… un akîbinden ılgar edüp (---) nâm mahalde Timur'a yetişüp bir sâtûr-ı Muhammedî
urdu kim
hâlâ dillerde dâstân-ı dostân olup mâl-ı ganâyimleri ile asker-i İslâm muğtenim …
"Gönlünde âşık gönlündeki" deyüp tîz bir demir kafes getirüp Yıldırım Hân'ı kendi murâdı üzre demir kafes içre koyup azm-i râh edüp giderken beride hilâfet Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Hân'a müyesser olup derhâl yetmiş bin pür-silâh asker ile Timur'un akîbinden ılgar edüp (---) nâm mahalde Timur'a yetişüp bir sâtûr-ı Muhammedî urdu kim hâlâ dillerde dâstân-ı dostân olup mâl-ı ganâyimleri ile asker-i İslâm muğtenim olup ba‘zı guzât-ı müslimîn Yıldırım Hân inhizâmında mâl [u] menâlden ayrıldıkları dâğ-ı derûnlarından Timur askerinin dendân-ı tîğdan geçenlerinin derilerini yüzüp şiddet-i hârda ol sahrâ-yı bi-pâyân içre üzerlerine âdem derisinden sâyebânlar edüp zıllında sâyedâr oldular. Anıniçün ol sahrâya hâlâ Taşak Ovası deyü bir yâvece ismiyle mülakkab bir fezâdır. Ammâ takdîr-i Hudâ ol gece Yıldırım Hân kafes içre gayretinden hummâ-yı muhrikden merhûm olmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24a ·
metinde göster ·
… e nazar edüp tarfetü'l-ayn içre gerü dönüp Şehzâde Murâd'a İbrâhîm bir top eyle
urdu kim
Murâd iki kerre tekerlenüp bir hayli zîr-i zemîn üzre oturup hemân Şehzâde İbrâ …
Hemân Şehzâde Murâd "Al İbrâhîm kardaş!" deyü İbrâhîm'e bir top niçe atdıysa İbrâhîm topu bî-bâk u bî-pervâca zabt u rabt edüp İbrâhîm elindeki topu Bâyezîd'e urur şeklinde nazar edüp tarfetü'l-ayn içre gerü dönüp Şehzâde Murâd'a İbrâhîm bir top eyle urdu kim Murâd iki kerre tekerlenüp bir hayli zîr-i zemîn üzre oturup hemân Şehzâde İbrâhîm seğirderek babası tahtına geçüp oturup "Murâd'a iyi top urmadım mı" deyüp taht üzre kalkup zekerine ve hayâsına yapışarak oynayup şakalar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275a ·
metinde göster ·
Andan paşa efendimiz bulup bize "Safâ geldin Evliyâm! Gazân kutlu olsun. Üs kes İpşir Varvar'ı aşadı mı?" "Belî aşayup târumâr edüp Varvar'ı ve Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacıoğlu'nu dahi katl etdi". "Bre bozuldukların şimdi istimâ‘ etdim, ammâ katl olundukların işitmedim. Ne gün oldu bu" dedi. "Bu gün üçüncü gündür" deyü mâ-vaka‘ı üzre bir bir takrîr-i kelâm ve ta‘bîr-i merâm edüp İpşir Paşa'nın mektûbun verüp tilâvet edüp niçe cereb-i şîrînler urdu kim bu hakîrin İpşir'e hüsn-i tevcîhlerile paşanın İpşir'e arz eylediğim cümle hebâ olup "Tiz tûğlar gitsin" deyü fermân etdikde Bâkî Paşa bir gayrı karyeye konmuş idi. Ol Varvar'ın inhizâmın istimâ‘ edüp askeriyle İpşir ordusuna gitdiğine Paşa gâyet müte’ellim oldu. Ve meşveret edüp İpşir'i urmağa tedârik görülüp yedi bin salt atlı İpşir'in ardına düşüp İpşir bu haberi istimâ‘ edüp Çerkeş'den Karaman eyâletine gidecek mahalde yan verüp Kal‘acık semtinde Keskin içlerine urup gitdi. Paşa üç menzil ardı sıra gidüp gerüde kalmış Varvar ve Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa mâlından bir hayli ağırlık paşanın bölükbaşıları gâret edüp üç günde nehr-i Sakarya kenarında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366b ·
metinde göster ·
… ng-i azîm edüp Hazret-i Dâvûd, Câlût'un kellesine bir seng-i sapan-ı Dâvûdî ile
urdu kim
Câlût'un kellesi hurd olup ol ân mürd olup Cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a Câlût' …
Kavm-i kadîm-i melâ‘înlerdir kim gâyet muta‘assıbîn cuhûd Yahûdîlerdir. Yüz yigirmi dörd bin peygamberin dörd bini min muhabbetillahi Te‘âlâ câme-i hâb-ı râhatında merhûm olmamışlardır. Cümlesin bu Yahûd tâ’ifesi şehîd etmişlerdir. Eğer Yahyâ ve Zekeriyyâ ve Circîs (---)(---)(---)(---)(---) gibi niçe bin mürsel ve gayri mürsel nebîleri şehîd eyledikleri cemî‘i tefâsîr ve tevârîhlerde mastûrdur. Bir millete iki kitâb nâzil olmamışdır. Ammâ bunlar ibtidâ Dâvûdî olmağıla cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a kitâb-ı Zebûr'ı nâzil eyledi. Sûre-i (---)Arapça âyet-i delîl [u] bürhândır. İbtidâ Hazret-i Dâvûd vâ‘iz u nâsıh idi ve Dâvûdî bülend-âvâz ile Zebûr âyetlerin tilâvet edüp va‘z u nasîhat edüp kifâf-ı nefs içün cenk âletiyçün demirden zırh düzerdi. Sonra Cenâb-ı Bârî, Hazret-i Dâvûd'a emr edüp Câlût Melîk üzre sefere gidüp Tâlût Melik Hazret-i Dâvûd'a îmân getirüp Câlût ile Haleb eyâletinde Mercidâbık sahrâsında bir ceng-i azîm edüp Hazret-i Dâvûd, Câlût'un kellesine bir seng-i sapan-ı Dâvûdî ile urdu kim Câlût'un kellesi hurd olup ol ân mürd olup Cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a Câlût'un hilâfeti ve mülkin ihsân eyleyüp hem nebî ve hem pâdişâh olduğuna Sûre-i Bakara'da Arapça âyetin nâzil etmişdir. Ammâ Hazret-i Dâvûd'a nâzil olan kitâb-ı Zebûr'da va‘d u va‘îd ve kasas ve emr [u] nehy ve harâm u helâl yokdur, cümle du‘âdır. Hâlâ cemî‘i tâ’ife-i Yahûdâ'nın sinagolarında hahamların kayış üzre tilâvet etdikleri Zebûr'dur ve yemîn etdikleri kitâb Zebûr'dur. Ammâ Hazret-i Mûsâ'ya nâzil olan kitâb-ı Tevrât'da cümle va‘d u va‘îd ve emr [u] nehy ve kasas ve helâl ü harâm ve cennet ü cehennem ve a‘râf ü haşr u neşr Arapça âyeti Furkân'da olduğu gibi kitâb-ı Tevrât'da cümle hükm vardır. Ammâ kavm-i Yahûd'dan mâ‘ada millet-i Mesîhiyye'de olanlardan kefere-i İsfeç ve Felemenk ve Donkarkıza ve Danimarka ve Nemse (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kefereleri cümle Tevrât ve Zebûr olmayup Yahûdânca kelimât ederler. Ammâ mezhebleri Mesîhiyye mezhebine muhâlif ü muğâyir bir alay dalâlet-âyîn kefere-i fecerelerdir kim lisân-ı Yahûdî budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44b ·
metinde göster ·
… an isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle
urdu kim
bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir ol …
Van eyâleti hükmünde Van deryâsı sâhilinde Taht-ı Van subaşılığına iki menzildir. Bitlis'e bir menzil-i dırâz-ı azîmdir. Tevârîh-i Şerefnâme kavli üzre bu medîne-i Muş Âzerbâycân-ı Ermen şehirlerinden bir şehr-i azîm idi. Âd ibn Şeddâd Van deryâsı zemîninde evc-i âsumâna beraber bir sedd-i âlî binâ edüp, hâşâ sümme hâşâ Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet ile ceng etmeğe kasden ol seddi Şeddâd itmâm etdikde Cibrîl-i emîn emr-i İlâh ile ol seddin zîrinden kanât urup evc-i asmâna ol kadar çıkardı kim cümle bennâların feza‘ [u] ceza‘ların cemî‘i kerrûbiyân istimâ‘ edüp Allah'ın azabından isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle urdu kim bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir oldu ve bir pâresinden Tebrîz deryâsı âşikâre oldu ve bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri ve ester ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ Van deryâsı garbî sâhilinde Râhova nâm mahalde taş olan mahlûklar kimi berpâ durur kimi çöküp yüklenmiş durur, kimi münhedim olmuş durur temâşâ-yı ibret-nümâdır. Ba‘dehû Van deryâsının şimâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda rehâ bulup cemî‘i Nemrûdîleri tenâvül edüp bi-emr-i Hayy-ı Kadîr yine mezkûr ejder Sübhân dağındaki gârına girüp mahbûs olur. İnşâ’allah bu ejder dahi Van-ı sedd-i îmân seyâhatinde manzûrumuz olduğu minvâl üzre tahrîr olunur. Ba‘dehû yine Nemrûd-i la‘în kavmine Cenâb-ı Hayy-i Kadîr Muş sahrâsından bir fâre-i azîm hâsıl edüp cümle Nemrûdîleri tenâvül edüp şehr-i Muş ahâlîsin helâk etdüğüyçün şehr-i Mûş derler. Zirâ bu şehir kurbunda mûşun tulû‘ etdüğü gâr-ı azîm nümâyândır. Bu gâr içinde olan gûnâ-gûn fâre ve sıçan ve pündika ve mûş bir diyârda yokdur. Ammâ bi-emri Hudâ İskender Filikos'u tılsımı sebebiyle Muş sahrâsına aslâ sıçan olmaz. Ammâ kadîm zamânda mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre Timur-ı bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâb ü hânelerin turâb edüp hâlâ âsâr-ı azîmleri zâhir ü bâhirdir. Ancak bir kasaba-misâl bir ma‘mûr büleydedir kim Muş sahrâsında ağzında bir cebelin zeylindedir. Bu şehr-i harâbın seyr [u] temâşâ edüp ertesi cânib-i şimâle yine sahrâ-yı Muş içre (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
… l verüp var kuvveti bâzûya getirüp ol Cehennem Bölükbaşı'ya bir tabanca-i Melek
urdu kim
tabanca darbından belindeki tabancalı tüfenkleri yire dökülüp başından demir tu …
Vakt-i zuhr oldukda efendimiz Melek Ahmed Paşa bâzûların sığayup tecdîd-i vuzû‘ etmeğe hücreden taşra çıkmak murâd edindikde bu kadar a‘yân-ı devlet huzûrunda hemân Cehennem Bölükbaşı nâm şâkî sa’îr-i benâm bir zişt-rûy-ı bed-likâ başında demir tuğulkasıyla ve eğninde Dâvûdî zırhıyla ve kemerinde altı aded tabancalı tüfengiyle ve zahrında Haleb kalkanıyla gûyâ bu bir ayaklı cebehâne âdem ejderhâsı idi. Hemân bu habîs u iblîs-i pür-teblîs kapunun önüne gerilüp "Koca Melek Paşa benim kağan arslanım İpşir Paşa hünkârdan sağ esen gelmeden sen kande gidersin" dedikde Paşa-yı halîm ü selîm eydür "Namâz vakti oldu. Bir âbdest alıp ibâdet edelim" dedikde "Benim İpşir'im hünkârınıza gitdi. O sağ gelmezse ben sana âbdestler vereyim ki secdeyi gûrhânede edesin" dedi. Paşa tebessüm edüp yine taşra çıkmağa murâd edinince "Bre paşa otur" deyince hemân paşa-yı gayyûra gayret ve hamiyyet-i vezâret el verüp var kuvveti bâzûya getirüp ol Cehennem Bölükbaşı'ya bir tabanca-i Melek urdu kim tabanca darbından belindeki tabancalı tüfenkleri yire dökülüp başından demir tuğulkası düşünce paşa dal-hançer olup bu kadar haşerât içre Bölükbaşı'nın başına (başına) hançer kabzasıyla beş altı yerde zahmdâr edüp Bölükbaşı'nın başından ve burnundan 179b kan tüfenklerinden atılır gibi hûn-feşân olup Cehennem Bölükbaşı yüzü üstüne düşüp bi-emri Hayy [u] Kadîr sar‘a dutunca cümle sekbân haşerâtları "Hayy ser-çeşmemiz uruldu" deyü paşa üzre hücûm edince İpşir'in cümle Abaza ve Çerkes iç ağaları paşayı himâyeye alup paşayı güç ile zabt u rabt etdiler. Cehennem Bölükbaşı'yı cehennem zebânilerine teslîm edüp koltuğuna girüp taşra sürüdüler. Cümle huzzâr-ı meclisler Melek Paşa'nın ol sarıca haşerâtları izdihâmında böyle cür’et etdiğine engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Yine Melek Paşa aslâ tetiğin bozmayup cemâ‘at-ı kesîre ile hakîr imâmet edüp salât-ı zuhru edâ etdik. Ba‘dehû anı gördük, Sarâyburnu'ndan bir kayık zâhir olup Yıldırım gibi Kurşumlu Mahzen tarafına revâne olup kayık içinden bir mızrak üzre bir beyâz bayrak âşikâre olup cümle İpşir'in iç ağaları ona nazar edüp "Hamd-i Hudâ efendimiz sağdır. İşte ak bayrak kaldırdılar ve kayık yukaruya gidüp buraya gelse gerek. Eğer Sarâyburnu'ndan aşağı kayık gidüp kırmızı bayrak açsalar paşayı pâdişâh öldürmesi alâmeti idi. Paşa buradan hünkâra giderken eyle müşâvere oldu idi, şükür paşa sağdır. Üsküdar âteşe yanmadan halâs oldu" deyü her bir içağaları birer vezîre ve birer a‘yâna bu alâmet-i müşâvereden haber verüp Şâmîzâde'nin ve bizim Kudde Kethüdâ'nın ve Moralı defterdârın reng-i rûyları la‘l-gûn olup akılları başlarına geldi. Ba‘dehû anı gördük. Sarâyburnu'ndan Bostâncıbaşı kayığı yalpa ribaçsa diyerek akındıya karşu fırışka kürek çekerek ra‘d gibi gelüp kimi dûrbînli ve kimi kuvvet-i basarlı kayığa nazar edüp "El-hamdülillah paşa sağ esendir" deyü şâdımân oldular. Anı gördük, kayık Salacak iskelesine gelüp yanaşup cümle halk istikbâline varup kimi koltuğuna girüp sarâya getirirlerdi. Melek Ahmed Paşa yerinde sâbit-kadem olup İpşir Paşa sarâyına kadem basınca Melek Paşa karşu çıkup İpşir bir gül-i pembe semmûr giyüp paşamız anın koltuğuna girüp "Hayr makdem bîrâder, elhamdülillah, evvel ve âhir olacağı bu idi, hoş geldin" deyüp içeri havzlı odaya İbşir girerken "Bu yatan âdem nedir" deyü su’âl etdikde "Sultânım Melek Ahmed Paşa karındaşın Cehennem Bölükbaşı kulunuzu urup mecrûh etti" deyince "Cehennemdir, cehenneme kaldırın, cân ber-cehennemest" deyüp bizim paşa ile muhabbet üzre görüşüp eydür "Vallahi birâder, eğer sen bana karşu istikbâle gelmesen zâlim İslâmbol halkı beni güc ile Celâlî ederlerdi. Hâşâ ben o fesâdı kabûl etmezdim, ammâ bed-nâm olurdum. Allah senden râzî ola. Senin bana va‘z u nasîhatinden ziyâde sa‘âdetlü pâdişâh bana ikrâm edüp yemîn billahlar edüp "Benden emîn ol!" deyü bu cevâhir hançeri ihsân eyledi. Ben dahi sana in‘âm edem, kabûl eyle birâder" deyü hançeri paşaya verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179a–179b ·
metinde göster ·
… â Muhammed "Bu evrene süvâr olam" dedikde Monlâ Muhammed'e bir düm-i dırâz eyle
urdu kim
Monlâ Muhammed tepesi üzre düşüp purpotur olup meydân-ı muhabbetde bî-mecâl kal …
Ba‘dehû ol şiddet-i hârda uzanup vücûd-ı dırâzın gösterüp gerindi ve sündü ve birez cevelân edüp yine Monlâ Muhammed'in yanına geldi. Monlâ Muhammed "Bu evrene süvâr olam" dedikde Monlâ Muhammed'e bir düm-i dırâz eyle urdu kim Monlâ Muhammed tepesi üzre düşüp purpotur olup meydân-ı muhabbetde bî-mecâl kaldı. Bu kerre temâşâcılara telâş el verdi kim bu ejder monlâya böyle edince ya bizim hâlimiz neye müncer olur?", deyü halk firâra başladılar ve hâh-nâ-hâh sarâyın dağ kapusun kırup kaçdılar. Hemân Monlâ Muhammed zemînden kalkup garârından kırmızı tabılkı çubuğu çıkarup ejdere bir çubuk urup derhâl ejderhâya süvâr olup serin ve dümmin ber-hevâ edüp sarây meydânında gıjgırup ağzından âteşler saçup kuyruğuyla zemîndeki rimâl-i türâbı nadaz nadaz edüp gubâr-ı gird-i siyâh evce urûc ederdi. Ve yine cevelân u deverân ederek halkı birbirine katardı. Bunca benî Âdem gaşy olup kalırdı, bir niçesi zîr-i zeber olurdu. Hatta fakîr ekmekçibaşı havfinden sar‘a dutup mebhût oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232a ·
metinde göster ·
Paşa-yı âkıbet-endîş eydür: "Bre sefîh! Ulan senin ne hakkındır kim Âl-i Osmân'ın mühür sâhibi vezîrine zebân-dırâzlık edüp mürd oldu, deyü hamd etmek ne lâzımdır. Ya Van mansıbına biz İpşir Paşa sözüylen mi geldim. Yohsa fermân-ı pâdişâhîyle sorguc-ı pâdişâhî takınup serdâr-ı mu‘azzamlık ile mi geldim. Sen ne bilirsin? Tutun şu nâmerdi" deyüp mühürdâra at üzre ol kadar topuz-ı mücevher urdu kim topuz pâre pâre oldukda yine mütesellî olmayup "Tiz cellâd" dedikde derhâl selâma duran Van a‘yânları ve Hünkâr kapucubaşısı Kabakulak Mustafâ Ağa, paşanın rikâbına sarılup ricâ edüp mühürdârı cellâd-ı nâmerd elinden güc ile halâs edüp yine paşa tarafeynde kat kat duran Van askerine selâm vererek ubûr ederken Van'ın cümle piyâdegân askeri nümâyân olup selâma durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a ·
metinde göster ·
Hemân paşa-yı bâ-vakar eyitdi: "Kani bunların nâbaş-ı nâtıraşları" dedikde serdârların ileri çekdiler. Paşa gördü kim serdâr-ı bî-dârı bir siyâh çehre Kara Alî nâm murdâr-ı vâcibü'd-dâr bir eşkıyâ çehreli nâbekâr, ammâ paşa buna pek dikkatle nigerân etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd" deyüp ol ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp tarfetü'l-ayn içre yetmiş danesin kelle paça edüp na‘şların püşte püşte yığup {hikmet-i Hudâ} Abaza Mehter Receb birine yedi kerre kılıç urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir dahi eyle şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa! Bî-günâhım ve garîbü'd-diyârım. Babam merhûm Haleb'de saçım içine bir kurguşumlu heykel içre bir varak yazup koymuşdur. Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde herîfi paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
… il‘at 280b giyüp dest bûs ederken Paşa, beğin kellesine eyle bir muşt-ı Âsafî
urdu kim
zemîni dahi iki kerre bûs edüp fakîr beğ başı yere düşdü zanneyleyüp iki kerre …
Ba‘dehû sene 1065 mâh-ı Ramazân-ı şerîfinin (---) gün şehr-i Bitlîs kurbünden kalkup deryâ-misâl asker ile avdet edüp yurd değişdirüp Rahova nâm mahalde menzil-i Hüsrev Paşa Hânı'nda meks olundu. Zîrâ ol mahalde âdem kanı râyihasından ve ordu kavminin muzahrafâtları müte‘affininden hareket olundu. Ve Ekrâd-ı haşerât şehirden ba‘îd olması ma‘kûl görülüp hicret olundu. Ve Ziyâeddîn Hân'ın devleti nizâm [u] intizâm bulmasiyçün bu mahalde bir gün tekâ‘üd fermân olunup Erzurûm eyâletinden imdâda gelen (---) aded sancak beğlerine birer hil‘at-i fâhireler ile izin verilüp serdârlarına bir hil‘at ve üç kise ve bir çeleng ve bir at-ı eşheb-i peleng ihsân olunup Erzurûm vâlîsine dahi bir mücevher hançer ve bir murassa‘ gaddâre gönderüp mektûblar verdi. Ammâ beri tarafda mahpus olan Kürdistân beğlerini kayd [u] bend ile zabt [u] rabt edüp Hân-ı cedîd ricâsıyla Şirvân beğinin otuz kisesin alup "Bir dahi Âl-i Osmân vüzerâlarının emrine inkıyâd eyle. Başın keserim ammâ hele hân oğlumun hâtırıyçün âzâd etdim" deyü hil‘at 280b giyüp dest bûs ederken Paşa, beğin kellesine eyle bir muşt-ı Âsafî urdu kim zemîni dahi iki kerre bûs edüp fakîr beğ başı yere düşdü zanneyleyüp iki kerre başın yoklayup perîşân-ı hâtır olduğundan otak kapusun gâ’ib edüp ağaları içine gitmek ister, andan taşra çıkup ol ân nefîrlerin çalmadan kalkup Şirvân'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280a–280b ·
metinde göster ·
… l hedâyâlarıyla gelüp müşerref olup hil‘atler giyüp her birine yine birer sille
urdu kim
Çobanlu beği sadme-i pehlivânîden teker meker oldu. Meğer fakîrin fıtıkı var im …
Ba‘dehû Van ağaları ve yeniçeri ağası ve hapisde olan Zerikî beği ve Espa‘ird beği ve Karni beği ve Kesân beği içün paşaya kırkar kise guruş ve birer katır yükü kaplan ve vaşak postları ve beşer katar-ı katırlar ve birer tula küheylân atlar verüp Paşa'dan hil‘at giyerlerken dördine de birer sille-i pehlivânî urup ağızlarından ve burunlarından kan Van'da revâne olup "Bir dahi pâdişâh vekîlinin fermânların tutun, yohsa sizi hayâsızlar kelle paça ederim. Tiz Evliyâ Beğ üzre sefere hâzır olun!" deyü bunları reddetdi ve her biri dâr-ı diyârlarına gitdi. Ertesi gün ne kendiler ve ne imdâdları gelmeyen Van beğlerinden Ağakis beği tarafından ve Ekrâd tarafından ve Benî Kutur tarafından ve Berda‘ beği tarafından ve Erecik beğindan ve Şureger'den ve Çobanlu tarafından ve Alagird tarafından ve Körladik beğinden bu merkûm dokuz aded Ekrâd beğlerinden âdemler gelüp Van a‘yânlarına daşınup her birinden beşer kise ve beşer katar-ı katır ve birer tola küheylân atlar hedâyâ gelüp gelen âdemleri hil‘atler giyüp cürümleri afv olunup ertesi gün dokuz aded beğler i‘timâd edüp paşaya birer el hedâyâlarıyla gelüp müşerref olup hil‘atler giyüp her birine yine birer sille urdu kim Çobanlu beği sadme-i pehlivânîden teker meker oldu. Meğer fakîrin fıtıkı var imiş. Şehrine varup merhûm olıcak yerini Murâd Hân'a verüp yigirmi kise dahi andan geldi. Melek Paşa efendimizin de'bi ol idi kim, kendü fermânın dutmayana deyenek ururdu. Fermân-ı pâdişâhîye itâ‘at etmeyeni ya katl ederdi ya muşt ve sille ile çehresine urup elbette kanın akıdırdı. Ve ceng mahallinde Allahümme âfinâ ejder-i heft-ser olurdu. Ammâ gayrı zamân halûk u halîm ü selîm olup pek gazab-âlûd olsa, "Bre âdem", "Hey hayâsız" ve "Hey nâmerd" deyü ıtâb etmeden gayrı bir şetm etmezdi. Ammâ hırsız ve harâmîye asla amân u zamân vermezdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 283b ·
metinde göster ·
… önünde cellâd-ı Mirrîh fakîr Hudâdâd'a Hudâ'dan korhmadan bir hudâyî kılıç ile
urdu kim
Hudâdâd fakirin kellesi feryâd ederek galtân olup hamd-i Hudâ men halâs oldum. …
Çaşıt eyitdi: "Hânım, Hudâdâd ile meni Van ordusunda çaşıtdır deyü dutup Melek vezîrin serâperdesi önüne meni ve Hudâdâd'ı götürüp adı Melek kendi zâlim bizi söyledüp men garîbim deyü diz çöküp bir aşr-ı Kur'ân okuyup Fâtiha dedim. Hemân ol Fâtiha berekâtıyla felekde Melek beni âzâd etdi. Hudâdâd fakîr meded imdâd-ı dâd derken Van hânı önünde cellâd-ı Mirrîh fakîr Hudâdâd'a Hudâ'dan korhmadan bir hudâyî kılıç ile urdu kim Hudâdâd fakirin kellesi feryâd ederek galtân olup hamd-i Hudâ men halâs oldum. Belî hânım mena min tümen ahça virsen men bir dehi bu Van hânı devrinde Van'a çaşıtlığa gitmenem. Heze mende erlik ve hünerverlik kalmamışdır, Vallah ve Billah" deyü yaka silküp yemîn etdikde cümle hâzırân safâ-yı merdân olanlar ol meydânda handân olmadan usları gidüp bî-dermân kaldılar. 303b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 303a–303b ·
metinde göster ·
Bu menzilde fermân-ı şehriyârî sâdır olup "Serâperde-i hümâyûn önünde her dîvânda dîn-i mübîn âsîlerinin kelleleri eksik olmasın" denildi. Hikmet-i Hudâ ol gün dîvân-ı asrda Kıbleli Paşa cânibinden iki yüz aded mazlûm ve gayrı mazlûm âdemler kayd [u] bend ile gelüp otağ-ı âlî ve sâyebân-ı vâlî serâperdeleri ref‘ olunup sa‘âdetlü pâdişâh-ı cem-cenâb devlet ve sa‘âdet birle kasr-ı adâlet üzre câlis ve nedîmler ile hem-enîs serîr-i devlet-masîr olup mezkûr mücrimleri kanûn üzre kösler önünde cümle tertîb üzre dizüp cellâdlar iki başından kılıç ururlarken hemân bî-günâhın biri dest beste iken huzûr-ı pâdişâhîde yerinden pertâb kılup cellâdın birine eyle bir püşt-i pâ urdu kim cellâdın bağırsakları pâybend-misâl ayağına dolaşup gûyâ cellâd bî-dâd bî-feryâd bıldırdan ölmüşe dönüp cellâdın cânı dârü'l-bevâra firâr edüp yollandı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
… rre at bırağup mezkûr tılsım-ı tuç sûrete bir kılıç eyle bir sâtûr-ı Alî Façatî
urdu kim
mânend-ı hıyâr ol sûretin sağ kolunu düşürdü. Andan gayrı halk dahi bu puta kıl …
"Nedir bu cüzâm put tasvîrleri?" deyüp bir kerre at bırağup mezkûr tılsım-ı tuç sûrete bir kılıç eyle bir sâtûr-ı Alî Façatî urdu kim mânend-ı hıyâr ol sûretin sağ kolunu düşürdü. Andan gayrı halk dahi bu puta kılıç üşürdü. Hudâ âlimdir, bir kes bir kesek pâresin kesmeğe kâdir olmadılar. Hattâ çok yiğitler birbirlerin imtihân içün bu putlara kılıç urduklarında niçesinin kılıçları pâre pâre olurdu, ammâ Alî Ağa'nın kılıcı bir eski Alman idi. şast ber-kabza kılıç urdukda karış karış ve şerha şerha zahm ergürür idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 126a ·
metinde göster ·
… vâki‘ olup ibtidâ bu mürted kâfire cellâd-ı felek buna bir tîğ-i âteş-tâb eyle
urdu kim
tâb-ı tüvânı kesilüp şirp-kelle ve pâf-gevde olunca hemân bu zincirde olan kâfi …
"şu Köse mel‘ûn harâmîyi devletli vezîr gördün mü? Seydî Ahmed Paşa vezîrimizin bölükbaşısı idi. Marina kal‘ası cenginde mürted olup Venedik kâfirine kaçdı ve bizim gâzîlerden niçe âdemleri şehîd etdi. Âhirü'l-emr hamd-i Hudâ Marina kal‘ası feth olup bu mel‘ûn bir kayığa binüp Zadra kal‘asına kaçdı. Hamd-i Hudâ bu cengde bugün ele geldi ve bu zincirde olan kâfirin dahi cümleleri böyle mel‘ûnlardır. Bunları cümle katl edersen, gazâ-yı ekber edersiz" deyü serhad gâzîler bunların katllerin ricâları hayyız-ı kabûlde vâki‘ olup ibtidâ bu mürted kâfire cellâd-ı felek buna bir tîğ-i âteş-tâb eyle urdu kim tâb-ı tüvânı kesilüp şirp-kelle ve pâf-gevde olunca hemân bu zincirde olan kâfirin bir semiz ve boynu kalın ve tıknaz ve burnaz ve bodur ve haylaz elleri bağlu ve boğazı zincirde iken hemân bir kerre pertâb edüp zincir-keşânın elinden rehâ bulup, "İşte paşa sana vardım" deyüp gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
… ‘koma hâ’ etdim. Ber-hurdâr olsun ayu kâfirin boynuna bir seyf-i zülyezen eyle
urdu kim
Bosna lahanası-misâl kellesi galtân oldu. Hudâ âlimdir, bu vâkı‘a böyle vâki‘ o …
"Sultânım, vâkı‘an şimdi vâki‘ olsun" deyüp benim Receb nâmında bir fetâ gulâmım var idi. Ana belimden şeyhanî kılıcım verüp oğlana ‘koma hâ’ etdim. Ber-hurdâr olsun ayu kâfirin boynuna bir seyf-i zülyezen eyle urdu kim Bosna lahanası-misâl kellesi galtân oldu. Hudâ âlimdir, bu vâkı‘a böyle vâki‘ olmuşdur. Andan paşaya pençik veri[r]ken iki yüz aded kâfirleri, vâkı‘asında cemâ‘at içine hınzîr gibi giren kâfirlerin cümlesin gâzîlere, "Koma kurdlarım" {dedikde} ân-ı vâhidde iki yüz kâfirleri dahi dendân-ı tîğdan geçirdiler ve anların dahi kellelerin yüzdürüp tuzladılar. Cümle bin üç yüz otuz beş aded kelle olup der-i devlete göndermeğe hâzır etdiler. Meğer bu mahalde bir serhad gâzîsi bir kâfir harâmîyi diride saklamış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
… sûlâtların nehb u gâret ederken guzâta kal‘adan ol kadar balyemez top gülleleri
urdu kim
her gülle birbirine ta‘kîb edüp kal‘a murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde …
Hâlâ Venedik pirinc-pirimi hükmünde cenerallikdir ve kal‘ası büyük Akdeniz'den girmiş bin mîl tavîl körfez deryâsının Bosna vilâyeti tarafı kenârında vâki‘ olmuşdur, ammâ âsî kal‘ası olmak ile yanına varamayup ne cirmde ve ne tarz [u] tavrda idiği ma‘lûmumuz değildir. Ancak derûn-ı hisârda ma‘mû[r] kenîse çanlıkları nümâyân idi. Hattâ niçe bin guzât-ı muvahhidîn bu kal‘a etrâfında olan köylerin ve bâğ evlerin ıhrâk edüp mahsûlâtların nehb u gâret ederken guzâta kal‘adan ol kadar balyemez top gülleleri urdu kim her gülle birbirine ta‘kîb edüp kal‘a murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. 138b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138a–138b ·
metinde göster ·
… eyüp at dahi cân havliyle Seydî'nin sîne-i bî-kînesine dû-pây-ı edbâr-ı zahmdâr
urdu kim
garîb Seydî iki aded perende-i mu‘allâk kılınca ol mahalde kereke bid‘atin gayt …
Bu hâl ile köpek cengi ederek otak dâ’iresinden taşra çıkdı, ammâ kafâdâr askeri yok ve her tarafda düşmanı çok. Bir sarıca kâfiri matbahda ucu yanmış bir odun ile Seydî'nin koluna bir odun nice urdu ise Seydî'nin destinden hançeri fırlayup bir şâtırı ol ân paşaya bir gaddâre yetişdirince dal gaddâre olup hayli âdem yıkup bir âdemi iki pâre etdi. Ve şâtırı dahi şehîd etdiler. Ve yedi âdemi dahi zahm-âlûd olup silihdârı dahi Küçük şahin ve Gürcî Beğzâdeler mecrûh olup yan verdiler, ammâ Seydî fakîr de bî-tâb u bî-mecâl meydân-ı ma‘rekede bî-dermân hareket etmeğe başladıkda ol ân sarrâcbaşı Seydî'ye bir esb-i menhûs yetişdirüp eğer hânesine el uram derken bir kâfir-i bî-dîn fakîr atı kılıç ile sinirleyüp at dahi cân havliyle Seydî'nin sîne-i bî-kînesine dû-pây-ı edbâr-ı zahmdâr urdu kim garîb Seydî iki aded perende-i mu‘allâk kılınca ol mahalde kereke bid‘atin gaytânları Seydî'nin boğazına geçüp anın halâsına ve yakasının dem-bestesine halâsda iken yine ol Seydî hüddâmlarından bir nânkör (---)(---) nâm deli mel‘ûn Seydî ile yaka yakaya ceng edüp kereke gaytânı mâr-ı ecel-vâr boğazına sarılup çadırlar tınâbları dahi ayağına dolaşup elindeki gaddâre de gaddârlık edüp yâverlik etmeyüp eyle dilâverin serine mezkûr (---)(---) deli bir odun ile nice urduysa artık garîb Seydî serâsime olup cümle haşerâtlar başına üşüp dest ber-kafâ kayd [u] bend ile serâsime otak içre götürüp derhâl asker içinde fetret ü tuğyân olmasın içün ol ân Gâzî Seydî Ahmed Paşa'nın kellesin teninden cüdâ edüp şehîd etdiklerinde azamet-i Hudâ ordu-ı İslâm içinde bir gırîv [ü] feryâd kopdu kim gûyâ (gûyâ) rûz-ı mahşerden nişân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185b ·
metinde göster ·
… sker(e) itâ‘at etmeyüp gorof nemeşleri gelmeyüp bizim askere eyle top gülleleri
urdu kim
kelle gibi gülleler sahrâda çöpik(?)-vâr galtân olurdu. Hamd-i Hudâ ferd-i âfer …
Lisân-ı Macar'da (---)(---) demekdir. Bânîsi Süleymân Hân ile Mihaç gazâsında ceng ederken batakda gark olup lâşe-i murdârını Süleymân Hân Ustolni-Belgrad'a gönderüp anda defn ederken lâşesi üstüne bir çeleng sokduğu Vilagoş kral binâsı bir kal‘a-i metîndir. Asker(e) itâ‘at etmeyüp gorof nemeşleri gelmeyüp bizim askere eyle top gülleleri urdu kim kelle gibi gülleler sahrâda çöpik(?)-vâr galtân olurdu. Hamd-i Hudâ ferd-i âferîdeden bir kese zarar isâbet etmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
… tırdısın küffâr istimâ‘ edüp küffâr-ı sâhib-i nâr bunlara ol kadar top-ı zûnnâr
urdu kim
hisâbın Allâhu Settâr bilür.
Mezkûr vüzerâlar meterislere girirken kazma ve kürek takırdısı ve patırdısın küffâr istimâ‘ edüp küffâr-ı sâhib-i nâr bunlara ol kadar top-ı zûnnâr urdu kim hisâbın Allâhu Settâr bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110a ·
metinde göster ·
… r köşesinde iç kal‘a-misâl kal‘ası var imiş. Bize ol kadar toplar atup gülleler
urdu kim
askerimiz içinde gülleler kellelerimiz üzre kuş gibi sekerdi. Çok atlarımızın a …
Bu dahi Zirinoğlu hükmünde ve İslovin hudûdunda bir haşeb hisâr-ı üstüvâr idi. Her ne hâl ise varoşunu ıhrâk [edüp] ganîmet almak murâd edindiğimizde meğer varoşunun bir köşesinde iç kal‘a-misâl kal‘ası var imiş. Bize ol kadar toplar atup gülleler urdu kim askerimiz içinde gülleler kellelerimiz üzre kuş gibi sekerdi. Çok atlarımızın ayakların mecrûh edüp cümle boğazlayup atların etlerin yedik. Ba‘dehu ganîmet alınan atlara süvâr olup bu fezâda olan kurâları 185a cümle nehb ü gârete âheng edüp binden mütecâviz esîr alındı, ammâ mahbûb sıbyânları yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184b–185a ·
metinde göster ·
… terseniz sizi ibtidâ şöyle kırarız" deyüp küffârın birine bir sâtûr-ı Muhammedî
urdu kim
gûyâ kellesi bâzâr ipliğiyle dikili imiş.
"Baka mel‘ûnlar eğer bizi çok düşman içine uğradup bizi kırdırup siz halâs olmak isterseniz sizi ibtidâ şöyle kırarız" deyüp küffârın birine bir sâtûr-ı Muhammedî urdu kim gûyâ kellesi bâzâr ipliğiyle dikili imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
… edüp ale'l-gafle kal‘a altında Kalmığ'a Mehemmed Geray Hân bir sâtûr-ı Mehemmed
urdu kim
Moyinçak Şâhları gücile güç halâs oldu. Ve bu kadar mâl-i ganâ’im bu kadar at v …
Fakîr Hân yine ma‘zûl iken hasbeten lillâh dâmen der-miyân edüp cümle Kabarti'yi ve cümle Noğay'ı bindirüp bir sâ‘at ılgar edüp ale'l-gafle kal‘a altında Kalmığ'a Mehemmed Geray Hân bir sâtûr-ı Mehemmed urdu kim Moyinçak Şâhları gücile güç halâs oldu. Ve bu kadar mâl-i ganâ’im bu kadar at ve kelleler ile bir alay-ı azîm ile pişköve gelüp şâdımânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157b ·
metinde göster ·
… ân el kaldıram sandı. Abdullâh Mâzinî Mervân-ı Hımâr'a eyle bir sâtûr-ı Müslimî
urdu kim
kellesi hâk-i pâke-i rimâl üzre galtân oldu. Ve etbâ‘-ı Mervân Abdullâh üzre el …
"Cedd-i ızâmım Hazret-i Yezîd rûhiyçün şimdi ben sizi vâkı'amda görüyordum. Bana tâbi‘ olmağa mı geldiniz?" dedikde Âmir Cürcânî ve Abdullâh Mâzinî eydir: "Vallâhi biz de Ebü'l-Müslim başıyçün seni burada depelemeğe geldik" deyince hemân zeber-dest Mervân el kaldıram sandı. Abdullâh Mâzinî Mervân-ı Hımâr'a eyle bir sâtûr-ı Müslimî urdu kim kellesi hâk-i pâke-i rimâl üzre galtân oldu. Ve etbâ‘-ı Mervân Abdullâh üzre el kaldıram zann etdiler. Abdullâh ve Âmir Cürcânî yüz on âdem dahi Mervânîlerden katl edüp başlarını Şâm'da Ebü'l-Müslim'e götürdüler. Hâlâ Mervân'ın ve tevâbi‘lerinin mezârları Mısır'ın Cîze hâkinde mezkûr Bûsîr nâm karye kurbunda bir hurmalık altında medfûnlar. Ba‘zı Mervânî ve Yezîdîler varup ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 164a ·
metinde göster ·
… usuna liman kullesinden ve Göllük taraflarından ol kadar balyemez top gülleleri
urdu kim
ta‘bîr olunmaz, ammâ hamd-i Hudâ asâkir-i nusret-me’sere aslâ bir zarar isâbet …
Ammâ Kaplan Paşa tarafından niçe bin aded tüfengler atılup şâdımânîler ederek saf saf ubûr edüp Kanlı Mağârâlar kurbundan tâ Nazarete nâm liman kenârına varınca kal‘a mukâbelesinde Kaplan Paşa askeriyle meks edüp tarfetü'l-ayn içre cemî‘i askerine ve cümle pâyzenlerine Hanya kal‘ası cirminde bir tabur-ı azîm handakları kazdırup içinde üç yüz aded hayme ve hargâhlar ve elli aded kadırga tenteleri kurulduğun küffâr kal‘adan görüp "Âyâ bu ne gûne asker imdâdıdır" deyü Kaplan Paşa ordusuna liman kullesinden ve Göllük taraflarından ol kadar balyemez top gülleleri urdu kim ta‘bîr olunmaz, ammâ hamd-i Hudâ asâkir-i nusret-me’sere aslâ bir zarar isâbet etmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 296b ·
metinde göster ·
… p galyonları bir yanına dahi tıramola edüp cüyûş-ı müslimîne eyle top gülleleri
urdu kim
dokunmadık bir hatve yer kalmayup harâb u yebâb olmadık tabyalar ve siperler ve …
Venedik mavunalarının kırkar vukıyye kovuş topu atar gülleleri ve Fransa paturuna ve iryale ve kapudana nâmân galyonları batırdamayan topları ile büryân topların atup galyonları bir yanına dahi tıramola edüp cüyûş-ı müslimîne eyle top gülleleri urdu kim dokunmadık bir hatve yer kalmayup harâb u yebâb olmadık tabyalar ve siperler ve poyatalar ve külbe-i ahzânlar kalmadı. Ammâ hamd-i Hudâ bir yiğidin ayağı mecrûh olup gayri kimesnelere aslâ bir zarar isâbet etmedi. Ve bir tarafdan mel‘ûn kal‘a ol kadar lağımlar ve kumbaralar ve havân taşları atdı kim zemîn ü âsımân dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300a ·
metinde göster ·
… ekrâr kudurup asker-i İslâma göz açdırmayup eyle toplar ve muşkat ve kumbaralar
urdu kim
bir vecih ile tahrîri kâbil değildir. Ammâ lağımları atılmadığından cemî‘i asâk …
Ve 1080 ibtidâsından "Aşağıdaki ordu-yı İslâm kal‘a altına göç etsinler" deyü fermân-ı Sadrıa‘zam sâdır olunca bu kadar bin dükkân ve bu kadar bin hânedânlar cümle göçüp kal‘a altında meks edince mel‘ûn küffâr yedi gün yedi gece tekrâr kudurup asker-i İslâma göz açdırmayup eyle toplar ve muşkat ve kumbaralar urdu kim bir vecih ile tahrîri kâbil değildir. Ammâ lağımları atılmadığından cemî‘i asâkir-i İslâmın ve cümle ehl-i hıref esnâfâtın ve cümle hânedân sâhiblerinin küffârın bu mertebe top ve kumbara atdıkları aynlarına gelmeyüp evlerinin ve dükkânlarının önlerine sedd-i Ye’cûc-misâl siperler binâ edüp ve gûnâ-gûn müte‘addid odalar ve havz u şâzrevânlar ve hammâmlar ve matbah ve niçe gûne imâretler inşâ olunup Hudâ hakkıyçün bir ânda bir yeni şehr-i azîm binâ olundu kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301a ·
metinde göster ·
… şumu berk çeküp mekteb-i tıfl-ı ebcedhân gibi enseme bir sille-i pehlivânî eyle
urdu kim
kâse-i serim pûlâd-ı Nahcivânî gibi çın çın sadâ verdi.
Ve mübârek dest-i şerîflerin pederimiz cemî‘î uzvumuza sürüp cemî‘î vücûduma sürüp cümle endâmıma üfürdüler. Ve yine pederimiz gûşumu berk çeküp mekteb-i tıfl-ı ebcedhân gibi enseme bir sille-i pehlivânî eyle urdu kim kâse-i serim pûlâd-ı Nahcivânî gibi çın çın sadâ verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y2b ·
metinde göster ·
… vî taş vardır, anın üstüne fakîr İlyâs Paşa'yı çökerdüp bir tiğ-ı âteş-tâb eyle
urdu kim
başı taşa ol zamân dokundu. Meğer hakîkat kellesi kel imiş.
Hemân anı gördüm. Bir kara yüzlü zeber-dest âdem İlyâs Paşa'yı kapucular kethudâsı elinden alup İstavriz Köşkü önünde leb-i deryâda bir büyük mâvî taş vardır, anın üstüne fakîr İlyâs Paşa'yı çökerdüp bir tiğ-ı âteş-tâb eyle urdu kim başı taşa ol zamân dokundu. Meğer hakîkat kellesi kel imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y40a ·
metinde göster ·
… ına düşüp Taşak ovası nâm mahalde Timur Gürgân'a yetişüp eyle sâtûr-ı Mehemmedî
urdu kim
hâlâ dillerde dâstândır. Ve cümle Tatar leşkerinin derilerini yüzüp sâyesinde m …
Andan Timur giderken Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Hân babasının intikâmın almağiçün Timur'un ardına düşüp Taşak ovası nâm mahalde Timur Gürgân'a yetişüp eyle sâtûr-ı Mehemmedî urdu kim hâlâ dillerde dâstândır. Ve cümle Tatar leşkerinin derilerini yüzüp sâyesinde meks etdikleriyçün bu sahrâya Taşak ovası derler. Bir edebsizce ismi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y23a ·
metinde göster ·
… livânın boğazına bağlayup kendüsi ata süvâr olup fakîr ata ol kadar taziyâneler
urdu kim
at cânı acısından ve kuyruğu derdinden bu sahrâ içre seğirddikçe kuyruğundaki p …
Evvelâ bu pehlivân-ı sânî melikden bir yüğrük at alup merhûm olan pehlivânın na‘şı yanına varup atın kuyruğuna bir habl-i metîn bağlayup hablin bir ucun merhûm pehlivânın boğazına bağlayup kendüsi ata süvâr olup fakîr ata ol kadar taziyâneler urdu kim at cânı acısından ve kuyruğu derdinden bu sahrâ içre seğirddikçe kuyruğundaki pehlivân-ı garîbin leşi doğancı pefteresi gibi pür pütur olup rimâl-i türâb ve hâr [u] hâşâk içre evgâr olup ba‘zı yerden derileri yüzülüp kızıl kızıl etleri zâhir oldu. Bu meydânda sürüye sürüye merhûmun na‘şın melik huzûruna getürüp kodu. Derhâl melik,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421b ·
metinde göster ·