… i hazîn ile rehâvîde tilâvet etdiklerinden makâm-ı ruhâvî derler. Zirâ {kal‘a-i
Urfa'nın}
bânî-i evveli dahi Ruhâ'dır. Hâlâ bu şehrin ismi elsine-i nâsda galat-ı meşhûru …
âyetin alâ tarîkı'l-kısas nâzil etdügü 55a âyetdir. Niçe bin mülûkdan mülûke müyesser olup Hazret-i İsâ asrında Urfa'ya kayser mâlik iken seyâhat ile Hazret-i Mesîh bu şehre gelüp ibâdet etdüğü deyr-i Mesîh hâlâ ma‘mûrdur. İncîl'i bu deyrde Havâriyyûnlar savt-i hazîn ile rehâvîde tilâvet etdiklerinden makâm-ı ruhâvî derler. Zirâ {kal‘a-i Urfa'nın} bânî-i evveli dahi Ruhâ'dır. Hâlâ bu şehrin ismi elsine-i nâsda galat-ı meşhûru Urfa'dır, ammâ sahîh ismi Ruhâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 54b–55a ·
metinde göster ·
Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn o …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
… ın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan
Urfa'nın
melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
… n edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd
Urfa'nın
nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı var …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
yukaru kal‘ası içinde bir yalçın püşte üzre evce ser-çekmiş şehre havâle bir kı …
Urfa'nın yukaru kal‘ası içinde bir yalçın püşte üzre evce ser-çekmiş şehre havâle bir kızıl kaya üzre alâmet-i mancınık oldur kim kaçan Nemrûd-ı la‘îni Hazret-i İbrâhîm dîne da‘vet etdükde İbrâhîm Nebî'yi habs edüp bu mancınıkı îcâd ve ihdâs etmişdir. Mezkûr kaya üzre meyl-i minâre-misâl iki aded amelî sütûnlar vardır kim eflâke ser çekmişdir. Ol asırda zemberekleri ve sapan keffi gibi keffi ve kalın ipleri var imiş. Hâlâ zamânımızda ıydeyn-i mübârekelerde bid‘at olan salıncak ta‘bîr etdikleri gibi salıncak keffine Hazret-i İbrâhîm'i koyup niçe yüz kavm-ı Nemrûd'u salup tâ mahall-i ma‘hûda gelince İbrâhîm Nebî ber-hevâ olduğu ân zembereklere rehâ buldurunca İbrâhîm Nebî evc-i hevâya tayerân edüp yedi kerre berk-ı hâtif gibi Cibrîl nâzil olup "Yâ İbrâhîm seni halâs edeyim" dedikde "Beni Allah halâs eder, penâhım oldur" dedikde âteş içine düşünce Cenâb-ı Kibriyâ Hazret-i İbrâhîm'e nâr[ı] gülzâr eyledi. Hâlâ ol iki aded mancınık amûdları kal‘ada zâhirdir kim ibret-nümâ âsâr-ı binâdır, ammâ hâlâ âletleri yokdur. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·