… yüzünde bir kubbe-i serâmed içinde medfûndur ve gazâ etdüği tîr [u] kemânı başı
ucunda
maslûbdur.
Merkad-i Kara Mustafâ Paşa: Fâtih-i cezîre-i Kıbrıs Selîm-i Sânî vezîridir. Eyyûb hareminin sol kapusunun iç yüzünde bir kubbe-i serâmed içinde medfûndur ve gazâ etdüği tîr [u] kemânı başı ucunda maslûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 121b ·
metinde göster ·
… aftanlar ile ve başlarında Teke ve Hamîd külâhları ve omuzlarında uzun sırıklar
ucunda
çapa demir kazmalar ve arkalarında müdevver ağaç tekneler ve ellerinde kazmalar …
Ammâ bu arayıcı esnâfı cümle nefer 500, ayaklarına ve kasıklarına varınca battâl siyâh çizmeler geyüp üzerlerinde kırmızı ve siyâh meşin kaftanlar ile ve başlarında Teke ve Hamîd külâhları ve omuzlarında uzun sırıklar ucunda çapa demir kazmalar ve arkalarında müdevver ağaç tekneler ve ellerinde kazmalar ve ba‘zılarının ellerinde süpürge ve kürekler ve omuzlarında zenbîl ü garârlar ve hâr [ü] hâşâk sepetleri ile bir hây-hû ederek alay ile ubûr ederler. Anların ardı sıra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 154a ·
metinde göster ·
Bunlar dahi pür-silâh olup kızaklar üzre ba‘zı gemileri "Tırtaka tırtak tır tır tak" diyerek kalafat ederek ellerinde tokmakları ve eceneleri ve malaları ve malahtarları ve zift ü katrân ile müllemma‘ olmuş esbâbları ve başlarında kenevirden destârlar ve demir çengâl harbeler ucunda Kâğızhâne dağlarının süpürge fundasıyla ba‘zı gemileri kalafat karinası edüp funda ile yakarak ve gemileri yağlayarak ve câ-be-câ malalar ile seyrâncıları,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 162a ·
metinde göster ·
Karitya oldur kim bir gemi sereni yalı hânesinden taşra uzayup
ucunda
çâr-kûşe sırıklarda ağlar gerilüp deryâdan bu fünûn ile balık sayd ederler, hay …
Karitya oldur kim bir gemi sereni yalı hânesinden taşra uzayup ucunda çâr-kûşe sırıklarda ağlar gerilüp deryâdan bu fünûn ile balık sayd ederler, hayli ma‘rifetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… skât(?) içün yeşil balmûmundan tûtîler ve beyâz mûmdan kumrular edüp çubucuklar
ucunda
"Alıcığım balıcığım" diyerek güzer ederler}.
{Esnâf-ı alıcı ve balıcı: Neferât 100, bunlar ancak yevm-i Ramazân'da ıydeynlerde ma‘sûmlara iskât(?) içün yeşil balmûmundan tûtîler ve beyâz mûmdan kumrular edüp çubucuklar ucunda "Alıcığım balıcığım" diyerek güzer ederler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
… âtiha tilâvet edüp piyâdece adımlayup kaddi kâmil seksen adım geldi. Başı ayağı
ucunda
birer serâmed amûd-ı zenbûrîler dikilmiş, ammâ bunun ziyâret [u] temâşâsına meş …
Menâkıb-ı Bel‘am ibn Bâ‘ûr: Hikmet-i Hudâ bir gün bir cebelin dâmeninde cirid oynarken hakîr atdan tekerlenüp at başın alup "Kandesin Eğerlidağ?" deyüp urûc etdi. Hemân hakîrin cân başına gelüp bir gayrı ata süvâr olup esb-i firârîyi birkaç gulâmımızla kovarak tâ Eğerlidağ'ın zirve-i a‘lâsına çıkup atı anda dutup süvâr oldum. Ol mahâlde bir kabr-i tavîl görüp "Allahu a‘lem bir ulu ziyâretdir" deyü rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edüp piyâdece adımlayup kaddi kâmil seksen adım geldi. Başı ayağı ucunda birer serâmed amûd-ı zenbûrîler dikilmiş, ammâ bunun ziyâret [u] temâşâsına meşgûl iken bir bed râyiha hakîri ve gulâmlarımı sermest edüp çâkerlerim burunlarını dutdular. Kabri üzre nazar etdim, ancak kabri üzre olan türâb tencerede bulkur gibi kaynar ve siyâh zift ve katran gibi yağlı toprakdır. Âhir bed râyihasından tahammül edemeyüp bu türâbın yağıyla kaynaduğuna ta‘accüb ederek yine atlarımıza süvâr olup vakt-i gurûbda Tebrîz kapusundan içeri dâhil olup ba‘de'l-mağrib Paşa huzûruna vardığımızda "Şükür sağlığa, hele atını cümle bisâtıyla buldun mu", dediler. "Belî buldum ve Eğerlidağ'da bir kabr-i tavîl-i evliyâullahı ziyâret etdim" deyü kabri gördüğüm üzre paşaya hikâyet edince hemân Erzurûmlu Ca‘fer Efendi, musannif ve mü’ellif ve sulehâ-yı ümmetden azîz kimesne idi, ol eyitdi: "Sakın Evliyâ Çelebi! Ol maşadı bir dahi ziyâret etme. Ol Hazret-i Mûsâ bed-du‘âsıyla imânsız gitmişdir, anâ Bel‘am ibn Bâ‘ûr derler. Niçe yüz yıl mu‘ammer olup âhir Hazret-i Mûsâ'dan sonra dâğ-ı derûnundan diyâr-ı Mısr'ı terk edüp bu dağda olup hâlâ kabri sayf u şitâda leş gibi kokup türâbı yağıyla cehennem azâbı çeküp kaynar" dedikde bu hakîr-i pür-taksîr âlem-i hayretde kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a ·
metinde göster ·
… . Kazbikî mangıra derler. Cümle râyic olan bu sikkelerdir. Ve cemî‘î endâzeleri
ucunda
ve cemî‘î kilelerinde ve sâ’ir duhte olunan akmişe-i fâhirelerinde "Lâ ilâhe il …
Hüsniyyât-ı sevüm oldur kim Kânûn-ı Şeyh Safî oldur kim cümle çârsû-yı şâhîlerinde bey‘ [u] şirâları bisitî ve Abbâsî ve altun ile bâzâr olunur. Sâ’ir pâdişâh-ı ekâlîmin sikkeleri geçmeyüp kendi sikkeleri râyicîdir. Yedi yerde sikkeleri kesilir. Evvelâ taht-ı kadîmleri "Duribe Erdebîl" ve "Duribe Hemedân" 302b ve "Duribe Bağdâd" ve "Duribe Isfahân" ve "Duribe Tiflis" ve "Duribe Nihâvend" ve "Duribe Tebrîz" deyü sikkelerinde "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah, Aliyyün veliyyullah" yazılır. Bir tarafında her şâhın ismi yazılır kim "Fe ağlân-ı Kelb Alî Şâh Abbas" deyü tahrîr olunur. Ammâ kazbîkîlerinde "Duribe Tiflis" ve "Duribe Tebrîz" yazup bir tarafı münakkaş senesi meskûkdur. Kazbikî mangıra derler. Cümle râyic olan bu sikkelerdir. Ve cemî‘î endâzeleri ucunda ve cemî‘î kilelerinde ve sâ’ir duhte olunan akmişe-i fâhirelerinde "Lâ ilâhe illallah" tahrîr olunmuşdur. Kezâlik derâhimleri terâzülerinde böyle ism-i Celâl terkîm olunmuşdur. Vay ol kesin hâline kim "Lâ ilâhe illallah" üzre bey‘ [u] şirâsında hilâf ide. Gözüne mil ve başına kızmış taş koyup ol âdemi alîl ederler. Ve cemî‘î esvâk-ı şâhîlerinin cümle dükkânçelerinde ve meydân-ı bâzârlarında sarı pirinçden sarı zencirli ve demir zencirli terâzüler maslûbdur. Aslâ âdem eli yapışmaz, dâ’imâ maslûb durur. Kaçan bir kimesne me’kûlât [ü] meşrûbât, nebâtât [ü] giyâhât makûlesinden bir şey murâd edince âlü'l-âl güzîde metâ‘ı keff-i mîzâna koyup mevzûn-ı kâmil oldukda metâ‘ sâhibine hakkın verir. Zîrâ akçesi pâkdir, metâ‘ın güzîdesin alır. Ve cümle güşt ü nân ve sebzevât ve cevv ve gendüm ve dakîk ve tavuk ve güvercin [ve] cevzî ve fındık ve bâzârda suhte olan cümle aşbâz ta‘âmları (---)(---)(---) ve'l-hâsıl cümle me’kûlât [ü] meşrûbât cümle narhı Şeyh Safî üzre terâzü ile bey‘ olunur. Buğday [ve] pirince ve sâ’ir hubûbâta aslâ kile yokdur. Cümle vezne ile bey‘ [u] şirâ olunur. Vây ol merdin hâline kim dirhemlerinde yazılan "Lâ ilâhe" üzre hılâf ide. Ödünü koltuğu altından çıkarırlar, kânûn-ı İrânî budur. Ammâ sâ’ir akmişe metâ‘ları zirâ‘-ı melikî ile füruht olunur. Sâ’ir devâbât ve üsârâ-yı zî-rûh kısmına dahi kânûn-ı Safî üzre bir bahâ takdîr etmişlerdir. Ana göre amel edüp ehl-i Kıble ve muhemmenleri vardır. Her bâr kânûn-ı şâhîleri budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a–302b ·
metinde göster ·
… hatinde tahrîr olunmuşdur. Ve bir sedd-i metîn dahi mezkûr rasîfin Bahr-i Haraz
ucunda
bu Demirkapu'yu binâ etmişdir kim hâlâ Demirkapu dağının dâmeninde deryâ içine …
demişler. Ammâ İskender-i Zülkarneyn bu Dağıstân seddinin Karadeniz kenarında Faşa nehri üzre bir sedd-i metîn kal‘a binâ etdüğü Tarabefzûn seyâhatinde tahrîr olunmuşdur. Ve bir sedd-i metîn dahi mezkûr rasîfin Bahr-i Haraz ucunda bu Demirkapu'yu binâ etmişdir kim hâlâ Demirkapu dağının dâmeninde deryâ içine girmiş bir sedd-i kal‘a-i bâbü'l-ebvâb-ı kavîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316a ·
metinde göster ·
… akânî derler, benim makâmım bu mahaldedir ve alâmet [ü] nişânım istersen ayağım
ucunda
bir çâh-ı amîk vardır, anı kazup tâ ki acâ’ib göresin" deyü haber verdiği vâkı‘ …
Bir pîr-i nâtüvân zâhir olup "Bana Ebü'l-Hasan-ı Harakânî derler, benim makâmım bu mahaldedir ve alâmet [ü] nişânım istersen ayağım ucunda bir çâh-ı amîk vardır, anı kazup tâ ki acâ’ib göresin" deyü haber verdiği vâkı‘ayı ol sulehâ serdâra bildirince derhâl niçe yüz ummâller ol ta‘yîn olunan çâhı hafr edüp ol çâh içre bir çâr-kûşe sommâkî çıkup ol seng-i ahmeri tevhîd [u] tezkîr ile küşâde kılup "Menem şehîd-i sa‘îd Harekânî" deyü ser-i sa‘âdeti üzre bir hüsn-i hatlı mermer bulurlar. Vücûd-ı şerîfi henüz ter ü tâze olduğundan mâ‘ada bâzûsunda, zahm-âlûd olan yerinde sarılmış makrame ve cümle hırka-i peşmînesi çürümeyüp sağ tarafındaki zahmından hûn-ı ahmer-gûnu dahi cereyân etmede. Cümle guzât-ı müslimîn bu hâli görüp tevhîd u tezkîr ile kabr-i şerîfin ke'l-evvel setr edüp derûn-ı kal‘ada ibtidâ âsâr-ı binâdan Lala Mustafâ Paşa'nın hayrâtı bu tekye-i Hazret-i Hasan Harakânî'dir ve câmi‘-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323b ·
metinde göster ·
… ‘şa‘asından benî Âdem'in gözleri hırelenüp her kantar mızrak ve cıda ve sinânın
ucunda
ve yalmân-ı nîzede olan nakş-ı bukelamun bayrak ve filandıra ve sancaklar rûy-ı …
Andan otuz oda dergâh-ı âlî cebeciyânı toplar hizmetine ve guzât-ı müslimîne cebe vü cevşen ve gayri mühimmât verme hizmetine üç bin cebeci hâzır-bâş oldular. Bu cümle asâkir-i nusret-me’serin ensesinde sadrıa‘zam hazretleri on bin güzîde pür-silâh kapusu kuluyla yeniçeriler ve topçular ve cebecilere kafadâr olup yemîn ü yesârında zü'l-cenâheyn-vâr altı bölük sipâh-ı kerrâr asker cebe ve cevşene ve tuğulka ve gayri âlât-ı silâha müstağrak olup kat-ender-kat rikâb rikâba, tîrkeş tîrkeşe at başı beraber tîrkeşüp ellerinde on yedişer boğum Bağdâd ve Basra'nın kargı sırıkları ve bellerinde şemşîr-i Ma‘arravîleri ve zebânlarında "Yâ Gâliben gayrı mağlûb!" zikrin ederek düşman üzre giderek meydân-ı ma‘rekeye varup hayme ü hargâhları önünde cünd-i müslimînin sırıkları yamanlarının şa‘şa‘asından benî Âdem'in gözleri hırelenüp her kantar mızrak ve cıda ve sinânın ucunda ve yalmân-ı nîzede olan nakş-ı bukelamun bayrak ve filandıra ve sancaklar rûy-ı zemîn bezeyüp sahrâ-yı Üsküdar bir fezâ-yı lâlezâr olup yüz elli yerde ceng tablına tarralar urulup zemîn u âsumân gür gür gürleyüp azamet-i Hüdâ haşr [u] neşr gününden bir nişân oldu. Ol gün yine yetmiş aded tuğ ve tabl [u] alem sâhibi ve sâir yedi kubbe vezîrleri cümle kapu kullarıyla alayların gösterüp sâ’ir ma‘zûl mîr-i mîrân ve gayri ümerâ-yı Arabistân irtifâ‘-ı kadr bulmalariyçün var kuvveti bâzûya getirüp livâları altında cümle müretteb ve mükemmel ve müselleh ve müzeyyen askeriyle kânûn-ı kadîmîye ri‘âyet edüp tarz [u] tavr-ı Âl-i Osmâniyân üzre olup âheste âheste alayları ile güzer edüp ta‘yîn olundukları yerde meks edüp bâğî vü dâğı ve dağî vü zâğî olan Celâlî askerine mukâvemete âmâde olunup her bir vüzerâ ve mîr-i mîrânlara kol kol karavullar fermân olunup sahrâ-yı Üsküdar'da cümle yeniçeriyân-ı dergâh-ı âlî yetmiş yerden meterîse girüp kûşe kûşe şâhî ve kolomborone toplar ve darbzen ve balyemez topları kirpi gibi kol kol yerleşdirüp cümle topları zencîr ve saçma ile saklayup âmâde edüp Çamlıca ve Bulgurlu ve Kayışpınarı ve Âl-i Bahâdır ve Sücâh bâğları ve Kadıköğü dağları tarafına cümle sipâh askeri karavul ta‘yîn olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30b ·
metinde göster ·
… end-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup
ucunda
bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… r. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın
ucunda
bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânl …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
… altun-misâl Horâsân diyârının kârı çerâğdânlar ile ârâste ve ser-i sa‘âdetleri
ucunda
tuğ u alem ve direfş [ü] kalem ve nefîr ü tabl [u] kudûm u ziller ile pîrâste o …
{Menâkıb-ı Akyazılı Sultân}: Hattâ bu Akyazılı Sultân Pırevadi'de Müselmân olan Dobruca kralından izin alup bu Batova vâdîsinde mekân dutup bir gün kebâb pişirüp tenâvül etdikden sonra kebâb şişi olan ağacı 123a yere gömünce bi-emri Hudâ bir yeşil kestâne ağacı hâsıl olup ol ân meyve verir ve azîz hazretleri buyururlar kim "Bu ağaç meyvesi kendi makâmımız koruğudur. Bunun sâyesi mekânımızdır" deyü kırk sene kâmil ol şecer-i müntehânın zıll [u] himâyesinde tâ‘at [u] ibâdet eder. Hâlâ ol dıraht-ı bî-bedel bir şecere-i tayyibedir kim yumurta kadar at kestânesi hâsıl olur. Her kimin atına sancı yâhûd kızıl kurd hâsıl olsa ol at kestânesinden ata yedirseler bi-emr-i Hudâ şifâ bulur. Hâlâ Akyazılı Sultân hazretleri bu dıraht-ı tayyibenin sâyesinde bir müdevver kubbe-i âlî rasâs-ı hâs ile mestûr ma‘mûrdur. Anın derûnunda medfûndur. Sanduka-i münevveresinin cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn hüsn-i hat kelâm-ı izzetleriyle ve gülâbdân ve buhûrdân ve şem‘dân ve altun-misâl Horâsân diyârının kârı çerâğdânlar ile ârâste ve ser-i sa‘âdetleri ucunda tuğ u alem ve direfş [ü] kalem ve nefîr ü tabl [u] kudûm u ziller ile pîrâste olmuş bir kabr-i pür-nûrdur. Âdem duhûl etdikde vücûduna bir lerze hâsıl olur. Ve müşk-i amber-i hâm râyihasından cemî‘i ehl-i züvvârın demağları mu‘attar olur. Ve türbedâr dedeler cümle âyende vü revende züvvâra gülâb nisâr edüp buhur yakarlar. Cânib-i erba‘asında olan revzenlerin etrâfı hadîka-i İremezâtü'l-imâd misilli gül ü nesterin ve sünbül ü yâsemin bağlarıdır kim gül-i gülistânı içre tavattun eden murg-ı andelîbin hezâr-ı hezârân nagamât-ı hoş-elhânı müstemi‘ olan züvvâra hayât-ı rûh olur. El-hâsıl bu gûne âsitâneleri hasbîce hıfz [u] hırâset etmek fukarâ-yı Bektâşiyân-ı zî-şâna mahsûsdur. Hattâ bu hakîr ol âsitâne-i ziyâ-bahşa vardıkda sehel ısıtma derdiyle şikeste-hâtır idim. Hemân kim bu âsitâneye girüp rûh-ı azîz içün bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edince hâtıra bu ebyât hutûr ide düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122b–123a ·
metinde göster ·
… ân Paşa "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp şehr-i Babadağı'nın cânib-i şarkîsinde bâğlar
ucunda
bir mürtefî‘ püşte-i âlî üzre bir kal‘a-i zîbâya esâs bırağup bu kulle-i azîm i …
Ammâ kal‘asın harâb etmişdir kim küffâr-ı dûzah-karâr Saltık Sultân'a kesret-i muhabbetleri olduğundan yine küffâr istîlâ etmesin içün sûrunu münhedim etmişdir. Ammâ niçe kerre yine Kazak, Yenisalâ nâm mahalden nehr-i Tuna kayıklarıyla gelüp bu Babadağı şehrin basup âsitâne-i Saltık Sultân'dan cümle sahûn u tancereleri ve haliçe ü kilimlerin alup giderken bir gün bir gice serserî gezüp şaykalarına vâsıl olamayup cümle bakır avânîleri yine tekyeye getirüp avdetde cümle küffâr il-vilâyet halkı destine girüp esîr-i bend-i hicrân olup bir cân-ı Kazak rehâ bulmayup deryâda gemileri dahi temevvüc-i yemmden kenar-ı deryâya düşüp pâre pâre olup ahâlî-i vilâyet mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim oldular. Ol zamândan berü küffar Babadağı'na çıkmak ihtimâli yokdur. Ba‘dehû bu ahvâl-i pür-melâl Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in mesmû‘-ı şerîfleri olup der-ân eyâlet-i Özi muhâfazasına me’mûr Sultân Ahmed Hân dâmâdı Âtike Sultân kocası Koca Ken‘ân Paşa'ya bir kıt‘a hatt-ı şerîf gidüp "Elbette başın sana gerek ise Babadağı şehri içinde cây-ı emân olmağiçün mahalle münâsib bir mürtefi‘ zemînde bir kal‘a-i metîn bünyâd edüp der-i devletime miftâhların îsâl edesin!" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî dergâh-ı âlî kapucubaşı yediyle vâsıl oldukda Ken‘ân Paşa "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp şehr-i Babadağı'nın cânib-i şarkîsinde bâğlar ucunda bir mürtefî‘ püşte-i âlî üzre bir kal‘a-i zîbâya esâs bırağup bu kulle-i azîm itmâm bulduğu mahalde Ken‘ân Paşa ma‘zûl olup hâlâ esâs-ı kal‘a ve kulle dizdâr ve neferâtsız hâlî ve mu‘attal kaldı. Ammâ kal‘a itmâm bulsa Babadağı şehri cây-ı emân olurdu. Ammâ efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘ayı itmâm etmeğe murâd edinüp rikâb-ı hümâyûna arz etdikde paşa dahi ma‘zûl olup eyâlet-i Özi'yi Vezîr Siyâvuş Paşa'ya ihsan edüp Melek Ahmed Paşa'ya Rûmeli eyâleti in‘âm olundu. Hâlâ Babadağı kal‘aya muhtâcdır. Zîrâ bender-i şehr-i mu‘ammerdir kim imâret kal‘a lâzımdır. Bu şehir Özi eyâletinde Paşa hâssı voyvodalığıdır. Yüz aded tevâbi‘iyle hükm-i hükûmât edüp paşaya beş kîse, hâkime dörd kîse ve zahîre bahâsı ağasına ve paşaya dörder kîse hâsıl olur, a‘lâ hükûmetdir. Ve hâkim-i şer‘-i Resûl-i mübîni üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ammâ niçe kerre beş yüz akçe mollalara sadaka olunmuşdur. Cümle yedi aded nevâhî nâ’ibleri vardır ve cümle yüz aded nâhiye kurâlardır kim zahîre-bahâ tahsîline gidüp geşt ü güzâr etdiğimiz kurâlardır kim tahrîr olunur. Evvelâ karye-i Hergeleci ve karye-i Sebil-i İlyâs ve karye-i Küçük Sarı ve Düğlek ve Sabança ve Acıgöl ve Sarı Nasûh ve Kara Hâbil ve Ahmed Fakı ve Tatar Çamurlusu ve Sarıgöl ve Konkaz ve Hacılar ve Teretsinlik ve Na‘lband ve Kızılhisâr ve Kamber ve Armudlu ve Karka ve Başköy ve Bahşâyiş ve Çineli ve Atmaca ve Çukurova ve Kayalıdere ve Eskibaba ve Çağatay-ı zîr ve Çağatay-ı bâlâ ve Kargalığ-ı zîr ve Kargalığ-ı bâlâ ve Demlik-i zîr ve Demlik-i bâlâ ve Deliâlî ve Seleli ve Lütfîbeğ ve Türk Çamurlusu ve Ayaklıbeğ ve Arnavudlu ve Hacı İvaz ve Sarıgöl ve Kızılca Velî ve Kâsımça ve Kaçamak ve Karye-i Eski ve Koçubeğ 127a ve Uzun İnehân ve Toksofu ve Kulalı ve Gevherli ve karye-i Yeni ve Kireçlik ve Çonkar ve Kavacıkköy ve kasaba-i Ester-i azîm ve Bâzârlı ve Gerencik ve Bilâl Kışlası ve Dânehacı ve kasaba-i Karamurâdlı ve Köstelli ve Karatay ve Durhanlar ve Mamay ve Hoca Alî ve Karakoyunlu ve Çıkrıkçı ve Şeyh Emân ve Taşağılı-i zîr ve Taşağılı-i bâlâ ve Arnavutlu ve Müstahfızân ve kal‘a-i Karaharman ve Sultânkara ve Pelidli ve Yuvacı ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Sarı ve Kara Nasûh ve Kasaplı ve Düğüncü ve Sofular ve Ganîbucak ve Karamân ve kal‘a-i Yenisala bir yalçın kaya üzre evc-i semâya ser çekmiş bir kal‘a-i serâmeddir. Ammâ içinde koyun çobanları sâkin olur. Bâyezîd Hân-ı Velî fethidir. Karaharman'a cereyân eden Tuna tur‘ası nümâyândır, ammâ etrâfında kurâları gâyet ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126b–127a ·
metinde göster ·
… yasofya ve Yenicâmi‘ ve Süleymâniyye'de eyle mushaflar yokdur. Ve başı ve ayağı
ucunda
âdem kaddi müzehheb ve mutallâ şem‘dânlar vardır. Dahi etrâfında kat-ender-kat …
Bu âsitâne-i pür-envâra dâhil olup bizzât sultân hazretlerinin harem-i muhteremine Bismillah ile kadem basup mü’eddebâne "Es-selâmü aleyke yâ ebü'l-fukarâ!" deyüp ber-zânû olup Yâsîn-i şerîfi hasbeten-lillah kırâ’at edüp sevâbın rûh-ı Muhammed-i Buhârî'ye hîbe edüp derûn-ı âsitâneyi seyr [u] temâşâ etmeğe şurû‘ etdik. Kabr-i münevveresinin sebz-gûn sûf kaplı sütri etrâfında niçe hüsn-i hat kelâm-ı şerîfler rahleler üzre durur. Her biri birer pâdişâh-ı Cem-cenâbların hedâyâlarıdır kim İslâmbol'da Ayasofya ve Yenicâmi‘ ve Süleymâniyye'de eyle mushaflar yokdur. Ve başı ve ayağı ucunda âdem kaddi müzehheb ve mutallâ şem‘dânlar vardır. Dahi etrâfında kat-ender-kat niçe yüz gûne şem‘dân ve çerâğdân ve buhûrdân ve gülâbdân ve mermerler vardır. Ve ol kıbâb-ı pür-envâr içre gûnâ-gûn zî-kıymet ibret-nümûn âvîze-i maslûbâtlar var kim bir âsitâne-i ma‘mûr [u] âbâdânda misilleri yokdur. Ve kabr-i münevverenin cânib-i erba‘asında niçe bin hüsn-i hat kıt‘alar ile ârâste ve dervîşân-ı zî-şân pâlhengleriyle ve zerdeste ve keşkülleriyle pîrâste olmuş âsitânedir. Ve azîzün ser-i sa‘âdeti tarafında zamân-ı sa‘âdetlerinde isti‘mâl etdikleri tuğ ve tabl [u] alem ve nefîr ü zil ü kudûmler hâlâ âmâdedir. El-hâsıl bu âsitânenin medhinde lisân kâsırdır. Ve türbedâr Süleymân Dede ile müşerref olup dest-i şerîfiyle hakîrin dostâne mâ-i gülâb nisâr edüp râyiha-i tayyibe-i sultâna nâ’il olup türbedâr pîrin du‘â-i hayriyle şerefyâb olup behremend olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b ·
metinde göster ·
durur, ulu sultândır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-aziz.
Ziyâret-i Hazreti-i Kademli Baba Sultân: Hacı Bektâş-ı Velî hizmetiyle tâ Horâsân'dan bile Rûm'a gelmiş Fağfûr diyârı hâkinde Kozak kavmi memlûklarından bir çâker-i hâkister-emkinde muhibb-i hânedân ârif-i billah-ı zî-şân kimesne imiş. Bektâş-ı Velî'nin cihâz-ı fakrı ve sılalarına vâsıl olup tuğ u alem ve def ü kudûm ü nefiriyle erre-i tevhîd-i sultânî ederek bu kûh-ı bülendi cây-ı me’men edinüp ber seccâde olup yedi sene niçe bin cânlar andan me’zûn olup âhir dâr-ı âhirete min muhabbetillah yönelüp bu mürtefi‘ cihânnümâ püşte üzre fukarâları cesed-i azîzi defn ederler. Sultân Çelebi Mehemmed Hân azîzin fevti haberin istimâ‘ edüp Edirne'den ılgar ile gelüp Kademli Baba hazretleri üzre bir kubbe-i pür-nûr binâ eder. Sâfî rasâs-ı hâs ile mestûr bir kubbe-i ma‘mûrdur. Ve bir âşiyân-ı Bektâşiyân ve bir imâret ü kilâr ü mescid ve meydân inşâ edüp yedi pâre kurâ vakf eder. Hâlâ ma‘mûr [u] âbâdân cihân-nümâ bir tekye-i Bektâşiyân'dır. Cümle a‘yân-ı vilâyet bu Kademli Baba'ya mu‘tekid olup nezerâtları gelüp âyende vü revende züvvâr-ı müsâfirîne ol nezerâtdan fukarâlar ni‘met çeküp hizmet ederler. Kubbe-i pür-nûru içre azîzin cânib-i erba‘asında çerâğlar ve şem‘dânlar ile müzeyyendir. Hattâ azîz-i merhûm çobanlık etmeğile kaval-ı Mûsâ çalarmış, başları ucunda durur, ulu sultândır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-aziz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 132a ·
metinde göster ·
… râbı önünde sâ’ir vüzerâ karındaşlarım cenbinde defn edüp kırk bin altuna başım
ucunda
bir çeşme-i cân-perver edin. Ve kırk bin altun ağalarıma ve kırk bin altun Mekk …
Tabi‘at-ı yübûset ise felç marazına gâyet muzırdır. Felcin dâ’-i devâsı dâ’imâ müshil ve tahtânî şâfler lâzımdır. Netîce-i merâm günden güne hâli gâyet müşted olup bizim paşayı ve sâ’ir vüzerâ ve ümerâ-yı vükelâları katına kığırup vasiyyet etdi. Evvelâ huddâmlarım beni susuz öldürüyorlar, beni Alî Paşa câmi‘i mihrâbı önünde sâ’ir vüzerâ karındaşlarım cenbinde defn edüp kırk bin altuna başım ucunda bir çeşme-i cân-perver edin. Ve kırk bin altun ağalarıma ve kırk bin altun Mekke ve Medîne'ye deyü cümle vüzerâya vasiyyet edüp üçüncü gün dâr-ı bâkîye intikâl edüp cemî‘i İslâmbol'a vâveylâya düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b ·
metinde göster ·
… aşa ahâlî-i Ahlad ile meşveret edüp şehr-i Ahlad'ın harâbîsi tarafının cenûbîsi
ucunda
leb-i deryâda bir düz zemînde bir kal‘aya mübâşeret ederler.
Beri tarafda Zâl Paşa ahâlî-i Ahlad ile meşveret edüp şehr-i Ahlad'ın harâbîsi tarafının cenûbîsi ucunda leb-i deryâda bir düz zemînde bir kal‘aya mübâşeret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 239b ·
metinde göster ·
… ir murg-ı zeyrekdir. Kanatları kırlangıç cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları
ucunda
birer karış kadar bükülmüş teller ucunda birer çengel-misâl tırnakları vardır v …
Ve kavm-i murg-ı hümâ hâlâ vilâyet-i Çîn ve vilâyet-i Semenkân üzre ve cebel-i Kâf verâsı üzre çokdur. Aslâ yere konmaz, ber-hevâ bulutlar içre âşiyânları vardır. Beyzasın hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan beyzası zemîne inince yavrusu zemîne inmedin âsumâna urûc eder. Aslâ vücûdu hayâtda iken kimse görmemişdir. Ammâ lâşesin bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr diyâr-ı Acem'de Gencikulu Hân hazînesinde görmişim. Gûyâ ebâbîl kıt‘asında münakkaş bir murg-ı zeyrekdir. Kanatları kırlangıç cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları ucunda birer karış kadar bükülmüş teller ucunda birer çengel-misâl tırnakları vardır ve ayaklarında dahi çengelli tırnakları var ve minkârı yırtıcı kuş burnu gibi değil bir küçük kuşdur. Evc-i âsumânda gıdâsı elma kabuğu duhânıdır ve suyu çiğ ve kırağıdır derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları ucunda birer karış kadar bükülmüş teller
ucunda
birer çengel-misâl tırnakları vardır ve ayaklarında dahi çengelli tırnakları va …
Ve kavm-i murg-ı hümâ hâlâ vilâyet-i Çîn ve vilâyet-i Semenkân üzre ve cebel-i Kâf verâsı üzre çokdur. Aslâ yere konmaz, ber-hevâ bulutlar içre âşiyânları vardır. Beyzasın hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan beyzası zemîne inince yavrusu zemîne inmedin âsumâna urûc eder. Aslâ vücûdu hayâtda iken kimse görmemişdir. Ammâ lâşesin bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr diyâr-ı Acem'de Gencikulu Hân hazînesinde görmişim. Gûyâ ebâbîl kıt‘asında münakkaş bir murg-ı zeyrekdir. Kanatları kırlangıç cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları ucunda birer karış kadar bükülmüş teller ucunda birer çengel-misâl tırnakları vardır ve ayaklarında dahi çengelli tırnakları var ve minkârı yırtıcı kuş burnu gibi değil bir küçük kuşdur. Evc-i âsumânda gıdâsı elma kabuğu duhânıdır ve suyu çiğ ve kırağıdır derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… umsal on iki sâ‘at uzun dil gibi tâ şarkdan garba gelince bu ince burunun garbî
ucunda
bir kal‘acık olduğundan Kılburun derler ve eyle dil gibi bir Kılburun'dur kim h …
Bu kal‘adan taşra garb tarafında elli ve altmış mikdârı saz örtülü ahurları var ve şark tarafında mahsûldâr bostânları var kim Kırım vilâyetine bu bostânlar içinden gidilir ve buna Kılburun kal‘ası denmesinin aslı oldur kim bu 56b kal‘anın lodos cânibi Karadeniz'dir ve poyraz cânibi Özü suyudur. Bu ikisi mâbeyninde kıl gibi bir incecik kumsal on iki sâ‘at uzun dil gibi tâ şarkdan garba gelince bu ince burunun garbî ucunda bir kal‘acık olduğundan Kılburun derler ve eyle dil gibi bir Kılburun'dur kim her bâr Karadeniz fırtınası ince burnu atlayup nehr-i Özü'ye Özü dahi gâhice Karadeniz'e atlar bir ince kıl gibi burun nihâyetinde olmağile Kılburun derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a–56b ·
metinde göster ·
mektûblar atup haberdâr edelim kim biz beride ceng ederken üç bin yiğit ve Nige …
"Ol gelen imdâdlara fişengler ucunda mektûblar atup haberdâr edelim kim biz beride ceng ederken üç bin yiğit ve Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı askerleri dahi atlarıyla ve kendüleri getirebildikleri kadar zahîre ile kal‘a kapusu önüne geleler. Olmaya illâ hayr" dediğimde niçesi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
… âyiha-i tayyibe ile kabr-i münevverinin kubbesi pür-nûr olup hâlâ başı ve ayağı
ucunda
âdem kaddi altun ile mutallâ şam‘dânları ve gûnâ-gûn musanna‘ ve mücevher kanâd …
Bu hakîre Melek Ahmed Paşa türbe-i pür-envârında müsebbih ve eczâhânlık ve türbedârlık içün yevmiyye yigirmişer akçe vazîfe-i mu‘ayyene edüp mâh ve sâl ve bi'l-guduvvi ve'l-âsâl mütevellîden alırdım. Bir mansıba gitsek yerime vekîl nasb ederdim. Hâlâ kabr-i şerîfi üzre evkât-ı hamsede hatm-i şerîfler tilâvet olurken buhûr ve amber-i hâmlar yanup râyiha-i tayyibe ile kabr-i münevverinin kubbesi pür-nûr olup hâlâ başı ve ayağı ucunda âdem kaddi altun ile mutallâ şam‘dânları ve gûnâ-gûn musanna‘ ve mücevher kanâdiller ile ârâste ve sandukası Ka‘be örtüsüyle pîrâste olmuş bir kabr-i münevveredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 78b ·
metinde göster ·
… ş kim nehr-i Tuna ile nehr-i Sava bir yere cem‘ olduğu mahalde bir kayalı burun
ucunda
vâki‘dir. Nehr-i Sava cânib-i cenûbunda tâ Bosna ve {Hırvadistân ve Islovin} se …
Eyle bir arz-ı âlîye vâki‘ olmuş kim nehr-i Tuna ile nehr-i Sava bir yere cem‘ olduğu mahalde bir kayalı burun ucunda vâki‘dir. Nehr-i Sava cânib-i cenûbunda tâ Bosna ve {Hırvadistân ve Islovin} serhadlerinde Kırka sancağı ve Bihke sancağı ve Korpa sancağı ve Kosdaniçse ve Odvina ve Lika ve Çerniçse kal‘aları ve kâfirin Galya ve Dodoşka dağlarından ve Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu kefereleri vilâyetlerinin dağlarından nehr-i Sava cem‘ olup kal‘a-i Raça önünde {nehr-i Drin'e karışır, ammâ nehr-i Drin} yine Bosna serhadlerinde {Hersek sancağı dağlarında Çemerne dağından ve Zagor'dan ve Oluk dağlarından cem‘ olup şehr-i Foça içinde nehr-i Tihotine ile bir olup andan kasaba-i Ustikolona'ya ve Bosna Vişegrad'ı ve kasaba-i Sirebreniçse ve kasaba-i Valiva'ya ve niçe kurâ vü kasabâtlara uğrayup andan} kal‘a-i İzvornik önünden ve şehr-i Beline önünden cereyân eden nehr-i Drin bu nehr-i Sava'ya mahlût olup deryâ olarak kal‘a-i Böğürdelen'den ubûr edüp Belgrad'ın aşağı kal‘ası burnunda Sultân Süleymân kullesin döğerek nehr-i azîm Tuna'ya karışup mecma‘ü'l-bahreyn olup ikisi deryâ olur. Ve nehr-i Tuna dahi kal‘a-i Belgrad'ın cânib-i garbından cereyân edüp ibtidâ tulû‘ı Alman diyârında Alman dağlarından çıkup niçe kılâ‘lardan sonra pây-ı taht Ungurus-ı menhûs olan kal‘a-i Peç'e andan kal‘a-i Pojon ve Yanık ve Komran ve bizim Üstürgon Vişegrad ve Vaç ve Peşte ve Budin ve Ösek ve Varadin ve Islankamin ve Zümon nâmân kal‘aları önünden güzer edüp nehr-i Tuna mezkûr Belgrad dibinde nehr-i Sava'ya mahlût olur. şehr-i Belgrad'ın kal‘ası ve varoşu bu nehreyn-i azîmeynin burnunda bir püşte-i âlî üzre vâki‘ olmuş kal‘a-i zîbâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112a ·
metinde göster ·
… hr-i Sava'dan nehr-i Tuna'ya varınca bir handak-ı amîk kesüp bu şehir bir burun
ucunda
kalup emn [u] amân olmuş. Ba‘dehû Süleymân Hân'ın du‘âsı berekâtıyla bu şehir a …
Bu varoş-ı azîm kal‘a-i Belgrad'ın şimâli ve şarkı ve kıblesi ve cenûbu ve garbı tarafların ihâta etmiş bir varoş-ı mu‘azzamdır. Ancak yıldız rüzgârı ve batı garb tarafı nehr-i Sava ve nehr-i Tuna'dır. Mâ‘adâsı sevâd-ı mu‘azzam Bosnasarây şehri gibi kat-ender-kat belde-i kebîrdir, lâkin cânib-i muhammesinde aslâ kal‘a-i rabât yokdur. Zamân-ı kadîmde Abaza Paşa köşkü nâm mahalde hâlâ niçe yerde râyegândır. Nehr-i Sava'dan nehr-i Tuna'ya varınca bir handak-ı amîk kesüp bu şehir bir burun ucunda kalup emn [u] amân olmuş. Ba‘dehû Süleymân Hân'ın du‘âsı berekâtıyla bu şehir amâr oldukça ol handak-ı mezbûrun niçe yeri şehir içinde ve niçe yeri bâğlar içinde kalmışdır. Hattâ Çinili Hammâm nâm imâret ol handak içinde binâ olmuşdur. Anıniçün hâlâ bu varoş etrâfında sûr ve handak yokdur. Ve böyle bir bender-i azîmdir kim hîn-i ma‘rekede on bin aded güzîde pür-silâh asker müheyyâ çıkar gâyet ulu şehirdir kim nehr-i Sava ile nehr-i Tuna mâbeyni şehir taşrasından kâmil üç bin beş yüz adımdır. Eğer kal‘a ile Sava ve Tuna kenârında olan evler kenâr ile adımlanup hisâb olunsa belki yigirmi bin adım cirmi ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 113b ·
metinde göster ·
ve gayrı yerlerde cümle yigirmi yedi aded teferrücgâh [u] mesîregâhlar vardır, …
Bu şehr-i Manastır'ın cânib-i garbında şehir ucunda ve gayrı yerlerde cümle yigirmi yedi aded teferrücgâh [u] mesîregâhlar vardır, ammâ cümleden şehrin semt-i garbîsi tarafında Ohri yolu üzre merâmgâh-ı (---) cümleden havâdâr ve koyah hıyâbân-ı Acem'dir. Malatıyye'nin Aspuzu'su ve Konya'nın Merâm'ı ve Darende'nin bâğı, Kefe şehrinin Sudak bâğı ve bu şehr-i Manastır'ın (---) Rûm ve Arab u Acem seyyâhânları içre meşhûr teferrücgâh-ı ferah-fezâ hakkında Sultân-ı şu‘arâ Leâlî Manastır'ı şehrengîz etmişdir. Hakîkatü'l-hâl görmeğe muhtâc bir mesîregâhdır kim her köşesinde gûnâ-gûn maksûreler ve müte‘addid sâyedâr ve çemenzâr nişîmenler ve müte‘addid kâh-ı vâlâ-yı nüzhet-eserler ve yetmiş seksen aded hücre-i musanna‘lar ve gûnâ-gûn külbe-i müfîd [u] muhtasarlar ile ârâste ve niçe yerde aşren-fe-aşren havz-ı latîfler ile pîrâste olmuş dil-küşâ vâdîdir ve evc-i âsumâna ser çekmiş dıraht-ı gûnâ-gûnden çınar ve şimşâd ve ar‘ar ve sanavber ve bîd-i ser-nigûn eşcârâtların zıll-ı himâyelerinde ark ark cereyân eden uyûn-ı nâbların kenârelerinde gûnâ-gûn kebâb çevirecek su dollâblarına kebâb şişlerin koyup dollâblar âheste âheste deverân ederek kebâblar mevlevî-vâr semâ‘ ederek hakkâ ki puhte olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 177a ·
metinde göster ·
… nra kim pâdişâh olup sebeb-i mevtleri ne olacağın her pâdişâhın tahtı üzre başı
ucunda
birkaç satır hatt-ı küffâr ve birer 18a satır hatt-ı Müslim tahrîr eylemiş.
Ve her pâdişâh ne kadar ömür süreceğin ve ne kadar feth [u] fütûhât edeceğin ve andan sonra kim pâdişâh olup sebeb-i mevtleri ne olacağın her pâdişâhın tahtı üzre başı ucunda birkaç satır hatt-ı küffâr ve birer 18a satır hatt-ı Müslim tahrîr eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 17b–18a ·
metinde göster ·
olsa nehr-i Tuna'nın iki tarafından dahi hayduk kayıkları geçmezlerdi ve's-selâ …
Me’âl-i kelâm cezîre cenglerinde bu dahi bir neberd-i azîmdir, ammâ bu cezîrede bir kal‘a olsa cemî‘i Tuna yalıları üzre olan kılâ‘-ı metîneler emn ü amân olurdu, ammâ hakîrin akl-ı kâsırıyla kal‘a bu cezîrenin Budin tarafındaki ucunda olsa nehr-i Tuna'nın iki tarafından dahi hayduk kayıkları geçmezlerdi ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 73a ·
metinde göster ·
bir küçük iç kal‘ası var, içinde ancak dizdâr ağa ve kethudâ ağa ve kal‘a imâmı …
Ve bu kapucığa karîb kal‘anın şimâlî köşesi ucunda bir küçük iç kal‘ası var, içinde ancak dizdâr ağa ve kethudâ ağa ve kal‘a imâmı ve kal‘a mehterleri ve alaybeği sâkin olur, gayri kimesne olamaz ve gayri ecnebî ve enâyî kimesne giremez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 94a ·
metinde göster ·
… âheste eyle gelirler kim gûyâ bir kadem yürümezler, ağaç deryâsı gibi sırıkları
ucunda
gûnâ-gûn haçlı bayrakları ile sahrâ-yı Ciğerdelen lâlezâra dönüp karınca basma …
Andan tamâm vakt-i Şâfi‘î olup a‘lâ göz gözü ra’ânen görür oldu. Küffâr askeri bî-hadd ü bî-pâyân ve bî-girân tağı ve taşı kaplamış ve her eşcâr dibin küffâr alayı bürümüş. Alay alay ve sâf u sâf gök demire gark olmuş Nemse atlısı âheste âheste eyle gelirler kim gûyâ bir kadem yürümezler, ağaç deryâsı gibi sırıkları ucunda gûnâ-gûn haçlı bayrakları ile sahrâ-yı Ciğerdelen lâlezâra dönüp karınca basma reftâr ile at başı berâber kat-ender-kat ve kilt-ender-kilt olup âheste reviş gelmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102a ·
metinde göster ·
Nehr-i Tuna içre şarkdan garba üç konak tûlu bir cezîrenin şarkîsi tarafı
ucunda
kal‘a-i Üstürgonumuzdan görünür şekl-i müselles bir Şeddâdî tula binâdır kim gû …
Nehr-i Tuna içre şarkdan garba üç konak tûlu bir cezîrenin şarkîsi tarafı ucunda kal‘a-i Üstürgonumuzdan görünür şekl-i müselles bir Şeddâdî tula binâdır kim gûyâ kilidü'l-bahreyndir. Nemse çâsârının Âl-i Osmân tarafında sedd-i sedîdidir ve nehr-i Litre ve nehr-i Vak, Uyvar'dan berü gelüp bu Komaran önünde nehr-i Tuna'ya munsabb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120a ·
metinde göster ·
… ken {dübüründen} üç karış kadar tûlı yılan gibi beyâz alaca ve üstü sümüklü iki
ucunda
gelincik başı gibi başları var, ammâ dişleri yok. Lâkin iki başında dilleri kel …
Herîf-i mezbûrdan tâ vakt-i asr olunca tahtânî ve fevkânî ol kadar ameller edüp bed râyihalı kara katrânlar ve niçe bin sovulcanlar çıkarken {dübüründen} üç karış kadar tûlı yılan gibi beyâz alaca ve üstü sümüklü iki ucunda gelincik başı gibi başları var, ammâ dişleri yok. Lâkin iki başında dilleri keler dili gibi, ammâ gözleri yok, karnı bir büyük elma kadar karnını yarup içi leb ber-leb kırmızı kırmızı hurda sovulcanlar {çıkdı}. Anlar dahi kendi gibi ayaksız ve gözleri kör sovulcanlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
… sığınup selâmetle ubûr edüp karşu taraf ki Kırım hâkinde Heyhât sahrâsının bir
ucunda
,
Mukaddemâ sene 1067 târîhinde mürûr etdiğimiz yollar ve bu kal‘alar mufassalan medh olunmuşdur, tekrâra hâcet yokdur, zîrâ ol sene-i mübârekde bu Özü kal‘asında kırk bin Kazak ile yedi gün yedi gece ceng-i azîm etdiğimiz de bâlâda cild-i (---) merkûmdur kim tekrâr tahrîre hâcet yokdur. Bu kal‘a-i Özü ağaları hân içün yüz pâre gemiler ve kayıklar ve potlar hazırlayup Hân ve cümle asker gemilere süvâr olup cümle askerin atları ve sığırları başına birer rub‘ ve koyun başına birer akçe alup karşu tarafa ubûr etdiler. Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup selâmetle ubûr edüp karşu taraf ki Kırım hâkinde Heyhât sahrâsının bir ucunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 106b ·
metinde göster ·
kal‘a-i Kılburun'dan tâ bu kal‘a-i Or'a gelince ve Or taşrasından tâ kal‘a-i Az …
{Ammâ nehr-i Özü kenârında Heyhât sahrâsı ucunda kal‘a-i Kılburun'dan tâ bu kal‘a-i Or'a gelince ve Or taşrasından tâ kal‘a-i Azağ'a on günde varınca Âl-i Osmân hükmündedir, ammâ Or kal‘asından içeri cezîre-i Kırım ortası hânlarındır, ammâ Kırım cezîresi etrâflarındaki kal‘alar yine Osmânlınındır. İllâ bu Or kal‘ası ve Gözlev kal‘ası ve Bâğçesarây kurbunda Çufud kal‘ası hânlarındır. Mâ‘adâ kal‘alar Osmânlınındır.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 107a ·
metinde göster ·
"Peygamberimizin dahi şeyleri budur kim beş vakit önünde ve âhirinde ikişer ve dörder rek‘at namâz-ı sünnet kıla. Ve zekerinin ucunda bî-ma‘nâ eti kesüp sünnet ede" deyü cümle sünen-i müstehıbbât vâcibât salât vudû‘-ı dakîki âdâb-ı salâtın şurût kuyûduyla Mu‘âz ibn Cebel tezkîr ü ta‘lîminde ta‘assubâne ta‘lîm etdikde yine Cingiz Hân:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a ·
metinde göster ·
… y Hân efendimizin câmi‘-i rûşen-âbâdı sâhasında medfûn olup başları ve ayakları
ucunda
birer amûdlar dikilidir kim tarz-ı kadîm hatlarından ayândır. Kadd-i şerîfleri …
Andan Mâlik Eşter askeri mâl-ı ganâ’imle muğtenim Kırım'a gelüp Mâlik Eşter dahi Salsal'ın oku zahmından şehîd olup Çufud kal‘ası altında medfûn olup ziyâret etdiğimiz Şeyh Mansûr hazretleri Mâlik Eşter hazretlerin gasl ü defn ederler, ba‘dehu Şeyh Mansûr da merhûm olurlar. Ammâ bu Mâlik Eşter hazretleri Eski Yurd'da medfûndur, ammâ üzerinde aslâ türbe kubbesi ve âlî binâlardan bir alâmet yokdur. Ancak Mehemmed Geray Hân efendimizin câmi‘-i rûşen-âbâdı sâhasında medfûn olup başları ve ayakları ucunda birer amûdlar dikilidir kim tarz-ı kadîm hatlarından ayândır. Kadd-i şerîfleri kâmil elli ayakdır. Ve etrâfı gûyâ bâğ-ı İrem ve gül-i gülistândır. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 132b ·
metinde göster ·
Zîrâ Tat eli nevâhîleri Kırım cezîresinin kıblesi tarafında bir burun
ucunda
vâki‘ olmağile sapa yerde olup başka bir gûne ağır kelimâtları vardır. Ne Urûm …
Zîrâ Tat eli nevâhîleri Kırım cezîresinin kıblesi tarafında bir burun ucunda vâki‘ olmağile sapa yerde olup başka bir gûne ağır kelimâtları vardır. Ne Urûm lisânıdır ve ne Çağata [ve] Laz kavmi lisânıdır. Hemân başka bir lehçeleri var, ammâ kendüleri tekellüm etdiklerinde âdem hayrân kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 136b ·
metinde göster ·
… ubbe-i âlî içinde akrabâ ve ta‘allukâtlarıyla âsûdedirler. Ve ser-i sa‘âdetleri
ucunda
Dâmâd Efendi Sultân, anın baş ucunda bir köşede çâr-kûşe bir beyâz mermer üzre …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı meşhed-i cebbâne-i şehr-i Kefe: Evvelâ Topraklık varoşunda ziyâret-i Topçu Baba Sultân ve kurbunda Şeyh Efendi Sultân bir kubbe-i âlî içinde akrabâ ve ta‘allukâtlarıyla âsûdedirler. Ve ser-i sa‘âdetleri ucunda Dâmâd Efendi Sultân, anın baş ucunda bir köşede çâr-kûşe bir beyâz mermer üzre bu târîh mastûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 142a ·
metinde göster ·
… tlarıyla âsûdedirler. Ve ser-i sa‘âdetleri ucunda Dâmâd Efendi Sultân, anın baş
ucunda
bir köşede çâr-kûşe bir beyâz mermer üzre bu târîh mastûrdur:
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı meşhed-i cebbâne-i şehr-i Kefe: Evvelâ Topraklık varoşunda ziyâret-i Topçu Baba Sultân ve kurbunda Şeyh Efendi Sultân bir kubbe-i âlî içinde akrabâ ve ta‘allukâtlarıyla âsûdedirler. Ve ser-i sa‘âdetleri ucunda Dâmâd Efendi Sultân, anın baş ucunda bir köşede çâr-kûşe bir beyâz mermer üzre bu târîh mastûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 142a ·
metinde göster ·
ve silâhları cümle yanlarında durup yatırlar. Kış günleri büyük mişe dırahtları …
Atları başları ucunda ve silâhları cümle yanlarında durup yatırlar. Kış günleri büyük mişe dırahtların evlerinin orta yerinde yakup cümle ehl [ü] ıyâlleriyle âteş başında (...) otururlar. Hammâm gibi ıssı evleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 150b ·
metinde göster ·
… ıkır ötdürür. Bir temâşâ kıssahondur kim gûnâ-gûn eşkâllere girüp mürdenin başı
ucunda
halkı güldürür garîb ü acîb seyrdir.
Ve garâ’ib kıssahonları vardır. Pâk silâhın kuşanup eline on, on beş kadar incecik çâr-kûşe tahtacıklar birbirlerine bağlı şeyleri elinde dutup ölen âdemin mehâbet salâbet şecâ‘ati ve kâr u kisbin medh etdikçe elindeki tahtacıkları söz başlarında çaşırdadup ve şakırdatup tahtacıkları ötdürür. Elbette her söz başında ol tahtaları çıkır çıkır ötdürür. Bir temâşâ kıssahondur kim gûnâ-gûn eşkâllere girüp mürdenin başı ucunda halkı güldürür garîb ü acîb seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155b ·
metinde göster ·
… dü bir kubbe-i âlî içinde medfûnlardır kim cemî‘i âlât-ı silâhları ser-i pâları
ucunda
kâ’im olan amûd-ı müntehâlar üzre amûd-ı salıkları ve gür[z]leri maslûb durur. …
Bunlar Hazret-i Mûsâ aleyhi's-selâma Menûçehr ile bir yerden îmân getirmişlerdir, zîrâ bunlar hem-asır idiler. Hâlâ bu Irâk-ı Dâdyân'ın kıblesi hâricinde bir hıyâbân-ı İremistân içre dördü bir kubbe-i âlî içinde medfûnlardır kim cemî‘i âlât-ı silâhları ser-i pâları ucunda kâ’im olan amûd-ı müntehâlar üzre amûd-ı salıkları ve gür[z]leri maslûb durur. Bu diyâr kavimlerinin zu‘mlarınca Sâm [u] Nerîmân ve Zâl [u] Köstehem peygamber olalar. Anıniçün âlât-ı silâhlarına vaz‘-ı yed etmeyüp ziyâret edüp giderler. Türbelerinde Kumuk kavminden bir niçe türbedârları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 161a ·
metinde göster ·
… i erba‘ası kal‘a-misâl dîvâr-ı âlîdir. Hattâ kabrinin tûlu yetmiş adımdır. Başı
ucunda
üç âdem ancak kucaklar bir amûd-ı somâkî dikilidir. Ayağı ucunda beyâz mermer s …
Ziyâretgâh-ı Hûşeng Şâh: Bu diyâr kavminin müslimi ve gayr-ı müslimleri 170a cümle "Bu Hûşeng Şâh peygamberdir" deyü i‘tibâr edüp ziyâretgâh-ı kadîmdir. Cümle müslim Heşdek Tatarları dahi ziyâret ederler. Cânib-i erba‘ası kal‘a-misâl dîvâr-ı âlîdir. Hattâ kabrinin tûlu yetmiş adımdır. Başı ucunda üç âdem ancak kucaklar bir amûd-ı somâkî dikilidir. Ayağı ucunda beyâz mermer sütûndur. Bu sütûnda mühr-i hattı gibi zemîn hatt-ı tarz-ı kadîm ile, "Kırk sene pâdişâh olup beş yüz yıl mu‘ammer olup ibtidâ başına tâc geyen pâdişâh ben idim" deyü seng-i mezârında cemî‘i ahvâlâtların tahrîr etmişler, bir gûne hatdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 169b–170a ·
metinde göster ·