… gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu
ucundan ve
sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının b …
Âhir-i kâr, fakîr gulâmın beden-i batlimusu günden güne tulum gibi olmadan sönüp tulum cildi buruşup vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm bu derd-i serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki küreği arasından ve enseden yine depesine gelince cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gulâmın vücûd-ı nâzenîni kıp kırmızı akîk-i yemenî-vâr çıkup eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri
ucundan ve
hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki k …
Âhir-i kâr, fakîr gulâmın beden-i batlimusu günden güne tulum gibi olmadan sönüp tulum cildi buruşup vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm bu derd-i serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki küreği arasından ve enseden yine depesine gelince cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gulâmın vücûd-ı nâzenîni kıp kırmızı akîk-i yemenî-vâr çıkup eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… . Kazbikî mangıra derler. Cümle râyic olan bu sikkelerdir. Ve cemî‘î endâzeleri
ucunda ve
cemî‘î kilelerinde ve sâ’ir duhte olunan akmişe-i fâhirelerinde "Lâ ilâhe illal …
Hüsniyyât-ı sevüm oldur kim Kânûn-ı Şeyh Safî oldur kim cümle çârsû-yı şâhîlerinde bey‘ [u] şirâları bisitî ve Abbâsî ve altun ile bâzâr olunur. Sâ’ir pâdişâh-ı ekâlîmin sikkeleri geçmeyüp kendi sikkeleri râyicîdir. Yedi yerde sikkeleri kesilir. Evvelâ taht-ı kadîmleri "Duribe Erdebîl" ve "Duribe Hemedân" 302b ve "Duribe Bağdâd" ve "Duribe Isfahân" ve "Duribe Tiflis" ve "Duribe Nihâvend" ve "Duribe Tebrîz" deyü sikkelerinde "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah, Aliyyün veliyyullah" yazılır. Bir tarafında her şâhın ismi yazılır kim "Fe ağlân-ı Kelb Alî Şâh Abbas" deyü tahrîr olunur. Ammâ kazbîkîlerinde "Duribe Tiflis" ve "Duribe Tebrîz" yazup bir tarafı münakkaş senesi meskûkdur. Kazbikî mangıra derler. Cümle râyic olan bu sikkelerdir. Ve cemî‘î endâzeleri ucunda ve cemî‘î kilelerinde ve sâ’ir duhte olunan akmişe-i fâhirelerinde "Lâ ilâhe illallah" tahrîr olunmuşdur. Kezâlik derâhimleri terâzülerinde böyle ism-i Celâl terkîm olunmuşdur. Vay ol kesin hâline kim "Lâ ilâhe illallah" üzre bey‘ [u] şirâsında hilâf ide. Gözüne mil ve başına kızmış taş koyup ol âdemi alîl ederler. Ve cemî‘î esvâk-ı şâhîlerinin cümle dükkânçelerinde ve meydân-ı bâzârlarında sarı pirinçden sarı zencirli ve demir zencirli terâzüler maslûbdur. Aslâ âdem eli yapışmaz, dâ’imâ maslûb durur. Kaçan bir kimesne me’kûlât [ü] meşrûbât, nebâtât [ü] giyâhât makûlesinden bir şey murâd edince âlü'l-âl güzîde metâ‘ı keff-i mîzâna koyup mevzûn-ı kâmil oldukda metâ‘ sâhibine hakkın verir. Zîrâ akçesi pâkdir, metâ‘ın güzîdesin alır. Ve cümle güşt ü nân ve sebzevât ve cevv ve gendüm ve dakîk ve tavuk ve güvercin [ve] cevzî ve fındık ve bâzârda suhte olan cümle aşbâz ta‘âmları (---)(---)(---) ve'l-hâsıl cümle me’kûlât [ü] meşrûbât cümle narhı Şeyh Safî üzre terâzü ile bey‘ olunur. Buğday [ve] pirince ve sâ’ir hubûbâta aslâ kile yokdur. Cümle vezne ile bey‘ [u] şirâ olunur. Vây ol merdin hâline kim dirhemlerinde yazılan "Lâ ilâhe" üzre hılâf ide. Ödünü koltuğu altından çıkarırlar, kânûn-ı İrânî budur. Ammâ sâ’ir akmişe metâ‘ları zirâ‘-ı melikî ile füruht olunur. Sâ’ir devâbât ve üsârâ-yı zî-rûh kısmına dahi kânûn-ı Safî üzre bir bahâ takdîr etmişlerdir. Ana göre amel edüp ehl-i Kıble ve muhemmenleri vardır. Her bâr kânûn-ı şâhîleri budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a–302b ·
metinde göster ·
… ‘şa‘asından benî Âdem'in gözleri hırelenüp her kantar mızrak ve cıda ve sinânın
ucunda ve
yalmân-ı nîzede olan nakş-ı bukelamun bayrak ve filandıra ve sancaklar rûy-ı ze …
Andan otuz oda dergâh-ı âlî cebeciyânı toplar hizmetine ve guzât-ı müslimîne cebe vü cevşen ve gayri mühimmât verme hizmetine üç bin cebeci hâzır-bâş oldular. Bu cümle asâkir-i nusret-me’serin ensesinde sadrıa‘zam hazretleri on bin güzîde pür-silâh kapusu kuluyla yeniçeriler ve topçular ve cebecilere kafadâr olup yemîn ü yesârında zü'l-cenâheyn-vâr altı bölük sipâh-ı kerrâr asker cebe ve cevşene ve tuğulka ve gayri âlât-ı silâha müstağrak olup kat-ender-kat rikâb rikâba, tîrkeş tîrkeşe at başı beraber tîrkeşüp ellerinde on yedişer boğum Bağdâd ve Basra'nın kargı sırıkları ve bellerinde şemşîr-i Ma‘arravîleri ve zebânlarında "Yâ Gâliben gayrı mağlûb!" zikrin ederek düşman üzre giderek meydân-ı ma‘rekeye varup hayme ü hargâhları önünde cünd-i müslimînin sırıkları yamanlarının şa‘şa‘asından benî Âdem'in gözleri hırelenüp her kantar mızrak ve cıda ve sinânın ucunda ve yalmân-ı nîzede olan nakş-ı bukelamun bayrak ve filandıra ve sancaklar rûy-ı zemîn bezeyüp sahrâ-yı Üsküdar bir fezâ-yı lâlezâr olup yüz elli yerde ceng tablına tarralar urulup zemîn u âsumân gür gür gürleyüp azamet-i Hüdâ haşr [u] neşr gününden bir nişân oldu. Ol gün yine yetmiş aded tuğ ve tabl [u] alem sâhibi ve sâir yedi kubbe vezîrleri cümle kapu kullarıyla alayların gösterüp sâ’ir ma‘zûl mîr-i mîrân ve gayri ümerâ-yı Arabistân irtifâ‘-ı kadr bulmalariyçün var kuvveti bâzûya getirüp livâları altında cümle müretteb ve mükemmel ve müselleh ve müzeyyen askeriyle kânûn-ı kadîmîye ri‘âyet edüp tarz [u] tavr-ı Âl-i Osmâniyân üzre olup âheste âheste alayları ile güzer edüp ta‘yîn olundukları yerde meks edüp bâğî vü dâğı ve dağî vü zâğî olan Celâlî askerine mukâvemete âmâde olunup her bir vüzerâ ve mîr-i mîrânlara kol kol karavullar fermân olunup sahrâ-yı Üsküdar'da cümle yeniçeriyân-ı dergâh-ı âlî yetmiş yerden meterîse girüp kûşe kûşe şâhî ve kolomborone toplar ve darbzen ve balyemez topları kirpi gibi kol kol yerleşdirüp cümle topları zencîr ve saçma ile saklayup âmâde edüp Çamlıca ve Bulgurlu ve Kayışpınarı ve Âl-i Bahâdır ve Sücâh bâğları ve Kadıköğü dağları tarafına cümle sipâh askeri karavul ta‘yîn olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30b ·
metinde göster ·
gayrı yerlerde cümle yigirmi yedi aded teferrücgâh [u] mesîregâhlar vardır, amm …
Bu şehr-i Manastır'ın cânib-i garbında şehir ucunda ve gayrı yerlerde cümle yigirmi yedi aded teferrücgâh [u] mesîregâhlar vardır, ammâ cümleden şehrin semt-i garbîsi tarafında Ohri yolu üzre merâmgâh-ı (---) cümleden havâdâr ve koyah hıyâbân-ı Acem'dir. Malatıyye'nin Aspuzu'su ve Konya'nın Merâm'ı ve Darende'nin bâğı, Kefe şehrinin Sudak bâğı ve bu şehr-i Manastır'ın (---) Rûm ve Arab u Acem seyyâhânları içre meşhûr teferrücgâh-ı ferah-fezâ hakkında Sultân-ı şu‘arâ Leâlî Manastır'ı şehrengîz etmişdir. Hakîkatü'l-hâl görmeğe muhtâc bir mesîregâhdır kim her köşesinde gûnâ-gûn maksûreler ve müte‘addid sâyedâr ve çemenzâr nişîmenler ve müte‘addid kâh-ı vâlâ-yı nüzhet-eserler ve yetmiş seksen aded hücre-i musanna‘lar ve gûnâ-gûn külbe-i müfîd [u] muhtasarlar ile ârâste ve niçe yerde aşren-fe-aşren havz-ı latîfler ile pîrâste olmuş dil-küşâ vâdîdir ve evc-i âsumâna ser çekmiş dıraht-ı gûnâ-gûnden çınar ve şimşâd ve ar‘ar ve sanavber ve bîd-i ser-nigûn eşcârâtların zıll-ı himâyelerinde ark ark cereyân eden uyûn-ı nâbların kenârelerinde gûnâ-gûn kebâb çevirecek su dollâblarına kebâb şişlerin koyup dollâblar âheste âheste deverân ederek kebâblar mevlevî-vâr semâ‘ ederek hakkâ ki puhte olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 177a ·
metinde göster ·
… gün oturmamış bir metâ‘ı şehre getürmeli olsalar elbette ol metâ‘ın 151a bir
ucuna ve
yâhûd bir bir kenârına sirke sürüp nevbet bekleyen kefereler mezkûr metâ‘ları ş …
Ve bu Nazarete'de sâkin olan müsâfirîn üzre bir soltat ağası elli nefer kâfirleri ile dîdebân durur. Hattâ bu Nazarete'de kırk gün oturmamış bir metâ‘ı şehre getürmeli olsalar elbette ol metâ‘ın 151a bir ucuna ve yâhûd bir bir kenârına sirke sürüp nevbet bekleyen kefereler mezkûr metâ‘ları şehre götürüp bey‘ ederler, ya‘nî zu‘m-ı bâtıllarınca ol metâ‘a sirke sürülmek ile tâ‘ûn şehre ol metâ‘ ile bile girmeye derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150b–151a ·
metinde göster ·
silâhları cümle yanlarında durup yatırlar. Kış günleri büyük mişe dırahtların e …
Atları başları ucunda ve silâhları cümle yanlarında durup yatırlar. Kış günleri büyük mişe dırahtların evlerinin orta yerinde yakup cümle ehl [ü] ıyâlleriyle âteş başında (...) otururlar. Hammâm gibi ıssı evleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 150b ·
metinde göster ·
… şra kal‘anın ana dîvârına muttasıl değildir. Y 117b Ortahisârın yıldız tarafı
ucundadır ve
dâ’iren-mâdâr cirmi seksen yüz adım ihâta eder kal‘a-i şîrînkârdır. Ammâ bâlâda …
Ve bu limanlara havâle Freng hisârıdır. Cümle topları ve burc u bârûları bu limanlara nâzır çâr-kûşe Freng hisârıdır, gâyet sarpdır. Ammâ taşra kal‘anın ana dîvârına muttasıl değildir. Y 117b Ortahisârın yıldız tarafı ucundadır ve dâ’iren-mâdâr cirmi seksen yüz adım ihâta eder kal‘a-i şîrînkârdır. Ammâ bâlâda tahrîr olunan adım hisâbına dâhildir. Ve ancak cenûb cânibine nâzır bir kapusu var. Ve içinde cânib-i erba‘ası kâr-ı küffâr sarây-ı âlîlerdir, cümle revzenleri aşağı şehre ve limanlara nâzır cihân-nümâ sarâylardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y117a–Y117b ·
metinde göster ·
Andan yine câmi‘ içinden adımlayup Hazret-i Risâlet'in pây-i şerîfleri
ucundan ve
Bâb-ı Cibrîl'den ve şeyhü'l-haremler soffasından ve Bâb-ı şifâ'yı ubûr edüp yin …
Andan yine câmi‘ içinden adımlayup Hazret-i Risâlet'in pây-i şerîfleri ucundan ve Bâb-ı Cibrîl'den ve şeyhü'l-haremler soffasından ve Bâb-ı şifâ'yı ubûr edüp yine haremin iç yüzünden tâ yağ mahzenleri önüne varınca yüz yetmiş adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y281b ·
metinde göster ·