere vesvese eder ve avreti dahi kendi sûretindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395b ·
metinde göster ·
… şahbâz yiğit gönderüp kâfirlerin meterisleri kurbuna gelüp kal‘a içine üç kerre
ucu
kâğızlı oklar atup yine kal‘a-i Hasan Paşa'ya ol yiğit firâr ederken küffâr bu …
"Bizden taşra şimdiki hâlde çıkar yokdur. Siz dahi varın Hasan Paşa {kal‘ası} altında mütehassın olun" dedikde, anlar {dahi} bu kadar mâl-ı ganâ’im üsârâları ve kelle ve paçalarıyla kal‘a-i Hasan Paşa'ya sâlimîn ü gânimîn varup bir yaylım top u tüfeng şâdumânları edüp Allâh Allâh sadâsıyla zemîni velvelenâk etdiler. Hikmet-i Hudâ ol mahalde Akkirmân'dan yigirmi pâre gemiyle üç bin pür-silâh yiğit ve yigirmi bin kile buğday ve un ve nohud ve sâ’ir zehâyirler geldi, ammâ ne çâre {gelen zahîreyi Özü kal‘asına komak muhâl.} Hemân Nigebolı Beği Yûsuf Kethüdâ'ya bir yarar atlı şahbâz yiğit gönderüp kâfirlerin meterisleri kurbuna gelüp kal‘a içine üç kerre ucu kâğızlı oklar atup yine kal‘a-i Hasan Paşa'ya ol yiğit firâr ederken küffâr bu yiğide belki üç bin kurşum atup hamd-i Hudâ birisi de isâbet etmeyüp ol yiğit yine Hasan Paşa kal‘asına vâsıl {oldukda beri Özü} kal‘asında {oklara bağlı} üç kıt‘a mektûblar bulunup biri Paşa'nın cümle gâzîlere selâmdan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59a ·
metinde göster ·
Yûsuf Kethüdâ {eydir}: "Bire Allâh kerîmdir, ya bu kadar mâl-ı ganâ’im pâdişâhımıza vâsıl olmasın mı? Tîz silâhlanınız, yohsa vallâhi sizi şeytân alır" dedikde anlar dahi silâhlanırken hikmet-i Hudâ-yı Bârî yârî kılup {nehr-i Özü'nün} karşu tarafından bir siyâh toz evc-i âsumâna burum burum oyulkanarak ber-havâ çıkmada. Hemân sâ‘at tarfetü'l-ayn içre karşu Kılburun kal‘asına askerin ucu gelüp {göründü}. Meğer bizzât Tatar Hânı Mehemmed Giray Hân hazretleri seksen yedi bin asker ile {Kırım'dan} iki gün iki gecede imdâda gelüp ol ân kendisi bir gemiye binüp Özü kal‘asına geçdikde Yûsuf Kethüdâ ve hakîr ve cümle a‘yân-ı Özü {Hân} huzûruna varup baş urup dest-i şerîflerin bûs edüp şerefyâb oldukda
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 62b ·
metinde göster ·
… si tarafında nehr-i Tuna aşrı Yılanlı Ada nâmında bir cezîre-i azîm var kim bir
ucu
üç konak Tulça'ya ve bir ucu İsmâ‘îl şehrine varır büyük bir cezîre-i mahsûldâr …
Ve bu {kili} şehrin kıblesi tarafında nehr-i Tuna aşrı Yılanlı Ada nâmında bir cezîre-i azîm var kim bir ucu üç konak Tulça'ya ve bir ucu İsmâ‘îl şehrine varır büyük bir cezîre-i mahsûldârdır kim anda her sene kırk elli bin ba‘zı sene yüz bin aded sığır boğazlanup pasdırma edüp cemî‘i diyâra müstevlî olup ganîmet gider. Kili pasdırması gâyet semîn u lezîz ve meşhûrdur. Halkı cemî‘i diyârdan cem‘ olmuş garîb-dost tüccâr âdemlerdir. Her şeb müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Gâyet ganîmet şehirdir, ammâ varoşu etrâfında kal‘ası yokdur. 67a Ve a‘yân-ı kibârdan ma‘lûmumuz olandan (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ammâ ziyâretgâhları ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66b–67a ·
metinde göster ·
… Yılanlı Ada nâmında bir cezîre-i azîm var kim bir ucu üç konak Tulça'ya ve bir
ucu
İsmâ‘îl şehrine varır büyük bir cezîre-i mahsûldârdır kim anda her sene kırk el …
Ve bu {kili} şehrin kıblesi tarafında nehr-i Tuna aşrı Yılanlı Ada nâmında bir cezîre-i azîm var kim bir ucu üç konak Tulça'ya ve bir ucu İsmâ‘îl şehrine varır büyük bir cezîre-i mahsûldârdır kim anda her sene kırk elli bin ba‘zı sene yüz bin aded sığır boğazlanup pasdırma edüp cemî‘i diyâra müstevlî olup ganîmet gider. Kili pasdırması gâyet semîn u lezîz ve meşhûrdur. Halkı cemî‘i diyârdan cem‘ olmuş garîb-dost tüccâr âdemlerdir. Her şeb müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Gâyet ganîmet şehirdir, ammâ varoşu etrâfında kal‘ası yokdur. 67a Ve a‘yân-ı kibârdan ma‘lûmumuz olandan (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ammâ ziyâretgâhları ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66b–67a ·
metinde göster ·
bu mahalde ve bir ucu Karadağlar'da ve bir tarafı Podgoriçse ve Kilimente ve ka …
Bosna eyâletinin bir ucu bu mahalde ve bir ucu Karadağlar'da ve bir tarafı Podgoriçse ve Kilimente ve kal‘a-i Kotur'da, bir semti Dobra-Venedik'de ve bir ucu Burun kullesinde ve (...) ve bir ucu Pupuşka ve Pirmorya ve İspilet'de ve bir cânib-i garbda şibenik ve Zadra'da ve semt-i şimâle Zirinoğlu'nda ve bir tarafı Çernik sancağında Kanija ile müşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
Karadağlar'da ve bir tarafı Podgoriçse ve Kilimente ve kal‘a-i Kotur'da, bir se …
Bosna eyâletinin bir ucu bu mahalde ve bir ucu Karadağlar'da ve bir tarafı Podgoriçse ve Kilimente ve kal‘a-i Kotur'da, bir semti Dobra-Venedik'de ve bir ucu Burun kullesinde ve (...) ve bir ucu Pupuşka ve Pirmorya ve İspilet'de ve bir cânib-i garbda şibenik ve Zadra'da ve semt-i şimâle Zirinoğlu'nda ve bir tarafı Çernik sancağında Kanija ile müşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
… Podgoriçse ve Kilimente ve kal‘a-i Kotur'da, bir semti Dobra-Venedik'de ve bir
ucu
Burun kullesinde ve (...) ve bir ucu Pupuşka ve Pirmorya ve İspilet'de ve bir c …
Bosna eyâletinin bir ucu bu mahalde ve bir ucu Karadağlar'da ve bir tarafı Podgoriçse ve Kilimente ve kal‘a-i Kotur'da, bir semti Dobra-Venedik'de ve bir ucu Burun kullesinde ve (...) ve bir ucu Pupuşka ve Pirmorya ve İspilet'de ve bir cânib-i garbda şibenik ve Zadra'da ve semt-i şimâle Zirinoğlu'nda ve bir tarafı Çernik sancağında Kanija ile müşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
… otur'da, bir semti Dobra-Venedik'de ve bir ucu Burun kullesinde ve (...) ve bir
ucu
Pupuşka ve Pirmorya ve İspilet'de ve bir cânib-i garbda şibenik ve Zadra'da ve …
Bosna eyâletinin bir ucu bu mahalde ve bir ucu Karadağlar'da ve bir tarafı Podgoriçse ve Kilimente ve kal‘a-i Kotur'da, bir semti Dobra-Venedik'de ve bir ucu Burun kullesinde ve (...) ve bir ucu Pupuşka ve Pirmorya ve İspilet'de ve bir cânib-i garbda şibenik ve Zadra'da ve semt-i şimâle Zirinoğlu'nda ve bir tarafı Çernik sancağında Kanija ile müşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
Ve bir tarafı Pojega ile müşâdır ve bir semti Budin eyâletiyle ve bir
ucu
İzvornik'de Sirem sancağıyla müşâdır ve cânib-i şarkîsi Rûmeli Alacahisârı'yla …
Ve bir tarafı Pojega ile müşâdır ve bir semti Budin eyâletiyle ve bir ucu İzvornik'de Sirem sancağıyla müşâdır ve cânib-i şarkîsi Rûmeli Alacahisârı'yla müşâdır ve bir ucu bu kıble semtinde bu İzevçan'da ve Vuçitrin sancağıyla müşâ bir sevâd-ı mu‘azzam eyâlet-i kebîrdir kim bunda ola[n] kal‘alar bir diyârda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
… rem sancağıyla müşâdır ve cânib-i şarkîsi Rûmeli Alacahisârı'yla müşâdır ve bir
ucu
bu kıble semtinde bu İzevçan'da ve Vuçitrin sancağıyla müşâ bir sevâd-ı mu‘azza …
Ve bir tarafı Pojega ile müşâdır ve bir semti Budin eyâletiyle ve bir ucu İzvornik'de Sirem sancağıyla müşâdır ve cânib-i şarkîsi Rûmeli Alacahisârı'yla müşâdır ve bir ucu bu kıble semtinde bu İzevçan'da ve Vuçitrin sancağıyla müşâ bir sevâd-ı mu‘azzam eyâlet-i kebîrdir kim bunda ola[n] kal‘alar bir diyârda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
… la: şehr-i Dobniçse ile Samakov dağı mâbeyninde bir kûh-ı ser-bülenddir kim bir
ucu
Samakov dağları ve bir tarafı Destpot Kral yaylağına müntehî tûfân-ı Nûh'dan be …
Sitâyiş-i cebel-i âlî Rila: şehr-i Dobniçse ile Samakov dağı mâbeyninde bir kûh-ı ser-bülenddir kim bir ucu Samakov dağları ve bir tarafı Destpot Kral yaylağına müntehî tûfân-ı Nûh'dan beri selc [ü] yah pâresi eksik değildir. Binden mütecâviz âb-ı hayâtları var. Sünbül ü reyhân ve misk-i Rûmî ve zerrîn-i gûnâ-gûnların râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Hattâ on bin egrek koyun yaylanır yaylağ-ı azîmdir kim Gekbiziyye'de Koca Mustafâ Paşa evkâfı Rila yaylasıdır. Kırk elli yerde âhen ma‘denleri vardır ve kûh-ı yaylağ-ı Destpot bu Rila'nın cânib-i şarkîsinde ol dahi bir yaylağ-ı ibret-nümâdır. İnşâ’allâh anı da mahalliyle yâd edevüz. Ba‘dehû bu Rila yaylağı dâmeninden aşup bir merhalede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175a ·
metinde göster ·
Ve Rûmeli'nde servi ağacı nâdir iken sultânın başı
ucu
tarafında türbeden hâric bir mevzûn servi dırahtı var kim bir diyârda eyle tarr …
Ve Rûmeli'nde servi ağacı nâdir iken sultânın başı ucu tarafında türbeden hâric bir mevzûn servi dırahtı var kim bir diyârda eyle tarrâhî ve serâmed sebiz-gûn ve hemvâr servi görülmüş değildir ömrüm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
… ammâ kafâdâr askeri yok ve her tarafda düşmanı çok. Bir sarıca kâfiri matbahda
ucu
yanmış bir odun ile Seydî'nin koluna bir odun nice urdu ise Seydî'nin destinden …
Bu hâl ile köpek cengi ederek otak dâ’iresinden taşra çıkdı, ammâ kafâdâr askeri yok ve her tarafda düşmanı çok. Bir sarıca kâfiri matbahda ucu yanmış bir odun ile Seydî'nin koluna bir odun nice urdu ise Seydî'nin destinden hançeri fırlayup bir şâtırı ol ân paşaya bir gaddâre yetişdirince dal gaddâre olup hayli âdem yıkup bir âdemi iki pâre etdi. Ve şâtırı dahi şehîd etdiler. Ve yedi âdemi dahi zahm-âlûd olup silihdârı dahi Küçük şahin ve Gürcî Beğzâdeler mecrûh olup yan verdiler, ammâ Seydî fakîr de bî-tâb u bî-mecâl meydân-ı ma‘rekede bî-dermân hareket etmeğe başladıkda ol ân sarrâcbaşı Seydî'ye bir esb-i menhûs yetişdirüp eğer hânesine el uram derken bir kâfir-i bî-dîn fakîr atı kılıç ile sinirleyüp at dahi cân havliyle Seydî'nin sîne-i bî-kînesine dû-pây-ı edbâr-ı zahmdâr urdu kim garîb Seydî iki aded perende-i mu‘allâk kılınca ol mahalde kereke bid‘atin gaytânları Seydî'nin boğazına geçüp anın halâsına ve yakasının dem-bestesine halâsda iken yine ol Seydî hüddâmlarından bir nânkör (---)(---) nâm deli mel‘ûn Seydî ile yaka yakaya ceng edüp kereke gaytânı mâr-ı ecel-vâr boğazına sarılup çadırlar tınâbları dahi ayağına dolaşup elindeki gaddâre de gaddârlık edüp yâverlik etmeyüp eyle dilâverin serine mezkûr (---)(---) deli bir odun ile nice urduysa artık garîb Seydî serâsime olup cümle haşerâtlar başına üşüp dest ber-kafâ kayd [u] bend ile serâsime otak içre götürüp derhâl asker içinde fetret ü tuğyân olmasın içün ol ân Gâzî Seydî Ahmed Paşa'nın kellesin teninden cüdâ edüp şehîd etdiklerinde azamet-i Hudâ ordu-ı İslâm içinde bir gırîv [ü] feryâd kopdu kim gûyâ (gûyâ) rûz-ı mahşerden nişân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185b ·
metinde göster ·
… dibine vâkı‘ olmuş kıble tarafı tâ kasaba-i İslimye'ye varır sahrâlardır ve bir
ucu
tâ Sofya yanında kasaba-i İzladi'ye var[ır] çemenzâr ve âbâdân fezâlardır kim g …
Eşkâl-i şehri: Bir bayır dibine vâkı‘ olmuş kıble tarafı tâ kasaba-i İslimye'ye varır sahrâlardır ve bir ucu tâ Sofya yanında kasaba-i İzladi'ye var[ır] çemenzâr ve âbâdân fezâlardır kim gâyet mahsûldâr dâr-ı diyârlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53a ·
metinde göster ·
… rıkı ve kıble tarafları cümle sahrâ-yı Peşte ve hâmûn-ı Keçkemet'dir kim tâ bir
ucu
kal‘a-i Hatvan'a ve bir tarafı tâ kal‘a-i Sonloğ'a ve semt-i garbîsi tâ kal‘a-i …
Nehr-i Tuna'nın cânib-i garbîsinde kal‘a-i Budun'dur ve cisrin beri şimâlî tarafı başında kal‘a-i Peşte-i dil-teşnedir kim şimâlîsi ve maşrıkı ve kıble tarafları cümle sahrâ-yı Peşte ve hâmûn-ı Keçkemet'dir kim tâ bir ucu kal‘a-i Hatvan'a ve bir tarafı tâ kal‘a-i Sonloğ'a ve semt-i garbîsi tâ kal‘a-i Segedin'e varup nehr-i Tise kenârlarına varınca köy köy üstüne kal‘a kal‘aya müşâ ma‘mûr u âbâdân Peşte sahrâlarıdır kim tûlen ve arzen onar merhale yerlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 89b ·
metinde göster ·
… bâğçe ve nahlistân u gülistândır kim gûyâ ravza-i cinândır kim bu bâğların bir
ucu
tâ Süleymân Hâ[n] depesine varır ve bir ucu kal‘adan bir top menzili alarka tâ …
Ve cemî‘i halkı garîb-dost halûk ve hüsn-i ülfet sâhibi âdemler[dir]. Ve sahrâ-yı Üstürgon'un nısfı bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânlardır. Hattâ kal‘anın cânib-i kıblesinde top altında bârûdhâne olan yerde kefere zamânı İrşek şehri nâmıyla bir şehr-i müzeyyen var imiş, gûyâ İremezâtü'l-imâd imiş. Hâlâ der [ü] dîvârdan bir eser kalmayup ol kadar bâğ u bâğçe ve nahlistân u gülistândır kim gûyâ ravza-i cinândır kim bu bâğların bir ucu tâ Süleymân Hâ[n] depesine varır ve bir ucu kal‘adan bir top menzili alarka tâ Şoşkot deresine varınca serâpâ bâğlardır kim Âl-i Osmân askerine "Salâdır mahsûlümüz helâl olsun" dediklerinde cümle guzât gûnâ-gûn meyve-i âbdâr yemeden müstağnî oldular. Cümle meyvesi ve havâsı ve halkının reng-i rûyları ve kâr [u] kisbleri ve libâsları ve lisânları cümle Budinli gibidir, ammâ şehri koz içi gibi ma‘mûrdur ve sancağı dahi ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98a ·
metinde göster ·
… avza-i cinândır kim bu bâğların bir ucu tâ Süleymân Hâ[n] depesine varır ve bir
ucu
kal‘adan bir top menzili alarka tâ Şoşkot deresine varınca serâpâ bâğlardır kim …
Ve cemî‘i halkı garîb-dost halûk ve hüsn-i ülfet sâhibi âdemler[dir]. Ve sahrâ-yı Üstürgon'un nısfı bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânlardır. Hattâ kal‘anın cânib-i kıblesinde top altında bârûdhâne olan yerde kefere zamânı İrşek şehri nâmıyla bir şehr-i müzeyyen var imiş, gûyâ İremezâtü'l-imâd imiş. Hâlâ der [ü] dîvârdan bir eser kalmayup ol kadar bâğ u bâğçe ve nahlistân u gülistândır kim gûyâ ravza-i cinândır kim bu bâğların bir ucu tâ Süleymân Hâ[n] depesine varır ve bir ucu kal‘adan bir top menzili alarka tâ Şoşkot deresine varınca serâpâ bâğlardır kim Âl-i Osmân askerine "Salâdır mahsûlümüz helâl olsun" dediklerinde cümle guzât gûnâ-gûn meyve-i âbdâr yemeden müstağnî oldular. Cümle meyvesi ve havâsı ve halkının reng-i rûyları ve kâr [u] kisbleri ve libâsları ve lisânları cümle Budinli gibidir, ammâ şehri koz içi gibi ma‘mûrdur ve sancağı dahi ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98a ·
metinde göster ·
Bu diyâr-ı Koca, Her İrşek Papa zamânında ol kadar ma‘mûr imiş kim bir
ucu
Zagor yaylasında bir ucu Çemerne yaylasından ve bir tarafı nehr-i Tihotine yalı …
Bu diyâr-ı Koca, Her İrşek Papa zamânında ol kadar ma‘mûr imiş kim bir ucu Zagor yaylasında bir ucu Çemerne yaylasından ve bir tarafı nehr-i Tihotine yalılarında imiş. Niçe mülûkdan mülûka intikâl ederek âhir-i kâr sene 859 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân feth edüp dağlar içinde kal‘aları harâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 146a ·
metinde göster ·
… Her İrşek Papa zamânında ol kadar ma‘mûr imiş kim bir ucu Zagor yaylasında bir
ucu
Çemerne yaylasından ve bir tarafı nehr-i Tihotine yalılarında imiş. Niçe mülûkd …
Bu diyâr-ı Koca, Her İrşek Papa zamânında ol kadar ma‘mûr imiş kim bir ucu Zagor yaylasında bir ucu Çemerne yaylasından ve bir tarafı nehr-i Tihotine yalılarında imiş. Niçe mülûkdan mülûka intikâl ederek âhir-i kâr sene 859 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân feth edüp dağlar içinde kal‘aları harâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 146a ·
metinde göster ·
Ve Dobra-Venedik kâfirinin bu mahalde hudûd-ı hâki tamâm olup bir ucu cânib-i garba tâ nehr-i Neretva kenârında kal‘a-i Gabele hâkiyle müşâ olup nehr-i Neretva deryâya karışdığı burunda nihâyet-i hudûdudur kim leb-i deryâda hudûdunun tûlu yedi konakdır ve her konağı yedişer sâ‘at yerdir ve arzı gâh bir sâ‘at ve gâh üç sâ‘at kadar ensiz hudûdu vardır. Cümle hudûdu ancak bizim bir nâhiyemiz kadar ancak vilâyeti var, ammâ gâyet ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153b ·
metinde göster ·
… ârsû içinde bir kalın zincîrli çarhlara ve dollâblara bağlayup bir zincîrin bir
ucu
tâ aşağı nehr-i Neretva içinde kayalara bağlanmış kalın zincîrlerdir. Kaçan bir …
Der-sıfat-i ibret-nümâ-yı âbâdân: Cümleden temâşâgâh cisr-i azîmidir, ammâ bu cisrin çârsû tarafında ve dahi şehir içinde ve şehirden taşra yalçın kayalar üzre ibret-nümâlardan birkaçı oldur kim nehr-i Neretva kayasının tâ çârsû içinde bir kalın zincîrli çarhlara ve dollâblara bağlayup bir zincîrin bir ucu tâ aşağı nehr-i Neretva içinde kayalara bağlanmış kalın zincîrlerdir. Kaçan bir kimesne Neretva'dan su çıkarmak murâd edinse hemân kovasın(a) zincîrin halka[sı]na geçirüp kovayı zincîrden koyverüp yıldırım gibi kova nehr-i Neretva'ya enüp kayaların başındaki su ile memlû olmuş kovasını çarhlar ile çekerken zincîrden yukaru kovalar gelüp bardaklara ve destîlere doldurup giderler. Üç yerde bu gûne zincîr çarhlar ile su çekilir bir san‘at etmişler kim bir diyârda böyle ibret-nümâ temâşâgâh yokdur. Ekseriyyâ bu şehrin sıbyânları su çekme bahânesiyle bu çarhlardan eğlenüp üstâdlarının çarh-ı sitemger çemberlerine girüp kötek yerler. Bu dahi garîb temâşâ-yı gırîv ü feryâddır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 166a ·
metinde göster ·
Bir mu‘azzam Macar köyüdür, ammâ Hatvan nevâhîleri köyüdür. Bu mahalde bir azîm handak vardır. Bir ucu cânib-i garbda Tuna kenârında Vaç kal‘asındadır. Bir ucu Egre altından dolaşup nehr-i azîm Tise'ye varır dayanır. Meğer bir kral-ı dâl Egre sahrâlarına Tuna'yı akıdup âbâdân etmek içün yedi yıl kazmış, ammâ garîb ü acîb temâşâgâhdır kim bu hafr-i azîmi gören âdemün aklı gider, zîrâ makdûr-ı beşer değildir. Ba‘dehu bir re‘âyâ yedi yıl bu handakı kazmadan cânına geçüp elindeki kazma ile kralın ser-i bî-devletin kazup uran kâfirin de vücûdı defterin sahîfe-i rûzgârdan kazup hâlâ handak mu‘attal olup hâli üzre durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 35a ·
metinde göster ·
… zîm handak vardır. Bir ucu cânib-i garbda Tuna kenârında Vaç kal‘asındadır. Bir
ucu
Egre altından dolaşup nehr-i azîm Tise'ye varır dayanır. Meğer bir kral-ı dâl E …
Bir mu‘azzam Macar köyüdür, ammâ Hatvan nevâhîleri köyüdür. Bu mahalde bir azîm handak vardır. Bir ucu cânib-i garbda Tuna kenârında Vaç kal‘asındadır. Bir ucu Egre altından dolaşup nehr-i azîm Tise'ye varır dayanır. Meğer bir kral-ı dâl Egre sahrâlarına Tuna'yı akıdup âbâdân etmek içün yedi yıl kazmış, ammâ garîb ü acîb temâşâgâhdır kim bu hafr-i azîmi gören âdemün aklı gider, zîrâ makdûr-ı beşer değildir. Ba‘dehu bir re‘âyâ yedi yıl bu handakı kazmadan cânına geçüp elindeki kazma ile kralın ser-i bî-devletin kazup uran kâfirin de vücûdı defterin sahîfe-i rûzgârdan kazup hâlâ handak mu‘attal olup hâli üzre durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 35a ·
metinde göster ·
… e hemân garîb aşçı ve sâyis ve at oğlanları odun baltaları ve odun yarmaları ve
ucu
yanmış matbahdan çıkmış köseği odunlar ile ve herkes ne silâha kâdir ise küffâr …
"Bire gâzîler şu kâfiri urun" deyince hemân garîb aşçı ve sâyis ve at oğlanları odun baltaları ve odun yarmaları ve ucu yanmış matbahdan çıkmış köseği odunlar ile ve herkes ne silâha kâdir ise küffâra bir kılıç ve bir odun yarması urmağa başlayınca şikâra mâlik olup çadırları zabt eden küffâr bu hâl-i pür-melâli görüp çadırları ve mâl-ı ganâ’imleri bırağup firâr ederken hemân bi-avn-i Kirdigâr asâkir-i İslâm içinden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 39b ·
metinde göster ·
… 8a⟧ toplar komak âsândır. Ammâ bu kal‘anın Tuna aşırısı bir azîm adadır kim bir
ucu
tâ Komaran kal‘asında nihâyet bulur. Bu ada tâ burnuna varınca iki konak yerdir …
Bu alçak toprak tabyaların gerçi havâleleri yokdur, ammâ beş cânibine 48a toplar komak âsândır. Ammâ bu kal‘anın Tuna aşırısı bir azîm adadır kim bir ucu tâ Komaran kal‘asında nihâyet bulur. Bu ada tâ burnuna varınca iki konak yerdir. Ol adaya Uyvar tarafından geçüp bu kal‘ayı adadan döğmek âsândır, zîrâ ol tarafdan havf u haşyeti olmamak ile hıyel ü şeytanatları yokdur. Ve bu mahalde nehr-i Tuna azdır ve sığdır, cisirler yapmak dahi mümkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b–48a ·
metinde göster ·
… hemân tel dişin iliği içinden cız cız deyerek dişin çürüğü içinden kızmış telin
ucu
çıkup bir karaca başlı nahîf ü rakîk kurdcığaz taşra çıkup bir tel dahi kızmış …
"İşte ağrıyan dişim odur" dedikde üstâd cerrâh meydâna bir mankal ile âteş getirüp içine sarı pirinçden tanbûra telleri koyup iki şîşe suyu meydâna koyup biri mâvî ve biri kırmızı sular idi. Ve bir ağaçdan küçücük maşa gibi bir cımbıstıra şekilli bisâtı eline alup keferenin ağzın açup ağrıyan dişin etlerine şîşedeki mâvî sudan sürüp hemân elindeki ağaç maşa ile dişe yapışup bilâ usret zor etmeden ve kanı aslâ akmadan bir dâne beyâz üç çatal köklü şâhâne dişi çıkarup hemân mezkûr âteş kenârına gelüp mezkûr tanbûra tellerinin birin âteşden çıkarup dişin köküne kızmış teli sokunca hemân tel dişin iliği içinden cız cız deyerek dişin çürüğü içinden kızmış telin ucu çıkup bir karaca başlı nahîf ü rakîk kurdcığaz taşra çıkup bir tel dahi kızmış {iken} yine bir köke dahi sokup yine dişin çürüğünden bir kurdcığaz eyle çıkup hemân ol ân dişe el yapışmadan yine dişi çıkardığı gibice sünbüle deliğine koyup bu kerre şîşedeki kırmızı sudan su ve tuz sürüp keferenin çıkan dişi üzre bir küçücük tahta pâreciğini dişin üstüne koyup "Isır şu tahtayı" deyüp kefere tahtayı ısırup çıkan diş sünbülesine yerleşüp kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·